Etiket: lice

  • Cumartesi insanlarından Hanım Tosun: Barış olmadan Galatasaray’dan gitmeyiz!- VİDEO

    Cumartesi insanlarından Hanım Tosun: Barış olmadan Galatasaray’dan gitmeyiz!- VİDEO

    PİRHA – Hanım Tosun’un hayatı, bir kaybın ardından durmadı; o kaybın peşine düşerek yeniden kuruldu. 19 Ekim 1995’te gözaltında kaybedilen eşi Fehmi Tosun’un akıbetini sormak için çıktığı yolda, 30 yıldır Galatasaray Meydanı’nda adalet arayan Cumartesi Anneleri’nden biri oldu. Tosun, hem gözaltında kaybedilenlerin hesabını soruyor hem de çatışmalı sürecin yükünü taşıyan bir anne olarak barış talebini yineliyor.

    Kırk yılı aşkın süredir devam eden çatışmalı süreçte gözaltında kaybedilenlerin yakınları, 1995 yılından bu yana Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelerek kayıplarının akıbetini soruyor ve faillerin yargılanmasını talep ediyor.

    19 Ekim 1995’te İstanbul Avcılar’daki evinin önünden kaçırılan Fehmi Tosun da, faili meçhul binlerce dosya gibi hâlâ aydınlatılmayı bekleyen kayıplar arasında yer alıyor.

    YAKILAN KÖY, GÖÇ VE GÖZALTINDA KAYBEDİLME

    Tosun ailesi, çatışmalı ortam nedeniyle hem yaşam alanlarını hem de yakınlarını kaybetti. 1993 yılında Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Lîcok Köyü’nde yaşayan aile, köylerinin yakılması üzerine İstanbul’a göç etmek zorunda kaldı.

    Beş çocuk babası 35 yaşındaki Fehmi Tosun’un, yakın arkadaşı Hüseyin Aydemir ile birlikte kaçırılması, ailenin yaşamında yeni bir kırılma yarattı. Köy yakmalar, göç, tutuklamalar ve ardından gelen gözaltında kaybedilme, Tosun ailesini uzun soluklu bir hak mücadelesinin öznesi haline getirdi.

    “GALATASARAY’DAN VAZGEÇMEDİK”

    Hanım Tosun, eşinin kaybedilmesinin hemen ardından Cumartesi Anneleri’nin eylemlerine dahil oldu. Tüm baskı ve engellemelere rağmen 30 yıldır Galatasaray Meydanı’ndan vazgeçmediklerini söyleyen Tosun, özellikle son bir yılın ağır hak ihlalleriyle geçtiğini belirtti.

    Barış sürecine dair değerlendirmelerde bulunan Hanım Tosun, son bir yılda yaşananların önceki dönemlerden daha ağır olduğunu dile getirdi:

    “Barışı kim istemez ki? Eğer bu ülkede savaş ve çatışma olmasaydı, bu kadar insan neden gözaltına alınıp kaybedildi? 1995’te başladık, 1996 çok kötüydü; saldırıya uğradık, gözaltına alındık ama 2025, o yıllardan bile daha kötü geçti. O zamanlar gözaltına alındığımda çocuklarım beni televizyondan izliyordu. Şimdi ise çocuklarımla birlikte gözaltına alındım.”

    Tosun, gözaltı sırasında yaşananlara da dikkat çekti:

    “Kızımın ‘kollarım kırıldı’ diye bağırdığı o an kulaklarımdan hiç çıkmıyor. Yedi kelepçeyi üst üste takmaya çalıştılar. Kızımın ve oğlumun kemiklerini kırmaya çalıştılar. Buna birebir tanık oldum. Nasıl ‘iyi bir yıl geçirdik’ diyebilirim ki? Benim için en kötü yıldı.”

    “ÇOCUKLARIM BABALARINA AİT BİR İZ ARIYOR”

    Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne dair görüşlerini de paylaşan Hanım Tosun, çocuklarının hâlâ babalarına ait bir mezar taşı dahi olmadığını söyledi:

    “Çocuklarım hâlâ babalarına ait bir şey arıyor. Bir mezarları bile yok. Yıllarca ben aradım, şimdi onlar arıyor. Ben bir Kürt kadınıyım. 1991’den bu yana bu mücadelenin içindeyim. Eşim, kardeşim ve köylülerimiz gözaltına alındı; 22 gün boyunca nerede olduklarını bilmiyorduk.”

    1993 yılında köylerinin yakıldığını hatırlatan Tosun, tüm yaşananlara rağmen barış talebini sürdürdüğünü vurguladı:

    “Her şeye rağmen barış diyoruz. Bundan sonra kimse gözaltında kaybedilmesin. Kimsenin çocuğu babasız, hiçbir ana evlatsız kalmasın. Dünyanın en güzel şeyi barıştır.”

    “BARIŞ OLURSA GALATASARAY’DAN VAZGEÇERİZ”

    Kürt kimliğine yönelik inkâr ve ayrımcı dile de dikkat çeken Tosun, kullanılan dilin terk edilmesi gerektiğini ifade etti:

    “Kürtlere ve Kürt liderlerine hâlâ ‘terörist’ deniliyor. Bu kelimelerin artık kaldırılmasını istiyoruz. Kürtler de bu ülkenin sahibidir ama hâlâ ayrımcılığa uğruyoruz.”

    Cumartesi Anneleri açısından barışın ne anlama geldiği sorusunu yanıtlayan Hanım Tosun, taleplerinin 30 yıldır değişmediğini söyledi:

    “Galatasaray’dan ancak gerçek bir barış olursa vazgeçeriz. Devlet arşivlerini açmalı, kayıpların kimler tarafından ve neden kaybedildiğini açıklamalı. Mezar yerleri gösterilmeli, failler yargılanmalı ve devlet özür dilemeli.”

    Tosun, sözlerini şu ifadelerle tamamladı:

    “Biz katilleri affedemeyiz. Beş çocuğum baba sevgisinden mahrum kaldı. Devletin çocuklarıma bir baba borcu var. O eksik yan geri gelmez ama barış olursa belki yaralarımız biraz iyileşir.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Lice’de söndürülen yangın yeniden başladı

    Lice’de söndürülen yangın yeniden başladı

    PİRHA-Lice’nin Bamitnî köyünde, sabaha karşı söndürülen yangının yeniden başladığı belirtildi. Köylüler, yangının bir saat önce başladığını ve yetkililer tarafından müdahale edilmediğini belirtti.

    Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Gom ve Bamitnî köylerinde, dün sabah saatlerinde başlayan yangın akşam saatlerinde yetersiz müdahale nedeniyle Antax köyüne kadar ulaşmıştı. Köylülerin ve ekiplerin müdahalesiyle yangın ancak sabaha karşı söndürüldü. Yangında 5 hektar ormanlık, 15 hektar da otluk alanın zarar gördüğü belirtildi.

    Söndürülen yangının Bamitnî köyünde, yeniden başladığı öğrenildi. Köyden yurttaşların çektiği görüntülerde, ormanlık arazide dumanların yükseldiği görüldü. Köylüler, yangının bir saat önce başladığını ve yetkililer tarafından müdahale edilmediğini belirtti.

    (MA)

  • Çocuğa işkence soruşturmasında 3 polis tutuklandı

    Çocuğa işkence soruşturmasında 3 polis tutuklandı

    Lice’de 14 yaşındaki Y.D.’nin kaçırılarak işkence edilmesine dair başlatılan soruşturmada gözaltına alınan 5 polisten 3’ü tutuklandı.

    Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 21 Mart’ta 14 yaşındaki Y.D.’nin kaçırılarak işkence edilmesine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan 5 polis, savcılık tarafından “kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma ve kasten yaralama” suçlamalarıyla tutuklamaya sevk edildi.

    Lice Sulh Ceza Hakimliği, polislerden İsmail Akkuş, Emre Özcan ve Gökhan Bay hakkında “kasten yaralama” suçlamasıyla tutuklama kararı verdi. Diğer 2 polis ise, serbest bırakıldı.

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER

    > Y.D.’ye işkence yapan 3 polis gözaltına alındı

  • Y.D.’ye işkence yapan 3 polis gözaltına alındı

    Y.D.’ye işkence yapan 3 polis gözaltına alındı

    Diyarbakır’ın Lice ilçesinde 14 yaşındaki Y.D. kendisine işkence yapan biri komiser 3 polisi fotoğraflarından teşhis etti. Diyarbakır Valiliği 5 polisin açığa alındığını açıkladı.

    Amed’in Licê ilçesinde 21 Mart’ta, 10 yaşında bir arkadaşıyla evine dönerken polis tarafından durdurulan Y.D.’nin (14) kaçırılarak işkence edilmesine ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında Y.D. Lice Jandarma Komutanlığı’na teşhis için çağrıldı. Çocuğun ailesinden alınan bilgiye göre; fotoğraflı teşhis için Lice Jandarma Komutanlığı’na giden Y.D., avukatı olmadan savcı huzurunda kendisine işkence yapan 3 polisi teşhis etti.

    Öte yandan yapılan fotoğraflı teşhisin ardından, haklarında yakalama kararı çıkarıldığı belirtilen biri komiser 3 polisin Ankara’da gözaltına alındığı iddia edildi.

    5 GÖZALTI

    Olayla ilgili 5 polisin gözaltına alındığı ve görevden uzaklaştırıldığını kaydeden Diyarbakır Valiliği açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

    “21 Mart 2023 tarihinde, 14 yaşındaki Y. D. isimli darba maruz kalan çocuk, il merkezindeki bir hastaneye başvurmuş; tedavisinin ardından bir gün sonra taburcu edilmiştir. Olayla ilgili Lice Cumhuriyet Savcılığınca aynı gün soruşturma başlatılmış, 25 Mart 2023 tarihinde, Lice İlçe Emniyet Amirliği emrinde görevli bir komiser ve dört polis memuru gözaltına alınmış, ardından adli mercilere sevk edilmiştir. Ayrıca, söz konusu 5 personel görevden uzaklaştırılmış ve haklarında idari soruşturma başlatılmıştır. Olay tüm yönleri ile soruşturulmaktadır.”

    Diyarbakır Barosu Başkanı Nahit Eren, Twitter hesabı üzerinden konuya dair bir paylaşımda bulundu. Eren, “Lice’de 14 yaşındaki Y.D’ye yönelik işkence ve kötü muamele olayı ile ilgili 5 polis hakkında başlatılan soruşturmada 2 polis Lice ilçesinde, 3 polis ise aldıkları rapor nedeniyle il dışında oldukları için Ankara’da gözaltına alınmıştır. Soruşturma sürecini takip ediyoruz” diye kaydetti.

     NE OLMUŞTU?

    Amed’in Licê ilçesinde 21 Mart’ta, 10 yaşındaki bir arkadaşıyla eve dönen 14 yaşındaki Y.D., polis tarafından durduruldu.  10 yaşındaki arkadaşı bırakılırken, Y.D. araçla kaçırıldı. Polisler tarafından işkence gören çocuğun elleri, ayakları bağlandı. Türk olduğu söylenmeye zorlanan Y.D, ardından da “Kürtlere küfret, İstiklal Marşı’nı oku” denilerek ölümle tehdit edildi. Y.D. daha sonra ağzı ve elleri bağlı bir şekilde dere kenarında bataklığa bırakıldı. Gece karanlığında bir köylünün fark etmesi üzerine hastaneye kaldırılan çocuk, bir gözünü kaybetme riski yaşıyor. Çocuğa işkencenin Mezopotamya Ajansı (MA) tarafından haberleştirilmesinin ardından Licê Cumhuriyet Başsavcılığı olaya ilişkin soruşturma başlattı.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • AİHM’in ihlal kararı var ama 28 yıldır adalet yok-VİDEO

    AİHM’in ihlal kararı var ama 28 yıldır adalet yok-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, AİHM’in ihlal kararına rağmen 28 yıldır akıbetleri açığa çıkarılmayan İkram İpek, Servet İpek ve Seyithan Yolur için adalet talep ederek, yeniden yargılamanın yolunun açılmasını istedi.

    Kayıplarının akıbetini sormak ve faillerin açığa çıkması için her hafta Galatasaray Meydanı’nda bir araya gelen Cumartesi Anneleri, 896’ncı hafta eylemlerini online gerçekleştirdi. Bu haftaki eylemde 18 Mayıs 1994 yılında Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Beşişt (Türeli) Köyü Dehla Zera (Çaylarbaşı) Mezrası’na yapılan askeri operasyonla gözaltına alınan ve kaybedilen İkram İpek, Servet İpek ve Seyithan Yolur’un akıbeti soruldu.

    GÖZALTINA ALINDIKLARI İNKAR EDİLDİ

    Eylemde ilk olarak İkram ve Servet İpek’in kuzeni Azamettin İpek söz aldı. Köylerine yapılan baskında tüm köylülerin okul önünde bir araya getirildiğini, evlerinin yakıldığını ve aralarında kuzenlerinin de olduğu 6 gencin gözaltına alındığını paylaşan İpek, gençlerin köyün dışında bekletilen araçlara bindirildiğini söyledi. Gençlerin Lice’de bulunan askeri tabura götürüldüğünü belirten İpek, görgü tanıklarının gençlerin sabaha kadar işkence edildiklerini ve 3 gencin bu işkence ile katledildiğini anlattıklarını paylaştı. İpek, “Aileleri tabura gittiklerinde askerler ‘Biz kimseyi almadık, kimseyi buraya getirmediler’ sözleri ile geri gönderilip tehdit edildi. Ailelere ‘Tabura yaklaşırsanız sizi tararız’ dediler. Daha sonra birçok kuruma dilekçe verdiler ama hiçbir kurum bu dilekçeleri kabul etmedi. Aileler, bunun üzerine İHD’ye başvurdu. Dosya AİHM’e gitti. Ama Türkiye operasyon yaptığını inkar etti” sözleri ile hukuksal yollardan da sonuç alamadıklarını ifade etti.

    AİHM’in Türkiye’yi daha sonra suçlu bulduğunu kaydeden İpek, fakat daha sonra açılan soruşturmanın takipsizlikle sonuçlandığını dile getirdi. İpek, ayrıca soruşturma kapsamında mezarların açıldığını, DNA örnekleri verdiklerini fakat bundan da kendilerine herhangi bir yanıt verilmediğini aktardı.

    AİHM’İN VERMİŞ OLDUĞU EN AĞIR İHLAL

    Daha sonra da aile avukatı Osman Baydemir söz aldı. 28 yıldır 3 gençten haber alınamadığını belirten Baydemir, İHD Diyarbakır Şubesi Hukuk Komisyonu tarafından AİHM’e götürülen dosyanın o güne kadar verilmiş olan en ağır ihlal kararı olduğunu söyledi. Baydemir, buna rağmen iç hukukta faillere ulaşılmadığını ifade ederek, “AİHM kararına rağmen adalet tecelli ettirilmedi. Adalet tecelli ettirilinceye kadar, gözaltına alınanların akıbeti, gözaltına alınanların maruz kaldıkları hukuk ihlallerinin failleri yargılanıncaya kadar hak ve adalet arayışı devam edecek” dedi.

    ASKERLER RASTGELE SEÇTİ

    896’ncı hafta basın metnini ise İHD İstanbul Şube üyesi Karun Yıldız okudu. “28 yıldır soruyoruz: İkram İpek, Servet İpek ve Seyithan Yolur nerede?” diye soran Yıldız, 18 Mayıs 1994 tarihinde yaşananları şöyle aktardı:

    “Sabah 10.00 civarında, yüzlerce üniformalı asker 20 kadar ailenin yaşadığı Türeli (Beşişt) Köyü, Çaylarbaşı (Dehla Zera) Mezrası’na operasyon düzenledi. Tanık beyanlarına göre Bolu Komando Tugayına bağlı askerler araçlarından inip mezraya yaya olarak girdi. Operasyona askeri bir helikopter de eşlik etti. Askerler köylülere evlerinden çıkarak mezranın dışındaki okulun bahçesinde toplanmaları emrini verdi. Kadın ve çocuklardan ayrılan erkeklerin kimlikleri toplandı. Bir grup asker mezrada kaldı, diğer bir grup ise okulda köylülerin başında bekledi. Bir süre sonra mezradaki evler ve içinde hayvanlar bulunan ahırlar ateşe verildi.

    Ardından askerler, herhangi bir isim söylemeden rastgele ‘Sen, sen’ diyerek seçtikleri İkram ve Servet İpek ile Seyithan, Abdülkerim, Nuri ve Sait Yolur’u ‘Askeri teçhizatları araçlara taşımak için’ diyerek yanlarında götürdü. Diğer köylüler kimlikleri dağıtılarak serbest bırakıldı.”

    TANIK İFADELERİNE RAĞMEN İNKAR EDİLDİ

    Tanıkların Servet, İkram ve Seyithan’ın Lice Jandarma Komutanlığı’na götürüldüklerini, ilk gece aynı yerde tutulduklarını sonra onlardan ayrı bir yere alındıklarını aktardıklarını belirten Yıldız, o günden sonra 3 gençten bir daha haber alınamadığını söyledi. Ailelerin girişimlerine rağmen Genel Kurmay’, OHAL Bölge Valisi, Diyarbakır DGM Başsavcılığı, Lice Savcılığı ve Lice Jandarma Komutanlığı’nın “Köyünüze operasyon yapılmadı, kimse gözaltına alınmadı.” şeklinde cevaplar aldığını ifade eden Yıldız, olayı soruşturmakla görevlendirilen Yarbay Turgut Alpı’nın Lice Kaymakam’lığına gönderdiği raporunda da “18 Mayıs 1994 tarihinde Türeli köyünde yasadışı bir olay meydana geldiğine ilişkin en ufak bir delil olmadığı” şeklinde yazıldığını aktardı.

    AİHM ‘GÖZALTINDA KAYBETTİRİLDİLER’ DEDİ

    İç hukuktan sonuç alamayan ailenin AİHM’e başvurduğunu dile getiren Yıldız, “AİHM, Ankara’da yaptığı duruşmada tarafların sunduğu belgesel kanıtları, verilen tanık ifadelerini ve kamu görevlilerinin savunmalarını göz önünde bulundurarak oybirliği ile İkram İpek ve Servet İpek’in gözaltında kaybedildiğine ve diğer köylülerle birlikte İpek Ailesi’nin de evlerinin yakıldığına karar verdi. Ayrıca Mahkeme, ailenin başvuruları karşısında yetkililerin verdikleri tepkiyi insanlık dışı uygulama olarak değerlendirdi” bilgisini verdi.

    YENİDEN YARGILANMA YAPILSIN

    Yıldız, AİHM kararı esas alınarak yeniden yargılama yapılması taleplerini yineleyerek, “AİHM’in zorla kaybetmelerle ilgili olarak verdiği ihlal kararlarının kesinleşmesinden itibaren süre sınırı olmaksızın, yargı makamlarının yeniden yargılama yapmak için harekete geçmesini sağlayacak yasal bir düzenleme yapılmasını talep ediyoruz. Kaç yıl geçerse geçsin İkram ve Servet İpek ile Seyithan Yolur için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 197 haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz” şeklinde konuştu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Lice’de başlayan yangın yayılıyor

    Lice’de başlayan yangın yayılıyor

    Lice’nin Herêma Kelekê bölgesinde öğlen saatlerinde başlayan yangın, müdahale edilmemesi sonucu yayılarak devam ediyor.  
    Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Arıklı köyü sınırlarında yer alan Herêma Kelekê bölgesinde yangın çıktı.
    Yerel kaynaklar, hiçbir müdahalede bulunulmayan yangının giderek yayıldığını aktardı. Yangınla ilgili bilgi veren bir yurttaş, bölgenin çok büyük bir alan olduğunu belirten kaynaklar, “Yangın eğer söndürülmezse, yaklaşık 7 veya 8 köy ile bir o kadar da mezranın yaşam alanı yok olacak. İnsanların müdahalesiyle söndürülmesi biraz zor. Eğer müdahale etmezlerse, bütün alanlar yok olacak” dedi.
    (Mezopotamya Ajansı)
  • Cumartesi Anneleri, 844. haftasında Ömer Söğüt için adalet istedi-VİDEO

    Cumartesi Anneleri, 844. haftasında Ömer Söğüt için adalet istedi-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri 844’üncü hafta açıklamalarında, 20 Mayıs 1995’te kaybedilen Ömer Söğüt’ün ailesinin hak ve adalet talebini yineledi. Kayıp yakınları, kaç yıl geçerse geçsin mücadeleden vazgeçmeyeceklerini söyledi.

    Cumartesi Anneleri, gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin cezalandırılmasını talep etmek amacıyla her hafta gerçekleştirdikleri eylemlerini salgın nedeniyle bu hafta yine çevrimiçi gerçekleştirdi. Cumartesi Anneleri, 844. hafta eylemlerinde, 20 Mayıs 1995’te kaybedilen Ömer Söğüt’ün ailesinin hak ve adalet talebini yineledi.

    Cumartesi Anneleri, 844. hafta açıklamalarında  “Bir mezarı bile bize çok gördüler” diyen Söğüt Ailesi’nin hakikat ve adalet talebine eşlik etti.

    “MÜCADELEDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Ömer Söğüt ve ailesi Lice’nin Dibek köyünde yaşıyordu. Söğüt, 20 Mayıs 1995’te tarlaya gitti ve bir daha geri dönmedi. Sögüt’ün eşi Meyase Söğüt, “Askeri operasyon oldu. Her yere gittik, nerede aradıysak gelmedi. Üç gün geçti gelmedi. İnkar ettiler, hükümet inkar etti ne yaptıysak olmadı” diyerek, mücadeleden vazgeçmeyeceklerini kaydetti.

    “SÜREKLİ KORKUTMAYA VE YILDIRMAYA ÇALIŞTILAR”

    Söğüt’ün kaybedilmesinin ardından 8 çocuğu babasız büyüdü. Kardeşleri adına söz alan Ayşgül Söğüt, babası kaybedildikten sonra ailenin üzerinden devlet baskısının eksik olmadığını söyledi. En büyük ağabeyinin 14 yaşındayken sokaktan gözaltına alındığını ve 3 gün boyunca onun da akıbeti için mücadele ettiklerini belirten Söğüt, “Her gün evimiz basılıyor, eşyalarımız dağıtılıyordu. Sürekli korkutmaya ve yıldırmaya çalıştılar. Hem yaşam hem hak ve hukuk mücadelemiz devam etti, edecek. Geciken adaletin yerine getirilmesini istiyoruz” ifadelerini kullandı.

    “ÖMER SÖĞÜT VE TÜM KAYIPLAR İÇİN ADALET İSTEMEKTEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    Cumartesi Anneleri 844. haftanın basın metnini Özgen Sadet okudu. Çete lideri Sedat Peker’in devlet-mafya kirli ilişkilerine ilişkin itiraflarını hatırlatan Sadet, “Organize suç örgütü lideri denilen Peker’in açıklamalarının ihbar kabul edilerek, sözünü ettiği cinayetlere ilişkin soruşturmaların açılması, etkin soruşturmalar yoluyla hakikatin ortaya çıkartılması ve faillerin cezalandırılmasını bekliyor, tüm savcıları göreve çağırıyoruz” diye konuştu.

    Sadet, 844. haftamızda Ömer Söğüt’ün akıbetinin açığa çıkartılması ve işlenen bu insanlığa karşı suçun şüphelilerinin tespit edilerek haklarında etkin soruşturma yürütülmesi talebini yineledi. Kaç yıl geçerse geçsin Ömer Söğüt ve tüm kayıplar için adalet istemekten vazgeçmeyeceklerinin altını çizen Sadet, 145 haftadır yasaklanan kayıplarla buluşma mekanı olan Galatasaray’dan da vazgeçmeyeceklerini vurguladı.

    NE OLMUŞTU?

    47 yaşındaki 8 çocuk babası Ömer Söğüt ve ailesi Lice’nin Dibek (Derxust) köyünde yaşıyordu. Güvenlik güçleri tarafından köylerinin yakılması nedeniyle göç etmek zorunda kalmışlardı. Ancak Ömer Söğüt, tek geçim kaynakları olan köy civarındaki bağlarına çalışmak üzere gidiyordu. Bu gidiş gelişlerde askerlere rastlarsa darp edilmiş halde eve dönüyordu.

    20 Mayıs 1995 sabahı asmaları budamak için eşeği ile birlikte bağa gitti ancak akşam eve dönmedi. Sabah eşine bakmak için bağa giden Meyase Söğüt, onun eşyalarını gördü. Eşek ağaca bağlı haldeydi. Toprakta da bir noktaya kadar devam eden ayak izleri ve o noktadan sonra sürüp giden araç izleri vardı. Etrafa eşini sordu. Civarda binlerce askerin katıldığı askeri bir operasyon yapıldığını, bu askerlerin eşini bahçeden alıp götürdüklerini öğrendi.

    Üç gün eşi serbest bırakılır diye bekleyen Meyase Söğüt, bir yandan da onu kendi imkanlarıyla aradı. Jandarma Merkezine gidip “eşimi askerler almışlar, ne yapmışlar bize söyleyin” dedi. Şahabettin ön isimli rütbeli subay ona hakaretler yağdırdı, darp etti. Savcılığa başvurduğunda ise ancak üçüncü dilekçesi kabul edildi. Başvurduğu yetkililere “Eşimi asker almış. Ne olmuşsa devlet biliyor. Ben eşimin topraktaki ayak izlerini takip ettim. Onun ayak izleri Panzerin izlerinin bulunduğu yerde bitiyordu. Sonrasında panzerin izleri devam ediyordu” dediği için  devlete iftira atmakla suçlandı, tehdit edildi.

    Aile yıllar sonra başvurduğu İnsan Hakları Derneği aracılığıyla tekrar suç duyurusunda bulundu. Ancak bu başvurudan da bir sonuç alınamadı. 26 yıldır Ömer Söğüt’ün akıbeti karanlıkta bırakıldı, suçun fail ve sorumluları tespit edilerek yargı önüne çıkartılmadı.

    PİRHA/İSTANBUL

  • KESK Mersin Şubeler Platformu: Lice’den İkizdere’ye doğa katliamını durdurun

    KESK Mersin Şubeler Platformu: Lice’den İkizdere’ye doğa katliamını durdurun

    PİRHA-  KESK Mersin Şubeler Platformu, Rize’nin İkizdere ilçesindeki İşkencedere Vadisi’nin Cengiz İnşaat’ın yağmasına açılarak, taşocağı ve diğer yıkım projeleriyle yok edilmesinin önünü açan çalışmalara karşı açıklama yaparak, “Lice’den İkizdere’ye doğa katliamını durdurun” çağrısında bulundu.

    Lice’den Salda Gölüne, Bergama’dan Cerattepe’ye, Mersin Akkuyu’dan Kazdağılarına, İkizdere’den Milas Akbelen Ormanlarına kadar doğa katliamına yol açan projeler bir bir hayata geçirilmeye çalışılırken, başta kadınlar olmak üzere yurttaşlar ve çevreciler doğanın katledilmesine karşı mücadele yürütüyor.

    Mersin KESK Şubeler Platformu da, bir açıklama yayınlayarak, doğa katliamına dikkat çekti.

    Yapılan açıklamada, “Doğa karşısında kendini iktidar olarak gören erk zihniyetinin yaşadığı çevre ile uyumlu yaşamak yerine hakim olma, gücü tahkim kılma arayışı ekolojik tahribatları doğurmakta ve buda iklim değişikliğine ve insanlık dahil tüm canlıların binyıllarca etkisi altında kalacağı ekolojik değişimlere sebep olmaktadır” denildi.

    “DOĞA VARSA BİZ VARIZ”

    Açıklamanın devamında tüm dünyanın ekolojik dengenin yıkımının bir sonucu olan pandemi İle uğraşırken, iktidarın, ‘Orman Kıyımına’ devam ettiği vurgulanarak, “Unutmayalım ki doğa varsa biz varız. Son olarak İkizdere Vadisi inatla talan edilmek isteniyor. Jandarmanın himayesinde iki haftadır eşi görülmemiş bir şekilde köylüye ve doğaya zulüm yapılmaktadır. Dozerler yüzlerce ağacı ve dereyi yok ederek ilerlemekteler. Cengiz’in talanını durdurmak için köylülerin direnişleri jandarmanın baskısıyla engelleniyor” diye belirtildi.

    “DOĞA TALANINA KARŞI MÜCADELE EDENLER İLE DAYANIŞMAYA”

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’nin çevre ile tek ilişkisinin rant üzerinden kurulduğunun dile getirildiği açıklamada şunlara yer verildi:

    “İktidar için çevre para ettiği sürece değer kazanıyor. AKP su kaynaklarının sınırsızca sömürülmesine izin veriyor. Orman alanlarının talanının önünü açıyor. Derelerimiz, ormanlarımız, sit alanlarımız, madenlerimiz çevresel etkileri düşünülmeyen, sadece kar odaklı politikalara alet ediliyor. Kıyılar, ormanlar, meralar, yaylalar; enerji tekellerine, maden firmalarına, turizm yatırımcılarına, yandaş inşaat şirketlerine birer birer tahsis ediliyor. İktidar bu yandaş şirketler eliyle taş ve mermer ocaklarıyla, tuğla fabrikalarıyla, demir madenciliğiyle ve çimento üretimiyle de dağı, taşı, doğayı yiyip bitiriyor.

    Bir holdingin çıkarlarını ülkenin doğal varlıklarından ve halkın yaşama hakkından daha önemli görenlere karşı el birliği ile sizleri İkizdere’de ve ülkemizin dört bir yanında doğa talanına karşı mücadele edenler ile dayanışmaya davet ediyoruz.

    SUSMAYACAĞIZ! YAŞAM ALANLARINDA KARAR HALKIN OLACAK!

    Saray rejimi ve rant ortağı beşli çetenin memleketin kaynaklarına verdiği tahribat, 19 yıllık yağma ve talan öyküsü, belki ciltler dolusu kitaba sığacak kadar kapsamlı bir konu. Fakat bizler İkizdere’de suyuna, toprağına sahip çıkan ve doğa talanına karşı direnen halkın haklı mücadelesinin yanındayız!

    Doğa talanını yapanlardan, yaptıranlardan, izin verenlerden, susarak ekolojik suça ortak olanlardan hukuki, siyasi ve ahlaki bakımlardan hesap soracağız.”

    PİRHA/MERSİN

     

     

  • Lice’de köyler abluka altında

    Lice’de köyler abluka altında

    PİRHA-Diyarbakır’ın Lice ilçesinde başlatılan askeri operasyon sonrası köylerin askerler tarafından ablukaya alındığı bilgisi aktarıldı.

    Diyarbakır’ın Lice ilçesinin Çağdaş, Dibek, Arıklı ve Bağlan köyleri arasındaki kırsal bölgedeki askeri operasyon sürüyor. 1 Askerin yaşamını yitirdiği çatışma sonrası köylerin askerler tarafından ablukaya alındığı aktarıldı.

    Diyarbakır Milletvekili Semra Güzel, Twitter’da #LicedeİşkenceVar hastagiyle de gündem olan konuya ilişkin bilgi paylaştı.

    Semra Güzel, “Lice’ye bağlı Mışrıf köyüne düzenlenen ev baskınında uzun süre yapılan aramanın ardından M.B ve eşi A.Z gözaltına alındığı ve köye giriş ve çıkışların askerler tarafından engellendiği, köylülerin evlerinden çıkmalarına izin verilmediği bilgisi var.” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Lice’de yangın yeniden başladı

    Lice’de yangın yeniden başladı

    Lice’ye bağlı 5 mahalleyi kapsayan ve bugün kontrol altına alınan yangının, soğutma çalışması yapılmadığı için yeniden başladığı belirtildi.
    Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Dibek (Derxust), Yolçatı (Sisê), Çağdaş (Cinezur), Cimar ve Henyat mahalleleri arasında kalan kırsal alanda dün sabah saatlerinde başlayan ve bugün kontrol altına alınan orman yangını, soğutma çalışması yapılmadığı için belli noktalarda yeniden başladı.
    Henyat ve Yolçatı (Sisê) mahallelerinde yeniden başlayan yangının rüzgarın etkisiyle yayıldığı belirtildi.  (MA)
  • Medeni Yıldırım davasında ilerleme kaydedilmedi

    Medeni Yıldırım davasında ilerleme kaydedilmedi

    Diyarbakır’ın Lice ilçesinde kalekol protestosu sırasında vurularak öldürülen Medeni Yıldırım davasında ilerleme sağlanamıyor. 2019’un başındaki talepleri yerine getirilmeyen mahkeme, yeniden aynı talepler için müzekkere yazılmasına karar verdi.

    Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Kayacık Mahallesinde, 28 Haziran 2013’te yapılan kalekol protestosunda yaşamını yitiren 19 yaşındaki Medeni Yıldırım’ı “kasten öldürmekten” asker Adem Çiftçi hakkında açılan davanın duruşmasına Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Duruşmaya tutuksuz yargılanan sanık Adem Çiftçi katılmazken, Yıldırım ailesinin avukatları Reyhan Yalçındağ, Serdar Çelebi ve Sidar Avşar ile Yıldırım’ın annesi Fahriye Yıldırım ile yakınları duruşmada hazır bulundu. Duruşmayı, Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Meral Danış Beştaş, Saliha Aydeniz de takip etti.

    SUÇ DUYURUSUNUN AKIBETİ

    Duruşmada söz alan Avukat Reyhan Yalçındağ, karakolda görevli 2 komutan hakkında suç duyurusu yapıldığını, 7 Şubat’ta karakolda görevli olan 2 komutan için yapılan suç duyurusunun akıbetinin sorulması için mahkemenin karar aldığını, ancak aradan geçen süreye rağmen suç duyurusunun akıbetinin ne olduğunun mahkemeye gönderilmediğini söyledi.

    “RAPOR HAZIRLANMADI”

    Yalçındağ, mahkemenin 16 Mayıs’ta görülen davanın 6. duruşmasında İstanbul Adli Tıp Kurumu’ndan yeni bir rapor istediğini, ancak raporun hazırlanmadığını belirterek, zaman aşımına uğratılan diğer dosyaları hatırlattı.

    “YAŞAM HAKKINA KASTEDİLDİ”

    Meydana gelen olayın diğer toplumsal olaylarda kullanılan orantısız güç olmadığını ifade eden Yalçındağ, söz konusu olayda direkt yaşam hakkına kast edildiğini söyledi.

    “KOMUTANLARIN YARGILANMASI GEREKİYOR”

    Sanık Adem Çiftçi’nin olayı kendi başına gerçekleştirmediğini vurgulayan Yalçındağ, olayın komutanların emriyle gerçekleştirildiğine işaret ederek, emri veren komutanların yargılanması gerektiğini dile getirdi.

    Yalçındağ, daha önce karakolda görevli 2 komutan hakkında yapılan suç duyurusunun akıbetinin sorulmasına ve ATK’den raporun hazırlanmasının istenerek bir an evvel mahkemeye gönderilmesini talep etti.

    Mahkeme heyeti, Yalçındağ’ın her iki talebini kabul ederek duruşmayı erteledi.

    Kaynak: MA