Etiket: kürt böreği festivali

  • 7. Kürt Böreği Festivali yağmur altında coşkulu halaylarla kutlandı-VİDEO

    7. Kürt Böreği Festivali yağmur altında coşkulu halaylarla kutlandı-VİDEO

    PİRHA- KAYY-DER tarafından düzenlenen 7. Kürt Böreği Festivali yoğun yağmura rağmen coşkuyla geçti. Festival komisyonundan Aziz Enül, “Rengo Mehmet’in bereketli ellerinden yoğurulan Kürt böreği bugün gastronomide bir sektör oluşturmuştur” dedi.

    İstanbul’da 1990 yılında kurulan Kiğı, Karakoçan, Adaklı, Yayladere ve Yedisu Derneği KAYY-DER’in düzenlediği 7. Kürt Böreği Festivali büyük bir coşkuya sahne oldu.
    Yoğun yağışa rağmen halayların çekildiği, ezgilerin seslendirildiği festivalde, bölgedeki doğa ve kültür kırımına da vurgu yapıldı.

    Beykoz Mimoza Parkı’nda gerçekleşen festivalde ilk olarak davul-zurna eşliğinde halaylar çekildi. Programın sonraki aşamasında dengbejler sahneye çıktı.

    Festival kapsamında Koma Dilan da halk oyunları performansı sergiledi. Bingöl ve Elazığ yörelerine ait halk oyunları gösterisi büyük beğeni gördü.

    “GASTRONOMİDE SEKTÖR OLDU”

    Festival komisyonundan Aziz Enül günün anlam ve önemine ilişkin konuşma yaptı. Yapılan organizasyonların kuşaklararası kültürel köprü görevi gördüğünü ifade eden Enül, şu konuşmayı yaptı:

    “Bereketin simgesi olarak dağıttığımız lokmamız, memleketimizin yağlı kömbesi, Xizir lokması olarak bugün böreğimizi dağıttık. Rengo Mehmet’in bereketli ellerinden yoğurulan Kürt böreği bugün gastronomide bir sektör oluşturmuştur.
    Bugün burada bir arada olmamıza vesile olan ve adlarını yaşatmaya çalıştığımız Kürt böreği emekçileri, başta Mehmet efendi nam-ı değer Rengo ve nice büyüklerimizi rahmetle anıyor anıları önünde saygıyla eğiliyorum.
    Kürt Böreği ilk olarak 1970’li yıllarda seyyar arabalarda satılmaktaydı. Şu an beş bin işletmeninin olduğunu söyleyebiliriz. Bizler, hep sömürülen, asimile edilen halklar olduk. Bizler üzerinde faşizan oyunlar oynanıyor ancak bu alandaki mücadelemizi sürdüreceğiz. Bugün ‘Kürt’ yerine ‘küt’ yazılıyor. Bu yaklaşımı kabul etmiyoruz.”

    Kuşmalar ardından KAY-DER Çocuk Korosu, Kayy-Der Kadın Korosu ve yerel sanatçılar da sahne aldı. Festival, yağan yağmur altında çekilen halaylarla son buldu.

    PİRHA / İSTANBUL

  • 7. Kürt Böreği Festivali başladı

    7. Kürt Böreği Festivali başladı

    PİRHA – Kiğı, Karakoçan, Adaklı, Yayladere, Yedisu İlçeleri Sosyal Yardımlaşma, Kalkındırma ve Kültür Derneği (KAYY-DER) tarafından yapılan Kürt Böreği Festivali coşkuyla başladı.

    KAYY-DER tarafından 7’ncisi yapılan Kürt Böreği Festivali’nin açılışı Beykoz Mimoza Park’ta yapıldı. Halkın yoğun ilgi gösterdiği festivale CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ve DEM Parti Milletvekilleri Celal Fırat ile Ayten Kordu da destek gösterdi.

    Festivalin yapıldığı alana “KAYY-DER, Peri Vasisinin kültürünü geleceğe taşıyor”, “Dünyanın yarısını kadınlar oluşturur, diğer yarısını da kadınlar yetiştirir, kadına saygılı ol!”, “Bingöl’de yangına, talana karşı doğayı ve yaşam alanlarımızı savunuyoruz” pankartları asıldı.

    Saat 09:00 itibariyle başlayan festivalde ücretsiz olarak Kürt Böreği ve çay servisi yapıldı.

    Festivalin ilerleyen saatlerinde konuşmacıların yanı sıra birçok sanatçı da sahne performansı sergileyecek.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • KAYY-DER 6. Kürt Böreği Festivali’ni düzenledi

    KAYY-DER 6. Kürt Böreği Festivali’ni düzenledi

    PİRHA-Kiğı, Karakoçan, Adaklı, Yaylıdere, Yedisu İlçeleri Sosyal Yardımlaşma, Kalkındırma ve Kültür Derneği (KAYY DER), İstanbul’da 6. Kürt Böreği Festivali düzenledi.

    İstanbul’da KAYY-DER organizatörlüğünde düzenlenen festivale çok sayıda sivil toplum örgütünün yanı sıra Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eşsözcüsü ve Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekilleri Cengiz Çiçek, Yeşil Sol Parti milletvekilleri Ömer Öcalan ve Ömer Faruk Hülakü de katıldı. Kadın ve çocukların yoğun ilgi gösterdiği festivale, yüzlerce kişi katıldı.

    Festival, Kürtçe ezgiler eşliğinde başladı. Festivale katılanlara Kürt böreği dağıtıldı.

    “KAYY DER ZORLUKLARA RAĞMEN AYAKTA KALMANIN ADIDIR”

    Festivalde konuşan KAYY DER Eşbaşkanı Bilsen Özdoğan, “KAYY DER, asimilasyon politikalarına karşı başta dil olmak üzere kültürel değerleri ayakta tutmanın ve öz gücüne dayanarak tarihin ve dönemin tüm zorluklarına rağmen ayakta kalmanın adıdır” dedi.

    Özdoğan, “Toplumsal olarak bu denli zorlanmanın altından kalkabilmek ve dayanışabilmek ancak böylesi kurumların varlığı ve ortak mücadele zeminleri ile mümkündür. Doğduğumuz bölgeye sırtımızı dönmek demek köksüzleşmek demektir” diye konuştu.

    “YOK SAYILANIN YANI BAŞINDA OLMAK BİR SÖZDÜR BİZİM İÇİN”

    Barıştan yana olduklarının altını çizen Özdoğan, “Kadının, emekçinin, yoksulun, depremzedenin, gencin ve yok sayılanın yanı başında olmak bir sözdür bizim için. Sadece bulunduğumuz coğrafyada değil, Kürdistan coğrafyasında da hak arayanların takipçisiyiz. Onların direnişlerini takip ediyor, şiarlarını şiar biliyoruz. Varız, vardık, var olacağız” diye ekledi.

    Festivalde hamur gösterisi yapılırken sanatçılar Alican Bilgin, Merwan Tan, Cahit Şer, Ufuk Yılmaz ve Koma Jinên KAYY DER korosu birbirinden güzel ezgiler seslendirdi.

    Festivalde Teatra Evîna Welat sahne aldı. Şevin Ulusoy ve Hasan Cansu da drama dans gösterisi yaptı. Festival, halay ve zılgıtlarla sona erdi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Yazar Akif Arda: On senelik maaşımla ağadan köyün çeşmesini satın aldım-VİDEO

    Yazar Akif Arda: On senelik maaşımla ağadan köyün çeşmesini satın aldım-VİDEO

    PİRHA -Kendi tanımlamasıyla yazdıkları eserler Yukarı Fırat Havzasında yer alan Kiğı, Karakoçan, Bingöl, Erzurum, Erzincan ve Dersim yörelerinde yaşayan insanların hayat hikayelerinden, tarih ve kültürlerinden esinlenerek açığa çıkmıştır. Bu coğrafyaya dair toplam 8 kitaba imza atmış ve devamını getirmek için durmadan yazan bu koca çınarın adı Akif Arda. 

    Derin bir toplumsal birikime ve tecrübeye sahip Akif Arda hocamıza KAYY-DER’in düzenlediği Kürt Böreği Festivali’nde rastladık. Çok sayıda kitaba imza atan bu yaşlı bilge boğucu kent kültürü içinde çareyi doğduğu toprakların zengin kültürünü yazıp anlatmakta bulmuş.

    Sözlü tarihi hem anlatımlarıyla hem de kaleme döktükleriyle Kürtçe ve Türkçe yazıp topluma taşıyan bu büyük ustaya PİRHA mikrofonunu uzattık.

    Kürt Böreği Festivali’nde açtığı standın başında bulduğumuz Yazar Akif Arda, ajansımız PİRHA’nın sorularını yanıtlarken 1947 doğumlu, yani 71 yaşında olduğunu belirtiyor.

    Köyde kalabalık bir ailede okuma şansı bulmuş ve öğretmen çıkmış bir Bingöllü. Kendisinin deyişi ile okumak o dönem kendisi için okumak değildi ve okuyanın, yöresinde çalışması, topluma hizmet etmesi bir yurtseverlikti. O da öyle yaptı, okuyup öğretmen olduktan sonra doğduğu topraklara geri geldi. Ziraat ve hayvancılık adına öğrendiklerini hem kendi uyguladı hem köylüsüne öğretti. Ne yazık ki şu an binbir emek verdiği o örnek bahçesi baraj altında.

    1990’larda artan devlet baskısı sonucu yaşanan göç sürecinde o da pek çok Kiğili gibi köyünü terk etti ve İstanbul’a geldi.

    O kendi coğrafyasına ve insanlarına sevdalı olduğu için İstanbul’da da hemşehrilerinin yoğun olarak yaşadığı bölgeye yerleşip öğretmenliği orada devam ettirdi. Bu arada fark etti ki, İstanbul büyük bir asimilasyon çarkı. Bu sefer kolları sıvadı, tarihi ve kültürü yok olmasın diye yazmaya koyuldu.

    Doğup büyüdüğü coğrafyaya ait halk masallarını, annesinden, yakınlarından dinlediği öyküleri, deyişleri, babasının başından geçenleri, tanık olduklarını, bazen roman olarak, bazen öykü olarak bazen de masal kitabı olarak yazıp topluma ulaşmak istedi.

    Sözlü tarihi hem anlatımlarıyla hem de kaleme döktükleriyle topluma taşıyan bu büyük usta ile söyleştik.

    “YÖREMİZDE ÇALIŞMAK YURTSEVERLİKTİ”

    ilk sorumuz onu tanımak üzerine oluyor. O kısaca kendisini tanıtırken binbir emekle yaptığı örnek mahiyetteki bahçesinin Peri Vadisi üzerine inşa edilmiş barajlardan birinin altında kaldığını öğreniyoruz:

    “İsmim Akif Arda. 1947 Bingöl doğumluyum. Köyde okuma şansı bulmuş az sayıda insanlardan birisiyim. Babam beni okuttu, öğretmen oldum. Şimdi emekli oldum, yazmakla uğraşıyorum. Bizim zamanımızda devlet memuru olanın yöresinde kalması bir yurtseverlik usulüydü. Ben de en çok yöremde kaldım. 20 sene yöremde çalıştım.

    “O BAHÇE ŞİMDİ BARAJ ALTINDA”

    Hem öğretmenlik yapıyordum hem de tarım ve hayvancılık yapıyordum. Köylülerime örnek oluyordum. Okudum, sadece benim menfaatime olsun diye değil. Öğretmenlik yaparken tarım ve hayvancılık yaptım. Örnek bir bahçe yaptım, o bahçe şu an baraj altında kaldı. 10 çeşitten fazla elma, armut çeşidi olan bir köy kurdum. İyi cins tavuğu yine köye ben soktum. Aşılamayı köylülere öğrettim.”

    “ON SENELİK MAAŞIMLA AĞADAN KÖYÜN ÇEŞMESİNİ SATIN ALDIM”

    Yüzyıl susuzluk yaşayan köyünü suya kavuşturmak için maaşından on yıl boyunca biriktirdikleriyle ağadan satın aldığı çeşmenin suyunu köylülere veriyor. “Benden önceki öğretmenler köylülerden yumurta istiyordu, ben tam tersi beslediğim tavuklardan aldığım yumurtaları köylülerime veriyordum. Fenni arıyı köyüme ilk ben getirdim. Benim köyüm yüz yıl susuzluk yaşamıştı. Köyde ağa geçinen kişi çeşmenin birine el koymuştu. Diğeri de çeşmenin diğerine el koymuştu. Ben öğretmen oldum, on sene çalıştım, kazandığım parayla İstanbul’da arsa almadım, daire almadım. O para ile çeşmeyi satın alıp köye su getirdim. Ondan sonra hem ilköğretimde hem orta öğretimde çalıştım” diyor Akif Hoca.

    “KÖYDE KİMSE KALMAYINCA TAYİNİMİ İSTANBUL’A ALDIRDIM”

    Köyünü topraklarını terk edip İstanbul’a yerleşmek zorunda kalışını ise şöyle anlatıyor:

    “1980 12 Eylül darbesinden sonra bir göç başlatıldı. O göç başlayınca insanlar yöreleri, köyleri terk ediyorlardı. Bizim köyü de terk ettiler. Bir taraftan devlet zoru, korku bir taraftan da ekonomik sıkıntı nedeniyle de göç oluyordu. Sonunda baktım benim köyde kimse kalmadı, ben yalnız kadım. Ben de tayinimi en sonunda İstanbul’a aldırdım. 10 sene İstanbul’da öğretmenlik yaptım.

    “ÇOK ŞEYE ŞAHİT OLDUM”

    İstanbul’un kırsal kesimine yerleştim. Orada da insanlara örnek olmaya çalıştım. Çöpleri yakıyorlardı. Naylon çöp yakılmaz, havayı kirletir. Bana gülüyorlardı. Benim geldiğim sıralarda devlet tarafından zorunlu göç başlatılmıştı. İnsanların köyleri boşaltılıyordu. Benim İstanbul’da olduğum yere geliyorlardı. Onlara yardımcı olmaya çalışıyordum çünkü o insanlar mafya geçinen insanların kıskacına giriyorlardı. Çok şeye şahit oldum.”

    “SULTANBEYLİ TEPELERİNE ÇIKAR KÜRDİSTAN ÖZLEMİ GİDERİRDİK”

    Biraz kitaplarını anlatmasını istiyoruz. Göç edip gelişini, tanıklıklarını, nasıl yazmaya başladığını ve ilk kitabının ne üzerine olduğunu soruyoruz.

    Yazar Akif Arda, “İlk kitabım öykülerim oldu. Öğrencilerle anılarımı kitaplaştırdım. Bir de göç nedeniyle yazdığım kitap oldu. Biz Kürtler toprağımıza çok bağlıyız. Zorunlu olmadıkça topraklarımızı kolay kolay terk etmeyiz. Benim çok zoruma gitti İstanbul’a gelmek. Memleketimi özlediğim için yazmaya başladım. Yöresel hikayeleri, gerçek hikayeleri, masalları yazdım” diyerek başlıyor.

    “Göç edip gelen Kürtler asimile oluyordu. Halk arasında söylenen masallar, hikayeler yok oluyordu. Ben bunların bir zaman var olduğunu ispatlamak için yöremle ilgili derlediğim hikayeleri, halk masallarını kitaplaştırdım, yazdım, bastırdım. Annemle biz çok hasretlik çektik. Biz ara sıra Kürdistan denilince dağlık sanılıyor ya, biz dağlara aşık insanlarız. Sultanbeyli’de yüksek dağlara çıkıp özlemimizi gidermeye çalışıyorduk. Annem yaşadıklarını bana anlatıyordu, ben de onun dediklerini de yazıyordum. Daha önce biriktirdiklerimi de yazıp kitaplaştırdım. Bizim o yörenin kültürünün kaybolmaması için elimden gelen gayreti gösterdim. Resmi olarak bastırılmış 8 kitabım var. Bir kısmını da kitap olarak hazırladım, daha bastırmadım. Onları düzeltip yazıp bastıracağım.”

    “ERMENİ TEHCİRİNİ, DERSİM, AĞRI İSYANLARINI YAZDIM”

    Akif Hoca KAYY-DER’in öncülüğünde yapılan Kürt Böreği festivalinde kitaplarını koyabileceği bir masa bulamamış olacak ki iki sandalyeyi bu iş için değerlendirmiş. “Sandalye standı”nda yer alan kitaplarını tek tek göstererek anlatıyor bize:

    “Mesela bu çocuklarla ilgili şahsıma ait, masallar, fabıllar. Büyüklerin de küçüklerin de zevkle okuyabileceği Kürtçe fabl. Kürtçe yazdığım iki ciltlik bir romanım var. Bu roman da yurtsever bir ailenin şahsında Kürdistan’da meydana gelen olayları yazıyorum. Ermeni tehcirini yazıyorum, Dersim İsyanı’nı yazıyorum. Bir ailenin başına gelenleri romanlaştırdım. Ağrı İsyanı’nı yazdım En son bizim zamanımızdaki olaylara da değindim romanda. Öğrencilik anılarımın Kürtçe’sini yazdım. Dersim, Bingöl, Karakoçan’da halk arasında söylenen hikayeleri kitaplaştırdım. Bir kitabıma da Memê Alan’ın kitabının ismini verdim.

    KÜRT HİKAYELERİ TÜRKÇE’DE EKSİK KALIR”

    Bir de göç romanım var. 95 yaşında yaşlı bir insan kalıyor bir köyde en son, askerler tarafından onun köyden çıkarılışını anlatıyorum o romanımda. Benim şahit olduğum gerçeğe dayanan Kürtçe öyküler. Babam hafızası kuvvetli, tarihi bilen bir insandı .1907 yılında doğuyor. Ermeni Tertelesi’nde neler yaşanıyor, Ermeniler nasıl öldürülüyor şahit oluyor. Dersim Tertelesi’ne şahit oluyor. Ağrı İsyanı’nda asker, olup bitenleri gözleri ile görüyor. Kürt hikayeleri Kürtçe ile güzel anlatılır. Türkçe olunca eksik kalır. Türkçe de öykülerim var.”

    “DUL BİR KADININ BAŞINA GELENLERİ YAZDIM”

    Bu kadar üretken olan bir yazara elbetteki bundan sonraki çalışmalarını da soruyoruz.

    “Konusu kadın olan, kadın mücadelesi üzerine bir kitap yazıyorum. Bir kadın bize akraba oluyor, dul kalıyor, onu köyden çıkarmak isteyen ağa onun başına işler açıyor. Onu Kürtçe yazıyorum” diye kısa bir ipucu veriyor.

    KÜRT DERNEĞİ’NDE KİTABIMI ALAN TÜRKLER OLDU”

    Yazar Akif Arda’ya son olarak toplumun bu büyük emek sonucu ortaya çıkan eserlere yaklaşımını ilgisini soruyoruz. Şöyle yanıtlıyor:

    “Toplumun yaklaşımı özellikle Kürtlerde Kürtçe okumaya karşı bir çekingenlik var. ‘Devlet benim elimde Kürtçe kitap görürse başıma neler gelir’ diye çekiniyorlar. Mesela Adapazarı Dilovası’nda Kürtler’in bir derneği vardı, ben o derneğe gittim, Kürtler almadı kitabımı. Türkler aldı yine kitabımı. Okumaya heves yok. Kitaplarımı alanlar daha ziyade tanıdık insanlar oluyor, öğrenciler oluyor. Okuma hevesi düştü. Baktıkları televizyonlarda dizi filmler. Okumaya karşı bir ilgisizlik var. Sırf okumaya karşı değil bilime karşı, öğrenmeye karşı bir ilgisizlik var. Benim öğretmen olduğum zamanki öğrencilerin okuması, bilgisi başkaydı. O zamanki öğrencilerim ben ağzımı açtığımda beni eleştiriyorlardı. Şimdiki öğrencilerde o yok.”

    YAZARIN KİTAPLARI

    Bilge yazar Akif Arda, bir an için kaç kitabı olduğunu unutuyor. Tam söyleyemiyor. Ne yapsın insanın bu kadar çok kitabı olunca unutmak da normal oluyor. Bingöl’ün Kiğı ilçesinin Xurs köyüne bağlı Kılçan mezrasında doğan Bilge Yazar Akif Arda’nın tespit ettiğimiz 12 kitabının ismi şöyle:

    -Bütün Yönleriyle Çewlik (Bingöl )
    -Dawiya Gayê Sêvo (Masal)
    -Ji Bav û Kalan ve (2 ciltlik Roman)
    -Bendejî (Anı)
    -Keftar (Roman)
    -Hirç û Pirç (Masal)
    -Çûçikên Ber Baz (Öykü)
    -Kurd û Kurdîstanî Bûn Zor e (Roman)
    -Bingöl Kiğı Folklor
    -Kamçurcu (Öykü )
    -Meme Allan (Hikaye )
    -Çeleng-i cengi (Masal )

    Suay ABAK/Turabi KİŞİN