Etiket: kutsal mekanlar

  • Avukat Gamze Yentür: Dersim’deki kutsallar turizm adı altında yağmaya açılmış durumda!-VİDEO

    Avukat Gamze Yentür: Dersim’deki kutsallar turizm adı altında yağmaya açılmış durumda!-VİDEO

    PİRHA- Sermayenin çıkarları uğruna doğa kıyımının önündeki tüm yasal kısıtlamaların kaldırıldığını belirten Avukat Gamze Yentür, Dersim’deki doğa talanına dikkat çekti. Yentür, “Munzur sadece doğal güzellikleriyle bilinmiyor, Dersim’in ve bölgenin en önemli ziyaretgah alanlarından biri. Dolayısıyla burada yapılabilecek her türlü şey oradaki alanı bozmaya dönük olacaktır. Bölgemizdeki önemli yerler turizm adı altında yağmalanmaya başlandı” dedi.

    Maden ve taş ocakları, baraj ve hidroelektrik santrali projeleri, av ihaleleri, peyzaj projeleri ve orman yangınları ile yok edilmek istenen Dersim yeni talanlarla karşı karşıya. Son olarak Aleviler için önemli inanç merkezlerinden olan Munzur Gözeleri’nin doğal sit alanı statüsü, 1. dereceden 2. derece doğal sit alanı statüsüne düşürüldü.

    Munzur Gözeleri, Erzurum Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 2003 tarihli kararı ile 1. Derece Doğal Sit Alanı olarak tescil edilmişti. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ise 28 Temmuz 2023 günü yayınladığı ilan ile Munzur ve Pülümür vadilerinin vadi tabanlarının ve Munzur Gözeleri’nin bulunduğu alanın ‘bakanlık makamının oluru’ ile ‘Nitelikli Doğal Koruma Alanı’ olarak tescillendiğini duyurdu. 29 Ağustos 2023 tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Munzur ve Pülümür vadilerinin ‘Korunacak Nitelikli Alan’ ilan edildiği kararı Resmi Gazete’de yayınlandı.

    İktidarı Türkiye’de yaşamın her alanında sermaye yararını gözeterek dünyada süren yağmayı aşan biçimde doğal yaşamı şirketlerin özgürce at koşturdukları alanlar haline getirirken, oluşturulan havuzlardaki bir avuç şirketle büyük bir sömürü mekanizması kurdu. 22 yıllık iktidarlarında sermaye çıkarları uğruna doğa kıyımının önündeki tüm yasal kısıtlamaları kaldırıldı. Türkiye coğrafyasının tamamına yayılan yağma ile; su havzaları susuz bırakılırken, tarım arazileri işgal edildi. İktidar Türkiye’nin dört bir yanında milyonlarca hektar doğal yaşamı madenlere açarken, ormanlar ve meralar, enerji ve maden şirketlerinin yağma alanına dönüştü. Bu yağma süreçleri ise iktidar tarafından çıkarılan yasa ve yönetmeliklerle ‘yasal yağma’ sürecine dönüştü.

    Munzur Gözeleri’ne yönelik müdahaleyi değerlendiren Menemen Dersimliler Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Avukat Gamze Yentür, ortaya çıkacak durumun ekolojik bir yıkıma yol açacağını belirterek, bölgenin sermaye uğruna yağmalandığını söyledi.

    “YAPILAŞMAYI BERABERİNDE GETİRECEK BİR KARAR”

    Munzur Gözeleri’nin nitelikli koruma alanı ilan edilmesi kararının yapılaşmayı da birlikte getireceğini söyleyen Yentür, “Munzur 2003 yılında birinci derece sit alanı olarak ilan edilmişti. 2023’te nitelikli koruma alanı olarak ilan edildi. Bu karar sadece devletin kararı değil, bölgedeki sermayenin de kararıydı, böyle bir başvuruları var. Sermayenin talebi karşılanmak istiyor. Nitelikli koruma alanına düşürülmesi yani ikinci derece sit alanına düşürülmesinin belli sorunları var. Bunlar sadece oradaki sermayenin büyümesi değil aynı zamanda projelerin de yapılabileceğinin önünü açan bir karar. Gölet, tarımsal sulama alanları, rüzgar enerjisi, güneş enerjisi ve yapılaşmaya izin verebilecek şekilde bir dönüşümü de beraberinde getiriyor. Buna Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) bir dava açtı, geçtiğimiz günlerde de keşif yapıldı” diye konuştu.

    “YAPILACAK HER ŞEY MUNZUR’U BOZMAYA DÖNÜK!”

    Yentür, Munzur Gözeleri’nde 2022 yılında yapılan sözde peyzaj çalışmasının tahribatlarına da değinerek, “Bölgede Munzur’un kutsallığından kaynaklı insanların buraya dair bir hassasiyeti var. Munzur sadece doğal güzellikleri değil Dersim’in ve bölgenin en önemli ziyaretgah alanlarından biri. Dolayısıyla burada yapılabilecek her türlü şey oradaki alanı bozmaya dönük. Geçtiğimiz sene Munzur’a köprüler, oturma alanları yapılmıştı. O bile aslında suyun çıktığı alanı ve suyun geliş yönünü çok ciddi etkilemiş. Bu sene yerinde gözlemlerimizle kuraklıkla birlikte sularla azalma da söz konusuydu. Doğal kaynak suyu ve yağışlarla besleniyor” dedi.

    TURİZM ADI ALTINDA YAĞMA!

    Dersim’in kutsal ve önemli mekanlarının turizm adı altında yağmaya açıldığını ifade eden Yentür, ekolojik kırıma dair mücadelede çağrısında bulunarak, “Henüz dava süreci bitmiş değil. Bununla ilgili mücadele etmek gerekiyor. Dersim’in bağrından çıkıp sermayeleşmiş olsa dahi oradaki mevcut sermayenin de geri adım atması lazım. Dersim büyük bir ekolojik yıkım ile karşı karşıya. Birçok maden, baraj projesi var ve bunun 400’e yakın olduğu biliniyor. Bu şekilde bölgemizdeki önemli yerler turizm adı altında yağmalanmaya başlandı. Kontrolsüz bir turizm tanıtımı var. Aynı zamanda bölgenin kültürünü yok eden, yoran, zorlayan bir sürece dönmüş durumda. Bununla ilgili ilk başta biz dernekler olmak üzere metropolde, yurtdışında yaşayanlar bir mücadele hattı ortaya koyup bir şeyler yapmak lazım. Bölgedeki yıkıma karşı örgütlenmekten başka çare yok” diye belirtti.

    MUNZUR VADİSİ’NDEKİ PROJELERDEN BAZILARI

    Tunceli Valiliği’nin koordinesinde Fırat Kalkınma Ajansı (FKA) tarafından hazırlanan proje kapsamında Munzur üzerine çelikten köprüler inşa edildi.
    -Ovacık Topuzlu Köyü’ne 7024,46 hektar alandan altın, bakır ve molibden çıkarılması planlanıyor.
    -Karayonca Köyü’nde 11.625,72 hektar alanda yine altın, bakır ve molibden ocağı kurulması planlanıyor.
    -Geyiksuyu Köyü’nde 17.107,30 hektarlık alandan bakır ve gümüş madeni çıkarılacak.
    -Pülümür’de Erz Madencilik tarafından ruhsatı alınan ve yıllardır faaliyet gösteren Pülümür ilçesi Bağırpaşa dağı krom madeni sahası 4 bin hektar büyüklüğünde.
    -Pülümür ilçesi Karagöz yaylasında Dimin madencilik şirketinin ruhsat aldığı ve ÇED gerekli değildir kararının alındığı proje ise 1924 hektar büyüklüğüne sahip
    -Pertek ilçesinde yer alan Kolonkaya Köyü ve Yeniköy-Tozkoparan Köyü sahalarında iki farklı madencilik projeleri bulunuyor. Buradaki projeler için önceden Kanada Toronto merkezli Tigris Eurasia adlı madencilik şirketinin başvurduğu ve ruhsat aldığı bu şirketin Türkiye’de ki hisselerini Ravello Investment Group Limited’e devrettiği belirtiliyor.
    -Pertek ilçesi Yeniköy-Akbayır köyleri (Cankurtaran)  bölgesinden yer alan tepelerden başlayacak olan proje sınırları Tozkoparan köyü hudutlarının da bir kısmını içine alarak Çevirme ve Günboğazı sınırlarına kadar uzanacak. Şirketin yine bu sahada bakır, gümüş gibi önemli maddenler peşinde olduğu ve sondajlama çalışmaları yürüteceği biliniyor.
    -1985 yılında Mercan Suyu üzerinde kaçak şekilde inşa edilen Meran Regülatörü ve HES projesi bulunuyor.
    -17 Ağustos 2009’da su tutum işlemi yapılan Uzunçayır Barajı ve HES
    -Dinar Çayı üzerinde inşa edilen Dinar regülatörü ve HES
    -Peri suyu üzerinde Seyrantepe Barajı ve HES
    -Tatar Barajı ve HES
    -Pembelik Barajı ve HES

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

     

  • Aksu’dan tepki: Kimsenin Hacıbektaş’ta maden araması yapmasına izin vermeyeceğiz

    Aksu’dan tepki: Kimsenin Hacıbektaş’ta maden araması yapmasına izin vermeyeceğiz

    PİRHA- Hacıbektaş’ta Kızıldağ ve Keşlik mevkilerine yapılacağı bilgisi alınan altın madeni arama sondajlarına tepkiler büyüyor. Gazeteci Recai Aksu, “Hacıbektaş’ın köylerinde sularımızı zehirleyecek bir maden aramasına izin vermeyeceğiz. Hırka Dağı bizim için kutsal. Ardıç ağacı var orada Hacı Bektaş Veli’nin kaldığı, altında yattığı söylenen. Oradan gelen suların da zehirleneceğini düşünüyorum” dedi.  

    Alevi İnancına ait kutsal mekanlara saldırılar devam ediyor. Kırşehir-Nevşehir il sınırları arasında uzun zamandır altın madeni arama sondajları yapan altın şirketleri, şimdi de gözlerini Kızıldağ ve Keşlik mevkilerine dikti.

    Keşlik bölgesinde altın sondajları başlatılacağı, Hırka Dağı’nda Hacı Bektaş Veli’nin altında yattığı belirtilen ardıç ağacının olduğu bölgede de uranyum arandığı haberleri tepkilere neden oldu.

    Hacıbektaşlı gazeteci Recai Aksu konuya ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    “KÖYLERİMİZİ SAVUNACAĞIZ”

    Hacıbektaş’ın Karaburç köyünde de geçmiş dönemlerde maden ocağı yapıldığını ve verilen mücadelenin ardından mahkeme kararı ile davayı kazandıklarını belirten Recai Aksu, yapılmak istenen altın madeni arama sondajlarına da izin vermeyeceklerini vurguladı.

    Aksu konuya ilişkin şunları söyledi:

    “Net veriler yok elimizde gizli gizli yapıyorlar bu işleri. Bu konuyla ilgili toplantılar da olacak. Pazar günü bir toplantı yapılacak, yarın bir toplantı yapılacak. Hırka Dağı’ndan örnekler alınmış, Kızıldağ ve Keşlik mevkilerinden de örnekler alınmış. Muhtarlık tarafından ÇED raporu geldiği söyleniyor, ret geldiği söyleniyor ama tüm bunlara rağmen belirsizliğe karşı mücadele olmaz, bu yüzden toplantılar yapılacak. Biz de bunları araştırıyoruz.

    Biz tüm ülkede olanları da, İliç’te olanları da gördük. İnsanların hayatlarını mahveden o Amerikan şirketlerine, Kanada şirketlerine bu altın madeni ile ilgili izin verilemeyeceği gibi Hacıbektaş’ın köylerinde sularımızı zehirleyecek bir maden aramasına izin vermeyeceğiz. Bunların niyetleri kesin, buna izin vermeyeceğiz. Köylerimizi savunacağız. Hırka Dağı’nda da maden araması başlatılmasına izin vermeyeceğiz. Hırka Dağı bizim için kutsal. Ardıç ağacı var orada Hacı Bektaş Veli’nin kaldığı, altında yattığı söylenen. Oradan gelen suların da zehirleneceğini düşünüyoruz. Siyanür ile ilgili yapılanları gördük; İliç’te gördük, başka birçok yerde gördük. Büyük şirketlere peşkeş geçiyorlar. Kimsenin burada maden araması yapmasına izin vermeyeceğiz.”

    PİRHA/HACIBEKTAŞ

     

    İLGİLİ HABERLER:

    Alevi-Bektaşi inancında kutsal olan Aslanağzı suyu altın şirketlerinin tehdidi altında

     

  • 3. Varto Doğa, Kültür ve İnanç Festivali kapsamında kutsal mekanlar ziyaret edildi-VİDEO

    3. Varto Doğa, Kültür ve İnanç Festivali kapsamında kutsal mekanlar ziyaret edildi-VİDEO

    PİRHA – 3. Varto Doğa, Kültür ve İnanç Festivali’nin ilk gününde Seyit Nesemi Türbesi, kutsal mekanlar ve çevre köylerde bulunan cemevleri ziyaret edildi.

    Varto Belediyesi, Varto-Gımgım Hızır Mekanı ve Doğa Koruma Derneği, Berlin Varto Derneği ile Rhermain Varto Derneği, Doğa, Kültür ve İnanç Festivali’nin açılışını yaptı, festivalin ilk gününde Alevi toplumca kutsal görülen mekanlar ziyaret edildi.

    Ziyaretlerin ilk durağı Pir Seyit Nesemi Türbesi oldu. Raqasan (İçmeler) köyünde yer alan türbe önünde bir araya gelindi. Ana Narin Gülçiçeği çerağ uyandırıp gülbeng verdi.

    “ÖNCE YÜREĞİMİZİ PAK ETMEMİZ GEREKİR”

    Pir Hazır Ali Beyazyıldırım ise “Böyle makamlara geldiğimizde önce yüreğimizi pak etmemiz, çevremizden de rızalık almamız gerekir. Buralara lokmalarımızla dualarımızla gelmek gerek” dedi.

    Verilen gülbeng ardından deyişler seslendirildi. Paylaşılan lokmaların ardından Kuzike (Gölyayla) köyündeki ziyarete gidildi.

    CEMEVLERİ ZİYARET EDİLDİ

    Festivalin devamında ayrıca Mengel ve Köprücük ve Emera köyünde bulunan cemevleri de ziyaret edildi.

    Mengel (Alabalık) köyünde bir araya gelen yurttaşlar, cemevinde lokmalarını pay etti. Festival dahilinde Emera (Onpınar) köylüleriyle de bir araya gelindi. Köye ait cemevinde yapılan buluşmada konuşan Baba Mansur Ocağına mensup Pir Seyit Mehmet Uluyol, “Burada ziyaret olarak Golan ziyareti var. Çifte zabıt derlerdi ve annem hep onu çağırırdı. Çocukluğumdan bu yana toplum olarak her yıl bir defa orayı ziyaret ederiz. Herkes kendi gücü dahilinde ziyarette lokmasını paylaşırdı. Kendimi bildim bileli Hızır kurbanını keserdik. O günlerden bu günlere geldik. Şimdilerde bunları bıraktık ve çok üzülüyorum” dedi. Pir Hazır Ali Beyazyıldırım’ın verdiği gülbeng ardından lokmalar paylaşıldı.

    “HIZIR’IN HATIRINA DOĞAYA KARŞI DUYARLI OLAMALIYIZ”

    Festival kapsamında Kasıman (Köprücük) Köyünde yer alan cemevi de ziyaret edildi. Gelen misafirleri karşılayan Pir Seyit Ali İncesu, “Hepiniz hoş geldiniz, aşk ve niyazla hoş geldiniz canlar. Bazı tahminlere göre büyük dedelerimiz köyümüze 1700’lü yıllarda yerleşmişler. Köye o dönemde “Kasım’ın Komu (Gomê Qasimî)” diyorlarmış. Biz ise bu köye 1820’lerde geldik. Burada çok sayıda ziyaretimiz var. Mesela Şehid Keloş, Şehid Merge, Şehid Tapê Kurî, Girê Bawo gibi ziyaretlerimiz var. Eskiden biri çağırdığında ilk önce Şehid Keloş ziyaretine gidilir, ardından yaylaya çıkılırdı. Yayladan dönüldüğünde ise yeniden Şehid Keloş’a gidilir ve köye gelinirdi. Birlik ve beraberlik çok yüksekti. Şimdi yalnızlık ve bencillik var. Hızır Mekânı ve Doğa Koruma Derneği çok önemli bir dernektir. Hızır ve doğanın hatırı için tıpkı dedelerimiz gibi duyarlı olmalıyız” ifadelerini kullandı. Zakir Şah Haydar Tekin’in seslendirdiği üçlemeler ardından gülbengler eşliğinde lokmalar pay edildi.

    GÜL MUSTAFA (ÇAYLAR) ZİYARETİ

    Festivalin ilk günün son durağı ise  Sofyan (Doğanca) ve Gül Mustafa (Çaylar) köyü oldu. Gül Mustafa köyünde konuşan Pir Hazır Ali Beyazyıldırım, Gül Mustafa ziyareti hakkında, “Gül Mustafa, dört kardeşiyle birlikte burada yaşıyormuş. Köyün bütün otları şu anki ziyaretin etrafında yığılırmış. Bir Ağustos ayında bu otların hepsi yanmış. Gül Mustafa’nın mezarının başındaki ağaç da bu yangında kül olmuş. Sonrasında buradaki karakolun komutanı ‘Hani o kadar ibadet edip, ziyarete geliyordunuz, ziyaretiniz de yandı kül oldu’ demiş. Geçen zamandan sonra bir zemheri kışında Gül Mustafa’nın ağacının yeşerdiği görülmüş. Sonrasında o komutan buraya çağrılıp Gül Mustafa’nın kerameti gösterilmiş” bilgisini paylaştıktan sonra lokmalar paylaşıldı.

    PİRHA/VARTO

  • Munzur Gözelerinde ağaçlar göz göre göre bakımsızlıktan devriliyor -VİDEO

    Munzur Gözelerinde ağaçlar göz göre göre bakımsızlıktan devriliyor -VİDEO

    PİRHA- Dersim’in en önemli ziyaret yerlerinden biri olan Ovacık ilçesindeki Munzur Gözelerinde ağaçlar bakımsızlıktan devriliyor. Bir kaç yıl önce çevre düzenlemesi yapılıp koruma altına alınan Gözelerin bu halini kimse dert etmiyor. Ne devlet ne de toplum buna dönük bir çalışma yürütmüyor.

    Yoğun ilgi gören bir turizm merkezine dönüşmüş olan Dersim’in Ovacık ilçesindeki en önemli ziyaret yerlerinden biri Munzur Gözeleri. Aynı zamanda önemli bir kutsal mekan olan Gözeleri her sene bir milyona yakın insan ziyaret ediyor. Bu tarihi inanç merkezininin korunması amacıyla yakın zamanda piknik yapmanın yasaklandığı mekanda çevre düzenlemesi yapılarak ahşap yürüyüş yolları yapılmış ve yeme-içme, alışveriş mekanları göze alanının dışına çıkarılmıştı. Yapılan bu düzenlemeler toplum tarafından eleştirilmiş ve açılan dava sonucu mahkeme yürütmeyi durdurma kararı vermişti. Ancak mahkemenin verdiği bu karar hiçbir sonuç üretmediği gibi yapılan düzenleme çalışmalarına da devam edildi.

    ASIRLIK AĞAÇLAR BAKIMSIZLIKTAN DEVRİLİYOR

    Birinci derece koruma alanı içinde olmasına rağmen Munzur Gözeleri’ndeki ağaçlar, kış mevsiminin geçmesiyle birlikte bakımsızlıktan devriliyor. Hali hazırda bir çok ağaç devrilmiş. Bazı ağaçlar ikiye bölünmüş, bölünen ağaçların içi boş. En az 100 yıllık olan bu ağaçlarla hiç ilgilenilmemiş. Ortaya çıkan bu manzara hem görüntüyü bozuyor hem de kirlilik ve dağınıklık yaratıyor.

    Gözelerin önemli bir parçası olan bu asırlık ağaçlara hiçbir bakım ya da budama yapılmıyor. Ahşap yürüyüş yolları ve ufak tefek müdahaleler dışında etkin bir çevre düzenlemesi de yapılmış değil.

    BU DURUM KİMSEYİ RAHATSIZ ETMİYOR

    Garip olan ise hem yöre halkı için önemli bir kutsal mekan hem de yıldızı yükselen bir turizm bölgesi olmasına rağmen Munzur Gözelerinin bu durumu kimseyi rahatsız etmiyor.

    KUTSAL MEKANLARA YETERİNCE SAHİP ÇIKIYOR MUYUZ

    O zaman şu soruların sorulması gerekiyor:

    *Gözelerin bu durumu neden kimseyi rahatsız etmiyor?

    *Kutsal mekanlarımıza yeterince sahip çıkıyor muyuz?

    *Kurumlar ve bireyler olarak buna yeterince değer veriyor muyuz?

    *Sadece kazanç üzerine odaklanarak bu mekanlara nasıl sahip çıkacağız?

    *Turizm bu mudur?

    *Toprağın, suyun, ağacın can ve Hakk olarak görüldüğü bir inancın bireyleri olarak Munzur’a ve diğer kutsal mekanlarımıza dönük özel bir farkındalık niye geliştiremiyoruz?

    *Birinci derece koruma altında olan bir mekanda bulunan tarihi ağaçlar neden bu korunmadan payını almıyor, bunlar da mekanın bir parçası değil midir?

    Nuray Atmaca-Eyüp HANOĞLU/DERSİM

  • Efrîn’de çeteler Alevilerin kutsal mekanını yağmaladı

    Efrîn’de çeteler Alevilerin kutsal mekanını yağmaladı

    İddialara göre Ehrar El-Şerqiye çeteleri Efrîn’de kutsal mekanları yağmalamaya devam ediyor. Çeteler Mabata ilçesinde Alevilere ait kutsal mekanları, değerli eşyalar bulmak amacıyla harabeye çeviriyor.

    Efrîn’deki kirli ve vahşi uygulamalarına devam eden Ehrar El-Şerqiye çeteleri iddialara göre kutsal mekanları da yağmalıyor. Mabata ilçesinde bulunan bir kaynağın ANHA’ya verdiği bilgiye göre Ehrar El-Şerqiye çeteleri dün, ilçede Alevilerin Av Gîrê adlı kutsal mekanını yağmaladı.

    Av Gîrê adlı kutsal mekan, ilçede 160 yıldır Aleviler tarafından inançlarının vecibelerini gerçekleştirdiği yer olarak biliniyor. Kaynağın aktardığı bilgiye göre çeteler, altın ve değerli eşya bulmak için kutsal mekanlara zarar veriyor.

    Binlerce Alevi’nin yaşadığı Efrîn’de Mabata ilçesi, Alevilerin yoğunlukta bulunduğu bir yer. Bölgeye yerleşen Alevilerin Osmanlının zulmunden kaçıp mabataya yerleştiği biliniyor. (Kaynak: ANHA)

     

  • Ferhat Tunç: Devlet yanan ormanların söndürülmesine derhal izin vermeli

    Ferhat Tunç: Devlet yanan ormanların söndürülmesine derhal izin vermeli

    PİRHA- Dersimdeki orman yangınları ile ilgili sosyal medya hesabından açıklama yapan sanatçı Ferhat Tunç, “Eskiden gizli yapar ve inkar ederlerdi. Şimdi göstere göstere yakıyorlar! Yakılan ormanlık alanların “özel güvenlik bölgesi” gerekçesiyle Dersimliler tarafından söndürülmesine de izin verilmiyor. Dersimin yaşam kaynağı meşe ormanlarıyla birlikte yabanıl bir yaşam da yok ediliyor” dedi.
    Dersim çevresinde bulunan orman yangınlarının artarak devam etmesi ile birlikte yangının yaşandığı bölgeye yakın bir çok köy yangın tehlikesi ile karşı karşıya olmasından dolayı büyük sıkıntılar yaşıyor. Doğası ve kutsal mekanları yanan Dersim coğrafyasında yangına müdahalle edilmemesine bir çok STK, Dernek ve siyasi parti temsilcisi tepki göstererek açıklama yaptı.
    Dersimli sanatçı Ferhat Tunç da sosyal medya hesabından yaptığı bir yazılı açıklama ile Dersim’de yanan ormanların söndürülmemesine tepki gösterdi.
    “OPERASYON GEREKÇESİ İLE DERSİM’İN ORMANLARI YAKILIYOR” 
    “Kutuplardan bir yerden bahsetmiyorum. “Çağdaş” Neronların eliyle meşe ormanları yakılan coğrafyadan, Türkiyenin 62 plakalı ilinden yani resmi adıyla Tunceli’den söz ediyorum. Fıratın doğusunda bir il duydunuz mu? Baskı yıldırma politikalarıyla insansızlaştırılmak ve yalnızlaştırılmak istenen Dersim’den söz ediyorum. Ormanları yakılarak nefessiz bırakılmak istenen kentten” ifadelerini kullanan sanatçı Ferhat Tunç şöyle devam etti:
    “Batıda çalılık yangınında veryansın edenler  ne hikmetse Dersim’e kör ve sağırdırlar. Dersimi çevreleyen meşe ormanları operasyon gerekçesiyle günlerdir yakılıyor. Eskiden gizli yapar ve inkar ederlerdi. Şimdi göstere göstere yakıyorlar! Yakılan ormanlık alanların “özel güvenlik bölgesi” gerekçesiyle Dersimliler tarafından söndürülmesine de izin verilmiyor. Dersimin yaşam kaynağı meşe ormanlarıyla birlikte yabanıl bir yaşam da yok ediliyor. Bir devlet kendi ormanlarını nasıl yakar. Evet yıllardır bu sorunun cevabını arıyoruz. Çakıl taşı edebiyatı yapıp doğası ve tarihiyle yok eden, yakan ve barajlara gömen bir devlet yoktur. Dersim’den yetkililere ve vicdanlı kamuoyuna duyarlılık çağrısında bulunuyorum. 6831 sayılı Orman Kanunu ve 2872 sayılı Çevre Kanunu hükümleri gereği müdahale hukuksal zorunluluktur. Devlet derhal yasal sorumluluğunu yerine getirmeli yanan ormanların söndürülmesine izin vermelidir” ifadelerini kullandı.
    PİRHA/DERSİM