Etiket: kutsal

  • Alevi Ocak evinin yıkılmasına ABF Başkanı’ndan tepki: Alevi inancına saygısızlar!-VİDEO

    Alevi Ocak evinin yıkılmasına ABF Başkanı’ndan tepki: Alevi inancına saygısızlar!-VİDEO

    PİRHA – Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, Adıyaman’da 150 yıllık Üryan Hızır Ocağı evinin, valilik emriyle yıkılmasına tepki gösterdi. Aslan, “Enkaz altındaki insan bedenine dahi enkaz gözüyle bakan bir devletten tabii ki kutsallarımıza, değerlerimize saygı beklemek boş olacak” dedi. Aslan, bu yıkımın milletvekilleri tarafından mecliste dile getirilmesi gerektiğini belirterek “Hukuksal mücadele de verilmeli” dedi. 

    Adıyaman’ın Çelikhan ilçesine bağlı Pınarbaşı (Bulam) köyündeki Üryan Hızır Ocağına ait en az 150 yıllık olduğu belirtilen ev, 6 Şubat depreminde hasar aldığı gerekçesiyle yıkıldı.
    Uzun yıllar cem erkanlarının yürütüldüğü ev, valilik kararının ardından iş makineleri ile yıkıldı.

    Bölge halkı tarafından kutsal görülen evin duvarlarında depremden sonra yıkıntılar oluştuğu, ancak bölgeye gelen yetkililerin aceleyle “ağır hasarlı yapı” değerlendirmesini yapıp yıkım yaptığı aktarıldı.

    “SAYGISIZLIK YAPMAYI KENDİLERİNE İLKE EDİNMİŞ İKTİDAR”

    Bulam köyündeki yıkıma ilişkin bir tepki de Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan’dan geldi.

    Yaşanan ilk depremin ardından bölgeye giderek 17 gün kaldığını belirten Aslan, “Alevi toplumunun, bu topraklarda mevcut iktidar tarafından ne kadar ötekileştirildiklerini biliyorduk ama deprem sürecinde bunu daha çıplak gözle görebildik” diye de ekledi.

    Mustafa Aslan, AKP iktidarı döneminde Alevilerin kutsal gördükleri birçok mekana yönelik saldırı olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Deprem sonrası bölgeye gittiğimizde acıda dahi ayrımcılık yapan bir anlayışla karşı karşıya kaldık. Tabii bu Üryan Hızır Ocağı Cemevinin, bir pir evinin yıkılma olayını duyduk, aslında AKP bunu geçmişte de yaptı. Birçok Alevi ocaklarına dergahlarına bu anlamdaki saldırı ve bakış açılarını bizler biliyoruz. Tarihe, mirasa, kutsala karşı; özellikle Alevilere dair olan ya da kendileri dışındaki diğer toplumsal kesimlerin kutsallarına karşı saygısızlıklarını bir kez daha gösterdiler. Evet deprem bölgesinde hasar görmüş olabilir ama bir tarihi yapıdır, inanç değeri olan bir mekandır, en azından bizler şunu beklerdik; ailenin bir fikri alınırdı, ocak evlatlarına sorulmalıydı, o ocakta duran pirin fikri alınmalıydı. Bu evin teknik anlamda yeniden restorasyonu mümkün değilse en azından buna ilişkin bir açıklama yapmaları lazımdı. Sıradan bir binaymış gibi davranmaları, kutsala, inançsal mekana, özellikle söz konusu Aleviler olunca buna karşı saygısızlık hat safhada. Bu sadece Adıyaman’da değil Hatay, Antakya, Samandağ bölgesinde birçok Alevi kutsal mekanları yok edildi. Halen daha bir enkaz gibi ortadan kaldırılıyorlar. ‘Devlet, arama kurtarmaya gelmedi, enkaz kaldırmaya geldi’ diyen bir arkadaşım var. Enkaz altındaki insan bedenine dahi enkaz gözüyle bakan bir devletten tabii ki kutsallarımıza, değerlerimize saygı beklemek boş olacak. Çünkü anlayışları, yok etmek üzerine. İnkar etmeyi, saygısızlık yapmayı kendilerine ilke edinmiş bir iktidarla karşı karşıyayız.”

    “MECLİS’TE DİLE GETİRİLMELİ, HUKUKSAL MÜCADELE VERİLMESİ LAZIM”

    Mustafa Aslan, Üryan Hızır Ocağı’ndaki yıkıma yönelik demokratik kamuoyunun da ses çıkartması gerektiğini belirterek şöyle devam etti:

    “Depremin yaşandığı bölgedeki tüm tarihi eserler, miraslar, kutsal mekanlarla ilgili başta Türkiye Büyük Millet Meclisi’ndeki muhalefet partilerinin bunu kesinlikle kürsüde dile getirmeleri lazım. Hukuksal olarak bir mücadele verilmesi lazım. İnsan hakları savunucularının da insanın ne kadar yaşamsal hakkı varsa, aynı zamanda insanların kutsallarıyla, değerleriyle, mekanlarıyla da bu hak bütündür. Bunun da bir insani hak olduğunu unutmamak lazım. Bu konuda da mücadele vermeye ihtiyaç var.”

    Eren GÜVEN/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER

    Adıyaman’da 150 yıllık Üryan Hızır Ocağı evi, valilik emriyle yıkıldı!-VİDEO

  • Dersim’de, Sultan Melek Ziyareti’nde bulunan asırlık ağaçları kestiler-VİDEO

    Dersim’de, Sultan Melek Ziyareti’nde bulunan asırlık ağaçları kestiler-VİDEO

    PİRHA-Dersim’in Ovacık ilçesinin Vîyalege (Söğütlü) köyünde bulunan Sultan Melek Ziyareti’nde bulunan asırlık ağaçlar defineciler tarafından kesilerek tahrip edildi. Veysel Topuz adlı yurttaş, “Ziyaretimize zarar vermesinler, defineyi başka yerlerde arasınlar, 200 yıllık ağaçlarımızı kesmesinler” dedi.

    Dersim’in Ovacık ilçesinin Vîyalege (Söğütlü) köyünde bulunan Sultan Melek Ziyareti’nde bulunan asırlık ağaçlar defineciler tarafından kesilerek tahrip edildi.

    Define için ziyarette bulunan ağaçların kesilmesine tepki gösteren Vîyalege (Söğütlü) köyünde yaşayan Veysel Topuz, Sultan Melek Ziyareti’nin kendileri için önemine dair PİRHA’ya konuştu.

    “ZİYARETİMİZE ZARAR VERMESİNLER”

    Sultan Melek Ziyareti’nin kendileri için kutsal olduğunu belirten Veysel Topuz, “Yıllardır Sultan Melek Ziyareti’ne gidip lokmalarımızı götürüyoruz. İnsanlardan ricam bir daha Sultan Melek Ziyareti’ne zarar vermesinler. Define mi arıyorlar, yoksa bal mı arıyorlarsa başka yerde arasınlar. Bizim kutsal gördüğümüz ziyaretimize zarar vermesinler. Defineyi başka yerlerde arasınlar, 200 yıllık ağaçlarımızı kesmesinler” dedi.

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/DERSİM

  • Camiye çevrilen Şah Kalender Veli Türbesi’nin Alevilere iadesi için müftülüğe dilekçe verildi

    Camiye çevrilen Şah Kalender Veli Türbesi’nin Alevilere iadesi için müftülüğe dilekçe verildi

    PİRHA- Ankara’nın Çubuk ilçesine bağlı Sele Köyü’nde bulunan ve Alevi toplumu için kutsal olan Şah Kalender Veli Türbesi camiye çevrilmişti. Türbe çevresinde dedelik yapan Hamdi Yurdakadim avukatı aracılığıyla Çubuk Müftülüğü’ne başvurarak, türbeden ‘cami’ ibaresinin kaldırılmasını ve Alevi yurttaşlara iade edilmesini istedi.

    Alevi toplumu için kutsal olan, cemlerini yapıp ibadetlerini yerine getirdikleri türbeler, asimilasyon politikaları kapsamında gasp edilerek camilere çevriliyor.

    Bu durumun son örneği ise Ankara’da yaşandı. Ankara’nın Çubuk ilçesine bağlı Sele Köyü’nde bulunan Şah Kalender Veli Türbesi camiye çevrilmişti.

    Şah Kalender Veli Türbesi çevresinde dedelik yapan Hamdi Yurdakadim, avukatı aracılığıyla Çubuk Müftülüğü’ne başvuruda bulunarak, türbeden ‘cami’ ibaresinin kaldırılmasını ve Alevi yurttaşlara iade edilmesini istedi.

    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Kurucu Başkanı Murtaza Demir, hukuki olarak ilk adımın atıldığını ve söz konusu türbenin gerçek sahipleri olan Alevilere devredilinceye kadar mücadele edeceklerini belirtti.

    “ALEVİ-BEKTAŞİ İNANCINDAKİ VATANDAŞLARIMIZIN TOPLANDIĞI, CEM İBADETLERİNİ YAPTIKLARI YERDİR”

    Diyanet İşleri Başkanlığı Çubuk Müftülüğü’ne verilen dilekçede şu ifadelere yer verildi:

    “Alevi-Bektaşi inancına sahip Çubuk ilçesi Sele Köyü’nde yüzyıllardır çevrede bulunan diğer Alevi-Bektaşi inancına sahip vatandaşların yaşadığı yerleşim yerlerinin bir inanç merkezi halinde işlev gören Şah Kalender Veli Türbesi ve türbe içinde Alevi-Bektaşi inancına mensup vatandaşlarımızın toplandığı, cem ibadetlerini yaptıkları müştemilat ve bahçenin bulunduğu yerlerde maddi ihtiyacı ve hukuka aykırı olarak verilmiş olunan ‘Cami Beratı’nın kaldırılmasını, aynı zamanda anılan Şah Kalender Veli Türbesi ve çevresinde dedelik yapan vekilim Hamdi Yurdakadim’in vekili olarak arz ve talep ederim.”

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Kete: Hakk aşkına bu zulümden vazgeçin!

    Kete: Hakk aşkına bu zulümden vazgeçin!

    PİRHA- Dersim’de bulunan Ana Fatma ziyaretine CHP Elazığ Milletvekili Gürsel Erol tarafından peyzaj çalışması adı altında aslan heykeli dikilip, adının yazılı olduğu tabela konulmasına tepki gösteren Şeyh Çoban Ocağı evlatlarından Zeynel Kete, ziyaretlerin, özelde de Ana Fatma ziyaretinin kadın kutsallığının mekanı olduğunu belirtti. Kete, “Bizler toprağa bir ağaç dikerken bile rızalık alırız, bu kutsal mekanı şantiye haline, turistik tesis haline getirirken kimden rızalık aldın? Analarımızın buna razı olmayacağını hiç düşündün mü? Bu zulüm niye?” diye sordu.

    Dersim başta olmak üzere Alevilerin kutsalları üzerinde tahribatlar devam ediyor. Son olarak Dersim’de bulunan Ana Fatma ziyaretine Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Elazığ Milletvekili Gürsel Erol tarafından peyzaj çalışması adı altında aslan heykeli dikilip, adının yazılı olduğu tabela konuldu.

    Tepkiler üzerine tabela kaldırılırken, aslan heykeli yerinde duruyor.

    Konuya dair Şeyh Çoban Ocağı evlatlarından Zeynel Kete, PİRHA‘nın sorularını yanıtladı.

    PİRHA- Munzur Gözeleri başta olmak üzere ocak ve ziyaretler ‘peyzaj’ çalışması adı altında özünden uzaklaştırılıyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz? Ziyaretlerin inançtaki yeri nedir?

    Zeynel KETE: Alevi inancında kom olmanın, cıvatın, cemal cemale gelmenin, inancın yeniden canlanmasında, akışkan olmasında mekânın, jiyar u diyarların önemi büyüktür. Hakikatin, kültürün, inancın, dilin, geleneğin, tarihin yeni kuşaklara aktarıldığı mekanlardır. Ziyaretler bir toplumun ikrar ve rızalık esası üzerine yaşamasının canlandığı yerlerdir. Jiyarlarımız, kutsal mekanlarımız Hakk’ın cemalidir.
    Zamanın ve mekânın ruhuna uygun yaşam ikrarlı yaşamdır. Toprak mülk değildir. Hérda Dewreştir, Hakk’ın görünür olduğu yerdir, kimliktir, Ana mezındır ( Büyük Ana). Her şeyden önce Ana Fatma’nın mekanıdır.

    “ZİYARETLERİMİZ GEÇMİŞİN ANDA BİRLEŞTİĞİ YERLERDİR”

    -Ana Fatma ziyaretine de beton dökülüp müdahale edildi.

    Beton dökülerek meftun edilen mekan Ana Fatma’nın cemalidir, nurudur. Ana Fatma ziyareti bizim için Ana kadının kemaleti karşısında dar-didar olduğumuz, inancımıza yönelik özümüzü dara aldığımız, tutum belirlediğimiz mekandır. Bu mekanlar bizi nahaktan uzaklaştıran Hakk’a yakın eden mekanlardır. Buralarda kendi toplumsallığımızı kutsarız.

    Ziyaretlerimiz yaşam ölçülerimizin sürekli yenilendiği, geçmişin anda birleştiği yerlerdir. Hele bu mekânın bir kadın ziyareti olması daha da önemlidir. Buraya beton dökülmesi eril zihniyetin kadının bilgeliğine, özgürlük arayışına, nuruna, tahammülsüzlüğün göstergesidir.

    “SIRADAN BİR İŞ OLARAK GÖRÜLMEMELİ”

    -Bu sıradan bir peyzaj çalışması mıdır?

    Kesinlikle değildir. Yaşam kaynağımız olan, yeniden doğuşun, varoluşun, kendinden var eden, Xweza (kendinden doğuran), kadın ( jin) yaşamın varoluşu sembolü olan bir mekana beton dökülmesi nahak zihniyetin sıradan, rastgele, hizmet için yaptığı bir iş değildir.

    En kutsalımız olan, mürşid-i makam olan, kendinden doğuran, var eden, güneşin sembolü olan kadın ve yaşam anlayışına, bilgeliğine, eril zihniyet Hakk kapısına, planlı, hesaplı, amaçlı ‘beton döktüm, dondurdum’ demek istenmiştir.

    Dersim 38 Katliamı sırasında önce kutsallara, ziyaretlere, ocaklara, ocak pirlerine yönelmeleri boşuna değildi. Bu kutsallar binlerce yıllık hafızamız, arşivimiz, bizi biz yapan değerlerimizdir. Bir toplum bu kültürel değerleri ile var olur.  Toplumsallığımız bu mekanlarda canlanır. “Beton dökme” deyimi, varlığını, toplumsallığını dondurma, yok etmedir.  Toplumsallık yok edildi mi kültürde yok olur. Rêya Hakk Alevi inancında politik, kültürel bir direniş hattı vardır. Aynı zamanda zulme karşı mücadele ederken, ikrar tazelediğimiz mekanlardır. Yeniden dirilişin mekanlarıdır.

    “BU KUTSAL MEKANA YÖNELİK YAPILANLAR ERİL ZİHNİYETLE İLGİLİDİR”

    -Alevi inancında doğa ne anlama geliyor, son dönemlerde kutsal mekanlara yönelik saldırıların nedeni sizce nedir?

    Rêya Hakk Alevi inancında doğaya müdahale, iktidar kurma, denetim altına alma yoktur. Doğa nesne değildir yaşamın kendisidir. İlk dönemlerde kadın doğa ile özdeş tutulmuştur. Doğa ile bu uyumlu ilişki Nahak zihniyetin yaşam alanını daraltan ilişkidir. Doğa üzerinde, kutsallar üzerinde erkek iktidarı belirleyici olunca kadın toplumda düşürüldü.

    Bugün bu kutsal mekana yönelik yapılanlar bu eril zihniyetle ilgilidir. İktidarcı, tekçi zihniyet Gürsel Erol üzerinden kutsallarımızı özelleştirilmiş, mülk haline getirmiş, değerlerimiz üzerinde güç kullanmıştır. Toplum bütün değerleri ile beraber, doğası ile beraber çarmıha gerilmiştir. En kutsala yönelmek bir kişinin aklı değildir. Ortada örgütlü bir güç söz konusudur.

    “YANLIŞ YAPTIĞINIZI KABUL EDİN VE ANA FATMA’NIN DARINA DURUN”

    -Benzer tabloyu son yıllarda bir çok ziyarette görüyoruz. İsimler kazıtılarak reklam da yapılıyor. Bu konuda ne demek istersiniz?

    Gürsel Erol’a seslenmek isterim. Bu kadar zulüm niye? Bizim yol ulularımız bu kutsal mekanlara bir çöp bile taşımayıp, sadece bu mekanlarda teberik niyetine toprak götürürlerdi. Teberik alınmasını engellemenizin altındaki ruh hali ne ola ki?

    Bizler toprağa bir ağaç dikerken bile rızalık alırız, bu kutsal mekanı şantiye haline, turistik tesis haline getirirken kimden rızalık aldın? Analarımızın buna razı olmayacağını hiç düşündün mü?

    Binlerce yıldır bu mekanlarda ayağımız toprak yüzü gördü. Hava, su, ateş ve toprak ikrarlaştı. Bedenimiz ruhumuz, çar anasıra ikrar ve rızalık verdi. Ateşi, suyu, toprağı betona gömmenin manası nedir? Bu nefsani hırs niye? Binlerce yıllık toplumsal hafızamızı betona gömerken, binlerce yıllık birikimi yığına mı çevirmeyi düşündünüz?

    Hakk aşkına, pir aşkına, anaların verdiği lokmaların, uyandırdığı çerağların aşkına hizmet diye tanımladığımız bu zulümden vazgeçmesi çağrısında bulunuyorum.

    Hiç mi anaların yakarışı aklınıza gelmedi. Sabah güneş doğarken ” Ya Tîja Ana Fatma, Ya Tîja Hometé ” sozlerini ne tez unuttunuz. Yol ulularından, pirlerden hiç mi lokma almadınız, hiç mi Hakk kelamını dinlemediniz? Bizler biliriz ki hakikat bin bir donda on sekiz bin alemde kendini gösterir, ne beton nede başka bir şey hakikati gizleyemez. Yanlış yaptığınızı kabul edin ve Ana Fatma’nın darına durun.

    “BU ŞANTİYEYİ HİÇ Mİ GÖRMEDİK?”

    -Bu konuda başta Dersim halkı ve kurumları olmak üzere Alevilerin yeterli tepki verdiğini düşünüyor musunuz?

    En başta şu sorunun cevabını vermek lazım. Bu şantiyeyi hiç mi görmedik?

    Bütün bunlar yaşanırken Ana Fatma jiyarı şantiye halindeyken bu coğrafyada yaşayan Dersimliler, halkın iradesini temsil ettiklerine inanan siyasiler, seçilmişler, Munzur, Dersim, Ana Fatma ile ilgili söz kuranlar, deyiş söyleyenler, yazanlar, çizenler, ocak evlatları, sanatçılar, hepimiz bu zulmat deryasının kirine pasına bulanmışız.

    Zaman Hakk kelamını dile getirmenin zamanıdır. Analarımızın yüzüne bakabilmek için, tarihe iz bırakmak için, hep birlikte söz söylemenin, gayret etmenin zamanıdır. Bu kutsal mekan aslına dönmeli.

    ‘Bu coğrafya çok zulüm yaşadı, çok ihanet gördü, her gün her saat jiyar ve diyarlarımız acı keder içindedir’ diyerek irlikte cem olup Ana Fatma’nın darına durmanın zamanıdır.

    Diren KESER/ADANA

    İLGİLİ HABERLER:

    -Aday: Ana Fatma Ziyaretinde yapılan yeleli aslan heykeli kaldırılmalıdır

    Ana Fatma Ziyaretinde Gürsel Erol yazılı tabletler kaldırıldı

    Sinan Kırmızıçiçek’ten Gürsel Erol’a tepki: Dersim halkının rızalığını aldınız mı?

    Gürsel Erol’a tepki: Ana Fatma Ziyaretinin dokusunu bozarken kimden izin alındı?

     

  • Dersim İnşa Kongresi’nden Munzur Gözeleri için ‘nöbet eylemi’ çağrısı

    Dersim İnşa Kongresi’nden Munzur Gözeleri için ‘nöbet eylemi’ çağrısı

    Dersim İnşa Kongresi, Munzur Gözeleri’nde yapılmak istenen projeye karşı nöbet eylemi başlatmaya çağırdı. 

    Dersim İnşa Kongresi, Dersim’in Ovacık ilçe sınırları içinde bulunan ve Alevi toplumunun kutsal saydığı, Munzur Gözeleri’nde yapılmak istenen projeye ilişkin yazılı açıklama yaptı. Açıklamada, 40 gözeden suyun çıktığı, kurda kuşa, bitkiye, insana ve doğaya hayat veren kutsal mekan Munzur Baba’nın sistematik bir politikayla yok edildiği vurgulandı.

    “YOK EDİLEN İNANÇTIR”

    Dersim inancında, kültüründe kutsal kabul edilen, her yıl on binlerce insanın ziyaret ettiği mekan “çevre düzenlemesi” adı altında dünyanın gözü önünde yok edildiğine değinen açıklamada, “Yok edilen inançtır, tarihtir, kültürdür, dildir, Kızılbaş Aleviliğidir, Kürtlüktür ve Dersim’dir. Toplum belleksiz ve kimliksiz hale getirilmek isteniyor. Seyit Rıza ve Dersim önderlerinin üzerine yemin ettikleri Munzur Baba’nın yok edilmek istenmesi sıradan bir olay değil bilinçli, planlı bir konseptin parçasıdır” denildi.

    “MUNZUR BABA KUTSALDIR; HERKESİ SAYGIYA DAVET EDİYORUZ”

    Munzur Baba Gözeleri’nin çevre düzenlemesine ihtiyacı olmadığı belirtilen açıklamada, şöyle denildi.

    “Doğal yapısının korunmasına, saygı gösterilmesine ihtiyacı vardır. Devlet yetkililerinin ne yapmak istediği ortadadır. Önce Munzur Baba’nın suyunu ticarileştirerek ilk darbeyi vurdular. Ardından piknik alanı haline getirerek, kutsal mekânda içki masaları kurularak ‘turistlik’ tesis ve işletme haline getirmek istediler. Şimdi de ‘çevre düzenlemesi’ adı atında tabuta son çiviyi çakmak istiyorlar. Munzur Baba kutsaldır. Ne piknik alanı, ne de içki içilecek yer değildir. ‘Çevre düzenlemesi’ adı altında turizme açılacak yerde değildir. Herkesi ciddiyete ve saygıya davet ediyoruz.”

    “FERMANI DURDURALIM”

    Açıklamada kamuoyuna çağrı yapılarak, “Şimdi toplantı, açıklama, sosyal medya da paylaşım yapma zamanı değildir. Bu tür adımlar değerli olmakla birlikte kutsal Munzur Baba mekanını kurtarmaya yetmez. Dersim İnşa Kongresi olarak tüm Dersimlileri, Alevileri, HDP’yi, HDP milletvekillerini, sivil toplum örgütlerini, sanatçıları, çevre örgütlerini, Pirleri, Rayberleri, Mürşitleri Munzur Baba’da ‘Nöbet Eylemi’ başlatmaya davet ediyoruz. Munzur Baba Alevi toplumunun kutsal mekanıdır. Hiç kimse hiçbir şart altında dokunamaz ve dokunulmasına izin verilemez.  Munzur Baba ne üzerinde siyaset yapılacak, ne de rant alanı haline getirilecek mekandır. Munzur Baba için çıkarılan fermanı durduralım” ifadeleri kullanıldı.  (HABER MERKEZİ)

  • Dersimli yurttaşlardan çağrı: Doğamıza ve kutsallarımıza hassasiyet gösterin-VİDEO

    Dersimli yurttaşlardan çağrı: Doğamıza ve kutsallarımıza hassasiyet gösterin-VİDEO

    PİRHA- Dersim’de yoğunlaşan ziyaretçi akınına ilişkin PİRHA’ya konuşan yurttaşlar, kutsallara ve doğanın korunmasına yönelik hassasiyet gösterilmesi gerektiğini belirtirken, devletin ve yerel yönetimlerin de tedbir almasını istediler. 

    Doğa savunucusu Haydar Çetinkaya, Türkiye’de koronavirüs tedbirlerinin gevşetilmesiyle birlikte Dersim’e yoğun bir ziyaretçi akını olduğunu söyledi.

    “BU KADAR HOR KULLANILAN BİR MİLLİ PARK YOK”

    Çetinkaya, “Altyapısı olmayan ilimizde bu kadar ziyaretçinin gelmesi bir çok sakınca doğurmaktadır. Binlerce insan piknik yapmak için geliyor ve çöpünü bırakıp gidiyor. Hem Munzur Vadisi Milli Parkı’nda hem de Pülümür Vadisi’nde ciddi bir çevre sorunu yaşanıyor. Türkiye’de bu kadar hor kullanılan bir milli parkın olduğunu düşünmüyorum. Aynı zamanda koronavirüs riskini de göz önünde bulundurduğumuzda ilimizde sayı giderek artmaktadır. Yetkililerin bir an önce önlem alması gerekiyor” dedi.

    “DERSİM BU KADAR YOĞUN ZİYARETÇİ AKININI KALDIRMIYOR”

    Tüm dünyada çok ciddi bir pandemi süreci yaşandığını ifade eden Meral ise, şunları söyledi:

    “Dersim bu süreçten çok fazla etkilenmemişken yaz mevsiminden kaynaklı büyükşehirlerden gelenler sayının artmasına yol açtı. Bizler kentimize ziyaretçilerin gelmesine karşı değiliz ancak ilimiz bu kadar yoğun ziyaretçi akınını kaldırmıyor.”

    Seda adlı kadın da “Dersim’de yaşayan bir insan olarak bu yoğun insan akınına dur demek istiyorum. Bizler Munzur suyumuza, kutsalımıza dokunmazken, gelenlerin bu hassasiyetle yaklaşmamaları bizleri kırıyor” diye konuştu.

    “DÜZENSİZ GELİŞEN TURİZM SÜRECİ KAOSA DÖNÜŞÜYOR”

    Sonay ise pandemi sürecinde olunmasına rağmen gelenlerin bunu dikkate almadığını vurgulayarak, “Kendi yaşlımızı, çocuğumuzu aylarca dışarı çıkarmazken ve bütün tedbirleri alırken, şu an herkes risk altında. Aynı zamanda doğamız da büyük bir risk altında. Bizler kutsallarımıza kıyamazken, yerlere bir çöp bile atamazken, yığınla çöp bırakmalarını doğru bulmuyoruz” derken, Eyüp Hanoğlu ise “Bu yoğunluğun karşısında yetkililer hazırlıksız. Bazı zamanlar ekmek bile bulunamıyor. Plansız, müdahalesiz, düzensiz gelişen turizm süreci kaosa dönüşüyor. Bunun sonucu da çöp yığınları oluşuyor. Hal böyle olunca yöre halkının tepkisine yol açıyor. Munzur Gözeleri gibi kutsal alanlarda suya girilmesi, piknik yapılması tepkiyi daha da arttırıyor. En büyük sorumluluk bu duruma çözüm üretmeyen devlet mekanizması ve kamusal sorumluluğu olanlardır. Yoksa Dersim’e gelenler meymanımızdır” değerlendirmesinde bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Dersim’deki dağ keçilerinin avlanması için ihale açılmasına sert tepki: Katilliğin ihalesi!

    Dersim’deki dağ keçilerinin avlanması için ihale açılmasına sert tepki: Katilliğin ihalesi!

    PİRHA- Bağcılar Alevi Toplumu / Cemevi İnanç Kurulu Başkanı Eren Yıldırım, Tarım ve Orman Bakanlığı 15. Bölge Müdürlüğü’nün Dersim’de kutsal kabul edilen dağ keçilerini avlatmak için ihale açmasına tepki gösterdi. Yıldırım, “Katilliğin ihalesi yapılıyor” dedi. 

    Tarım ve Orman Bakanlığı 15. Bölge Müdürlüğü ihale açtı. Dersim’in Aliboğazı ve Salördek bölgesinde 5, Darıkent ve Gökçek bölgesinde 5, Büyükyurt ve Çıralı bölgesinde 5 ve Derindere ile Kocatepe bölgesinde 2 olmak üzere toplamda 17 dağ keçisi katledilecek. İhale, 13 Temmuz günü yapılacak.

    Daha önce kentte avcılığın yasaklanması için imza kampanyası düzenlemiş, 2019 yılında da dağ keçilerinin gerek yasal gerekse yasadışı avlanmasına artan tepkiler üzerine dönemin Valisi Tuncay Sonel imzasıyla ildeki tüm avcılık faaliyetlerini yasaklayan bir karar alınmıştı.

    Dersim’de kutsal kabul edilen ve ‘Xızır’ın davarı’ diye anılan dağ keçilerini avlatmak için ihale açmasına Bağcılar Alevi Toplumu / Cemevi İnanç Kurulu Başkanı Eren Yıldırım tepki gösterdi.

    istanbulalevitoplumu.com’da bir yazı kaleme alan Yıldırım, “Dersim’de kutsal olarak kabul edilen dağ keçilerini avlatmak için Tarım ve Orman Bakanlığı 13 Temmuz’a ihale açmış. Katilliğin ihalesini yapmışlar. Kutsallarımıza dokunmaya devam ediyorlar. Bir bu kalmıştı yok etmeye katletmeye çalışmadıkları. Uğraştığımız işlere bak, buraya yazmak bile utanç, nasıl bir kötülük ile karşı karşıyayız böyle” dedi.

    “YEMİN ETMİŞLER TALAN ETMEYE”

    Eren yıldırım şöyle devam etti:

    “Yemin etmişler sanki bu topraklara ait güzel olan ne varsa talan etmeye, yok etmeye. Doğanın gerçek sahipleri hayvanlardır! Dersim doğası dağ keçileri ile güzeldir.

    Bunlar, insan sevmiyorlar! Hayvan sevmiyorlar!
    Ağaç sevmiyorlar! Çocuk sevmiyorlar!
    Kitap sevmiyorlar! İyilik sevmiyorlar!
    Bunlar güzel olan ne varsa sevmiyor!
    Dokunma!
    #DağKeçilerineDokunma

    “HİÇ BİR CANLININ YAŞAM HAKKI ELİNDEN ALINAMAZ”

    Dağdaki keçisi, gökteki ay, sudaki balık bizim için kutsaldır. Dünyanın neresinde olursa olsun hiçbir canlının yaşama hakkı elinden alınamaz! Kültürümüze ve kutsallarımıza sahip çıkalım !

    #DersimdeAvcılığaHayır

    Bu zaman da Franz Kafka’nı şu sözleri geliyor aklıma:
    “Nasıl bir devirdir ki bu; insanlar arasında olmak, hayvanlar arasında olmaktan daha tehlikeli..”

    Ya Hızır sen yetiş.”

  • Dersim’de av: Kim karar veriyor?

    Dersim’de av: Kim karar veriyor?

    Alevlerin taşıyla, toprağıyla, kurduyla, kuşuyla, börtü böceğiyle kutsal kabul ettiği Dersim orman yangınlarından sonra şimdi de yaban hayata zarar veren avlanmayla gündemde. Dersim’de tepki çeken avcılık faaliyetlerine kim nasıl karar veriyor, yeterli koruma önlemleri mevcut mu, insanlar neden tepkili?

    Dersim, gerek endemik bitki çeşitliliği gerekse de yaban hayatı zenginliğiyle Türkiye’nin en bakir alanlarından birine sahip. Bu zenginliğin korunmasında Alevilik inancının önemli bir yer tuttuğunu söylemek abartı sayılmaz. Çünkü yöredeki insanlar yabana, dağa, taşa, ağaca, nehre hayatlarına sundukları katkıdan ötürü kutsiyet atfediyor. Ancak kent son zamanlarda kaçak avcılar tarafından vurulan vaşak, dağ keçileri ve yurt dışından gelen yasal avcılar tarafından avlanan yaban domuzları nedeniyle yeniden gündemde.

    Kentte tüm avcılık faaliyetlerinin yasaklanması amacıyla doğaseverler tarafından change.org üzerinden imza kampanyası başlatılırken Tunceli Barosu eski başkanlarından Avukat Barış Yıldırım tarafından da Cumhuriyet Başsavcılığı’na avcılıkla ilgili suç duyurularında bulunuldu.

    KİM KARAR VERİYOR?

    Peki, kentte tepki çeken avcılık faaliyetlerine kim nasıl karar veriyor? Türkiye’deki avcılık faaliyetleri Çevre ve Orman Bakanlığı’nın denetiminde gerçekleştiriliyor. Avcılık açısından ülkemiz 9 coğrafi bölgeye ayrılmış durumda. Ekim ayında başlayan av sezonu Mart ayına kadar devam ediyor. İllerde vali ya da vali yardımcısı başkanlığında ilgili kurum temsilcilerinin katılımıyla Şubat sonu yada Mart ayı başında il av komisyonu toplantıları gerçekleştiriliyor. Bu komisyonlar, avlak alanları, avlanacak türler ve sayıları konusunda tavsiye kararları alarak Ankara’da bulunan merkezi av komisyonuna iletiyor. Av kulüpleri ya da federasyonlarından 9 kişi, üniversiteler, Çevre ve Orman Bakanlığı ile Tarım Bakanlığı temsilcilerinden oluşan 21 kişilik heyet de Mayıs ayında toplanarak illerden gelen tavsiye kararlarını değerlendiriyor. Komisyon, ilin ava açık ve kapalı alanları, avlanma süreleri, avlanacak tür ve sayıları, biyolojik özellikler ve mevsimsel özellikleri de göz önüne alarak karar veriyor.

    Merkezi av komisyonu illerden gelen tavsiye kararlarına ne kadar uyuyor sorusuna en çarpıcı örnek yine Dersim.

    2014 yılında Dersim’de valilik yapan Hakan Yusuf Güner, doğa koruma gönüllülerinin talebi üzerine ildeki tüm avcılık faaliyetlerinin yasaklanması yönünde il av komisyonuna talimat vermişti. Komisyonun bu yönde almış olduğu tavsiye kararı merkezi av komisyonu tarafından kabul görmemişti.

    İLDEKİ YABAN HAYATI POPÜLASYONU HAKKINDA BİLGİ VAR MI?

    Dersim’de uzun yıllardır devam eden çatışmalı ortam ve askeri yasak bölgeler uygulaması nedeniyle kentin yaban hayatı zenginliği tam anlamıyla kayıt altına alınabilmiş değil. Dağ keçisinden vaşağa, ayıdan kurda, ur kekliğine çok sayıda yaban hayvanına ev sahipliği yapan kentin bu zenginliğinin kayıt altına alınamamış olması büyük bir eksiklik. Doğa Koruma ve Milli Parklar Şubesi tarafından dağ keçisi popülasyonu ile ilgili en son 2011 yılında sınırlı alanda yapılan çalışmada sonraki yıllara ait net bir veri mevcut değil. Kentte yaban hayatı açısından en zengin bölgelerin yasak bölgeler olduğu düşünülüyor.

    YETERLİ KORUMA ÖNLEMLERİ MEVCUT MU?

    Dersim’de Tarım ve Orman Bakanlığı 15. Şube Müdürlüğü’ne bağlı Doğa Koruma ve Milli Parklar Şube Müdürlüğü mevcut. Ancak şube gerek personel açısından gerekse de hasta ya da yaralı yaban hayvanlarına müdahale konusunda yetersiz. Sınırlı sayıdaki personelle geniş bir alana yayılan yaban hayatı korunmaya çalışılıyor. Buna rağmen kentte 2018 yılında kara avcılığı kanununa muhalefet eden 55 kişi hakkında 81 bin lira cezai işlem uygulanırken 10 silah ile çeşitli av malzemelerine mülkiyeti kamuya geçirilmek üzere el konuldu. Yaban hayatının son derece zengin olduğu kentte hasta veya yaralı bir hayvana müdahale edecek bir klinik ya da hayvan hastanesi bulunmaması da eksikliklerin başında geliyor. Yaban hayvanlarına müdahale kurumun anlaşmalı olduğu bir veteriner hekim tarafından yapılmaya çalışılsa da hasta ve yaralı hayvanların büyük bölümü ileri tetkik ve tedavilerinin yapılması amacıyla Elazığ Fırat Üniversitesi Veterinerlik Fakültesi’ne gönderiliyor. Başta vaşak olmak üzere yaban hayvanları bu yolculuk stresine dayanamadıkları için çoğu zaman yolda ölüyor.

    DOĞA AKTİVİSTLERİ AVCILIK FAALİYETLERİNE NEDEN TEPKİLİ?

    İldeki avcılık faaliyetlerinin tümden yasaklanması amacıyla başlatılan kampanyaya öncülük eden Doğa Aktivistlerinden Haydar Çetinkaya bu durumu şu sözlerle dile getiriyor: “İlimiz genelinde son yıllarda yaban hayatına yönelik avcılık faaliyetlerinde hem yasal hem de kaçak olarak ciddi oranda bir artış meydana gelmiştir. Gerek bu işi yasal gerekse de kaçak yapan avcıların çoğunda vicdan yoktur. Nesli tehlike altında bulunan dağ keçileri bu avcıların en büyük hedefidir. Daha birkaç gün önce bile bir vaşak katledildi. Doğada bu ağır kış koşullarında soğuktan donmak ve açlıktan ölmek üzere olan kekliklerin her gün yüzlercesi katledilmektedir. Madem kendine avcıyım diyorsun, hiç değilse etik kurulların olur, doğaya birazcık da olsa saygın olur. Maalesef bunu görmek mümkün değil. Yasal olarak ava çıkanlar biz yasal avcıyız diyor. Fakat bunları denetleyen dahi yok. Günlük avlanma limitlerini kat ve kat aşıyorlar. Kalabalık gruplar halinde il dışından gelip burada katliam yapıyorlar. Doğa Koruma müdürlüğünde yeteri personel bulunmadığından denetimler yetersiz kalıyor. Onlar da ancak her iki vadiye çıkabiliyorlar. Muhtarlıklar, jandarma gibi kolluk kuvvetlerinin denetimleri yetersiz kalıyor. Mevcut koşullarda bu iş çığırından çıkmış durumda. Bu nedenle derhal her türlü avcılık yasaklanmalı ve yeterli koruma tedbirleri alınmalıdır. Yetkiler diyor ki ‘Yaban hayatında popülasyonu sağlıyoruz’. Buna katılmıyoruz. İnsanoğlu doğal yaşama müdahale etmemeli çünkü zaten doğal dengeyi alt üst eden insanoğlu değil midir? Bizim bütün çabamız doğal yaşamı, doğayı ve çevreyi korumaya dönüktür. Avcılık derhal yasaklansın istiyoruz.”

    KUTSALLIK TEPKİSİ

    Dersim coğrafyasında başta dağ keçileri olmak üzere doğada yaşayan kurt, kuş, nehirdeki balık kutsal kabul ediliyor. Özellikle yaşlı insanlar sabah dualarında, “Yaradan’dan önce; yabandaki kurdu kuşu doyurmasını ardından da kendilerine yardımcı olmasını” istiyor.

    Dağ keçilerinin Dersim Alevilik inancındaki kutsiyetine ilişkin açıklama yapan Alevi Dedesi ve Akademisyen Kadir Bulut, “Dağ keçileri, geyikler, kırmızı benekli alabalıklar, güvercinler, turnalar… Daha nicesi tarihin derinlerinden gelen nice büyük inançları bağrında taşır. Ne güzel bir kutsallıktır! Abdal Musa geyik olur, Kaygusuz’a pir olur. Geyikli Baba geyikleri ile salınır Bursa’ya mekan olur. Hünkar Hacı Bektaş Veli, Geyik ile Aslanı dost eder, sır eder kucağında. Şeyh Ahmet Dede’nin keçileri. Daha nice pire sır; nice evliyaya nişan oldular. Hepsi toplandı cem oldu herdo dewreste (Kutsal topraklarda.) Bu erenlere, ikrar verenlere ise çıla oldular. Karda, kışta, sıkıntıda, zorda onlar görüldü mü, ardı sıra ferah, berekettir, huzurdur ve biliriz ki ardı sıra da Hızır gelir. Lokmalar dağıtılır, sevinç kaplar alemi. Bozatlı Hızır her gün güneş doğarken sallar davarlarını doğaya koşun der, sırrımın değmediği yer kalmasın. Bakın kim darda, kim çağırır varın gelin bildirin. Dolanır geyikler, dolanır bezuvarlar kainatı güneş batarken varırlar evliyaların serdarı Hızır’a anlatırlar; kuşu, kurdu, yolda kalanı, darda olanı ve kendisini çağıranı. Biz biliriz ki Hızır hemen ardı sıra koşar gelir. Yetişir darlara. Kim ki bu sırlara dokunur, incitir yolumuzda düşkündür. O kişi ceme alınmaz. Kimse onunla konuşmaz, toplumdan dışlanır. Çünkü o evliyaların sırrını yoldaşlarını incitmiştir.

    Kadir Bulut

    Pirlerimiz anlatırdı, bu topraklarda yedi tür dağ keçisi vardır. Hepsinin nişanı, görevi ve sırrı ayrıdır derlerdi. Kimdir bunlar dediğimizde anlatırlardı:

    Sarık Sıvan

    Şeyh Ahmet Dede tarafından Dersim’e gönderilmiştir. Sarık sardığı için ‘sarıklı çoban’ denilirmiş. Dağların sırrı bu evliyadaymış. Herkese yardım edermiş. Kırklar Dağı’nda bir mağarada kalırmış. Tekeleri çokmuş. Sarık Sıvan keçileri, Hozat’ta Yılan Dağı ve Ali Boğazı taraflarında yaşarlar. Bunları nişanı yani belirtisi; kulaklarının bir tarafı bıçakla kesilmiş gibidir.

    Gergis Aleyhisselam

    Bu evliya, inanca göre ilk Hıristiyanlığa inanan dervişmiş. Bunu duyan zamanın kralı onu Kemah’ta yıllarca zindana attırır ve yıllarca orada kalır. Ne zaman ki kral hastalanır derdine çareyi bulur. O zaman serbest bırakır ve gelir Dersim’e Bağır Gölü civarına yerleşir. Kimi zaman kurtlarla kimi zaman meleklerle kimi zaman insanlarla görülür ama keçileri hep yanındadır. İşte bu yörede ki keçiler Gergis Alayselam’ındır.

    Şıx Çoban

    Mazgirt bölgesindeki keçiler bu evliyaya aittir. Onlara çobanlık yapmıştır.

    Düzgün Baba

    Male Düzgün. ‘Düzgünün davarları’ olarak bilinirler. Bunlar birini gördüğünde hapşırır. Etrafı gözlerler. Bunlar Düzgün Baba ile babası arasında meydana gelen keramet sırasında utanıp dağa kaçarken onun ardı sıra giden keçileridir.

    Munzur Baba

    Bu keçiler Munzur Dağları’nda bulunurlar. Bunlar çok sütlü olurlar. Munzur Baba bu keçileri her sağdığı zaman gözeler coşar akar. Munzur ile gezerler ona yoldaşlık yaparlar.

    Şeyh Ahmet Dede

    Genellikle Malatya bölgesindedir bu keçiler. Fakat Sarık Sıvan gelirken kendiyle birkaç tane getirmiştir. Bunların belirtisi ise topallamalarıdır. Bir ayağı topaldır bu keçilerin.

    Ana Fatma

    Bu keçiler Ana Fatma bölgesinde yaşarlar. Kimseye fazla görünmezler. Bunların belirtisi ise; ortasında bir beyaz pul var. Beyaz pulun etrafında ise kırmızı siyah çivilerle bir taç vardır.

    AVCILIK FAALİYETLERİNE İLİŞKİN SUÇ DUYURUSU

    Tunceli Barosu eski başkanı Avukat Barış Yıldırım, avcılık faaliyetlerine ilişkin Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu. Suç duyurusunda ildeki avcılık faaliyetlerinin yasa dışı olduğunu ifade eden Avukat Yıldırım, “İlimizde 2014 yılında Doğa Koruma ve Milli Parklar Şubesi tarafından dağ keçilerinin avlanması yönünde bir ihale yapılmıştı. Biz de buna karşı dava açtık ve bu ihaleyi iptal ettirdik. Bu yıl da yaban domuzlarının avlanması yönünde alınmış idari bir karar var. Ancak yaban domuzları Avrupa’nın Yaban Hayatı ve Yaşam Alanlarını Koruma Sözleşmesi’ne göre koruma altına alınan türler kapsamında. Sonuç olarak bizler ilimizdeki yaban hayatına yönelik avcılık faaliyetlerin yasa dışı olduğunu ve engellenmesi gerektiğini söylüyoruz. Bu kapsamda ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunduk” diyor.

    VALİLİĞE AV YASAKLANSIN BAŞVURUSU

    Doğa Aktivistleri İsmail Ateş ve Haydar Çetinkaya, change.org üzerinden başlatılan kampanya kapsamında toplanan 11 bini aşkın imzayla birlikte Tunceli Valiliği’ne başvuruda bulundu. Başvuruda, av sezonu beklenmeden tüm avcılık faaliyetlerinin yasaklanması talep edildi.

    2014 yılında il av komisyonunun ildeki tüm avcılık faaliyetlerinin yasaklanması yönündeki tavsiye kararının merkezi av komisyonu tarafından kabul görmemiş olması bu yıl da benzeri bir kararın kabul görmeme olasılığını güçlendiriyor.

    Gazete Duvar

  • Alevilerin kutsal mekanına mermer ocağı projesi yargıdan döndü

    Alevilerin kutsal mekanına mermer ocağı projesi yargıdan döndü

    Sivas’ta Alevilerin kutsal saydığı mekana ev sahipliği yapan Büyükyılanlı Dağı’nda yapılmak istenen mermer ocağı projesi yargı kararıyla iptal edildi.

    Sivas’ın Kangal ilçesinde 20 köyün su ihtiyacını karşılayan Büyükyılanlı Dağı’na mermer ocağı açılmak isteniyordu.

    Artı Gerçek’ten Rıfat Doğan’ın haberine göre yöre halkı mermer ocağına “Yer altı sularımız zehirlenecek” diyerek itiraz ediyordu. 2 bin 550 metre rakımlı Büyükyılanlı Dağı, Alevilerin kutsal mekanına, endemik bitki türlerine ve nesli tükenmekte olan hayvanlara ev sahipliği yapıyor.

    MAHKEME DAHA ÖNCE DE DURDURMUŞTU

    Köy dernekleri, açılmak istenen mermer ocağı ile ilgili verilen “ÇED gerekli değil” kararını yargıya taşımış, Sivas İdare Mahkemesi de proje sahibi firmanın, 89,87 hektar olan ruhsat sahasını 24.58 hektar gibi göstererek, yönetmelikte bulunan 25 hektar sınırının altında göstererek projeyi ÇED sürecinden muaf tutmaya çalıştığına dikkat çekerek, yürütmeyi durdurma kararı vermişti.

    Açılan davanın karar duruşmasında Sivas İdare Mahkemesi köylüleri sevindiren bir karar daha alarak projeyle ilgili verilen “ÇED gerekli değildir” kararını iptal etti.

    FİRMADAN ÇED DOSYASINDA ‘RUHSAT ALANI’ OYUNU

    Mahkeme daha önce verdiği kararın altını çizerek “Ruhsat alanı 89.87 olan ve yönetmelikte belirtilen 25 hektarlık sınırdan daha büyük bir alanı kapsadığı yukarıda yer verilen 3213 sayılı maden kanunun 5. maddesinde arama, ruhsat, buluculuk ve işletme ruhsatı haklarının hiçbirisinin bölünemeyeceği ve her birisinin bir bütün halinde muameleye tabi tutulacağı ve buna göre söz konusu projenin ÇED sürecine tabi olduğu ÇED yönetmeliği kapsamı dışında değerlendirilemeyeceği davalı idarece ruhsat sahasının bölünmesini zorunu kılan nedenlerin de somut bir biçimde ortaya konulamadığı anlaşıldığından, davalı idarede proje tanıtım dosyası üzerinden inceleme yapılarak faaliyet sahasının 24.58 hektarlık alanda söz konusu olacağından bahisle çevresel etki değerlendirme süreci işletilmeyerek seçme eleme kriterine tabi proje olarak nitelendirmeye dayalı değerlendirme ile tesis edilen dava konusu işlemde hukuka uyarlık bulunmadığı sonucuna varılmıştır.” dedi.

    Mahkeme açıkladığı nedenlerle dava konusu işlemin iptaline karar verdi. Davalı idare itiraz amacıyla kararı Danıştay’a götürebilecek. (HABER MERKEZİ)

  • Armutlu Cemevi’ne polis baskınına tepki: Cemevleri kutsalımız, dokunmayın!

    Armutlu Cemevi’ne polis baskınına tepki: Cemevleri kutsalımız, dokunmayın!

    PİRHA- İstanbul Sarıyer’de bulunan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Sarıyer Şubesi Küçük Armutlu Cemevi’ne polis baskınına Aleviler sosyal medyadan tepki gösterdiler. Cemevlerinin Alevilerin kutsalı olduğu vurgulanarak, polisin saldırısının kabul edilemeyeceği kaydedildi. 

    İstanbul Sarıyer’de bulunan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Sarıyer Şubesi Küçük Armutlu Cemevi’ne polis tarafından yapılan baskına ve eşyaların dağıtılmasına, 3 kişinin gözaltına alınmasına Aleviler sosyal medyadan da sert tepki gösterdiler.

    İşte o tepkiler…

    Okmeydanı Cemevi Dedesi Eren Yıldırım: İsrail polisi Mescid-i Aksa’ya girdiğinde, “Bu zorbalıktır, ahlaksızlıktır, kabul edilemez diyenler…Türk polisi de cemevine girdi. Aralarında ne fark var? Kolluk kuvvetlerinin, toplumun bir kesimi tarafından ibadethane olarak kabul edilen, cemini birleyip, kurbanlarını tığladığı bir mekana bu şekilde girip duvarlarına yazılama yapması hatta ve hatta koridoruna tuvaletlerini yapmaları kesinlikle kabul edilebilir bir davranış değildir. Kirli ellerini cemevlerimizin üzerine yönelticeklerine, IŞİD terör gruplarını, çocuk istismarcılarını, dolandırıcıları yetiştirdikleri cemaatlerine baksınlar, onları temizlesinler. Zalimin zulmüne karşı çıkmamak, mazluma yapılacak kötülüktür. Sessiz kalmamalıyız. Sessiz kalırsak eğer, cemevlerimize farklı yaftalar ile gerçekleşecek saldırıların önünü açmış oluruz. Susmayarak haykırmalıyız, cem ibadetimiz, cemevleri ibadethanemizdir diye. Yarın (Cumartesi) saat 13.00’te doğruluğu, dürüstlüğü, adaleti ve insan olabilmeyi savunan cemevlerimize sahip çıkmak adına tüm canlarımızı Sarıyer Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Armutlu Cemevi önüne bekliyoruz. Alevileri, solcuları, sendikaları, köy derneklerini, sosyal demokratları toplumun tüm kesimlerinde haksızlığa karşı direnen insanları dayanışmaya bekliyoruz.Gelin canlar bir olalım.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği GYK Üyesi Özgür Kaplan: Alevi açılımının özeti: Camiye ayakkabı ile girilmez ama cemevine tekme ile girilir…

    “CEMEVLERİ BİZİM KUTSALIMIZ”

    Yazar Erdal Yıldırım: Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Sarıyer Şubesi Boğaziçi Cemevine yapılan baskını şiddetle kınıyorum. Cemevinin kapılarının kırılması, yönetim odasının dağıtılması, iki kişinin gözaltına alınması devletin kendisinden olmayan tüm muhalif kesimlere olan tavrının doğal bir yansımasıdır. Cemevleri Alevilerin ibadethanesidir. Cemevlerini basmak Alevi düşmanlığıdır. Bu saldırının birincil sorumlusu Alevi düşmanlığı tescil edilmiş zihniyettir. Ancak kimi işbirlikçi, rantiyeci, makam ve mevki peşinde koşan yöneticilerin de bu saldırılarda sorumluluğu ve payı mevcuttur. Alevi toplumu ve Alevi örgütleri hem düşmanca bu zihniyeti, hem de düşmanla işbirliği eden ihanetçileri asla unutmayacaktır. Bıçak kemiğe dayanmıştır. Cemevleri kutsallarımızdır. Ellerinizi cemevlerinden, kutsallarımızdan çekin.

    “ABF’Yİ GÖREVE ÇAĞIRIYORUM”

    Ayten Gülsever: Sarıyer Pirsultan Şubesi’ne ve cemevine yapılan saldırıyı kınıyorum. Camilere girip tutuklama yapıyor musunuz? ABF’yi göreve çağırıyorum.

    PİRHA/İSTANBUL 

  • Sefa Öztürk Dede: Cemevleri ibadethanemizdir, kutsalıma dil uzatma!

    Sefa Öztürk Dede: Cemevleri ibadethanemizdir, kutsalıma dil uzatma!

    PİRHA- Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın, ‘Camiler hem Sünni hem Alevi’nin ibadet yeridir’ açıklamasına İstanbul İçerenköy Cemevi dedesi Sefa Öztürk tepki gösterdi. Öztürk, “Dünyada bir Hristiyan’a veya Musevi’ye ibadethane tarif edebiliyor musunuz? Neden Alevilerin cemevleri ibadethane sayılmıyor? Kutsalıma dil uzatma.
    Alevilik vardır ve haktır” dedi. 

    Güvenç Abdal Ocağı dedelerinden Sefa Öztürk, “Diyanet işleri başkanı konuşmalarını anlamaya çalıştım. Böyle bir anlayışın ciddi olamayacağını düşündüm. Çünkü Alevileri her alanda mekansız, yurtsuz bırakma anlayışı devreye giriyordu” dedi.

    “ALEVİLERE İBADETHANE TARİF ETMEK KUTSALINA SALDIRIDIR”

    “Alevilere ibadethane tarif etmek kutsalına yapılan çok açık ve net bir saldırıdır” diyen Öztürk, şunları ifade etti:

    “Alevileri inanç barınaklarından kopararak savunmasız hale getirmek ve asimilasyona hizmet için programlı bir linçtir. Dünyada bir Hristiyan’a veya Musevi’ye ibadethane tarif edebiliyor musunuz? Neden Alevilerin cemevleri ibadethane sayılmıyor? Bunların mantıklı ve vicdanlı bir açıklaması olamaz. Her inanç kendi ibadethanesini kendi belirler. İnançlara yön vermeye çalışmak ve dizayn etmek en masumane deyişle saygısızlık ve asimilasyon çabasıdır. Eğer Aleviler var olacaksa cemevlerine sahip çakmanın ötesinde bir anlayışla savunmalıdır. Cemevleri ibadethanemizdir. Kutsalıma dil uzatma.
    Alevilik vardır ve hakktır.”   (HABER MERKEZİ)

     

  • Talip ile dedeyi birleştiren elma ağacına niyaz ediyorlar-VİDEO

    Talip ile dedeyi birleştiren elma ağacına niyaz ediyorlar-VİDEO

    PİRHA – 200 yıllık elma ağacı. Ağacın sağ tarafındaki dallarından sarkan elmalar ne kadar ekşi ise sol tarafından sarkan elmalar o kadar tatlı. Kerameti ile Sivas’ın Hafik ilçesine bağlı Yalıncak Köyü’nde yaşayan Alevilerin kutsalı olmuş. Yıllardır ziyaret edip lokmalarını pay ettikleri, kurbanlarını kestikleri ağacın gölgesinde otururken kalplerinden geçen duaları dillendiriyorlar.

    Haberin Videosu

    Yıllardır ziyaret edilip lokma verilen, kurban kesilen 200 yıllık elma ağacı Sivas’ın Hafik İlçesine bağlı Yalıncak Köyü’nde bulunuyor. Yalıncak Sultan Tekke’sinin hemen altında ve köyün yanında bulunan elma ağacı, köyün kurucularından olan Seyid İsmail ile Mustafa Ağa’nın elmayı ikiye bölerek gömdükleri söylenir. Ağuçan Ocağı Piri Seyit Mahmut Karadamla elmanın Alevilikte önemine değinerek elma ağacının hikayesini PİRHA’ya anlattı.

    ELMA, ALEVİLERDE BARIŞIN SİMGESİ

    Pir Seyit Mahmut Karadamla, “Alevilikte elmanın yeri çok büyüktür” diyerek, elma ağacına ve meyvesinin kutsallığına da inanıldığını belirtti.

    “Elmanın kutsallığı yolumuzda da erkanımızda da büyüktür” diyen Karadamla, elmanın lokma olarak verildiğini ve barışın simgesi olarak görüldüğünü söyledi.

    Eskiden düğünlerde evlere davet etmek için elma gönderildiğini söyleyen Pir Karadamla, “‘Buyursunlar, başımızın üstünde yeriniz var’ demek için gönderilirdi” ifadelerini kullandı.

    Yalıncak Sultan Tekke’sinin aşağısında bulunan elma ağacı, köylülerin uğrayıp kurban kestikleri, lokma dağıttıkları ve çaylarını içip oturdukları yer.

    “SEYİT İSMAİL’İ TEMSİLEN YAŞLILAR BURAYA NİYAZ EDER”

    170 ile 200 yılla yakın bir yaşa sahip elma ağacının hikayesini şöyle anlatıyor Pir Seyit Mahmut Karadamla:

    “Bu elmayı da bizim büyük dedemiz, bu köyün kurucularından Seyit İsmail, Mustafa ağayla beraber buraya gelip otururlar, bir elmayı ikiye böler ve buraya gömerler. Burası kıraçtır, fazlada sulanmamıştır bu ağaç. Devasa bir elma ağacıydı. Seyit İsmail’i temsilen yaşlılar yukarıya gidemediği zaman burayı niyaz ederler, hak niyazı olarak gelirler ve ziyaretlerini tamamlarlar. Burada lokmalarımız da pişer.”

    GÜNEY TARAFI EKŞİ, KUZEY TARAFI TATLI 

    Elma ağacının dikkat çeken yönlerinden biride güney tarafının ekşi kuzey tarafının tatlı olması. Pir Seyit Mahmut Karadamla bunu ise şöyle ifade ediyor:

    “Bilimsel olarak elmanın güney tarafının tatlı olması gerekiyor, ama bu iki çatal elmanın kuzey tarafı tatlı, güney tarafı ise ekşi olarak meyve verir. Yani talip olmazsa dede olmaz. Kul olmazsa Allah’ın da hükmü yoktur. Bu görüşle bir elmayı ikiye bölüp, talip ile dedeyi birleştiren bir mesaj anlamında elmayı buraya gömerler ve bu elma oluşur. Bizler de senelerdir dedemizden, babamızdan bu elmayı ulu elma olarak görürüz.”

    LOKMA OLARAK DERSİM’DEN AVRUPA’YA KADAR GÖNDERİLDİ

    Bu elmanın lokma olarak Avrupa, Dersim, Adıyaman gibi birçok yere lokma olarak gönderildiğini söyleyen Karadamla, “Seyit İsmail’in torunu Ali Dede’nin Elazığ’da ikametgah ediyordu, oğlu şu anda orada ikametgah ediyor. Buraya ziyarete geldiler ve bu ağaçtan bir damar alıp oraya götürdüler. Daha küçük ama ileride belki orada da kurbanlar kesilip ziyaret edilecektir” dedi.

    KENTLEŞME İLE ZİYARETLER ÖNEMİNİ YİTİRDİ

    Metropollere göçlerin artmasından sonra yetişen gençlerin çok fazla bu ziyareti bilmediklerini söyleyen Pir Karadamla, “Herkes burayı bilmiyor, bilenler çoğunlukta olmakla beraber bizim burada metropollere göçten sonra yeni yetişen kişiler fazlaca bir bilgiye sahip değiller” dedi.

    Semra ACAR-Sevim KAHRAMAN

    SİVAS

  • Alevilerin kadın erenlerinden Kadıncık Ana kilit altında-VİDEO

    Alevilerin kadın erenlerinden Kadıncık Ana kilit altında-VİDEO

    PİRHA -Alevilerin kutsalları olan dergahları ve türbeleri, Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlanarak kilit altına alınıyor. Aleviler kendi ibadet yerlerini ziyaret etmek için bile devletten izin almak zorunda bırakılıyor. Nevşehir Hacıbektaş’ta bulunan Kadıncık Ana Evi de kilit altında tutulan yerlerden birisi.

    Haberin Videosu

    KADINCIK ANA ALEVİLERİN KADIN ERENLERİNDEN

    Kadıncık Ana, Alevi toplumunun en çok bilinen kadın erenlerinden biridir.  Kadıncık Ana, her daim erkek ile eşit tutulmuş hatta Velayetname’deki bazı bölümlerde erkeğin önünde yer almıştır. Kadıncık Ana’da sembolleşen; Alevi inancının kadına verdiği değerin, tarih boyunca Alevi toplumunda kadın-erkek eşitliğinin sürekliliğine vurgusudur.

    KADINLARIN TARİHTE İLK BİLİNEN OKULU: BACİYAN-I RUM

    Bacıyan-ı Rum, Fatma Bacı isminde ve Hacı Bektaşı Veli’ye yakınlığı ile bilinen tasavvuf ehli bir kadının, Kadıncık Ana’nın  önderliğinde kurulan bir kadın teşkilatıdır. Aşıkpaşazade’nin Hatun Ana olarak andığı ve Hacı Bektaşı Veli’nin Vilayetnamesi’nde geçen Kadıncık Ana, Bacıyan-ı Rum teşkilatı kadınları gerektiğinde kendini savunan, eşlerinin yanında mücadele eden ve kültürde, sanatta, edebiyatta, sosyal ve ekonomik alanlarda kalkınıp gelişmesini sağlamak için teşkilatlandırmıştır.

    KADINCIK ANA’YA MALUM OLUR 

    Hacı Bektaş1 Veli’nin diyara geleceği bir kadına malum olur. Bu kadın Kadıncık Ana’dır. Hünkar Kadıncık Ana’ya (Kutlu Melek ve Fatma Ana diye de geçer) kerametlerini aktarır. Rivayete göre  Hünkar, bir gün Kadıncık Ana’nın evinde ibadet ederken duvar eğilir ve yıkılacak hale gelir. Kadıncık Ana, “Erenler Şahı, duvar eğildi, oradan uzaklaşsanız” der. Hacı Bektaşı Veli, eli ile duvara dur diye işaret eder ve duvar durur. Kadıncık Ana, “Erenler Şahı bu duvar, bu haliyle durur mu?” der. Hacı Bektaşı Veli, “Kıyamete kadar durur, yıkılmaz” der.

    Şimdilerde ise Kadıncık Ana’nın evine gelen ziyaretçiler o duvara sırtlarını yaslayarak ibadetlerini gerçekleştiriyor. Fakat Kadıncık Ana’nın evine girmek için önce kilidi açtırmak gerekiyor.

    ZİYARET ÖZEL İZNE TABİ 

    Kadıncık Ana’nın evini ziyaret etmek için öncelikle Hacı Bektaş müzesinden bir görevli almak üzere müzeye gidiyorsunuz. Görevlinin işi yoksa ya da orada tek değilse yarım saat süreyle sizinle Kadıncık Ana’nın evine geliyor. Kapıya vardığınızda önce görevli, kilidi açıyor. Ardından Kadıncık Ana’nın evine giriyorsunuz. Ziyaret süresi boyunca görevli tıpkı bir gardiyan gibi başınızda bekliyor. Şayet elinizde kamera ya da tripot varsa ve çekim yapmak istiyorsanız bu da özel bir bakanlık iznine tabi. Şayet çekim yaptıysanız da ciddi bir ücret ödüyorsunuz.

    “HER ŞEYE ADAM BULUYORSUNUZ DA BUNA MI BULAMIYORSUNUZ?”

    Hacı Bektaş halkı ise kutsallarından olan Kadıncık Ana Evi’nin kilit altında tutulmasından rahatsız. Hacı Bektaş’ta yaşayan ve yörede Can Baba ismiyle bilinen Can Aloğlu, Kadıncık Ana Evi’nin sürekli kilit altında tutulmasına tepkisini şu sözlerle dile getirdi:

    “Söylediğin zaman ters düşüyorsun. ‘Adam yok’ diyorlar. Her şeye adam buluyorsunuz da ona mı adam bulamıyorsunuz. Müzede 17 görevli var birini görevlendir orada devamlı beklesin. Atatürk evini açıyorsun, Etnografya müzesini açıyorsun ama Kadıncık Ana’yı açmıyorsun. Hacı Bektaş Dergahı’nı açmıyorsun. Böyle bir saçmalık olur mu? Söylediğin zaman düşman oluyorsun. Esas dergahtan sonra en önemli yer Kadıncık Ana’nın evidir.”

    Rohat EMEKÇİ/ Suay ABAK

    HACIBEKTAŞ