Etiket: kürdistan

  • FEDA ve DAKB’den çağrı: İran’da halklara yönelik katliamlara sessiz kalmayın!

    FEDA ve DAKB’den çağrı: İran’da halklara yönelik katliamlara sessiz kalmayın!

    PİRHA – FEDA ve DAKB, İran’da devam eden halk ayaklanmaları karşısında Molla rejiminin uyguladığı şiddete dikkat çekti. Yapılan açıklamada, “Uluslararası alanda tüm demokratik çevreleri, İran’da yaşanan katliamlara karşı harekete geçmeye; halkların meşru taleplerini desteklemeye çağırıyoruz” denildi.

    Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ile Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), İran’da devam eden eylemlere dair açıklama yaptı.

    “Demokrasi, Barış ve Özgürlük İçin İran’daki Halk Direnişini Selamlıyoruz” başlıklı yazılı açıklamada, İran rejimi tarafından yapılan saldırılara da dikkat çekildi.

    “YENİLMEYE MAHKÛMDUR”

    Molla rejimin baskıcı politikalarına dikkat çekilen yazıda şu ifadelere yer verildi:

    “Yıllardır baskı, şiddet ve katliam üzerine kurulu olan İran molla rejiminin, son günlerde İran genelinde ve Rojhilat Kürdistan’da gelişen protesto yürüyüşlerine karşı sürdürdüğü baskıcı ve katliamcı politikaları protesto ediyoruz.

    Kadim halkların haklı ve meşru talepleri karşısında demokratikleşme yoluna girmek, halkın taleplerini karşılamak yerine; zulmü bir yönetim biçimi haline getiren molla rejimi, tıpkı Jin, Jîyan, Azadî isyanında olduğu gibi halkların haklı taleplerini şiddetle bastırmayı tercih etmektedir.

    Özellikle Rojhilat Kürdistan’da protestoların öncü gücü olan Kürt halkına yönelik idam, katliam ve sistematik şiddeti pervasızca uygulayan İran devlet rejimi, bilinçlenen ve örgütlenen halklar karşısında yenilmeye mahkûmdur.

    Sürekli ‘dış güçler’ söylemiyle kendi halklarının demokrasi ve özgürlük taleplerini bastırmaya çalışan molla rejiminin bu katliamlarını en güçlü şekilde kınıyoruz.

    Uluslararası alanda tüm demokratik çevreleri ve halkları, başta Rojhilat Kürdistan olmak üzere İran’da yaşanan katliamlara karşı harekete geçmeye; halkların meşru taleplerini demokrasi, barış ve özgürlük mücadelesi doğrultusunda desteklemeye çağırıyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • DBP Eş Genel Başkanı Uçar: Özel savaş politikalarından en çok kadınlar etkileniyor-VİDEO

    DBP Eş Genel Başkanı Uçar: Özel savaş politikalarından en çok kadınlar etkileniyor-VİDEO

    PİRHA-DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, kadınların özgürlüğü için bir yol inşa etmek istediklerini vurgulayarak,  “Özel savaş politikalarından en çok kadınlar etkileniyor. Kürt kadını özel savaş politikalarına karşı hiçbir zaman yılmadı, özel savaş politikalarını teşhir edeceğiz” dedi.

    Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Kadın Meclisi “Özel savaşa karşı kadın buluşmaları” atölyelerinin sonuç raporunu Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Bingöl İl Örgütü binasında açıkladı.

    “ÖZEL SAVAŞ POLİTİKALARINI TEŞHİR EDECEĞİZ”

    Uzun süre kadınlarla çalıştıklarını ve fikir alışverişinde bulunduklarını söyleyerek, kadınların özgürlüğü için bir yol inşa etmek istediklerini belirten DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, “Kürdistan’da uzun süredir özel savaş politikaları devam ediyor. Dağlarımız bombalandı, ağaçlarımız kesildi ve ırmaklarımız kirletildi. Doğa aynı zamanda bizim hafızamızdı. Doğamız üzerinde HES ve JES yaptılar. Suyun altında kalanlar aynı zamanda bizim hafızamızdır. Özel savaşın amacı Kürt halkını hafızasız ve sahipsiz bırakmaktır. Kürdistan’da açlık ve yoksulluk yüksektir. Bunun başlıca sebebi, devlet barış yerine savaş politikasın benimsedi. Özel savaş politikalarında en çok kadınlar etkileniyor. Devletin halkın ve kadınların sorununu çözmekle uğraşmak yerine, savaşı tırmandırıyor. Özel savaş politikalarının özellikle Kürdistan’daki kadınları fuhuşa sürükleniyor. Kürdistan’a gelen asker ve polisler sadece görevleri için değil, “sevgi” adı altında genç kadınları “düşürme” amacıyla geliyor. Gençler uyuşturucuya alıştırılıyor. Özel savaş politikalarını teşhir edeceğiz” dedi.

    “KADINLARIN 25 KASIM’DA ALANLARDA SESİNİ ÇIKARMASI GEREKİYOR”

    Kadınların 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’nde alanlarda sesini çıkarması gerektiğini belirten Çiğdem Kılıçgün Uçar, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Devlete bakarsanız, ‘Ayrımcılık yok’ diyecek. Evet var. Devlet hiçbir zaman kadının özgürlüğünü istemez. Biliyor ki kadın uyanırsa çok şey değişecek. Kadın karar vermeli. Kadınlar ne karar verirse erkekler el koyuyor, ‘Biz karar vermişiz’ diyor. Onlarda biliyor ki; kadınlar uyanırsa o memleket aydınlanacaktır. Devlet ne yaptı? Her yerde İstanbul Sözleşmesi’nden çıktı. İstanbul Sözleşmesi kadını savundu. Siz de biliyorsunuz Türkiye’de kadınlar her zaman katlediliyor. Bu da AKP ve MHP’nin işine yarayan bir şey. Ceza kime kesiliyor? Kadınlara kesiyor. İstanbul Sözleşmesi’ni kadın haklarını isteyecek, diye iptal etti. Aslında nafakalar bizim hakkımız. Devlet kadınların nafaka almasını hiçbir zaman istemiyor. Onlar ‘Kadın erkeğin hizmetçisidir’ diyor. Kürdistan’da oluşturulan ittifak, Hizbul-kontrayla kadına yine bir şekilde yöneliyor. Herkes kendine göre kadını öldürüyor, kimi öyle diyor, kimi böyle diyor. Ama Kürt kadını her zaman kendi ayakları üzerinde durmayı bilmiştir. Kendi köyümüzden çıkmışız sürgün olmuşuz, dilimiz, evimizi almışlar. Ama ona rağmen Kürt kadını yılmamıştır.”

    PİRHA/BİNGÖL

  • DEM Parti Kadın Meclisi: Kürt kadın gazetecilerin kalemi yerde kalmayacak

    DEM Parti Kadın Meclisi: Kürt kadın gazetecilerin kalemi yerde kalmayacak

    PİRHA – DEM Parti Kadın Meclisi, Federe Kürdistan Bölgesi’ndeki gazetecilerin olduğu araca yapılan saldırıya ilişkin açıklama yaptı. Federe Kürdistan yönetimini derhal açıklama yapmaya çağıran DEM Parti Kadın Meclisi, “Bu saldırıyı gerçekleştiren paramiliter yapılar ne Kürt halkının ne kadınların ne de kadın gazetecilerin mücadelesini sindiremeyecektir” ifadelerini kullandı.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Kadın Meclisi, Federe Kürdistan Bölgesi’nin Süleymaniye kentinde içerisinde gazetecilerin olduğu bir araca yönelik yapılan saldırıya ilişkin açıklama paylaştı. Yazılı yapılan basın açıklamasında “Kürt kadın gazetecilerin, özgür basın emekçisi kadınların kalemi yerde kalmayacak” denildi.

    “BU SALDIRI KÜRT HALKININ MÜCADELESİNİ SİNDİREMEYECEK”

    Gazeteci Gülistan Tara ve Hêro Bahadîn’in yaşamını yitirdiği saldırıda birçok gazeteci de ağır yaralanmıştı. DEM Parti Kadın Meclisi, “Bilinçli ve örgütlü bir saldırı olduğunu çok iyi biliyoruz” diye belirttiği açıklamanın devamında şu ifadelere yer verdi:

    “Federe Kürdistan Bölgesi’nde Kürt halkına ve kadınlara yönelik yapılan saldırıları ifşa eden kadın gazeteciler hedef alınarak bölgede işlenen savaş suçlarının üzeri örtülmek istenmiştir.

    Bu saldırının amacı, ilhak ve işgal politikalarının derinleştirilmesi ve bu politikalara karşı oluşacak uluslararası tepkiyi engellemektir.

    Kürt halkına, Kürt halkının kazanımlarına, özgürlük mücadelesine yönelik bu saldırılar daha önce de ajanlar, paramiliter güçler eliyle gerçekleştirilmiştir. Gazeteci Nagihan Akarsel yoldaşımız bu saldırılar sonucu Süleymaniye’de katledildi. Bu saldırıyı gerçekleştiren emperyal güçler, paramiliter yapılar ne Kürt halkının ne kadınların ne de kadın gazetecilerin mücadelesini sindiremeyecektir. İşlenen savaş suçlarının üzerinin, sivil katliamlarla örtülmesine izin vermeyeceğiz.

    Federe Kürdistan yönetimi derhal bu sivil katliama dair açıklama yapmalıdır. Bu sivil katliamın arkasındaki güçlerin kimler olduğunu açığa çıkararak, hesabını sormalıdır. Aksi takdirde bu katliamın ilk elden sorumlusu ve ortağıdır.

    Gazeteci Nagihan yoldaşımızı fikirleriyle, yazılarıyla, mücadelesiyle bulunduğumuz her yerde nasıl yaşatıyorsak, Gülistan Tara ve Hêro Bahadîn yoldaşlarımızın mücadelesini de yaşatacağımızın sözünü yineliyoruz. Kürt kadın gazetecilerin, özgür basın emekçisi kadınların kalemi yerde kalmayacak.”

    (HABER MERKEZİ)

  • DEM Parti’den Dünya Mülteciler Günü açıklaması: Sınırsız, sınıfsız, sömürüsüz Dünya

    DEM Parti’den Dünya Mülteciler Günü açıklaması: Sınırsız, sınıfsız, sömürüsüz Dünya

    PİRHA – DEM Parti Göçmen ve Mülteciler Komisyonu, 20 Haziran Dünya Mülteciler Günü sebebiyle açıklama yaptı. “Mülteciliğe neden olan politikalara ve savaşa yatırım yapmaya derhal son verin” denilen açıklamada Türkiye’nin politikaları da eleştirildi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti), Dünya Mülteciler Günü’nde yazılı açıklama yaparak AKP Hükümetinin mülteci politikalarını eleştirdi.

    “İLTİCA HAKTIR”

    “Göç ve Mülteci Bakanlığı kurulmalı” önerisini gündeme getiren DEM Parti, Türkiye’deki sığınmacılara dönük uygulamaları da kınadı. Türkiye’nin Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu coğrafi şerhe son vererek iltica hakkının yürürlüğe konulmasının zorunlu olduğuna vurgu yapan DEM Parti, şu açıklamayı paylaştı:

    “20 Haziran Dünya Mülteciler Günü’nü ne yazık ki bu sene de açlığın, yoksulluğun ve savaşların yarattığı kitlesel göçlerin dramatik görüntüleri ile karşılıyoruz. Rusya’nın Ukrayna, İsrail’in Filistin işgali devam ederken; Türkiye de Suriye ve Irak’taki Kürt bölgelerine yönelik saldırılarını ve savaş tehditlerini sürdürüyor, seçimlere engel olacak politikalarıyla Ortadoğu’da savaşı derinleştiriyor.

    Bugüne kadar Libya’dan Ukrayna’ya kadar nerede bir savaş patlak vermişse Türkiye o savaşa yatırım yapmış, sonuçlardan nemalanmaya çalışmıştır. Bunu yaparken IŞİD artığı çeteler ve zihniyetleriyle olan işbirliğini geliştirmiş ve istikrarsızlığın derinleşmesine, yaşam alanlarının daralmasına neden olmuştur. Afganistan’ın “yeniden inşası” sürecinde rol alma bahanesiyle Taliban ile de tam bir işbirliğine giren AKP iktidarı, bütün aksi söylemlerine rağmen İsrail ile olan ticaretini sürdürmektedir. AKP iktidarı, yaşanan tüm çatışmaların içerisine kendisini dahil etmeye ve her meselede ikili oynamaya çalışarak bölgede istikrarsızlık için elinden geleni yapmaktadır.

    “SAVAŞLAR YIKIMIN, ÖLÜMÜN VE GÖÇMENLİĞİN TEMEL NEDENİ”

    Bütün bu savaşlar yıkımın, ölümün ve nihayetinde kitlesel göçmenliğin temel nedeni haline gelmiştir. Devletlerin yarattığı bu kitlesel göçler sağcı, popülist, faşist yönetimlerin güçlenmesine ve yabancı düşmanlığının artmasına vesile yapılmıştır. Ölümden kaçan mülteciler gittikleri yerlerde barınamaz hale getirilmiş, göçmen işçiler insanca yaşamın çok altında ücret ve koşullarla çalışmak zorunda bırakılmıştır. Sağlığa erişimin engellendiği Geri Gönderme Merkezleri, adeta işkence ve kötü muamele için özel inşa edilmiş mekanlardır. Avrupa Birliği ile süren Geri Kabul Anlaşması kendi başına suç teşkil etmektedir. Türkiye’den hukuksuz yargılama ve infaz sonucu sürgün edilen çoğunluğu Kürt olmak üzere siyasetçilerin ve tümüyle göçmenlerin hakları ve hayatları uluslararası pazarlık konusu haline getirilemez.

    AB’de yükselmekte olan sağ partilerin kadın, LGBTİ+, işçi, emekçi, göçmen ve mülteci düşmanı politikalarının Ortadoğu’daki IŞİD artığı çeteler ve zihniyetleriyle ortaklaştığını teşhir ediyoruz! IŞİD karanlığından dünyayı kurtaran halklara yönelik bu suçlar kabul edilemez. Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi olarak, “Sınırsız, Sınıfsız, Sömürüsüz Dünya” sözünden geri adım atmadığımızı bir kez daha ifade ediyoruz.

    “İLTİCA HAKKI ACİLEN HAYATA GEÇİRİLMELİ”

    20 Haziran Dünya Mülteciler Günü vesilesiyle de bir kez daha taleplerimizi yineliyoruz: Türkiye’nin Cenevre Sözleşmesi’ne koyduğu coğrafi şerhe son vererek iltica hakkının acilen hayata geçirilmesi zorunludur. İltica haktır. Bu hakkın gaspı eğitim, sağlık, barınma, çalışma, örgütlenme gibi temel haklara erişimi de engellemektedir. Bu yüzden şerh kaldırılmalı, iç hukuk buna göre düzenlenmeli ve uluslararası hukukta yer alan haklar tanınmalıdır. Geri Gönderme Merkezleri kapatılmalı göçmen ve mültecilerin tüm süreçlerinin şeffaf bir şekilde yürütüldüğü ve haklarının güvence altına alındığı Göç ve Mülteci Bakanlığı kurulmalıdır. Türkiye, Rojava ve Irak Kürdistanı’ndaki işgal girişimlerine derhal son vermeli, Ortadoğu’da savaşı derinleştiren IŞİD artığı çetelerle ilişkisini bitirmelidir. Türkiye, Filistin halkıyla dayanışma içinde olmalı ve bu dayanışmaya Filistin’in ‘katliamcı İsrail’e ambargo’ çağrısıyla başlamalıdır. Avrupa Birliği, mültecileri Avrupa’dan uzak tutma siyasetine son vermeli, Türkiye ile fidye ilişkisini bitirmeli, bot batırma ve geri itme gibi sınırlarda işlediği suçlara son vermelidir. Türkiye sınırlarında uluslararası hukuk uygulanmalı, mültecilerin güvenliği sağlanmalıdır. Türkiye’de entegrasyon adı altında yürütülen asimilasyona son verilerek birlikte yaşam ve toplumsal dayanışma mekanizmaları kurulmalıdır. Bu mekanizmaları hayata geçirmek için de yerel yönetimlere Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı gereğince yetki verilmeli, kayyım siyasetine derhal son verilmelidir. Mülteci kadınların ve LGBTİ+’ların erkek devlet şiddetine karşı yasal dayanağı olan İstanbul Sözleşmesi’ne acilen dönülmeli ve 6284 Sayılı Kanunun eşit ve etkin şekilde uygulanması sağlanmalıdır. Göçmen ve mültecilerin emek sömürüsü düzenine son verilmeli, eşit işe eşit ücret hakkıyla güvenceli iş koşullarında sendikalaşmalarının önü açılmalı ve çocuk işçiliği mutlaka engellenmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • İzmir Kitap Fuarı’nda Pirtuka Kurdî standına baskın: Kitaplara el konuldu

    İzmir Kitap Fuarı’nda Pirtuka Kurdî standına baskın: Kitaplara el konuldu

    PİRHA- İzmir’de düzenlenen İzmir Kitap Fuarı’nda Pirtuka Kurdî standına polisin baskın düzenlediği öğrenildi. Kitap standında olan bir kişinin gözaltına alındığı bildirildi.

    İzmir’de 19-28 Nisan tarihleri arasında sürecek olan İzmir Kitap Fuarı’nda stant açan Pirtuka Kurdî’nin standının polisler tarafından basıldığı öğrenildi. Dünden beri polisler tarafından standın engellenmeye çalışıldığı bilgisi Pirtuka Kurdî’nin dijital medya hesabında paylaşıldı. Bugün gün boyu polislerin stantta olduğunun ifade edildiği paylaşımda Mehmet Sebi Yoldaş isimli çalışanın gözaltına alındığı duyuruldu. Gözaltı gerekçesinin ne olduğu ise bilinmiyor.

    Polis baskısına tepki gösteren Pirtûka Kurdî Koordinatörü Bawer Berşev, polislerin gün boyu kendilerini taciz ettiğini söyledi. Akşama doğru bir ekip polisin standa gelerek kitapları tek tek incelediğini aktaran Berşev, “Kurdistan” ismi geçen kitapların alındığını belirtti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu: Halepçe Katliamı’nı unutturmayacağız!

    Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu: Halepçe Katliamı’nı unutturmayacağız!

    PİRHA- Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu, Halepçe’de kimyasal gaz saldırısı sonucu binlerce kişinin hayatını kaybettiği katliamın 36. yıldönümünde katledilenleri andı.

    Saddam Hüseyin’in 16 Mart 1988’de düzenlediği ve insanlık tarihine kara bir leke olarak geçen Halepçe Katliamı’nın üzerinden 36 yıl geçti. Süleymaniye kentinin yaklaşık 100 kilometre uzağındaki İran sınırı yakınlarındaki Halepçe’de yaşanan olay, dünyada 20’inci yüzyılda gerçekleşen en acı katliamlardan biri olarak kabul edildi.

    Halepçe Katliamı’nın 36. yılında yazılı bir açıklama yapan Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) katledilenleri anarak, “16 Mart 1998 yılında, Saddam Hüseyin tarafından Kürt Federe bölgesinde kimyasal silah kullanılarak; çoğu çocuk ve kadın olmak üzere, masum insanların etnik kimliklerinden dolayı ölümüne sebep olan Halepçe Katliamını unutmadık, unutturmayacağız. Her canlının yaşam hakkını, etnik, inanç, kültür, dil eşitliğini ve insanlık onuruna yakışır şekilde, bir dünya da yaşamı savunmaya devam edeceğiz. Anılarına saygıyla” diye belirtti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Bir insanlık suçu olarak Halepçe Katliamının 36. Yılı: Anne elma kokusu geliyor

    Bir insanlık suçu olarak Halepçe Katliamının 36. Yılı: Anne elma kokusu geliyor

    PİRHA- 36 yıl önce Irak’ta bir insanlık suçu işlendi. 16 Mart 1988’de Irak’ta Baas iktidarı ve Saddam Hüseyin, kimyasal ve biyolojik silahlar kullanarak kadın, çocuk, yaşlı, genç 5 bini aşkın sivil Kürt, evlerinde, sokaklarda öldürüldü, 10 bin kişi yaralandı, onbinlercesi sakat kaldı, yüzbinlerce Kürt yurtlarından edildi.

    1980-88 yılları arasında İran ile Irak arasında, tarihe ‘Birinci Körfez Savaşı’ olarak geçen ve yaklaşık bir milyon kişinin öldüğü bir savaş yaşandı. Bu savaşta ekonomik kaynaklarını tüketen Irak’taki Saddam Hüseyin rejimi, 8 yıl süren savaşın son iki yılı boyunca, 1986-88 arasında Irak’ın kuzeyinde yaşayan Kürtlere karşı ‘El-Enfal’ adında bir operasyon gerçekleştirdi. Bu operasyonda 182 bin sivil Kürt öldürüldü.

    GÖKYÜZÜNDEN BOMBALAR YAĞDIRILDI, 5 BİN KÜRT ÖLDÜRÜLDÜ

    Bu operasyonun son günlerinde ve İran-Irak Savaşı bitmek üzereyken, Irak Hükümeti, Peşmergenin savaşta İran’ın tarafında yer almasını gerekçe göstererek 16 Mart 1988’de ‘Kanlı Cuma’ olarak da bilinen bir kimyasal gaz saldırısı gerçekleştirdi. Kürtlerin ‘Kîmyabarana Helebce’ adını verdiği bu saldırıda, Birleşmiş Milletlerce yürütülmüş tıbbi incelemeler sonucunda saldırıda hardal gazı ile türü tespit edilememiş bir sinir gazı çeşidinin kullanıldığı tespit edilmiştir.

    Kürtlere karşı bir soykırım katliamı olarak nitelenen Halepçe saldırısında, üç gün boyunca gökyüzünden yağdırılan gaz bombaları sonucunda, Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) bildirdiğine göre; çocuk, genç, yaşlı, kadın demeden 5 bin sivil Kürt, evlerinde, sokaklarda öldürüldü, 10 bin kişi yaralandı, onbinlercesi sakat kaldı yüzbinlerce Kürt yurtlarından edildi ve saldırı sonrasında kentte yaşayanlarda çeşitli sıyrıklar ve komplikasyonlar baş gösterdi. O tarihten sonra yapılan doğumlar da sağlıksız sonuçlar elde edildi. İran-Irak Savaşı’ndan sonra bölgeye giren yabancılar tarafından, verilen bu rakamların daha da büyük olduğu belirtildi. Etkisi ve olumsuz sonuçları uzun yıllara yayılan bu kimyasal saldırı, sivil nüfusa karşı yapılmış en büyük kimyasal saldırı olarak biliniyor.

    BİRÇOK ÜLKE PARLAMENTOSU İŞLENEN SUÇU SOYKIRIM OLARAK TANIDI

    Saddam Hüseyin rejiminin devrilmesinden sonra Halepçe Katliamı, 1 Mart 2010 yılında Irak Yüksek Ceza Mahkemesi tarafından soykırım olarak kabul edildi. Sonraki süreçte Irak Meclisi ve Irak Kürdistan Bölgesi Meclisi de Halepçe’yi soykırım olarak tanıdı ve ‘Kürt halkının hafızasında kalıcı bir yara açtığını’ ifade etti. Saldırı bazı ülkelerde parlamentolar tarafından insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak tanımlanıp kınandı. Ayrıca Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne bu katliamın tanınması için kanun teklifi verildi.

    Avusturya’nın Viyana eyalet parlamentosu da 2023 yılında Yeşiller, Avusturya Sosyal Demokrat Partisi (SPÖ) ve Yeni Avusturya ve Liberal Forum (NEOS) partilerinin verdiği ortak önergeyi oybirliğiyle kabul ederek Halepçe katliamını ‘soykırım’ olarak tanıdı. Böylece Avusturya siyasi tarihinde ilk kez Kürtlere karşı işlenen kitlesel bir suç ‘soykırım’ olarak tanındı.

    Bugün Halepçe’nin içinde yer aldığı Enfal Katliamı, Norveç, İsveç ve İngiltere tarafından ‘Kürt soykırımı’ olarak kabul ediliyor.

    ELMA KOKUSUYLA GELEN ÖLÜM VE KORKUNÇ BİR TAHRİBAT

    Halepçe Katliamı sırasında gökyüzünden bombalar yağarken, annesine koşan bir çocuğun dilinden dökülen ‘Dayê bêhna sêva tê’ (Anne elma kokusu geliyor) cümlesiyle ve gazeteci Ramazan Öztürk’ün ‘Sessiz Tanık’ adını verdiği fotoğrafıyla hafızalara kazındı.

    Bombardıman öncesinde 75 bin civarında nüfusa sahip Halepçe’den geriye yıkık bir şehir kalırken, Halepçe’nin büyük bölümü bombardımandan sonra boşaldı. On binlerce kişi yakınlarını dahi toprağa veremeden, İran ile Türkiye’ye geçmeye çalıştı. Çok sayıda kişi de yolda ya da yerleştirildikleri kamplarda açlık ve susuzluktan yaşamını yitirdi.

    GAZETECİLERİN OBJEKTİFLERİNE YANSIYAN BİR TRAJEDİ

    Katliamdan sonra Halepçe’ye giden gazetecilerin objektiflerine yansıyan görüntüler trajedinin boyutunu gösteriyordu. Çoğu kadın ve çocuk olmak üzere evlerin avlularında, kapıların eşiklerinde römorkların içinde, tarlaların ortasında ve yolların kenarında yanmış yüzlerce ceset vardı. Katliamdan sonra Halepçe’ye ilk gidenlerden Ramazan Öztürk’ün çektiği fotoğrafta bombardıman sırasında oğlunu alıp kaçmak isterken bir merdiven başında düşüp yaşamını yitiren Ömer Xawir yer alıyordu. Bu fotoğraf Halepçe trajedisinin de sembolü olmuştu. Bu fotoğraftan sonra Halepçe’de Ömer Xawir’in büstü de yapıldı. Fotoğrafın sahibi Ramazan Öztürk, yıllar sonra Halepçe’ye gidip büstü yapan heykeltıraşa “Neden Ömer Xawir?” diye sorduğunda heykeltıraş da “Ömer Xawir ölürken bile çocuğuna ağırlığını vermemek için kolundan destek almış. Son nefesini verirken bile o koruma duygusuyla, babalık duygusuyla hareket etmiş” diyor.

    “HAYVANLAR ÖLÜYORDU, AĞAÇLARIN YAPRAKLARI DÖKÜLÜYORDU”

    Evlerinin sığınağında saklanan Halepçeli genç bir kadın, “Önce helikopterler geldi, sonra uçaklar. Bir bir atıldı bombalar. Başlangıçta çöp gibi kötü bir kokuydu. Sonra elma kokusu gibi güzel bir kokuya dönüştü. Ardından yumurta gibi koktu. Dışarı baktım. Çok sessizdi, ama hayvanlar ölüyordu. Koyunlar ve keçiler ölüyordu. Gözlerimiz gittikçe kızarıyordu ve bazılarımızın gözleri yaşarıyordu. Kaçmaya karar verdik. İneğimiz bir köşede yatıyordu. Koşuyormuş gibi hızlı hızlı nefes alıyorduk. Sonbahardaymışız gibi ağaçların yaprakları dökülüyordu. Her tarafta insanlar ölüyordu. Bir çocuk daha ileri gidemeyecek duruma geldiğinde korkudan çılgına dönen ebeveynleri çocuğu yolun kenarında bırakıyorlardı. Aynı şekilde yaşlılar da bırakılıyordu. Koşuyorlar, nefes alamaz duruma geliyorlar ve ölüyorlardı” diye anlatıyordu.

    SADDAM HÜSEYİN VE HASAN ALİ MECİD SUÇLU OLARAK İDAM EDİLDİ

    Baas rejimi yıkıldıktan sonra Saddam Hüseyin ve Hasan Ali Mecid, Enfal Katliamı’ndan yargılandı. Duceyl Katliamı’ndan dolayı ölüm cezasına çarptırılan Saddam Hüseyin, 5 Kasım 2006 tarihinde asılarak idam edildi. Mecid ise, ‘İnsanlığa karşı suç işlemek ve soykırım’ suçlarından yargılandığı davada 24 Haziran 2007’de ölüm cezasına çarptırıldı. Mecid’in cezası, 25 Ocak 2010’da infaz edildi. Mecid’in idam kararının imzalandığı kalem ve asıldığı ip Halepçe’deki müzede sergileniyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Demirtaş: Devlet, şehirleri yaktı, Netenyahu ile ne farkınız var?

    Demirtaş: Devlet, şehirleri yaktı, Netenyahu ile ne farkınız var?

    PİRHA – Kobanî Davası kapsamında savunma yapan Selahattin Demirtaş, hendek çatışmalarında iktidarın tavrını eleştirerek “Operasyonun bir numaralısı darbeden tutuklandı” dedi. Demirtaş, Demokratik Özerklik modelinin önemine dikkat çekerek “Tek adam, tek millet ile yönetemezsiniz, arıza çıkar. Mağdurlar olarak çözümü biz üretiyoruz ama muhatabımız yargıçlar, hakimler oluyor. Bu bir sorun işte. Adı da Kürt sorunudur” ifadelerini kullandı.

    Kobanî Davası, Ankara 22’nci Ağır Ceza Mahkemesinde devam ediyor. HDP önceki dönem Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş savunmasına devam etti.

    SEGBİS sistemi ile duruşmaya katılan Demirtaş, “Dün savunmamı ‘kendini bil’ desturu üzerine kurmuştum. Bugün yine savunmamı ‘hiçbir şey göründüğü gibi değildir’ temeli üzerine oturtmak istiyorum” dedi. “Heyetinizin, bizi yargılayan devletin, hükümetin ve medyanın gördüğü gerçeklik, gerçeklik değildir” diyen Selahattin Demirtaş, şu savunmayı yaptı:

    “Barikatlar, hendekler kazıldı, çatışmalar yaşandı. Bunları Demirtaş da savundu, öyle mi? Değil. Biz kendi iddiamızı, iddianamemizi ortaya çıkaralım. Biz suçlu değiliz. Başka suçlular var. En başta suçlama konusu yapılan demokratik özerklik nedir onu anlatarak başlayalım. Biz kafadan mı uydurduk bunu? Seçim beyannamelerimizi hatırlatmak istiyorum. Örneğin Demokratik Toplum Partisi (DTP) 2010 yılında bir tutum belgesi yayınladı. Başlıklardan bir tanesi ‘demokratik özerklik’ti.

    “DEMOKRATİK ÖZERKLİĞİ HEP SAVUNDUK”

    Demokratik özerkliği bugüne değin hep savunduk. Kadın çalışmalarını, anadil çalışmalarını da savunmuşuz. Partimizin bütün programlarını tüm aşamalarda seçmene vaat etmişiz. Çok sayıda çalıştay yapmışız bu konuda. Dolayısıyla özerklik fikri bir anda ortaya çıkmış, barikat-hendek ile ortaya çıkmış bir şey değildir. DEM Parti programında da vardır. Dolayısıyla özerkliğin terör faaliyeti olarak görülmesi doğru değildir. Şimdi bu hendek-barikat dönemine dönelim. Orada bir terör mü var, yoksa terör mü estirilmiş birlikte bakalım. Ayrıca devlete beğendirmek zorunda da değiliz. Biz halka konuşuruz, devlete konuşmayız.

    Özerklik bir yönetim biçimidir ve savunulması bölücülük değildir. İnsanlar bağımsız Kürdistanı da savunabilir ki bu da suç olamaz. Nedir demokratik özerklik? Faşizmi oylamaya götüremezsiniz, ayrımcılığı ve kadın düşmanlığını sunamazsınız ama devlet mimarisi için modelleri sunarsınız. Mesela başkanlık sistemini önerenler ve hayata geçirenler serbest, bir başka modeli savunmak ise suç. Neden?

    Eğer beni duyuyorsa Abdullah Öcalan’a da çağrı yapmak istiyorum. Bence iki kere iki de dört eder de demeli, hayata dair her şeyi söylemeli. Çarpım tablosundan da çıkarılacak mı görelim. Bir fikrin hayata geçme biçimi önemlidir. Eğer şiddet ile hayata geçirirseniz suç olur. Bugün kullandığımız bilimin ve teknolojinin çok büyük bir kısmı Yahudiler tarafından kazandırılmıştır. Şu anda Yahudilerin şirketlerini falan protesto ediyorlar ya bence yerçekimini protesto etsinler. Kuantumu tanımayın ya da uzayı tanımayın. Bir bakalım ne olacak. Mesela asansöre binmeyin, gavur icadıdır. Önünüzdeki mikrofonu icat eden kişi Türk’e karşı olan biri olabilir mi bilmiyorum ama örneğin onu da kullanmayın.

    “İŞTE BUNUN ADI KÜRT SORUNUDUR”

    Bir başka şey ile devam edeyim. Hilafeti savunmak, şeriatı savunmak suç değil. Bence de ifade özgürlüğüdür, kesinlikle savunabilirler. Bunu hileyle, suçla isteyenler yapamazlar. Kürtler 100 yıl sonra bir fikir gerçekleştirmişler, anlatmaya çalışıyorlar. Bırakın Meclis’te, basında anlatmamızı, hakimlere karşı savunmak zorunda kalıyoruz. İşte bunun adı Kürt sorunudur. Bugün İstanbul’un ortasında hilafeti savunabilirim, başım okşanır ama Kürtlerin savunduğu bir modeli savunamam. Peki, nasıl bir arada yaşayacağız? Anayasa ‘herkes Türk’tür’ diyor. ‘Türkçe dışında anadilde eğitim yapılamaz’ diyor. ‘Geriye kalan hiçbir dil anadil değildir’ diyor. ‘Ortak tarihimiz vardır’ diyor.

    Tek adam ile yönetemezsiniz, tek millet ile yönetemezsiniz arıza çıkar. Kimseye kabul ettiremezsiniz. Duruşma salonunda bulunanlara kabul ettirirsiniz belki. Milyonlarca kişiye, halka kabul ettiremezsiniz. İsyan ederler. Ne lazım bize o zaman, yeni bir model lazım. Kürt halkı, siyaseti ve hareketi yıllarca bunu tartıştı. 100 yıldır bunu tartışıyor. PKK bunun son halkasıdır. Biz bir çözüm üretmek istiyoruz, mağdurlar olarak çözümü biz üretiyoruz. Birlikte yaşamak istiyoruz mağdurlar olarak ama muhatabımız yargıçlar, hakimler oluyor. Bu bir sorun işte. Adı da Kürt sorunudur.

    “ÖCALAN DEVREDE OLMALI”

    Kürtler olarak teklif olarak sunuyoruz, 100 yıllık Kürt sorununu gelin bitirelim. Abdullah Öcalan devrede olmalı. Kiminle savaşıyorsan onunla barışırsın. İki kere iki dört. PKK’ye savaşı yürütüyorsun gidip ETA ile müzakere yürüteceksin. Böyle olur mu? Demokratik özerklik uzlaşma ile olur. Rıza üzerine inşa edilir. Silah ile olmaz, hendek ve barikat ile olmaz. Ben bunu ilk günden beri böyle savundum. Demokratik özerklik silah zoruyla olmaz. Sadece ikna ile olur. Bir arada yaşamak zorla olabilecek bir şey değildir. Abdullah Öcalan’ın yapmaya çalıştığı buydu. Silahın özerklik ile alakası yoktur.

    Birkaç ilçede özerklik ilan edildi. Gençler polisin ilçelere girmesini istemiyordu. Ellerinde de silah yoktu. İlk başlarda böyleydi. ‘Gidip copluyorsunuz, baskı uyguluyorsunuz, cezaevine atıyorsunuz. Hendek kazmasın da ne yapsın?’ demişiz. O sırada henüz çatışmalar başlamamıştı.

    “EFKAN ALA ÇIKSIN KONUŞSUN”

    Şırnak için bir korucu geldi. Kandil’de üst düzey kişiler ile görüştüğünü söylüyordu. Ankara’ya gelmişti. Sırrı Süreyya Önder bize söyledi. O dönem güvenlik müsteşarı Muhammet Dervişoğlu yanına gitti, ‘Bu korucubaşı bunu söylüyor’ dedi. Şırnak’ta operasyonların durabileceğini söyledi. Onlar da konuyu ciddiye aldılar ve bir gün uğraştılar. Ordunun bir kademesinde tıkandı. PKK’nin içinde de tıkandı. Biz çıkmalarını istiyorduk. Ordunun izin vermesini istiyorduk ama bunu sağlayamadık. En çok Sur için uğraştık. O dönemin İçişleri Bakanı Efkan Ala çıksın konuşsun.

    Özyönetimlere yönelik Sur’da, Şırnak’ta, Nusaybin’de, Hakkari’de operasyon düzenleyen komutanlar, valiler, hatta operasyonun bir numaralısı darbeden tutuklandı. Biz çözmeye çalıştıkça neden tırmandığını anlamaya çalışıyorduk. Darbeden sonra öğrendik. Çünkü darbenin önü açılmaya çalışılıyordu.

    Devlet Bahçeli Nusaybin için ‘Taş üstünde taş, baş üstünde baş bırakmayın’ diye açıklama yaptı. Bu şiddet çağrısı mı değil mi? Bir de size okuduğum bizim açıklamalar ile karşılaştırın. Bizim açıklamamız mı bu açıklama mı terör? Terör işte budur. Sivil gözetmeksizin orayı yerle bir etmek. Erdoğan da Bahçeli’den sonra açıklama yaptı. Ülkenin Cumhurbaşkanı top atışları ile vurulmasını istedi. F-16 neden kullanılmıyor diye tartışıldı. Gazze’ye yapılanın aynısı o dönemde yapıldı. Şimdi biz bundan yargılanıyoruz. Savcı Bahçeli’nin, Erdoğan’ın, Davutoğlu’nun konuşmalarını niye koymuyor?

    “DEVLET ŞEHİRLERİ YAKTI”

    Tek tek evlere girerek altınları, paraları çaldılar. Kadınların makyaj malzemeleriyle, çamaşırlarıyla neler yaptılar bunları anlatmak dahi istemiyorum. Af Örgütü, İnsan Hakları Derneği, Diyarbakır Barosu ve pek çok kurumun raporları buradadır. Okumak isterseniz duruyor. Evlere, yaralılara, cenazelere yapılanların tek tek hepsi yer alıyor. Ancak biz bu raporları okuyarak öğrenmedik, biz bunları yaşadık. Vergi ödediğimiz devlet gelip şehirlerimizi yıktı, bizi öldürdü. Devlet kendisine silah çekene gül mü uzatacak? Hayır, yasa var. Ama sen on iki şehri, kasabayı nasıl kökünden silersin!

    Silvan’da Figen Yüksekdağ’ı öldüreceklerdi. Olayların büyümesi için bu provokasyonu yapacaklardı. Ancak biz bunu engelledik ve Yüksekdağ’ı oradan çıkardık. Efkan Ala, Meclis oturumunda Mithat Sancar’ın sorusu üzerine itirafta bulundu. Diyor ki ‘Evet, bizim de kontrol edemediğimiz güçler var’. Bu Meclis tutanaklarına geçti. Ben ne yapmışım o dönemde? Onlar duvarlara bu yazıları yazarken, ben ne yapmışım? Belki de Kürtlerin bir kısmı bu sözlerimden dolayı bana kızgındır. Kimin katliam yaptığı ortadadır. Yapılan şey Kürt’e zulümdür. Biz bunları yapmadık diye ve insan haklarını savunduk diye kimse bizi suçlayamaz.

    “NETANYAHU İLE NE FARKINIZ VAR?”

    İktidar bizi içerde tutmanın nimetlerini yiyor. İki dönemdir bu nedenlerden ötürü kayyım atıyor. Yıllarca barış için çabaladık. Türkiye’nin yönetiminin nasıl teslim alındığını görün. Yapamıyorsanuz davadan çekilin ama bu ahlaksızlara alet olmayın. Burada tek yalan konuşmadık. Netenyahu ile aranızda ne fark var? Kanlı cenaze fotoları, parçalanmış cenaze fotoları, sokakta bırakılan cenaze fotoğrafı… Taybet Ana 7 gün sokakta kaldı. Çürümeye terk edildi yaşlı bir kadının cenazesi. Cenazesini almak isteyen bir çocuğu öldürüldü, bir çocuğu ayağından vuruldu. Sokağın başında keskin nişancı vardı. Ateş eden de kendine Müslüman diyordu. Ahmet Davutoğlu da kendine Müslüman diyor. Bunları yapan alçaktır, namussuzdur. Ona emir veren de yapan da namussuzdur. Terör örgütü propagandası bu ise bin defa söylüyorum.

    İddianameyi yazan savcı savunuyordu. Siz bu askerleri savunuyor musunuz? Bu hadsizlere hadlerini bildirenlere de terörist diyorsunuz. Meclis’i bombaladılar ya! Siz yargılamadınız mı bunları? Şimdi de bizi aynı salona tıkmışsınız. Allah, halk, kanun katında da masumuz. Zulme uğruyoruz. Ama onurlu ve gururluyuz, teslim de olmayacağız.

    “BU FEZLEKELERİ HAZIRLAYANLAR ÖDÜLLENDİRİLDİ”

    Kürt çocuğu Kürt dilinin anadili olmasını istemesin de kim istesin? Keşke Türkler çıkıp istese. Bakın size bir devlet büyüğümüzün bir demecini okuyayım. Benim de katıldığım bir demeç. Demiş ki ‘Ey Almanya! Sen benim vatandaşımın anadilini nasıl yasaklarsın? Sen nasıl Türkçeyi yasaklarsın?’ Erdoğan diyor bunları. Biz de sonraki gün çıkıp kendisinin haklı olduğunu savunmuşuz. Almanya’da bir Türkiye bölgesi yok bu arada. Ama Türkiye’de Kürdistan var, yahu Kürdistan! Ancak anadilde eğitimi bırak isim koymasını yasaklıyorsunuz. Bu da ikiyüzlü siyasetin başka bir örneğiydi.

    Kürtçenin eğitim dili olması için yaptığımız etkinliğin üzerinden 9 yıl geçmiş, FETÖ’cü savcı hakkımızda fezleke hazırladı. Kim hakkımızda fezleke hazırlasa kurtuluyordu. Kim ki bize çok ceza verdi, bakan yardımcısı oldu, HSK’ya alındı. Bu fezlekeleri hazırlayanlar ödüllendirildi. Bakın bir konuşmada ‘Putin ile görüşmek için dört takla atıyorsunuz’ demişim. Bana cumhurbaşkanına hakaretten 3 buçuk yıl ceza verildi. Bu hakimi bana sırf ceza versin diye Mersin Mut’tan getirdiler. Bu da seçim ayarlıydı.”

    PİRHA/ANKARA

  • İHD’den sınır ötesi operasyon eleştirisi: Kürt sorunu çatışma ve savaş politikaları ile çözülmez

    İHD’den sınır ötesi operasyon eleştirisi: Kürt sorunu çatışma ve savaş politikaları ile çözülmez

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD) Türkiye’nin, Rojava ve Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne dönük bombalı saldırısına ilişkin açıklamasında “Türkiye hükümetini bir kez daha savaş politikaları yerine barış politikaları uygulamaya davet ediyoruz” denildi.

    İnsan Hakları Derneği, Türkiye’nin 19 Kasım gecesi Suriye’nin Rojava bölgesi ile Irak’ı bombalaması konusunda açıklama yaptı. Yazılı yapılan açıklamada “Seçim öncesi dönemde Kürt sorununda çatışmada ısrar etmek insani ve ekonomik krizi derinleştirir, siyasi kaos yaratır!” denildi.

    Özellikle Kobane kentinin bombalanmasına dikkat çeken İHD,  “Yetkililer, hava saldırısına gerekçe olarak 13 Kasım 2022 tarihinde İstanbul Taksim İstiklal caddesinde gerçekleştirilen bombalı saldırının Suriye’de faaliyet gösteren çeşitli örgütler ile bağlantılarının olduğu iddiasını dile getirmiştir. Hepimizin kınadığı İstiklal Caddesi saldırısında resmi yetkililerin sık sık farklı bilgileri kamuoyu ile paylaşmaları, soruşturmanın gizliliğini kasıtlı olarak ihlal etmeleri ve ilk günden beri Suriye’deki örgütleri suçlamaları oldukça ciddi kafa karışıklığına sebep olmuştur. Bu durum, siyasi gözlemcilerin ve biz insan hakları savunucularının 7 Haziran- 1 Kasım 2015 tekrar seçim dönemindeki ‘kanlı bir ara döneme mi giriyoruz’ şeklindeki kaygılarımızı artırmıştır.” dedi.

    “KÜRT SORUNU ÇATIŞMA VE SAVAŞ POLİTİKALARI İLE ÇÖZÜLMEZ”

    İHD, yapılan hava saldırısı sebebiyle çok sayıda sivilin öldüğü ve yaralandığını da belirterek “Hükümete saldırıları bir an önce sona erdirmesi çağrısı yapıyoruz” denildi. Siyasal iktidarın, 2015’ten beri Kürt sorununda çatışma yöntemini tercih ettiğini belirten İHD, yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:

    “Savaş politikalarına ve çatışmada ısrar siyasetine rağmen 2022 yılında gerçekleştirilen Nevroz kutlamalarında milyonlarca Kürt ve onların siyasi temsilcileri bir kez daha barış mesajları vererek, Türkiye’nin Kürt meselesini demokratik ve barışçıl yollarla çözmek için diyalog ve müzakere yöntemini seçmesi gerektiğini ve tecrit siyasetine son vermesi gerektiğini ortaya koymuştur.

    Kürt sorununun çözümsüzlüğü ile ilgili son 38 yıla baktığımızda çeşitli silahlı çatışma dönemleri ve bu dönemleri sona erdirip barış arayışlarının olduğu zamanlara tanıklık ettik. Silahlı çatışmalar 1984 yılında başlamış, Mart 1991’de ilk kez barış arayışlarına sahne olmuş ve en son Mart 2013-Temmuz 2015 arası uzun bir çatışmasızlık dönemi yaşanmıştır. Son 38 yıla baktığımızda ilk defa bu kadar uzun süren kesintisiz ve çatışmanın boyutunun coğrafik alan olarak büyüdüğü ve tüm toplumsal kesimlerin zarar gördüğü bir döneme denk gelmekteyiz. Dolayısıyla belirtmek isteriz ki, çatışmanın insani ve ekonomik maliyetinin bu kadar büyük olduğu bir dönemin sonunda barış arayışlarına yönelmenin kaçınılmaz olmasıdır.

    Akademisyen İzzet Akyol, Demokratik Gelişim Enstitüsü için hazırladığı bir araştırma raporunda 1985 ile 2021 yılları arasında doğrudan doğruya 230 milyar doların çatışma nedeni ile yok olduğunu, 2022 yılına göre güncellenen dolar endeksine göre ise Türkiye ekonomisinin 4,5 trilyon dolar kaybettiğini ve bu kayıp olmasaydı Türkiye’nin milli gelirinin %36 daha fazla büyüyebileceğini ortaya koymuştur. Kürt sorunundaki çözümsüzlüğün veya çatışmaya dayalı çözüm arayışlarının bu kadar korkunç bir ekonomik maliyeti de varken bu politikada ısrar etmenin beyhude olduğunu ve Türkiye’yi iflasa sürüklediğini belirtmek isteriz.

    İHD Dokümantasyon Biriminin 2015 ile 2021 yılları arasını kapsayan 7 yıllık silahlı çatışmalar nedeni ile tespit edebildiği verilere göre 6019 kişinin yaşamını yitirdiği, 8562 kişinin yaralandığı (Suriye ve Irak’taki çatışmalarda yaşamını yitirenlerin büyük çoğunluğu dahil değildir) bir tabloda çatışmanın insani maliyetinin ne kadar büyük olduğu anlaşılmaktadır.

    Türkiye’nin, Rusya’nın Ukrayna işgali ile başlattığı askeri operasyonda arabuluculuk yapması ve barışı destekleyeceğini açıklaması karşısında, Kürt sorunu gibi uluslararası sorun haline gelmiş, doğrudan doğruya Kürtler başta olmak üzere Türkiye, Suriye, Irak, İran ve bu ülkelerin dahil olduğu uluslararası askeri ve ekonomik birlikleri, BM ve Avrupa Konseyini ilgilendiren bir sorun karşısında çatışmada ısrar etmesini anlayamamaktayız. Kürt sorunu çatışma ve savaş politikaları ile çözülmez.

    Son hava saldırısı vesilesi ile bir kez daha hatırlatmak isteriz ki; İstanbul Taksim İstiklal Caddesi saldırısını hiçbir örgüt üstlenmediği halde, soruşturma halen gözaltılar ile devam ederken siyasi iktidarın, neredeyse Suriye ile savaş çıkaracak (mevcut silahlı çatışmayı savaş düzeyine çıkaracak) bir noktaya getirmesine karşı Türkiye’deki siyasi ve toplumsal muhalefetin karşı çıkması gerekmektedir. Aksi takdire savaş koşullarında seçime gidilemeyeceğinin bilinmesi ve durumun en hafif deyimi ile 7 Haziran-1 Kasım 2015 tarihleri arasındaki tekrar seçim döneminin daha da vahimini yaşayacağımız unutulmamalıdır.”

    “SAVAŞ POLİTİKALARI YERİNE BARIŞ POLİTİKALARI UYGULAMAYA DAVET EDİYORUZ”

    Irak’ın kuzeyinde Federe Kürdistan Bölge Yönetim topraklarında Türkiye sınır hattında Nisan 2022’den bu tarafa yürütülen askeri operasyonlar hakkında oldukça ciddi iddialar bulunmaktadır. Bu iddiaların başında birçok yerleşim yerinin bombalamalar yolu ile halkın korkutulup boşalttırıldığı ve böylece binlerce insanın zorla yerinden edildiğidir. Ayrıca, kullanılması yasak silahlar ile yasak bombaların kullanıldığı yönünde ciddi iddia ve görüntüler bulunmaktadır. Bunun yanı sıra yaşamını yitiren TSK mensubu askerlerin bazılarının cenazelerinin arazide bırakıldığı ve cenazelerinin akıbetinin bilinmediğine dair ciddi haberler çıkmaktadır. Bu iddialar hakkında da TBMM Araştırma Komisyonunun araştırma yapması gerekmektedir.

    Komisyonun yanı sıra askeri operasyonlar sırasında sivillere yönelik gerçekleştirilen saldırılar ile ilgili olarak sınır bölgesinde bulunan yetkili Cumhuriyet Başsavcılıkları ile Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının etkili soruşturma yürüterek gerçekleştirilen ağır insan hakları ve insancıl hukuk ihlallerini tespit edip gerekli kovuşturmaları açması gerekmektedir.

    BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği ile uluslararası insan hakları örgütlerinin iddia edilen ağır insan hakları ve insancıl hukuk ihlalleri iddiaları hakkında olay bölgelerinde araştırma ve inceleme yapması gerekmektedir.

    Ekim 2021’de kabul edilen Irak ve Suriye tezkerelerinin iptal edilerek, Türkiye’nin Irak ve Suriye’deki askeri güçlerini Türkiye sınırları içeresine çekmesini ve gerek bu ülkelerle gerekse de Kürt siyasi hareketi ile Kürt sorunun demokratik ve barışçıl yollardan çözümü noktasında askeri seçenekler dışı çözümler üreterek yeniden bir barış sürecinin inşa edilmesi gerektiğini belirtmek isteriz.

    İHD, savaşa karşı barış hakkını savunur. BM genel kurulun 19 Aralık 2016 tarihinde kabul ve ilan ettiği BM Barış Hakkı bildirgesini ve BM İnsan Hakları Konseyinin 22 Haziran 2017 tarihli 35/4 sayılı Barış Hakkının Desteklenmesi kararını hatırlatıyor ve Barış hakkını savunmanın bizler bakımından en öncelikli konu olduğunu belirtiyoruz. Türkiye hükümetini bir kez daha savaş politikaları yerine barış politikaları uygulamaya davet ediyoruz. Savaşa karşı barışı savunuyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Akademisyen Hifzullah Kutum tahliye edildi

    Akademisyen Hifzullah Kutum tahliye edildi

    PİRHA- Akademisyen Hifzullah Kutum’un sosyal medyada “Bijî Kurdistan” paylaşımı gerekçesiyle tutuklanmasına yapılan itiraz üzerine tahliye edildi. 

    Elazığ Fırat Üniversitesi İktisat ve İdari Bilimler Maliye Bölümü Araştırma Görevlisi Hifzullah Kutum, sosyal medyada yaptığı “Bijî Kurdistan” paylaşımı gerekçesiyle görevden alındıktan sonra hakkında açılan soruşturma gerekçesiyle 6 Kasım’da çıkarıldığı mahkemece “örgüt propagandası” iddiasıyla tutuklandı.

    Tutukluluğa avukatların yaptığı itiraz sonrası Kutum tahliye edildi. Tahliye haberini Avukat Mehmet Emin Aktar “6 Kasım tarihinde tutuklanan müvekkilim Hifzullah Kutum itirazımız üzerine davanın açıldığı Elazığ 2. Ağır Ceza Mahkemesince tahliyesine karar verilmiştir” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABER

    ‘Kürdistan’ paylaşımı yapan akademisyen tutuklandı

  • Araştırma görevlisi Hifzullah Kutum, ‘Kürdistan’ paylaşımı nedeniyle gözaltında

    Araştırma görevlisi Hifzullah Kutum, ‘Kürdistan’ paylaşımı nedeniyle gözaltında

    PİRHA-Elazığ Fırat Üniversitesi’nde araştırma görevlisi olan Hifzullah Kutum, sosyal medya paylaşımından yaptığı “Kürdistan” paylaşımı nedeniyle gözaltına alındı.

    Sosyal medya hesabından yaptığı “Kürdistan” paylaşımı gerekçe gösterilerek açığa alınan Elazığ Fırat Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi Maliye Bölümü araştırma görevlisi Hifzullah Kutum gözaltına alındı. Kutum, “Şoreşa Îlonê hemû Kurdan pîroz be, Bijî Kurdistan” (Eylül Devrimi tüm Kürtlere kutlu olsun. Yaşasın Kürdistan) paylaşımı gerekçesiyle rektörlük tarafından açığa alınmıştı.

    Fırat Üniversitesi Rektörlüğü konu ile ilgili olarak yaptığı açıklamada, “Sosyal medyadaki paylaşımları ile terör örgütü propagandası yaptığı değerlendirilen araştırma görevlisi, Rektörlüğümüzce açığa alınmış ve hakkında soruşturma başlatılmıştır. Bahse konu kişi ile ilgili ayrıca adli makamlara da suç duyurusunda bulunulmuştur” ifadelerini kullandı.

    NE OLMUŞTU?

    Sosyal medyada yaptığı paylaşım nedeniyle Kutum hakkında açılan soruşturmada uyarı cezası verildi. Bu cezaya yaptığı itiraz, Dekan Vekili Prof. Dr. Kenan Peker tarafından reddedildi. Yaptığı paylaşımlar nedeniyle savunması istenen Kutum’a, paylaşımı ne amaçla yaptığı ve görselde yer alan ifadenin “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin toprak bütünlüğüne ve sınır güvenliğine yönelik bir tehdit/kasıt içerip içermediği” soruldu. Kutum savunmasında, “Türkiye Cumhuriyeti ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi arasında gerçekleşen resmi temaslarda, görselde yer alan Kürdistan ifadesinin ve bayrağının kullanıldığını” söyledi. Ek olarak ise Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mesud Barzani ve Mesrur Barzani’yle olan resmi temaslardaki verilen karelerde yer alan ‘Kürdistan’ ifadesi ve bayrağının kullanıldığını belirtti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gergerlioğlu Soylu’ya sordu: ‘Kürdistan’ kelimesi yasak mıdır?

    Gergerlioğlu Soylu’ya sordu: ‘Kürdistan’ kelimesi yasak mıdır?

    PİRHA- Hakların Demokratik Partisi (HDP) Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, Cemil Taşkesen adlı yurttaşın, İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’le yaptığı konuşmada “Kürdistan” demesi sebebiyle gözaltına alınmasını Meclis gündemine taşıdı. 

    Siirt’te esnaf ziyaretinde Meral Akşener’le sohbet eden Cemil Taşkesen adlı esnaf, “Dilimiz inkar ediliyor, kimliğimiz inkar ediliyor, Kürdistan inkar ediliyor. Biz buna karşıyız. Şu an sizin bulunduğunuz yer Kürdistan’dır ama ne yazık ki Meclis’te bu Kürdistan inkâr ediliyor” ifadelerini kullanmıştı.

    Esnaf Cemil Taşkesen adlı yurttaş, bu sözleri sebebiyle gözaltına alınarak hakkında “Terör Örgütü Propagandası” yapmak suçlaması ile soruşturma başlatıldı.

    “KÜRDİSTAN KELİMESİ YASAK MIDIR?”

    Cemil Taşkesen’in gözaltına alınmasını Meclis gündemine taşıyan HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yanıtlaması talebiyle şu soruları yöneltti:

    *Esnaf Cemil Taşkesen’in Meral Akşener ile konuşmasında ‘Kürdistan’ ifadesini kullandığı için gözaltına alındığı iddiası doğru mudur?

    *Bu iddia doğruysa ‘Kürdistan’ kelimesi yasak mıdır? Eğer yasaksa Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ‘Kürdistan’ dediği ifadeleri sosyal medyada dolaşırken sadece Cumhurbaşkanı için mi serbesttir?

    *Bu gözaltının Meral Akşener’in Kürtlerin yoğunlukta yaşadıkları bölgelere gitmesinin önüne geçmek için olduğu iddiası doğru mudur? Eğer bu iddia doğruysa olayla ilgili görevi kötüye kullanan kolluk güçleri hakkında soruşturma açılmış mıdır?

    *Muhalefetin Kürtlerin yoğunlukta yaşadıkları bölgelere gitmemesi için bu gözaltının yapıldığı iddiası doğruysa başka siyasetçi ya da siyasi parti liderleri bölgeye gittiklerinde aynı uygulama yapılacak mıdır?

    *Esnaf Cemil Taşkesen’in gözaltına alınıp evinin aranmasına kadar bütün detayların videosunun paylaşılmasındaki sebep nedir? Bu görüntülerin servis edilmesi ile kime ya da kimlere mesaj verilmek istenmektedir?

    *Cumhuriyet Bayramı’nda devletin yurttaşını daha iyi anlamak onun sorunlarına çözüm üretmek için uğraşması gerekirken ekonomik krizde bir esnafa bu muamelenin yapılmasından hükümet üyelerinden rahatsızlık duyan olmuş mudur?

    *Coğrafi bölge ifade eden ‘Kürdistan’ kelimesini kullanan yurttaşa gözaltı yapıldıktan sonra ‘Trakya’ ‘Anadolu’ ‘Mezopotamya’ gibi yine coğrafya belirten kelimeleri kullanan yurttaşlara da bu şekilde gözaltılar olacak mıdır?”

    PİRHA/ANKARA

  • Trabzon’da bir fabrikada üretilen şapkalar ‘Kürdistan’a gönderiliyor’ diyerek yakıldı -VİDEO

    Trabzon’da bir fabrikada üretilen şapkalar ‘Kürdistan’a gönderiliyor’ diyerek yakıldı -VİDEO

    PİRHA – Trabzon’da Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne gönderilen şapkalar “Kürdistan’a gönderiliyor” diyerek operasyonla toplatıldı. Şapkaların bir kısmı yol ortasında yakıldı. 

    Trabzon’un Şalpazarı İlçesi’nde şapka üretimi yapan Anadolu Şapkacılık adlı fabrikaya “Kürdistan şapkası” üretiliyor gerekçesiyle MHP’li Şalpazarı Belediye Başkanı Refik Kurukız ve belediye ekipleri baskın yaptı.

    Irak’ta 10 Ekim’de gerçekleşecek seçim için gelen sipariş üzerine üretim yapılırken fabrikaya gelen Başkan Kurukız, üretimin ‘yasa dışı’ olduğunu ileri sürerek zabıtalara şapkaları toplattırdı. Toplanan şapkaları zabıtalar yol ortasına atarak yaktı.

    Fabrika yetkilileri, siparişlerin Irak’ta önümüzdeki günlerde gerçekleşecek seçimler için hazırlandığına değinilerek yasal koşullar içerisinde üretim yapıldığını açıkladı.

    “TÜRK MİLLETİYİZ İZİN VERMEYİZ”

    MHP’li belediye başkanı şu şekilde açıklama yaptı:

    “İlçemizde tekstil imalatı yapan firmanın bu amblem ve renkleri taşıyan üretim yapması üzerine biz de kayıtsız kalamadık. Biz Türk Milletiyiz. Ülkemizi bölmek isteyenlerin amblemleri Şalpazarı İlçesinde üretilemez. Türk Milliyetçisi olarak bunların burada üretilmesine burada müsaade edemeyiz. PKK örgütüne hizmet edecek olan amblemin burada üretilmesi bizi üzdü. Şehitlerimizin bize emanet ettiği bu vatan topraklarında hainlere hizmet edecek bir ürünü burada yaptırmayız. Son damla kanımıza kadar mücadele edeceğiz.”

    Olay sonrası tekstil firması patronları, can güvenliğinin dahi olmayabileceğini, üretimin Kuzey Irak Kürt Bölgesel yönetimine gönderileceğini belirtti.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • TSK’dan Metina, Zap ve Avaşin bölgesine operasyon

    TSK’dan Metina, Zap ve Avaşin bölgesine operasyon

    PİRHA-Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) dün akşam saatlerinde Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi toprakları içerisinde bulunan Metina, Zap ve Avaşin başta olmak üzere birçok bölgeye havadan ve karadan operasyon düzenledi. Yerel kaynaklara göre operasyon bölgesi içinde kalan sivil yerleşim birimlerinin de etkilendiği kaydedildi.

    Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), dün akşam saat 20.00 sıralarında Federe Kürdistan sınırında bulunan Metina bölgesine önce havadan sonra karadan operasyon başlattı. TSK, aynı saatlerde Avaşîn bölgesine asker indirmesi yaparken, sabah saatlerinde de Zap’a operasyon başlattı. Her üç bölgede de TSK ile HPG güçleri arasında yoğun çatışmaların yaşandığı kaydedildi.
    Sınır bölgelerine yönelik operasyonların ABD Başkanı Joe Biden ile Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Tayyip Erdoğan’ın dün yaptığı telefon görüşmesinden sonra gelmesi dikkat çekti. Basına yansıyan iddialara göre, görüşmede Biden 1915’te yaşananları “Ermeni Soykırımı” olarak tanımlayacağını Erdoğan’a iletti. Erdoğan’ın “soykırım” tanımasına ne karşılık verdiği bilinmezken, TSK askerleri dün akşam Federe Kürdistan Bölgesi sınırında bulunan üç bölgeye operasyon başlattı.

    METİNA’NA OPERASYON

    Fırat Haber Ajansı’nın yerel kaynaklara dayandırdığı habere göre, TSK ait savaş uçakları, Metina’nın Zendura bölgesine bağlı Derarê, Koordine ve Stuna alanları dün akşam saat 20.00’den sonra bombaladı. Sınır hattı üzerinde bulunan ve Kaşura hattı olarak bilinen bölge daha sonra helikopterler tarafından bombalandı. Helikopterler hareketliliğinin sürdüğü bölge, çevredeki sınır karakollarından da havan ve obüslerle vuruluyor.

    Hava saldırısından sonra Metina bölgesine bu kez helikopterler tarafından indirme yapılarak, karadan operasyon başlatıldı. İndirme yapan askerlere, Halk Savunma Güçleri’nin (HPG) karşılık verdiği belirtildi. Bölgede keşif uçaklarının hareketliliği de yoğun bir şekilde yaşanıyor.

    AVAŞÎN’E İNDİRME

    Metina’na yapılan operasyonla eş zamanlı olarak yine sınır bölgesinde bulunan Avaşîn alanı TSK tarafından yoğun şekilde vuruldu. Yerel kaynaklardan edinilen bilgilere göre, Avaşîn’e bağlı Mamreşo bölgesi bombalandıktan sonra gece yarısından itibaren bu kez Mamreşo Tepesi’ne asker indirme yaptı. HPG/YJA Star güçlerinin indirmeden sonra askerlere karşılık verdi. Bölgede yoğun çatışmalar yaşanıyor. Bombalamanın sürdüğü bölgede, büyük kayıpların olduğu kaydedildi.

    SABAH ZAP VURULDU

    Metina ve Avaşîn’den sonra sabah saatlerinde Zap bölgesine yönelik operasyon başlatıldı. Zap’a bağlı Qela Bêdewê, Şehît Munzur, Dola Nêrwe ve Kinyaniş alanlarını hedef alan TSK’nin operasyonu sürüyor.
    Her üç bölgede de hem çatışmalar hem de TSK’nin karadan ve havadan yoğun bombardımanı devam ediyor. Yerel kaynaklara dayandırılan bilgilere göre operasyon bölgesi içinde kalan sivil yerleşim birimlerinin de operasyondan olumsuz etkilendiği ve sivil can kayıplarının da yaşanabileceği kaydedildi.

    Heftanîn ve Xakurkê’den sonra geçtiğimiz Şubat ayında Garê’ye yapılan operasyonda TSK, HPG anakargahını hedef almıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Başarısız oldu” dediği operasyon sonucunda, 13 esir asker ve polis, 6 yıl tutuldukları yerlerinden cansız bedenleriyle Türkiye’ye getirilmişti. HPG yetkilileri, esir asker ve polislerin tutulduğu bölgenin yoğunca bombalandığını ve bombalamada kimyasal gazın kullanıldığını açıklamıştı ve Birleşmiş Milletleri’nden bölgede inceleme yapmasını istemişti.

     

  • İHD’den Halepçe açıklaması: Türkiye Kürt Soykırımı’nı tanımalı

    İHD’den Halepçe açıklaması: Türkiye Kürt Soykırımı’nı tanımalı

    PİRHA-İnsan Hakları Derneği, Halepçe Katliamınının yıldönümünde açıklama yaparak, “İşlenen suçların soykırım olduğunu bugüne değin Irak ve Irak Federe Kürdistan Bölge Yönetimi, Norveç, İsveç ve İngiltere kabul etmiştir. Ortadoğu’da en çok Kürdün yaşadığı Türkiye’nin de Enfal Operasyonu kapsamında işlenen suçları soykırım olarak tanıması anlamlı ve önemli olacaktır” denildi.

    Saddam Hüseyin rejiminin Enfal Operasyonu kapsamında gerçekleştirdiği soykırım 29 Mart’ta başlatılmış ve 23 Nisan 1989’a kadar sürmüştü. Operasyon kapsamında Saddam Hüseyin’in yeğeni olan ‘Kimyasal Ali’ lakaplı Ali Hassan Majit, Irak Devrim Komite Konseyi tarafından yetkilendirilerek, Irak’ın Kürtlerden arındırılması hedeflenirken Enfal Operasyonu’nda öldürülen Kürt sayısının 180 bin ile 210 bin arasında olduğu tahmin edilmekte.

    16 Mart 1988 günü başlatılan ve 3 gün süren hava saldırılarında ise özellikle Irak Federe Kürdistan Bölgesi’ndeki Halepçe Kasabası ve civarı kimyasal silahlarla bombalanmış ve bu saldırılarda 12 bin kişi yaşamını yitirdi.

    “SOYKIRIM OLARAK ADLANDIRILMALI”

    İnsan Hakları Derneği, Halepçe Katliamının yıldönümünde yazılı açıklama yaparak günümüzde halen Kürt halkına dönük katliam tehditlerinin devam ettiğini belirtti.

    Yazılı açıklamada, İHD’nin Türkiye’de Halepçe Katliamı’nın anma günü olarak bilinen 16 Mart gününü “Kürt Soykırımı Günü” olarak tanıma kararı aldığına vurgu yapıldı. İHD, Türkiye Cumhuriyeti devletinin bu soykırımı tanımasını talep ettiklerini belirterek şu açıklamayı yaptı:

    “Soykırım suçu, BM Roma Statüsü’nde ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacı ile işlenen öldürme, bedensel veya zihinsel zarar verme, fiziksel varlığı ortadan kaldıracağı hesaplanarak yaşam şartlarını kasten değiştirme, yani göç ettirme, grup içinde doğumları engellemek amacı ile tedbirler alma ve gruba mensup çocukları zorla bir başka gruba nakletme olarak tanımlanmaktadır. Saddam Hüseyin rejiminin özellikle Enfal Operasyonu kapsamında amaçladığı ve gerçekleştirdiği suçlar soykırım suçudur. Bu nedenle de yapılanların soykırım olarak adlandırılması gerekmektedir. Soykırım gibi en ağır suçun işlendiğini kabul etmek gelecekte oluşabilecek benzeri suçları önlemekte caydırıcı bir rol oynayacaktır. Ayrıca soykırımda yaşamlarını yitirenlerin yakınlarına ve soykırıma maruz kalmış bir halkın acılarına ortak olmak, onların yas süreçlerini yaşamasına katkı sunacaktır.

    Enfal Operasyonu kapsamında işlenen suçların soykırım olduğunu bugüne değin Irak ve Irak Federe Kürdistan Bölge Yönetimi, Norveç, İsveç ve İngiltere kabul etmiştir. Ortadoğu’da en çok Kürdün yaşadığı Türkiye’nin de Enfal Operasyonu kapsamında işlenen suçları soykırım olarak tanıması anlamlı ve önemli olacaktır. Ancak ve ne yazık ki Türkiye’de 24 Temmuz 2015 tarihinde başlayan silahlı çatışmalarda gelinen aşamada Türkiye içindeki çatışmalı durum Türkiye dışında özellikle Suriye sahasında sıcak savaşa dönüşmüş, Irak’ın kuzeyini kapsayacak şekilde giderek yaygınlaşmıştır. Türkiye siyasi iktidarını bıkmadan ve usanmadan bir kez daha Kürt sorununu siyasi yollarla barışçıl yöntemler kullanarak çözmeye davet ediyoruz. BM ve Avrupa Konseyi’ne de devam eden silahlı çatışmaları ve savaşı sona erdirecek tutarlı politikalar uygulamaya çağırıyoruz.

    İHD, tüzüğündeki ilkesel tutumu nedeni ile nerede ve ne zaman yapılırsa yapılsın soykırıma karşı olduğundan Türkiye’nin Kürt Soykırımı’nı tanıması için mücadelesini sürdürecektir.

    Enfal Operasyonu kapsamında soykırımda yaşamını yitirenleri bir kez daha anıyor ve bir daha asla diyoruz!”

    PİRHA/ANKARA

  • PSAKD Başkanı Kaplan’dan Garê tepkisi: Her sınır ötesi operasyon cinayettir-VİDEO

    PSAKD Başkanı Kaplan’dan Garê tepkisi: Her sınır ötesi operasyon cinayettir-VİDEO

    PİRHA- PSAKD Genel Başkanı Gani Kaplan, TSK’nin Garê bölgesine yaptığı sınır ötesi operasyonunu eleştirerek “Bizim barıştan başka savunacağımız bir unsur olamaz. Sınır ötesine yapılan her operasyon bizim açımızdan bir cinayettir” dedi.

     

    TSK’nin Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne bağlı alana yönelik yaptığı sınır ötesi operasyon sonucu Gare’den gelen cenazeler, Türkiye’de siyasetinin havasını sertleştirdi.

    İktidar, ölümlerin faturasını muhalefete kesmiş olsa da Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Gani Kaplan, “Sınır ötesine yapılan her operasyon bizim açımızdan bir cinayettir” dedi. Kaplan, savaş politikalarına bir bütün olarak karşı durduklarını dile getirerek şu açıklamayı yaptı:

    “Örgüt olarak, geçen yıl Suriye’ye yapılan sınır ötesi operasyonuna dair meydanlarda karşı duruş sergiledik. Bu ülkede sıkışan tüm siyasetçiler, dara düştüğü zaman Mustafa Kemal Atatürk’ü ön plana çıkartır, ondan sözler dile getirirler. ‘Yurtta sulh cihanda sulh’ yani; yurtta barış cihanda barış vurgusu önemlidir fakat nedense pek dile getirilmez.

    Şu anda sınır ötesinde Türkiye halkı açısından ben bir tehdit unsuru görmüyorum. Benim hayatım Suriye ya da Irak’taki rejimden dolayı tehlike altında değildi. Dolayısıyla şu anda sınır ötesine yapılan her operasyon bizim açımızdan bir cinayettir. Bu yapılan bir bakıma komşunun evine müdahaleye benziyor. Dolayısıyla bu tür operasyonlara biz her zaman karşı çıktık.”

    BARIŞ’TAN BAŞKA SAVUNACAĞIZ BİR ŞEY YOK”

    Gani Kaplan, operasyonda hayatını kaybedenlere ilişkin de, “Esir alınanlar, 7 yılı aşkın bir süredir örgütün cezaevlerinde tutuluyordu. Neden bu zamana dek girişimde bulunulmadı?” diye sordu.

    Gani Kaplan şöyle devam etti:

    “Bu konu ile ilgili aileler, iktidara, İnsan Hakları Derneği’ne, Cumhuriyet Halk Partisi’ne başvurdu. Esirlerin geri alınması konusunda devletin bir girişimi olup olmadığına kamuoyunda rastlamadım. Biz savaşa karşı olan bir örgütüz. Her zaman insanların barış içinde yaşamasını savunan bir örgüt olduk.

    Pirimiz Hünkar Hacı Bektaş, söylence odur ki aslan ile ceylanı yan yana getirmiş. Yani iki zıt canlıyı barış halinde bir arada bulundurmuş bir öğretinin mensuplarıyız. Dolayısıyla bizim Barış’tan başka savunacağımız bir şey olamaz.

    Başka bir ülkenin sınırları içerisine girerek operasyon yaparken hayatını kaybedenlerin siyasete alet yapılmasını doğru bulamayız. Yani bunun üzerinden bir partinin şeytanlaştırılmasını, hedef gösterilmesini uygun görmeyiz. İnsan hayatı ve kan üzerinden bu ülkede artık siyaset yapma devri bitmiştir. Sınır ötesi operasyon ile ilgili henüz örgüt olarak bir açıklama yapmadık ama bunun hazırlığı içerisindeyiz ve bu açıklamayı ‘barış’ vurgusu üzerinden yapacağız.”

    Eren GÜVEN-Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Temelli: Diyarbakır Diyarbakır olalı böyle Kürtçe duymadı

    Temelli: Diyarbakır Diyarbakır olalı böyle Kürtçe duymadı

    PİRHA – HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, Binali Yıldırım’ın Diyarbakır ziyaretine ilişkin “Diyarbakır Diyarbakır olalı böyle Kürtçe duymadı. Bu Meclis’te Kürtçe konuşulduğunda bir halka bilinmeyen dil diye hakaret eden bir partinin mebususunuz ama kirli pazarlıklarınız için hiçbir şey olmamış gibi Kürdistan diyorsunuz, Kürtçe de konuşuyorsunuz. Birkaç kelime Kürtçe konuştunuz diye Kürt halkı nezdinde bir değeriniz olmayacak” dedi.

    Partisinin grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, iktidara yüklenerek İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım’ın Diyarbakır ziyaretini eleştirdi.

    “23 Haziranda amacımız AKP-MHP faşist blokunu geriletmektir” diyen Temelli, Binali Yıldırım’ın Diyarbakır ziyaretinde ‘Kürdistan’ kelimesini kullandığını hatırlatarak “samimiyetsizsiniz” dedi.

    Temelli konuşmasının devamında, “Bu Meclis’te Kürtçe konuşulduğunda bir halka bilinmeyen dil diye hakaret eden bir partinin mebususunuz ama kirli pazarlıklarınız için hiçbir şey olmamış gibi Kürdistan diyorsunuz, Kürtçe de konuşuyorsunuz, Kürtçe konuşanları da saygı içinde dinliyorsunuz. Birkaç kelime Kürtçe konuştunuz diye Kürt halkı nezdinde bir değeriniz olmayacak. Çünkü bunlar samimiyetsiz, çıkar amaçlıdır” ifadelerini kullandı.

    HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli’nin konuşmalarından başlıklar şöyle:

    “Önden topluma umudu, beklentileri servis ediyorlar sonra da zamana yayma politikasıyla bu beklentileri karamsar bir bekleyişe çevirmekle meşguller.

    Terörle Mücadele Kanunu, bu ülkenin gizli anayasasıdır. Terörle mücadele kanununun toplumsal muhalefete, Kürtlere karşı, kılıç gibi sürekli sallandırılmaktadır.

    Yargı Reformu Strateji Belgesi açıklandı. Aslında bu bir yerde itiraf belgesiydi. Demokrasiden ne kadar uzaklaşıldığının belgesi. Reformu geçtik, hala strateji belgesi açıklanıyor. 10 yıl sonra yargı konusunda ne denli içler acısı bir durumla karşı karşıya kalındığı görülecek.

    Eğer yargıda samimi bir reforma ihtiyacınız varsa bizim bir hazırlığımız var. İsteyin, gönderelim. Başta Terörle Mücadele Kanunu’nun kaldırılması.”

    “BU ÜLKEDE VİCDAN YOK”

    “Gelin Meclis çatısı altında bütün partiler toplumsal barışı var etmek adına görüşelim, müzakere edelim. Binlerce çocuk cezaevinde. Bu ülkede sendikal haklar yasaklı, grev yasaklı. Bunun ötesinde bu ülkede vicdan yok.

    18 insan Halfeti’de gözaltına alındı. İşkence uygulandı. Elektrik verildi, tecavüzle tehdit edildiler. Bu iktidar işkenceci olma sıfatına da sahip olmuş oldu. Bu işkenceyi gerçekleştirenlerden hesap soracağız.”

    “KÜRT HALKI NEZDİNDE BİR DEĞERİNİZ YOK”

    “23 Haziran’da İstanbul seçimleri var. Önemli seçimler. Aslında bu seçimin haklı bir gerekçesi yok. YSK muhalefetiyle karşımıza çıkmış bir zorunluluk. Adaylardan biri Binali Bey Diyarbakır’a gitmiş, kampanyasını buradan yapıyor nedense. Kürdistan mebusu demiş, devam etmiş Kürtçe konuşmuş. Diyarbakır Diyarbakır olalı böyle Kürtçe duymadı. AKP başkanı Erdoğan meydan meydan Kürdistan diyoruz diye bağırıyordu, ‘defol git’ diye. Terörist olduk, hakaretlere maruz kaldık ama yine Allah’ın işine bakın, geçen gün Çavuşoğlu’nu Kürdistan’da gördük. Hem de demokrasi şehitlerini anmak için saygı duruşundaydı. Bu Meclis’te Kürtçe konuşulduğunda bir halka ‘bilinmeyen dil’ diye hakaret eden bir partinin mebususunuz ama kirli pazarlıklarınız için hiçbir şey olmamış gibi Kürdistan diyorsunuz, Kürtçe de konuşuyorsunuz, Kürtçe konuşanları da saygı içinde dinliyorsunuz. Birkaç kelime Kürtçe konuştunuz diye Kürt halkı nezdinde bir değeriniz olmayacak. Çünkü bunlar samimiyetsiz, çıkar amaçlıdır.”

    “AMACIMIZ AKP-MHP FAŞİST BLOKUNU GERİLETMEKTİR”

    “İçeride anlatılan hikaye başka ama oraya gidince gerçek bambaşka. Tek sığındığı şey savaş politikaları. Oysa siyaset çözüm üretmektir. Çözüm üretemedikçe bu iktidar Türkiye gündemine sürekli silahlanmayı sokuyor ve kamu kaynaklarını harcıyor. İşte önümüzde S-400 var. Ne işe yarayacağı belli değil. Türkiye’yi bu gerilim hattına mahkum ederek silahlanmalarla çözümsüzlükten beslenmeye devam etmek istiyor.”

    “KÜRT MESELESİNDE ÇÖZÜM İÇİN MUHATABINIZ ÖCALAN’DIR”

    “Öcalan’ın mesajları önemli. Çözümü işaret eden mesajlardır, 2013’ü işaret etmiştir. Ülkede bir Kürt meselesi var. Çözümü olmadan diğer meselelerin çözümü olamayacağını geride bıraktığımız 4 yılda hep birlikte yaşadık. Bu sorunun çözümü muhataplarıyla olur. Bu sorunda muhatap da Sayın Öcalan.

    Gelin bir Anayasa yapım süreci için toplumun önünü açın. Demokratik bir anayasa için, seküler bir anlayışı gözeten bir anayasa için adım atın. Bu bizim sorumluluğumuzdur. Bu bütün milletvekillerinin sorumluluğudur. Sadece bu çatının altına sığışmayalım. Herkes katkı sunsun.”

    PİRHA / ANKARA

  • 31 Mart öncesi ‘Kürdistan yok’,  23 Haziran öncesi ‘Kürdistan var’

    31 Mart öncesi ‘Kürdistan yok’, 23 Haziran öncesi ‘Kürdistan var’

    AKP’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım, destek arayışı için Diyarbakır’da esnaf ziyareti yaptı. Yıldırım’ın, Erdoğan’ın seçim meydanlarında yok saydığı “Kürdistan” ifadesini kullanması dikkat çekti.

    Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın seçim meydanlarında sık sıkı yok saydığı “Kürdistan” sözünü Diyarbakır’da kullanan AKP İstanbul Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Binali Yıldırım, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün davet ettiği millet temsilcilerinin arasında Kürdistan mebusu da vardı” ifadesini kullandı.

    İstanbul seçimlerine destek bulma amacıyla Diyarbakır’a gelerek partisinin Diyarbakır il başkanlığını ziyaret eden Yıldırım, daha sonra yasak ve yıkımın sürdüğü Sur ilçesinde esnaf ziyaretinde bulundu.

    MA’nın aktardığına göre ziyaretleri sırasında açıklamalarda bulunan Yıldırım, “İstiklal mücadelesini başlatırken daha savaş yıllarında bile Ankara’da Büyük Millet Meclisi’ni toplayan Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün davet ettiği millet temsilcilerinin arasında Kürdistan mebusu da vardı, Lazistan mebusu da vardı, Anadolu’nun her tarafından temsilci vardı” dedi.

    ERDOĞAN “KÜRDİSTAN YOK” DEMİŞTİ

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın, 31 Mart’ta seçim çalışmaları boyunca meydanlarda sık sık dile getirdiği “Benim ülkemde ‘Kürdistan’ diye bir bölge yok” ve “Defolun, Kürdistan’a gidin” ifadelerinden sonra Yıldırım’ın “Kürdistan mebusu” açıklaması dikkat çekti.

    Ayrıca AKP’li vekil Mehdi Eker’in Yıldırım’ın bu ifadelerini kafa sallayarak, onaylaması da dikkat çekti.

  • HDP İstanbul İl Örgütü: Depremzedeler için yapılan kampanyalara destek verelim

    HDP İstanbul İl Örgütü: Depremzedeler için yapılan kampanyalara destek verelim

    PİRHA- HDP İstanbul İl Örgütü Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi-İran sınırında meydana gelen depreme ilişkin yazılı açıklama yaparak dayanışma çağrısında bulundu. 

    Irak-İran sınırında meydana gelen depremde yüzlerce kişi yaşamını yitirirken binlerce insan da yaralandı. Irak ve İran sınırında meydana gelen deprem sonrası bir çok kesimden destek açıklamaları gelmeye devam ediyor.

    HDP İstanbul İl Örgütü yaptığı yazılı açıklamada, 7.3 şiddetindeki deprem sonrası yüzlerce insanın hayatını kaybettiğini, binlercesinin ise hala enkaz altında bulunduğunu ve binlercesinin ise barınma sıkıntısı yaşamakta olduğunu belirtti.

    Açıklamada, Erzincan, Tokat, Samsun, Bolu, Muş, Diyarbakır, Van ve Gölcük depremlerinin acısını yaşayanların, komşu ülkelerde yaşayan halkların acısını paylaşma günü olduğu ifade edildi.

    “KAMPANYALARA DESTEK VERELİM”

    HDP İstanbul İl Örgütü’nün açıklaması ise söyle:

    “Böylesi günlerde bile kendi acılarını unutup, ırkçı zehirler saçanlar unutmamalıdır ki yapılan saygısızlık, her şeyden ve herkesten önce depremlerde kaybettiğimiz binlerce canımıza yapılmaktadır. Böylesi derin acıların yarıştırılmayacağı günlere olan inancımızla son yıllarda ülkemizde gerçekleşen depremlerde gösterdiğimiz hassasiyetin ve yardımlaşma duygusunun aynısını geliştirmek için tüm partililerimize ve yurttaşlarımıza çağrı yapıyoruz.
    Bu vesileyle HDP İstanbul İl Örgütü olarak Irak, İran ve Kürdistan’daki depremzedelerle dayanışma duygularımızı paylaşıyor, tüm üye ve yurttaşlarımızı değişik demokratik kitle örgütlerinin yürüttüğü kampanyalara destek vermeye çağırıyoruz. Dayanışmayla gönül köprüsünün kurulmasına yapacağı katkıya hizmet eden tüm üye ve yurttaşlarımıza şimdiden teşekkür ediyor; depremde hayatını kaybedenlere Allahtan rahmet, yakınlarına başsağlığı ve yaralılara acil şifalar diliyoruz.”     (HABER MERKEZİ)

     

  • Irak Kürdistan Bölgesi’nde bağımsızlık referandumu başladı

    Irak Kürdistan Bölgesi’nde bağımsızlık referandumu başladı

    Irak Kürdistan Bölgesi’nde bağımsızlık referandumu için oy verme işlemleri başladı. Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Barzani oyunu Pirmam kentinde kullandı. Sandıklar statüsü hala net olmayan Kerkük, Tuzhumartu ve Mahmur gibi yerlerde de kurulurken referanduma katılması beklenen seçmen sayısı ise 5 milyon 200 bin.

    Irak Kürdistan Bölgesi’nde Türkiye, İran ve Irak’ın karşı çıkışları nedeniyle günlerdir tartışılan bağımsızlık referandumu için oy verme işlemi başladı.

    Oy verme işlemleri Kürdistan Bölgesel Yönetimi’ne bağlı Erbil, Süleymaniye, Duhok, Kerkük, Halepçe, Selahaddin’in Tuzhurmatu ilçesi, Diyala’nın Hanekin ilçesi, Mendeli, Celevla ve Karatepe kasabaları ile Musul’un Şengal, Mahmur, Tılkeyf, Hemdaniye, Şeyhan ilçeleri ve  Zummar, Rabia, Nemrud ve Bertille kasabalarında gerçekleşecek.

    Kürdistan Bölgesi dışında yaşayan seçmenler ise, elektronik sistem üzerinden oylamaya katılıyor.

    Seçimde Kürdistan Bölgesi’nde 7 bin, hala statüsü belli olmayan “tartışmalı bölgelerde” ise 5 bin olmak üzere toplam 12 bin noktada oy kullanılacak.

    Yüksek Seçim ve Referandum Komisyonu’nun açıklamasına göre “tartışmalı bölgeler” dahil olmak üzere referanduma katılması beklenen seçmen sayısını 5 milyon 200 bin.

    Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesut Barzani ise oyunu saat 8.30’da Erbil’in Pirmam ilçesinde kullandı.

    Referandumu yurtdışından 159, Kürdistan Bölgesi’nden ise 500 basın mensubu takip ediyor.

    Seçimi ayrıca 136 uluslararası gözlemci ekibi, 35 uluslararası bağımsız gözlemci heyeti izliyor.