Etiket: kuşatma

  • ‘Okullara imam atanması bir kuşatmadır, toplumdaki kutuplaşmayı derinleştirir’ -VİDEO

    ‘Okullara imam atanması bir kuşatmadır, toplumdaki kutuplaşmayı derinleştirir’ -VİDEO

    PİRHA-AKP hükümetinin ÇEDES projesi adı altında okullara imam atamasına tepki gösteren Eğitimci Sevgi Kişin Sazan, “Bu proje en hafif deyimiyle bir kuşatmadır. Tek bir din, tek bir mezhep ve toplumda derinleşen kutuplaşmayı daha da derinleştirmek ve milliyetçilik üzerinden kendini var eden bu sistemin kendini daha da hissettirmesidir” dedi.

    AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-mezhep’ önceleyerek oluşturuldu. Öğrencilerin ve velilerin tercihlerini görmezden gelen eğitim politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı, hemen her yıl katlanarak arttı.

    Millî Eğitim Bakanlığı (MEB), Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından imzalanan, ‘Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum Projesi (ÇEDES)’ kapsamında okullara ‘manevi danışmanlık’ hizmeti adı altında imam, müezzin, vaiz, din hizmetleri uzmanı atanıyor. İlk olarak Eskişehir ve İzmir’de okullara atamalar yapılırken, proje kapsamında tüm illere buna benzer atamaların yapılması planlanıyor. Projeye eğitimciler, veliler ve demokratik kamuoyu tepki gösteriyor.

    Eğitimci Sevgi Kişin Sazan, okullara imam atanmasını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “4+4+4 PROJESİ İLE ÇEDES’İN TEMELLERİ ATILDI”

    Eğitimde var olan sıkıntıların, temel eğitimin kaldırılıp 4+4+4 projesinin getirilmesi ile temellerinin atıldığını  vurgulayan Kişin Sazan, “Ülkemizde yaşanan ve eğitimde sürekli gerici bir politikanın, gerici bir asimilasyon politikasının eğitimi çepeçevre alması ve özellikle biz farklı kimlikler ve kültürlere sahip olan Alevileri, ciddi anlamda endişelendirmiştir. Elbette ki bu sadece Alevileri endişelendiren bir durum değildir. Laik, bilimsel ve ana dilde eğitime taraf olan her insanı ciddi anlamda kaygılandırmıştır” dedi.

    24 yıl sınıf öğretmenliği yaptığını belirten Kişin Sazan, şöyle devam etti:

    “Daha sonra 2015’te KHK’yla ihraç edilen bir öğretmendim ama çocuklarla ilgili gözlemlerimi de burada paylaşmak istiyorum. Daha önce bu din dersini ilkokul öğretmenleri veriyordu. Fakat ‘4+4+4’ projesiyle temel eğitim ortadan kaldırılınca burada da ciddi bir problem ortaya çıktı. Aslında o zaman ciddi bir reaksiyon göstermek gerekirdi. 4+4+4‘’ şu demektir. Birincisi kapitalist düzende ciddi anlamda yoksulları, emekçilerin çocuklarını mesleki okullara yönlendirip onları kalifiyeli işçi edinme projesiydi. İkincisi, zaten anketlerde gösteriyor ki kız çocuklarının bu ‘4+4+4  projesinden sonra okulu bırakma oranı gittikçe fazlalaştı. Çocuk gelinlerin sayısı arttı. Zaten hedef de buydu. Açıkçası bir taraftan eğitimde kadını da vurmaktı. Başarılı oldular.
    Daha sonra bunu daha da derinleştirmek amaçlı işte bizim bugün ÇEDES dediğimiz programdır. Bu programın en önemli tarafı sınırsız olmasıdır. Evet şu anda İzmir ve Eskişehir’de pilot bölgeler uygulanmaya başlanmıştır. Tabii İzmir ve Eskişehir gibi, laik, seküler illerde başlanması da benim aklıma açıkçası şunu getirir. Yani zordan başlarsa, eğer orada tutulursa, diğer illerde de uygulamaya geçer. Muhtemelen böyle bir düşüncedir.”

    “BU PROJE BİR KUŞATMADIR”

    Okullarda manevi danışmanlık için rehberlik öğretmenlerinin olduğunu belirten Kişin Sazan, “Rehberlik danışmanları var. Yani manevi bir danışmana ihtiyaç varsa onlar bu işin eğitimini almış öğretmenlerdir. Dinle ilgili de zaten din bilgisi ve ahlak öğretmenleri var. O ihtiyacı da bunlar karşılıyorlar zaten. Yani bu proje bambaşka bir amaçtır. Yani en hafif deyimiyle bir kuşatmadır. Bunun başka bir anlamı yoktur. Tek bir din, tek bir mezhep ve toplumda derinleşen kutuplaşmayı daha da derinleştirmek ve milliyetçilik üzerinden kendini var eden bu sistemin kendini daha da hissettirmesidir” dedi.

    “İmamların pedagojik formasyonu, eğitimleri yoktur” diyen Sevgi Kişin Sazan, “Asıl sıkıntı şudur ki bunların danışmanlık yaptıkları yani imamlık yaptıkları vakıflarda, tarikatlarda çocukların ciddi anlamda şiddetle, istismarla karşı karşıya kaldıklarını biliyoruz. Bu bizim, Türkiye’deki gerçekliğimizdir. Ensar Vakfı bunun bir örneğidir. Adana’da bir ihmal sonucu yanarak ölen Kur’an kursu çocuklarından tutun, bir bakanın çıkıp bir defadan bir şey olmaz demesine kadar, bütün bunlar bu kişiler tarafından yapıldı ve bu çocuklar karşı karşıya kaldı” ifadelerini kullandı.

    “ÇOCUK İLE AİLE ARASINDA ÇATIŞMA YARATACAKTIR”

    4 ve 6 yaş arasındaki çocukların kişisel gelişimleri konusunda ÇEDES projesinin yaratacağı olumsuzlukları anlatan Kişin Sazan, projenin çocuk ile ailesi arasında bir çatışma ortamı yaratacağını belirtti. Kişin şunları söyledi :

    “Şimdi şöyle düşünün. 4 ve 6 yaşındaki bir çocuğa bir imam gelecek. Ne yapacak? Anlatacak. Diyelim ki dini anlatıyor, İslamiyet’i anlatıyor. Diyecektir ki sabah namazında annelerimiz, babamız kalkar, abdest alır, namaz kılar, dua okur, Kur’an okur. Ramazan’da oruç tutar. Bunlar bizim değerlerimiz. Bunları yapmaları gerekir. Şimdi Alevi çocuklarını bir düşünün. Alevi çocuğu şunu düşünecektir. Benim annem babam sabah erkenden kalkıp namaz kılmıyor, abdest almıyor, oruç tutmuyor. Peki o zaman ne yapacak çocuk? Kendi içerisinde, kendi ailesini sorgulamaya başlayacaktır ve kendi ailesinden utanacaktır, yerine göre öfke duyacaktır. Çünkü sürekli bunun doğru olduğu verilecektir. Çünkü çocuğun kafasında şu olacaktır. Doğru olan bu. Senin ailen yanlış yapıyor yargısı çocukta hakim olacaktır. Çocuk en masumane soruyu soracaktır ‘peki bunu yapmayanlar ne olacak?’ Cehennemde cayır cayır yanacaklar. O yaştaki bir çocuğun kafasında anne baba bunu yapmıyor ve bu anne baba cehennemde cayır cayır yanacaktır. Bunun çocuk üzerinde yarattığı baskının ve çocuğun kişisel gelişimi önünde ne kadar büyük bir engel olduğunu düşünün.

    Bu manevi danışman dediğimiz önce cezaevlerinde başlamıştı. Cezaevlerinde, huzurevlerinde, sanırım bir arada hastanelerde… Bu toplumun dikkatini çok çekmemişti ama şu anda toplumun dikkatini şöyle çekmek durumundadır, küçük çocuklara, 4 ve 6 yaşındaki çocuklara ne verirseniz, onun zihninde kalır.”

    “ÜLKEMİZDE ANA DİL MESELESİ ASİMİLASYONA CİDDİ BİR ÖRNEKTİR”

    Bu asimilasyon politikasının uygulandığı ve başarılı olduğu bir başka alanın da ana dil meselesi olduğunun altını çizen Sevgi Kişin Sazan, “Peki biz çocuklarımızı bundan nasıl kurtarabiliriz? Vermemek durumu da söz konusu değil. Çocuk ana sınıfına gidecektir. Ve bunlar gelecektir. Bunlar geldiğinde siz kişisel olarak karşı çıksanız bile bu sefer de dışlanmayla karşı karşıya kalırsınız. Mesela ben torunum için din dersini almak istemediğimde ortada boş bir saat ders var, çocuk nereye gidecek, nerede oturacak, hangi öğretmen başında olacak. Sizi zorluyorlar ve çocuklarınız bu gerici, tekçi, tek mezhep, tek din eğitimini almak zorunda kalıyor. Ciddi bir baskıdır bu. Şimdi tabii bunlar sadece tesadüfi şeyler değildir. Bu asimilasyonun en geri ayağıdır. Maalesef karşı taraf yani biz toplum olarak, bunu çok da büyük bir tehlike olarak görmüyoruz açıkçası. Mesela bizim ülkemizde ana dil bu konuda ciddi bir örnektir. Yani hiç Türkçe bilmeyenlerin çocukları hiç Kürtçe bilmeyecek duruma geldi. Bu neyle oldu? İşte bu asimilasyonla oldu. Bu da böyle olacaktır” ifadelerini kullandı.

    Buse Nehir DEMİR/ ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    > Veli-Der Şube Başkanı Aydın: Okullara imam atanmasına güçlü şekilde karşı koymalıyız

    >‘AKP, ÇEDES projesiyle toplumsal cehaleti, biatı okullarda aşılamak istiyor’

    >‘Okullara imam atanması bilimsel, laik eğitimi ortadan kaldırır’

    >‘Dincilik giderek kurumsallaşıyor, itirazları yükseltmek lazım’

    >‘İmamlar camilere dönsün, okulların psikolojik danışmana ihtiyacı var’

    >‘Hükümetin temel hedefi adım adım şeriata gitmek’

    >‘Laiklik adına okullara imam atanmasına karşı ortak bir mücadele verilmeli!’

    >‘Okullara imam atanması; siyasetin ilkokula, anaokuluna kadar inmesidir’

    >‘Okullara imam atanması asimilasyondur, değerleri deforme eder’

    >‘Okullara imam atanması asimilasyondur, değerleri deforme eder’

    >‘İmam okullarıyla, tarikatlarla başaramadıklarını devlet okulları üzerinde deniyorlar’

  • Mat’tan Diyanet ve gri dedeler tepkisi: Saldırı ve kuşatma altındayız

    Mat’tan Diyanet ve gri dedeler tepkisi: Saldırı ve kuşatma altındayız

    PİRHA- Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu Eşit Genel Başkanı Hüseyin Mat, “Gri dedeler ve çeteler” başlığıyla yazılı bir açıklama yaparak, Diyanet’in para karşılığında bazı şahısları Alevilik adına Avrupa’ya göndermesine tepki gösterdi. Tek amaçlarının Avrupa Alevi hareketini bölmek olduğunu belirten Mat, Aleviliğin ve Alevilerin siyasi, sosyal, kültürel bir saldırının ve kuşatmanın altında olduğunu kaydetti. 

    PİRHA, geçen hafta AKP’li Malatya-Yeşilyurt Belediyesi’nin Avrupa’ya insan kaçakçılığı yaptığını ortaya çıkarmasının ardından dün de Diyanet’e yakın isim olan Tunceli Cemevi Başkanı Ali Ekber Yurt’un dört Alevi kurumunun, Diyanetle protokol kapsamında önerdiği şahısların Avrupa’ya “Alevi uzmanı” sıfatıyla gönderildiğini ve karşılığında para alındığını PİRHA’ya anlatmıştı.

    Alevi örgütlerinden konuya ilişkin tepkiler gelmeye devam ediyor.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Eşit Genel Başkanı Hüseyin Mat, “Gri dedeler ve çeteler” başlığıyla yazılı bir açıklama yaparak, “Yıllardır Avrupa Alevi hareketini ve kazanımlarını hedef alan ve ortadan kaldırma adına elinden geleni ardına bırakmayan AKP/MHP ve resmi devlet ideolojisinin çürümüşlüğünü ve çöküşünü izlemeye devam ediyoruz” dedi.

    TEK AMAÇLARI AVRUPA ALEVİ HAREKETİNİ BÖLMEKTİ”

    “Diyanet ve Cem Vakfı işbirliğiyle her yıl sayısı artırılarak, sözde dede oldukları iddia edilen haramzadelere Gri Pasaport vererek Avrupa’ya gönderdiler” diyen Mat, açıklamasına şöyle devam etti:

    “Alevi inancını inkar eden, Ana/Dede diye bir inanç önderi yok diyen, Cemevi ibadethane değildir diyen bir Diyanet İşleri Başkanlığı’ndan bahsediyoruz.
    Devletin kara kutusu, derin asimilasyon politikalarını belirleyen ve yürüten günümüzün şeyhülislam makamı olan Diyanet İşleri Başkanlığı, özellikle Muharrem ve Hızır aylarında sözüm ona Aleviliği öğretmek ve hizmet vermek amacıyla Avrupa’ya Gri Pasaport vererek dede kılıklı, devletin dedesi olan ama asla Alevi dedesi olmayan kişiliksizleri gönderdiler.

    Tek amaçları Avrupa Alevi hareketini bölmek, parçalamak ve ortadan kaldırmaktı. Eski ve yeni istihbaratçılar Avrupa Alevi hareketine yönelik planlanan ve uygulamakta oldukları politikaları, operasyonları açık açık ulusal kanallarda bağıra bağıra anlattılar, anlatmaya da devam ediyorlar.”

    “ALEVİ KATİLLERİNİ POSTA OTURTTULAR”

    Gülen Cemaati ve Cem Vakfı ile birlikte cami-cemevi asimilasyon projesini hatırlatan Hüseyin Mat, “Yetmedi Alevi katillerini Avrupa’ya getirip cem organize ettiler ve katilleri Şah Hüseyin Postuna oturttular. Bu da yetmedi Türkiye’de cemevlerine davet ettiler, Şay Hüseyin Postuna oturtup önlerinde diz çöktüler” dedi.

    AABK Eşit Genel Başkanı Mat, şunları ifade etti:

    “Son elde ettiğimiz Kamu Tüzel Kişilik statüsü sonrası tekçi, ırkçı, şeriatçı AKP/MHP faşist iktidarın bize nasıl saldırdığını daha dün hep birlikte yaşadık. Bunlar yetmiyormuş gibi halen Avrupa’da Alevi ismi kullanılarak çakma dernek, federasyon, vakıf, enstitü gibi yapılar kuruluyor. Son olarak Şiacılar da devreye girdi.

    “ALEVİLİK VE ALEVİLER BİR SALDIRININ VE KUŞATMANIN İÇERİSİNDE”

    Avrupa ve Türkiye’de Alevilik ve Aleviler siyasi, sosyal, kültürel, teolojik bir saldırının ve kuşatmanın içerisindeler.
    Bunları yıllarca anlattık. Dilimizde tüy bitti. Ama inanmayan, inatla anlamamak için direnen canlarımız oldu. Ama biz hep haklı çıktık.

    Bugün Diyanet İşleri Başkanlığı’nın nasıl bir çete örgütü gibi çalıştığı ortaya çıktı. Biz zaten biliyorduk nasıl çalıştıklarını, şaşırmadık. Bize bugüne kadar inanmayanlara güzel bir gazete kapağı oldu. Umarız artık bu şarlatanlara, devlet resmi ideolojisinin politikalarına ve karanlık emellerine hizmet eden çıkmaz.”

    Mat, “Devletin resmi ideolojisinin değirmenine su taşıyan, işbirlikçi ve ihanetçileri teşhir etmeye ve karşılarında durmaya devam edeceğiz. Bizim tarafımız Hınzır Paşalar değil, Pir Sultan Abdal tarafıdır. “Dönen dönsün, biz dönmeyiz yolumuzdan” diyenlerdeniz. Alevilik vardır ve Alevilik haktır, şiarıyla, kendimize özgün olan inancımızla ve ikrarımızla hizmet etmeye devam edeceğiz. Hak aşkına, Yol aşkına, Pir aşkına, Halk aşkına yolumuza devam edeceğiz. Gerçeklerin demine hüü, diyelim” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ İSTANBUL

  • HDK’den 1 Mayıs’a çağrı

    HDK’den 1 Mayıs’a çağrı

    Halkların Demokratik Kongresi, “Kapitalizme ve krize karşı emeğin kurtuluşu halkların kardeşliği” sloganı, “Başka bir dünya mümkün ve tecride son verilsin, Leylalar yaşasın” ana temasıyla 1 Mayıs’ta alanlara çıkacaklarını bildirdi.

    Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Emek Meclisi, 1 Mayıs’a ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    Açıklamada, “2019 1 Mayısı’nda, 8 Mart’ta meydanlara çıkan kadınların mücadele azmiyle, Newrozların coşkusuyla alanlarda olacağız” denilerek alanlara çıkma çağrısı yapıldı.

    HDK açıklamasının tamamı şöyle:

    “2019 1 Mayıs’ı yaklaşıyor. Uluslararası birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs, ülkemizde ve dünyada 8 saatlik iş günü ve insanca yaşam talebiyle uzun yıllar boyunca ağır bedeller ödenerek bugün işçi sınıfı ve ezilenlerin kutladığı bir gün haline getirildi. Tarihte emeğin ve ezilen halkların her direniş, dayanışma ve mücadele gününün; her 8 Mart’ın, her Newroz’un, her 1 Mayıs’ın işçilerin, emekçilerin ve ezilen halkların kurtuluş umutlarını büyüttüğüne, özgürleşme mücadelelerine güç kattığına inanıyoruz.

    “TECRİT VE KUŞATMA ÖZGÜRLÜĞE VE TÜM DEMOKRATİK HAKLARADIR”

    Bu yaklaşımın ışığında 1 Mayıs’ta alanlara ‘Kapitalizme ve Krize Karşı Emeğin Kurtuluşu Halkların Kardeşliği’ şiarıyla; ‘Başka Bir Dünya Mümkün ve Tecride Son Verilsin, Leylalar Yaşasın’ ana temasıyla çıkacağız.
    Bu yılki 1 Mayıs’a da derin bir ekonomik ve siyasal kriz koşullarında giriyoruz. İş cinayetlerinin, işsizliğin ve yoksulluğun hızla yaygınlaştığını, ülke kaynaklarının özelleştirildiğini ya da sermayeye peşkeş çekildiğini, halkın insanca yaşam özlemlerini karşılamak yerine savaşa ve silaha kaynak aktarıldığını görüyor, yaşıyoruz.
    İşçi sınıfının iş, ekmek, hak mücadelesi, içinde bulunduğumuz koşullardan ayrı düşünülemeyeceği gibi; barış mücadelesinden, faşizme karşı özgürlük mücadelesinden de ayrı düşünülemez. Barışın önünü tıkayan engel, her türden tecrit politikalarıdır. Tecrit ve kuşatma, özgürlüğe ve tüm demokratik haklaradır.

    Bu kuşatma kırılmazsa, halklarımızın sandıkta gösterdiği irade yok sayılacaktır.

    Bu kuşatma kırılmazsa, ekonomik krizin bütün ağırlığı işçilere, emekçilere yüklenecektir.

    Bu kuşatma işçi sınıfınadır, emekçileredir.

    Bu kuşatma kırılmadan savaş politikaları durdurulamaz.

    2019 1 Mayısı’nda, 8 Mart’ta meydanlara çıkan kadınların mücadele azmiyle, Newrozların coşkusuyla alanlarda olacağız. Halkın iradesinin gasp edilmeye çalışıldığı, seçilmişlerin keyfi uygulamalarla sindirilmeye çalışıldığı, hukukun ve yasaların lağvedildiği 2019 1 Mayısı’nda bu baskıları durdurmak umuduyla mücadeleyi daha yükseklere taşımak için; zalim, talancı, meşruluğunu yitirmiş bu rejime, birleşik bir karşı çıkışla cevap vermeliyiz.

    İşçiler, köylüler, emekçiler, kadınlar, gençler, ekolojistler, LGBTİ+’lar, EYT’liler, emekliler, KHK mağdurları, ötekileştirilen ve asimilasyona uğrayan inançlar ve halklar, kriz yüzünden mutfağı talan olanlar, iş cinayetlerinde yakınlarını kaybedenler, sanatsal üretimi engellenen sanatçılar, susturulmak istenen muhalif medya, bilimsel çalışma yapamayan akademisyenler, ifade özgürlüğünü kullanamayanlar…

    Kıdem tazminatımızın gasp edilmesi başta olmak üzere, krize, özelleştirmelere, iş ve kadın cinayetlerine, taşeronlaşmaya, güvencesiz çalıştırılmaya, doğanın talanına, işsizliğe, yoksulluğa, grev yasaklarına, KHK’lara, antidemokratik tüm uygulamalara, ötekileştirmeye, asimilasyona, örgütlenmenin önündeki engellere, baskıya, emperyalizme ve her türden gericiliğe karşı çıkıyor;

    ‘Barış, adalet, hak, hukuk, özgürlük ve insanca yaşanabilecek bir dünya için 1 Mayıs’ta alanlara!’ diyoruz.”

  • HDP’li Vekil Doğan: Aleviler mücadele hattındaki yerlerini sağlam bir şekilde oturttular-VİDEO

    HDP’li Vekil Doğan: Aleviler mücadele hattındaki yerlerini sağlam bir şekilde oturttular-VİDEO

    PİRHA – HDP’nin başlattığı Vicdan ve Adalet Nöbeti’ne Alevilerin sunduğu desteğe ilişkin değerlendirmelerde bulunan HDP’nin Alevi vekillerinden Müslüm Doğan, Alevilerin  mücadele hattındaki yerlerini sağlam bir şekilde oturttuklarını kaydetti.

    Haberin Videosu

    “VİCDANLARA SESLENİŞ”

    Halkların Demokratik Partisi’nin Alevi vekillerinden İzmir Milletvekili Müslüm Doğan, Vicdan ve Adalet Nöbeti’ne ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Doğan, parti olarak Vicdan ve Adalet Nöbeti’ni başlattıklarını, bundan önce de CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun başlattığı Adalet Yürüyüşü’ne parti olarak destek verdiklerini ve yürüyüşü çok kıymetli bulduklarını belirtti.

    HDP’nin başlattığı Vicdan ve Adalet Nöbeti’nin bir anlamda Adalet Yürüyüşü’nün başka bir versiyonu olduğunu söyleyen Doğan, “Burada vicdanlara sesleniş var. İnsanları vicdanlarına götürecek bir yol, bir hat belirledik. Bu hatta, bu yolda Alevilerin Kürtlerin, Süryanilerin, Ezidilerin, Lazların, Çerkezlerin yani kısacası farklı uluslardan, milliyetlerden tüm halkların vicdanlara seslenme konusunda açtığımız yolda bir ilgi gördük” dedi.

    “NÖBET HALKTAN KOPARILMAK İSTENDİ”

    Nöbetin ilk olarak Diyarbakır’da başlatıldığını belirten Doğan, kuşatmayı şu sözlerle anlattı:

    “Diyarbakır’daki Vicdan Nöbetimiz çok ağır bir kuşatmayla halktan koparılmak istendi. Çember içerisinde çember, çember içerisinde çember, farklı yarıçaplı 3 çember söz konusuydu. TOMA’lar sokak başlarındaydı sürekli. Özellikle bizim saat 21.00’deki ses getirme eylemlerimizi bastırabilmek için her sokağın başında zırhlı araçların konumlandırıldığını arkadaşlarımız bize söyledi.”

    DİYARBAKIR’DA 25, İSTANBUL’DA 60 KİŞİ SINIRLAMASI

    Alevi kurumlarının Diyarbakır’daki nöbeti ziyaret ettiklerini dile getiren Doğan, Diyarbakır’daki nöbette kurum temsilcilerinin ilk zamanlar nöbet yerine alınmadıklarını, 25 ziyaretçi sınırlaması getirdiklerini kaydetti. İstanbul’daki nöbetin de 60 kişiyle sınırlandırılarak Yoğurtçu Parkı’nın kuşatma altına alındığını ifade eden Doğan, burada da Alevilerin kendilerini yalnız bırakmadıklarını, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Derneği (AKD) gibi Alevi kurumlarının, dergah temsilcilerinin ziyaretlerde bulunduklarını söyledi.

    “SAĞLAM BİR ZEMİNDE OLDUKLARININ FARKINDALAR”

    Alevilerin mücadele hattındaki yerlerini sağlam bir şekilde oturttuklarının altını çizen Doğan, “Sağlam bir zeminde olduklarının farkındalar. Çünkü ülkede çok geniş bir demokratik cepheye ihtiyaç var. Ezilen sınıflar, yoksullar, ötekileştirilenler, Aleviler biraraya gelmedikleri sürece bu cumhuriyetin demokratikleşemeyeceğini, demokratik ulus inşasının çok zor olacağı görüşündeler. O anlamda Alevilerin Vicdan ve Adalet Nöbeti’ne ziyaretlerini değerli buluyorum.” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA