PİRHA-İstanbul Bayrampaşa’da bir ailenin Kürtçe müzik dinledikleri için darp edilip gözaltına alınması Dersim’de protesto edildi. Yapılan açıklamada, “Artık yeter Kürt halkını tanıyın ve dilimiz, kültürümüz üstündeki bu baskıyı bir an önce sonlandırın” denildi.
Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, İstanbul Bayrampaşa’da bir ailenin Kürtçe müzik dinledikleri için darp edilip gözaltına alınmasını protesto etmek için Sanat Sokağı’nda basın açıklaması yaptı.
Açıklamaya yerine kayyım atanan Dersim Belediye Eş Başkanları Cevdet Konak ve Birsen Orhan, Demokratik Alevi Dernekleri Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Dersim’deki siyasi parti ve demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri katıldı.
Açıklamada Kirmançki “Zonê ma komîya mawa, zonê ma haştîya û ozadiya zonê ma sera, destunexo bionce“ (Dilimiz kimliğimizdir, dilimiz barış ve özgürlüğümüzdür. Ellerinizi dilimizin üstünden çekin) pankartı açıldı. Basın metnini Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi ( DEM Parti) Dersim İl Eş Başkanı Özcan Ateş, Kirmançki olarak okudu.
“KÜRTÇEYE TAHAMÜLSÜZLÜK DEVAM EDİYOR”
Devletin Kürt diline düşmanca tavrının devam ettiğini vurgulayan Özcan Ateş, “İstanbul’da bir araç içerisinde bulunan bir aileyi Kürtçe müzik dinledikleri için durdurup kaba şiddetle gözaltına aldılar. Gözaltında kadın çocuk yaşlı demeden işkence uyguladılar. Bunların içerisinde hamile bir kadın da vardı. Kadın hamile olduğunu söylemesine rağmen polis şiddeti devam etti. Çünkü bilinç altında Kürt diline karşı düşmanca tutum devam ediyordu. Onun için şiddet devam etti. Biz Dersimliler bu zihniyeti çok yakından biliyoruz. Bu zihniyet 1938’de yaşanan katliamları yapanlarla aynı zihniyeti taşıyor. 1938’de de hamile kadınların karnındaki bebeklerin sürgülerle öldürülmüştü. Artık bu zulme son verin. Halkın bilinç altına öyle bir düşmanlık yerleştirilmiş ki Kürt diline tahammül edilemiyor” dedi.
“KÜRT HALKI ÜZERİNDEKİ BASKIYI BİR AN ÖNCE SONLANDIRIN”
Yapılan saldırının Kürt halkına yönelik bir saldırı olduğunu belirten Ateş, “Biz Dersimliler diyoruz ki kirli ellerinizi halkımızın, gençlerimizin üstünden çekin. Artık yeter Kürt halkını tanıyın ve dilimiz, kültürümüz üstündeki bu baskıyı bir an önce sonlandırın. Kürt halkı bu ülkeye yük değildir aksine barışı getirmeye çalışıyor. Kürt halkı vardır ve bu halkın dili de Kürtçedir” diye konuştu.
PİRHA- Son 13 yılda yayınlanan Kürtçe sözlü şarkıların sözlerini ve gitar eşlik akorlarını içeren Kürtçe Gitar Repertuarı kitabı yayınlandı. Kitabın basın tanıtımını yapan ekip, bu tip kültürel çalışmalarla sömürü ve asimilasyona karşı mücadeleye güç vermeyi umduklarını ifade etti.
Son 13 yılda yayınlanan 112 tane Kürtçe şarkının sözlerini ve eşlik akorlarını içeren kitapta, popülerlik derecesine bakılmaksızın Kürt Müziği’ne şarkıları yoluyla katkı sağlamış çeşitli sanatçı ve grupların şarkıları yer alıyor. Kitabı hazırlayan ekip de müzisyenlerden oluşuyor. Müzik dokümanları hazırlayan bir kolektif olan Helezonik Kreşendo ekibi, kitabın gitar, piyano, ukulele gibi çalgılar çalan, çalmaya çalışan kişileri hedefleyerek hazırladıklarını ifade etti. Kitabın içinde akor gösterimleri, ritim vuruş diyagramları ve de ritimlerin nasıl çalınacağını gösteren videoların QR bağlantıları da bulunuyor.
Ceylan Yayınları’ndan basılan kitap, ceylankitap.com adresi başta olmak üzere pek çok kitap satış sitesi üzerinden sipariş edilebiliyor.
“SIRTINIZDAN GİTARINIZ, İÇİNİZDEN MÜCADELE RUHU EKSİK OLMASIN”
Helezonik Kreşendo ekibi, kitabın önsözünde şunları paylaştı:
Bundan yaklaşık 13 yıl önce bir grup müzisyen ve müzik eğitimcisi olarak Kürtçe Gitar Repertuarı hazırlamış ve yaklaşık 200 şarkılık bu çalışmayı 2 cilt halinde yayınlamıştık. Halen de pdf’ye web sitemizden ücretsiz ulaşabileceğiniz bu çalışmanın önsözü bu cümle ile bitiyordu: “Sırtınızdan gitarınız içinizden mücadele ruhu eksik olmasın”. Aradan geçen dönemde coğrafyamızdan sömürü, savaş, göç, talan, baskı eksik olmadığı gibi isyan ve direniş de eksik olmadı.
Eşit ve özgür bir dünyanın peşinde olanlar halen de çeşitli araçlarla sisteme karşı mücadele etmeye devam ediyor. Bu mücadelelerin içinde kültür mücadelesi önemli bir yer tutuyor. Yok edilmek istenen bir mücadelenin, sessizliğe mahkûm edilmek istenen bir halkın ve kelimesizliğe terk edilmek istenen bir dilin peşinden gidip şarkılar üretenler bu mücadelenin önemli bir parçası. Şarkılar tüm duygulara değebiliyor, belki kendi başına dünyayı değiştiremiyor ama dünyayı değiştirecek olanın bilincine ve duygularına etki ediyor. İşte bu sebeptendir ki, üretilen bu şarkıları daha fazla insana ulaştırmanın yollarını döşemek de bizim çabalarımızdan biri oldu.
” SON 13 YILDA ÜRETİLEN KÜRTÇE ŞARKILARDAN SEÇİLDİ”
Elinizdeki kitap, son 13 yılda üretilen Kürtçe sözlü şarkıların bazılarının sözlerini ve eşlik akorlarını içeriyor. Bu akorları gitar, ukulele, piyano, org gibi çalgılarda icra edebilirsiniz.
Kitabın içinde 112 şarkı var. Bu şarkıların büyük bölümü son 13 yılda üretilen Kürtçe sözlü şarkıların içerisinden seçildi. Şarkıları seçerken gitar ile çalmaya uygun olması, söz-müzik niteliği gibi kıstasları en temele aldık. Fakat bir yandan da kitaptan faydalanacak kişilerin daha çok gitar çalan ya da öğrenen kişiler olacağını düşündüğümüz için farklı ritim kalıplarının ve tonların da olmasına dikkat ettik. Öte yandan bu kitap aynı zamanda bir dinleme önerisi gibi görüleceği için elimizden geldiğince çok sayıda müzisyenin eserine yer verdik.
“KİTAP TİCARİ BİR KAYGI İLE HAZIRLANMADI”
Her şarkı için eşlik yapılacak ritim kalıbını diyagram olarak hazırladık ve her kalıp için bir çalma videosu çektik. Videoları şarkıların sayfalarına karekod olarak yerleştirdik. Mutlaka eksikler ve yanlışlar vardır. Bunların iletilmesi çalışmayı güçlendirir.
Kitap, ticari bir kaygı ile hazırlanmadı ve çok sayıda müzisyenin kitapta emeği var. Bir de buna şarkıyı üretenlerin, kaydedenlerin, düzenleyenlerin emeğini koyduğumuzda anlıyoruz ki bu kitap hiç kimsenin değil, hepimizindir. Kitap kısa bir süre sonra helezonikkresendo.com adresinden ücretsiz indirilebilecek şekilde yayınlanacaktır. Çünkü Gülmek bir halk gülebiliyorsa gülmektir”
PİRHA –Blues türünde ikinci Kürtçe albümünü çıkartan Ercan Bingöl, Afroamerikalılar ve Kürtler arasındaki benzerliklere dikkat çekti. Kürt dili üzerindeki yasaklara değinen Bingöl, “Arada kıtalar bile olsa Afroamerikalılar ve Kürtler olarak aynı problemleri yaşadığımızı gördüm. Kürtler ile Afroamerikalıların acıları, soyutlanma, inkar edilme anlamında ortak noktalarına vardığım için blues bende ayrı bir yer etti” diye konuştu.
Müzisyen Ercan Bingöl, 12 ezgiden oluşan “Bar” ismini verdiği yeni albümünü tüm dijital platformlarda paylaştı. Bingöl, blues tarzında hazırladığı albümü ile Kürt dilinde icra edilmiş ilk bütünlüklü çalışmaya da imza atmış oldu.
Aslen Muş Vartolu olan Ercan Bingöl, üniversite eğitimi için Ankara’ya gelmesiyle birlikte sonrası için bu şehirde kalmaya karar verdi. 22 yıldır Ankara’da yaşayan Bingöl, aynı zamanda İngilizce öğretmenliği de yapıyor. “Müzikle ilgilenip yanı sıra öğretmenlik mi yapıyorum konusu tartışmaya açık” diyen Bingöl ile hem güncele hem de yeni albümüne dair sohbet ettik.
BLUES KÜLTÜRÜNÜN KÜRT MÜZİĞİNE YANSIMASI!
Bingöl’e ilk olarak Kürtçe blues tarzında müzik yapmanın duygusunu ve fikriyatının nasıl ortaya çıktığını sorduk. Kürtler ve Afroamerikalılar arasındaki benzerliklere işaret eden Ercan Bingöl’ün yanıtı şu sözlerle oldu:
“Türkiye’de Özellikle de Ankara’da Kürtçe müzik yapmak tabii başlı başına düşünüldüğünde maalesef politik bir durum olarak algılanıyor. Oysa ki kendi özümüzü yansıttığımız bir süreç ve alan… Müziğe başlarken direk müzik bende blues tanıları ile başlamadı. İster istemez kendi kültürümün besleyicileri olan geleneksel müzikler, dengbejler yol gösterici oldu. Blues’a müziğimin evrilmesi blues’un tarihini merak etmemle başladı. Bu tarihi biraz irdeledikten sonra kendimi de böyle mini bir sorgulama içerisine aldım. Şöyle ki arada kıtalar bile olsa Afroamerikalılar ve Kürtler olarak aynı problemleri yaşadığımızı gördüm. Kürtler ile Afroamerikalıların ortak noktalarını; acılar çekme, soyutlanma, inkar edilme anlamında ortak noktalarına vardığım için blues bende ayrı bir yer etti. Dolayısıyla ilgimi daha da cezbetti. Sonra tabii teknik anlamda da kendimi geliştirmeye çalışarak enstrüman ve vokal teknikleri ile de olsun ‘evet, artık blues bizim yolumuz’ dedim ve o şekilde devam ediyorum.”
“NİTELİKLİ MÜZİK İÇİN ÇABA VE SABIR GEREKLİ”
Müzisyen Ercan Bingöl, Kürt müziğindeki niteliğe katkı sağlamak adına “Hiçbir zaman yılmayacağınızın sözünü kendinize vermeniz gerekiyor” diye belirtti. Bingöl, Kürtçede alışılmış müzik tarzlarının ötesinde bir tercih kılıp üretim yapmayı ise şu sözlerle özetledi:
“Mevzuya biraz da şu bağlamda bakmak lazım, Bizler hep dinleyicinin nitelikli müziğe ulaşamadığından yakınırız, bu bence doğru bir bakış açısı değil. Çünkü dinleyicinin kulağı geliştirilebilir bir mekanizma. Burada da en büyük görev müzisyenlere düşmekte. Nitelikli müzik sunarsanız ve bunda ısrarcı olursanız, evet dinleyici artık daha çok detaylandırılmış müzik dinlemeye başlayacak ve kendini orada bulacak. Ve kendilerine sığ müzik sunduğunuz zaman artık bunu reddedecek seviyeye gelmiş olacaklar. Bu da müzisyenlerin nitelikli müzik yapmasında ısrarcı olmasından geçiyor. Bunun yolu da çaba ve sabır gerektiriyor.
“YASAKLAR ARTIK HASTALIK DERECESİNDE”
Ercan Bingöl, Kürt dilinde sanatsal faaliyet yapanlara yönelik yasakları da değerlendirdi. Yasaklar karşısında dirençli olunması gerektiğini ifade eden Bingöl, şu eleştiride bulundu:
“Yasakların yaşanıldığı bir coğrafyada yaşamak beni asıl üzen şey. Tabii ki derinden üzüyor bu yasaklar ve bunun artık maalesef ki bir hastalık derecesinde olduğunu görüyoruz. Sistem bunu gerçekten kendine güç toplama aracı olarak kullanma niyetinde ve bunu onlarca yıldır zaten yaptı. Bunun tabii birçok nedeni var. Mesela geçen haftalarda bir tiyatro oyununun yasaklanması, bir saat öncesinden bu yasağın kendilerine kaymakamlık tarafından bildirilmesi, bunların hepsi tabii ki birer yıldırma politikasının ürünü. Zaten başvuru yapıldığı zaman ya da bu oyunun sergileneceği kesinleştiği o an oyunun bir saat öncesinden iptal edileceği planlanıyor zaten. Bunların hepsi bilinçli bir şekilde yapılmakta. Dediğim gibi kişinin nitelikli sanat ürünleri, etkinlikleri ortaya koyabilmesi için her şeyden önce kendisine ve ekibine yılmayacağı sözünü vermesi gerekiyor. Çünkü bu bir süreç ve atılması gereken binlerce adım var ise bizler belki de yarım adımını ancak atabileceğiz. O yüzden ısrarla çalışmamız ve ısrarla kendimizi hissettiğimiz ana dilimizle müziğimizi, tiyatromuzu, sanatın diğer dallarını işlemek durumundayız. Bu aslında benim için bir manevi görev, yük, hayatımın anlamı…”
BAŞKENTTE KÜRTÇE BLUES İCRA ETMEK!
Blues tarzında Kürtçe müziğin Ankara’da ne oranda karşılık bulduğunu da anlatan Ercan Bingöl, izlenimlerini şu cümlelerle paylaştı:
“Ankara’da sahnelerimiz oluyor ve insanlar sağolsunlar rağbet gösterip bizleri yalnız bırakmıyor. İster istemez Ankara’nın, diğer sahne aldığımız kentlere göre daha da farklı bir dokusu var. Ankara’da yaşayıp çalıştığım için ilginç bir şekilde Ankara’daki sahnelere Kürt dinleyiciden çok Türk arkadaşlarım geliyor diyebilirim. Hatta bazen yaptığım Kürtçe esprilere gülünmediği zaman yanlış konsere çıktığımı düşündüğüm bile oluyor. Her şeye rağmen güzel ve her şeye rağmen sahnede espri yapabiliyoruz! Bu artık acılarımıza ‘alay edebildiğimiz’ bunları kabul etmediğimizi ama bunlara alışkın olduğumuz ve hala tebessüm edebilme gücümüzü gösterme açısından önemli. Tabii her şehrin kendine ait bir dokusu var. İstanbul’un farklı bir dokusu, dinleyici, kitlesi var. İzmir’in de yine öyle. Özellikle son yıllarda bölgede sahne almaya başladık. Tabii aynı zamanda Ankara’da yaklaşık 23 yıldır yaşadığım için belli başlı duyarlı çevrelerin dayanışma gecelerinden tutun, etkinliklerine kadar katkı sunmaya çalışıyorum. Bu da benim için Ankara’nın başka güzel bir yanı. Ankara’da sahne, konser yapmaktan çok dayanışma etkinliklerinde yer alıyorum diyebilirim.”
“12 YILIN ARDINDAN DAHA YOĞUNLAŞMIŞ HİSLER VE TEKNİK”
İlk albümünü 2012 yılında çıkaran Ercan Bingöl, 12 yılın ardından çıkardığı ikinci albümünün detaylarını da anlattı. İlk albüme kıyasla yeni albümünde daha fazla blues türünün olduğunu söyleyen Bingöl, “İlk albümde olduğu gibi mutlu olmaya duyulan özlem ve folklorik ögeler de var. Bunların blues, rock ve county soundları ile işlenmesi söz konusu. Bu albümün kayıtları çok erken başlamasına rağmen pandemi sürecinden kaynaklı sürekli ötelenmesi gerekti. Bu 12 yıl tabii ki çok şey de öğretti. İkinci albüme çok daha güçlü ilerlememi sağladı. Hem teknik anlamda hem bilinç anlamında… İkinci albüm daha yoğunlaşmış hisler ve teknikle karşımıza çıkıyor diyebilirim. Bu albümün kayıtlarını Abdurrahman Tarikçi’nin stüdyosunda aldık. Kendisi aynı zamanda albümün aranjelerine de katıldı. İlk albümde İstanbul’dan da müzisyenler davet etmiştik, bu albümde ise Ankara müzisyenleri ile çalıştık. Ankara’nın müzisyenleri meşhurdur. Bir Ankara müzisyeni İstanbul’a yerleştiğinde örneğin ‘bu müzisyen Ankara müzisyeni’ derler. Çünkü disiplinlidir, provasız kesinlikle sahneye çıkmaz, enstrümanına odaklanır ve yoğun çalışır. Müzisyen ekibi olarak böyle bir ekiple çalıştık. Bu da tabii albüme rengini, gücünü kattı” diye konuştu.
ÇALIŞMALARI ERCAN BİNGÖL BLUES OLARAK YAYINLAMA KARARI
İkinci albümle beraber çalışmalarını ‘Ercan Bingöl Blues’ olarak yayınlama kararı aldığını belirten Ercan Bingöl, buna sebep olan gelişmeleri ise “Bundan sonraki çalışmalarım, single’lar ya da belgesel müzikleri olsun hepsini ‘Ercan Bingöl Blues’ plak şirketi adı altında paylaşacağız. Bu da haklı olarak müzisyenin albüme verdiği emeğin kendisine daha kayda değer bir dönüş sağlamasını beraberinde getirecektir. Bütün dijital ortamlarda albüm mevcut. Aynı zamanda bir 45’lik plak olarak da yayınlama düşüncemiz var. Çünkü bizim yaptığımız müzikleri kendi arşivinde tutmak isteyen dinleyicilerimiz var, bunu biliyorum. İlk albümü de yurt dışından sipariş eden insanların olduğunu ve raflarında yer verdiklerini de biliyorum. O yüzden sadece dijital ortam değil de insanların arşivinde tutabilecekleri bir somut çıktı olarak da albümü değerlendirmeyi düşünüyoruz açıkçası” sözleriyle açıkladı.
“KENDİLERİNDEN ÇOK ŞEY BULACAKLAR”
Ercan Bingöl, uzun emekler sonucunda özgün bir tarzla hazırladığı albümüne dair şu mesajı vererek sözlerini noktaladı:
“İlk albümle beraber çıkış noktamız blues müzikti ve bu çok ilgi gördü. Blues motiflerine bu tınıları Kürtçe müzikte kullanan ilk insanlar değiliz, daha öncesinden de kullanıldı. Yalnız birinci albümde özellikle ‘Bluesa Benda Sînê’ şarkısı ile ilk kez Kürtçe’de bir blues şarkısı yapılmış oldu. Yanı sıra zaten albümlerdeki bütün şarkıları blues şarkı diye niteleyemezsin, yoksa üzerine İngilizce söz yazıp Amerika’da yayınlanabilecek bir albüm olabilirdi o ama biz kendi motiflerimizi de katarak o blues’u işlemek durumundaydık. O yüzden ‘Kürtçe blues yapıyoruz’ diyoruz işte.
Benim bir derdim var. Onları anlattığım şarkılar, onlardan dem vurduğum bir albüm bu. Eminim kendilerinden çok şey bulacaklar. ‘Aynı derdi yaşadığımız bir müzisyen arkadaşımız varmış’ diyecekler. Ve eminim onların bana kattığı güç gibi benim kendime dert ettiğim mevzular da onlara güç katacak. Yalnız olmadıklarını hissetmek için bu albümü dinlemelerini isterim.”
PİRHA- Amerika’da yaşayan ve kılamlarını Kırmancki (Zazaca) ve Kurmanci (Kürtçe) seslendiren 25 yaşındaki Dersimli müzisyen Işık Berfin, “Geçmişimizi ve geleceğimizi yönlendirmek için hepimizin gerçekten dilimizden başlamamız gerektiğini düşünüyorum” dedi. Berfin, Ovacık’tan ilham aldığını da vurguladı.
Son yıllarda Dersim’de yıldızı parlayan çok genç müzisyenlerden biri Işık Berfin. 5 yaşından beri San Francisco’da yaşıyor. Orada büyümüş, okumuş, müziğe gönül vermiş.
Özellikle Kırmancki (Zazaca) ve Kurmanci (Kürtçe) seslendirdiği kılamlara kattığı yorum, duygu ve sıcaklık kendisini dinleyenleri mest ediyor. Henüz 25 yaşında. Babası Karslı bir Terekeme. Annesi Ovacıklı ama o kendisine ‘Dersimliyim’ diyor.
PİRHA olarak Ovacık’ta, Munzur suyunun kenarında müzisyenIşık Berfin ile hem söyleştik hem de kılamlarından örnekler dinledik.
“GEÇMİŞİMİZİ UNUTURSAK ÖNÜMÜZÜ GÖREMEYİZ”
Genellikle her yaz Ovacık’a geldiğini, dedesinden, büyük dedesinden en küçüğüne kadar sürekli saz çalınan bir evde büyüdüklerini belirten Berfin, “Bu nedenle benim de müziğe olan aşinalığım buradan geliyor. Annem İstanbul Teknik Üniversitesi Konservatuarı’ndan mezun. Üç yaşından beri hep onun yanındaydım. Konser vesaire onunla birlikte gidiyordum. Müzik, kulağımda daha çok küçükken gelişmeye başladı” dedi.
Müziğe tamamen piyasa yönüyle bakmadığını, sanatın içinde daha çok kendini ve kendi yerini bulmaya çalıştığını vurgulayan Berfin, “Çünkü anlattığım kılamlar boş değil, hepsi bir hikaye anlatıyor, hepsinin bir geçmişi var. Şu anki hedefim de hem asimilasyona hem de sistematik baskılara karşı o geçmişi devam ettirmek. Geçmişimizi unutursak önümüzdeki yolu göremeyiz çünkü. Düşüncem bu yönde” ifadelerini kullandı.
“ZAZACA (KIRMANCKİ) ÖĞRENMELİYİZ ÇÜNKÜ KAYBOLMAYA YÜZ TUTUYOR”
Amerika’da siyaset bölümünü okuduğunu, oraya döndüğünde ya siyaset bölümüne devam edeceğini ya da hukuk fakültesine başlayacağını söyleyen Berfin, “Siyasetin müziğimi körelteceğini bazen düşündüğüm oluyor ama bunun için de Ovacık’a gelmeye devam edeceğim, çünkü Ovacık’tayken ruhum daha çok açılıyor, müziğe olan bağlılığım artıyor. Dedelerimizin, nenelerimizin yanına gittiğimizde onların hikayeleri de ilham veriyor bu müziği yapabilmemiz için. Dilerim benim yaşımdaki herkes veya yeni gelen nesil de bu kadar kenetlenebilir, kültürüne, diline. Ki Zazaca (Kırmancki) zaten kaybolmaya yüz tutan bir dil ve bu nedenle ona ağırlık veriyorum” dedi.
Zazaca’yı yeterince konuştuğunu düşünmediğini, Amerika’da dili geliştirme imkanlarının kısıtlı olduğunu ifade eden Berfin, “Ama bu bir bahane bence. Geçmişimizi ve geleceğimizi yönlendirmek için hepimizin gerçekten dilimizden başlamamız gerektiğini düşünüyorum. Araştıralım, öğrenelim, okuyalım ve birbirimize aktaralım nesilden nesile” dedi.
“KEÇA KURDAN SANKİ BENİM İÇİN YAZILMIŞTI”
Enstrüman olarak yan flütle başladığını, sonra bağlamayla devam ettiğini, şimdi de tembur öğrendiğini belirten Berfin, “Erbaneyi de çalıyorum. Erbaneye 13 yaşımda Pejman Hadadi ile başladım. Kendisi İranlı çok efsane bir perküsyonist. Amerika’da müzik dalında zaten İranlıların yanında kendimi ilerlettim ve onların sahnelerinde büyüdüm” dedi.
6-8 yaşlarında Amerika’da ‘Keça Kurdan’ı söyleyerek küçük bir dinleti verdiğini ve bunun ilk konseri olduğunu söyleyen Berfin, “Etrafımda insanlar ‘keça kurdan’ ne demek diye soruyordu. Annemle babam çok heyecanlanmışlardı. Çünkü Kürtçe bilmiyordum, sadece az-çok Zazaca biliyordum. Ben de dinletiden bir gün önce acaba bu ne, ben neyi söylüyorum diyerek Aynur Doğan’ın yeni CD’sinin arka kapağından okumuştum. Dedim bu benim için yazılmış. Bağıra bağıra onu söylemiştim, anlatmıştım. Annemle babam da bir rahatlamışlardı” dedi.
“AMERİKA’YLA YARIM KALMIŞ BİR HİKAYEM VAR”
Türkçe’sinin iyi olmadığını, 5 yaşından beri İngilizce konuştuğunu, Türkçe’yi de Ovacık’a, Dersim’e, Türkiye’ye gelerek geliştirdiğini vurgulayan Berfin, Amerika’yla yarım kalmış hikayesini şöyle anlatıyor:
“Amerika’ya aslında geri dönmek istemiyorum. Burada hayat devam ediyor ve burada gerçekten özgür bir şekilde hayata devam edebiliyorsun. İstediğin şekilde, istediğin gibi mutlu da olabiliyorsun. Ama buranın koşulları da artık bir nevi belli. Bulunduğumuz ülkenin koşulları da belli ve ayrıca benim yarım kalmış bir hikayem de var, Amerika’da üniversiteyi bitirdim, siyaseti bölümünü bitirdim ama hukuka geçiş yapmanın vakti de geldi ve benim hukukta hem Amerika hem de Türkiye ile ilgili daha farklı hayallerim var. Ama müzikle birlikte hukuku götürebilecek miyim, onu da yıllar gösterecek.
Okul bittikten sonra buraya dönüp dönmeyeceğim daha belli değil ama hedefim şu; hukukun mesleğim, müziğin de sanatım olması. Müzikten, sanattan herhangi bir şekilde ticari anlamda bir şeyler yapmak gibi bir hedefim yok şu an ama ileride bu nasıl olur hiç bilmiyorum. Amerika’dan Türkiye’ye ya da Dersim’e taşınma ihtimalim olur mu, onu da bilmiyorum.
“OVACIK’TA CANIM NE ZAMAN SIKILSA SU KENARINA İNİYORUM”
Şu an su kenarındayım. Alıştım artık. Üç yıldır Ovacık’tayım. O yüzden ne zaman canım sıkılsa hep su kenarına iniyorum ama şunu fark ettim ki, bunu istem dışı yapıyorum, içtenlikle yapıyorum. Suyla bir oluyorsun çünkü ciddi anlamda. Bunu felsefi bir şekilde klişeleştirerek de söylemek istemiyorum ama insanlar Munzur’un yanına gelip Munzur’u izlerken ne demek istediğimi çok iyi anlayacaklardır.”
PİRHA – Urfa Milletvekili Ayşe Sürücü, Kürtçe şarkı söylediği için 2015 yılında tutuklanan ve ardından zehirli guatr hastalığına yakalanan Nudem Durak’ın durumuna dikkat çekti.
HDP Urfa Milletvekili Ayşe Sürücü, 2015 yılında tutuklanan Kürt müzisyen Nudem Durak’ın yaşadığı sağlık sorunlarını Meclis gündemine taşıdı.
Milletvekili Ayşe Sürücü, Kürtçe şarkı söylediği için tutuklanan Durak için ‘zehirli guatr’ teşhisi konulduğu bilgisini verdi. Sürücü, ayrıca Nudem Durak’ın annesi Hatice Durak’ın 2015’te tutuklanıp 19 yıl hapis cezası verilen kızı için kamuoyuna ve adalet Bakanlığı’na çağrıda bulunduğunu da aktardı.
Milletvekili Ayşe Sürücü, “Nudem Durak’ın tedavisi gereği öncelikle infaz erteleme ardından da yeniden yargılanma ihtiyacı mevcuttur. Bu hususta gereğinin yapılması elzemdir” ifadelerini kullandı.
Konuya ilişkin soru önergesi hazırlayan Sürücü, Adalet Bakanı Abdülhamit Gül tarafından cevaplandırılması talebiyle şu soruları yöneltti:
“*Nudem Durak’ın Kürtçe şarkı seslendirdiği için tutuklu bulunduğundan haberiniz var mıdır?
*Nudem Durak’ın zehirli guatr teşhisi sonrasında tedavisi için infaz erteleme uygulanacak mıdır?
*Kamuoyuna bu konuda bir açıklama da bulunacak mısınız?”
PİRHA – Uluslararası Dünya Müzik Fuarı Womex 2021 Sanatçı Ödülü’ne layık görülen Aynur Doğan, Ankara’da sevenleriyle buluştu.
Kürt müziğinin sevilen seslerinden Aynur Doğan, Ankara Yenimahalle Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde sevenleriyle buluştu.
İlginin bir hayli yoğun olduğu konserde Sanatçı Doğan, yaptığı konuşmada pandemi sebebiyle uzunca bir süre sahne alamadıklarını belirterek “Ne güzel bir duygu buluşmak. Konserin iptal olabileceği ihtimali bizleri çok korkutuyordu. Malum, dünyada olayların sonu bitmiyor. Savaşlar, hastalıklar, adaletsizlikler…Bugün tüm olumsuzlukları müzikle kapatalım” dedi.
Yaklaşık iki saat sahnede kalan Aynur Doğan, sergilediği performans sonucunda dakikalarca ayakta alkışlandı.
PİRHA- Müzisyen Cihan Çelik, Alevi örgütleri tarafından sahiplenilmediğini ifade ederek “Nerede bir dayanışma varsa koşmamıza rağmen hiçbir önemli organizasyonda yer alamadık. Sahip çıkmadınız” dedi. Çelik, kurumlardan aldığı plaketlerin bir önemi olmadığını belirtip şöminede yaktı.
Müzisyen Cihan Çelik, Alevi kurumlarından hiçbir maddi-manevi destek alamadığını belirterek aldığı plaketleri yaktı. Tepkisini bir video ile duyuran Çelik “Plaketlerin hiçbir anlamı yok. Nerede bir dayanışma varsa koşmamıza rağmen hiçbir önemli organizasyonda yer alamadık” dedi.
“KURUMLARDA TEKELLEŞME SÖZ KONUSU”
Protestosuna dair PİRHA’ya açıklama yapan Çelik, “Yardımlaşma olunca her biri bir yerden çağırırken normal bir konser olduğunda kimsenin umurunda olmuyorsun” eleştirisinde bulundu. Müzisyen Çelik, en son 2021 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin desteği ile metroda müzik yapabildiklerini belirterek şunları söyledi:
“Kurumlarımızda benim de çok severek dinlediğim üç-beş kişi sürekli sahne alıyor. Çağırsınlar, ona itirazım yok. Yalnız kitlenin yüzde 90’ı Kızılbaş Kürt. Bu kadar insafsızlık olamaz. 27 Şubat’ta İstanbul’daki mitingte ben de vardım. Gelenlerin çoğu ya Dersimli ya Erzincanlı ya Koçgirili Kızılbaş Kürt. Bir tane Kürtçe söylenmedi. Yani bir tekelleşme söz konusu. Alevi kurumları, müzisyenler açısından tekelleşmiş. Ben burada bir konser alıyorsam Avrupa’da 10 konsere çağrılıyorum. Amerika’daydım yeni geldim şimdi tekrardan gideceğim.”
Müzisyen Cihan Çelik, uzun yıllar boyunca birçok ücretsiz konser verdiğini belirterek “Bedavaya koşup, emek sarf edip daha sonrasında hiç bizleri sormayan, umursamayan, pandemi sürecinde bir ‘merhaba’ bile demeyen insanların verdiği plaketleri yaktım” diyerek yaşadığı ekonomik darlığa da dikkat çekti.
Son iki yıldır gelirlerinin çok düştüğüne işaret eden Çelik, “Artık hiçbir şey kazanamıyorum. İki senedir kendi ailemden ufak tefek yardımlar olmasa çok zorlanacağım. Kiramı dahi ödeyemiyorum. İşte Amerika’ya gidip geldim, biraz kendimi toparlayabildim. Haricinde hiçbir şey yapamıyorum. Öncesinde Avrupa’ya gidebiliyorduk, Alevi kurumları sahip çıkıyordu ama pandemi sebebiyle şimdi oraya da gidemiyoruz” şeklinde konuştu.
“SAHİP ÇIKMADIĞINIZ BİR KÜLTÜR SİZİN DEĞİLDİR”
Cihan Çelik, paylaştığı videoda “Plaketlerin hiçbir anlamı yok. Nerede bir dayanışma varsa koşmamıza rağmen hiçbir önemli organizasyonda yer alamadık. Sahip çıkmadığınız bir kültür sizin değildir. Başkaları gelip sahip çıktığında da oturup ağlamayın. Ben bu ülkede herhangi bir şey yapamadım. 20 yıldır uğraşırım, Almanya’da, Fransa’da, İngiltere’de, Amerika’da bir şeyler yapabilirken kendi ülkemizde ne bir belediyede ne bir Alevi kurumunda… Hep öncelik nedense 50 yıldır aynı şeyleri dinlemekten sıkılmayan ya da bunlar tercih edilen bir projenin ürünü olsa gerek” sözleriyle tepkisini dile getirmişti.
PİRHA-Beyoğlu Belediyesi zabıta ekipleri İstiklal Caddesi’nde Kürtçe müzik yapan müzisyenlerin enstrümanlarına el koydu.
Beyoğlu Belediyesi zabıta ekipleri, Beyoğlu ilçesi İstiklal Caddesi’nde Kürtçe müzik yapan gruba müdahale etti. Müzisyenlerin şarkı söylemesine izin vermeyen zabıta ekipleri, grubun müzik aletlerine de el koydu.
Müzisyenlere yönelik müdahaleyi görüntüleyen belgeselci Hakan Tosun’da zabıtaların hedefi oldu. Tosun’a “çekim yapamazsın” diyen zabıta ekipleri bir de basın kartı sorgusunda bulundu. Müdahalenin olduğu alana sonradan gelen polisler, GBT bahanesiyle Hakan Tosun’un basın kartına el koydu.
Diyarbakır’da 4’ü kardeş 5 kişi bir kafede Kürtçe müzik dinledikleri gerekçesiyle polisler tarafından işkenceye uğradıklarını iddia etti.
Diyarbakır’da 4’ü kardeş 5 kişi bir kafede Kürtçe müzik dinledikleri gerekçesiyle polisler tarafından işkenceye uğradıklarını iddia etti. Şiddete maruz kalan kişiler İHD’ye başvurdu. İHD duruma ilişkin basın açıklaması yaptı.
“POLİSLER HAKKINDA SORUŞTURMA BAŞLATILMALI”
Yapılan açıklamada konuşan İHD Diyarbakır şube Başkanı Abdullah Zeytun, geçmişten bugüne işkencelerin devam ettiğini ifade ederek kardeşlere işkence uygulayan polisler hakkında soruşturma başlatılması ve polislerin cezalandırılması ve derhal görevlerinden el çektirilmesi gerektiğini söyledi. Evrensel hukuk kurallarının bile çiğnendiğini ve bugüne kadar işkenceler karşısındaki cezasızlık politikalarından kaynaklı işkencenin devam ettiğini söyleyen Zeytun, “Bat ailesi sırf Kürtçe müzik dinledikleri için önce tehdit edilip sonra işkenceye maruz kalmıştır. Açıkça bu hukuk tanımazlık ve pervasızlığa her dönemde tanık olduk. Kuşkusuz işkence bir insanlık suçudur. Kamu görevlileri hukuksuz ve keyfi bir şekilde yasaların ötesinde bir şekilde davranmıştır. İşkence uygulanan mağdurların her türlü hukuki ve tıbbi yardımında bulunacağız. İşkence suçunu işleyen kamu görevlilerinin derhal görevden alınması gerekir. Polisler hakkında adli ve idari soruşturma başlatılmalı. Cezalandırılmalı” dedi.
“KÜRTÇE MÜZİK YASAK BİLMİYOR MUSUNUZ?”
İşkenceye maruz kalan Mahsum Bat ise, bulundukları mekanda Kürtçe müzik dinledikleri için önce hakaret daha sonra da darp ve işkence gördüklerini ifade ederek “Kürtçe müzik dinlediğimiz için hem mekanda hem On Nisan Polis Karakolu’nda hakaret ve şiddete maruz kaldık. Bulunduğumuz mekanda sivil polis ‘Kürtçe müzik yasak olduğunu bilmiyor musunuz’ dedi. Tehdit ve hakaretler etti. On dakika sonra görürsünüz dedikten sonra yaklaşık 50 polis geldi. 25-30 dakika orada işkence gördük. Sabaha kadar karakolda işkence gördük” dedi.
Kardeşlerden Hakkı Bat ise, uzun süre gördüğü işkenceden sonra yalan ifade vermeleri için polisler tarafından tehdit edildiğini ifade ederek “Yaklaşık 5 saat işkence gördük. Ters kelepçeyle, sırayla dayağa çekildik. Sürekli tehdit ettik. Darp raporu içinde merdivenlerden düştük, başımızı polis aracına çarpıp ifade vermemizi istediler” dedi. (HABER MERKEZİ)