Etiket: kutay meriç

  • Meriç: Dünya halkları ve işçi sınıfı  gericiliği tersine çevirecektir! -VİDEO

    Meriç: Dünya halkları ve işçi sınıfı  gericiliği tersine çevirecektir! -VİDEO

    PİRHA- Halkevleri önceki dönem Genel Sekreteri Kutay Meriç, ABD’nin İran’a saldırısı sonrası uluslararası dengelerin değişeceğini vurgulayarak, “20. yüzyıl devrimler çağı olarak açılmıştı. 21. yüzyılda bir gericilik çağı olarak açıldı. Temennimiz de bunun böyle gitmeyeceği ve dünya halklarının dünya işçi sınıfının bu gericiliği tersine döndüreceğine dair inancımda sonsuz” dedi.

     

    ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırıların ardından kentlerin yoğun bombalanmasıyla başlayan 40 günlük savaşın ardından  NATO’nun pozisyonu, Hürmüz Boğazı’nın trafiğine açılmaması, bunun küresel ve bölgesel düzeyde yansımaları ve ateşkes görüşmelerine devam ederken, Halkevleri önceki dönem Genel Sekreteri Kutay Meriç, savaş sürecine dair PİRHA’nın sorularını cevapladı.

    “ABD YENİ HEGEMONYA ARAYIŞINDA”

    ABD ve İsrail’in İran’a yönelik müdahalesinin arka planında neler var?

    Kutay Meriç: Geçen yılki 12 gün savaşının ardından bu seferde bir ABD’de İsrail’in 40 günlük saldırısı kamuoyunda da 40 gün savaşı diye tartışacağımız veya adlandıracağımız ikinci bir savaş daha yaşanmış oldu.

    Tabii bu savaşın başlama nedenleri savaşın arka planında ne olduğu İran içine bunun nasıl yansıdığı İran muhalefetine İran iktidarına nasıl yansıdığından Türkiye solunda da çeşitli tutumlara kadar çok fazla tartışıldı. Aslında çok çelişkili tutumlar hatta birbirlerini de eleştiren tutumlarda oldu.

    Ateşkesle beraber her iki tarafın da ‘kazandık’ dediği zafer sloganları attığı bir durumla da karşı karşıyayız. İlk önce biz devrimciler, sosyalistler olarak emperyalistler bir ülkeye saldırdığında o ülkenin rejiminin ne olup ne olmadığına bakmayız. Yani sosyalist bir rejim de olabilir, ulusalcı bir rejim de, İslamcı bir rejim de olabilir, hiçfark etmez. Emperyalistler bir ülkeye saldırıyorsa orayı yağmalamak, talan etmek ve sömürgeleştirmek amaçlı saldırır. Bu oradaki rejimden tamamen bağımsız bir durumdur.

    Sosyalistlerin ilk etapta siyasal refleksleri Amerikan emperyalist saldırganlığına doğrudan karşı çıkmaktır. Bu tavır rejimlerin niteliğinden bağımsızdır. Ama tabii sonra döner sahaya da bakarız. Yani sahada da bizim dostlarımız bizim enternasyonal ilişki kuracağımız birtakım siyasi akımlar var mı? Ya da saldırıya uğrayan o ülke halkları ne diyor, nasıl davranıyor? diye buradaki duruma da, tutuma da bakarız.

    Afganistan’a, Libya’ya, Suriye’ye, Irak’a, İran’a baktığımızda bu rejimlerin aslında ortak karakterleri hepsi 20. yüzyıldan kalmış aslında birer ara rejimler. Henüz emperyalizmin toptan bir sömürgeleştirme sömürge ağları içine net olarak kabul edilebilmiş, devletler, ülkeler değildi.

    Emperyalist operasyona tabi tutulan yerler ve özellikle de 21. yüzyılda yani 25 yıldır bir bütün bizim coğrafyamızdaki bu askeri saldırı ve işgal yoluyla bir yeniden sömürgeleştirme harekatları yapılıyor. Görece siyasal bağımsızlıkları olan bu ülkeler yeniden sömürgeleştirme zincirinin içine sokulmaya çalışıyorlar. Bu ülkeler zaten kapitalist uluslararası tekerlerle bağları olan ülkeler. Bu ülkeler kapitalizmden bağımsız ayrı bir iktisadi düzene sahip değillerdi.

    2010 yılında Suriye’ye yaptığım bir gezide, emperyalist ilişkileri net bir şekilde görmüştüm. Suriye rejiminde olduğu gibi hepsi açısından bu durum geçerliydi. Dolayısıyla da bu ülkeler kapitalist dünyanın dışında değillerdi. Kapitalist ekonomi zincirlerinin bir şekilde içindelerdi ama rejimleri görece bağımsız, ama görece bölgesel çıkarlarına sorun çıkaran rejimlerdi. Bu nedenden dolayı bu rejimlerin değiştirilmesi ve emperyalizmle uyumlu hale getirilmesi gerekiyordu. Bu nedenle bu saldırılar yapıldı.

    Bu savaşın arka planına baktığımızda herkes herhâlde tahmin edebiliyor ya da biliyor. Bir Çin meselesi var. Ekonomik ve askeri olarak yükselen Çin, öte yandan askeri ve ekonomik olarak da hegemonya kaybına uğrayan bir ABD ile karşı karşıyayız. Emperyalizmin kendi içlerinde bu hegemonya kaybının pratikte nasıl olduğunu da aslında İran savaşında gördük.

    Emperyalist saldırganlıkta çok fazla dost bulamadık. Suriye’de Kürtler vardı. Ağırlıklı kendi bölgelerini korumakla birlikte rejimle esas olarak bir kavgası olmayan, rejimle çatışmayan, esas olarak oradaki İslamcı dinci çeşitli örgütlere karşı kendi bölgelerini, kendi halkını korumakla sınırlı bir mücadele yürütülmüştü.

    “İRAN İDAM REJİMİDİR”

    -İran özelinde yaşananları nasıl değerlendirirsiniz?

    İran özeline gelirsek 47 yıldır süren dinci gerici bir iktidar var. İran’da.1979 devrimini biz ona şöyle tanımlıyoruz ‘Çalınan Devrim’ diyoruz ama bazen bu kavrama da itiraz ediliyor. İran’da hakikaten devrimcilerin, komünistlerin, Kürtlerin, çeşitli ezilen halkların örgütlerin faşist diktatör Şah Rıza’nın devrilmesinde çok önemli rolleri olmuştu.

    Hatta ilk askeri kışlaları işgal eden, oradan silahları alıp halka dağıtan devrimin ilk günlerinde halkın fedaileridir.  Marksist bir örgüttür. Ama sonrasında sürgünde olan Humeyni’nin Paris’ten apar topar İran’a gönderilip, devrimin liderliği hızla dincilerin eline geçmesine neden oldular. Ülke komünistlerin eline geçmesin diye Humeyni’nin İran’a gönderilmesiyle başlayan bir süreçtir.

    1979’dan bugüne 47 yıllık bu sürede İran’daki rejim katliamlar üzerine kendisini iktidarda tuttu. Bütün devrimci, komünist, muhalif örgütlerin üyesi binlerce insanın idam edildiği süreçler yaşanmıştır.

    En önemlilerinden birisi 1988’de Humeyni’nin bizzat emriyle cezaevlerindeki muhalif örgütlerin unsurlarının çıkartılarak meydanlarda asıldığı, resmi rakamlara göre 5 bin, gayri resmi rakamlara göre çok daha fazla idam olayı yaşanmıştı. Bu 5 ayın içinde bu bir idam kampanyası sürdürmüşlerdi.

    2009’dan bu yana İran’da 6 büyük halk ayaklanması var. En sonuncusunu geçtiğimiz Aralık, Ocak aylarında gördük. Ondan önceki ayaklanmada bir Kürt kızı Mahsa Amini’nin din polisi tarafından başörtüsünün yanlış taktığı gerekçesiyle katledilmesi üzerine Aralık-Ocak aylarında başlayan isyandı. Hakikaten en birleştirici isyanlardan birisiydi. Mahsa Amini isyanında bütün muhalefetin bütün renkleri bir araya gelmişti.

    Yumurta fiyatlarından isyan çıkmış bir ülkeden bahsediyoruz. ‘Benzin ve akaryakıt fiyatları neden böyle oldu’ diye isyan çıkmış bir ülkeden bahsediyoruz. İran’ın içeride çok özel bir ekonomik siyasi askeri yapılanması var. Aslında tüm dünyada yaşanan neo-liberal uygulamaların bir benzerinin İran’da da olduğunu görüyoruz. Fakat oradaki uygulama biraz farklı. Devletin elinde bulunan ya da devlete ait vakıfların elinde bulunan kamu iktisadi teşekküllerinin özelleştirilerek devrim muhafızları ordusuna verildiği yaklaşık ekonominin şu anda yüzde 30’unu devrim muhafızlarının denetlediği bir yapıdan bahsediyoruz. Yani toplamda yüzde 20-25 kadar klasik anlamda bildiğimiz ticaret burjuvazisi ya da sanayi burjuvazisi diyeceğimiz bir kesim var. Sermayenin ve ekonominin %80′ ine yakın kısmını devlet kurumları ve devrim muhafızlarına bağlı şirketler denetliyor. Devrim muhafızlarının önemli petrol şirketleri, rafineriler ve benzeri sanayi şirketleri var.

    Buralardaki çalışma koşulları çok ağır ve çok vahşi. İran neo-liberalizmi kendi içinde bir başka tarzda yaşanmış olduğu ve bütün neo-liberalizme karşı yoksulluk isyanları dediğimiz eylemler İran’da başladığı andan itibaren aslında rejimle karşı karşıya geldi. Çünkü şirketler devrim muhafızları denen askeri yapılanmanın şirketleri oldukları için dolayısıyla bu isyanlar kanla bastırıldılar. Yapılan 6 büyük ayaklanma hep kanla şiddetle bastırıldı. Binlerce, on binlerce insan tutuklandı, işkence gördü, tecavüze uğradı ya da idam edildi.

    İran rejimi 40 günlük savaş sürecini bile fırsata çevirip 25 kişiyi idam etti. İran’da idamlar durmadı. İran’ın zaten yıllık idam ortalaması 450-500 kadardır. İran; insanları sadece siyasi nedenlerle değil başka dini nedenlerle de idam eden katliamcı bir rejimdir.

    Sahaya baktığımızda İran muhalefeti çoğu mülteci durumunda olan bir muhalif yapıda olan güçlü isyancı bir halk var. Birçok kentten sokaklara dökülen bir yapı aslında. İran içerisinde güçlü muhalif örgütler yok.

    Çeşitli yarı legal yarı illegal diyeceğimiz sendikal ve  emek yapılanmaları var. İran’da tek örgütlü ve silahlı güç aslında Kürt hareketi. Kürt hareketi bu süreçte 6 örgütle birlikte bir ittifak kurdular. Hakeza ayrıca cumhuriyetçilerin, demokratların, liberallerin beraber hareket bir başka ittifak oluştu. Bir diğer yandan da sosyalistlerin, komünistlerin bir araya geldiği bir başka ittifak odağı da oluştu.

    İRAN’DA 2009’DAN BU YANA 6 BÜYÜK SİLAHSIZ HALK İSYANINI YAPAN MİLYONLARCA İNSAN ORADA DURUYOR

    Kürtlerin dışındaki yapıların hepsi İran dışında ve mülteci konumundaki diasporada faaliyet gösteren ama İran içinde taraftarları ilişkileri olan yapılanmalar. Sadece Kürt örgütlerinin yapılanmaları oradaki Kürt coğrafyasında bulunuyor. Örgütlü ve silahlı muhalif güçler sadece Kürtlerden ibaret. Diğerleri örgütsüz, dağınık ve silahsız durumdalar.

    Tabii ki rejimi destekleyen bir kitle kuvveti de var. İran rejimi kitle desteğini bütünüyle yitirmiş falan da değil. Böyle de düşünmek de doğru değil. Nitekim savaş sürecinde ABD’nin bu saldırıyla beraber rejimin kendi kitlesini konsolide etmesinin de önünü açtı. Muhalefetin ezilmesinin önünü açarken, rejimin kendi kitlesini konsolide etme, hatta muhalif kimi kesimleri de vatanseverlik duygularıyla kendine yedeklemeyi de başarabildi. Dolayısıyla bu saldırı aslında rejime karşı yıllardır kanla canla mücadele eden halkın da muhaliflerin de bastırılmasıyla sonuçlandı. Yani ABD’nin saldırısının İran’a özgürlük getireceği vaadi pratikte tam tersi sonuçlar oluşturan bir durumdur.

    ABD Kürt siyasetini Kürt örgütlerini manipüle ederek kendilerini bir Amerikan askeri gibi kullanmak istediler ama onun da olmadığını sahada görmüş olduk. Kürtleri bir kara kara gücü olarak kullanmak istediler ama Kürt örgütleri bu şekilde bir ilişkiyi emperyalist güçlerle kurmayı uygun bulmadıklarını defaatle  söylemiş oldular.

    Bu 40 günlük savaş öyle bir şeye yol açtı ki birçok insanda da Türkiye’de de İran’ın bu emperyalist saldırganlara direniyor olması, hakikaten herkesin gururunu okşadı. İnsanlar İran’ın kolayca devrilmediğinden mutlu oldular. Saddam gibi kolayca devrilmediğinden ve bir biçimde Amerika’nın yenilmezlik imajı ortadan kalkmış oldu. Amerikan emperyalizmine karşı direnilebileceği gerçekliği de ortaya çıkmış oldu. İran’ın füze kapasitesinin hem üretme hem atma kapasitesinin yanı sıra her şeyi yer altına indirmiş ve füze fabrikaları füze atma rampaları da yerin altında kamyonlar ve tırların üzerinde çıkarılıyor ve geri tünellerde giriyor. Böyle bir savaş sistemi kurmuşlar ve ABD ve İsrail’in toptan imha etmesi mümkün değil. Bir bölümüne zarar verildi ama ne kadarlık bir bölümünü bilmiyoruz ki son ana kadar da hala İran füze atma kapasitesini sürdürüyordu.

    “İRAN REJİMİNE BAŞSAĞLIĞI MESAJI PAYLAŞAN SOLCULAR GÖRDÜK”

    ran ABD-İsrail arasındaki yaşanan savaşa karşı sol, sosyalistlerin tavrı ne oldu? Nasıl bir tutum aldılar?

    Bu savaşın Türkiye içine siyasetine sol siyasetine baktığımızda şöyle şeyler gördük. İran elçiliğine gidip Hamaney öldüğünde başsağlığı dileyen solcular gördük. Ya da Ali Laricani öldüğünde İran için başsağlığı dileyen maalesef solcular, sosyalistler de gördük. Bunu Türkiye solundaki kafa karışıklığının ürünü olarak değerlendiriyorum. Elbette İran halklarını yanındayız. Emperyalist saldırganlığa tabii ki karşıyız ama bu oradaki rejimle kendimizi sosyalistleri özdeş kılacak söylemlerden davranışlardan kaçınmak gerektiğini düşünüyorum.

    Hani bir zamanlar mollalar İran’a diye slogan atan kimi ulusalcı topluluklarda ters reaksiyonlar gördük. Yani İran’ın direnişini selamlayanları görmüş olduk. Ama işin en başından beri eleştiren ve sokaklara çıkan doğru bir eğilim çizgisiyle de Türkiye solu davranabildi. Bu tutumu aldı. Oradaki İran rejimiyle olan ayrımı koymaya çalıştı.

    “KUŞAK YOL PROJESİ’Nİ HAYATA GEÇİRMEK İSTEYEN ÇİN VAR!

    ABD -İsrail İran arasındaki savaşa İngiltere neden tavırsız ve tarafsız kaldı?

    Anglosaksonlar yani İngiltere-Amerika dünyadaki birçok operasyonda hep birlikte davranırdı. İlk defa burada İngiltere olaya dahil olmayıp dışarıda kaldı. Hadi diğer Avrupalı devletleri geçtik diyelim. Çok açık ki Avrupalılar diğer emperyalist güçler bir İran savaşı istemiyor değiller. İran savaşının nasıl, ne zaman ve süresine ilişkin sorunları var. Emperyalist kampta süren bir hegemonya ya da hegemonyanın mimarisinin yeniden oluşturulması tartışmasında kendilerinin nerede nasıl konumlanacağına ilişkin çeşitli tereddütler, çeşitli dirençler var. Yoksa İran gibi bir rejimin, devletin saldırılması ya da İran’ın yeniden sömürgeleştirilmesi, Çin ekseninden koparılması gibi bir şeye itirazları yok.

    “ÇİN, SAVAŞI EKONOMİK FALİYETLER ÜZERİNDEN YÜRÜTÜYOR”

    -Gelinen noktada Çin’in durumunu nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Çin diyoruz Çin’in sahada Kuşak Yol Projesi diye bir projesi var. Bu proje ile ilgili birkaç tane de yol hattı var. Çin mallarının batı pazarlarına ulaştırılmasını hedefleyen bir yol projesidir. Bunlardan birisi Rusya-Kazakistan hattından bir tanesi Pakistan-İran-Türkiye hattından Avrupa’ya doğru ulaşır. Biri de deniz yolu ile aşağıdan giden bu kuşak yol projesi.

    Çin bu projenin içindeki ülkelere çok ciddi kredilendirmeler yapmıştır. Oralara limanlar, tren yolları, köprüler ve benzeri ulaşımı rahatlatacak projeler geliştirilmesi için bu kuşak yolu üzerinde kalan bütün ülkelere Çin bankalarından çok ciddi miktarlarda kredi verilmiştir. Yani bir tür sermaye aktarımı yapılmıştır. Böyle bir durumla karşı karşıyayız.

    Çin kendi askeri gücüyle dayanarak ya da oraya buraya saldırarak bir hegemonya inşa etmiyor. Çin tamamen ekonomik gücüyle yaptığı ticaretle, ürettiğiyle bir hegemonya oluşturmaya ve yayılmaya çalışıyor. Çin ordusu çok kuvvetli bir ordu. Ama bir saldırganlık içerisinde değil.

    Dolayısıyla bu bütün bu önümüzdeki dönem uluslararası bu örgütlerin emperyalizmin oluşturduğu kapitalist sistemde oluşmuş örgütlerin hepsinin iç dengeleri filan değişecek. Hatırlayın Birleşmiş Milletler 5 daimî üyesi vardır. Şimdi bu beş daimi üye, birisi  Rusya, bir diğeri ise Çin. O beş daimî üyenin herhangi bir itirazı oldu mu? Oradan karar çıkmıyor. BM’den önemli kararları çıkaramıyorsunuz. Şimdi bu tür örgütlerin mimarilerinin yeniden yapılandırılması gibi tartışmalar gündemde.

    “TÜRKİYE NATO’YLA İLİŞKİSİNİ GÜÇLENDİRDİ”

    -İran Savaşı’nın Türkiye-NATO ilişkilerini nasıl etkiledi?

    Öte yandan da kimi siyasi başkaca koalisyonların yani savaşın 3. raundunda Amerika’nın yanında koalisyon gücü olarak İsrail ve ABD dışında hani başka güçleri de görebiliriz. Artı ülkemizde temmuz ayında bir NATO zirvesi yapılacak. Buradan ne kararlar çıkacağını da aslında İran savaşının seyri belirleyecek.

    İran Savaşı’nın sonucundaki uluslararası siyasi dengeler belirleyecek. Ülkemizi yöneten egemenler saray iktidarı açısından gördük ve bayağı etkilemiş. Zaten sonucunu da almış durumda. Adana’ya bir NATO kolordusunun kurulması, İstanbul Beykoz’a bir NATO deniz üstü kurulması gibi gelişmeler çok açık. Yani mevcut saray iktidarının bölgede NATO güçlerini konuşlandıran bir ilişki biçimi geliştiğini de gösteriyor.

    “PAKİSTAN ÇİN’E BAĞIMLI BİR ÜLKE”

    -Ateşkes görüşmelerine Pakistan’ın taraf olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Baktığımızda bu son ateşkesin mimarlarından birisi Pakistan gibi görünüyor. Peki neden Pakistan diye sorulduğunda Pakistan aslında. Çin’in askeri ekonomik etkisi altındaki bir ülke. Pakistan’ın bütün ordusu Çin silahlarıyla da donatılmış durumda.

    ‘Kuşak Yol Projesi’ nin de geçtiği ülkelerden birisidir Pakistan. Burada İran’ın düşürülmesi demek o zincirin kırılması ve enerji havzasında da, Amerikan ekonomisinin tam anlamıyla sağlanmış olması anlamına gelecek bir durumdur.

    “SAVAĞIN EKONOMİK FATURASI ÇOK AĞIR”

    -Ateşkes sağlanamaması durumunda bunun ekonomik boyutunun dünyaya ve Türkiye’ye yansımaları ne olur?

    Hürmüz Boğazı’nın dünya ekonomisi için önemi açık ve henüz açılmadığı da ortada. Deniz ticareti başlamış da değil. Oradaki petrol havzasında yaşanan birçok şeyin dünya ekonomilerine yansımalarını biliyoruz.  Dolayısıyla dünya ekonomisi de, Türkiye ekonomisini de ciddi anlamda etkilendi. Türkiye’de bile mazotun fiyatı 80 liranın üzerine çıktı. Mazot akışının durması bir felaket demektir. Bu tarımdan, sanayiye en ufak hizmet sektörüne kadar her şeyi etkileyecek ve ciddi anlamda sonuçlarını önümüzdeki aylarda bunun yansımalarını göreceğiz.

    Geçen yılın 12 gün savaşı, bu yılın 40 gün savaşı. Ben 3.ncü bir raundun olacağını düşünüyorum. Bu burada kalmaz. Çünkü emperyalistlerin düşünüş tarzı açısından bakıldığında şu anda İran’a saldırdılar, bir şey yapmak istediler. Sonuç itibariyle istediklerini yapamadılar. Ne rejimi düşürebildiler ne İran’ın askeri ve füze kapasitesini yok edebildiler. Ve İran yerinde duruyor. Dolayısıyla buradan bunu yapabilmek için mantıken devam etmeleri lazım. Çünkü bunu yapamadığınız zaman arkasından İran kendi güçlerini de, Yemen’i de, Hizbullah’ı da, Hamas’ı da ve benzeri diğer güçlerini de yeniden Ortadoğu’da dizayn edecek, yeniden pozisyon alacak. Binlerce Haşdi Şabi militanının İran’a geçerek bir olası kara harekâtında İran rejiminin yanında savaşmak üzere konuşlandığını da görmüş olduk.

    20. yüzyıl devrimler çağı olarak açılmıştı. 21. yüzyılda bir gericilik çağı olarak açıldı. Temennimiz de bunun böyle gitmeyeceği ve dünya halklarının dünya işçi sınıfının bu gericiliği tersine döndüreceğine dair inancımda sonsuz.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • Meriç: Öcalan’ın çağrısına karşılık demokratik adımların atılması gerekiyor!-VİDEO

    Meriç: Öcalan’ın çağrısına karşılık demokratik adımların atılması gerekiyor!-VİDEO

    PİRHA- PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yaptığı çağrıya ilişkin değerlendirmede bulunan Halkevleri önceki dönem Genel Sekreteri Kutay Meriç, Öcalan’ın çağrısının bütün Türkiye’de çeşitli yankılar uyandırdığını belirterek, “Bu çağrının yerine getirilmesi durumunda Türkiye gerçek anlamda bir demokratikleşme sürecine girecektir” dedi.

    PKK lideri Abdullah Öcalan’ın yaptığı çağrıya ilişkin Halkevleri önceki dönem Genel Sekreteri Kutay Meriç, PİRHA’ya açıklamada bulundu.

    “ÖCALAN’IN ÇAĞRISI TÜRKİYE’DE YANKILAR UYANDIRDI”

    21 Şubat’ta Öcalan’ın açıklaması sonrasında Türkiye siyasetinde çeşitli yankılar uyandırdığını belirten Meriç, “Türkiye solu açısından da tartışılması ve üzerine ne yapılması gerektiğine dair çeşitli belirlemelerin ve saptamalarının yapılması gerekir” dedi.

    “DEMOKRATİK ADIMLARIN ATILMASI GEREKİYOR”

    Heyet tarafında yapılan açıklamada özellikle metinde yer almayan ancak sözlü olarak ifade edilen açıklamanın da önemli olduğuna dikkat çeken Meriç, “Heyette bulunan Sırrı Süreyya Önder’in açıklamadan sonra ifade ettiği ve aslında devletin yapması gerekenleri tarif ettiği kısa not önemliydi. Bu cümle neyi anlatıyor bize? Süreçte devletin yapması gerekenleri yapılmasını tarif eden bir nottu. Demokratikleşme adımlarının atılmasıdır” diye konuştu.

    Açıklamadan sonraki süreçte yürütülen tartışmalardan da Kürt hareketinin çeşitli beklentileri olduğunu aktaran Meriç, “Öcalan’ın çalışma koşullarının rahatlatılmasından tutun silah bırakmanın teknik koşullarının oluşturulmasına kadar bir dizi yapılması gerekenler şu anda tartışılır durumda” diye belirtti.

    “DEVLETİN NASIL TAVIR ALACAĞINI ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLERDE GÖRECEĞİZ”

    Şu ana kadar iktidar cephesinden pozitif anlamda bir şey duymadıklarını vurgulayan Meriç, “Sadece Bahçeli açıklamayı beğendiğini, olumladığını söyledi ama AKP cephesinden doğru olumlayan herhangi bir bilgi gelmiş değil. Bundan sonraki süreçte devletin nasıl tavır alacağını önümüzdeki günlerde görmeye başlayacağız” diye ifade etti.

    “HEVESİ KURSAĞINDA KALIR”

    Erdoğan’ın kafasında kendine uygun bir anayasa yapmak olduğunu söyleyen Meriç, “Bunu seçime tahkim eden birtakım hayalleri hevesleri olduğunu biliyoruz. Fakat bu öyle zorlu bir süreç ki bu heves herkesin kursağında kalabilir” şeklinde konuştu.

    Gerçek anlamda bir demokratikleşme içermeyen bir yaklaşımın Kürt siyasi hareketinin kabul etmeyeceğinin altını çizen Meriç, “Kendisini güvenceye almayan bir gelişmeyi de kabul etme durumu yok. Bütün yapılan açıklamalardan da beklentiler de bu noktada. Türkiye solunda da benzer şeyler var. Sanki Kürt siyasi hareketiyle Erdoğan anlaşmış işte bunu da yeni bir anayasayla taçlandıracaklar ve memleketin hayrına olmayan birtakım gelişmeler olacak gibi yaklaşım var. Bunlar fazla basit değerlendirmeler olarak görüyorum. Dolayısıyla bu tür ayrıştırıcı çeşitli güvensizlik beyanı eden güvensizliğe yayan bunun üzerine siyasi değerlendirmelerin ne Türkiye soluna ne Türkiye emek hareketine faydası var ne Türk halkına nede Kürt halkına faydası var” dedi.

    “BARIŞ SÜRECİNDE SOSYALİSTLER DEMOKRATLAR VE İLERİCİ GÜÇLER ÜZERLERİNE DÜŞEN ROLÜ OYNAMALILAR”

    Barış süreci ile ilgili Türkiye solunun ilerici güçlerin demokratların kendisine düşen rolü oynaması gerektiğini vurgulayan Meriç, bu sürecin aynı zamanda yeni bir mücadele süreci olduğuna dikkat çekti.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

     

  • Meriç: Alevilere katliam yapılması HTŞ’nin kendisini topluma zorla dayatma girişimidir-VİDEO

    Meriç: Alevilere katliam yapılması HTŞ’nin kendisini topluma zorla dayatma girişimidir-VİDEO

    PİRHA- Antalya Halkevi Yöneticisi Kutay Meriç, Suriye’de Alevilere yönelik şiddet eylemlerine ilişkin Baas rejiminin suçlarının Alevlere ihale edilmesinin kabul edilebilir bir durum olmadığına dikkat çekerek, “Böyle bir katliam girişimi bahane ediliyor. Görünen o ki rejim kendisinden olmayan bütün topluluklara bu tür yöntemlerle dayatmak istiyor” dedi.

    Suriye’de Heyet Tahrir eş-Şam (HTŞ) örgütünün Esad yönetimini devirmesi ardından Alevilerin de tedirginliği arttı.

    Suriye nüfusunun yaklaşık yüzde 13’ünü oluşturan Aleviler, ülkenin daha çok sahil kesiminde yaşam sürmekteydi. Şam’ın düşmesi ardından HTŞ’liler, başta Lazkiye olmak üzere birçok kentte Alevilerin yaşam alanlarını adeta gasp etti.

    Suriye’deki Alevilere ait inanç merkezlerine yönelik saldırılar da tepkilere neden oluyor.

    Hüseyin bin Hamdan el Hasibi’nin türbesinin yakılıp, görevli beş sivilin öldürülmesi sonrasında bölgedeki korku daha da arttı. Arap Alevileri Humus, Hama, Tartus ve Lazkiye’de bu ölümlere karşı protesto düzenledi ancak HTŞ, yapılan protestolara da silahla karşılık verdi.

    Antalya Halkevi Yöneticisi Kutay Meriç, Suriye’de Alevilere yönelik yapılan saldırılarla ilgili PİRHA’ya açıklamalarda bulundu.

    “HTŞ EL KAİDE’DEN DEVŞİRİLEN KIRMA BİR TERÖR ÖRGÜTÜDÜR”

    Suriye’de HTŞ denen örgütün El-Kaide’den kırma bir örgüt olduğunu belirten Meriç, “Buralarda komutanlık yapmış, liderlik yapmış kadroların İŞİD, El-Kaide dağıtıldıktan sonra bir yere getirilip oluşturulan bir örgüt. Bunların İslam anlayışı da bunların dini anlayışı da cihatçı anlayışı da geldikleri köklere bakarsanız hepsi aynı” dedi.

    HTŞ’ nin dışında Suriye toplumuna bakıldığında daha farklı halklar ve inançlar olduğunu vurgulayan Meriç, “Dürziler, Aleviler, Kürtler, Hristiyanlar yaşam tarzları anlamıyla laik toplumlar. Suriye’ye müdahaleden önce %12 kadar Hıristiyan, %10 kadar Alevi, %10 kadar Kürt nüfus vardı. Diğer kesimleri de sayarsak bunlar %40’ları bulan bir nüfusa tekabül ediyor. Şu anda aslında oradaki nüfus dengesi açısından doğru bakarsanız yani neredeyse HTŞ’nin dayandığı temeller kadar da orada farklı bir nüfus yapısı var. Rojava’daki laik Kürt halkı bu rejimin kurmaya çalıştığı dinci rejim nasıl yan yana gelecek? Çok net ki böyle bir rejim kendisini bütün bu topluluklara dayatacak” diye belirtti.

    “BAAS REJİMİNİN SUÇLARININ ALEVLERE İHALE EDİLMESİ KABUL EDİLEBİLİR BİR DURUM DEĞİL”

    Antalya Halkevi Yöneticisi Kutay Meriç, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Eski Baas rejiminin orduda, devlet kademelerinde bürokraside görev yapanların ağırlıklı olarak Hristiyanlar ve Sünni Müslümanlardır. Yüzde 10’luk bir azınlık nüfuza sahip olan Alevilerin yüzde 90 bir topluluğu yönetebilmesi mümkün değil, akla da aykırı bir durumdur.

    Baas rejiminin suçlarının Alevlere ihale edilmesinin kabul edilebilir bir durum değildir. Böyle bir katliam girişimi bence bahane ediliyor. Asıl olarak bunun Suriye’de iktidar olanların mezhepçi kafa yapısı ilgili bir durumdur ve bundan sonra iktidarlarını kurma çabası ile ilintilidir.”

    Suriye’de Alevi toplumuna yönelik yapılan baskılar cinayetlerle beraber Türkiye’de sosyal medya üzerinden açıklamaların eş zamanlı geldiğini ifade eden Meriç, “Baskı ve cinayetlerle beraber refleks Türkiye’de ‘Siyasal Alevicilik’ bir anda Türkiye’deki gericilik tarafından eş zamanlı çıkarıldı. HTŞ kafasının Türkiye’de de uzantılarını biliyoruz” dedi.

    Cebrail ARSLANANTALYA

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

     

  • Meriç: Sürecin nereye evirileceği konusunda endişeliyiz-VİDEO

    Meriç: Sürecin nereye evirileceği konusunda endişeliyiz-VİDEO

    PİRHA- Müzakere sürecine dair değerlendirmede bulunan Antalya Halkevi Yöneticisi Kutay Meriç, bir yandan adı konulmamış bir çözüm sürecinin işletildiğini diğer yandan ise Kürt halkının bütün demokratik kazanımlarına yönelik saldırılar olduğunu belirterek, “Sürecin nereye evirileceği konusunda endişeliyiz” dedi.

    PKK Lideri Abdullah Öcalan’la yapılan görüşmelerin ardından yeni bir çözüm süreci tartışmaları sürüyor. Antalya Halkevi Yöneticisi Kutay Meriç, sürece dair PİRHA’ya konuştu.

    Ülkenin yeni bir tarihsel sürecin içerisine girdiğini belirten, Antalya Halkevi Yöneticisi Kutay Meriç, “22 Ekim’de Devlet Bahçeli’nin Öcalan’a yaptığı çağrıyla beraber ülke gündeminde o tarihten bu yana yeniden Kürt sorunu üzerinden yeni çözüm yeni bir açılım tartışmaları iktidarın yeni hamleleri ve buna bağlantılı birçok şey yaşanıyor” dedi.

    “GEÇMİŞ MÜZAKERE SÜRECİ İLE BUGÜNKÜ YÜRÜTÜLEN SÜRECİN ÇOK BENZER YANLARI VAR”

    Gelişmeleri hep birlikte izlediklerini dile getiren Meriç, “Bir yandan adı konulmamış bir çözüm süreci işletilirken öte yandan aslında Kürt halkının bütün demokratik kazanımlarına yönelik Kürt siyasetçilerin tutuklanması Kürt halkının kazandığı belediyelerde iradesiyle oluşturduğu belediyelere kayyımların atanmasına kadar da yapılan bir uygulama söz konusudur” diye belirtti

    Gelişmelerin bir bütün irdelendiğinde Ortadoğu ayağının olduğunu vurgulayan Meriç, “AKP’nin aslında bir iç iktidar sorunuyla da bir bağlantısı var. Biliyoruz ki en son 31 Mart yerel seçimlerinde AKP-MHP faşizmi seçimlerden büyük intifa kaybederek çıktı ve arkasından derinleşen ekonomik krizle beraber halkın yükselen tepkileri söz konusu. Çünkü hepimiz zaten bu mücadelenin içindeyiz” dedi.

    İKTİDAR HALKA HİÇBİR VAADDE BULUNAMADIĞI İÇİN MÜZAKERE SÜRECİ BAHANESİYLE ÇIKIŞ ARIYOR”

    Gelinen süreçte mevcut iktidarın gerek ekonomik gerekse de sosyal hakları noktasında halka herhangi bir vaat sunamadığını aktaran Meriç, “AKP toplumun rızasını üretemiyor. Bu noktada elinde kala kala bir sopası, faşizmi kalmış ve bununla bütün topluma saldırıyor. Toplam tabloya baktığımızda AKP-MHP faşizminin karşı cephesinde olanlara ve son birkaç ayda yaşadıklarımıza baktığımızda CHP’li belediyelere, DEM’li belediyelere saldırıları zaten sürekli hale getirdiler ve 3 dönemdir sürekli kayyımlar atanıyor. Gelinen süreçte CHP’li belediyelere de yönelmiş durumdalar. Sosyalistler sürekli hedefteler ve ülkede yükselen halk muhalefetini örgütlemeye aday hangi ilerici unsur varsa hepsi iktidarın hedef tahtasını girmiş durumda” şeklinde konuştu.

    “AKP AŞAĞIDAN GELEBİLECEK İSYAN DOLGASINDAN ÇOK KORKUYOR

    AKP’nin toplumsal tepki dalgasından çok korktuğunu söyleyen Meriç, “Zaten bir gezi fobisi var. Böyle beklentileri böylesi korkuları var. Bu noktada hâlâ o gezi fobisi sürüyor ve hala gezi davaları basına da yönelik olarak yapılmaya devam ediliyor” dedi.

    AKP’nin neden zorbalığa yöneldiğinin Suriye’ye bakıldığında daha net görüldüğünü belirten Meriç, şunları ifade etti:

    “Bahçeli 22 Ekim’de Öcalan’la ilgili yaptığı çağrıya herkes ne olduğuna şaşırdı. O günlerde HTŞ’den doğru açıklamalar gelmesine rağmen o anda bir ciddiye alınmadı ve olayın boyutunun ne olduğu bizler tarafından da çok algılanamamıştı. Kasım ayı içinde HTŞ’ tarafından önce Halep’in ele geçirilmesi ve arkasından Şam’a doğru hareketleri sonucunda 8 Aralık günü direnişsiz bir şekilde Halep ve Şam’ın teslim edilmesini belli ki Türkiye bu olacakları görmüş ve Suriye’de oluşacak iktidar boşluğundan Kürtlerin yararlanarak herhangi bir statü elde etmesini engellemek için 22 Ekim hamlesi yapılmış oldu.

    Türkiye istiyor ki orası parçalanmasın yekpare üniter tek bir devlet olsun, Kürtler asla ve asla orada bir statü elde edemezsin. Hele ki silahlı bir statü asla elde edemesin. 22 Ekim’deki, Bahçeli açıklamasının nedeninin bu gelişmelere dayandığı apaçık ortaya çıkmış durumda.”

    Bir yandan çözüm süreci yapılıyor gibi söylenip öte yandan da demokratik Kürt siyasi hareketine yönelik saldırıların olduğunu vurgulayan Meriç, “Kayyum atamaları, tutuklamalar, gözaltılar ve soruşturmaları yan yana gelmesinin bir benzerini biz 2012- 2013-2014 sürecinde de görmüştük. Orada da benzer şekilde olmuştu. Yine Kandil’e hava saldırıları, yine Türkiye’nin demokratik yasal siyasete yapılan saldırılarla çözüm süreci bir dönem böyle gidip bir dönem sonra ise bir ateşkese bağlı olarak stabil hale gelmişti. 7 Haziran 2015 seçimlerinde AKP’nin iktidar olmamasına yol açan seçim sonuçlarıyla beraber barış sürecini bitirdiler” diye ifade etti.

    “MÜZAKERE SÜRECİNDEN VE DEMOKRATİK ORTAMIN BASKILANACAĞI KAYGISINI YAŞIYORUZ”

    Önceki yaşanan barış görüşmelerinin sonucu açısından bakıldığında bugün yapılan müzakere sürecinden kaygılı olduklarının altını çizen Meriç, “Türkiye’de herkes kaygılı. Aleviler kaygılı, Kürtler kaygılı, işçiler, emekçileri kaygılı, bu ülkenin laik seküler kesimleri kaygılı. Çünkü bu sürecin sonunda nereye gireceğinden yeniden kanlı çatışmaların oluşup ülkenin yine az da olsa kalmış bir demokratik ortamın bununla baskılanacağı, bununla terörize edileceği ve bunun altında yükselen yoksulluk temelli yükselen çeşitli emekçi halk tepkilerini de bu atmosferde bastırılacağı gibi çeşitli kaygılar ve görüşlerde var” diye belirtti.

    “MÜZAKERE SÜRECİNİN ARKA PLANINDA NELER YAŞANIYOR ÇOK BİLMİYORUZ”

    Müzakere sürecine bakıldığında arka planı bilmediklerini ifade eden Meriç, “Çeşitli bilgiler sızıyor ama bir sürecin sürdüğü aşikâr. AKP-MHP faşizminden açıkçası demokratik bir çözümün çıkacağına inanmıyorum. Çünkü söylenen bize en azından yansıyan yanı tamamen Rojava silah bırakacak, Kandil silah bırakacak üzerine kurulu bir şey var ortada. Bir demokratik çözüm üzerine kurulu Kürt halkının çeşitli demokratik kazanımların garantilerinin tartışıldığı bir gündem yok ortada. Dolayısıyla buradan umutlu değilim. Sonuç itibariyle bu sürecin nereye bağlanacağı konusunda da endişeliyim” dedi.

    “KÜRT HALKI ÇOK POLİTİK BİR HALK KOLAY KOLAY KANMAZ”

    Kürtlerin haklarını garantiye almayan bir anayasa değişikliğine neden onay versin diye soran Meriç, “Hangi Kürt siyasi merkezi buna bu şekilde karar verebilir. Bu mümkün değil. Ortalama 40 yıldır çok sert bir mücadele sürdüren halk var. Her şeyi görmüş çok politik bir halk. Bu halkı kolay kolay kimse de kandıramaz. Hiçbir Kürt siyasi merkezi de kandıramaz. Böyle boş şeylere de kimse ikna edemez. Bir halk gerçekliği var bunun bilinmesi gerekiyor” ifadelerine yer verdi.

    Bu müzakere süreci ile birlikte birtakım ulusalcı refleksler geliştiğini belirten Kutay Meriç, konuşmasının devamında şunları kaydetti:
    “İşte Kürtler Türkiye solunu satıyor, Türkiye işçi sınıfı hareketini satıyor, CHP’yi i satıyor gidiyor AKP ile iş birliği yapıyor gibi bu kadar basit yorumlar yapılmasını doğru bulmuyorum, bunun çok mümkün olabileceğini de düşünmüyorum. Çünkü Kürt halkının talepleri demokratik taleplerdir. Bu taleplerin gerçekleşmesi denen şey Türkiye’de faşizmin çözülmesinin ya da gerilemesine tekabül edecek bir durumdur. Bu talepleri iktidar kabul edecekse zaten faşizmin gerilediği, baskının yerine bir demokratik alanın genişlediği gibi bir sonuç doğurur. Dolayısıyla bu tür kaygılar ve milliyetçi refleksler gereksiz ve yanlıştır.”

    “KÜRK HALKININ TALEPLERİ DEMOKRATİK TALEPLERDİR ÇÖZÜLMESİ GEREKİR”

    AKP-MHP iktidarının kendinden olmayan herkese yönelik topyekûn bir saldırıya geçtiğini aktaran Meriç, “Bu noktada bu ülkede bulunan bütün anti-faşist güçlerin gereken hamleleri AKP-MHP iktidarının bu saldırısına karşı da gereken hamleyi de yapması gerekiyor” şeklinde ifade etti.

    Cebrail ASLAN/ANTALYA