Etiket: kürt katliamı

  • Almanya, Ezidi soykırımını resmen tanıdı

    Almanya, Ezidi soykırımını resmen tanıdı

    PİRHA – Alman Federal Meclisi, Êzidîlere yönelik soykırımı kabul eden yasa tasarısını kabul etti.

    IŞİD’in Ezidilere yönelik işlediği katliamların soykırım olarak tanınması için hükümet partileri Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller ve Hür Demokrat Parti (FDP), ana muhalefet partisi Hıristiyan Birlik Partileri’nin (CDU/CSU) ortaklaşa hazırladığı karar tasarısı için Federal Meclis’te özel oturum gerçekleşti.

    Êzidî temsilcileri ve dini önderlerinin katıldığı oturumu yöneten Federal Meclis Başkan Yardımcısı Katrin Göring-Eckardt, Meclisteki Êzidîleri selamladı. Daha sonra teker teker söz alan Federal Meclis’te grubu bulunan partilerin temsilcileri, tasarıya desteklerini belirterek, “Böyle bir karar için Meclis geç bile kaldı” görüşünü belirtti. Sol Parti Grubu ise Êzidîleri kurtaran YPG’ye tasarıda yer verilmemesini eleştirdi ve Türk devletinin Şengal’e yönelik saldırılarının son bulmasını istedi.

    “ÊZİDÎLERLE EMPATİ KURACAĞIZ”

    Yeşiller Partisi Parlamenteri Max Lucks, Şengal’in güvenliği olmadığı için Êzidîlerin topraklarına dönemediğini belirterek Türkiye ile İran’ın bölgeye yönelik saldırılarını işaret etti. Lucks, “Bu karar tasarımız Şengal’in güvenliğinin sağlanması açısından da önemli” diye konuştu. CDU/CSU Grubu adına konuşan Michael Brand “Bugünkü kararımızla soykırım tehdidi altında bulunan Êzidîlerle empati kuracağız” dedi.

    IŞİD çetelerinin 2 Ağustos 2014’te Êzidîlere yönelik başlattığı soykırımın hâlâ hafızalarda olduğunu belirten SPD Grubu adına konuşan Derya Türk-Nachbaur ise geçtiğimiz günlerde bir heyetle Irak’a yaptığı ziyaretteki izlenimlerini aktardı. Soykırımın üzerinden 8 yıl geçmesine rağmen Êzidîlerin kamplarda tutulduğuna ve topraklarına dönemediğine dikkat çeken Türk-Nachbaur, Irak hükümetinin, Êzidîlerin yaşadığı sorunlara acil çözüm bulmasını istedi.

    İnsanlık suçlarının cezasız kalmaması gerektiğini ifade eden Türk-Nachbaur, “Az da olsa bugünkü kararımızla adaletin yerine gelmesini sağlayacağız. Gerçek bir adalet ise suçluların cezalandırılması, Êzidîlerin topraklarına dönerek özgürce yaşamasıyla gerçekleşecek. Bundan dolayı bugün alacağımız karar bir kilometre taşı olacak” dedi.

    “DAİŞ ÇETELERİ CEZALANDIRILMALI”

    AfD Grubu adına söz alan Martin Sichert ise Almanya’ya gelip iltica talebinde bulunan IŞİD çetelerine yönelik yeterince soruşturma ve takibin gerçekleşmediğini ifade etti. Yeşiller Partisi’nin 2014’te DAİŞ çetelerinin destekleyen Türk devletine destek verdiğini belirten AfD’li Sichert, “Êzidîler 74 kez soykırımdan geçirildi, bizim yapmamız gereken onları 75. soykırımdan kurtarmaktır” dedi.

    FDP Grubu adına konuşan Peter Heidt ise Federal Meclis’in bugün gündemine aldığı kararla, Êzidîlere yönelik gerçekleşen soykırım karşısında yıllardır sergilenen sessizliğe son verildiğini ifade etti. Parlamenter Heidt, Almanya’ya sığınan Êzidîlerin dışlanıp ötekileştirilmemesi için çalışmalar yürütülmesi gerektiğini belirtti.

    “FEDERAL MECLİS İÇİN TARİHİ BİR GÜN”

    Sol Parti Grubu adına söz alan Sevim Dağdelen ise “Bugün Federal Meclis için tarihi bir gündür. Bizler Sol Parti grubu olarak yıllardır Êzidîlere yönelik soykırımın tanınması için mücadele ettik. Fakat ne yazık ki hükümet partileri bizi tasarının dışında tuttu” diye konuştu. Irak ve Suriye’de insanlık suçu işleyen DAİŞ’in Suudi Arabistan, Katar ve Türkiye tarafından desteklendiğini hatırlatan Dağdelen, devamla “Bu ülkelerin DAİŞ’e verdiği silahlar Almanya’dan gitti. Bundan dolayı bu katliamda Almanya da suç ortağı” dedi.

    Hükümet partilerinin hazırladığı taslakta Êzidîleri soykırımdan kurtaran ve Şengal dağına ulaştırarak korumaya alan YPG’nin adının anılmamasına tepki gösteren Sol Partili Dağdelen, “Peşmergeler Êzidîlerin silahlarını toplayıp Şengal’den kaçarken YPG Şengal’e ulaşarak Êzidîleri soykırımdan kurtardı. Ancak bu gerçeğe rağmen YPG’nin taslakta geçmemesi kabul edilemez. Sayın Baerbock, Şengal ve Êzidîlerin korunmasını istiyorsanız bir an önce Türk devletinin uluslararası hukuka aykırı olan saldırılarına dur demeniz gerekir” dedi.

    Parti temsilcilerinin konuşmalarının ardından tasarı için oylamaya geçildi. Federal Meclis’te bulunan bütün parlamenterlerin destek verdiği tasarı oy birliğiyle kabul edildi.

    Kaynak: MA

  • Deniz Poyraz katliamı duruşması sürüyor; ‘Sanığa kahraman muamelesi yapılıyor’

    Deniz Poyraz katliamı duruşması sürüyor; ‘Sanığa kahraman muamelesi yapılıyor’

    PİRHA – İzmir’de görülen Deniz Poyraz davası öncesinde konuşan HDP ve CHP Milletvekilleri, sanık Onur Gencer’in korunduğunu belirterek “Bu cinayet sonuçta, siyasal iktidarın yarattığı nefret söylemi, kutuplaştırma üzerine işlenmiştir. İktidar bu cinayetin ortağıdır, azmettiricisidir” ifadelerini kullandı.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir İl Binasına 17 Haziran 2021 tarihinde yapılan silahlı saldırı ve Deniz Poyraz’ın katledilmesine ilişkin görülen davanın 5’inci duruşması İzmir 6’ncı Ağır Ceza Mahkemesinde devam ediyor.
    Duruşmayı HDP Parti Sözcüsü Ebru Günay, Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu, milletvekilleri, kadın örgütleri ile çok sayıda avukat ve kurum temsilcisi takip ediyor.

    “ASIL FAİL İKTİDAR”

    Duruşma öncesi adliye önünde yapılan açıklamada konuşan HDP Parti Sözcüsü Ebru Günay, 5 duruşma boyunca Deniz Poyraz’ın katilinin korunduğunu ifade ederek şunları söyledi:

    “Faillerin nasıl gizlendiğini ve IŞİD artığı çetelerin nasıl bu suikasti düzenlediklerini ve hakikatlerin nasıl gizlenmeye çalışıldığını tüm Türkiye başta da kadınlar olmak üzere yakından takip etti. Katilin duruşmadaki tavırları herkesin malumu, ama hakikatin ortaya çıkması için mücadele etmesi gereken temel işi bu olan mahkeme heyetinin tavrı ortada.
    Geçen duruşmada avukat arkadaşlarımız, yargılamada asıl önemli olan soruyu sormaya başladı. Hem katilin hem de mahkeme heyetinin tavrı hakikatin ortaya çıkmasını engellemeye yönelikti. Katilin arkasındaki gerçeğin ortaya çıkmaması için engelleyici bir tutum sergilediler. Bizler bütün katliam dosyalarında, kadınların, Kürtlerin, HDP’lilerin katledildiği dosyalarda, 10 Ekim, Suruç katliam dosyalarında mahkeme heyetlerinin tutumunu, iktidarın tutumunu biliyoruz. Bu tutum cezasızlık, gerçeklerin açığa çıkmasını engelleme, failleri korumanın, hesap sormamanın tutumudur. Bugün belki gerçek manada bir yargılama gerçekleştirilemeyecek ama bizlerin, kadınların mücadelesi, kadınların özgürlük ve adalet arayışı, bu topraklardaki barış mücadelesi katillerden önünde sonunda hesap soracaktır. Katiller başta kadınlara, halka, gönlünü demokrasiye adamış, barış mücadelesi herkese bunun hesabını verecektir.
    Asıl failin iktidar olduğunu hepimiz çok iyi biliyoruz. Her gün ekranların karşısına geçip partimizi ve kadınları hedef gösterenler bu katliamın arkasındaki karanlık güçlerdir. Bu karanlık güçler işin ucu kendilerine ulaşmasın diye olayın üstünü örtmeye ve hakikati karartmaya çalışıyorlar.”

    “İKTİDAR, ÖZGÜRLEŞMEK İÇİN MÜCADELE EDEN KADINDAN KORKUYOR”

    Bugün biz kadınlar için daha acı bir gün. Yine aynı katliamcı zihniyetin, kadın ve Kürt düşmanı zihniyetin katlettiği Nagihan Akarsel arkadaşımızın doğduğu topraklarda defnedileceği gün. Deniz’in katilleri ortaya çıksaydı, hesap vermiş olsaydı, gerekli tedbirler alınmış olsaydı bugün Nagihan arkadaşımız bir suikastle yaşamını yitirmeyecekti. Bu iktidar örgütlenen kadından korkuyor, özgürleşmek için mücadele eden kadından korkuyor, bunun için tam bir kadın kırım politikasıyla saldırıyor. Jîna Mahsa Amini’yi katleden zihniyet ile Nagihan Akarsel ve Deniz Poyraz’ı katleden zihniyet aynı zihniyettir. Erkek akıl, Kürt ve kadın düşmanı akıldır.
    İranlı kadınların da söylediği gibi jin, jiyan, azadî bu topraklarda özgürlüğün sesi ve nefesidir. Bizler de kadın, yaşam ve özgürlük için mücadele etmeye, katledilen her bir arkadaşımıza söz vererek bunun mücadelesini vereceğiz. And olsun ki bu katiller herkese, kadınlara, halklara hesap verecek.”

    “SANIĞA KAHRAMAN MUAMELESİ YAPILIYOR”

    CHP Milletvekili Sezgin Tanrıkulu da katliamın üzerinden 16 ay geçmesine rağmen gerekli araştırılmanın yapılmadığını vurgulayarak şunları söyledi:

    “Katliamı incelerken, işlenmeden önceki süreç, işlendiği süreç, ondan sonraki süreci incelediğimizde katillere ulaşabiliriz. İzmir’in orta yerinde HDP’nin önünde bir karakol var, gelen giden takip ediliyor ama nedense bu katil takip edilmiyor. Cinayetin gerçekleştiği anda müdahale edilmiyor kendisine. Katliamdan sonra kahraman muamelesi görüyor. Tweet attığınız için günlerce gözaltında kalıyorsunuz. Bu katil 24 saat gözaltında tutulmadı, arkasındaki hiçbir ilişki araştırılmadı. Olay yerindeki dijital evraklar babasına teslim edildi.
    Bu cinayet sonuçta, siyasal iktidarın yarattığı nefret söylemi, kutuplaştırma üzerine işlenmiştir. İktidar bu cinayetin ortağıdır, azmettiricisidir. Biz onlardan hesap soracağız, siyaseten hesap soracağız. Ama buradan İzmir Adliyesi önünde bu yargılamayı yapan savcılara sesleniyorum; tümünü takip ediyoruz. Bu suça ortak olmayın, azami özen gösterin, sanığı ve arkasındakileri korumayın. Hiç olmazsa adalet gerçekleşecek izlenimini yaratın ama bunu yapmayın. 5’inci duruşmaya kadar kaç kez başkan değişti. Sanığa aylardır bir kahraman muamelesi yapılıyor. Bunları izliyor ve görüyoruz. Hafızamıza kaydediyoruz.”

    PİRHA/İZMİR

  • ‘İnsanın, sınırın, hayatın ve acının eşiğidir Roboski katliamı!’

    ‘İnsanın, sınırın, hayatın ve acının eşiğidir Roboski katliamı!’

    PİRHA – Roboski Katliamı 127. Ay basın açıklamasında bir kez daha “Katiller bulunsun, Roboski bir daha asla” denildi.

    Şırnak’ın Uludere ilçesinde sınır ticareti yapan 19’u çocuk 34 sivilin katledildiği Roboski Katliamı’nın üzerinden 10 yıl geçti ancak sorumlular halen yargılanmadı.

    Roboski İçin Adalet Girişimi, katliamın aydınlatılması için İHD Ankara Şube önünde bir kez daha basın açıklaması yaptı. Grup adına açıklamayı okuyan Tanju Gündüzalp, “Zaman acının yükünü hafifletmiyor, yara hala ilk günkü gibi kanıyor” diyerek adalet arayışının sürdüğünü ifade etti. 34 sivilin katledildiği yargılama dosyasının kapatılmaya çalışıldığını söyleyen Gündüzalp, “Adalet, adaletsizliğin olduğu yerden yükselir” diyerek şu açıklamayı yaptı:

    “10 yıldır herkes sus-pus, adalet yok, cezasızlık zırhı sisi daha da arttırıyor, hukuk zaten kayıp. Roboski, -halkın yaşama kültürü hiçe sayılarak- siyasilerce çizilmiş sınırların ‘90’larda, burada kendi köylerinde yaşarken işkenceye uğrayıp kendi topraklarından göç etmiş ve güneye geçmiş’ akrabalarıyla alışveriş yaparak geçimini sağlayan insanlarımızın yaşamını yok eden bir vicdansızlığın sembolü ve devlet dersinde bir katliamdır.

    Devlet; Roboski Katliamı’ndan, çözüm sürecine, bölgede yaşanan katliamlardan bugüne, adalet için adım atmadı, sorumluları yine cezasızlıkla savundu ve korudu. Yargı; ezilenlerden, katledilenlerden, mağdurlardan değil, egemenlerden ve sistemden yana oldu. Roboski ve tüm katliamların ardından gelişen adaletsizlik ve cezasızlığı bitirebilmemizin yolu; bir araya gelme, mücadele, unutturmama ve halklar için kurgulanmış bir sistemle mümkün. Savaşların, katliamların ve çözümü aramayan siyasetin varlığı; açlık, ekonomik kaos, pahalılık, savaş, doğruları aramayan, gerçekliğini yitirmiş adalet ve hukuk, insan odaklı olmayan siyaset ve yıkım olarak yaşantılarımızda sürmeye devam ediyor. Cinayet ve katliamlara ortamı sağlayan sistem değişince adalete ulaşmak mümkün olacaktır. Sınırlara inatla karşı çıkmanın ve barışın yolu da Roboski için Adalet’tir. Tarihin, zamanın, insanın, sınırın, ağacın, suyun, canlının, hayatın ve acının eşiğidir Roboski Katliamı.

    “İNSANLIĞA KARŞI SUÇ İŞLENMİŞTİR”

    Roboski’de bir katliam yapılmıştır ve insanlığa karşı bir suç işlenmiştir. Temsilcisi olarak seçtiği yönetenler ve onların yöneticileri eliyle, halkımızın kendi ödediği vergilerle bir insanlık suçu işlenmiş durumda. Sorumlular mutlaka ortaya çıkacaktır. Her toplumun hafızası vardır, saklama ve inkâr yoluna gidilse de bu hafıza barış ve adaleti talep ediyor. Katliamlar ve soykırımlar tarihsel süreçten gelen devamlılıkla sürekli tekrarlanıyor. Geçmişle yüzleşmek ve hesaplaşmak isteyenler, devlet tarafından ayrıca cezalandırılıyor. Geçmişle yüzleşmeden gelecek inşa edilemez, adaletli bir düzen kurulamaz. Yaşadıklarımızın aslı; devlet, cezasızlık, savaş, adaletin olmayışıdır. Hiçbir katliamın zaman aşımı yoktur. Roboski’ye adalet gelmeden Türkiye’ye adalet gelmeyecektir. Silaha/savaşa değil barışa ayrılmalıdır devlet bütçesi.

    Biz, adalet arayışının, bir arada ve barış içerisinde yaşamanın tarafıyız. Devlet ve iktidar şiddetine karşı, Roboski ve tüm katliamlar için adaleti talep etmek adına, özgürce bir araya geleceğimiz, adaleti sağlayıp ve sistemin kendi cezasızlığını bitireceğimiz güne kadar yataklarımızda rahat uyumayacağız, uyutmayacağız da.

    Roboski, devletin ve iktidarın sınavıdır. Bu topraklarda ‘Barış ve Adalet’in yolu, mutlaka ve önce Roboski’den geçecektir. Roboski bu toprakların utancı, kanayan yarası ve adalet arayışıdır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Sefo Deresi Katliamı’nın üzerinden 79 yıl geçti, anıt dikilmesine dahi izin yok!

    Sefo Deresi Katliamı’nın üzerinden 79 yıl geçti, anıt dikilmesine dahi izin yok!

    PİRHA – 33 Kürt’ün katledildiği Geliyê Sefo (Sefo Deresi) Katliamı’nın üzerinden 79 yıl geçti. Dönemin Komutanı Mustafa Muğlalı’nın emriyle gerçekleştirilen katliam sonrasında sorumlular gerçek anlamda yargılanmazken, katliamın yapıldığı yere ise anıt dikilmesine izin verilmedi.

    Kaçakçı oldukları gerekçesiyle Orgeneral Mustafa Muğlalı tarafından yapılan Sefo Deresi Katliamı’nın üzerinden 79 yıl geçti.

    Van’ın Saray ve Özalp ilçelerine bağlı olan Xerapsork (Sırımlı), Êngizamilan (Değirmigöl) ve Rûnexar (Çaybağı) köylerinde yaşayan yurttaşlardan 33’ü, 29 Temmuz 1943’de elleri arkadan bağlı şekilde Sefo Deresi’nde Mustafa Muğlalı’nın emriyle katledildi.

    Önce ‘kaçakçı’ daha sonra ise Rus casusu oldukları iddia edilen köylülerin cenazeleri halen yakınlarına ulaştırılmış değil.

    KATLİAMA GEREKÇE: KAÇAKÇILIK

    Sefo Deresi Katliamı, sınır ihlalinde bulundukları gerekçesiyle İran tarafındaki Kürt aşiretlerin koyunlarına devletin silahlı gruplarca zaman zaman el konulmasıyla başlayıp, Mehmedi Misto adındaki bir aşiret reisinin 2 bin koyununa el konulması ile tırmandı. Sürüsüne el konulan aile, Özalp Kaymakamlığı’na gönderdiği mektupla sürüsünü geri istedi ancak olumsuz yanıt aldı. Bunun üzerine bazı aşiret üyeleri, aldıkları 500 koyunu sınırın 1 buçuk kilometre öte tarafına geçirdi. Bunu duyan dönemin 3’üncü Ordu Komutanı Orgeneral Mustafa Muğlalı, 33 köylüyü gözaltına aldı.

    Olaya ilişkin bölgeye gelen ve yaptığı görüşme neticesinde köylülerin suçsuz olduğunu belirten İçişleri Bakanlığı müfettişi Avni Doğan’a karşı, kaymakam ve subayların “Bunlar bizim ordunun nasıl ve nerede konuşlandığını Ruslara bildirerek casusluk da yapıyorlar” yalanı doğrultusunda Muğlalı, müfettişi dinlemedi. 33 köylü, Muğlalı’nın emriyle 29 Temmuz 1943 günü gece yarısından sonra jandarma tarafından cezaevinden alınıp, Hudut Taburu Komutanlığına teslim edildi. Elleri ve gözleri bağlı olan 33 köylü askerlerce götürüldükleri Sefo Deresi’nde iki manga askerin yaylım ateşi ile kurşuna dizildi. 33 köylüden biri, cenazelerin altında kalarak yaralı bir şekilde kurtulup İran tarafına geçti ancak kısa bir süre sonra o da yaşamını yitirdi.

    TANIK ASKERLER KATLİAMI ANLATTI

    Olaydan 6 yıl sonra katliamı gerçekleştiren bazı askerler, tüm bildiklerini askeri mahkemeye anlatarak katliamın detaylarının gün yüzüne çıkmasını sağladı. Gözaltına alınan 33 köylünün, Muğlalı’nın emriyle hayvan ahırlarında tutulduğunu ifade eden ve kayıtlara Yüzbaşı Tezer olarak düşen bir asker, olayı şöyle anlattı:

    “33 köylü gözaltına alındıktan sonra bir ay boyunca ahıra konuldu. Köylülerin sırtlarına eyer vuruldu, ağızlarına gem takıldı ve askerler üstlerine bindiler. Ben bu olayın ne kadar iğrenç olduğunu sivil olunca anladım. Orada robot gibiydim. Sivilde kendimi bir cani, bir canavar gibi gördüm. Ne insanlık, ne din ne de imanın askerlikte olmadığını gördüm.”

    Başka bir asker Niğdeli İsmail Çolak ise, katliamı şöyle anlattı:

    “Köylüler yere dizüstü çökmüşlerdi. Her iki grup, yerde sürünerek yan yana gelmişti. Çoğu yüksek sesle dua okuyordu. Bağıran, çağıran, küfür edenler vardı. ‘Ateş’ komutuyla yumdum gözlerimi. Şuursuzca basmışım tetiğe. Mermim bitmiş ama ben hala ateş vaziyetindeyim. İnsanlar gözlerimin önünde cansız vaziyette yatıyordu. Katliamın ardından ‘Dağ başını duman almış’ marşını söyleyerek Saray’a döndük.”

    KATLİAM EMRİNİ VEREN MUĞLALI, TAHLİYE EDİLDİ

    Askerlerin itirafları üzerine katliamın emrini verdiği gerekçesiyle 1949 yılında mahkeme karşısına çıkarılan Mustafa Muğlalı’yla ilgili Genelkurmay Askeri Mahkemesi, 23 Kasım 1949’da “görevsizlik” kararı verdi. Askeri Yargıtay’ın 9 Ocak 1950’de bu kararı bozması üzerine Orgeneral Muğlalı’ya, 2 Mart 1950’de verilen idam cezası, yaşı dikkate alınarak 20 yıl hapse çevrildi. Muğlalı ile yargılanan diğer askerlerin ise beraatine karar verildi. Mahkum edildikten sonra Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nin “ileri derecede akli yetersizlik” raporu üzerine Muğlalı, tahliye edildi ve 1 Aralık 1951’de yaşamını yitirdi.

    KATLİAMCININ İSMİ KIŞLAYA VERİLDİ

    Katliamın hesabı sorulmadığı gibi yıllar sonra 2004’te Özalp’teki askeri kışlaya Mustafa Muğlalı’nın ismi verildi. Ailelerin mahkemeye yaptıkları başvuru ve halkın tepkisi sonucu kışlanın ismi, 2011 yılında “Şehit Astsubay Erkan Durukan” olarak değiştirildi. Katliam, Ahmed Arif’in kaleme aldığı “33 Kurşun” şiiriyle tarihe; artık “33 Kurşun Katliamı” olarak geçti.

    33 KURŞUN ANITI’NA DA İZİN VERİLMEDİ

    Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) döneminde Van Belediyesi, bölgede 33 Kurşun Anıtı’nın yapılması için karar aldı. Ancak anıtın yapılması için yapılan başvuru, Van Valiliği tarafından “Yasaklı bölge” olduğu gerekçesiyle reddedildi. 2014 yılındaki “Çözüm süreci”nde yine anıt mezar yapılması ve yaşamını yitirenlerin kemiklerinin ailelere verilmesi için yapılan başvuru da yine sonuçsuz kaldı.

     

  • DAD Kadın Meclisi: 3 Ağustos, Kadın Kırımı ve Soykırımı Uluslararası Eylem Günü olarak tanınmalı

    DAD Kadın Meclisi: 3 Ağustos, Kadın Kırımı ve Soykırımı Uluslararası Eylem Günü olarak tanınmalı

    PİRHA-Demokratik Alevi Dernekleri Kadın Meclisi, IŞİD tarafından yapılan Ezidî Katliamının 7. yılında açıklama yaparak “Ezidi’lere yönelik yapılan katliam, soykırım olarak tanınmalı ve 3 Ağustos, ‘Kadın Kırımı ve Soykırımı Uluslararası Eylem Günü’ olarak tanınmalıdır” çağrısında bulundu. 

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi, 3 Ağustos 2014’te yapılan Ezidi Katliamı’nın yıldönümü sebebiyle yazılı açıklama yaptı.

    “Güneşten önce uyanıp güneşi doğuran ezidi kadınlara…” başlığı ile paylaşılan basın açıklamasında, “21. Yüzyılın en büyük ve vahşi soykırımı, bundan 7 yıl önce Irak’ın Musul Kenti yakınlarındaki Şengal’de barbar IŞİD tarafından Ezidilere yapıldı” denildi.

    “TAVUS KUŞUNUN ÇIĞLIKLARI YANKILANDI!”

    DAD Kadın Meclisi, İŞİD’in aynı zamanda büyük bir kadın soykırımı yaptığının altını çizerek şu ifadeleri kullandı:

    “3 Ağustos 2014 de gerçekleştirilen ve 73. Ferman olarak adlandırılan bu soykırımda, emperyalist güçlerin de katkısıyla IŞİD, binlerce Ezidi’yi katletti. Aradan 7 yıl geçmesine rağmen yaralar hala sarılmadı.

    Kadınlar tecavüze uğradı, köle pazarlarında satıldı, işkence gördü ve hala şu gün olmuş İŞİD’in elinde esir bulunan kadın ve çocukların akıbeti bilinmiyor.

    İŞİD, savaş ganimeti olarak köle pazarında satılmayı reddeden 19 Ezidi kadını, demir kafeslere koyup yaktı. 7000 Ezidi kaçırılıp köleleştirildi. 10.000 Ezidi, Müslüman olmayı reddettiği için öldürüldü, hala 3000 Ezidi kayıp.

    Çölün ortasında tavus kuşunun çığlıkları yankılandı!

    Dağ taş çatladı Ezidi kadın ve çocukların çığlığında ama gözler kör oldu, kulaklar duymadı bu çığlığı. Lakin İŞİD’in karanlığına, barbarlığına yenilmedi bu kadim halk. Ezidi Kürt kadınların büyük bir direniş sergilediği katliamda, saç örgüsünü yarinin mezarına bırakarak  öz savunmayı seçti ve özgür yaşamdan yana dillere destan bir direniş sergiledi.

    Tüm dünyanın gözü önünde gerçekleşen katliamda, ne yazık ki birçok ülke bunun bir soykırım olduğunu kabul etmedi. Ezidi Kürt halkına yapılan katliamı 7. yılında bir kez daha lanetlerken katledilen canları saygıyla anıyoruz. Ezidi’lere yönelik yapılan katliam, soykırım olarak tanınmalı ve 3 Ağustos, Kadın Kırımı ve Soykırımı Uluslararası Eylem Günü olarak tanınmalıdır.

    Şengal’de yaşanan katliamı asla unutmayacak ve unutturmayacağız. Şengal’i unutmak, Kürt halkının yaşadığı acıları unutmak, görmezden gelmektir. Şengal’in kadınlarını ve çocuklarını unutmak, tarihte yaşanan katliamları inkâr etmek demektir. Jin Jiyan Azadi”

    (HABER MERKEZİ)