Etiket: levent tüzel

  • DİB, Bölgede Barış ve Adalet Konferansı yaptı: Bu mücadele birlikte yaşama mücadelesidir -VİDEO

    DİB, Bölgede Barış ve Adalet Konferansı yaptı: Bu mücadele birlikte yaşama mücadelesidir -VİDEO

    PİRHA – Demokrasi İçin Birlik (DİB) tarafından yapılan Bölgede Barış ve Adalet Konferansında konuşan ABF Başkanı Mustafa Aslan, “Bu topraklarda bin yılı aşkın bir süredir Aleviler katlediliyor. Bizler düşmanımızı biliyoruz. Kendimizi dostlarımıza da yeterince anlatamamışız, bunun da eksikliğini yaşıyoruz. İnadına Aleviler bulundukları topraklarda siyasal mücadele verecektir. Bu mücadele birlikte yaşama mücadelesidir.” dedi.

    Demokrasi İçin Birlik tarafından yapılan “Filistinliler ve Kürtlerin Mağduriyetine Aleviler de Eklenirken Bölgede Barış ve Adalet Konferansı” Beşiktaş Süleyman Seba Kültür ve Sanat Merkezi’nde yapıldı.

    Başta Suriye olmak üzere Ortadoğu’daki gelişmelerin değerlendirileceği konferansın açılış konuşmasını DİB Koordinasyon Üyesi Levent Tüzel yaptı. Tüzel, Suriye’deki yeni rejimle birlikte bölgedeki halkların barış arayışına dair şu konuşmayı yaptı:

    “Özellikle HTŞ yönetimindeki cihadist güçlerinin, Aleviler üzerindeki saldırı ve katliam girişimleriydi. Alevi halkının yaşadığı büyük kaygı ve tedirginlik var. Bu nedenle merkezinde bu sorunu irdeleyen ve ülkemizdeki tartışmaları da Kürt halkının taleplerini ele alan bir konferans yapmak istedik. Salon bulma konusunda arkadaşlarımız çok çaba sarf etti. O nedenle bu gecikmeden ötürü özür diliyoruz. Bu arada Bereket Kar yoldaşımızı geçtiğimiz günlerde kaybettik. Birlikte çokça çalışma yürüttük. Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.

    “SURİYE’DE ALEVİLER KAYGILI”

    Evet olağandışı süreçlerde halklarımıza olağanlaştırılmak istenen eylemlerle karşılaşıyoruz. Siyasetçiler, gazeteciler tutuklanıyor. Siyasi parti başkanları cezaevinde ve yenileri de tutuklanıyor. Kent uzlaşısı adı altında başarı elde edenlerin bir suç oluşturuyormuş gibi algı yaratılıyor. Tek adam yönetiminden faşist yönetime doğru gidiliyor. Bunlarla birlikte ekonomik krizi sindirmek mücadelesi veren iktidara karşı emekçiler, siyasetçiler, hukukçular var.

    2016’dan buyana ‘Ülkede barış olsun. Laik bir ülke olalım’ diye oluşturduğumuz bir platform DİP. Şimdi Filistin’de yeni bir aşamaya gelindi. ABD, bölgeyi yeniden dizayn ediyor. HTŞ yönetimi devlet başkanlığını ilan etti. Suriye Arap Cumhuriyeti denerek diğer halkları görmediler. Şimdi ABD, bölgede yeni karakollar yaratılıyor. Suriye’de yaşayan halklar demokratik bir sürece ulaşacak mı ne yazık ki bunun zemini oluşturulmadı. Aleviler ciddi kaygı yaşıyorlar. Dolayısıyla Suriye halklarının demokratik geleceklerini belirleme konusunda önümüzde bir süreç duruyor.

    “TEK ÇIKIŞ ORTAK MÜCADELE”

    Esas itibariyle ‘Öcalan gelsin mecliste konuşsun’ adımını, Suriye’deki gelişmelerle birlikte daha iyi görmekteyiz. Tabi kayyımlar da atanırken çelişkiler olduğu gibi duruyor. Bugün bu konferansımız vesilesiyle bu konuları tartışacağız.

    DİB, özellikle ülkemizin bu sancılı sürecinde demokrasi güçlerinin birliğini her daim açık tuttu. Bugün bu faşist rejime giden yolda tek çıkışın ortak mücadeleden geçtiğini tartışıyoruz. Gelecek mart ayında bu tartışmayı olgunlaştırarak önerilerimizi ortak bir çıktı olarak geleceğe taşıyacağız. İnadımız, direncimiz her daim ayakta. Bu tehdit ve baskılara teslim olmayacağımızı ülkemizin her yerinden ifade ediyoruz.”

    “KATLİAMI GEÇTİM SOYKIRIM YAPILIYOR”

    Birinci oturumun moderatörlüğünü Aydın Deniz yürüttü. “İktidar değişimi sonrası Suriye’de Aleviler” konusunun ele alındığı giriş bölümünde Akademisyen Hakan Mertcan, sunum yaptı. Suriye’nin “Terör örgütüne teslim edildiğini” söyleyen Mertcan şu konuşmayı yaptı:

    “Azınlıklara yönelik saldırılar gerçekleşti ve bu saldırılar dünya kamuoyunda da görüldü. Suriye’nin seküler Sünnileri dahi tehdit altında ama Alevilere yoğunlaşmış bir şiddeti göreceğiz. Arap Alevi toplumu da süreklerden birisi. Aleviler, Fransızların kurduğu askerlik alanında yer aldılar. Hafız Esed’ın pozisyonuna bakarak hep Suriye’de bir Alevi devleti, Alevilerin kontrolünde bir ordu, istihbarat servisi gibi şeyler söyleniyor. Suriye’de malesef hiç hakikatle bağı olmayan biçimde sanki Aleviler iktidarı ellerinde tutuyor gibi bir pozisyona geldiler ve bugün de saldırıların merkezinde bir intikam operasyonunda bu işlevsel olarak kullanılıyor.

    14 yıldır Aleviler katlediliyor zaten. Köyler mezarlıklarla doldu. Gencecik insanlar Alevi oldukları için öldürülüyor. Birçok savaş suçu işlendi. Hatta çocuklar hedef alındı. Ağustos 2013’te 199 kişiyi katlettiler. Savaşın altıncı yılında 150 bin Alevinin öldürüldüğü söyleniyor. İnsan öldürmekle kalmayıp doğayı da yaktılar. Aleviler mutlak kötülük olarak ifade ediliyor. Savaş boyunca ağır hak ihlalleri, yargısız infazlar, kaçırılmalar, kutsal mekanlara saldırılar sürüyor. Ancak ciddi bir cezalandırma yok. Şu an Alevi köylerine tehcir de yapıyorlar. Bütün bunları katliamı geçtim soykırım girişimi olarak nitelendiriyorum. Umarım daha demokratik bir ortamda Suriye halkları yaşar.”

    “SURİYE’DE ÖZ SAVUNMA YAPMALARI GEREKİR”

    Konferansın konuşmacılarından ASi-DER Başkanı Tevfik Usluoğlu ise Suriye’de yaşananlara “Düşük yoğunluklu katliam, yüksek gerilimli tehdit” diyerek şu konuşmayı yaptı:

    “Aleviler Suriye’de hiç de azınlık değillerdir. Alevilerin toplam nüfusu Suriye nüfusunun yüzde 20’sidir. Suriye’nin her yerinde Aleviler vardır. Humus, Alevilerin en yoğun yaşadığı yerdir. 12 Ekim’de Suriye’den geldim ve o alanda özel çalışmalar yapmaktayım. Bugünlerde herkes kendi nüfusunu arttırmak için mübalağa yapıyor. Avrupa, Amerika gibi birçok yere göç oldu. Zamanında Deniz Baykal’ın “Halep Sünni’dir” sözünün aksine Halep hiçbir zaman Sünni olmadı. Şimdi oralarda Alevilerin onuruna tecavüz niteliğinde eylemler yapılıyor.

    Afrin ve Qamişlo civarında da Kürt Aleviler yaşamaktadır. Irak savaşından sonra Suriye’ye gelen yaklaşık 1,5 milyon Filistinli var. Ancak bu nüfusun çoğu kimlik alamamıştı. Suriye kavimler kapısıdır. Ancak medyanın tersine söylüyoruz; Aleviler ilk kez katledilmiyor. 19 Kez fetvalarla Aleviler katledildi. Suriye’de hala 171 bin silahlı terör örgütü mensubu var. Sistematik olarak orada yapılanlar konusunda hükümetin bilgisi vardır. 8 Aralık’tan sonra 430 kişinin Suriye İnsan Hakları Gözlemevi tarafından katledildiği bilgisi verilmiştir. Rakka ve Hymus kırsalındaki kaçırılmalar ile 2000 kişinin durumları hakkında net bilgi yoktur. Ağırlıklı olarak Alevilere yönelik bir infaz politikası var. Şu an Suriye’nin uygarlık birikimi yok edilmektedir. Alevilerin dost ilişkilenme kurmaları ve Suriye’de öz savunma yapmaları gerekir. Tüm diasporayı kapsayan bir çalışma yapılmalıdır. Demokratik, laik bir Suriye için tüm Alevi kurumlarının harekete geçmesi gerekiyor.”

    SURİYE’DEKİ MEDYANIN SUSKUNLUĞU!

    Gazeteci Hasan Sivri ise konuşmasında “Suriye’de bir devrim değil, devir teslimi” olduğunu belirtti. Sivri, Suriye savaşında basının rolüne de değinerek şöyle devam etti:

    “Şu an Şam El kaide uzantılarının elinde. Şubat ayının başında onlarca sol, sosyalist partinin yasaklandığı bir süreçten bahsediyoruz. IŞİD’in eğitiminden geçen bir HTŞ’den bahsediyoruz. Suriye’deki savaşın başında Alevilere yönelik katliam fetvaları verildi ve işgalci oldukları söylendi. Kimi fetvalarda Alevi kadın ve çocukları ayrıştırılıyor. Ardından kadın ve çocukların da öldürülebileceği tartışmaları oluşuyor.

    Bugün batılı güçler Colani ile el sıkışmaya başladı. Batılı güçlerin, emperyalistlerin, İsrail gibi bir önceliği var çünkü. Bu bölgede çok açık şekilde İsrail’in güvenliğini söz konusu. Aslında Şam değil İsrail’in devrimi denebilir. İsrail’e taş bile atmayan Colani, Filistinlileri sınıra kadar kovaladı. Medya da Suriye savaşı konusunda önemli rol oynadı. Dünyanın hiçbir yerinde bir ay içerisinde aynı taraftan olan 157 kişinin öldürüldüğü görülmemiştir. Şu an Suriye’de 1500’e yakın gazeteci var ama bir sessizlik var. Kimse haber, rapor girmiyor.”

    “AVRUPA, ALEVİLERİN KATLEDİLMESİNE SES ÇIKARMIYOR”

    Gazeteci Musa Özuğurlu da konuşmasında “Suriye’de Aleviler iktidar değillerdi” diye belirtti. Alevilerin toplumun en alt kademesinde olduğunu söyleyen Özuğurlu, şöyle devam etti:

    “Hafız Esad, siyasal düşüncelerle hareket ettiği için iktidara geldi. Suriye’de Aleviler, BAAS rejimiyle özdeş tutulup, yönetimden faydalanıyorlarmış gibi göründüler. Aleviler her zaman için yalnızdılar. Hiçbir zaman için kimsenin temas ve işbirliği kurmadığı kesimdir Aleviler. Aleviler ülkenin en yoksul ve yalnız kesimidir. Günah keçisi ilan edilmelerinin hiçbir maddi temeli yoktur. Sünni kesim, ticaret yapıp devlet memurluğunu aşağıladıkları için Aleviler, asker, polis, devlet memuru olabildiler. Şimdi deyim yerindeyse Aleviler kabak gibi ortada kaldılar. Esad iktidarı bunun hiçbir çalışmasını yapmamış ve şu an Aleviler açık bir şekilde var olma savaşı içerisindeler. Çok ciddi ihlaller yaşanıyor. Hiç kimse de buna ses çıkarmıyor. Tıpkı Kürtlerin, Ezidilerin yaşadıkları gibi şimdi Aleviler için bu süreci görüyoruz. Avrupa şimdi çok büyük ikiyüzlülük içinde. Şimdi El Nusra ile el sıkıştılar ve Alevilerin katledilmesine ses çıkarmıyorlar.

    Aleviler şimdi bir şeyler yapmaya çalışmalı. Avrupa’da ne kadar Alevi kuruluşu varsa bir şeyler yapıyor ama seslerini ulaştıramıyorlar. Bizlerin ciddi ses çıkarması gerekir. Katliam evet yaşanıyor ama daha da ötesinde bir şeyler yaşanmaması için acilen bir şeyler yapmalı. DEM Parti’nin bu konuda birikimi var, bir şeyler yapmalı. CHP de aynı şekilde harekete geçmeli.”

    “ALEVİLER KURUCU GÜÇLERİN DIŞINA ÇIKARILDILAR”

    2. Oturumun moderatörlüğünü Nesteren Davutoğlu yürüttü. “Suriye ve Ortadoğu’da barış ve adalet nasıl sağlanabilir?” başlığının değerlendirildiği oturumun ilk konuşmacısı Hukukçu Orhan Gazi Ertekin oldu. Özellikle, “Kürtler, Aleviler ve Dürzilerin, ölüm ile yaşam arasında kaldığını” söyleyen Ertekin, şöyle devam etti:
    “Aleviler ciddi bir tehdit altındalar. HTŞ, kendisini devlet, liderini de cumhurbaşkanı ilan etti. Özellikle Aleviler, kurucu güçlerin dışına çıkarıldılar. Kurucu güçler dışında kalanlarda katliam, pogrom ve soykırım bir tür kadere dönüşüyor. Kurucu gücün dışında kalanlar göç ve asimilasyonu da beklemek zorundadır. Yoğun bir şiddet potansiyeli ve Colani’nin kartondan bir devleti var. Colani artık ‘devrim dönemi bitti, devlet üzerine konuşalım’ diyor. En çok da hukukçuların daha fazla konuşması, federalizm üzerine daha çok düşünmesi gerekiyor. Daha önce üzerinde hiç düşünmediğimiz meseleler şu an üzerimize yağıyor.
    HTŞ’nin büyük kısmı Rusya ve Avrupa ülkelerinden geldi. Yani modernlik de çöküyor. Yeni bir kamu hukuku geliştirmemiz gerekiyor. Alevilerin bir araya gelmesi üzerine düşünmek gerek.”

    “MÜSLÜMAN OLURLARSA ONLARA DOKUNULMAYACAKTIR”

    Gazeteci İslam Özkan, Selefiliği, ‘Kur’an ayetlerini motamot uygulayanlar’ olarak tanımlayarak bu anlayışın Suriye halkı için karşılık görmeyeceğini ifade etti. Selefiliğin 18. Yüzyılda ortaya çıktığını belirten Özkan, şunları söyledi:
    “Selefilik, ilk çıkışında silahlı çatışmaya karşıydı. Usame Bin Ladin öldürülene kadar cihatçı örgütlerin çoğu, anti batıcı ve anti ABD’ciydi. Sonrasında El Kaide’nin, Suriye’de Alevilere ve BAAS yönetimine yöneldiğini görüyoruz. 2014 yılında Colani’nin bir röportajında ‘İktidar olursanız Müslüman ve sizin mezhebinizden olmayanlara nasıl davranacaksınız?’ sorusu yöneltiliyor. ‘Müslüman olurlarsa onlara dokunulmayacaktır’ diye cevap veriyor.”

    2017 Yılından beri HTŞ, Türkiye ve Rusya ile temasa geçiyor. 8 Aralık operasyonu başlayana kadar HTŞ, teknolojik anlamda çok ilerleme yaşıyor. Drone fabrikaları var mesela. Şu anda uluslararası toplumla iletişime geçen HTŞ’nin, kendi içerisinde de bir çatışma var. Orduyu ele geçirmiş olabilirler ancak toplumu yönetmek kolay olmayabilir. Colani, koşulların dayatılmasıyla bir arada yaşama kültürünü benimsemek durumunda kalacak. Ama ben daha çok AKP tarzı ‘İslami’ bir hegemonya kuracağını düşünüyorum. Devletin kilit noktalarına adamlarını yerleştirecekler. İslam’ı tırnak içerisinde tutmak istiyorum. Çünkü AKP’yi ben de İslam olarak görmüyorum. Eğer HTŞ ile batı arasında sorunlar çıkarsa o zaman çok farklı sonuçlar çıkabilir.”

    “TÜRKİYE’NİN YENİ OSMANLICILIK HAYALLERİ VAR”

    Tarihçi Erdoğan Aydın ise Lozan Antlaşmasıyla birlikte Ortadoğu’daki değişime de işaret ederek şunları söyledi:
    “Siyasal İslamcılık, Ortadoğu’nun son yüzyılına tekabül etmiyor, bin yıllık bir sorun. Savaş Ortadoğu halklarının bir kaderi oldu. Şu anda Türkiye’de iktidar olanlar, dün ulusal devlete karşı çıkıyordu, bugün ise Turancı söylem içerisindeler. Dolayısıyla Türkiye şu anda Suriye’den kopamıyor. Yeni Osmanlıcılık hayalleri ile ilişkili bir iş bu. Ulusal devlet üzerinden bu iş kesinlikle çözülemez. O halde yeni bir formüle, ortak vatanda demokratik bir cumhuriyet mümkün. Buradan yol alınabilirse Aleviler, Kürtler, Dürziler yol alabilir.”

    “SURİYE’DE İSRAİL İLE KOMŞU OLDUK”

    Konferansın üçüncü oturumunun moderatörlüğünü Esen Aslandoğan yürüttü.
    “Ortadoğu’da yaşanan sorunların Türkiye dış ve iç politikasına yüklediği sorumluluklar” başlığını ilk olarak CHP 27. Dönem Milletvekili Ünal Çeviköz yorumlandı.
    Ünal Çeviköz, “Eğer bir şeyler yapmak gerekiyorsa bugünden başlamak gerekir” diyerek sözlerine başladı. Çeviköz, 2017’de önemli değişimlerin başladığını belirterek şöyle devam etti:
    “HTŞ, ustaca bir düzen kurdu. Ancak HTŞ’nin otuz bin militanı var. Bu sayıyla Suriye’yi koruyamazlar. HTŞ’nin içerisinde hala tek vücutluk yok. Şeriat isteyenler var. Onun için Alevilerin üzerine böyle gidiliyor.
    Suriye’de bugün İsrail’e komşu olduk! Bu bölgede değişen jeopolitikle, Suriye’de ileride karşı karşıya gelinebilir. Türkiye’nin İsrail’le karşı karşıya gelmesi de konuşulmakta. Türkiye’deki böyle bir hükümetten, Suriye’de olanlara karşı bir şeyler yapmasını beklemek de pek mümkün görünmüyor.”

    “TÜRKİYE, ORTADOĞUYA SAVAŞ DAYATIYOR”
    DEM Parti Grup Başkanvekili Sezai Temelli de konferansın konuşmacıları arasındaydı. DEM Parti olarak “Ekmek, adalet ve Barış” mücadelesi yürüttüklerini söyleyen Temelli, şu değerlendirmeyi yaptı:
    “Adalet istiyorsak bir araya gelmeliyiz. Büyük bir demokratik dönüşümün eşiğindeyiz. Ama bu dönüşümü hayata geçirmek için yoğunlaşma içerisindeyiz. İstanbul’da kent uzlaşısı yaptıkları için 10 kişi tutuklandı ve Van Büyükşehir Belediyesine kayyım atandı. Bugünkü iktidar, aslında kendinden öncekilerden devraldığını yürütüyor. O nedenle bugün siyasi tutsaklık var. Gazeteciler bu nedenle tutuklanıyor ve belediyelere kayyım atanıyor. Türkiye demokratikleşirse Ortadoğu’nun da barışı mümkün olabilir. Emperyalistlerin rolünü rol yapan senin içerideki sorunundur. Kürt sorunu. Düşünsenize, bu ülkenin anayasası bir darbe anayasası.
    Suriye’de ‘Kürt anasını görmesin’ üzerinden yol almaya çalışıyor. Kürt meselesi, Suriye’de demokratikleşmenin önünü alan bir mesele. Bu yolun açılması için Rojava statüsünün de önünün açılması gerekiyor. Aynı şekilde Irak’taki federatif yapının neden sağlıklı işlemediğine baktığımızda yine Türkiye’nin dayattığı çatışmayı görüyoruz. 15 Şubat’ta İmralı’dan bir açıklama beklenirken Van’a kayyım atanıyor. Tamamen bir kumpas davası yani. Faşizm kurumsallaşıyor. Eğer Türkiye, Kürt meselesini çözmüş olsaydı, Irak ve Suriye’ye sahip çıksaydı bugün Alevilerin yaşadıklarına da Gazze’de olanlarla da karşı karşıya gelmezdik diye düşünüyorum.”

    “BU TOPRAKLARDA 1000 YILLIK ALEVİ SORUNU VAR”
    Konferansın son konuşmacısı Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan oldu. “Ortadoğu’da Aleviler sanki ilk kez mağdur ediliyormuş gibi konuşulmakta” diyen Aslan Aleviler konusunda bir duyarlılık oluşturulamadığını vurguladı. Alevilerin, her mücadelede yer aldığını ancak “Alevi” kimliğiyle görülmediğini söyleyen Mustafa Aslan şu konuşmayı yaptı:
    “2011’den bu yana Suriye’de bir arada yaşamı savunduk ve dile getirdik. Madımak’ta, 10 Ekim’de, Maraş’ta katlettiler ve bu zihniyetin bugün iktidarda çok faklı düşünmediğini görüyoruz. Bu ülkede Kürt sorunu var ve bu sorun 200 yıllık ise Alevi sorunu 1000 yıllıktır. Bunu aynı zamanda bir Kürt olarak söylüyorum. HTŞ’nin, bir katliam yapmadığını söyleyenler var. Kimi yaptığımız görüşmelerde BAAS’ın yıllarca katliam yaptığını, bu zulme karşı Alevilerin ses çıkarmadığını söyleyenler oldu. HTŞ’ye zaman verilmesi gerektiğini, değiştiklerini söyleyenler de oldu. Ama bugün bizim çığlığımıza ses verilmesi gerekiyor. Bu topraklarda bin yılı aşkın bir süredir Aleviler katlediliyor. Bizler düşmanımızı biliyoruz. Kendimizi dostlarımıza da yeterince anlatamamışız, bunun da eksikliğini yaşıyoruz. Bizim inancımız, hiçbir zaman yayılmacı bir anlayış olmadı. Aleviler tabi ki siyasal bir mücadele verecektir. İnadına Aleviler bulundukları topraklarda siyasal mücadele verecektir. Bu mücadele birlikte yaşama mücadelesidir.”

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • İnsan hakları savunucuları: Operasyonlara son verilsin, gözaltındakiler serbest bırakılsın! – VİDEO

    İnsan hakları savunucuları: Operasyonlara son verilsin, gözaltındakiler serbest bırakılsın! – VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği(İHD) İstanbul Şubesi’nde yapılan basın açıklamasında, polisin evlerine yaptığı baskında gözaltına alınan İHD kurucu üyesi Nimet Tanrıkulu, 10 gazeteci ve çok sayıda kişinin serbest bırakılması istendi. İnsanlara düşman muamelesi yapıldığı belirtilirken, haksızlıklara karşı mücadele vurgusu yapıldı. 

    Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan soruşturma kapsamında Diyarbakır, Batman ve İstanbul’da yapılan ev baskınlarında İHD kurucu üyesi Nimet Tanrıkulu ve Gazeteci Erdoğan Alayumat’ın da aralarında olduğu 10 gazeteci ile birlikte çok sayıda kişi dün gözaltına alındı.

    Gözaltına alınan gazeteciler ve İnsan Hakları Derneği (İHD) Kurucu Üyesi Nimet Tanrıkulu’nun serbest bırakılması için İHD İstanbul Şubesi’nde basın açıklaması yapıldı.

    Çok sayıda siyasi parti ve demokratik kitle örgütünün katıldığı açıklamada, İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin, Nimet Tanrıkulu’nun eşi ve 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can, Sosyalist Dayanışma Platformu(SODAP) adına Fatma İnce, Türkiye İnsan Hakları Vakfı(TİHV) İstanbul Temsilcisi Ümit Efe, Emek Partisi(EMEP) adına Levent Tüzel, Hak İnisiyatifi adına Fatma Bostan Ünsal ve Yazar Erdoğan Aydın konuşma yaptı.

    İHD İstanbul Şube Başkanı Gülseren Yoleri bu olaylara aşina olduklarını belirterek, “Gözaltına alınan herkes çağırsalardı giderlerdi ama ev baskınıyla alındılar. Bunu kabul etmiyoruz” dedi.

    “BİRBİRİMİZE SARILMAKTAN BAŞKA ŞANSIMIZ YOK”

    İHD Eş Genel Başkanı Eren Keskin de Türkiye’de 1990’lı yıllardan beri iktidar fark etmeksizin devlet şiddetinin devam ettiğini belirtti. Eren Keskin, “Bu devlet barış istemiyor. Gözaltına alınan tüm arkadaşlarımızın hepsi sivil insanlar. Ellerinde silah yok. Diyorlar ki biz sivil siyaset istemiyoruz. Hiçbirimizin can güvenliğimiz yok. Türkiye altına imza attığı uluslararası sözleşmenin hiçbirini uygulamıyor. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) altında imzası var. Bizim protesto hakkımız, örgütlenme haklarımız var. Devlet bu hakların hepsini ihlal ediyor. Hiç kimse ses çıkarmıyor. Zaten iktidardan farklı olmayan bir ana muhalefet var. Bizim birbirimizden sarılmaktan başka çaremiz yok. Sonuna kadar bu arkadaşlarımızın takipçisiyiz” dedi.

    CELALETTİN CAN: PALDIR KÜLTÜR EVDE ARAMA YAPTILAR, DÜŞMAN MUAMELESİ YAPIYORLAR

    78’liler Hareketi Kurucusu Celalettin Can da gözaltına alınan eşi Nimet Tanrıkulu’nun nasıl gözaltına alındığını anlattı. Can,“Sabah kapıyı çaldılar. Paldır küldür aramalar yaptılar. Nimet’i almaya geldiklerini söylediler. Elinizde bir belge var mı diye sorduğumuzda KCK üyeliği dediler. Bilgisayar, belge, doküman ne almamız gerekiyor, dediler. Nimet için KCK üyesi, DEM Parti üyesi gibi birçok üyelik yazıyordu. Karakolda saatlerce beklettiler. Avukat görüşü yasaktı. Saat 13.00’te alıp götürdüler. Cuma mahkemeye çıkaracaklar. Hayatlarını bozmayalım diye bir dertleri yok. Düşman muamelesi yapıyorlar” şeklinde konuştu.

    “GÖZALTILARI KINIYORUZ”

    SODAP üyesi Fatma İnce ise gözaltına alınan Sevtap Akdağ’ın DEM Parti’nin başlattığı Ekmek ve Adalet Kampanyasının kurucusu ve yürütücüsü olduğunu vurgulayarak, “Sevtap DEM Parti’nin Merkez Yürütme Kurulu (MYK) üyesiydi. Sevtap hem sınıfsal mücadele alanında hem Kürt Özgürlük Mücadelesinde çalışma yürütüyordu. Sevtap Akdağ nezdinde emek özgürlüğü mücadelesini yürütenler bugün gözaltında. Onun şahsında herkesin bırakılmasını istiyoruz ve gözaltıları kınıyoruz” diye konuştu.

    “KARANLIK TABLONUN HESABINI SORMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

    TİHV İstanbul Temsilcisi Ümit Efe, de “Kamuoyunun ve herkesin bildiği sabahlara uyandık. Hak savunucuları, gözaltına alındı. Biz arkadaşlarımızı tanıyoruz ve biliyoruz. İnsan hakları konusunda yıllardır emek veren ulaşılabilen bir kişidir Nimet. Uzun yıllar boyunca bu bedelleri birçok kez ödemiştir. Bir kez daha öder. Bu hukuksuzluğu bu karanlık tabloyu ve bu gidişatın hesabını sormaya biz insan hakları savunucuları olarak devam edeceğiz” dedi.

    TÜZEL’DEN MÜCADELE VURGUSU

    Ardından söz alan EMEP Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel kara bir düzenin devam ettiğini vurguladı. Tüzel, mücadele vurgusunda bulunarak şunları ifade etti:

    “Bir psikolojik propaganda devam ediyor. Devlet şiddeti almış başını gidiyor. Toplum bu şekilde sindirilmek isteniyor. Bunun karşısında insan hakları emek demokrasi ve barış savunucuları olarak bunun son bulunmasını istiyoruz. Bunun karşısında direneceğiz, mücadele edeceğiz.”

    “İKTİDAR ÇÖZÜMDEN UZAK OLDUĞUNU GÖSTERDİ”

    Yazar Erdoğan Aydın ise şunları kaydetti:

    “Çözümden ve barıştan söz eden iktidar kullanabildiği biricik aracın baskı olması nedeniyle çözümden ne kadar uzak olduğunu gösteriyor. Nimet arkadaşımız çağrılsaydı gidecek biriydi. Ama ev baskınları üzerinden bu süreç yürütüldü. Barışın kimse tarafından konuşulmayacağı bir atmosfer yaratılmaya çalışılıyor. Türkiye kamuoyunun bu manipülasyona itiraz etmesi büyük bir önem taşımaktadır.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Emek Partisi Dersim İli 10. Olağan Kongresi yapıldı

    Emek Partisi Dersim İli 10. Olağan Kongresi yapıldı

    PİRHA- Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Örgütü’nün 10. Olağan Kongresi yoğun bir katılımla yapıldı. Kongrede konuşan Dersim il başkanı Ergin Tekin, Tunceli Cemevi başkanı Ali Ekber Yurt’un AKP’den aday olmasını hatırlatarak, “İçimizden çürük meyveler çıkabilir. Asıl olan bu çürük meyveleri içimizden çıkarıp bahçemizi temizlemektir” dedi. HEDEP Dersim Milletvekili Ayten Kordu ise Dersim’deki göç sorununa değinerek, “Demografik yapımızı değiştirmeye çalışıyorlar” dedi.

    Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Örgütü’nün 10. Olağan Kongresi Grand Şaroğlu Otel’inde yapıldı. “Barbarlık yenilecek, işçi sınıfı kazanacak” sloganıyla yapılan kongre divan seçimiyle başladı. Divanın ve gündemin oylanmasından sonra konuşmalara geçildi.

    Yoğun bir katılımın olduğu kongreye, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel, Dersim eski belediye başkanı Mehmet Ali Bul, KESK Dersim şube başkanları ve yönetim kurulu üyeleri, Dersim Sanayi ve Ticaret Odası yönetim kurulu üyeleri, Esnaf Sanatkarlar Odası, DİSK Genel-İş Sendikası, İHD, Dersim Barosu, TMMOB, TİP, HEDEP Dersim İl Örgütü, SMF temsilcileri, Dersim Dernekleri Federasyonu (DEDEF) başkanı Özkan Tacar, Ovacık Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül ile çok sayıda sivil toplum örgütü katıldı.

    “DERSİM’DE OMUZ OMUZA MÜCADELE ETTİK”

    Toplantıda divan başkanı olarak ilk sözü alan merkezi disiplin ve denetleme kurulu üyesi Mustafa Taşkale, 10. kongrenin barbarlık yenilecek iddiası olduğunu belirterek, “Evet barbarlığı mutlaka yeneceğiz. On yıllardır Dersim’de, Dersim’in meydanlarında, Dersim’in bütün platformlarında yanyana geldiğimiz, birlikte mücadele ettiğimiz çok değerli emek ve demokrasi güçleri, değerli yoldaşlar, değerli Dersim halkı bir direngen mücadelenin sahipleri, umudu büyütmek üzere hep birlikte bugüne kadar alanlarda omuz omuza mücadele ettik. Düşenlerimiz oldu, aylarını tutuklukla geçirenler oldu ama yenilmedik, direndik” dedi.

    Divan başkanının ardından EMEP Dersim İl Başkanı Ergin Tekin konuştu. Savaş politikalarının giderek tırmandırıldığı, halkın seçme iradesinin yok sayıldığı, başta Kürt sorunu olmak üzere en temel demokratik haklarına saldıran bir iktidarla karşı karşıya olduklarını ifade eden Tekin, Tunceli Cemevi başkanı Ali Ekber Yurt’un AKP’den aday olmasını hatırlatarak şunların altını çizdi:

    “CEMEVİ BAŞKANI NEDEN AKP’DEN ADAY OLUYOR”

    “Alevilerin, Alevi inancında olan vatandaşlarımızın Türk-İslam senteziyle asimile edilmeye çalışıldığı yok sayıldığı bir süreç yaşadık. Cemevlerini Kültür Bakanlığı’na bağlamaya çalışan, dedelere maaş bağlamaya çalışan bir iktidarla karşı karşıyayız. Yakın zamanda bir yerel seçim var. Burada Alevi halkımızın taleplerini dikkate alması gerekirken, tam tersi bir cemevi başkanının gidip AKP’den yerel yönetim adayı olduğunu görüyoruz. Bu iktidar değil miydi muhalefet partisinin genel başkanını Alevi diye mitinglerde yuhalatan, bu iktidar değil miydi Sivas’ta canlarımızı diri diri yakanların sonunda adalet buldu deyip çıkartılmasını sağlayan. Ama şimdi cemevi başkanı bunların diliyle buraya gidiyor. Bunun nedeni ne? Tabii ki değerli bireysel çıkarlar. Bu cemevi başkanı buraya Diyanet İşleri Başkanı’nı da getirdi, Milliyetçi Hareket Partisi’nin ırkçı, faşist lideri Bahçeli’ye Hazreti Ali’nin kılıcını da verdi. Peki neden yapıyor bunları? Aleviler inançlarına daha sahip olsun diye mi? Tam tersine kendi çıkarlarını büyütmek için. Olabilir, içimizden böyle çürük meyveler çıkabilir. Asıl olan biz bu çürük meyveleri içimizden çıkarıp artık bahçemizi temiz bir aydınlığa çıkarmamızdır.”

    “KENDİLERİ İÇİN TEHLİKE OLARAK GÖRDÜKLERİ GENÇLERİN KAFASINI YIKIYORLAR”

    İktidarın eşit haklar mücadelesini yok saydığını, inkar ettiğini vurgulayan Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel, “Yaşadığımız topraklarda yeniliyor, sınır ötesinde, Suriye’de, Irak’ta, Rojova’da oradaki Kürt oluşumlarının varlığına tahammül göstermiyor. Ve bugünün devlet yöneticileri oraları yakıp yıkacağız, geçeceğiz diye sözler edebiliyorlar” dedi.

    İktidarın halkı bölerek yönetmekten ve inançları istismar etmekten hiçbir şekilde geri durmadığını belirten Tüzel, şunları söyledi:

    “En son bunlardan bir tanesi de ÇEDES adı altında öğretim kurumlarımızda, din insanlarının, din adamlarının gençlerin kafasını işlemesi ve iktidarın istediği doğrultuda siyasal İslamcı bir kültürle, bir bilinçle yetiştirilmeleridir. Böyle bir Eğitim sistemi elbette laik olduğunu, anayasasında laik olduğu yazan bir ülkede kabul edilemez. Ama bu yeni değil. Gençleri, özellikle kendileri için tehlike ve tehdit unsuru olarak, iş isteyen, ana dilinde eğitim isteyen, parasız nitelikli eğitim isteyen, gelecekte meslek sahibi olmak isteyen, sağlıklı yaşamak isteyen gençliğe bunları veremedikleri için tehlike olarak görüyorlar ve kafalarını yıkamak için ellerinden geleni yapıyorlar”

    “DERSİM’İN DEMOGRAFİK YAPISINI GÖÇLE DEĞİŞTİRMEYE ÇALIŞIYORLAR”

    Daha sonra kürsüye gelen Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Dersim Milletvekili Ayten Kordu ise, “21 yılda çok ciddi kurumsallaşan bir faşizm var karşımızda” diyerek başladığı konuşmasında Dersim’in göç sorununa vurgu yaparak şunları ifade etti:

    “Bu kentte çok ciddi bir göç var. Bizim demografik yapımız değiştirilmeye çalışılıyor. Bu yeni bir politika değil. Dersim’de uzun zamandır uygulanan bir politika. Kaçırt, güvenlik sorunu yarat, aç bırak, politik olarak mahrum bırak, baskı yap, gözaltı yap, manipüle et, yurt dışına kapıları aç, gençliği gönder. Buraya dışarıdan nüfus taşı ve demografik yapıyı değiştir. Aslında bunu yaparken inancı değiştiriyor. Bunu yaparken Kürt kimliğimize, Alevi kimliğimize dönük bir değiştirme politikası yürütüyor. Bizim, Emek Partisi dahil olmak üzere tüm siyasal partilerimiz, kentimizde bulunan STK’lar, çok ciddi bir şekilde Dersim’de yaşanan bu politikalar üzerine gerçekten daha ciddi çözüm önerileriyle ortaklaşmamız ve buna ilişkin bir planlamayı önümüze koymamız gerekiyor. Çünkü bizim artık sözün dışına çıkmamız gerekiyor”

    EMEP DERSİM YENİ YÖNETİMİ

    Kongrenin bitiminde yapılan oylama sonucunda Ergin Tekin tekrar Dersim İl Başkanı seçilirken, yönetim ve disiplin kurulu üyeleri belirlendi. Seçilen yeni yönetim kurulu şu isimlerden oluşuyor: Elif Özer, Çağla Yolaşan Kurul, Fatma Argın Taşkale, Kenan Çetin, Yaşar Çiçek, Aydın Keser, Orhan Kurul.

    Disiplin kurulu üyeleri Serpil Argın, Çetin Yılmaz ve Veli Söylemez olurken, Ergin Tekin ve Çağla Yolaşan Kurul ise üst kurul delegeleri oldular.

    PİRHA/DERSİM

  • Aydınlardan çağrı: 28 Mayısta oy ver gitsin bu karanlık bitsin!

    Aydınlardan çağrı: 28 Mayısta oy ver gitsin bu karanlık bitsin!

    PİRHA- Aydın, sanatçı ve yazarlar “Oy ver bitsin, bu karanlık bitsin” şiarıyla bir basın toplantısı yaptı. “Neşemizi, hayatımızı, ağacımızı, nehrimizi, geleceğimizi ve oylarımızı çaldırmayacağız” diyen aydınlar, “28 Mayısta oy ver gitsin bu karanlık bitsin” çağrısında bulundu. 

    ‘Tek Adam’a geçit vermeyeceğiz’ diyen sanatçı, yazar ve aydınlar İstanbul Taksim Hill Otel’de bir basın toplantısı yaptı. Toplantıda “Neşemizi, hayatımızı, ağacımızı, nehrimizi, geleceğimizi ve oylarımızı çaldırmayacağız” mesajı paylaşıldı.

    KURAL: ÇOĞALARAK SANDIĞA GİDİYORUZ

    Basın açıklaması Jülide Kural’ın kampanya metnini okuması ile başladı. Kural’ın okuduğu metinde “Tek kişi eksilmeden çoğalarak, büyüyerek sandığa gidiyoruz. Neşemizi, hayatımızı, ağacımızı, nehrimizi, geleceğimizi ve oylarımızı çaldırmayacağız. 28 Mayısta oy ver gitsin bu karanlık bitsin” ifadelerine yer verildi.

    TAYLAN: OYUMUZU VERİYORUZ DAHA İYİ GÜNLER İÇİN

    Açıklamada konuşan Melek Taylan ise “Son derece umutluyum. Türkiyeyi dünyanın içindeki konumuyla değerlendiriyorum. Türkiye adına iktidarın yarattığı 20 yıllık bir enkaz var. Bu enkazı kim kaldıracak? Bizim için her durumda mücadeleye devam var. Biz yola devam ediyoruz, oyumuzu veriyoruz daha iyi günlere gideceğiz” dedi.

    KARAKAYA: LAİK BİR ÜLKEDE EŞİT YURTTAŞLIKLA YAŞAMAK İSTİYORUZ

    ABF Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya da basın toplantısında konuşan isimler arasındaydı. Karakaya, şunları kaydetti:

    “Değerli canlar sizleri kurumum adına selamlıyorum. Seçim dönemine girerken her toplumsal kesim açısından özellikle biz Aleviler adına daha da hayati bi önem kazandı. Alevi kimliği ile bir cumhurbaşkanı adayı olmasının zorluğunu gördük. Aleviliğin bir dezavantaj olduğunu gördük. Biz Alevi örgütleri temsilcileri olarak bir kurultayla ikinci bir yüzyılda bu karanlığa karşı mücadele edeceğimizi söyledik. Bizim bir tek talebimiz var. Laik bir ülkede eşit bir yurttaşlıkla yaşamak. Bugün geleciğimiz noktada bütün bu güzelliğe, birlikte yaşama kültürüne karşı bir tek adam rejimi var. Oy ver gitsin derken üstümüze düşen en önemli görev bu faşist düzene karşı mücadele etmek.”

    TÜZEL: BİR DEĞİŞİM KAÇINILMAZ

    Toplantının devamında Siyaset Bilimci Levent Tüzel söz aldı. Tüzel, “Bu seçim antidemokratik koşullarda ilk turunu tamamladı. Bu mücadele bizim için sonlanmış değil. Toplumun büyük bir kısmının bu yönetime ‘artık yeter’ dediği çok açık. Bir değişim isteği kaçınılmaz. Bu mücadele hiç bir zaman bitmeyecek. Biz bitti demeden bitmeyecek. Var gücümüzle halkın iradesini sandıktan çıkarmaktan başka şansımız yok” dedi.

    YAĞMURDERELİ: HALKI SANDIK BAŞINA DAVE EDİYORUZ

    Yazar-Şair Eşber Yağmurdereli ise “Kaybedilmiş bir şey yok. Halkı sandık başına davet ediyoruz. Türkiye tarihinin en ağır şartlarını yaşıyoruz. Yeni bir hikaye yazmamız lazım. Bu yeni hikayenin şartları ortaya çıkmış görünüyor. Artık yeni bir hikayeyle bütün olumsuzlukları aşacağız. Kaybettiklerimizi yeniden kazanacak ve hayal ettiklerimize ulaşacağız. Bunun imkanları elimizde. Savaşacağız ve kazanacağız” şeklinde konuştu.

    Basın toplantısına katılan ve konuşma yapan diğer isimler ise şöyle: Şair Mustafa Koz, CHP geçmiş dönem milletvekili Melda Onur, Tiyatrocu Mehmet Esatoğlu, Bilim İnsanı Ayşe Erzan, Gazeteci İrfan Uçar ve Yazar Erdoğan Aydın.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • DİB’ten İran’daki idamlara tepki: Demokratik protesto suç değildir, cezalandırılamaz-VİDEO

    DİB’ten İran’daki idamlara tepki: Demokratik protesto suç değildir, cezalandırılamaz-VİDEO

    PİRHA-Demokrasi İçin Birlik (DİB), İran’daki idamların durdurulması talebiyle İstanbul Cağaloğlu’ndaki İran Konsolosluğu önünde basın açıklaması yaptı. DİB, “İran yargı makamlarının verdiği ölüm cezalarına ve bugüne kadar iki İran yurttaşının idam edilmiş olmasını insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak görüyoruz. Demokratik protesto suç değildir ve cezalandırılamaz. Cezalar, yasaklar kaldırılmalı, idam cezaları derhal durdurulmalıdır” dedi.

    Demokrasi İçin Birlik’in (DİB) çağrısıyla bir araya gelen Savaşa Karşı Hayat Konferansı Hazırlık Komisyonu, 18 Aralık günü 76 kurumun imzaladığı deklarasyonla İran’daki idamların durdurulmasını istemişti. Türkiye’nin dört bir yanından akademisyenler, sanatçılar, aydınlar, demokratik kurum ve partilerinin başkanları, hukukçular, belediye başkanları ve aktivistler bu çağrıya yanıt verdi.

    DİB, çağrı ve imzaları İran yetkililerine teslim etmek amacıyla İstanbul Cağaloğlu’nda bulunan İran Konsolosluğu önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamaya Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, Emek Partisi (EMEP) GYK üyesi Levent Tüzel, Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP) Sözcüler Kurulu Üyesi Perihan Koca  ile Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS) Genel Başkanı Gökhan Durmuş da katıldı. Polis, konsolosluğun önünde açıklama yapılmasına izin vermezken, açıklama konsolosluğun karşısındaki sokakta yapıldı.

    “SAVAŞ OPERASYONLARI SON BULSUN”

    İran’daki idamların son bulmasını isteyen EMEP GYK üyesi Levent Tüzel, şunları söyledi:

    “Üç buçuk ayı geride bırakan İran halklarının Hamaney rejimine, onun halklara dayattığı yoksulluk, yolsuzluk, baskı ve yasaklara karşı bir isyanı, ayaklanması söz konusu. Kıvılcımı çakan uygun kıyafeti giymediği için ahlak polisi tarafından katledilen Mahsa Amini’nin öldürülmesi oldu. Amini’nin öldürülmesinden sonra İran’daki bütün kadınlar, gençler, aydınlar, emekçiler ayağa kalktılar. “Yeter artık” dediler. İran İslam Cumhuriyeti bayrağı altında diktatörlük ve otoriter bir rejim yürütenlere karşı İran’ın her yerinde ayağa kalktılar. İran İslam rejiminin ulusal güvenlik söylemiyle uyguladığı yoksulluk ve yolsuzluğun son bulması için yürütülen direnişe dönük açık polis rejimi uygulamalarını kınıyoruz. Yaşam hakkı her şeyin üzerindedir. İnsan hakları idam cezasını kabul etmiyor. İran’daki idamlar durdurulsun. Tüm dünyada ve ülkemizde savaş siyaseti, savaş operasyonları, insan hakları ihlalleri, işkenceler, idam uygulamaları son bulsun.”

    “İDAMLARI DURDURUN”

    DİB adına basın açıklamasını ise Ayşenur Devecioğlu okudu. Açıklamada, “İran İslam Cumhuriyeti yetkililerine çağrımızdır. İdamları durdurun! Mahsa Amani’nin öldürülmesi sonrası İran halkına, kadınlara, demokratik protesto gösterilerine katılanlara rejim güçleri tarafından uygulanan şiddet kabul edilemez. İran yargı makamlarının verdiği ölüm cezalarına ve bugüne kadar iki İran yurttaşlarının idam edilmiş olmasını insanlığa karşı işlenmiş bir suç olarak görüyoruz. Demokratik protesto suç değildir ve cezalandırılamaz. Cezalar, yasaklar kaldırılmalı, idam cezaları derhal durdurulmalıdır” ifadelerine yer verildi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Edremit Pir Sultan Abdal 10. Kültür Etkinlikleri’ başladı-VİDEO

    ‘Edremit Pir Sultan Abdal 10. Kültür Etkinlikleri’ başladı-VİDEO

    PİRHA-“Edremit Pir Sultan Abdal 10. Kültür Etkinlikleri” başladı. Etkinliklerin ilk gününde konuşan HDP Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın cemevi ziyaretini eleştirerek, “Sen Madımak katilinden tarafsın. Tarafın belli. Cemevinde ne işin var o zaman? Alevi toplumu ve Aleviler sizin köleniz değildir. Haddinizi bilin” diye konuştu.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Edremit Şubesi tarafından yapılan “Edremit Pir Sultan Abdal 10. Kültür Etkinlikleri” Balıkesir’in Edremit ilçesinde başladı. Birsen Temir Saraç’ın sunuculuğunu yaptığı festivalin açılış konuşmasını PSAKD Edremit Şubesi Başkanı Hüseyin Simliova yaptı. Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül de festivale katıldı. Festivalin ilk gününde CHP eski Milletvekili Mehmet Tüm‘ün moderatörlüğünde Emek Partisi (EMEP) GYK Üyesi Levent Tüzel ile Yazar Necdet Saraç konuşma yaptı.

    “ALEVİ KURUMLARI PİR SULTAN’IN DURUŞUNU REHBER EDİNMELİ”

    Alevi kurumlarına çağrı da bulunan PSAKD Edremit Şubesi Başkanı Hüseyin Simliova şunları söyledi:

    “Tüm Alevi kurumları Pir Sultan’ın onurlu duruşunu rehber edinmek, saygınlığını korumak ve vazifelerini eksiksiz yerine getirmekle mükelleftir. Kurum başkanlığı lütuf makamı değil, hizmet makamıdır. Siyasete asla koltuk değnekliği yapamazlar. Hiçbir siyasi parti, örgüt, hareket ve ideolojik yapılanmaya bağlı olamazlar. Ancak hukukun evrensel ilkelerini, temel hak ve özgürlükleri, tam, demokratik ve laik Türkiye mücadelesini ise her koşulda savunacaklarını da herkesin bilmesini isterim. Bize ve bazı toplumlara reva görünen zulüm tarihinin hesabı için fitnenin değil hoşgörünün, cepheleşmenin değil dayanışmanın, ötekileşmenin değil birleşmenin hakimi için yılmadan mücadele edeceğimizden de kimsenin asla kuşkusu olmasın.”

    “SEN MADIMAK KATİLİNDEN TARAFSIN, CEMEVİNDE NE İŞİN VAR?”

    AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Hüseyin Gazi Cemevi’ni ziyaretine değinen Kemal Bülbül ise ziyarete tepki gösterdi. Bülbül, şöyle konuştu:

    “Bizim cemevimize, hanemize, derneğimize bizi kabul ederek, inancımızı, kültürümüzü, tarihimizi benimseyerek ve saygı duyarak gelen herkesin başımızın üzerinde yeri var. Lakin bir şart var. Eşitlerden biri olacak. Egemen olmayacak. Zulüm etmemiş olacak. Hak yememiş, kötülük yapmamış olacak. Zam, zulüm, işkence, işsizlik, pahalılık sebebi olmayacak; Roboski Anneleri, Cumartesi Anneleri, Ali İsmail Korkmaz’ın, Berkin Elvan’ın annesi ondan razı olacak ki o zaman gelebilir. Sen Madımak katilinden tarafsın. Tarafın belli. Cemevinde ne işin var o zaman? Cemevine gelin ulularımızın sözlerini, fotoğraflarını oradan indireceksiniz; kendinize göre bir mizansen yapacaksınız, buna da cemevi ziyareti diyeceksiniz. Bu efendi, köle ilişkisidir. Alevi toplumu ve Aleviler sizin köleniz değildir. Haddinizi bilin.”

    “KÜRT VE ALEVİ MESELESİNİ ÇÖZMEDEN DEMOKRATİKLEŞMEK MÜMKÜN DEĞİL”

    “İktidar, Muhalefet ve Demokrasi” başlıklı bir konuşma yapan Levent Tüzel, “Bunların bu ülkeye verebileceği hiçbir şey yok. Hepsi iktidar oldular. Cumhuriyet rejimlerinde görev aldılar. Bizim gerçekten demokratik bir halk egemenliğine ihtiyacımız var. Bunu kuracak güçler de buradadır. Tabanda bir araya gelmektir. Birlikteliği her yerde örgütlü bir güce dönüştürmekten geçmektedir” dedi.

    Necdet Saraç ise “Alevilik, Kimlik ve Demokrasi” başlıklı konuşmasında “Sen Kürt meselesinde net tavır koymazsan, Türkiye’nin sorunlarını çözemezsin. Türkiye’de Kürt meselesini çözmeden demokratikleşmek mümkün değil. Türkiye’de Alevi meselesini çözmeden inanç özgürlüğünü sağlamak mümkün değil. Bunlar ülkenin temel sorunları. Bu noktada daha kararlı olacaksın. 1930’larda Avrupa faşizme doğru giderken eğer bu topraklarda Balkan Paktı, Sadabad Paktı kurulabiliyorsa, bugün bizim politikamız Ortadoğu’da, Suriye’de, Irak’ta yeni savaş arama değildir. Oralarda barış ve işbirliği teşkilatları kurmaktır. Bunu söyleyenler kazanır” ifadelerini kullandı.

    Konuşmaların ardından sanatçı Hasan Ali sahneye çıkarken, konserin ardından ilk gün etkinlikleri sona erdi. Festival ikinci gününde devam edecek.

    PİRHA / BALIKESİR

  • Uğur Kurt, öldürülüşünün 8. yılında anıldı-VİDEO

    Uğur Kurt, öldürülüşünün 8. yılında anıldı-VİDEO

    PİRHA-Cenaze için bulunduğu Okmeydanı Cemevi’nde polisin açtığı ateş sonucu hayatını kaybeden Uğur Kurt, katledilişinin 8. yılında anıldı. Anmada konuşan Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin, “Burada cenaze olduğunu bildikleri halde güvenlik güçleri üzerimize kurşun yağdırdı. Uğur Kurt’u bilerek vurdular. Vurduktan sonra da müdahale etmemize müsaade etmediler. Bu sefer de bizi gaza boğdular” dedi.

    İstanbul Okmeydanı’nda 22 Mayıs 2014’te bir cenaze için bulunduğu cemevinin bahçesindeyken üzerine açılan ateş sonucu başından vurularak hayatını kaybeden Uğur Kurt, katledilişinin 8. yılında anıldı. Okmeydanı Cemevi’ndeki anma programına Kurt ailesinin yanı sıra, Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) İnanç Masası’ndan Vedat Kara, Emek Partisi (EMEP) GYK Üyesi Levent Tüzel de katıldı.

    Baba Mansur Ocağı’ndan Eren Yıldırım’ın gülbengiyle başlayan anmada ilk olarak Hacı Bektaş Veli Vakfı Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Okmeydanı Cemevi Başkanı Zeynel Şahin konuştu. Uğur Kurt’un vurulduğu güne ilişkin hatırlatmada bulunan Şahin, “Burada cenaze olduğunu bildikleri halde güvenlik güçleri üzerimize kurşun yağdırdı. Uğur Kurt’u bilerek vurdular. Vurduktan sonra da müdahale etmemize müsaade etmediler. Bu sefer de bizi gaza boğdular” dedi.

    “CEMEVLERİMİZE GAZ BOMBALARIYLA, KURŞUNLARLA GİRİP, CANLARIMIZI KATLEDEBİLİYORLAR”

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu ise Türkiye’de Türk ve Sünni olmak üzere bir makbul vatandaş tanımı olduğunu söylerken, “Onun dışında kalan herkes ve her şey katliama da, acıya da maruz kalabilir. Bu onlar için hak görülüyor. “Camiye ayakkabıyla girdiler” diye kıyameti koparanlar, cemevlerimize gaz bombalarıyla, kurşunlarla girip, buradaki canlarımızı katledebiliyorlar. Yaşadığımız ülke böyle bir ülke” diye konuştu.

    ADFE Genel Başkanı Celal Fırat da Uğur Kurt’u vuran polise verilen 12 bin 100 TL’lik cezaya tepki gösterirken, “Hem bir insanı katledeceksin hem de parayla onu salıvereceksin. Böyle bir zulmü bu ülkede yaşıyoruz. Aleviler olarak inancımız ve kimliğimizden dolayı hep katliama maruz kaldık” dedi. İBB İnanç Masası’ndan Vedat Kara da yaşanan katliamları unutmadıklarını kaydetti.

    “DEVLETİN GELENEĞİNDE POLİS TERÖRÜ HEP VAR”

    EMEP GYK Üyesi Levent Tüzel ise, “Cenaze için burada bulunan insanların üzerine açık şekilde ateş açıldı. Devletin anlayışı ve geleneği devam ediyor. Bu devletin geleneğinde polis terörü, polis şiddeti hep var” diye konuştu.

    Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz de “Bu ülkede hiçbir insan bir ibadethane içinde öldürülmedi. Yalnız Uğur Kurt’ta bu gerçekleşti. Bir ibadethanede inancından dolayı katledilen bir canımız var. Ayrıca bu hukuk sistemi 12 bin 100 lira ile katil polisin aklanmasına sebep oldu” ifadelerini kullandı.

    Baba Mansur Ocağı’ndan Eren Yıldırım Dede ise şöyle konuştu:

    “Devlet şu aklımı ortaya çıkartıyor: Gidip cemevinde bir Alevi’yi öldürün. 12 bin liranız varsa dışarıda paşa paşa gezersiniz. Böylece insanların önünü mü açıyor? Açıyor zaten. Bu katliamı gerçekleştirenlere binlerce kez lanet olsun.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • ‘Alevilerin, AKP’ye yöneleceğini beklemek siyasi saflıktır’-VİDEO

    ‘Alevilerin, AKP’ye yöneleceğini beklemek siyasi saflıktır’-VİDEO

    PİRHA-İktidarın yeni ‘Alevi açılımına’ yönelik tepkisini Alibeyköy Cemevi’nde bir araya gelerek gösteren Aleviler, “Cemevleri ibadethanemizdir” hatırlatmasında bulundu. Aleviler; AKP’ye yaklaşılacağı beklentisini ise siyasi saflık olarak değerlendirdi. 

    AKP yıllar önce sonuçsuz olarak rafa kaldırdığı ‘Alevi açılımını’ yeniden masaya getirdi. İçişleri Bakanlığı yetkililerinin AKP’li Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla Türkiye genelindeki birçok cemevini ziyaret ederek, fiziki ve maddi eksikliklerin tespiti ve karşılanması noktasında başlayan çalışmalar daha sonra genişleyerek sürdü. Beraberinde birçok tartışmayı da getiren bu faaliyetler, cemevlerinin “kültür merkezi” olarak tanımlanması, dedelere maaş bağlanması, cemevinin su ve elektrik giderlerinin karşılanması ve Diyanet benzeri “Alevi cemaati Başkanlığı” kurulması gibi başlıklar etrafında kamuoyuna yansıdı.

    Aleviler; AKP ve Cumhur İttifakı’nın içinde bulunduğu krizden kurtulmak amacıyla bu adımları attığını ifade ederken; sorunların çözümü noktasında iktidarı samimi bulmadıklarını bir kez daha dile getirdiler. Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) öncülüğünde 13 Kasım Cumartesi günü İstanbul’daki Alibeyköy Cemevinde bir araya gelen Aleviler, cemevlerinin ibadethaneleri olduğunu hatırlatarak, yeni açılımlardan kaynaklı AKP’ye yaklaşılacağı beklentisini ise “siyasi saflık” olarak değerlendirdiler.

    “DEVLET, KATLEDEREK ALEVİLİĞİ YOK EDEMEYECEĞİNİ ANLADI”

    Pir Sultan Abdal Kültür Dernekleri (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan, AKP’nin yeni “Alevi açılımını”değerlendirdi. “Devlet; katlederek Aleviliği yok edemeyeceğini anladı” diyen Kaplan, iktidarın ekonomik ve siyasi olarak zorda olduğunu söyledi.

    Kaplan şöyle konuştu:

    “Cemevlerini gezerken de düşündüler ki; örgütleri, genel merkezlerinden maddi olarak ayıralım. Ancak böyle yaparak, çökertebileceklerini düşünerek, yola çıktılar. İktidar, iktidara gelirken Kürtlerin ayağına yapışarak yukarıya doğru tırmandı. İnerken de bizim ayağımıza yapışıp, tutunmak istiyor. Ama Alevi toplumu serçe parmağını bile vermez. Her ne kadar Alevilere şirin gözükse de ortada bir zihniyet farklılığı var.

    Bu zihniyet iktidarda kalmak için Osmanlı da babasını, çocuğunu boğduran bir zihniyettir. İktidar şu an ekonomik ve siyasi olarak çok zor durumda. Alevilere tutunmak istiyorlar. Cemevlerimizin önüne başka sıfatlar koyarak hiç adlandırmaya gerek yok. Alevilerin ibadethaneleri tüm dünyada cemevleridir. İktidar daha hamle yapmadan bunu dile getirmek için buradayız.”

    “DİYANET’İN MEŞRULUĞUNU HİÇBİR ZAMAN KABUL ETMEDİK”

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen de AKP’nin daha önceki Alevi açılımlarına değindi. Açılımların sonuçsuz kaldığını belirten Özen, “Bugün de yapılmak istenen Alevi açılımı adı altında Alevileri bölüp, parçalayıp; kendi Alevisini yaratmak. Kurulduğu günden bugüne Diyanet’in meşruluğunu kabul etmedik. Diyanet bir asimilasyon ve inkar kurumudur. Diyanet’in çatısı altında kurulacak “Alevi cemaatler başkanlığı”nı ret ediyoruz.

    Biz özgün bir inancız. Yolumuz, ritüellerimiz var. Bizde rızalık esastır. Dedeler veya başka kişiler maaş alacaksa devletin memurları sayılırlar. O zaman rızalık almaya da gerek yok. Aleviliğin bitişi demektir. Diyanet başta Aleviler olmak üzere tüm inançlar ve inançsızlar üzerinde bir tahakküm aracı olarak olmaktan çıkarılmalıdır. Sünni vatandaşlarımıza devredilmelidir. Her inanç da kendisini finanse etmelidir. İnancını özgürce yaşayabilmelidir” dedi.

    “ALEVİLER, GERÇEK LAİKLİK MÜCADELESİNDE SESİNİ EN ÇOK YÜKSELTEN KESİM”

    Emek Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel ise Türkiye’deki inanç ayrımcılığının sürdüğünü dile getirerek; şunları söyledi:

    “İktidarın hala bu kadar eylem ve istekten sonra Alevi inancının birleştiği bir yer olarak cemevini tanımayışı, onun yerine yıllardır sözler vererek, oyalayışı ve Türk-İslam anlayışını dayatması karşısında Aleviler bir araya gelerek tutumunu gösteriyor. 2021 Türkiye’sinde hala inanç ayrımcılığı var. Özellikle Aleviler’in, Osmanlı’dan günümüze kadar tanınmama ve katliamlarla bastırılmaya çalışılması hala devam ediyor. Bunun karşısında demokrasi, eşitlik, özgürlük ve gerçek laik bir toplum olabilme mücadelesinde en çok sesini yükselten kesimdir Aleviler.”

    “CEMEVLERİYLE İLGİLİ SÖYLENECEKLERİ ALEVİLER SÖYLER”

    İstanbul PSAKD Ataşehir Şubesi ve Cemevi Başkanı Gülsev Kaya da “Her toplum kendisiyle ilgili sözü kendisi söyleyecek. Cemevlerinin statüsü ile ilgili söylenecek bir söz varsa onu Aleviler söylemeli. Farklılıklarımızla bir arada olduğumuzu göstereceğiz. Aleviler üzerinden siyaset yapılmasına karşı çıkmak gerek. Aleviler kendi siyasetini yapmalı ve bu siyaseti de bizler hak için mücadele yürütmek olarak görüyoruz” ifadelerini kullandı.

    “KANUNA DAYANARAK ALEVİ KÖYLERİNE CAMİ YAPMAYA KALKIYORLAR”

    Av. Zeynel Öztürk ise Türkiye’deki birçok kanunda yer alan “cami” ifadelerine dikkat çekti. Alevi köylerine cami yapılmasına dayanak olarak da yasalarda yer alan bu ifadelere dayanıldığını savunan Öztürk; şöyle konuştu:

    “Sorun şuradan kaynaklanıyor. Birçok kanunda olduğu üzere mesela Köy Kanunu’nda, bir yerin köy olabilmesi için “cami, mezra, okul vb.” olması gerektiği yazılı. Bunun üzerine gidip, Alevi köylerine cami yapmaya kalkıyorlar. Bir köyün köy olabilmesi için kanundaki ifade “ibadethane” olarak yazılmalı. Türkiye’de sadece camiye giderek, ibadetlerini yapan insanlar yaşamıyor. Kanuna “ibadethaneler” kelimesini koyacaksın; parantez içinde cami, cemevi, sinagog, havra, kilise, mescit vs. yazacaksın.”

    “HİÇBİR İNANÇ KENDİSİNİ DEVLET KARŞISINDA TANIMLAMAK ZORUNDA DEĞİL”

    “Alevilerin inanç merkezleri cemevleri ve dergahlardır” diyen Öztürk, bu konuda ancak Alevilerin karar verebileceğini belirterek; şunları söyledi:

    “Herhangi bir inanç içerisinde olmayan o inanç ile ilgili karar veremez. Hiçbir inanç kendisini devlet karşısında tanımlamak zorunda değil. Devletin bir görevi vardır. Ben başka bir şeye tapabilirim. Mesela cemevinin binasına da tapabilirim. Devletin görevi benim bu tapma özgürlüğümü sağlayacak ve benim ibadetimi yapacak yeri sağlayacak. Onun dışında hiçbir şeye karışamaz. Laik toplumlarda devletin dini olmaz. Cemevlerini ziyaret eden iktidar temsilcileri, cemevlerinin ne eksiği olduğunu soruyor. Biz o ihtiyaçları karşılarız. Duvarını da, çatısını da, boyasını da yaparız. Bizim inanç özgürlüğüne ihtiyacımız var.”

    “ALEVİLİK, ÖZGÜN VE BAĞIMSIZ BİR İNANÇTIR”

    Ağuçan Ocağı’ndan İbrahim Erdoğan, “Alevilerin isteklerinden neden korkuyorlar?” diye sorarken; “Devlet, inançların arasından çıkmalı. Bütün inançlar özgür olsun. Anayasada güvence altına alınsın. Alevilik, özgün ve bağımsız bir inançtır” diye konuştu.

    “SEÇİM DÖNEMİ VERİLEN SÖZLER VAR”

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Eyüpsultan İlçe Başkanı Doğan Sarıtaş ise “Yıllardır Alevi yurttaşlarımıza uygulanan bir adaletsizlik var. Bunun karşısında da bir mücadele var. Bu mücadelede Alevilerin yanında olmamız gerekiyor. Her seçim döneminde Alevilere verilen sözler var. Seçim sonrası ise bütün bunlar unutuluyor” dedi.

    “DEVLET, CEMEVLERİNE GÜVENLİK KONSEPTİ ÇERÇEVESİNDEN BAKIYOR”

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu,ise, Türkiye’deki makbul vatandaş tanımına değinirken, “Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşundan bugüne Alevilere ve Aleviliğe yönelik bir yok sayma var. Bu devletin genetik kodları ve makbul vatandaş tanımı Türk ve Sünni Müslümanlık üzerine kurulu. Bunun dışındaki kimlik ve inançları yok sayan bir yaklaşım var. Bu yaklaşım anayasa ve tüm yasalara da dahil olmuş durumdadır” ifadelerini kullandı.

    “Cemevleri meselesi devlet tarafından güvenlik konsepti çerçevesinden bakılan bir durum” diyen Kenanoğlu, meseleye yalnızca inançsal olarak yaklaşılmadığını belirtti. Kenanoğlu, cemevlerini ibadethane olarak kabul edilmesinin ayrı bir dinin ve yeni bir azınlık toplumunun oluşması olarak da görüldüğünü söyleyerek şöyle devam etti:

    “Devletin bekası açısından tehlikeli bir durum olarak görüyorlar. Bu sadece AKP ile de sınırlı bir durum değil. Öncesinde de böyleydi. Örneğin 28 Şubat sürecinde de o dönemin askerlerinin “Cemevleri kültürel olarak çok iyi ama asla ibadethane olarak kabul edemeyiz” şeklinde beyanları var. Bu devlet refleksi haline dönüşmüş durumda.

    “ALEVİLERİN AKP’YE YÖNELECEĞİNİ BEKLEMEK SİYASİ SAFLIK”

    Bir Alevi hakikati var. Bunun dışında oluşacak bir karar ve uygulama Alevi toplumu tarafından hiçbir şekilde kabul görmeyecektir. Alevilerin kendi hakikatini kabul etmeyen ve Alevilere dayatma bir tanım getiren anlayış var. Bu anlayıştan sağlıklı ve Alevilerin hayrına bir sonuç çıkmaz. Seçimlere doğru gidiyoruz ve hükümet zor durumda. Bu nedenle her topluma yönelik bir hamle başlatıyorlar. Kültür merkezleri statüsü yeni sorunlar çıkarır. AKP’nin bugüne kadar Alevi açılımlarından olumlu veya olumsuz hiçbir sonuç çıkmadı. Algı yaratıyorlar. Alevilerin etkileneceğini ve AKP’ye yöneleceğini beklemek siyasi saflıktır.”

    “CEMEVLERİNİ TARTIŞMAYA KİMSENİN HAKKI YOK”

    İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkan Danışmanı Murat Kantekin ise “Bir inanç topluluğu “Burası bizim ibadethanemizdir” diyorsa orası onun inanç merkezidir. Bir başkasının bir yer tarif etmesi ve tanımlaması olamaz. Aleviler için cemevleri ibadethanedir. Kimsenin bunu tartışmaya hakkı yoktur” dedi.

    Berfin YILDIZ – Barış KOP / İSTANBUL

  • Dersim’de ‘barış’ paneli: Kürt sorunu çözülmeden barış sağlanmaz-VİDEO

    Dersim’de ‘barış’ paneli: Kürt sorunu çözülmeden barış sağlanmaz-VİDEO

    PİRHA- 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla düzenlediği panelde konuşan HDP Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş, panzer çarpması sonucu yaşamını yitiren çocukları hatırlatarak, “Kürt sorunu çözülmeden barış sağlanmaz” dedi.

    Emek ve Demokrasi Güçleri tarafından organize edilen ve 1 Eylül Dünya Barış Günü etkinlikleri kapsamında “ Güncel Gelişmeler Işığında Barış ve Demokrasi Mücadelesi” konulu panel Sanat Sokağı’nda gerçekleştirildi.

    Moderatörlüğünü Dersim Barosu’nadan avukat Çağla Yolaşan’ın yaptığı panelde Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş ile EMEP Genel Yönetim Kurulu Üyesi Levent Tüzel katıldı.

    Kürtçe, Türkçe, “ Savaşa, Şovenizme ve sömürüye karşı barışı inşa edelim” yazılı pankartın asıldığı panele çok sayıda kişi katıldı.

    “BARIŞ GÜNÜ ETKİNLİKLERİNE HUKULSUZ ŞEKİLDE İZİN VERİLMEDİ”

    Burada ilk olarak konuşan HDP Grup Başkan Vekili Meral Danış Beştaş, ülkede onurlu bir barışın tesis edilmesi gerektiğini vurgularken, İstanbul ve Diyarbakır’da gerçekleştirilmek istenen dünya barış günü etkinliklerinin hukuksuz bir şekilde izin verilmediğini hatırlattı. Beştaş, “Türkiye’de su gibi barışa ihtiyacımız var. Çünkü ülkede kan akmaya devam ediyor. Dün gece 7 yaşında bir çocuk sokakta bisikletiyle giderken bir zırhlı araç tarafından katledildi. ‘Kaza oldu’ denildi. Bu bir kaza mı gerçekten sormak istiyorum. Bu kazada neden hep Kürt çocukları öldürülüyor. Bölgedeki kolluk gücünün ne kadar umursamaz olduğunu  gösteriyor. 6 yılda 123 insan çoğu çocuk öldürüldü. Muhammet ve Furkan kendi evlerinde uyudukları sırada evlerine giren panzer tarafından öldürüldü. Yargılama sonucu 19 bin lira para cezası alındı. Tutuklanmadılar dahi. Bir panzer evin içinde çocukları öldürüyor ve cezasız bırakılıyor. Kürt düşmanlığı politikası yürütülüyor. Bunun faili yalnızca panzeri sürenler değil, ülkeyi kutuplaştıran, ayrıştıranlardır. Tek adam rejimi dediğimiz mesele tam da bu atmosferi sağlıyor” dedi.

    “ÇÖZÜM SÜRECİNİ SAVUNUYORUZ”

    AKP’nin politikalarına işaret eden Beştaş,  gerçekleştirilen cinayetlerin cezasız bırakıldığına dikkat çekti. Beştaş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin  (AİHM) HDP’ye yönelik  kararlarını hatırlatarak, “AİHM’in kararını yok sayamazlar. AİHM ‘HDP’ye yönelik tüm baskılarınız siyasidir’ dedi. Bu kararı kabul etmeyerek Kobane’ye ilişkin bir dava açtılar. Çözüm sürecinde gerçekleştirilen görüşmeler kapatma gerekçesi olarak gösteriliyor. 2012-2015 yılları arasında tüm bölgelerde herkes derin bir nefes alıyordu.  Savaş biterse sosyal bir refah sağlanacak. Daha ileriye gideceğiz diye bir umut vardı. Oyları düşen AKP ise bu süreci önce buz dolabına attı, ardından ise Diyarbakır’a gelerek bu süreçte söylediklerinin arkasında olduklarını söyledi. Konuşmaları gerçekten akıl almıyor. Ellerindeki tüm imkanları kullanarak bizleri siyaset dışı bırakmaya çalışan bir akıl var karşımızda. Biz HDP olarak çözüm sürecini savunuyoruz. Bu ülkedeki her bir yurttaşların haklarını savunuyoruz” ifadelerini kullandı.

    “İKTİDAR İNANCA, SİYASETE YÖNELİK AYRIMCLIK YAPIYOR”

    İktidarın inanca, cinsiyete yönelik ayrımcılık yaptığına dikkat çeken Beştaş, “Alevilere, kadınlara dönük ayrımcılık politikaları sürdürülüyor. Cemevleri hala ibadethane olarak kabul edilmedi. Kadınların haklarını savunan İstanbul Sözleşmesi feshedildi. Bizler tüm halkların haklarını savunuyoruz, savunacağız. Dersim’de ormanlar yanmıyor, yakılmıyor. Bu ülkede gerçek bir barış sağlanmadan, çatışmalar bitmeden demokrasi tesis edilemez. Demokrasiyi sağlamak  herkesin görevi. Kürt sorunu çözülmeden demokrasi, barış sağlanamaz. İnsanlar ana dilinde konuşamıyorsa, kendi inancına göre  ibadet edemiyorsa, kadınların yaşam güvencesinin olmadığı sürece demokrasi, barış gerçekleşemez. Önemli olan birlikte mücadelenin koşulu sağlamak. Bingöl, Dersim ve Bitlis’te orman yangınları yaşanıyor. Ulusal kanallarda haber olmuyor. Muğla, Marmaris ve orman yangınlarının olduğu tüm illere geldik. Ancak acılarda ayrım yapılıyor. Yoksulluk açlık sınırının altında. Doğalgazdan, elektriğe suya her kaleme zam geliyor. AKP ekonomide, sağlıkta ve aslında tüm alanlarda dökülüyor. Maske dağıtamadılar. Bu kadar beceriksiz bir iktidarla karşı karşıyayız. Tüm bu sorunların nedeni savaş. Halka ayrılması gereken bütçe savaşa ayrılıyor görüyoruz” diye belirtti.

    Beştaş, “Türkiye’de halklar bir arada bu mücadeleyi yürütürse gelecek aydınlıktır” sözleriyle konuşmasını sonlandırdı.

    “ORTAK YAŞAM ACIMASIZ POLİTİKALARLA ENGELLENMEK İSTENİYOR”

    Ardından söz alan EMEP Yönetim Kurulu Üyesi Levent Tüzel ise, dünya devletlerinin neden olduğu savaşın devam ettiğine dikkat çekerek şunları belirtti:

    “Ülkemizin içinde bulunduğu coğrafya bir cehennem yaşıyor adeta. Bloklar tarihten bu yana olageldi. Batılı emperyalistler, doğuda gelişen emperyalistlerle blok oluşturdular. Kapışma sürüyor. Son kapışmanın Afganistan olduğunu görüyoruz. Yaşananların bir nedeni de Türkiye’nin her yerde kılıç sağlayarak büyük devlet olma hayali. Sermaye güçlerinin, tekellerin planları var. Ortadoğu halkları bu şekilde kan ağlıyorken, hiç şüphesiz bugün ülkeyi yönetenler sorumluluğunu, hesaplarını göz ardı etmemek gerekiyor. Bizi yönetenler çok büyük büyük laflar ediyorlar. Suriye’de 10 yıla varan mülteci sorunun sorumluları batılı ülkelere efelenip, şantaj  yapıyorlar. Ne yazık ki asker gücüyle büyük devlet olunmuyor. 20 yıllık tek adam rejiminin geldiği son aşama budur. Alkışlanan, selamlanan olmaktan çok eleştiren pozisyondalar. Bunun en çok zararını ülkemizdeki halklar çekiyor. Göçmen ve mülteciler sorunu dünya savaşının doğrudan sonucu. Ülkemizde bu sorun siyaset kurgusu ve malzemesi olarak kullanılıyor. İktidar para hesaplarıyla milyonlarca emeği sömürülen göçmenler üzerinden siyaset sürdürüyor. CHP ve İYİ parti gibi düzen partileri de ‘onları geri göndereceğiz’ demekten öteye gitmiyor maalesef. Bölge halkları için tehdit oluşturan mülteciler değil, barışa, emeğe kast eden, demokrasiden zerre nasibini almamış yöneticiler, sermaye grupları ve bunlara bağlı olan siyasilerdir. Ülkemizde verilen büyük bedeller var. Halkların ortak yaşamı acımasız politikalarla engellenmek isteniyor. Panzer tarafından ezilen Miraç buna bir örnektir.”

    Panel yurttaşların sorularına verilen cevaplar ardından son buldu.

    PİRHA/DERSİM

  • Emek Partisi: Acil ateşkes sağlansın, askerler evine dönsün

    Emek Partisi: Acil ateşkes sağlansın, askerler evine dönsün

    PİRHA – Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel, İdlib üzerinden sürdürülen gerilime tepki gösterdi.

    34 askerin öldürülmesinin üzerinden yükselen İdlib krizi, ‘Bahar Kalkanı’ harekatı ile derinleşiyor. Aynı zamanda Türkiye’nin sınır kapılarını açması ile AB ve Türkiye arasında mülteciler gerginliği de hat safhada. Emek Partisi üst üste yaşanan bu gerilim için “şehit tepeleri yükselmesin, halkların barış masası kurulsun. Acil ateşkes, askerler evine dönsün!” çağrısı yaptı.

    Emek Partisi Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel imzasıyla yayınlanan yazılı açıklama şu şekilde:

    “İdlib’deki saldırıda 34 TSK askerinin ölmesi üzerine iktidar, Suriye topraklarında sürdürdüğü savaşı ‘Bahar Kalkanı’ adını verdiği bir operasyonla resmileştirdi. Batıya gözdağı ve şantaj mahiyetinde sınır kapıları açılarak ülkemizdeki mültecileri sonu, belirsiz bir sefalete sürükledi.

    Muhalefetin isteği ve AKP’nin kararı ile bugün mecliste kapalı oturum yapılacak. Halkın sorduğu ‘Ne işimiz var orada?’ bir kez daha konuşulacak. Ancak halka rağmen sürdürülen ülkenin ve halkların çıkarlarına aykırı politikalar kapalı kapılar ardında konuşulacak. Cumhurbaşkanı, savaş gerekçesini aslı olmayan ‘Ülkeyi teröristlere mi teslim edelim, topraklarımızda gözü olan düşmana mı bırakalım, bu coğrafyada misafir değil ev sahibiyiz’ diyerek fetih emellerini halka dayatmaktadır.

    “SAVAŞA KARŞI ÇIKAN TOPLUMU SUSTURMANIN GÖREVİNİ YERİNE GETİRİYORLAR”

    Halkı ekmeğinden, işinden, özgürlüklerinden eden, geleceğini karartan; her gün yeni ölüm haberleriyle ocaklara ateş düşüren bu siyaset ancak otoriter yönetimin bir parçası olarak sürdürülebilir ve öyle de olmakta. Harekete geçirilen sivil toplum adı altındaki iktidar destekçileri açıklama ve kışkırtıcı saldırganlıkla savaşa karşı çıkan toplumu sindirmenin, susturmanın görevini yerine getiriyorlar.

    MSB ‘Rusya ile savaşmak istemiyoruz’ derken bu politikanın sadece Rusya değil bütün komşu ülke halklarıyla bir düşmanlığı büyüttüğü ortadadır. 5 Mart’ta yapılacak görüşme gerginliği gidermeyi hedeflese de bölgede emperyalistlerin olduğu, Türkiye savaşçı politikada ısrar ettiği sürece savaş sona ermeyecek; ta ki halkların barış mücadelesini yükselten sesi, gücü etkili olana kadar!

    Biliyoruz ki kurulan masalar, kapalı meclis görüşmeleri, ikili pazarlıklar, BM-NATO vb. emperyalist güçlerin kürsüleri Türkiye ve Suriye halklarının, Ortadoğu ülkelerinin barış ihtiyacına yanıt olmayacaktır. Ancak sıcak çatışmaların son bulması, ölümlerin durdurulması, mültecilere insani koşullarının sağlanması acildir, önceliklidir.

    “SAVAŞ SİYASETİ TERK EDİLMELİ”

    Bunun için ateşkes sağlanmalı, TSK askerleri sınırlarımıza geri çekilmelidir. Diplomasi, diyalog yolları açılmalı; savaş siyaseti terk edilmelidir.

    Savaşın son bulmasını isteyen güçler olarak şimdi evine ateş düşmüş ailelerin, sınırlarda sefalete terk edilen mültecilerin, haberleri engellenen gazetecilerin, özgürlüklerini yaşamak isteyen halkların, işi-ekmeği peşindeki işçilerin, koşup oynayacak, okuyacak çocukların sesi ve vicdanı olarak; hep birlikte halkların barış masasını kurmak için harekete geçelim!”

    PİRHA/ANKARA

  • Devrimci Güç Birliği baskı ve yasakları protesto etti-VİDEO

    Devrimci Güç Birliği baskı ve yasakları protesto etti-VİDEO

    PİRHA-Dersim Devrimci Güç Birliği seçim çalışmalarına yönelik baskı ve yasak politikaları protesto etti.
    Dersim Devrimci Güç Birliği, yasaklamalara ve baskılara ilişkin Dersim merkez seçim bürosunda basın açıklaması yaptı. Açıklamaya HDP Milletvekili Kemal Bülbül, Devrimci Güç Birliği Dersim Belediyesi Eşbaşkan adayları Nurşat Yeşil, Hıdır Demir, EMEP MYK Üyesi Levent Tüzel, ESP MYK Üyesi Sıtkı Güngör ile çok sayıda kişi katıldı.

    “HUKUKİ İŞLEMLER YAPILACAK”

    Basın metnini okuyan HDP İl Eş Başkanı Hıdır Çiçek, Dersim’de seçim bürolarının basılıp Partizan pankart ve afişlerinin toplatıldığını belirterek, “Arkadaşlarımızın maruz kaldığı provokasyon, saldırı ve tehditlerin sorumluluğu Dersim Belediyesi’ne Başkan Vekili olarak atanan Kayyım ve onu atayan AKP iktidarındadır. Halkımızın iradesine saldıranlara karşı elbette gerekli hukuki işlemler yapılacak, hak ettikleri cezaları almaları için hukuk mücadelemiz devam edecektir. Dersim Devrimci Güç Birliği korkmayacak ve yılmayacaktır” ifadelerinde bulundu.

    “BASKILAR SÖKMEYECEK”

    Açıklamanın ardından söz alan EMEP MYK Üyesi Levent Tüzel de, 31 Mart yerel seçimlerine baskı altında girildiğine dikkat çekerek, “Seçim sürecinde eşit olmayan hukuk dışı uygulamalarla müdahale etmeye çalışıyorlar. Güç birliğimizin bileşeni Partizan da bu hukuk dışı uygulamalar ile karşı karşıya. Biz bu uygulamayı protesto ediyoruz. Tek adamın kurmak istediği rejim başarılı olamayacak. Halk iradesine sahip çıkacak. Bu baskılar sökmeyecek” dedi.

    “PARTİZAN SİYASİ BİR GELENEKTİR”

    HDP Milletvekili Kemal Bülbül ise, Dersim’de devrimci güçleri ayrıştırmak isteyen bir politikanın yürütüldüğünü belirtti. Bülbül sözlerine şöyle devam etti: “Partizan aynı zamanda siyasi bir gelenektir, İbrahim Kaypakkayalar’ın ortaya koyduğu bir gelenektir. Partizan’a yapılan müdahale İbolar’a, Dersim geleneğine müdahaledir. Partizan demokratik bir kurumdur. Irkçı gerici anlayışa müdahale etmeyen AKP anlayışı bilmelidir ki; biz geleneğimize sahip çıkacağız.”

    PİRHA/DERSİM

  • ‘HDP’nin baraj sorunu AKP’siz bir ülke hayali kuran herkesin sorunudur’-VİDEO

    ‘HDP’nin baraj sorunu AKP’siz bir ülke hayali kuran herkesin sorunudur’-VİDEO

    PİRHA-Alibeyköy Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Eyüp Şubesi’nde Sol ve 24 Haziran seçimleri” başlığıyla panel düzenlendi. Panelde, “Yüzde 10 barajı 12 Eylül rejimi tarafından Kürtler ve sosyalistler için getirildi. Ve HDP’nin baraj sorunu bütün muhalefetin baraj sorunudur. AKP’siz hayal kuran herkesin sorunudur. 24 Haziran akşamı bütün muhalif güçler olarak mutlaka oylarımızın sahip çıkıp sokaklarda demokrasi nöbetleri tutmalıyız” mesajları verildi. 

    İstanbul Alibeyköy Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Eyüp Şubesi’ndeki Bahar Şenliği ikinci gününde etkinlikler ile devam ediyor.

    “Sol ve 24 Haziran seçimleri” başlıklı düzenlenen panelin moderatörlüğünü ÇEDF Genel Başkanı Ali Turan yaptı. Panele CHP Parti Meclis Üyesi Gökçe Gökçen, HDP MYK üyesi Ali Kenanoğlu, EMEP Başkan Yardımcısı Levent Tüzel katıldı.

    EMEP Başkan Yardımcısı Levent Tüzel konuşmasına anneler gününe vurgu yaparak başladı. Tüzel, “Acı çekmeden, ah çekmeden mutlu eşit bir ülkede sağlama sözü veriyoruz. Ayrıca Soma şehitlerini andığımız bir gün. İş cinayetlerinde hayatlarını kaybedenlere bir avuç kömür bir lokma aş için bir ömür tüketmeye zorlayanlara karşı mücadeleden vazgeçmeyeceğimizi söylüyoruz. Geleceğin işçilerin elinde olduğunu hatırlatmak istiyoruz” dedi.

    “16 YILLIK İKTİDARA SON VERME KOŞULLARI OLUŞTU”

    16 yıldır despotizmle, açlık, işsizlikle ile yönetilen ülkenin seçime götürüldüğünü söyleyen Tüzel sözlerini şöyle sürdürdü:

    “EMEP olarak seçimlere girdiğimizde bir ittifak olarak yer aldığımız kurtarıcılardan medet ummak değil kendi geleceğimizi barışı taleplerimizi kazanmak için birlikte mücadele etmenin gerekliliği söyledik. Halkın çok daha acilleşmiş talepleri etrafından, demokrasi kazanmak, birlikte ittifak kurmak içinde olduk.

    Sürdürülemez bir ekonomi olduğu için savaş naraları atarak, seçim yasası da çıkartarak iktidarını yeniden sürdürmek için bu seçim tarihi ilan edildi. Demokrasi güçleri olarak artık yeter diyenler olarak TAMAM diyerek bu oyunu bozacağız. OHAL koşullarında bu iktidardan kurtulmanın güçleştiği ortamda bu hava hızlı şekilde dağılıyor. Halk daha farklı bir şey yapılabileceğini gördü, görüyor. Seçimlerdeki sandık güvensizliği ile hile ile AKP’nin oy kazanma ihtimaline karşı çaresiz olmadığımız ve 16 yıllık iktidara son verme koşulları oluşmuştur.”

    “TÜM MUHALİFLER OYLARINIZA SAHİP ÇIKIN”

    Tüzel, seçimlerde oluşan ittifaklara ve blokların dışına bırakılmasına karşı HDP’nin yanında olacaklarını söyledi.

    Tüzel sözlerine şöyle devam etti:

    “Bizlerin beklentisi demokrasinin kazanıp, HAYIR diyen güçlerin ortak hareket etmesini sağlamaktı. Bu yönde çağrılarımız oldu. Ama düzen güçleri HDP dışında bir millet ittifakı ortaya çıkardılar. Orada HDP problem, ayrıksı alan olarak gösterilip ittifak dışı tutuldu. Bakıyoruz ki cumhurbaşkanı adayları, artık Erdoğan ve onun oluşturduğu bloktan halkın sorunlarını büyüten iktidar seçeneğinden kurtulmak için güç birliği içerisinde. Ortak çalışmayı yürütme, sandıklara sahip çıkma koordinasyonunu sürdürüyorlar. Demokrasi güçleri olarak sosyalist güçlere ülkenin acil bir demokrasi için ortak aday çıkarmak ve seçimlerde ortak çalışma yürütmeye dönük süreci sürdürdük. Seçimlerde EMEP olarak tek adam rejiminin önlenmesi açısından, Kürt sorunun çözümü için mecliste HDP’nin olması gerekiyor, HDP’yi destekleyeceğiz.

    Bu rejimin parti diktatörlüğü olarak devam etmesinin önlenmesinin Erdoğan’a karşı halk desteğinin önemini görüyor ve tek bir oyun bile ziyan edilmemesinin önemli olduğunu düşünüyoruz. 24 Haziran akşamı bütün muhalif güçler olarak mutlaka oylarımıza sahip çıkıp takipçisi olarak sandık başlarında, sokaklarda demokrasi nöbetleri tutmalıyız. Olabilecek müdahaleler karşısında dayanışma içerisinde olmak ve seçim güvenliğini sağlamak bugün esas alacağımız şey.”

    “TEK ADAM REJİMİNİ ORTADAN KALDIRACAĞIZ”

    CHP Parti Meclis Üyesi Gökçe Gökçen de Soma Katliamı’nda yaşamını yitirenlerin annelerin ve cumartesi anneleri başta olmak üzere tüm kadınların anneler gününü kutladı.

    11 yaşından beri AKP’nin iktidarda olmadığı bir gün yaşamadığını söyleyen Gökçen şöyle konuştu:

    “80 darbesinden bu yana örgütlü olmak kötü bir şey olarak gösterildi bizlere yıllarca. Rekabetçi sistemde bireyselleştirildik. Sevgiyi yaşayamadık. Ve siyasetten uzaklaştırılmak zorunda kaldık. Kadınlar olarak iş yaşamından uzaklaştırıldık. Zenginliği eşit paylaşamadığımız bir adalet ortaya çıktı. Şimdi ise tek adam rejimi ve faşist bir düzen ile yaşamımızı sürdürmeye devam ediyoruz. Sorunlar da ortaya çıktı. Ekonomi bitti. İşsizlik yükseldi, toplumsal barış sorunu var. Sistem çökmüş durumda. 24 Haziran’a giderken hazırlıksız yakalamaya çalıştılar. Gençler ve kadınlar olarak her şeye rağmen kurduğumuz hayallerle örgütlendik. Oyunun kurallarını değiştirip tek adam rejimini ortak kaldırmak istiyoruz. Barajlara aşma ittifakını dönüştürdük. Temel ilkelerle bir araya geldik. Baraj antidemokratik bir sistem oluşturuyor. HDP’de baraj sorunu olmayacaktır. Hedefimize de ulaşacağız gibi görünüyor.

    Biz tüm adayların eşit koşullarda yarıştığı bir Türkiye hayali kuruyoruz. Artık nefret, öfkeden sıkıldık. Gençler ve kadınlar olarak sıkıldık, bıktık. 25 Haziran’dan itibaren yapacağımız şeylerin de hayalini kurmalıyız. Önce demokrasiyi sonra da solu nasıl iktidar haline getireceğimizi düşünmemiz gerekiyor. Adaletin olduğu mutlu günleri düşünürken gariban, çöplük diyenlere, kadın düşmanlarına cevabımız çok net SIKILDIK, TAMAM.”

    “BARAJ HDP’NİN DEĞİL TÜM MUHALİFLERİN SORUNUDUR”

    HDP MYK üyesi Ali Kenanoğlu da seçimlerden HDP olarak neler hedeflediklerini, stratejisinin neler olduğunu anlattı.

    Kenanoğlu, yüzde 10 barajının 12 Eylül rejimi tarafından Kürtler ve sosyalistler için getirildiğini söyledi. Kenanoğlu, “OHAL koşullarındayız. Bu koşullarda gidiyoruz seçimlere. HDP koruma kalkanının dışında bırakılmıştır bu ittifakın dışına itilerek. İktidar bunu hedefliyordu zaten. Onun derdi Saadet Partisi, Demokrat Parti değildi. Bütün derdi HDP’nin ne olacağı. HDP barajı geçemediğinde cumhurbaşkanlığı ikinci tura giderken baraj altında kalmış HDP seçmeninin, bu kırgınlığı ile nasıl oy verecek. HDP baraj sorunu bütün muhalefetin baraj sorunudur. AKP’siz hayal kuran herkesin sorunudur. Bu HDP’nin sırtına yüklenecek yük değildir. O koruma kalkanının dışında bırakıldığını neler olacağını hesap edebiliyoruz?” diye sordu.

    “MUHALEFET HDP’NİN SEÇMENİNE SAHİP ÇIKMAZ ZORUNDA”

    Blok meselesinde HDP’nin zaten sol sosyalistler ile bir ittifak partisi olduğunu söyleyen Kenanoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

    “HDP solda ezilenlerin yanında bir tavır sergiliyor. Baraj dışına atılmak istenen o kesimleri parlamentoya taşımak istiyoruz. Amacımız çokluğu savunan bir parti olarak halkların kardeşliğini savunanlar olarak meclis kürsüne getirmek hedefindeyiz. Biz Türkiye partisi olarak toplumsal tüm kesimlerin renklerini, hakikatini mecliste temsil ettirme hedefimiz var. Partiler arasında en çok kadın temsiliyetine sahip partiyiz. Aynı özelliğimizi koruyarak yarısını kadın olmak koşuluyla meclise taşımak istiyoruz. Sandık güvenliği konusunda muhalefetten beklentimiz var. Demokrasi, vicdan adına bize bizim seçmenlerimize sahip çıkmak zorundalar. Olmadığımız bölgelerde, standlarımıza sahip çıkmalarını istiyoruz”

    Konuşmaların ardından panel soru cevap ile devam etti. (HABER MERKEZİ)

  • Dersim’de seçim toplantısı: Örgütlenme çalışmalarına şimdiden başlayacağız-VİDEO

    Dersim’de seçim toplantısı: Örgütlenme çalışmalarına şimdiden başlayacağız-VİDEO

    PİRHA – HDP ve EMEP Dersim İl Örgütleri, HDP Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş, EMEP Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel ve Demokrasi için Birlik Aktivisti Nesteren Davutoğlu’nun katılımıyla “Seçim süreci ve Türkiye’de demokrasi mücadelesi” konulu toplantı düzenledi.

    Parti, kurum temsilcilerinin ve çok sayıda yurttaşın katıldığı “Seçim süreci ve Türkiye’de demokrasi mücadelesi” adlı toplantıda birlik mesajları verildi.

    “OHAL; HAK VE ÖZGÜRLÜKLERİN ASKIYA ALINDIĞI REJİM”

    Toplantıda konuşan EMEP Genel Başkan Yardımcısı Levent Tüzel, mahalli, yerel güçlü örgütlenme çalışmalarına şimdiden başlayacaklarını belirtti.

    Tüzel, 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden sonra ilan edilen OHAL ile görüşlerini şöyle aktardı:

    “OHAL adı üstünde; bütün hak ve özgürlüklerin askıya alındığı bir rejim. Sopa olarak kullanılan OHAL, herkesi susturmaya, biat etmeye, herhangi bir demokratik girişim içerisinde bulunmayı engellemeye dönük, birçok örgütlü yapılar, sendikal haklar dağıtılmış durumda. Emekçiler işinden oldular, cezaevlerinde hukuk bir tarafa bırakılarak, Anayasal haklar bir tarafa bırakılarak kara düzen devam ediyor.”

    “Böylesi bir atmosfere toplumun alıştırılıyor olması yaşam dair her meselede AKP Genel Başkanı, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ağzına bakılıyor” diye konuşan Tüzel, şunları kaydetti:

    “Savaş vaadiyle, askeri operasyonlarla, ülke içerisinde hukusuzluklarla bu şekilde yoluna devam edeceğini söylüyor. AKP ve Erdoğan siyasetinden bundan farklı bir şekilde harekete edeceği bir durum yok. OHAL nimetlerinden yararlanmak, darbeci, Fetö sıfatlarıyla bütün muhalif güçleri sindirme, bütün ülkeyi seferberlik haline sokarak ya devletten yanasınız ya terör safındasınız ayrıştırmasını yaparak bu tarz siyaseti sürdürmeye devam edecek. Buradan besleniyor.”

    “DEMOKRATİK ANAYASA VE BİRLİKTE YAŞAMIN HUKUKUNU KORUMAK”

    HDP Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş, şuanda ekonomi tepetaklak gidiyor. Yoksulluk, işsizlik, iş cinayetleri, kadın cinateyleri, çürüme ve çürütme politikası var.

    Milliyetçilik şahlandırılıyor. 2019’da başkan olmak için milliyetçi tabandan oy almalı. Herkes milliyetçilik üzerinden faşizm sapağına saplamaya çalışıyorlar. Biz HDP olarak dedik ki; bu Türkiye hepimize yeter. Bütün etnik kimlik ve inançlarla hep birlikte yaşayabilir.

    Kürtler anadilde eğitim hakkı alsa Türkler ne kaybedecek? Alevilerin ibadetlerini yerine getirebilmesi için cemevleri açılsa? Kadınlar neden her gün şiddet görsün, ölsün? Bunun yolu demokratik bir anayasa ve birlikte yaşamın hukukunu korumaktır.

    Demokrasi için Birlik Aktivisti Nesteren Davutoğlu ise Demokrasi İçin Birlik Platformu’nun kuruluşunu ve amacını anlatarak Dersim’de kurulmasını istediğini ve bütün partilerin birleşerek seçimde birlik olmasını savunduğunu dile getirdi.

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM

     

  • OHAL’siz, demokratik, temiz bir seçim istendi-VİDEO

    OHAL’siz, demokratik, temiz bir seçim istendi-VİDEO

    PİRHA-Demokrasi İçin Birlik, Diyalog Grubu, Hak ve Adalet Platformu, Önce Demokrasi ve Yurttaş Girişimi “OHAL’siz, demokratik, temiz bir seçim” isteklerini düzenledikleri basın toplantısıyla duyurdu.

    İstanbul’da Makine Mühendisleri Odası’nda düzenlenen toplantıya Nesrin Nas, Levent Tüzel, Nurten Eruğrul, Binnaz Toprak, Oya Baydar, Gençay Gürsoy, Ayşenur Arslan, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı’nın da aralarında olduğu isimler katıldı.

    Kurumlar adına ortak açıklamayı okuyan Oya Baydar, sivil toplumun talebinin siyasi partilerin seçim ittifakına ilişkin düzenlemeyi içeren kanun teklifi yerine demokratik güç birliği olduğunu vurguladı.

    ORTAK TALEP DEMOKRATİK GÜÇ BİRLİĞİ

    Baydar’ın beş örgüt adına okuduğu açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    Erdoğan AKP’si ve beka sorunu yaşayan MHP, her sağduyulu vatandaşın ve seçmenin adalet duygularını rencide edecek olağanüstü seçim düzenlemeleriyle yazı da gelse, tura da gelse, hatta dikine de gelse seçim meşruiyetini ve güvenliğini hiçe sayarak ne pahasına olursa olsun kazanmayı garantilemek istiyor. Diğer partiler için yüzde 10 barajı korunurken AKP’yle ittifak yapan, aslında iltihak eden partiler baraj engelinden kurtarılarak ittifakın milletvekili sayısı artırılıyor.

    Bu düzenleme ile:

    •  Seçmen kayıtlarının “kaydırılması” ile seçmenin denetimi büyük ölçüde ortadan kalkacak.

    •  İktidarın atadığı valilerin isteği doğrultusunda seçmen bölgelerinin ve sandıklarının taşınmasını mümkün kılıyor.

    •  Kaymakamların listelediği memurların sandık kurulu başkanı olarak atanmasıyla, siyasi partilerin seçim denetimi yok ediliyor.

    •  “Seçmenin ihbarı” ile, seçim sandıklarına kolluk kuvvetleri baskısı ve müdahalesinin önü açılıyor.

    • Mühürsüz zarflar geçerli sayılarak şaibe yasalaştırılıyor.

    •  Oy pusulalarında ittifak için sütun düzenlemesi yapılarak geçersiz olabilecek oyların geçerliliği sağlanıyor.

    Siyasi partilerin demokratik bir yönetim biçimi oluşturmasının aracı olan seçimler, böylelikle adil bir şekilde yarıştığı sivil bir alan olmaktan çıkartılıyor, tek adam rejiminin kurgulandığı bir senaryoya dönüştürülüyor. Ülkemizin geleceği ve demokrasinin tesisi için bu oyunu bozmak, hak iradesinin eşit koşullarda özgürce tecellisi için çaba harcamak hepimizin ortak sorumluluğudur,

    Otokrasiye ve diktatörlüğe karşı demokratik parlamenter sistemi ve özgür seçimleri savunan bütün partiler, bütün kesimler, hareketler ve kişiler demokrasi paydasında vakit geçirmeksizin birleşemezlerse; kendi bağımsız kimliklerini ve programlarını saklı tutarak, demokrasiyi savunmak için özveri ve cesaretle güç birliğine gidemezlerse ülkemizin üstüne çökmekte olan karabasanın sorumluluğuna ortak olmaktan kurtulamayacaklardır.

    SEÇİM GÜVENLİĞİ VE OHAL’SİZ SEÇİM

    Yurttaş Girişimi adına konuşan Nesrin Nas, seçim güvenliği ittifakı ve tüm siyasi partilerin ortak siyasi ahlak sözleşmesi imzalanmasının önemine değindi. Nas “Haziran ve 16 Nisan, muhalefetin ittifak kurmadan birlikte davranabildiği örneklerden. İktidar, muhalefeti bir araya gelemez hale getirmeye çalışıyor. Bunu bozacak olan muhalefettir” dedi.

    Nas’ın ardından söz alan Hak ve Adalet Platformu’ndan Nurten Ertuğrul, ilkeler sözleşmesi etrafında herkesin işbirliği yapması gerektiğini belirtti.

    Diyalog Grubu adına söz alan Binnaz Toprak ise OHAL’siz seçim, ittifak yasasının geri çekilmesi, seçimlere özgür ortamda gidilmesi ve sandığa giren ve çıkan sonuçların uyumlu olması taleplerini dile getirdi.

    Demokrasi İçin Birlik adına söz alan Abdullah Levent Tüzel de güvenli bir seçim için ses yükseltmek gerektiğini söyleyerek, muhalefet için barajsız seçim isteğini yineledi.

    “MUHALEFET PARTİLERİ BİR KEZ DAHA DÜŞÜNMELİ”

    CHP Milletvekili Oğuz Kaan Salıcı da seçim güvenliği konusunda tüm siyasi partilerle görüşmeye hazır olduklarını belirtti.

    HDP Milletvekili Mehmet Emin Adıyaman ise seçim ittifakı yasasının geri çekilmesi beklentisinde olmadıklarını belirterek muhalefet partilerinin demokratik ve asgari müştereklerde ne yapılabileceği hakkında bir kez daha düşünmeleri gerektiğini hatırlattı. (HABER MERKEZİ)