PİRHA-İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi, Onur Haftası’na ilişkin basın toplantısı düzenledi. Yapılan açıklamada, “Aşk, yönelim ve kimlik yasaklanamaz. Bu tür yasaklara karşı ses çıkarmak, yalnızca LGBTİ+ların değil, herkesin özgürlüğünü ve haklarını savunmaktır” denildi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, Onur Haftası’na ilişkin dernek binasında basın toplantısı düzenledi. Açıklamayı İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil okudu.
“LGBTİ+ İNTİHARLARI VE CİNAYETLERİ POLİTİKTİR”
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın LGBTİ+’ların varoluşlarına yönelik apaçık saldırdığını ifade eden Nurşat Yeşil, “Hiçbir devlet, hiçbir kimsenin kimliğini, varoluşunu ya da yönelimini yok sayma veya bastırma hakkına sahip değildir. Toplumsal cinsiyet, cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği; tıpkı ırk, dil, din veya etnik köken gibi insan kimliğinin ayrılmaz parçalarıdır. Arkadaşlarımızın katledilmesi ve intihara sürüklenmeleri de bu bilincin en açık kanıtıdır. Bu yüzden LGBTİ+ İntiharları ve cinayetleri politiktir. LGBTİ+lar toplumun bir parçasıdır ve hiçbir idari karar bizleri yok sayamaz. LGBTİ+ hakları, insan haklarının bir parçasıdır. Bu hakları kısıtlayan her uygulama, uluslararası hukuka ve evrensel insanlık değerlerine aykırıdır. Varoluş bir suç değildir, kimlikler susturulamaz. Aşk, yönelim ve kimlik yasaklanamaz. Bu tür yasaklara karşı ses çıkarmak, yalnızca LGBTİ+ların değil, herkesin özgürlüğünü ve haklarını savunmaktır. Onur ayı kutlu olsun” diye konuştu.
PİRHA- Mersin Kadın Platformu, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’ne çağrı yaparak, “Biz esareti reddediyor, yaşamdan ve özgürlükten vazgeçmiyoruz. Kadın, yaşam, özgürlük demek için 8 Mart’ta Kushimato’da buluşuyoruz” dedi.
Mersin Kadın Platformu, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü sebebiyle Pozcu GMK Bulvarında basın açıklaması yaptı. “Birbirimiz ve hayatlarımız için sokaktayız” pankartının açıldığı açıklamada “Yaşasın kadın dayanışması”, “Jin jiyan azadi”, “Kadınlar birlikte güçlü” sloganları atıldı.
Açıklamayı platform adına Berfin Korkmaz okudu.
“ERKEK EGEMEN SİSTEME KARŞI BURADAYIZ”
Korkmaz, ataerkil düzenin kadınların yaşamını sömürdüğünü söyleyerek, kadınların hayatına, özgürlüğüne, haklarına zincir vurmak isteyen sisteme karşı isyanı günden güne büyüttüklerini ifade etti. Erkek egemen iktidarın kadınlara ve LGBTİ+’lara dönük saldırılarına karşı mücadeleyi büyüteceklerini belirten Korkmaz, “Kadın emeğini görünmez kılan, sömüren, işyerlerinde ucuz iş gücü haline getiren patronlara karşı buradayız! LGBTİ+’ları hedef göstererek varoluşlarımızı yok saymaya, bizleri baskı politikalarının gölgesinde bırakmaya çalışanlara karşı buradayız! “Makbul eş, itaatkâr anne” kalıplarınıza uymayacağız! Halkın iradesini gasp eden kayyum politikalarına, kadınların kazanımlarını yok etmeye çalışan devlet uygulamalarına, polis barikatlarına, sokak yasaklarına, gözaltılara boyun eğmeyeceğiz! Üniversitelerimize atanan kayyum rektörlere, akademide kadınları ve LGBTİ+’ları hedef gösterenlere karşı buradayız” diye konuştu.
PİRHA – DEM Parti’nin 31 Mart yerel seçimleri için Ankara’da belirlediği belediye başkan adayları basın mensupları ile bir araya geldi. Büyükşehir Belediyesi Eş Başkan Adayı Öztürk Türkdoğan, “Katı merkeziyetçi anlayış yerine özerkliği savunmaktayız. Kadınlara Kürtlere, Alevilere, LGBTİ+’lara sesleniyoruz; Seçenek biziz” dedi.
Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) Eş Başkan adayları Öztürk Türkdoğan ve tutuklu siyasetçi Gültan Kışanak.
DEM Parti Ankara Büyükşehir Belediyesi (ABB) Eş Başkan Adayı Av. Öztürk Türkdoğan, DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Ebru Günay ve ilçe eş başkan adayları, basın emekçileri ile bir araya geldi.
Ankara’da bir otelde yapılan basın toplantısında seçim çalışmaları ve gündemdeki başlıklara dair değerlendirmeler yapıldı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Eş Başkan Adayı Öztürk Türkdoğan, konuşmasında 27 ilçenin 24’ünde aday gösteriklerini, Yenimahalle, Bala ve Polatlı ilçelerinde ise kent uzlaşısı kapsamında aday gösterilmediğini belirtti.
Ankara Büyükşehir Belediye Eş Başkan Adayı Türkdoğan, yaptığı konuşmada “Diğer partilerden farklı olarak biz Türkiye’deki katı merkeziyetçi anlayış yerine özerkliği savunmaktayız. Bu çok önemli bir yaklaşımdır. Katılımcı belediyecilik böyle olur. Bununla birlikte kadın özgürlükçü ve ekoloji önceliğimiz var. Birileri bizi ne kadar daraltmak istese de bizler adalet ve özgürlüğe inanan insanlarız. Üçüncü yol partisiyiz. Üçüncü büyük siyasal partiyiz. 78 şehirde aday çıkarttık ve halklarımızdan oy istiyoruz. DEM Parti sadece Kürtlerden oluşan bir parti değil. Sol, sosyalistlerin olduğu, katılımcı bir partidir” dedi.
“KIŞANAK’IN HAYAT ÖYKÜSÜ TÜRKİYE’NİN FOTOĞRAFIDIR”
DEM Parti Eş Genel Başkan Yardımcısı Ebru Günay ise yaptığı konuşmada, Türkiye’de bir ilki gerçekleştirdiklerini ifade etti. Günay, Gültan Kışanak adına kadınların geniş kapsamlı çalışma yürüttüklerini belirterek şunları söyledi:
“Cumhuriyet tarihinde bir ilktir, bir büyükşehir belediye başkan adayı, ilk defa cezaevinde kampanya yürütüyor. Daha dramatik olanı, başkentte aday olarak Gültan Kışanak bu adaylığı yapıyor. İronik olması, Meclis’in burada olması, dramatik olanı sorun TBMM’de çözülecekken bu sorunla karşı karşıyayız. Gültan Kışanak’ın yaşamına değinecek olursak, Diyarbakır 5. Nolu Cezaevi’nden başlar ve özgür basın alanında yürüttüğü çalışmalara ve oradan da belediye başkanlığı ve atanan kayyumlara kadar gider. Bu, temel hakların gasp edilmesinin fotoğrafıdır. Gültan Kışanak’ın hayat öyküsü Türkiye’nin fotoğrafıdır.
İsimler, partiler farklı olabilir bürokratik ayrımcı ve erkek profili temsil eden adaylar karşısında Gültan Kışanak var. Toplumun bütün ötekilerini temsil eden ve bunun mücadelesini yürüten Gültan Kışanak var.”
DEM Parti yönetici ve adayları, yapılan konuşmaların ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Öztürk Türkdoğan, aday çıkarılmasından ötürü sahada nasıl bir tablo olduğu sorusuna şu yanıtı verdi:
“Aday çıkarmamızdan dolayı parti tabanımız çok memnun. 2019’da farklı bir strateji vardı partimizin. Siyasi iktidara kaybettirme stratejisi gereği aday çıkarmadı partimiz. 2023’te DEM Parti, demokrasi güçleri ile birlikte Türkiye’ye bir seçenek sundu ve siyasi iktidar değişikliğinin önünü açtı. Türkiye muhalefeti dünyanın en zor işini başardı ve alabileceği seçimi alamadı. Parti olarak birçok yerde halkımızla toplantı yaptık ve her yerde aday çıkarma sorumluluğumuz olduğunu gördük. Ankara özelinde durum çok farklı. Ankara’nın sol, sosyalist seçeneği biziz. Yarışan isimler milliyetçi kanattan gelen insanlar. Ankara’daki sosyal demokratlara, kadınlara Kürtlere, Alevilere, LGBTİ+’lara, kadınlara sesleniyoruz; seçenek biziz.”
PİRHA-AKP-MHP iktidarının kadın ve LGBTİ+’lara yönelik saldırılarına ve kutsal aile dayatmalarına Kadıköy’den tepki gösteren Kadınlar Birlikte Güçlü, “Biz bütün bu hakları mücadelemizle kazandık. Erkeklerin, iktidarın hayatlarımız üzerinde böyle kararlar vermesini de mücadelemizle engelleyeceğiz” dedi.
Kadınlar Birlikte Güçlü (KBG), LGBTİ+’ların ve kadınların özgürlüğüne yönelik körüklenen nefret ve şiddete, yaşamlarını aile ve ev içine sıkıştırılmasına yönelik politikalara karşı “Hayatlarımız ailenize sığmaz” diyerek Kadıköy’deki Süreyya Operası önünde buluştu.
“Kutsal aile bir yalan”, “Mezbiyen”, “Boşanın, boşanın, boşanın”, “Hayatlarımız ailelerinize sığmaz” sloganlarının öne çıktığı dövizler taşıyan kadınlar, “Hayatlarımız ailelerinize sığmaz” pankartı açtı. Haklarına sahip çıkacaklarının altını çizen kadınlar sık sık, “Geceleri de sokakları da meydanları da terk etmiyoruz”, “Genel ahlak kimin ahlakı”, “Kadınlar birlikte birlikte güçlü”, “Trans cinayetleri politiktir”, “Hayatımız bizim, aileniz sizin olsun” sloganları attı.
‘HANGİ AİLE KUTSAL’
“Hangi aile kutsal” diye sorduklarını kaydeden İrem Kayıkçı, “Çocuk bakımı, yaşlı bakımı, temizlik, herkesin hayatını düşünmek derken emeğimizin görünmezleştiği ve karşılıksız sömürüldüğü aile mi? Hangi aile kutsal? 6 yaşından itibaren bir çocuğu istismar eden, istismarı gizleyen, ‘dinimiz’ diyerek savunan aile mi? Hangi aile kutsal!? Bize çocukluğumuzdan itibaren nasıl davranmamız gerektiğini söyleyen, dayatan; arzularımızı, isteklerimizi, var oluşumuzu yok sayan aile mi? Yoksa kadınları öldüren, şiddet uygulayan erkeklerin reis olduğu aileler mi” sorularını yöneltti.
‘MAKBUL KADIN OL DAYATMALARINA KARŞI MÜCADELEMİZ SÜRECEK’
AKP’nin toplum nezdinde kaybettiği rızayı aile politikalarıyla, kadınların aile içinde erkekler tarafından baskı altına alınacağı vaadiyle kazanmaya çalıştığının altını çizen Kayıkçı; dinci baskılar, LGBTİ+ düşmanlığı, milliyetçiliğin aile üzerinden yeniden tanımlandığına dikkat çekti. “İçinde sömürünün, istismarın, şiddetin olduğu hiçbir aile kutsal bu yeniden tanımlamalar da asla kadınların, çocukların, LGBTİ+’ların iyiliği için değildir” diyen Kayıkçı, boşanmanın önlenmesine, nafaka hakkının gasp edilmesine, “makbul kadın ol, çocuk yap” dayatmalarına karşı bugüne kadar direndikleri gibi bundan sonra da mücadele etmeye devam edeceklerinin altını çizdi.
‘BİZLERİ NASIL BİR HAYATIN İÇİNE HAPSETMEYE ÇALIŞTIĞINIZI BİLİYORUZ’
“Anayasa dayatmasına hayır! Hayatlarımız ailenize sığmaz” sözünü kampanyayla büyüttüklerini dile getiren, AKP’nin kadın ve LGBTİ+ düşmanlığının 81 ilde düzenlediği büyük aile yürüyüşleri tarafından mahalle mahalle örgütlendiğini hatırlattı. İktidarın bir süredir Medeni Kanuna saldırdığını belirten Kayıkçı, “Peki kimin anayasası bu? Hapishaneleri hayatlarını savunan kadınlarla, Kürt siyasetçilerle, hakikati ortaya çıkaran gazetecilerle dolduran bu iktidarın anayasası. Gün geçtikçe sermayedarları zengin ederken Türkiye halkalarını derin yoksulluğa sürükleyen iktidarın anayasası. Kadın katili erkeklere sakalını kesti diye iyi hal indirimi veren, İstanbul Sözleşmesi’nden çıkan iktidarın anayasası. Rojava’yı bombalayan, Suriye’de Kürtler’e karşı savaşmaları için cihatçılara destek veren iktidarın anayasası. Hiçbir koşulda bu iktidarın anayasası kabul edilemez. Aile politikalarınızla bizleri nasıl bir hayatın içine hapsetmeye çalıştığınızı biliyoruz” dedi.
‘LGBTİ+ DÜŞMANLIĞINA KARŞI MÜCADELEMİZ SÜRECEK’
LGBTİ+ düşmanlığına hayır demeye devam edeceklerini söyleyen Kayıkçı, “İktidar; evliliği yeniden tanımlayan anayasa değişikliğini LGBTİ+’ları hedef göstererek gerekçelendiriyor. Devletin en tepesindekiler ağızlarını her açtığında nefret suçu işliyor. Bu yukarıdan aşağı örgütlenen bir nefret. LGBTI+’ları hedef alan kamu spotu RTÜK tarafından her yerde yayınlatılırken lubunyalar olarak ne sokakta ne işte ne de evlerimizde güvende değiliz. Sokaklarda LGBTİ+’ları hedef alan nefret yürüyüşleri devlet desteğiyle yapılıyor. 81 ilde AKP ve yandaşları büyük aile yürüyüşleri düzenlerken tüm ana akım medya kanalları bu nefret yürüyüşlerinin reklamlarını yaptı. Dini fıtratlarla varoluşumuza açılmış bir savaş var adeta. İş bulmak, ev bulmak, toplu taşımaya binmek bile gün geçtikçe bizler için zorlaşıyor. Hayatın dışına itiliyoruz. Trans cinayetleri gün be gün artıyor. Kolluk kuvvetleriyle erkek şiddeti körükleniyor Ancak bizler artan baskıya ve her şeye rağmen varoluşumuzdan vazgeçmedik; sokakları, hayatı size bırakmadık. LGBTI+ düşmanlığına hayır! Özgürce cinselliğimizi, hayatımızı yaşadığımız güne kadar bu nefret karşısında mücadele etmekten vazgeçmeyeceğiz” ifadelerini kullandı.
‘HAYATLARIMIZIN DA HAKLARIMIZIN DA TEK GÜVENCESİZ BİZİZ’
İşsizlik, yoksulluk, güvencesizlik kıskacına, günden güne artan emek sömürüsüne biat etmeyeceklerini; nafaka hakkını gasp etmeye çalışanlara, erkekleri mağdurmuş gibi gösteren yalan yanlış politikalara karşı, “Hayatlarımız ailenize sığmaz” diye haykırmayı sürdüreceklerini söyleyen, Kayıkçı, “Nafaka hakkı gasbına hayır! Biz bütün bu hakları mücadelemizle kazandık. Erkeklerin iktidarın hayatlarımız üzerinde böyle kararlar vermesini de mücadelemizle engelleyeceğiz. Kadınlar birlikte güçlü diyen bizler bir kez daha üzerimize düşen sorumluluğu alıyoruz. Hayatımız bizim aileniz sizin olsun! Yaşasın kadın dayanışmamız ve feminist mücadelemiz” dedi.
PİRHA – İHD, 2022 Yılı Türkiye Hapishanelerinde Hak İzleme Raporu’nda çok sayıda hak ihlallerini kamuoyuna duyurdu. Yapılan açıklamada, 2022 yılı içerisinde çok sayıda işkencenin uygulandığına dikkat çekildi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Merkezi Hapishaneler Komisyonu, 2022 Yılı Türkiye Hapishanelerinde Hak İzleme Raporu’nu açıkladı. İHD Genel Merkezi’nde yapılan basın toplantısında konuşan derneğin Eş Genel Başkanı Eren Keskin, hapishanelerde yaşanan hak ihlallerinin günden güne arttığına vurgu yaptı.
İHD Eş Genel Başkanı Keskin, yaptığı kısa konuşmada “Türkiye Cumhuriyeti devleti, gözaltına aldığı andan itibaren altında Mandela Kuralları’na imzası olmasına rağmen; daha sonra imza attığı bütün uluslararası sözleşmeleri ihlal ederek cezaevinde bulunan adli, siyasi, kadın, erkek, çocuk, LGBT-İ tüm mahpusların haklarını ihlal eder durumda. Yaşamın her alanına değen hak ihlalleri cezaevinde yaşanıyor” dedi.
“AŞIRI KALABALIK KOĞUŞLAR! ”
2022 Yılı Türkiye Hapishanelerinde Hak İzleme Raporu’nu İHD Merkez Yönetim Kurulu Üyesi Nuray Çevirmen okudu. Tüm ihlal başlıklarına dair 2022 yılı içinde en az 10.789 ihlal meydana geldiğini belirten Çevirmen, mahpusların Kürtçe yazılan materyallere ulaşamadıklarını, muhalif TV ve radyo kanallarından da faydalanamadıklarını söyledi.
Çevirmen, şu açıklamayı yaptı:
“Her başvurucu ve başvuruların içinde yer alam mahpus sayısına göre ihlaller alınmıştır. Ancak bu ihlallerin tüm mahpuslara uygulandığı düşünüldüğünde ihlallerin yüzlerce katı kadar gerçekleştiğini söylemek abartı olmayacaktır.
2022 yılında 58 İlde bulunan 6’sı açık olmak üzere 153 hapishaneden başvuru alınmıştır. 1 Aralık 2022 tarihine göre hapishanelerde 4.8 katına yaklaşık mahpus bulunmaktaydı. Aşırı kalabalık koğuşlar sağlık hakkı bakımından önemli bir sorun teşkil ediyor.
Hastaneye ve hapishaneler arası sevklerde kullanılan tek kişilik ve insanlık onuruna yakışmayan nakil araçları da sağlık hakkı bakımından ciddi sıkıntılara neden olmaktadır. Bu nakiller sırasında mahpusların temel ihtiyaçlarının dahi karşılanmıyor ve bu tek kişilik nakil araçlarıyla hasta mahpuslar da naklediliyor. Özellikle epilepsi ve astım başta olmak üzere akciğer hastalıklarını kötü etkileyen tek hücreli ring araçlarıyla sevk zorlama önemli hak ihlallerinden biri olarak öne çıkmaktadır.
Son yıllarda jandarma tarafından yapılan insanlık onuruna aykırı bir şekilde ağız içi arama dayatması ve mahpusların ayakkabılarını çıkarıp yere vurmalarının talep edilmesi nedeniyle de hastane sevklerinde sorunlar yaşanmakta olup, hasta mahpuslar hastanelere gidemiyorlar.
Hasta mahpuslar ihtiyaçları olduğunda ve rahatsızlandıklarında zamanında revire çıkarılmıyorlar. Revirlerden polikliniklere ve polikliniklerden 3. basamak sağlık hizmetlerine sevk işlemlerinde ise aylarca sırada bekletiliyorlar. Üstelik hapishanelerde yoğunluğu kaldıracak nitelik ve kapasitede sağlık hizmeti koşulları oluşturulmuş değil. Bu koşullar hapishanelerin normal kapasiteleri için bile yeterli değilken hapishane mevcutları kapasitenin çok üstünde olduğu için daha fazla ihlalin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Ayrıca kelepçeli muayene dayatması ve hasta-doktor mahremiyetini yok sayan muayene odasına jandarma ve infaz koruma memurlarının girmesi de sağlık hakkı ihlali oluşturmaktadır.
Koğuş ve hücrelerin yeterince ısıtılmaması ve yeterince havalandırılmaması, mahpusların gün ışığından yeterince faydalanamaması, temiz suya ve sıcak suya erişim imkanlarının kısıtlanması, diyet yemeklerinin tedarik edilmemesi de sorun alanlarını oluşturmaktadır.”
YEMEKLERİN İÇİNDEN KIL, TIRNAK, KURT ÇIKMIŞ!
Nuray Çevirmen, hapishanelerde beslenme konusunda da ciddi sorunlar yaşandığına dikkat çekti. Yemeklerin besleyici olmamasına vurgu yapan Çevirmen, “Yemek miktarının az olmasına ilişkin iddialar bulunmaktadır. Yine yapılan başvurularda yemeklerin içinden yabancı madde (kıl, tırnak, kurt vb.) çıktığı aktarılmıştır” dedi. Çevirmen, ihlallere dair sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:
“Mahpuslar temiz suya ve sıcak suya erişim ile ilgili sorunlar yaşamaktadır. İçme suyuna ancak ücretli olarak erişim sağlanabiliyor. Kullanım temiz su ve sıcak su ise mahpus sayıları gözetilmeden ve yetersiz bir biçimde veriliyor ve ayrıca kota uygulanıyor.
Ne yazık ki ağır hasta mahpuslar, hastalıklarının son dönemlerine gelmelerine rağmen tahliye edilmiyorlar. Adli Tıp Kurumu’nun tahliye kararlarını siyasi tutum izleyerek vermesi, hastane raporlarının Adli Tıp Kurumu tarafından kabul edilmemesi ve verilen raporların ya da alınan kararların “güvenlik” gerekçesi ile uygulanmaması da ağır hasta ve hasta mahpusların durumlarının ciddiyetini artırmaktadır.
2022 yılı içerisinde Türkiye’nin birçok hapishanesinde ceza infaz sistemindeki sorunlardan kaynaklı olarak bazı açlık grevleri gerçekleştirilmiştir. Hangi cezaevlerinde ve toplamda kaç kişinin açlık grevi yaptığına dair kesin bir sayı olmamakla birlikte aşağıdaki tabloda da yer aldığı üzere en az 33 hapishanede en az 234 mahpus tarafından açlık grevi ve/veya ölüm orucu eylemi yaşandığına dair başvurular bulunmaktadır. Dolayısıyla açlık grevi eylemlerinin derneğimizin ulaşabildiği ve haberdar olduğundan çok daha fazla olduğunu rahatlıkla ifade edebiliriz.
2022 yılı içerisinde 187 mahpus çıplak arama dayatmasına maruz kaldığını ve çıplak aramanın rutin bir şekilde yapıldığını beyan etmiştir. Yine 2022 yılı içinde ailelere ziyaret esnasında çıplak arama ve/veya ince arama dayatması nedeniyle 5 ihlal tespit edilmiştir. Kadın ziyaretçilere rencide edici ama yapılması konusunda 47 başvuru alınmıştır. Mahpusların zaman zaman koğuşlarından alınarak polisle görüşmeye, hatta iş birliği yapmaya zorlandıkları vakalar da kayıtlarımızda yer alıyor. 2022 yılı içinde 4 mahpusun iş birliğine zorlandığına dair bilgi tespit edilmiş olup, bu dayatmaya maruz kalanların tam sayısı belli değildir.”
“BİR İŞKENCE YÖNTEMİ OLARAK TECRİT”
Cezaevleri Hak İzleme Raporu’nda “Tecrit” başlığına da geniş yer verildi. Başta İmralı Hapishanesi’nde sürdürülen ağır tecrit ve izolasyona değinen Nuray Çevirmen, şunları söyledi:
“İmralı Hapishanesi’nde kalan mahpusların avukatları 22 Ocak 2021 tarihinde e-posta yoluyla İHD’ye başvurarak şu bilgileri vermişlerdir:
7 Ağustos 2019 tarihinden beri 29 aydır Abdullah Öcalan ile ailesi ve avukatları görüştürülmüyor. Aile ve avukatları ile görüştürülmeyen Abdullah Öcalan’a, Bursa İnfaz Hakimliği tarafından yeni bir “disiplin cezası” verildiği 18 Temmuz 2023 tarihinde avukatlarına bildirildi. İmralı’da bulunan Abdullah Öcalan ile tutuklular Veysi Aktaş, Hamili Yıldırım ve Ömer Hayri Konar, yapılan tüm başvurulara rağmen aile ve avukatlarıyla görüştürülmezken, İmralı’da haber alınamama hali, “mutlak iletişimsizlik” haline dönüştürüldü.
Bilindiği üzere tecrit ve izolasyon, mahpusların sosyal ortamdan tamamen yalıtılması ve yaşamla olan bütün bağlarının kopartılması anlamına gelmektedir. Bir işkence yöntemi olarak tecrit, zamana yayılan bir uygulama ile hapishanelerde varlığını sürdürmektedir.
İmralı tecridinin bir yansıması olarak açılan ve mahpusları izole eden F Tipi hapishanelerin uygulanmaya başlaması akabinde bu tip hapishanelerin mahpusların fizyolojik ve psikolojik durumlarına olan olumsuz etkileri tartışılıyorken, yeni açılan Yüksek Güvenlikli Kapalı Hapishaneler ve S Tipi Kapalı Hapishaneler ile tecrit sistemi daha da ağırlaştırılmıştır. Daha önce kalabalık olarak tutuldukları hapishanelerden sevk edilen mahpuslar bu cezaevlerinde tek başlarına tutulmakta ve bulundukları koğuşun havalandırması olmadığından günde 1 saat ayrı bir yerde bulunan havalandırma bölümüne götürülmektedir. Bu uygulama ile mahpusların ruh ve bedensel sağlıkları olumsuz etkilenmektedir.”
PİRHA- İzmir Kadınlar Birlikte Güçlü Platformu (KBG) Konak İskele önünde “Biz Hala buradayız” diyerek bir araya geldi. Bu sabah Ankara merkezli operasyonda Ankara ve İzmir’de gözaltına alınan Mor Dayanışma üyesi dört kadının derhal serbest bırakılmasını söyleyen kadınlar “Özsavunma hakkını kullanan kadınların sesini sözünü büyütüyoruz “ dedi.
İzmir Kadınlar Birlikte Güçlü Platformu (KBG) Konak İskele önünde “Biz Hala buradayız” diyerek bir araya geldi. Bu sabah Ankara merkezli operasyonda Ankara ve İzmir’de gözaltına alınan Mor Dayanışma üyesi dört kadının derhal serbest bırakılmasını söyleyen kadınlar “Özsavunma hakkını kullanan kadınların sesini sözünü büyütüyoruz “ dedi.
Açıklamada, ‘Biz Hala Buradayız’ yazılı pankart taşınırken sık sık “Yaşasın kadın mücadelemiz”, “Gözaltılar serbest bırakılsın”, “İstanbul Sözleşmesi bizimdir vazgeçmiyoruz”, “Yaşasın örgütlü mücadelemiz”, “Deniz Poyraz isyanımızdır” ve “Susmuyoruz korkmuyoruz itaat etmiyoruz” sloganları atıldı. Basın metnini kadınlar adına Didar Gül okudu.
“GÖZALTILAR SERBEST BIRAKILSIN”
14 Mayıs Cumhurbaşkanı seçimlerinin ilk turunda kazanamayan AKP-MHP- Yeniden Refah Partisi ve HÜDA-PAR’dan oluşan bloğun 28 Mayıs seçimlerinde çeşitli şaibelerle zafer ilanını yaptığını belirten Gül, “Daha ilk konuşmasında o çok meşhur balkondan ilk hedefine bir kere daha biz kadınları ve LGBTİ+’ları aldı. Daha bu sabah saatlerinde Ankara’da Mor Dayanışma üyesi dört arkadaşımız hukuksuzca evlerine düzenlenen operasyon ile gözaltına alındı. Daha önce de kadın mücadelesine saldırıları nasıl sokakta yanıtladıysak bir kere daha işte buradayız. Gözaltına alınan arkadaşlarımızın derhal serbest bırakılmasın” diye belirtti.
“GÜLİSTAN’I BULACAĞIZ”
İstanbul Sözleşmesi’nden tüm itirazlara rağmen bir gecede çıkılmasına sokaklarda yanıt verdiklerini kaydeden Gül, “Şimdi haklarımız hayatlarımız için bir kere daha burada tam karşılarında olduğumuzu duyuruyoruz. 6284’ü uygulatmak, İstanbul sözleşmesini tekrar kazanmak, haklarımızı ve hayatlarımızı savunmak için biz hala buradayız. Buradayız, çünkü Şule Çet’in katilinin karşısında gerçek adaleti biz sağlayacağız! Buradayız çünkü katillerimizi iyi hal indirimleri ile ödüllendirmenize izin vermeyeceğiz! Buradayız çünkü senelerdir aradığımız Gülistan’ı biz bulacağız” dedi.
“ÖZSAVUNMA HAKKINI KULLANAN KADINLAR SESİNİ BÜYÜTÜYORUZ”
Deniz Poyraz’ı katleden fail Onur Gencer’in karşısında Deniz Poyraz’ın mücadelesini sokaklarda büyüteceklerini sözlerine ekleyen Gül, “Buradayız çünkü yaşamak için özsavunma hakkını kullanan kadınların sesini sözünü büyütüyoruz. Ve buradayız çünkü sizin erkek, Türk ve Sünni iktidarınıza karşı mücadele ettiği için tutsak ettiğiniz tüm kadınları özgürlüğe bu mücadele ile kavuşturacağız! Sevgili kadınlar, bundan tam iki yıl önce Onur Gencer isimli katile eline silah vererek Deniz’i katlettirdiler! Deniz’in hesabını sormak için onun gülüşü, onun inancı, onun umudu ve onun öfkesiyle ona duyduğumuz sonsuz özlemle dimdik karşılarında olmaya devam ediyoruz” diye ifade etti.
DENİZ POYRAZ HATIRLATILDI
Deniz Poyraz için adalet talebi ile takip etmeye çalıştıkları mahkeme sürecine dair karşılaşılan tüm engellemelere rağmen salon önünde olmaya devam ettiklerini paylaşan Gül, “Davayı dağın tepesine taşıdılar ama işte orada da karşılarında Deniz’in isyanı ile bizi buldular! Yetmedi apar topar bu davayı kapattılar, daha o gün sokakta biz bitti demeden bu dava bitmez diyerek karşılarındaydık ve karşılarında olmaya devam edeceğiz. Gücümüzü dayanışmamızdan, gücümüzü birbirimizden, gücümüzü örgütlü mücadelemizden alıyoruz” şeklinde konuştu.
“BU İRADE SİZİ YENECEK!”
Kadınların kararlılığının iktidarı korkuttuğunu vurgulayan Gül son olarak şunları söyledi:
“Korkmakta haklısınız! Korkun çünkü biz bu düzeni değiştirmek için hazırız! Korkun çünkü yaptığınız her şeyin hesabını vereceksiniz. Korkun çünkü İstanbul sözleşmesini elimizden alma ile öfkemizi büyüttünüz. 6284’e göz dikerek örgütlülüğümüzü büyütüyorsunuz. Sizin bu düzeninizi örgütleyerek yıkmak için kadınlar geliyor! Seçim sonrası kadınların örgütlülüğünü büyütme hamleleri bu kararlılığı gösteriyor. Bu kararlılık bize güç, faşist iktidara da korku salmaya devam edecek! Bu inanç bu irade sizi yenecek! Burada olmaya, örgütlenmeye, mücadele etmeye devam edeceğiz”
PİRHA- ‘Aleviler: Din, Beden, Cinsiyet; Neşeden Kedere’ sempozyumunda konuşan HDP Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, “Devlet Türklük bilincini işlemeye çalışırken, Dersimi Kürt coğrafyasından yalıtmak istiyordu. Benim için Alevi Gülistan ve Kürt Gülistan’ı bir araya getirmek uğraş gerektirdi” dedi.
Alevi Bektaşi Kültürünü Tanıtma Derneği (ABKTD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) düzenlediği “Aleviler: Din, Beden, Cinsiyet; Neşeden Kedere” Sempozyumu’nun üçüncü gününde devam ediyor.
Üçüncü günün ilk oturumda ‘Eril Siyasetin Yok Saydıkları, Bir Umut Arayışı’ başlığıyla sunumlar yapıldı.
İzmir Kültürpark Fuar Alanı’ndaki İsmet İnönü Sanat Merkezi’nde yapılan oturumda Çilem Küçükkeleş’in kolaylaştırdığı oturumda Gazeteci Ali Duran Topuz, HDP Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit ve Ali Yıldırım konuştu. Ali Duran Topuz Koçgiri’deki kirvelik kurumunun işletişine dair izlenimlerini, Koçyiğit Alevi ve Kürt kimlikleri arasında yaratılan gerilimlerini, Ali Yıldırım ise tezi üzerinden Alevi LGBTİ+’ların deneyimlerini, dinsel ve cinsel sapkınlık söylemlerini aktardı.
Panel Kandıra Cezaevinde tutuklu bulunan Kürt siyasetçi Gültan Kışanak’ın selamlama mesajıyla başlayacaktı ancak mektubu okuma komisyonuna takıldığı için okunamadı. Katılımcılar, alkışlarla Kandıra Cezaevinde bulunan Gültan Kışanak’a selamlarını yolladı.
“KİRVELİK BİRBİRİNİ KORUMA KÜLTRÜNDEN YARARLANMAK İSTER”
Koçgiri’de bulunan Kürt Alevilerde kirvelik kurumunun farklı toplumsal kesimler ile geliştiğini söyleyen Gazeteci Ali Duran Topuz, bunun kirveliğin getirdiği hukuk ile birbirini koruma duygusunu esas alınarak geliştiğine vurgu yaparak, “Kirvelik kurumu Alevi, Süryani ve Ezidilerde önemli bir bağdır. Kirvelik erkekler arasında kurulan bir bağdır ve onlara özeldir. Cemaat üyesi bir erkeğin cemaate hazırlanması anlamına gelir. Zenginin yoksulla kirve olması akrabalığın olmamasına özen gösterilir. Koçgiri’nin Kürtçe konuşan kısmında herkes birbiri ile akrabadır. Koçgiri bölgesinde yüzde 20 Türkmen Alevi nüfusu vardır. Kirvelikte buradan kirveler seçilir. Zenginin yoksulla, Kürtün Türk ile kirve olmasına dikkat edilirdi. Ahmet Arif’in yabancıya kirvem demesi Koçgiri’deki kendinden olmayanı kirve seçmekten gelir. İŞİD’in Şengal’e girmesi süreci içinde Ezidilere sadece İŞİD değil onların komşuları olanlarda saldırdı. Ezidiler Müslüman komşularla kirvelik kurarak kirveliğin getirdiği hukuk ve birbirini koruma kültüründen yararlanmak isterler. Fakat kirvelik bağı malını yağmalamaya, canını almaya engel olmadı. Kirvelik o kriz anında rolünü gösterememiştir. Buna rağmen kirvelik sosyal bağdaki önemini koruyor” dedi.
“KÜRT VE ALEVİ GÜLİSTANI BİR ARAMA GETİRMEK UĞRAŞLIYDI”
‘Hem Kadın, Hem HDP’li, Hem de Alevi Üstelik’ başlığıyla sunum yapan HDP Muş Milletvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit konuşmasına Barış Grubu üyesi Aysel Doğan’ı anarak başladı. Koçyiğit, Aysel Doğan’ın cenazesine yönelik sert müdahaleyi kınadı.
Alevi kadın olmak yanında Kürt ve HDP’li olmanın da kendisiyle birlikte zorluklar getirdiğini ifade eden Koçyiğit şöyle konuştu:
“Okulda başarısız oluruz diye Kürtçe konuşturmazlardı. Anadilim Kürtçede başarısız oldum. Öğretmenlerin en büyük işlevi bize Türkçe öğretmekti. Dile yabancılaştıran bir süreçti. Ortaokulda ilk defa bir öğretmen ‘Siz mum söndü yapıyor musunuz’ diye sordu. Ne dediğini anlayamadım.
Yatılı lisede zorunlu olarak Ramazan’da sahura kalkıyoruz. Dersimliler olarak birbirimizi bulduk. Ama diğer Aleviler kendisini gizlediği için onları bulamıyoruz. Alevi kadın olmak meselesinin yanına Kürt olmak ve HDP’li olmayı ekleyebiliriz. Bir kişide ne kadar öteki kimlik bulunabilirse hepsini taşıyoruz.
Biz hiçbir zaman kendi toprağımızda sözümüzü kuramazdık. Alevi Kürt ve Dersimli olmanın farklı kurumlarda sorunlarını yaşadık. Devlet Türklük bilincini işlemeye çalışırken, Dersimi Kürt coğrafyasından yalıtmak istiyor. Benim için Alevi Gülistan ve Kürt Gülistanı bir araya getirmek uğraş gerektirdi. Çok kimlikli olmak kolay bir şey değildi.”
“HOMOFOBİ VE ALEVİFOBİYİ YARATAN SİSTEM AYNI”
‘Bu “yolda” kimlerle, nasıl bir gelecek: Mücadelenin Kuir Halleri’ başlıklı sunum yapan Ali Yıldırım da homofobi ve Alevifobiyi yaratan sistemin aynı yerden beslendiğini söyledi.
Ölüm, yasın mezhepselleştiğini ve cinselleştiğini dile getiren Yıldırım, “Türkiye’de cinsel ve mezhepsel ayrıştırma süreci birbiriyle iç içe yürüyor. Alevilere sapkınlığın atfedilmiş olmaları bu sürecin iç içe geçtiğini gösteriyor. Homofobi ve Alevifobiyi yaratan sistem aynı. Aleviler ve LGBTİ+ arasındaki ortaklığı iktidarlara karşı muhalefet sergiliyor olmalarından kurulabilir. En güncel örneklerden birisi Gezi eylemleri. Bu eylemlerde Aleviler ve LGBTİ+ en görünür olması tesadüf edildi. Protestolar esnasında öldürülenlerin Alevi olması da Türkiye’de Alevilerin yaşadığı durumu gösteriyor. Tek başına alevi protestosu değildi ama birbirinin dışında olmayan grupların bir araya gelmesini gördü. Ölü ve yasın ırksallaştığı, mezhepselleştiği ve cinselleştiğini gördük. Ölümün ekonomi politiği var bu ülkede. Politik ölümleri de hatırlatmanın da, duygusal olarak ne yaptığını da konuşmamız lazım. Dayanışma ittifak siyasetlerine ihtiyacımız var” ifadelerini kullandı.
PİRHA- ‘Aleviler: Din, Beden, Cinsiyet; Neşeden Kedere’ sempozyumunda Kürtlerin cenazelerine yönelik devlet şiddetine dair konuşan HDP Milletvekili Hişyar Özsoy, “Türk ve Müslüman olmayanın ülke topraklarına gömülme hakkı yok. Devlet, ölüler ile yaşayanlar arasına çok sert bir sınır koymak istiyor. Ölümü öldürmeye çalışıyor ve öldürdüklerini mutlak bir hiçliğe kavuşturmak istiyor” dedi.
Alevi Bektaşi Kültürünü Tanıtma Derneği (ABKTD), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin (PSAKD) düzenlediği “Aleviler: Din, Beden, Cinsiyet; Neşeden Kedere” Sempozyumu’nun ikinci gününde “Yaratılış Mitolojisinde, Neşede, Kederde Beden; Sual Edilen Ten” konusunda sunumlar yapıldı.
İzmir Kültürpark Fuar Alanı’ndaki İsmet İnönü Sanat Merkezi’nde yapılan oturumu Aylime Aslı Demir kolaylaştırdı. Oturumda Dr. Cemal Salman, Dr. Dilek Kızıldağ ve Doç. Dr Hişyar Özsoy konuştu.
MİTOLOJİK ANLATIMLARA ÖRNEKLER
‘Mitik Mekanda Kadın Anlatıları’ konu başlığında sunum yapan Dr. Cemal Salman, “Alevilikte temel bir yaratılış anlatısı var. Miraçla bağlantılı kırklar anlatısı temel metinlerdir. Dünyada ilk topluluklarda temel mitolojik anlatıları var. Geniş bir mitoloji hanesi var. Kadın anlatıları doğal nesne veya oluşla başlıyor. Bereketle, toprakla özdeşletiren anlatılar oluyor. Kadın varoluşun sembolü oluyor. Kadının tanrıça konumu giderek yavaşlıyor ve tanrı anlatımlarına dönüyoruz. Tanrıçalar ismen yer değiştiriyor ama tamamen ortadan kalkmıyor. Anlatılar bu sefer iyi ve kötü kadın rolüne bürünüyor” dedi.
Salman, farklı inançlardaki mitolojik anlatımlara örneklerle değindi.
“AĞIT YAKMAK KADINLARA TERKEDİLMİŞ BİR ALAN”
‘Kadın, Ölüm, Yas, Ağıt: Koçgiri Örneği’ başlıklı konuda sunum yapan Dr. Dilek Kızıldağ, ağıtlar ve yas yerlerinin Koçgirili kadınların sanatlarını icra edebilecekleri alanlar olduğuna işaret ederek, “Koçgiri farklı aşiretlerin bulunduğu bir Kürt-Alevi yerleşim alanıdır. Büyük bir kıyımdan geçmiş topluluk. Acı ve yas ile andığımız çok karakteristik özelliği olarak ağıtlara yansıyor. İzleri çok büyük. Bu ezgiler doğaçlama ve sözlü şiir gibi. Genellikle kadınlar tarafından yakılıyor. Mezar kaldırma, inanç ritüelleri kadının kendisini en iyi ifade ettiği alanlar oluyor. Mezar kaldırmada büyük bir heyecan vardı ve müthiş bir hazırlık yapılırdı. Ölen kişi üzerinden duygu durumlarını aktarıyorlar. Mezarlarda ağıt yakmak kadınlara terkedilmiş bir alan. Ağıt icra edilirken bu gidişatı kadın belirliyor ve kimi zamanlar kadın-erkek atışmalı olabiliyor. Çoğunlukla Kürtçe söyleniyor. Bir kadının bıraktığını diğer kadın alarak ezgi halinde söylüyor. O anda üretilen bir doğaçlama oluyor ve koro şeklinde de okunabiliyor” diye aktardı.
“KADIN AĞITLARI ERKEK ELİ İLE ANONİMLEŞTİ”
Kadınlara ait ağıtlarının bir zaman sonra erkeklerin eli anonimleştiği belirlemesinde bulunan Kızıldağ şöyle şöyle devam etti:
“Ölenin ağzından ona karşı yapılan haksızlıklar, pişmanlıklar dile getiriliyor. Amaç ağlamayı çoğaltmak ve coşturmak oluyor. Bu şair kadınlar cenazelerde aranan kişiler oluyor. Bir yas yerinin makbul sayılması oradaki ağıt ve ağlama ile ifade ediliyor. Bu alanlar Koçgiri kadınlarının bir nevi sanatlarını icra etme ortamları oluyor. Ağıtların zamanla türkü formuna geçip dolaşması erkekler tarafından oluyor. Kadın tarafından yazılan eserlerin sahipleri unutulup gidiyor. Zamanla anonimleşiyor. Kadınların tek alanları yasar olduğu için bu eserlerini yayma ortamları yok. Birde kadınlar mahlas kullanmıyor. Bu ağıtların büyük bir bölümü 1. Dünya savaşı dönemine geliyor. Ağıtlara konu olan saece bireysel ağıtların dışında zulüm karşısında yakılan ağıtlar günümüze kadar ulaşıyor. Tarihi anlatan birer belge oluyor.”
“OKUMA YAZMA BİLMEYEN KÜRTLER ARTIK DNA TESTİNİ İYİ BİLİYOR”
Doç. Dr Hişyar Özsoy ise Kürtlerin cenazelerine yönelik devletin şiddet pratiklerine dair konuşmasında, “Cenazesi bulunmayan birçok insanın durumu tezime aldım. O tezin kendisi sembolik bir mezar gibiydi. Cenazesi bulunmayan onlarca, yüzlercesini oraya yerleştirdik. İnsan ölülerini koyacağını bir mekanı olmalı. Son 6-7 yıldır vicdanları kanatan olayları yaşandı. Ekin Van, Hacı Lokman, Aysel Tuğluk’un annesinin cenazelerine yapılanları gördük. Mezarlıklardan cenazeler çalınarak kanalizasyonlara gömüldü. Aileler ile birlikte cenazeleri arıyoruz. Okuma yazma bilmeyen Kürtler artık DNA testi nedir çok iyi biliyor. Herkesin mezarına saldırılarılar gerçekleşiyor. İnsan gibi yaşamayanlar insan gibi olamıyor” ifadelerini kullandı.
“DEVLET POLİTİK OLARAKTA ÖLDÜRMEK İSTİYOR”
Devletin ölüler ve yaşayanlar arasına sert bir çizgi çizerek toplumsal hafızayı hedef aldığını belirten Özsoy, “İnsan ölüsünü gömebilen demektir. Farklı da olsa ölülerimize bir değer biçiyoruz. Bu bir yere ait olma ve kimlik meselesidir. Türk ve Müslüman olmayanın ülke topraklarına gömülme hakkı yok. Devlet öldürdüğü cansız bedenden ne ister? Devlet, ölüler ile yaşayanlar arasına çok sert bir sınır koymak istiyor. Devlet, öldürme tekelini kendi elinde tutuyor. Devlet, ölümü öldürmeye çalışıyor ve öldürdüklerini mutlak bir hiçliğe kavuşturmak istiyor. Kürt sorunu çözülene kadar mesele bir çatışma meselesi olmaya devam edecek. Bu ölülere, mezarlara saldırısı yeni bir ölüm rejimidir. Kendine karşıt herkesin cenazesini kriminalize ederek şeytanlaştırıyor. Devlet sadece biyolojik olarak öldürmüyor, sembolik ve politik olarak da öldürmek istiyor. Son 30 yılda mezardan mahrum bırakılan Kürtlerin sayısı 10 binler ile ifade ediliyor. Ne ölüler tam ölebiliyor nede yaşayanlar tam yaşayabiliyor” dedi.
“LGBT+’LAR YAS KÜLTÜRÜNÜN DIŞINDA”
Son olarak söz alan Remzi Altunpolat da LGBT+’ların yas kültürünün dışında kaldığını ve cenazelerine sahip çıkacak birilerinin olamadığını ifade ederek şunları belirtti:
“Ötekinin bedeninden bahsederken toplumsal cinsiyet ikiliklerinden ayrı ötekiden bahsedilemez. LGBT+ bedeni yas kültürünün dışındadır. Medyaya ancak trans cinayeti olarak. Onun adına tutulacak yas eş değer midir? Diğer muhalif öznelerde kabul edilen ve politikası yapılan bir yas mıdır? Ölümleri en dışarda tutulan ve yası tutulamayan bedenlerdir.
Tanınmıyorsam, inkar ve soykırıma uğruyorsam eksik özne oluyoruz. Daha az yaşanılabilir hayat olarak kodlanıyoruz ve kamusal yas kültürünün dışına atılıyoruz. Devlet sadece kendisi öldürmüyor, birde kimin öldüreceğine karar veriyor. Nefret suçların meşru kılmak, nefret faillerini cezasız kılmak. Normali korumanının ve anormal olanı öldürmenin bir cezası yok. LGBT+ ana akım medya dışında kimi zamanlar muhalif medyaya yer bulamıyor. Birlikte politika yapmak neyi içerir? Sesi olmayanların haklarına karşı dikilmenin kendisi politikadır. Yası tutulamayan bir beden aslında hiç yaşanmamış bir hayattır. Cenazesine kim sahip çıkacaktır? Herkesin reddettiği ölülere beraber sahip çıkacağız.”
Ankara Valiliği’nin “toplumsal hassasiyetler” gerekçesiyle yasakladığı “Türkiye’den LGBTİ+ Kısa Filmler Seçkisi” etkinliğine ilişkin kararı mahkemece iptal edildi.
Ankara Valiliği, Ankara Barosu’nun 29 Mayıs 2018’de “Homur Homur, İz, Yeniden Doğuş, Solo, Mahallede LGBTİ+ Olmak, Hükmü Yok, Kurneqiz, Mikado” filmlerinden oluşan LGBTİ+ kısa film seçkisi gösterimini “toplumsal hassasiyetler” gerekçesiyle yasaklamıştı.
Yasağın ardından Ankara Barosu, Ankara 13. İdare Mahkemesi’ne kararın iptali için dava açtı.
Ankara Barosu açtığı davada Ankara Valiliği’nin yasak kararının gerekçelerini somut olarak ortaya koymadığını ve devletin görevinin barışçıl bir şekilde filmleri izleyecek kişileri korumak olduğunu vurgulayarak yasak kararının hukuka aykırı olduğunu belirtti.
“BİRKAÇ VATANDAŞIN RAHATSIZLIĞI…”
KaosGL’nin haberine göre, Ankara 13. İdare Mahkemesi, Ankara Valiliği’nin savunma dilekçesinde yer alan “terör örgütlerinin karşıt görüşlü gruplara yönelik eylem arayışı içinde olduğuna yönelik istihbari bilgilerin göz önünde bulundurulduğu” iddiasını inceledi.
İncelemenin sonucu mahkemenin 26 Mart tarihli ara kararında, “birkaç vatandaş tarafından söz konusu filmlerin gösteriminden duyulan ahlaki rahatsızlığın belirtildiği ve hatta bu şikâyetlerden birinin Malatya’da oturan bir vatandaştan geldiği anlaşılmıştır” denildi.
“DEMOKRATİK TOPLUMUN GEREKLERİNE AYKIRI”
Ara kararın ardından Ankara 13. İdare Mahkemesi dava dosyasını inceleyerek 7 Mayıs Salı günü oybirliği ile verdiği kararda Ankara Valiliği’nin savunmasında ileri sürdüğü “terör örgütlerinin karşıt görüşteki gruplara karşı eylem hazırlığı içinde bulunduğuna yönelik elde edilen istihbari bilgiler”in olmadığını ayrıca, “birkaç vatandaşın rahatsızlık belirten şikâyeti” üzerine verilen yasak kararının demokratik toplumun gereklerine aykırı olduğuna hükmetti.