Etiket: leman yurtsever

  • Cumartesi Anneleri’nden Güzel Şahin, 2. yılında mezarı başında anıldı-VİDEO

    Cumartesi Anneleri’nden Güzel Şahin, 2. yılında mezarı başında anıldı-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri’nin eylemi başta olmak üzere hak arama eylemlerinin önemli isimlerinden Güzel Şahin, ölümünün 2. yılında İstanbul Gülsuyu’ndaki mezarı başında anıldı.

    Haberin videosu

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, Cumartesi annelerinden Güzel Şahin’in ölümünün 2. yıldönümden dolayı İstanbul Gülsuyu’nda bugün saat 13:00’te mezarı başında anma gerçekleştirdi.  Anmaya Güzel Şahin Ana’nın ailesi, Cumartesi Anneleri, sevdikleri ve yoldaşları katıldı. Anma bir dakikalık saygı duruşu ile başladı.

    Saygı duruşuyla başlayan anmaya katılanlar Güzel Ana’yla ilgili son yaşadıklarını paylaştılar.

    İlk sözü alan İHD İstanbul Şubesi Yöneticilerinden Leman Yurtsever, “Güzel Anne diğer anneler gibi çocukları için mücadele ederken aslında mücadelesini bir insanlık mücadelesine dönüştüren annelerden biriydi. Güzel Anne ödün vermeden, vazgeçmeden hep meydanlardaydı. Onun bıraktığı yerden mücadelemize devam edeceğiz. Onların onurlu mücadelesini sürdüreceğiz. Demokrasi için, barış için insan hakları için hak ve özgürlükler için mücadelemize devam edeceğiz “dedi.

    “MÜCADELEDEN HİÇBİR ZAMAN VAZGEÇMEYEN BİR ANNEYDİ”

    Cumartesi annelerinden Hanım Tosun ise, “Güzel Anne unutmayacağız. Güzel Anne benim için çok çok önemli birisidir. Güzel Anne ile Galatasaray Lisesi önünden tut cezaevleri kapılarına kadar 24 yıl birlikte mücadele ettik. İyi günlerimizde oldu kötü günlerimizde de oldu. Ama mücadeleden hiçbir zaman vazgeçmeyen bir anneydi” diye konuştu.

    Tosun’dan sonra söz alan Cumartesi Annelerinden Hanife Yıldız ise, “Ben sizin arkanızdan sizden sonra bugünlere geldim. Sizin izinizde, sizin gölgenizde sizin mücadelenizi sizin kadar olmasa da devam ettireceğim” şeklinde konuştu.

    “HAKSIZLIĞA VE ZULME KARŞI DİRENENLERE SES OLMUŞTUR”

    Güzel Şahin’in kızı Meral Nergiz Şahin ise sürgündeki çocuklarının gönderdiği mektubu okuyarak şunları kaydetti:

    “Bugün aramızdan fiziki olarak ayrılan Güzel Anamızın 2. yıldönümü içinde yaşadığımız koşullar nedeniyle böylesi anlamlı etkinliğe çocukları olarak katılamamamız bizlerde hüzün ve burukluk yaratsa da, bizler çok iyi biliyoruz ki, fiziksel ayrılıklar tali ayrılıklardır. Asıl olan bilincin ve yüreğin aynı ateşin yalımlarıyla titreşmesidir.

    İHD’nin yapmış olduğu bu etkinliğe katılım sağlamış olanlar ve koşullarından kaynaklı katılamayıp ancak yürekleri ve direnç dolu iletileri ile yanımızda hissettiklerimiz Güzel Anamızın yol arkadaşları ve çocuklarıdır.

    Güzel Anamız her türlü grupçuluğa, ayrımcılığa, oportünizme, kavga kaçkınlığına karşı yüzünü düşmana dönenlerin mihenk taşı olurken, haksızlığa ve zulme karşı direnenlere de ses olmuştur. Bu anlamda ona ve onun yaşamına dair yazacağımız her cümle bir yanıyla eksik kalacaktır.

    Bizler Güzel Anamızın çocukları olarak, başta böyle bir etkinliğe önderlik ettiği için İHD ve onun bileşenleri Cumartesi Analarımızı, kurumlarımızı, içindeki umut ışığını hiç söndürmeyen ötekilerimizi, sürgün yüreklerimiz ile selamlayıp kucaklıyoruz. Ve ant olsun ki, o sıkılı yumruğu Devrim ile taçlandırana dek rehberimiz olmaya devam edecektir. Selam olsun evimizin, barkımızın, yüreğimizin öncüsü, komutanı Güzel Anamıza.”

    “AMASIZ, FAKATSIZ İRADESİNİ SAVUNMASINI ÖNEMSİYORUM”

    Son olarak konuşan Cumartesi İnsanlarından Hasan Ocak’ın abisi Ali Ocak ise, “Benim Güzel Ana’dan öğrendiğim en güzel şey zulme, haksızlığa, yanlışlığa ve nerede bir itiraz varsa orada olmasıydı. Amasız, fakatsız iradesini sahiplenmesini çok önemsiyorum. Bu güzel Ana’dan aldığımız en güzel mirastır. Bence her devrimcinin, her mücadele eden insanın öğrenmesi gereken en önemli değer budur. Bunu yaşatmaya davet ediyorum herkesi” dedi.

    Anma, lokmaların paylaştırılmasıyla ile sona erdi.

    Sabri MERAL/İSTANBUL

     

     

     

     

  • İHD İstanbul: İnsan hakları ve demokrasi mücadelemiz sürecek-VİDEO

    İHD İstanbul: İnsan hakları ve demokrasi mücadelemiz sürecek-VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Sultan Ahmet Meydan’ında, 32. yıl dönümü dolayısıyla yaptığı açıklamada, “Türkiye’deki demokrasi ve insan hakları sorununun halen sürüyor olmasının en önemli sebebi resmi devlet ideolojisinin sürdürülmesini sağlayacak siyasette ısrar etmektir. Bu ideoloji Türk etnisitesi ve sünni Müslümanlığın devletleşmiş haline dayanır. Bunun dışındaki etnik ve inanç gruplarını inkâr eder” denildi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi, kuruluşlarının 32. yıl dönümü dolayısıyla Sultanahmet Meydanı’nda açıklama yaptı.

    İnsan haklarına yönelik ihlallerinin devam ettiğine dikkat çekilen açıklamada, “İnsan, Hakları ile İnsandır, Mücadeleye Devam” pankartı açıldı. “İnsanlık Onuru İşkenceyi Yenecek, “Irkçılık ve Ayrımcılık İnsanlık Suçudur”, “İşkencesiz Bir Dünya Mümkün” dövizleri taşındı. “İnsan Hakları ile İnsandır” sloganı atıldı.

    “İNSAN HAKLARI HERKES İÇİN VARDIR”

    Basın açıklaması öncesi söz alan İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri, “Herkes farklı ve herkes eşittir. İnsan hakları ayrımsız herkes için vardır. Kimse insan haklarından vazgeçemez. İnsan hakları devredilmez, bölünmez, evrensel haklar bütünlüğü ve özgürlüğüdür. Devletlerin, siyasal iktidarların toplumu bölerek belli kişilere yapılan ayrımcılığı ve tanınan hakların diğer kesimlerde esirgenmesini doğru bulmuyoruz” dedi.

    “DÜŞÜNCESİ ÖZGÜR OLMAYAN İNSAN KENDİSİNİ GERÇEKLEŞTİREMEZ”

    En önemli sorununun insan hakları ihlali ve yaşam hakkı ihlallerinin olduğunu belirten Yoleri, “Bütün dünyada böyle ama Türkiye’de de bu böyle malesef. İhlal edilen bir diğer hak ise düşünce ve ifade özgürlüğüdür. Çünkü düşüncesi özgür olmayan insan kendisini gerçekleştiremeyen insandır. Bu nedenle düşünce ve ifade özgürlüğünün yaşam hakkı kadar önemli olduğunu düşünüyoruz” diye konuştu.

    Basın açıklamasını İHD İstanbul Şube adına Avukat Leman Yurtsever yaptı.

    “TÜRKİYE’DE DEMOKRASİ VE İNSAN HAKLARI SORUNU HALEN SÜRÜYOR”

    İHD 17 Temmuz 1986 tarihinde 98 kişinin imzasıyla kuruldu. Kurucular arasında mahpus yakınları, aydınlar, yazarlar, gazeteciler, yayıncılar, akademisyenler, avukatlar, hekimler, mimar ve mühendisler, öğretmenler vardı. Kurucularımızdan yaşamını yitirenleri sevgi ve minnetle anıyoruz” diyen Yurtsever şöyle devam etti:

    “İHD, kurulduğu 17 Temmuz 1986 tarihinden beri Türkiye’nin demokrasi ve insan hakları sorunu olduğunu ifade etmekte ve bu sorunun giderilmesine katkı sunmak için mücadele etmektedir. Türkiye’deki demokrasi ve insan hakları sorununun halen sürüyor olmasının en önemli sebebi resmi devlet ideolojisinin sürdürülmesini sağlayacak siyasette ısrar etmektir. Bu ideoloji Türk etnisitesi ve sünni Müslümanlığın devletleşmiş haline dayanır. Bunun dışındaki etnik ve inanç gruplarını inkâr eder. 2013-2015 dönemi barış ve çözüm süreci başarılamadığı yani gerçek bir çatışma çözümü gerçekleştirilemediği için yeniden silahlı çatışma ve savaş ortamı yaşanmış ve bunun sonucunda resmi ideolojiyi savunanlar ile mevcut siyasi iktidar kendisini yaşatmak için daha otoriter bir rejime yönelmiştir. 16 Nisan 2017 tarihinde kabul edildiği belirtilen Anayasa değişiklik referandumu ile Türkiye daha otoriter bir rejime yönelmiştir. Kaldı ki bu referandum OHAL ortamında gerçekleştirilmiştir. 20 Temmuz 2016 tarihinden beri kesintisiz olarak sürdürülen OHAL koşullarında gerçekleştirilen 24 Haziran 2018 seçimleri sonucunda Türkiye yeni rejimine geçmiştir. Bu seçimde manipülasyon yapıldığına dair bulgular ve manipülasyona zemin hazırlayan yasal alt yapı uzun süre tartışılacaktır. Bu rejim tek kişi yönetimine dayalı anti demokratik karakteri ağır basan bir rejimdir. Bu rejimi adlandırmak bu zamanın işi değildir. Ancak şunu belirtebiliriz ki rejimin karakterinin anti demokratik olduğu kesindir.”

    “KAPİTALİZM DEVLETLERİ OTORİTER YÖNELİMLERE SEVK ETMİŞTİR”

    Türkiye’deki rejimin daha otoriter bir noktaya kaymasında elbette ki dünyadaki gelişmelerin de payı vardır” diyen Yurtsever şunları kaydetti:

    ”Kapitalizmin yarattığı kriz, devletleri daha korumacı ekonomi politikaları ve daha otoriter yönelimlere sevk etmiştir. Böyle bir ortamda uluslararası kuruluşlar Türkiye gibi daha fazla otoriter yönetimlere kayan ülkelere gerekli önleyici tedbirlere başvuramamışlardır. Örneğin, Türkiye’de 15 Temmuz 2016 tarihindeki askeri darbe girişiminin bastırılmasına rağmen 4 gün sonra OHAL ilan edilmesi ve temel hakların tamamen askıya alınmasına Avrupa Konseyi başlangıçta seyirci kalmış, 8 ay sonra siyasi denetim kararı almış ancak bunun gereğini yerine getirmemiştir. Türkiye’nin gerek ülke içinde gerekse de Suriye ve Irak’ta gerçekleştirdiği askeri operasyonlar nedeni ile yaşanan insan hakları ve insancıl hukuk ihlallerine karşı BM İnsan Hakları Konseyi harekete geçememiştir. Bütün bu yaşananlar sadece Türkiye’de değil birçok ülkede yönetimlerin daha otoriter olmasını kolaylaştırmıştır. Kapitalist modernite kurduğu insan hakları sistemini korumakta aciz içine düşmüştür. Dünyadaki gelişmeler insan haklarının araçsallaştığını göstermektedir.”

    “İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ DEMOKRASİNİN TEMELİDİR”

    İnsan hakları mücadelesini kesintisiz olarak yürüttüklerini belirten Yurtsever, 32. yılda şu tavsiyelerde ve taleplerde bulundu:

    -Türkiye’nin demokratikleşebilmesi için gerçek bir çatışma çözümü gerçekleştirmesi ve geçmişi ile yüzleşmesi gerekmektedir. Türkiye’nin, Kürt sorununu kabul edip çözecek yeni bir barış sürecine ihtiyacı bulunmaktadır. Bununla birlikte başta Alevilerin eşit yurttaşlık hakkı talepleri olmak üzere ötekileştirilen tüm kesimlerin insan hakları taleplerini kabul edecek yeni bir siyasi iradeye ihtiyaç vardır.

    -Türkiye’nin gerçek bir çatışma çözümü ile birlikte yeni ve demokratik bir Anayasaya ihtiyacı bulunmaktadır. Yeni ve demokratik Anayasa yapılmadığı sürece darbeci generaller tarafından yapılmış 82 Anayasası üzerinde yapılacak değişikliklerin çözüm getirmesi mümkün değildir. Şu anda Cumhurbaşkanlığı Hükümet Modeli diye isimlendirilen değişikliklerin bariz özelliği anti demokratik tek kişi yönetimi olmasından ibarettir.

    -İfade özgürlüğü demokrasinin temelidir. Demokrasiye giden yolun açılabilmesi için ifade özgürlüğünün mutlaka sağlanması gerekir. Düşünceyi açıklama ve basın özgürlüğü sağlanmadan demokrasiye giden yolun açılması olası gözükmemektedir.

    -Türkiye’de son 2 yılda yapılan seçimler göstermiştir ki demokrasi ve insan haklarından yana güçlü bir toplumsal muhalefet bulunmaktadır. Toplumsal muhalefetin en geniş tabanda demokrasi ve insan hakları ilkesinde birleşik mücadele yürütmesi halinde sosyal mücadele ile Türkiye’nin demokratikleşmesi sağlanabilir. İnsan hakları savunucuları olarak bu mücadelenin içerisindeyiz.

    -Türkiye’nin geçmiş siyasi tarihi incelendiğinde Osmanlı Devletinden beri devam eden parlamenter demokratik sistemin inşası ve demokratikleşmesi mücadelesinin tek kişi yönetimi ile kesintiye uğraması oldukça büyük bir geriye gidiştir. Siyasi iktidarın resmi ideolojiyi bu şekilde var edemeyeceğini anlaması ve her gelişmiş ülke gibi sorunlarla yüzleşmesi gerekmektedir. Bu bakımdan Türkiye’nin sorunları demokratik sistem içerisinde çözülebilir. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin olmadığı, demokrasinin tabana yayılmadığı ve yerel demokrasinin gelişmediği 81 milyon nüfuslu bir ülkenin oldukça katı ve otoriter bir rejimle sorunlarını çözmesi mümkün değildir.

    -Kuvvetler ayrılığı ilkesinin önemi kendisini bağımsız ve tarafsız yargıda gösterir. Hukukun üstünlüğü ilkesine uygun bir yargı yapılanması olmadan adaletin yerini bulması mümkün değildir.

    -Türkiye’nin en önemli sorunlarından birisi devlet içi çete yapılanmalarının tasfiye edilmemiş olmasıdır. Kontrgerilla gerçeğinden sonra Fethullah Gülen örgütünün devlet içindeki varlığının askeri darbe girişimine kadar kendisini göstermesi tehlikenin ne kadar büyük olduğunu ortaya koymuştur. Ancak tasfiye edilen yapıların yerine yeni yasa dışı yapılanmaların oluşmaması için demokratik yönetim şarttır. Bununla birlikte cezasızlık politikası ve kültürüne son verilerek, suç işleyen devlet görevlilerinin korunmasından vazgeçilmelidir.

    -Otoriterleşme ile birlikte ekonomik ve sosyal haklardaki gerileme artarak devam etmektedir. İşçi ve emekçilerin haklarının verilmemesi için de otoriterleşmede ısrar edilmektedir. Bu dönem ekonomik ve sosyal hak mücadelesi artarak devam etmelidir.

    -Türkiye’de insan hakları bilinci ve kültürünün gelişmesine oldukça önemli katkıları olan İHD’nin ve insan hakları savunucularının insan haklarını savunma hakkı kabul edilmelidir. İnsan hakları savunucuları üzerindeki yargı yolu ile baskı politikasına son verilmelidir.

    -Siyasi iktidar yaklaşık 2 yıldır süren OHAL’i uzatmayarak kaldıracağını ilan etmiştir. Ancak Meclis’e sunulan yasa teklifi ile OHAL’in kalıcı hale geleceği endişesi bulunmaktadır. OHAL süresince çıkarılan 32 KHK ile 100’lerce yasada yapılan 1000’lerce değişiklik gözden geçirilmeli ve kalıcı OHAL rejiminden vazgeçilmelidir. Unutulmamalıdır ki OHAL zamanında zarar gören sadece ve sadece temel hak ve özgürlükler ile bu özgürlükleri kullanan kişilerdir.

    “ÜLKEMİZDEKİ OTORİTER SİSTEM DEĞİŞMEDİ”

    Basın açıklaması okunduktan sonra söz alan Türkiye İnsan Hakları Vakfı İstanbul Şube Temsilcisi Ümit Efe ise, “Ülkemizde yaşanan otoriter sistem değişmedi. Demokratik hak ve özgürlükler adına insan hakları savunucularının umutlarını güçlendirecek bir gelişme yaşanmadı. Türkiye İnsan Hakları Vakfı işkencesiz bir dünya için temel hak ve özgürlüklerin korunduğu bir dünya için mücadele etmektedir” diye konuştu.

    “MÜCADELE ETMEKTEN VAZGEÇMEDİK VE VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Efe’den sonra söz alan Avukat Eren Keskin de, “Bugün yeni bir süreç yaşıyoruz insan hakları mücadelesinde. Geleceğimiz, anılarımız, özlemlerimiz, taleplerimiz her şey ama her şey sadece bir kişinin dudağının ucunda yer almaktadır. Bu bizim için yeni bir süreç. Bizde bu yeni sürece karşı yeni mücadeleler geliştireceğiz. O nedenle insan hakları derneği hiçbir zaman mücadele etmekten vazgeçmedi ve etmeyecek” diye konuştu.

    PİRHA/İSTANBUL