Etiket: kurtuluş baştimar

  • ‘Barışın konuşulduğu bu dönemde bir araya gelip bu filmi izlemenin tam da zamanıdır’-VİDEO

    ‘Barışın konuşulduğu bu dönemde bir araya gelip bu filmi izlemenin tam da zamanıdır’-VİDEO

    PİRHA – Yönetmen Kurtuluş Baştimar, 1990’lı yılların hak ihlallerini ‘Dağlardan Başka Tanık Yok’ filmiyle beyaz perdeye aktardı. 3 Ekim’de vizyona girecek filme dair Baştimar, “Barışın, yüzleşmenin, kardeşçe yaşamın konuşulduğu bir dönemde bir araya gelip omuz omuza bu filmi izlemenin tam da zamanıdır. Çünkü bu film bir Türkiye yapımı. Yani yüzleşmeye davet eden bir film” dedi.

    Yönetmen ve senaristliğini Kurtuluş Baştimar’ın yaptığı ‘Dağlardan Başka Tanık Yok’ adlı film, Diyarbakır ve İstanbul’da yapılan gala ardından 3 Ekim’de ülke genelinde vizyona girecek.

    1990’lı yılların faili meçhul cinayetleri ve yasaklarına ışık tutan film, toplumsal bir sorunu, “Helin” karakteri üzerinden işliyor. Filmin bir özgünlüğü ise başrol oyuncularından ziyade figüranların; yani köy halkının dönemin asıl mağdurları olmaları.

    Sinemacı kimliğinin yanı sıra aynı zamanda edebiyat ve hukuk alanında da çalışmaları olan Kurtuluş Baştimar ile ikinci uzun metraj çalışmasının detaylarını konuştuk.

    PİRHA: Siz sinema sanatıyla birlikte hukuk mücadelesinde de beliren bir isimsiniz. Son süreçteki uğraşınız daha çok hangi yönde? Uğraşlarınızdan bahseder misiniz?

    “İnsan hakları hukukçusuyum. Eğitimimi Hollanda’da Maastricht Üniversitesi’nde tamamladım. Daha çok uluslararası insan hakları hukuku alanında çalışmalar yürütüyorum. Yani dünyanın, özellikle Asya ülkeleri başta olmak üzere buradaki insan hakları aktivistlerini, yazarlarını, daha sonrasında düşünce suçlularını, hapsedilen insanların davalarını alıp Birleşmiş Milletler’de temsil ediyorum. Uluslararası insan hakları avukatı olarak çalışıyorum.

    İNSAN HAKLARINI SİNEMA ÜZERİNDEN ANLATMAK!

    -Sinemayla olan buluşmanız nasıl oldu? Avukatlıktan sinemaya geçiş sürecini anlatır mısınız?

    “Aslında insan hakları savunuculuğu yaparken de yaptığımız şey insanların hikayesini daha görünür kılmaktan başka bir şey değildi. İnsanların hakkını savunurken bunun artık mahkeme salonlarına, adliye koridorlarına ya da uluslararası mahkemelere sığan bir şey olmadığını fark ettik. Ve bunun artık daha böyle geniş kitlelere ulaştırılabilecek bir yöntemle anlatılması gerektiğine karar verdim. O yüzden, insan haklarıyla sinemayı birleştirip, insan haklarını sinema üzerinden daha toplumsal, daha insan hakları odaklı filmler yaparak ama bu belgesel ya da kısa film değil; yani uzun metraj sinema filmleriyle bunu daha sanatsal, daha toplumsal bir tarzla anlatmak gerektiğine inandığımız için sinemayla artık devam etmek gibi bir karar aldım.”

    “ANLATACAK HİKAYENİZ VARSA, İKTİDARIN DA ÖNÜNÜZDE DURMA İMKANI YOK”

    -Sinema yapmak Türkiye’de başlı başına bir zahmet. Sektör, bir bütün sermayedarlar ve de iktidarların elinde. Böyle bir ‘baskı’ da varken kendinizde sinema yapma gücünü nasıl buldunuz? Hangi düşünce sonrasında ‘bu işe atılmalı’ fikri belirdi?

    “İşte tam da bu bahsettiğiniz sebeplerden dolayı da sinemaya girdik. Yani bu ülkede sinema sadece tırnak içerisinde ‘para babalarının’, sermayedarların ya da iktidarın yapabileceği bir şey değil. Öyle olmamalı da. Çünkü sinema dediğimiz şey, bir hikaye anlatma sanatı ve burada sizin hikayeyi nasıl işleyeceğiniz, nasıl anlatacağınız öne çıkıyor. Dünyada bunun o kadar çok örneği var ki çok fazla para gömülüp, halka ulaşmayan birçok yapım var. Ve bunun tersi de doğru. Yani İran sineması ya da 3. akım sinemaya baktığımızda çok düşük bütçelerle, hatta bütçesiz çok ciddi kitlelere ulaşan filmler yapmanın mümkün olduğunu gördük. Yani bu aşamada bizi yüreklendiren şeyler var. Yaşanmışlıklar var. Teknik olarak hikayeyi gölgelemeyecek şekilde başarabilirsek bunun mümkün olabileceğine inanıyoruz.

    Çünkü Cafer Panahi’nin işte en son Altın Palmiye aldığı filmi, büyük kameralarla başlayıp, kendi ifadesidir; işte o baskı, denetleme, kopyaların ele geçirilme riski falan; oradan artık cep telefonlarıyla filmi tamamladılar. Yani bu bize şunu gösteriyor; anlatacak hikayeniz varsa, para babalarının ya da iktidarın ya da sermayenin çok da önünüzde durma ihtimali ve imkanı yok.”

    “KÖYDEN BESLENİP BU HİKAYELERİ ANLATMAK İSTİYORUZ”

    -Şu an Hollanda’da yaşıyorsunuz, peki önceki yaşantınıza dair neler paylaşırsınız?

    “20 küsur yaşıma kadar Kars’ta, köyde yaşadım. Tarlada çalışıp, bütün köy işlerini de yaptık. Hâlâ daha yaşantımızın bir parçası köyde devam ediyor. Yani git gel yapıyoruz. Orada yaşanılan hikayeler bizim için önemli. Yani oradan beslenip bu hikayeleri anlatmak istiyoruz dünya sinemasına.”

    “YAŞANAN HAK İHLALLERİ SİNEMAYA YANSIMALI”

    -Filminizde anlattığınız hikayelerin örnekleri Kars’ta da yaşandı. Siz ya da aileniz, benzer bir insan hakkı ihlaliyle karşılaştınız mı?

    “Hiç şüphesiz ki oldu. Amcamlar o dönem, bundan fazlasıyla nasibini alan insanlar arasındaydı. Yaşanan bu sıkıntılar, hak ihlalleri, problemler ve acılar, ister istemez sinemaya, sanata ve kültüre de yansıyor. Yansımalıdır da. Hatta 1990’lı yılları sinemadan önce ‘Hoşçakal Özgürlük’ adında bir romanım var, onunla anlatmaya çalıştım. Kitabım en son Türkiye’de çıktı. Avrupa’da ise 13 dile çevrildi. Yani dolayısıyla yaşanmışlıklar var, biz de bunları aktarmaya çalışıyoruz.

    Bu benim ikinci uzun metraj sinema filmim. İlkini Kars’ta çekmiştik. Ermenistan-Kars sınırında bir köy okulunda geçiyordu. Yani nüfustan dolayı ya da bir politika sonucu o köy okulları artık kapatılıyor, öğretmen gönderilmiyor. Bunun çeşitli sebepleri lanse ediliyor ama orada eğitim almak isteyen çocukların da bir mücadelesi var. ‘Çiğdem’ adındaki ilk filmimizde bunu anlatmıştık.”

    BEYAZ TOROSLAR, KÖY BOŞALTMALAR, DİL YASAĞI…

    – Tarz olarak politik sinemayı benimsediniz. ‘Dağlardan başka tanık yok’ filmine dair neler paylaşırsınız?

    “Bir coğrafyadan yükselen bir ses bu film. Yaşanmışlıkları, acıları, beyaz torosları, köy boşaltmalarını, dil yasaklamalarını yaşamış bir halkın, o coğrafya boyunca sıkıntıya, bunca acıya rağmen yükselen bir çığlığıdır… Biz de bunu sinema diliyle ve böylesine barışın konuşulduğu, silahların bırakıldığı bir dönemde sinemayı bir tanıklık olarak aktarmak istedik. Tabii filme başladığımızda bu süreç yoktu ama bu yaşanılan, gölgede kalmış bu acıyı yaşamış ama bunu onurlu bir şekilde taşıyan insanların dertlerini, sıkıntılarını aktarmak istedik.”

    -Film, Van’ın Bahçesaray ilçesinin Sanpas Köyünde geçiyor. Mekan seçimindeki tercihinizde neleri göz önünde bulundurdunuz?

    “O köy, konunun anlatıldığı senaryonun görsel olarak çok iyi tamamlayıcısıydı. O yüzden orayı seçtik. Sonrasında bunun ne kadar doğru bir karar olduğunu aslında anladık. Çünkü orada, hak ihlallerinden, filme konu olan meselelerden muzdarip çok insan olduğunu, yani bunları çok yaşamış, bu sıkıntılarla birebir yüzleşmiş insanların da olduğunu gördük. O yüzden çok doğru bir seçimdi bizim için.

    Oyuncular içerisinde köylüler de var. Ancak onların hikayelerinin çok arka planına giremedik. Köyden seçtiğimiz oyuncu arkadaşlarımızdan benzer hikayeleri çok dinledik.”

    “OMUZ OMUZA BU FİLMİ İZLEMENİN TAM DA ZAMANI”

    -Karanlık bir döneme ışık tutuyorsunuz. Hafızayı diri tutmak, hakikatin ortaya çıkarılması adına bir mücadele ayrıca sizinki. Tam da buna denk bir süreç yaşıyoruz. Hükümet sahiplerine, bu filmi izlemeleri konusunda bir çağrınız var mı?

    “Tabii ki var. Barışın, yüzleşmenin, kardeşçe yaşamın konuşulduğu bir dönemde bir araya gelip omuz omuza bu filmi izlemenin tam da zamanıdır. Çünkü bu film bir Türkiye yapımı. Yani yüzleşmeye davet eden bir film. Tanıklığa, tanıkların dinlenmesine, onların sesine; yani acıdan ve bu kadar sıkıntıdan yorulmuş bir halkın, Kürt halkının bunca yorgunluğa, bunca sıkıntısına rağmen halen ‘barış’ diyebilme sesine kulak verme davetidir. O yüzden bütün iktidar, muhalefet demeden herkesi davet ediyoruz filme.

    ÇEKİM ESNASINDA ÇIĞ DÜŞTÜ, YOLLAR KAPANDI!

    -Zorlu coğrafya sebebiyle filmi çekerken yaşadığınız fiziki ve teknik anlamda bir sorun oldu mu?

    “Tabii ki Türkiye’de sinema yapmak çok zor bir iş. İşte finansal açıdan zorluklar var… Çoğaltabiliriz listeyi ama bu film gerçekten dayanışmayla çekildi. Oradaki insanlar profesyonel iş yaptılar. Oyuncu kadrosundan bahsediyorum ama bunun çok ötesinde yaşanan şeyler oldu. Çekimler sırasında mesela çığ düştü. İlçeyle köy arasındaki yol tamamen kapandı. Çekimleri o köyde, kapalı yolların ardında tamamladık. Oradaki halk, evlerini açtılar. Ekip olarak haftalarca köyde kaldık. Film, bir dayanışma ruhuyla çekildi. Sete yemek yapıp gönderen anneler vardı mesela. Özellikle vurgulamak istiyorum; o köydeki çocuklar, gençler, filmdeki sahneler için çok ciddi destek oldular. O yüzden ayrıca bir teşekkür etmek istiyorum.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Faili meçhullere ışık tutan ‘Dağlardan Başka Tanık Yok’ 3 Ekim’de vizyona girecek!

    Faili meçhullere ışık tutan ‘Dağlardan Başka Tanık Yok’ 3 Ekim’de vizyona girecek!

    PİRHA – 1990’lı yıllarda yaşanan faili meçhul cinayetlere odaklanan “Dağlardan Başka Tanık Yok” isimli film 3 Ekim’de vizyona girecek.

    Kürt hukukçu ve yönetmen Kurtuluş Baştimar’ın yazıp yönettiği “Dağlardan Başka Tanık Yok” isimli sinema filmi 3 Ekim’de vizyona girecek.

    1990’lı yıllarda geçen film, kişisel bir hikâye üzerinden toplumsal hafızayı, kaybolan sesleri ve barışın değerini beyazperdeye taşıyor.

    Dağlardan Başka Tanık Yok isimli film, 1990’lı yıllarda faili meçhul cinayetlerin gölgesinde büyüyen genç bir kadının hikâyesini anlatıyor. Başrolde Ruken Demirtaş, cezaevinde faili meçhul bir cinayete kurban giden babasının mektuplarını arayan Helin’i canlandırıyor.

    Ünlü bir dengbêj olan, ancak sesini kaybederek suskunluğa bürünen Helin’in annesi Susika’yı ise Sema Çidik canlandırıyor. Oyuncu kadrosunda ayrıca Sabri Varol ve Sena Özbey de yer alıyor.

    Bireysel bir arayışa odaklanan film, Helin’in kayıp babasının izini sürmesi, annesinin ağıtları ve kasetlerde saklı seslerle birleşerek yalnızca bir ailenin değil, bir toplumun da belleğini görünür kılıyor.

    Yönetmen Kurtuluş Baştimar, filmi hakkında şunları söylüyor:

    “‘Dağlardan Başka Tanık Yok’, yıllar önce başlayan bir yolculuğun ürünü. Bu filmi geçmişin acılarının unutulmaması ve geleceğe barış içinde aktarılması için yaptım. Bugün Türkiye’de barışın konuşuluyor olması filme ayrı bir anlam katıyor; ama bu film en başından beri bir vicdan, hafıza ve insanlık hikâyesiydi. Sinemanın görevi de tam olarak budur.”

    Türkiye’de barış sürecinin yeniden konuşulduğu bir dönemde gösterime girecek “Dağlardan Başka Tanık Yok”, geçmişin acılarını hatırlatırken, esas vurgusunu barışın değerine yapıyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • MUTED yayın hayatına başlıyor: Susturulanların sesi, artık dijital bir platformda

    MUTED yayın hayatına başlıyor: Susturulanların sesi, artık dijital bir platformda

    PİRHA- İnsan hakları odaklı bağımsız belgeselleri küresel bir izleyiciyle buluşturmayı hedefleyen MUTED, 8 Ekim 2025’te Cenevre’de gerçekleşecek uluslararası lansmanıyla yayına başlıyor.

    İnsan hakları odaklı bağımsız belgeselleri küresel bir izleyiciyle buluşturmayı hedefleyen MUTED, 8 Ekim 2025’te Cenevre’de gerçekleşecek uluslararası lansmanıyla yayına başlıyor. MUTED, yalnızca insan hakları temalı belgesellere yer veren ilk dijital yayın platformu olma özelliği taşıyor.

    Kuruculuğunu Kurtuluş Baştimar’ın üstlendiği platform, ifade özgürlüğü, toplumsal eşitlik, ayrımcılıkla mücadele, kimlik, göç, aktivizm ve görünürlük gibi temalarda üretilmiş belgesellere kürasyonlu bir seçkiyle yer veriyor.

    MUTED’in ilk sezonunda, dünyanın dört bir yanından, festivallerde gösterilmiş ya da görünürlük bulamamış nitelikli belgeseller yer alacak. Platform, özellikle az bilinen ama güçlü anlatılara sahip yapımları erişilebilir kılmayı amaçlıyor. İlk özel içeriklerden biri, Vietnamlı gazeteci ve düşünce özgürlüğü savunucusu Pham Doan Trang’in hikâyesini konu alan “The Voice They Tried to Silence” adlı belgesel olacak.

    “GÖRÜNMEYEN GERÇEKLER İÇİN DİJİTAL BİR HAFIZA OLUŞTURMA AMACI TAŞIYOR”

    MUTED’in kurucusu Kurtuluş Baştimar yaptığı açıklamada, “MUTED, yalnızca susturulmuş seslere bir alan açmakla kalmıyor; aynı zamanda belgesel sinemayı bir tanıklık alanı olarak yeniden inşa ediyor. Bu platform, görünmeyen gerçekler için dijital bir hafıza oluşturma amacı taşıyor” dedi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kars’ta terk edilmiş bir köyde çekilen ‘Çiğdem’ filminin galası İngiltere’de yapıldı

    Kars’ta terk edilmiş bir köyde çekilen ‘Çiğdem’ filminin galası İngiltere’de yapıldı

    PİRHA – Kurtuluş Baştimar imzalı ‘Çiğdem’ filminin uluslararası galası, İngiltere’nin Glasgow kentinde yapıldı.

    Kars’ta, terk edilmiş bir köyde dört kişilik bir ekiple çekilen Kurtuluş Baştimar imzalı Çiğdem filminin uluslararası Galası, İngiltere’nin Glasgow kentinde gerçekleştirildi.

    Avrupa Film Birliği tarafından, bağımsız film yapımcılarını ve yönetmenleri cesaretlendirmek ve gelecekteki yapımları desteklemek amacıyla düzenlenen Avrupa Film Birliği Gala Gecesi’nde Kurtuluş Baştimar’ın ilk uzun metraj filmi Çiğdem, dünyanın farklı ülkelerinden gelen izleyicileri ile buluştu. Festival sürecini tamamlayan Çiğdem filmi, yakın zamanda Türkiye ve Avrupa’daki sinemalarda izleyiciler ile buluşacak.

    PİRHA/İNGİLTERE

  • Köy boşaltma hikayesini konu alan ‘Çiğdem’ filminin çekimleri Kars’ta devam ediyor

    Köy boşaltma hikayesini konu alan ‘Çiğdem’ filminin çekimleri Kars’ta devam ediyor

    PİRHA- Kurtuluş Baştimar’ın Türkiye’nin yakın tarihine damgasını vuran köy boşaltmalara farklı bir bakış getirmeyi amaçladığı ilk filmi Çiğdem’in çekimleri Kars’ta devam ediyor. Kürtçe ve Türkçe çekilen filmin oyuncuları da yine yöre halkından oluşuyor.

    Filmde köylerine baraj yapıldığı için köylerini boşaltmak zorunda kalan köylüler başka bir yere inşa edilen köyleri için bu sefer okul yaptırma mücadelesine girişiyor. Köylüleri okul yapılması konusunda cesaretlendiren ise okuma azmi ile köydeki diğer çocuklara da örnek olan Çiğdem.

    YERİNDEN ZORLA EDİLENLERİN MÜCADELESİ İŞLENİYOR

    Kurtuluş Baştimar’ın yazıp yönettiği ve Baştimar’ın ilk uzun metraj filmi olan Çiğdem’in çekimlerine Kars’ta devam ediyor. Başrollerinde uzun yıllar köy öğretmenliği yapmış olan Yusuf Akar ve köy okulundan mezun olan ve eğitimine devam eden Hilal Baştimar yer aldı.  Baraj nedeniyle boşaltılmış köylerindeki okuluna öğretmen getirmek için dilekçeler yazan Çiğdem’in eğitim mücadelesini konu alıyor film.

    YÖRE HALKINDAN OYUNCULAR YER ALIYOR

    Filmin konusundaki gerçekliği olduğu gibi aktarabilmek için, oyuncuları ve öğrencileri yöre halkından seçen Baştimar, Mustafa Türkan ve Hasan Köse, Melike Aydın yöre halkından oyuncuların da filmde yer aldığını belirtti.

    AVRUPA VE TÜRKİYE’DEKİ FİLM FESTİVALLERİNE KATILACAK

    Bağımsız bir yapım olan Çiğdem filmi, minimalist bir yaklaşım ile çekiliyor. Filmin sponsorları Avrupa Birliğinden bağımsız medya kuruluşları arasından. Yapımcılığını EKD Film’in üstlendiği yapım, çekimlerinin bitmesi ile birlikte Avrupa Birliğindeki ve Türkiye’deki film festivallerine katılacak. Festivalleri gezdikten sonra ise Türkiye ve Avrupa birliğinde sinemalarda vizyona girmesi planlanıyor.

    75 DAKİKA OLARAK ÖNGÖRÜLÜYOR

    Filmin görüntü yönetmenliğini Juan Delgado üstlenirken, Yardımcı yönetmen koltuğunda ise Musa Türkan oturuyor. Film müziği olarak özgün müzik çalışmaları devam ediyor.

    Arpaçay ilçesinde çekimleri devam eden filmin süresinin 75 dakika olması öngörülüyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Hukukçu Baştimar: Aleviler, BM İnsan Hakları Komitesi’ne başvurmalı, etkisi daha büyük

    Hukukçu Baştimar: Aleviler, BM İnsan Hakları Komitesi’ne başvurmalı, etkisi daha büyük

    PİRHA- Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Komitesi’nin KHK’li Mukadder Alakuş kararı üzerinden Alevilerin lehine olan mahkeme kararlarının uygulanmaması konusunu değerlendiren Uluslararası hukukçu Kurtuluş Baştimar, “Bu komiteden ardı ardına Alevi yurttaşların lehine kararlar çıktığı takdirde bunun bir sonucu da olacaktır. Daha kapsamlı ve liberal bir yapısı olduğu için Türkiye Devleti’nin ‘Ben bu kararları uygulamıyorum’ diyebilme ihtimali çok azdır” dedi.

    Birleşmiş Milletler (BM) İnsan Hakları Komitesi, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen ve “örgüt üyeliği’ suçlamasıyla 7 yıl 6 ay hapis cezasına mahkûm edilen Mukadder Alakuş’un başvurusunda karar verdi. Komite, ByLock yüklediği, Bank Asya hesabına para yatırdığı gerekçesiyle Alakuş’a ceza verilmesini ‘Suç ve Cezaların Kanuniliği’ ilkesine aykırı olduğuna hükmetti. Bu kararın AİHM yargılamalarını da etkilemesi bekleniyor.

    Davanın avukatı Uluslararası hukukçu Kurtuluş Baştimar, söz konusu karar üzerinden Aleviler lehine verilen ama uygulanmayan mahkeme kararlarını değerlendirdi.

    Alevilerin, kazandıkları hakların uygulamaya girebilmesi için BM İnsan Hakları Komitesi’ne başvurabileceğini vurgulayan Baştimar, bu komitenin varlığının fazla duyulmadığını, hak ihlaline maruz kalmış her yurttaşın bu mekanizmaya başvurabileceğini söyledi.

    “TÜRKİYE’DE YAŞAYAN HER YURTTAŞ, BU KOMİTEYE BAŞVURMA HAKKINA SAHİPTİR”

    BM İnsan Hakları Komitesi’nin, adında ‘mahkeme’ ibaresi geçmemiş olsa da tıpkı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) gibi başvuru alan ve bu başvuruları karara bağlayan bir hukuk mekanizması olduğunu ifade eden Baştimar, komiteye ilişkin şu bilgileri verdi:

    “İnsan hakları ihlallerini, Uluslararası Siyasal ve Medeni Haklar Sözleşmesi üzerinden değerlendiren bir insan hakları mekanizmasıdır. AİHM’ne başvuru yapıldığı gibi bu komiteye de herkes başvurabilir. Türkiye bu komitenin sözleşmesine imza atmış ve kabul etmiş bir ülkedir. Türkiye’de yaşayan her yurttaş, bu komiteye başvurma hakkına sahiptir. Buraya başvuru hakkı çok fazla bilinmiyor.

    “KOMİTEYE 5 YIL İÇERİSİNDE KABUL EDİLEN DİLLER ÜZERİNDEN BAŞVURU YAPILMASI GEREKİYOR”

    Buraya başvurmak için komitenin kabul ettiği uluslararası dillerden birisi ile başvurmak gerekiyor. O dillerin arasında Türkiye’de konuşulan diller yok. Bu yüzden İngilizce yapılması ya da kabul edilen başka bir dil üzerinden başvuru yapılmalı. AİHM’de böyle bir şart yok. Herkes ana dilinde başvuru yapabiliyor. AİHM’yi Türkiye’nin tanıması daha eskilere dayanıyor. Daha eski bir kuruluş. O yüzden AİHM daha çok duyulmuş bir mekanizma. Dolayısıyla insanlar daha çok AİHM’e başvuruyor.

    Bu komiteye başvurmak için genel anlamda bir zaman sınırlaması da yok. Diğer tüm hukuk mekanizmalarında belirli bir sınırlama var, gün, ay, yıl olarak. Yalnız komite şunu öneriyor; hak ihlali ile karşılaştıktan ve iç hukuk yollarına başvurup oraları tükettikten sonra 5 yıl içerisinde başvuru yapılmalı, diyor. 5 yıl gibi bir sınırlama konulmasının gerekçesi de, bu süre aşıldığı takdirde hükümet başvuran kişinin mağdurluk sıfatını yitirdiğini ve süreyi de aştığı için bu davanın reddini isteyebiliyor. Bundan dolayı 5 yıl içerisinde yapılırsa daha etkin sonuçlar alınır.”

    “ALEVİ YURTTAŞLAR, LEHLERİNE VERİLEN KARARLAR UYGULANMADIĞI İÇİN BU KOMİTEYE BAŞVURABİLİRLER”

    Alevi yurttaşların ayrımcılık, din ve vicdan hürriyeti, ifade özgürlüğü gibi alanlarda hak ihlallerine maruz kaldığını anımsatarak sözlerine devam eden Baştimar, “Alevi yurttaşlar, AİHM’in lehlerine verdiği kararları uygulanmadığı için BM İnsan Hakları Komitesi’ne götürebilirler ve bu komiteden ardı ardına Alevi yurttaşların lehine kararlar çıktığı takdirde bunun bir sonucu da olacaktır. Alevi yurttaşlar fazla zaman geçirmeden bu komiteye başvurabilirler. Bu komiteden de Alevi yurttaşların lehine kararlar çıktığında, Türkiye Devleti’nin ‘Ben bu kararları uygulamıyorum’ diyebilme ihtimali çok azdır.

    “KOMİTENİN KARARLARI ULUSLARARASI ÖLÇEKTE OLDUĞU İÇİN YANKISI DA, ETKİSİ DE DAHA BÜYÜK OLUYOR”

    Bu komite daha kapsamlı bir yapıya sahip. Daha liberal kararlar veriyor. Bu komitenin verdiği kararları tanımamak AİHM’deki kadar kolay değil. Birleşmiş Milletler mekanizmaları Türkiye’ye boyun eğecek bir yapıda değil. Bu mekanizmalar belirli bir bölge, devlet tarafından finanse edilmiyor. Bağımsız bir yapıya sahip. Açık söylemek gerekirse AİHM’in verdiği kararlar siyasi konjonktürle bağlantılı olabiliyor. Bu kurumun verdiği kararlara uygulamıyorum denildiğinde, çıkarlar söz konusu olduğunda sessiz kalınabiliyor ancak BM İnsan Hakları Komitesi’nin verdiği kararlar daha liberal ve uluslararası ölçekte kararlar olduğu için yankısı da, etkisi de daha büyük oluyor.

    “TÜRKİYE’DEKİ YURTTAŞLARIN BAŞVURUSUNA AÇIK BİRÇOK KURUM VAR”

    Günümüzde AİHM’nin girmekten imtina ettiği konuların çoğunda Birleşmiş Milletler karar veriyor ki bu anlamda Mukadder Alakuş kararı çok önemli bir karardı. Bu tür mekanizmalar, Alevi yurttaşlar tarafından da kullanılmalı. Sadece İnsan Hakları Komitesi değil, Kadına Karşı Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi var, İşkencenin Önlenmesi Komitesi var, Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu var. Bunların hepsi şu anda Türkiye’deki yurttaşların başvurusuna açık kurumlar. Başvuru yollarını herkes kullanabilir ama bunun duyurulması gerekiyor. Anladığım kadarıyla çok fazla bilgi sahibi değiliz bu konuda” dedi.

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA