PİRHA- Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsüm Karababa’nın ailesi, Hollanda Büyükelçiliği yetkilileriyle Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi’nde bir araya geldi. Görüşmenin ardından Karababa ailesi, Hollanda Kralı Willem-Alexander’a hitaben bir mektup göndererek, Madımak Katliamı davasına Hollanda Krallığı’nın resmî olarak müdahil olmasını talep etti.
2 Temmuz 1993’te Sivas’ta Madımak Oteli’nde 33 aydın, sanatçı ve düşünce insanı ile 2 otel görevlisinin yakılarak katledildiği katliamın, insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunun vurgulandığı mektupta, yaşamını yitirenler arasında Hollanda vatandaşı Carina Thuijs’in de bulunduğu hatırlatıldı. Genç bir akademisyen olan Thuijs’in, Türkiye’de kültürlerarası çalışmalar yürütmek ve Alevi toplumunu tanımak amacıyla bulunduğu, Madımak Oteli’nde diğer aydınlarla birlikte diri diri yakılarak öldürüldüğü ifade edildi.
Mektupta, Hollanda devletinin Carina Thuijs’in cenazesini ülkesine getirerek defin işlemlerini gerçekleştirdiği ancak katliama ilişkin hukuki sürecin Türkiye’de 33 yıldır sonuçlandırılmadığına dikkat çekildi. Bugüne dek Hollanda’nın davaya müdahil olmadığı belirtilerek, bunun adaletin sağlanması açısından ciddi bir eksiklik olduğu kaydedildi.
Karababa ailesi ve imzacı kurumlar, Hollanda Krallığı’ndan şu taleplerde bulundu:
Sivas Katliamı davasına resmî olarak müdahil olunması,
Hollanda vatandaşı Carina Thuijs’in adalet mücadelesinin desteklenmesi,
Uluslararası kurumlar nezdinde davanın izlenmesi,
Amsterdam’da Sivas Katliamı anıtının yapılması.
Mektubun ekinde, Sivas Katliamı mağdurlarından Gülsüm Karababa’nın kardeşi Hüseyin Karababa tarafından Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne (Lahey) yapılan başvurunun da yer aldığı belirtildi. Lahey’in aynı zamanda Hollanda Krallığı ve Parlamentosu’nun bulunduğu kent olmasına dikkat çekilerek, bunun “adaletin sesi olmak” için sembolik bir çağrı olduğu ifade edildi.
Görüşmenin ardından açıklama yapan Karababa ailesi, Türkiye’de zaman aşımına uğratılan Sivas Katliamı davası sonrasında, hak mücadelesini Lahey’de sürdürme kararlılığında olduklarını duyurdu. Aile, adalet sağlanana kadar ulusal ve uluslararası tüm hukuki yolları kullanacaklarını vurguladı.
Hollanda Kralı’na gönderilen mektup; Hüseyin Karababa’nın yanı sıra Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği, 10 Ekim Barış Derneği ve Ankara Divriği Kültür Derneği tarafından imzalandı. Davanın avukatlığını Av. Coşkun Özgür Piroğlu, danışmanlık ve çevirmenliğini ise Muratcan Işıldak üstleniyor.
PİRHA – Sivas Katliamı davasının zaman aşımına uğratılması ardından Karababa ailesi, uluslararası mahkemelere başvurma kararı aldı. Hollanda devletinin de hukuk mücadelesinde sorumlulukları olduğunu vurgulayan Hüseyin Karababa, “Lahey ile AİHM, bir karar verecek ve ‘Bu insanlığa karşı suçtur. Ya da değildir’ diyecek. Bizler herhangi bir şekilde para beklentisi içerisinde değiliz. Bir tek cümle bekliyoruz; ‘Bu insanlık suçudur’ ya da ‘değildir’” diye konuştu.
Suriye’deki Alevi soykırımı sürerken Türkiye’de ise Karababa ailesi, benzer bir katliamda yaşamını yitiren kardeşleri için hukuk mücadelesine devam ediyor.
1993 Sivas Katliamı’nda katledilen isimlerden biri olan Gülsün Karababa için aile fertleri, adalet için uluslararası mahkemelere başvuracak.
Sivas Katliamı’na ilişkin son dava, firari üç sanık üzerinden yürütülüyordu. 14 Eylül 2023’te görülen son duruşmayla birlikte dava zamanaşımı gerekçesiyle düşürülmüştü. Hukuki sürecin tamamlanmadığını düşünen Gülsün Karababa’nın abi ve kardeşleri, Sivas Katliamı’nın ‘insanlığa karşı işlenen suçlar’ kapsamında olduğunu belirterek Uluslararası Ceza Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracaklarını duyurdu.
Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, Anayasa Mahkemesi’ne 2014 yılında başvuru yaptıklarının altını çizerek “Üzerinden 12 yıl geçti. Anayasa Mahkemesi’nin kendi içtihatları gereği bir davayı ele aldığı an 24 saat içerisinde de bitirebilir, 8 yıl 25 gün sonra kesin sonuca erdirmek zorundadır. Ancak bizim 4 yıllık bir kaybımız var” diye konuştu.
Anayasa Mahkemesi’nin “4 yıllık hak gaspı” yaptığını söyleyen Karababa, aile olarak verdikleri hukuk mücadelesini şöyle özetledi:
“Benim anam, davanın sonucunu görmeden Hakk’a yürüdü! Yeter Sivri, Sadık Metin, Mehmet Metin, Mehmet Türk, davanın sonucunu göremeden Hakk’a yürüdü. Anayasa Mahkemesi bugün dahi davayı bekletiyor, sonuçlandırmıyor. Bunun dışında, bizim bilgimiz dahilinde olmadan avukat Şenal Saruhan, bizim adımıza tazminat davası açmış. Bizim vekaletimiz olmadan 100 bin lira gibi bir para belirlemiş. Buna itirazlarda bulundum. Anayasa Mahkemesi’nin kendisini mahkemeye verdim.”
“YAPMADIĞIM KALMADI!”
Türkiye’deki tüm iç hukuk yollarına başvurduklarını söyleyen Hüseyin Karababa, Sivas davasını yakın zamanda Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne, yani Lahey’e götüreceğini de belirtti. Konuya ilişkin 20 avukatla birlikte 6 Aralık’ta Ankara’da bir de basın toplantısı yapacaklarını duyuran Karababa, şunları aktardı:
“Dava dosyasını ben Lahey’e, kardeşlerim de AHİM’e götürecek. Lahey’e götürürken şuna dikkat etmek lazım; Sivas Katliamı’nda hayatını kaybeden Carina Cuanna Thuijs, Hollandalı bir vatandaş. Hollanda Devleti vatandaşının cenazesini buradan götürdü ama davasına hiçbir zaman sahip çıkmadı. Bir sürü girişimlerde bulundum; kitaplara yazdım, kendilerine gittim, protesto yaptım. Yani yapmadığım kalmadı.
Lahey, Hollanda’nın önemli bir şehri. Uluslararası Ceza Mahkemesi de orada. Hollanda kralına çağrı yapıyorum; Senin vatandaşın yakılarak öldürülmüş, mahkemesi de kapınıza kadar gelmiş! Muhatabım sadece Hollanda’nın kralı Willem Alexander’dır. Onun için önümüzdeki günlerde Alevi Bektaşi Federasyonu, Pir Sultan Abdal Derneği, 10 Ekim Derneği, Divriği Derneği ve Ankara Barosu olarak Hollanda elçiliğiyle de bir görüşmemiz olacak. Krala diyoruz ki ‘vatandaşına sahip çık’”
“TEK TALEBİMİZ ‘İNSANLIĞA KARŞI SUÇ’ MADDESİ”
“Türkiye Cumhuriyeti’nin mahkemelerinin vereceği kararı en baştan biliyordum” diyen Karababa, tek amaçlarının “İnsanlığa karşı suç” kriterini kabul ettirmek olduğunu vurguladı. “Tazminat istemiyoruz” diyen Karababa, şöyle devam etti:
“Ben sistem dışı yaşayan bir adamım, sistem içi değilim, sisteme karşıyım. Zaten biliyordum sonucun böyle olacağını. Ama ben ne kadar sonuçsuz kalmışsam onlar da o kadar sonuçsuz kalmış. Yani Anayasa Mahkemesi çakılmış, kıpırdayamaz durumda. O anlamda Lahey ile AİHM, bir karar verecek ve ‘Bu insanlığa karşı suçtur. Ya da değildir’ diyecek. Bizler herhangi bir şekilde para beklentisi içerisinde değiliz. Bir tek cümle bekliyoruz; ‘Bu insanlık suçudur’ ya da ‘değildir’. Beklentim bu.
“SOYKIRIM KONUSUNDA İDDİALIYIM”
Konuyla ilgili 6 Aralık saat 16:00’da yapılacak basın toplantısı için katılım çağrısı da yapan Hüseyin Karababa “Çok önemli bir hukuki çalışma yaptık. Hazırlamış olduğum ‘Alevi Soykırımı’ isimli kitabımın da özeti niteliğinde bir çalışma. Topluma ‘Burada bir Alevi soykırımı yapıldı’ diyoruz. Sivas Katliamı, zincirin halkalarından birisidir. Alevi soykırımına dair kronolojik sıra ta Hallac-ı Mansur’dan başlayarak cumhuriyet dönemini de kapsamakta. Dolayısıyla bu işte yetkin olan avukatlardan faydalandım. Alevi soykırımı çok açık ve net. Nürnberg mahkemeleri olsun Roma statüsü olsun, tümünü buraya koydum. Dünyada yaşanmış olan soykırımların birebiri Aleviler üzerinde zincirleme yapıldı. Amaç Anadolu’dan Alevilerin kökünü kaldırmaktı. İnsanlığa karşı bir suç konusunda hiç kimsenin diyebileceği bir şey yok. Ama soykırım konusunda ben iddialıyım. Yapacağımız basın açıklamasında gelenlere hukuksal gerekçelerimizi anlatacağız. 6 Aralık’ta Mithatpaşa Caddesi 36/C adresindeki kitapçı dükkanımızda basın açıklaması yapıp Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne gittiğimizi kamuoyuna duyurmuş olacağız” diye konuştu.
İNSANLIK SUÇUNA DAİR İMZA KAMPANYASI KARARI!
Uluslararası mahkemelere yapılan başvuru ardından bir de imza kampanyası başlatacaklarını söyleyen Karababa, konunun detayına dair şu bilgileri paylaştı:
“İmza kampanyasını en tepeden başlatacağız. ‘Sivas Katliamı insanlık suçudur. İmzalıyor musunuz?’ diye soracağız. Devlet Bahçeli’den Tayyip Erdoğan’dan başlayarak yürüyeceğiz. Bizim alnımız açık, başımız dik. Bizi öldürmüşler! Artık kimseden sakınacak, çekinecek bir tarafımız yok. Artık dava o kadar basitleşti ki ‘Bu bir insanlık suçu mudur, değil midir?’ noktasına geldi.”
PİRHA- Suriye’deki Alevi katliamına karşı Hollanda Lahey’de bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne başvuruda bulunuldu. Avukatlar Cihan Söylemez ve Ali Rıza Güder’in başvurusunda insanlığa karşı işlenen suçlarla ilgili soruşturma başlatılması talep edildi.
Suriye’de Alevilerin yoğun yaşadığı kıyı kesimlerinde 6 Mart tarihlinde başlayarak gerçekleşen ve halen devam eden saldırılarda binlerce sivil, Heyet Tahrir Şam’a (HTŞ) bağlı çeteler tarafından katledildi.
Avukat Cihan Söylemez ve Ali Rıza Güder, Suriye’de yaşanan soykırım saldırılarını Hollanda Lahey’de bulunan Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne taşıyarak, Alevi toplumuna karşı işlenen soykırım ve insanlığa karşı suçlarla ilgili soruşturma talepli başvuruda bulundu.
PİRHA- Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, Sivas Madımak Davası 2014 yılında Anayasa Mahkemesi’ne gittiğini ancak geçen sürede dosyanın ele alınmadığına dikkat çekerek, Anayasa Mahkemesi’nden şikayetçi oldu.
2 Temmuz 1993’te yapılan Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, Anayasa Mahkemesi’ne yaptıkları başvurunun 11 yıl geçmesine rağmen karara bağlanmamasına ilişkin AYM’den şikayetçi oldu.
“AYM BİZE KARŞI SUÇ İŞLEDİ”
Kanser tedavisi gördüğünün altını çizen Hüseyin Karababa, “Bu davayı bırakamazdım. Anayasa Mahkemesi’ni ilk defa Türkiye’de mahkemeye veren benim. Gerekçem; 2014 yılında, bireysel başvuru hakları Anayasa Mahkemesi’ne verildiği gün biz içeriye dosyamızı verdik. Sivas Madımak Davası 2014 yılında Anayasa Mahkemesi’ne gitmiş, yıl 2025 olmuş yani 11 yıllık bir sürede dosya ele alınmamış durumda. Anayasa Mahkemesi’nin içtihatlarına baktığımız zaman der ki; ‘dosya bize geldiği anda bir gün içerisinde karara bağlayabiliriz, 8 yıl 25 gün içerisinde de karara bağlayabiliriz’. 11 yıldır bekliyor bizim davamız. Bu süreç içerisinde başta anam 3 ay oldu Hakk’a yürüdü, Asuman’ın annesi Yeter Sivri Hakk’a yürüdü, İnci Türk’ün babası Mehmet Türk Hakk’a yürüdü, Sait Metin’in babası Mehmet Metin Hakk’a yürüdü. Bu insanların hakları gasp edildi, mahkemelerin sonucunu göremediler. 3 yıllık bir hak gaspı var. Bu Anayasa Mahkemesi’nin bize karşı işlemiş olduğu bir suçtur” dedi.
“BİZ DAVAYI LAHEY’E GÖTÜRECEĞİZ”
Uluslararası Ceza Mahkemelerine gitmelerinin de önünün açılmış olduğunu belirten Karababa, hiç kimseden destek göremediğini aktararak şunları söyledi:
“Bana karşı suç işlemiş durumda. Biz davayı LAHEY’e götüreceğiz. Hollanda’da olan bu Uluslararası Ceza Mahkemesi insanlığa karşı suçlar ve soykırıma bakan bir mahkeme. Bu davada bir de Hollandalı bir kadın katledildi, Carina Cuanna Thuijs . Dolayısıyla Hollanda’nın vatandaşının katledildiği bir davayı biz dosya olarak Hollanda’nın başkentine götürmüş oluyoruz. Onları da birinci dereceden ilgilendiren bir dava söz konusu. Çünkü vatandaşlarına 32 yıldan beri sahip çıkmadılar. Madımak Oteli’nin olduğu yerde aldılar cesedini ama dönüp de bunu kim öldürmüş, niye öldürmüş diye bakmadılar, avukat görevlendirmeler. Hollanda Kralı Alexander bu anlamda büyük bir suç işlemiş olduğu vatandaşına sahip çıkmayarak.
İnatla Hollanda’yı bu işe dahil etmek için mücadele vermekteyim, bu mücadelede hiç kimse tarafından herhangi bir destek görmüyorum. Ne Alevi örgütleri, ne kurumları, ne kuruluşları, ne Hollanda’daki Alevi Federasyonu, ne Avrupa’daki Alevi Federasyonu destek verdiler. Hukuken yüzde yüz haklı olduğum bir dava üzerinden yol götürüyorum.”
“ANKARA BAROSU’NUN DA DESTEK VERECEĞİNİ DÜŞÜNÜYORUM”
30 yıl sonra Ankara Barosu’nun da bu davaya müdahil olduğunu belirterek, “Dolayısıyla LAHEY’e giderken evrakların çalışması noktasında Ankara Barosu’ndan destek talebinde olacak bu günlerde. Bu davayı Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne beraber götüreceğimizi, onlardan destek alacağımı, onların da davaya müdahil olduğu için destek vereceklerini düşünüyorum. En azından mahkemeye nasıl başvuracağım noktasında bana yardımcı olacaklarına inanıyorum” diye konuştu.