Etiket: lisa çalan

  • Yönetmen Lisa Çalan: Sansür ve otosansüre karşı net bir tavır sergilemek gerekiyor – VİDEO

    Yönetmen Lisa Çalan: Sansür ve otosansüre karşı net bir tavır sergilemek gerekiyor – VİDEO

    PİRHA – Sinema Yönetmeni Lisa Çalan, 37 kişiyle beraber İstanbul’da yaptıkları ilk toplantıda “Sanat için Özgürlük İnisiyatifi” adını verdikleri yeni bir örgütlenmeyi başlattıklarını söyledi. Çalan, Özgürlük için Sanat İnisiyatifi’nin 5-6 Ekim’de yapacağı etkinliğin temel hedefinin mevcut iktidarın politikaları olduğunu da ifade ederek, etkinliğin bir çalıştay ve konferans değil buluşma olacağını kaydetti.

    Özgürlük İçin Sanat İnisiyatifi, 5-6 Ekim’de Şişli Nâzım Hikmet Kültür Merkezinde “Mevcut İktidarın Kültür Politikaları: Sansür-Otosansür Baskısında Kültürel Kapan” başlıklı bir çalıştay düzenliyor.

    Yazar, hukukçu, akademisyen, sanatçı ve gazetecilerin yer alacağı etkinliğin 5 Ekim’deki programında “Kültürel Üretimde Baskının Biçimleri”, 6 Ekim’de ise “Kültür Sanatta İhlal ve Direniş Biçimleri” konulu oturumlar gerçekleşecek. Her oturumun ardından tartışmak için bir zaman da tanınacak.

    Sinema Yönetmeni Lisa Çalan, Özgürlük için Sanat İnisiyatifi’nin 5-6 Ekim tarihinde İstanbul’da gerçekleştireceği “Mevcut İktidarın Kültür Politikaları: Sansür-Otosansür Baskısında Kültürel Kapan” konulu buluşmanın hedeflerini PİRHA’ya anlattı.

    “TEKRAR BİRARADA OLMANIN ÖNEMİNİ FARK ETTİK”

    Lisa Çalan, “Barışa Ses Ol” deklarasyonunda 600 sanatçının imzasının olmasının kendilerinde büyük bir enerjiye neden olduğunu, bunun da umuda dönüştüğünü söyledi.  belirterek,

    Çalan, Özgürlük için Sanat İnisiyatifi’nin nasıl kurulduğuna ve hedeflerinin neler olduğuna dair şunları söyledi:

    “Bundan birkaç ay önce “Barışa Ses Ol” deklarasyonu yayınlandı. Bu çerçevede 600 küsür sanatçının imzası alındı. Çok uzun zamandır böyle bir ses çıkmamıştı ve bu bizde de büyük bir enerjiye neden oldu. Açıkçası bu enerji umuda dönüştü ve tekrar bir arada olmanın önemini fark ettik. Bir arada olurken de bu örgütlenme ağının içinde hem ses çıkarmanın kolaylığı hem de özgüveni artmış oldu. Haliyle bu şekilde de yola çıktık. İnisiyatifi bu enerjiyle birlikte kurma kararı aldık. Bu çerçevede yüz yüze görüşmeler aldık buradaki sanatçılarla. Öncelikle sanatçıları dinledik. Çünkü çok uzun zamandır kimse kimseyi dinlememişti. Mevcut iktidar neredeyse herkesi susturmuş, bir kapana sıkıştırmış ve geri planda tutmuştu. Bunu aşmak için dertleşme ihtiyacı hissettik ve herkesle ayrı ayrı görüşerek kim neler yaşadı, bu son 10 yılda bu yaşadıkları şeyler neye dönüştü ve sanatını ne kadar etkiledi, bunu ne kadar konuşabiliyoruz gibi meseleler üstünde durduk. Biz de bunu başlatırken ne yapacağız, neye dönüştüreceğiz, inisiyatifin adı ne olmalıyı hiç düşünmedik. Önce bir arada olmanın gücünü tekrar ortaya koymak için çalışma yürüttük. 37 kişiyle beraber İstanbul’da ilk toplantımızı yaptık ve hep beraber bu inisiyatifin adını koyduk. Sanat özgür bir ortamda en iyi yapılan manifestodur, eylem biçimidir, topluma ulaşmanın bir yoludur. Hep beraber isim olarak da ‘Sanat İçin Özgürlük’ dedik.

    “KORKU MEKANİZMASINI YOK ETMEK GEREKİYOR”

    Türkiye’de örgütlenme olmadan nefes alınamayacağını belirten Lisa Çalan, “Toplumun öncüleri, sanatçıları olarak ne kadar konuşmakta özgürüz, bunu ne kadar tartışabiliyoruz, hep beraber bunu göreceğiz ve bu yüzden de çağrımız odur ki, bu alanda emek veren bu alanda mağdur edilen herkesle bunu konuşmak, tartışmak gerekiyor. Çünkü bir sorunu tespit etmek yeterli olmuyor. Bir soruna çözüm de getirmek gerekiyor. Önce tüm bu korku mekanizmasını yok etmek gerekiyor. Sözünü söyleyebilecek o alanı ve dayanışma ağını yaratmak gerekiyor. Bu ülkede artık örgütlenmeden nefes alamayacağımızı çok iyi biliyoruz. Bir kişinin sesiyle on kişinin sesinin aynı olmayacağını artık net şekilde biliyoruz. Örgütlü olmayan her alan çürümeye mahkumdur. Bu süreçte birçok inisiyatif kuruldu, birçok platformlar kuruldu ama eylem biçimine geçmediği için kendi kendine çürüdü. Bu inisiyatifin temel amacı sözünü söyleyebilecek alan yaratmak, tepki biçimini eyleme dönüştürmektir” dedi.

    “SESİMİZ DE DURUŞUMUZ DA SÖZÜMÜZ DE ÇOK HAKLI”

    İnisiyatifin 5-6 Ekim’de yapacağı buluşmaya katılım çağrısı yapan Lisa Çalan, aynı zamanda buluşma hedeflerini de şöyle anlattı:

    “Mesela Altın Portakal Film Festivali’nde geçen yıl bir film sansürlenmişti, bugün biz bu sansürü dile getiriyoruz. Orada bir sansür vardı ve bir özeleştiri mekanizması geliştirilmedi, bunu haykırmak gerekiyor. Çünkü örgütlü alan ne olacağını bilir ve bunun için ne yapması gerektiğini de bilir. İnisiyatifin temel hedefi ses çıkarmaktır ama çiğ bir sesten bahsetmiyorum, daha tok bir ses. Çünkü haklıyız. Hepimiz bu sürecin çok büyük mağdurları olduk ve sesimiz de çok haklı, duruşumuz da çok haklı, bu yüzden sözümüz de çok haklı. Sahalarda, toplumun içinde ve üretim alanlarında ortaklaşmak, ortak bir hedefte bütün olmak gerekiyor. Bu etkinliğin en temel hedefi mevcut iktidarın politikalarıdır.

    “SANSÜR VE OTOSANSÜRE KARŞI NET BİR TAVIR SERGİLEMEK GEREKİYOR”

    Mesela Kürdistan’ı ele aldığımızda ve Türkiye cephesini ele aldığımızda iki farklı sansür ve otosansür biçimi var. Bunun ayrımını görmeliyiz. Çünkü bizde kültürel soykırım mevcut. Biz nasıl bakıyoruz, Kürt sanatçılar buna nasıl bakıyor, bunu ele almak, bir de Türkiye’deki sansür ve otosansür biçimlerini tartışmak gerekiyor. Temel hedefimiz budur.
    Ancak bu sadece sinema alanında değil, müzik, tiyatro, edebiyat alanları için de geçerli. Çünkü en fazla sansürlenen alanlardır bunlar. Bu yıl haberlerde çokça gördüğümüz üzere birçok müzisyen intihar etti. En az bir yıl içinde birkaç müzisyen konserleri iptal edildiği için, işsiz kaldıkları için, üretim alanları olmadığı için intihar etti. Bunu konuşmak, bunun net tespitini ortaya koymak gerekiyor. Her alanda, farklı disiplinlerde bu örgütlenme biçiminin sansür ve otosansürün karşısında nasıl bir mücadele biçimi olacağına dair net bir tavır sergilemek gerekiyor. Bir ifşa kültüründen bahsetmiyoruz. Bu sorunları hangi gücün yarattığını ve neye dönüştürdüğünü çok iyi biliyoruz. Bugün bir sinemacıyla konuştuğumuzda kültür bakanlığını tartışır, müzisyenle konuştuğumuzda bambaşka bir şey söyler; bunu netleştirmek, bizler kimler tarafından sansürleniyoruz ve neye dönüşüyoruz sorularını yanıtlamak gerekiyor. Tüm alt başlıklarımız bu sorularla şekilleniyor. Mesela cezaevlerinde kitap yazan kişiye sansür uygulanıyor. Tutsak yazarlara kendi yazdıkları kitaplar verilmiyor. Absürd bir durum ama bunu tartışmak gerekiyor. Dolayısıyla “buluşma” dememizin nedeni de budur. Bir çalıştay, konferans olarak değil. Tüm sanat disiplinleri olarak buluşup önce sorunu tespit etmemiz ve sonra mücadele biçimlerini netleştirmemiz gerekiyor. Bu sorunları dile getirmek, tartışmak ve bunun oluşturacağı enerjiyle hareket etmek bu süreçte çok önemlidir.”

    İKİ GÜNLÜK ETKİNLİKTE NELER VAR?

    *İlk günün programında Süreyya Karacabey, Özgürlük İçin Sanat İnisiyatifi adına açılış konuşmasını yapacak ve ardından “Sansür-Otosansürün Görünme Biçimleri” başlıklı ilk oturum başlayacak.
    Karacabey’in kolaylaştırıcılığını yapacağı oturumda, “2000 Sonrası Türkiye’de Film Sansürü: Değiş(k)en Mekanizmalar ve Aktörler” başlığıyla Akademisyen Sonay Ban; “Dijital Alanda Sansür – Otosansür: Ekonomik ve Yasal Zemin” başlığıyla Yapımcı Yamaç Okur ve “Kültür Sanat Alanında Sansürün Değişen Biçimleri ve Otosansüre Evrilişi” başlığıyla Gazeteci Özlem Altunok sunumlarını yapacak.

    *Günün “Kültür Politikaları ve Sansür” başlıklı ikinci oturumunda ise kolaylaştırıcılığı Diren Yurtsever üstlenecek. Bu oturumda “Kültür Politikaları ve Sanatta Sansür: Süreklilikler ve Kesintiler” başlığıyla Akademisyen Banu Karaca, “Çağdaş Sanat ve Katılımcı Kültür Politikaları” başlığıyla Sanat Kuramcısı ve Küratör Ezgi Bakçay, “Kürt Sinemasında Sansür ve Otosansürün Etkileri” başlığıyla ise Yönetmen Kazım Öz yer alacak.

    *“Kürt Sanatında Sansür ve Direniş” başlıklı günün son oturumunda ise kolaylaştırıcılığı Nezahat Doğan üstlenecek. “Kürt Tiyatrosu: Sansür Değil Kıyım” başlığıyla Oyuncu Ömer Şahin, “Kürt Müziğinin Sansür-Otosansür Karşısında Direnme Biçimleri” başlığıyla Müzisyen ve Aranjör Nurhak Kılagöz ve “Yayıncılıkta Sansür ve Mücadele Biçimleri” başlığıyla da Ventus Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Serkan Eker bu oturumda konuşacak.

    İkinci gün Füsun Çataltaş Üstel’in “Kültür Politikaları” başlıklı konuşmasıyla başlayacak ve forum programı yapılacak. Reyhan Hacıoğlu ve Sevinç Koçak’ın kolaylaştırıcılığını üstleneceği forumda “Hapishanelerde Üretim Zorlukları ve Sansür” başlığı altında Yazar Fırat Can ve “Hukuk ve Sansür” başlığı altında Hukukçu Fikret İlkiz deneyim aktarımı yapacak. Ardından mahpus yazar ve sanatçılardan ses kayıtları ve notlar yer alacak.

    Forum içi çerçeve sunumlar kısmında ise “Sanat ve Kültürde Temsil Dolayımıyla Uygulanan Sansür” başlığıyla Akademisyen Hülya Uğur Tanrıöver, “Bağımsız Sanat ve Popüler Kültürde Kadın Temsili” başlığıyla Kültür-Sanat Yazarı Ayşen Güven ve “Queer Yaratıcılıkta İktidarın Çoklu Sureti” başlığıyla ise Editör, Küratör Aylime Aslı Demir konuşmalarını gerçekleştirecek. Programın sonunda buluşmanın sonuç bildirgesi açıklanacak.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

  • MARDEF 5. Maraş Buluşması başladı -VİDEO

    MARDEF 5. Maraş Buluşması başladı -VİDEO

    PİRHA- Maraş Demokratik Dernekler Federasyonu (MARDEF) tarafından Almanya’nın Siegen kentinde 5. Maraş Buluşma Kampı düzenlendi. 

    7-8 Ekim tarihleri arasında iki gün devam edecek buluşma programı, depremde ve demokrasi mücadelesinde yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşu ile başladı. MARDEF Eş Başkanları Fidan Kabayel ve Serhat Med kısa bir açılış konuşması yaparak program hakkında bilgiler verdi. Ardından panellere geçildi.

    “ERKEK EGEMEN SİSTEM KADINA BELLİ BİR ROL BİÇİYOR”

    İlk panelin konusu “Geçmişten günümüze Alevi Kadın mücadelesi” idi. Elif Cangül tarafından modere edilen panelde HDP 26. Dönem milletvekili Besime Konca söz aldı.

    Konca kadınların soykırımlardan geçirildiğini belirterek, “Kürtlerin soykırımından bahsederiz, IŞİD’in yaptığı soykırımlardan bahsederiz. Bunların kaynağı aslında kadın kırımıdır. Kadına bunun yolunu açan rejimler Ortadoğu’da mevcut. Bütün kadın hakları, kadın mücadelesi konusunda Brezilya’daki, İngiltere’deki, Türkiye’deki hükümetler aynı davrandı. Erkek egemen sistem kadına belli bir rol biçiyor. Kadınların yaşam özgürlüğü hükütmetler nezdinde kısıtlanıyor. Bütün dünyadaki kadınlar birleşerek ortak, güçlü bir mücadele yürütüyor” ifadelerini kullandı.

    Kadınlara belli bir rol modeli biçildiğinin altını çizen Konca, “AKP iktidarı kadını eve hapsetti, tek sorumluluğunun eve hizmet, eşe hizmet olduğunun önünü açtı. Kadınlara dayatılan budur” dedi.

    Alevilere yönelik geliştirilen projelere dikkat çeken Konca, “Cemevi başkanlığı, ÇEDES gibi projeler dayatılıyor Alevilere. Maraş’ı, Gezi’yi, Gazi’yi gördük. Bugün neredeyse her eve nüfus etmeye çalışıyorlar. Bize dayatılanları aşabiliriz. Birlikte ve ortak mücadele önemli“ diye konuştu.

    “MARAŞ BÜYÜK ÖLÇÜDE DEMOGRAFİK DEĞİŞİME UĞRADI”

    Konca’nın sunumunun ardından “Dünden bugüne Maraş” konulu panel gerçekleşti. Şükrü Yıldız’ın moderatörlüğünü gerçekleştirdiği panele konuşmacı olarak Avukat İbrahim Sinemillioğlu katıldı.

    Maraş’ın tarihsel sürecini anlatan Sinemillioğlu, tarihte Maraş’ın Gurgum ismi ile tanındığını hatırlattı. Maraş’ın kozmopolit yapısına dikkat çeken Sinemillioğlu, bölgede Alevi, Kürt, Ermeni ve Müslümanların yerleşimini aktardı.

    Birçok Alevi köyün Sünnileştirildiğine işaret eden Sinemillioğlu, “Cumhuriyetten sonra tutulan listelere baktım tapuda. Ali Yorgaki gibi isimler vardı mesela. Tapuya sahip çıkmak için adı Ali olarak almış ama soyadları babalarından aldıkları soyadları olarak kalmış. Maraş’taki Kürt köyleri yüzde 40 civarı, yine Çerkez köyü vardı. Şimdi Kürt nüfusu yüzde 10’lara düştü. Depremden önce 150 bin olan nüfus 60 binlere düştü Maraş’ta. Elbistan’da eski tapu kayıtlarına baktığımda 15 -16 şehir meclisin imzalıdan Kürdü, Türkü, Çerkezi var ama en az bir iki de Ermeni mührü var. Benim çoçukluğumda sadece bir Ermeni aile vardı. Öğrencilik yıllarımda Malatya’da 800 aile vardı şimdi belki bir kaç aile kalmış durumda. Maraş büyük ölçüde demografik değişime uğradı. O nedenle asıl yarını düşünmek gerekli” dedi.

    Köylere dönüşün önemine vurgu yapan Sinemillioğlu, bölgede bir istihdam programına ihtiyaç olduğunu söyledi. Tarım ve hayvancılığın geliştirilmesi gerektiğini ifade eden Sinemillioğlu, “Eskiden kişi başına düşen hayvan sayısı daha fazlayken, şimdi 9 kişiye bir hayvan düşüyor. Yine tarım alanı da geliştirilmeli. Tarım ve hayvancılık alanı altın yumurtlayan tavuk olsa da, geç yumurtluyor. Orada çalışacak genç bireylere ihtiyaç var. Üzülerek söylüyorum, ne çocuklarımız, ne torunlarımız oraya gitmeyi düşünmüyor. Yarın Maraş’ı unuturlar. O nedenle topraklara dönüş ve yerleşim çok önemli” diye belirtti.

    “YIKIM SONRASI HIZLI BİR ŞEKİLDE ÖRGÜTLENMEK BİZE MORAL OLDU”

    6 Şubat’ta Maraş merkezli meydana gelen depremin ardından bölgede önemli bir yıkım yaşandı. Maraş depremlerinin sonrasında yaşananların konu edildiği panele ise MARDEF yönetim kurulu üyesi Mehmet Üstek, Yönetmen ve aktivist Lisa Çalan katıldı.

    Hasan Bulut’un moderatörlüğünde yapılan panelde ilk olarak Mehmet Üstek konuştu.

    Depremin ardından Maraşlılar olarak hemen örgütlendiklerini belirten Üstek, “Böylesi korkunç bir depremde, yıkım sonrası çok hızlı bir şekilde örgütlenmek bize moral oldu. Önemli işlere imza attık. Bildiğimiz bilmediğimiz her kapıyı çalmaya çalıştık. Elimizden geldiğince Maraş başta olmak üzere, diğer deprem kentlerine de yardımlar ulaştırdık. Bütün hesaplarımız şeffaf bir şekilde halkımıza sunduk. 36 dernekten oluşan bir deprem kriz koordinasyonu kurduk. Yardım yaparken etnik, inanç, sınıf ayrımı yapmadan ulaşabildiğimiz bütün alanlara ulaşmaya çalıştık” dedi. Üstek, MARDEF olarak deprem yardımlarının detaylarını da aktardı.

    “AFETLERDE KADINLARIN ARKA PLANDA TUTULDUĞUNU GÖRDÜK”

    Afet yönetimi ve Dayanışma Derneği’nden Lisa Çalan, Diyarbakır’ın da bir deprem bölgesi olduğunu söyledi. Depremde örgütlenmenin ne kadar önemli olduğunu birkez daha anladıklarını ifade eden Çalan sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Daha önce belediyelerimiz vardı. Belediyelerimiz akut süreci yönetecek araçlara sahipti, fakat kayyumdan sonra böyle bir imkana sahip olamadık. HDP üzerinden bir platform kuruldu. Bu tarz afetlerde kadınların ne kadar arka planda tutulduğunu da gördük. Kadınların özellikle hijyen ihtiyacı öteleniyordu. Kadınlar olarak öncelikle buna da dikkat çekerek bir organize gerçekleştirdik. Ardından bu platform dernekleşmeye gitti. İnsani yardım, barınma gibi ihtiyaçlar için ortaklaştığımız yapılardan biri de MARDEF oldu. Deprem bölgelerinde aşevleri kurduk. Çocuklar için de aktivite geliştirdiğimiz projeler hazırladık. Yine sağlık alanında Mediko ile de sağlık ile de ilgili proje hazırlığımız bulunuyor. Depremin ardından birçok yaralı var ve bu insanlarımıza ulaşabilmek için de yeni bir ağ oluşturmak gerekiyor.”

    PİRHA/ALMANYA

     

     

  • Diyarbakır kayyımı, sanatçı ve yönetmenleri işten çıkardı

    Diyarbakır kayyımı, sanatçı ve yönetmenleri işten çıkardı

    Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi kayyımı, IŞİD’in HDP’nin 5 Haziran 2015’teki Diyarbakır mitingine düzenlediği bombalı saldırıda iki bacağını kaybeden yönetmen Lisa Çalan’ın işine son verdi.

    Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) 5 Haziran 2015 tarihinde Diyarbakır’daki mitingine IŞİD’in gerçekleştirdiği bombalı saldırıda iki bacağını kaybeden Lisa Çalan, kayyım tarafından yönetilen Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’nde işten çıkarıldı.

    Belediyenin Kültür ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı’nda, Lisa Çalan da dahil olmak üzere 8 kişinin görevine son verildi. İşten çıkarılanlara yapılan sözlü açıklamada “Bu kadrolara ihtiyaç olmadığı” ifade edildi. Görevine son verilenler arasında müzik ve tiyatro sanatçıları da bulunuyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Katliam siyasetine karşı adalet isteyenler ‘Vazgeçmiyoruz’ şiarıyla buluştu-VİDEO

    Katliam siyasetine karşı adalet isteyenler ‘Vazgeçmiyoruz’ şiarıyla buluştu-VİDEO

    Katliam siyasetine karşı adalet isteyenler ‘Vazgeçmiyoruz’ şiarıyla bugün Taksim Hill Otel’de buluştu. Sempozyumda yaşanan katliamların unutulmayacağı ve unutturulmayacağı mesajı verildi. 

    Suruç Aileleri İnisiyatifi ile 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği’nin “Katliam siyasetine karşı adalet isteyenler buluşuyor: Vazgeçmiyoruz” çağrısıyla düzenlediği etkinlik bugün İstanbul Taksim’de bulunan Hill Otel’de yapıldı.

    Suruç İçin Adalet Platformu, İnsan Hakları Derneği, TMMOB, DİSK ve KESK’in de destekçi kurumlar olarak katıldığı etkinliğe Halkların Demokratik Partisi (HDP) Milletvekilleri Murat Çepni, Oya Ersoy, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu’nun yanı sıra, Ezilenlerin Sosyalist Partisi (ESP) Genel Başkanvekili Şahin Tümüklü, Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) Eşbaşkanı Okan Danacı, DİSK Yönetim Kurulu üyesi Kamber Saygılı, Sosyalist Kadınlar Meclisi MYK üyeleri, HDP PM üyesi Ahmet Ayva, Berkin Elvan’ın ailesi Gülsüm Elvan ve Sami Elvan, Cumartesi Anneleri, Hasan Ocak’ın kardeşi Ali Ocak, Diyarbakır Katliamı’ndan yaralı kurtulan Lisa Çalan da katıldı.

    3 oturumdan oluşan etkinlikte ‘Yaşadık’ oturumunun açılış konuşmasını düzenleyici kurumlardan Suruç Aileleri İnisiyatifi adına Yoldaş Aydın yaptı. Aydın, “Katliamlara maruz kalanlar olarak yan yana gelmeliyiz, seslerimizi daha güçlü haykırmalıyız” diyerek başladığı konuşmasında, katliam siyasetinin yüzbinlerce insanın hayatını etkilediğini ifade etti.

    ‘Yaşadık’ oturumunda, Suruç Aileleri İnisiyatifi, 10 Ekim Barış ve Dayanışma Derneği, Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF), Ankara Barış Mitingi çağrıcılarından KESK Yürütme Kurulu, Diyarbakır patlamasında yaralı kurtulan Lisa Çalan, Sultanahmet patlaması tanıkları konuştu.

    ÇAĞDAŞ AYDIN’IN BABASI: BİZ ÖLMEDİK DİYE BİZİ DE ÖLDÜRMEYE ÇALIŞIYORLAR

    Suruç Aileleri adına, katliamda hayatını kaybeden Çağdaş Aydın’ın babası Fethi Aydın  konuşma yaptı. Aydın, SGDF’nin çağrısıyla, savaşın etkilerini silmeye çalışan Kobane halkıyla dayanışmaya gitmeye karar verdiklerini, kaymakamlıkla yaptıkları görüşmelerde peyder pey Kobane’ye gidebileceklerinin söylendiğini ifade etti.

    Buna rağmen katliamın yaşandığını anlatan Aydın, “Biz mahkemelere giderken cep telefonlarımız dahi elimizden alınıyor, acılı ailelere joplarla saldırılıyor. Geride kalan bizleri, ölmedik diye öldürmeye çalışıyorlar. Bu katliam siyaseti değil de nedir? Mahkeme sonralarında yapmak istediğimiz basın açıklamalarını dahi engellemeye çalışıyorlar” dedi. Aydın, insanlık için Suruç’a, Kobane’ye giden gençlerin ideallerinin gerçekleşmesi için mücadelenin sürdürücüsü olacaklarını söyledi.

    “KOBANE İÇİN ‘DÜŞTÜ, DÜŞECEK’ DİYORLARDI, DÜŞEN AKP VE ORTAKLARI OLDU”

    Kobane çağrıcısı Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu (SGDF) adına Okan Danacı konuştu. “Kaybettiklerimizi sevgi ve özlemle anıyoruz” diyen Danacı, şunları söyledi:

    “Kobane için, ‘Düştü, düşecek’ diyordu IŞİD’in ortakları, düşen AKP ve onun ortakları oldu. Ezilenlerin ve halkların sahip çıktığı bir kent oldu Kobane. Biz de “Beraber savunduk, beraber inşa edeceğiz” diyerek yola çıktık. 20 Temmuz’la başlayan sürecin arkasından Suruç yaralılarına yönelik tutuklamalar, ailelere tehditler de yaşadığımız savaş konseptini gösteriyordu. Tüm bu atmosferde, adalet mücadelesinde birleşmemiz gerektiğini gördük. Suruç’un 1’inci yılında adalet talebiyle bir buluşma gerçekleştirmek istedik, Valilik tarafından yasaklandı. Bu da adalet talebi ile bir araya gelmemizden korktuklarını bir kez daha gösterdi.”

    “YAŞAMAYA DEVAM EDİYORUZ, BİZ UNUTMUYORUZ”

    10 Ekim Barış ve Demokrasi Derneği adına konuşan Mehtap Ekinci Çoşgun da, “Ayrı ayrı çokça etkinlik ve anma yapmış olsak da IŞİD çetesinin hedefindekiler olarak ilk kez bugün burada buluştuk ve yalnız olmadığımızı gördük” dedi.

    Çoşgun, salonda duyulan çocuk sesleri için “Sesini duyduğunuz çocukların bugün babası yok ama çok büyük bir ailesi var. Barışa ve kardeşçe yaşamaya dair umutları var” diye belirtti.

    Ardından 10 Ekim dava dosyasına da giren ve daha önce basına çok az bir kısmı düşmüş olan, polis kamerasından çekilmiş görüntülerden oluşan bir sinevizyon gösterimi yapıldı. Görüntülerde ambulansın katliamdan 50 dakika sonra alana geldiği, IŞİD’lilerin şehirde nasıl rahatça dolaşabildiklerinin görüldüğünü ifade eden Coşgun, “Biz bu katliamı unutturmayacağız, unutturmaya çalışanlara da hatırlatacağız. Yaşadık demekle de bitmiyor, yaşamaya devam ediyoruz. Biz unutmuyoruz” dedi.

    “100 YILLIK KATLİAMLAR VE ORTAK ACILAR TARİHİ”

    10 Ekim Barış ve Demokrasi mitinginin düzenleyecilerinden KESK Yürütme Kurulu adına söz alan Mehmet Bozgeyik bu topraklardaki 100 yıllık sürecin katliamlar ve ortak acılar süreci olduğunu ifade etti. Bozgeyik, mitingi düzenleme kararı almalarına giden süreci şöyle ifade etti:

    “AKP’nin son 10 yılda Ortadoğu’da izlediği saldırgan politikalar, emperyalistler aracılığıyla Ortadoğu halklarının birbirine kırdırılması ve IŞİD eliyle zulme uğratıldığı bir dönemde, bu savaş politikasına karşı ses çıkarmaya karar verdik.”

    “BİRLİKTE MÜCADELE ETMEK ZORUNDAYIZ”

    Bozgeyik, 10 Ekim katliamından önce Diyarbakır ve Suruç katliamları ile başlayan sürecin Ankara ile devam ettirildiğini, Türkiye’de işçi ve emekçilerin sendikal haklarına karşı yapılan saldırıların, siyasetçilere dönük baskının da bu savaş politikaları aracılığıyla hayata geçirildiğini kaydetti. Bozgeyik, önümüzdeki dönem hem katliamlara hem AKP’ye karşı birlikte mücadele etmenin zorundalık olduğunun altını çizdi.

    LİSA ÇALAN: DİYARBAKIR KATLİAMININ SORUMLULARI BULUNMALI 

    Bozgeyik’in ardından sözü, 5 Haziran 2015’te Diyarbakır’da HDP mitingine yönelik bombalı saldırıdan yaralı kurtulan Lisa Çalan aldı. Çalan, açlık grevindeki Leyla Güven’i selamlayarak konuşmasına başladı.

    Aradan geçen 4 yılda Suruç, Nusaybin ve Cizre başta olmak üzere birçok katliamın yaşandığını ifade eden Çalan, Kürt halkının adalete olan inancının kaybolduğunu ve bu inancın ortak mücadele sonucu kazanılması gerektiğini söyledi. Çalan, Diyarbakır katliamının sorumlularının bulunmasının tüm katliamların düğümünün çözülmesi için önemli olduğunu ifade etti.

    POLİS SALDIRIDAN 1 SAAT SONRA BOMBACININ FOTOĞRAFINI GÖSTERMİŞ!

    Lisa Çalan’ın ardından söz alan, Sultanahmet’te turist kafilesini hedef alan katliamın tanığı ve grubun rehberi Sibel Şatıroğlu, katliamdan 1 saat sonra polisin bombacının fotoğrafını kendisine gösterdiğini aktardı. Sık sık sesi titreyen ve gözleri dolan Şatıroğlu, Türkiye’de bu katliamı konuşabileceği kimse olmadığını söyledi.

    Gaziantep’te bir düğüne yönelik bombalı saldırıda hayatını kaybeden Orhan Yavuz’un babası Kasım Yavuz da söz alarak adalet talebini yineledi.

    ‘GÖRDÜK’: YÜZLEŞMEDİĞİMİZDE, HESAP SORAMADIĞIMIZDA BİZİ HAREKETSİZ BIRAKAN SÜREÇ BİZİ DE KATLEDİYOR

    “Gördük” oturumunda ise HDP Milletvekili Oya Ersoy, Adli Tıp Uzmanı Dr. Şebnem Korur Fincancı, Avukat Kazım Bayraktar, gazeteci Arzu Demir, yazar Erdoğan Aydın söz aldı.

    İlk konuşmayı yapan, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, sözlerine dayanışmanın son derece kıymetli olduğunun altını çizerek başladı. “Yüzleşmediğimizde, hesap soramadığımızda ardı ardına bizi hareketsiz bırakan süreç bizi de katletmeye devam ediyor. Tanıklıkları paylaşan tüm dostlar çok kıymetli bir iş yapıyor” diyen Fincancı, Türkiye İnsan Hakları Vakfı’nın da Suruç Katliamı ile sürece dahil olduğunu söyledi.

    2015-2016 yılında yaşanan katliamlarda hayatını kaybeden, yaralanan yurttaşların sayısının yaklaşık rakamlarla ifade edildiğini söyleyen Fincancı, bunun sebebinin de katliamlara gelen yayın yasağı olduğunu söyledi.

    “İMAR AFFI ADI ALTINDA KATLİAM YAŞANDI VE YİNE YAYIN YASAĞI GETİRİLDİ”

    Fincancı, “Kartal’da yaşanan bina çökmesinde de imar affı adı altında bir katliam yaşandı ve yine yayın yasağı getirildi.” dedi.

    Fincancı’nın konuşmasından öne çıkanlar şöyle:

    “Bu sürecin bir başka yansıması da sokağa çıkma yasaklarıydı. Bütün büyük illerde yokmuş gibi görünen yasaklar küçük yerlerde sürüyor. İnsanlar günlerce aylarca hapis hayatı yaşıyor. Büyük bir göç süreci yaşadı Türkiye, Sokağa çıkma yasakları bir yandan, ölümler bir yandan, şehirlerin ortasında patlayan bombalar bizi aslında evlerimize doğru kapatmaya zorladı.”

    “BU KATLİAMLARIN HİÇBİRİSİNİN FAİLİ MEÇHUL DEĞİL”

    Fincancı’dan sonra sözü alan Avukat Kazım Bayraktar toplumsal davalardaki hukuki süreci anlattı. Bayraktar, sözlerine “Bu katliamların hiçbirisinin faili meçhul değil. Katliamlarda kullanılan, tetikçilerin yanında kamu kurumlarının içindeki işbirlikçileri, devletin hangi kamu görevlilerini nerelerde konumlandırdığı artık meçhul değil” diyerek başladı.

    Bayraktar, katliamların organize bir suç örgütü olarak örgütlendiğini ve bunun Emniyet, MİT ve Yargı aracılığıyla yapıldığını söyledi. Ankara ve Suruç katliamlarında adları geçen Mustafa Delibaşlar, Yunus Durmaz gibi isimlerin 2012 yılında Antep Vali Yardımcısı ve Emniyet Müdürü’yle yapılan ortak bir toplantıda takibe alındığını aktaran Bayraktar, 2014 yılına kadar takibin devam ettiğini, biriken tüm delillere rağmen operasyon yapılmadığını ifade etti.

    2 YIL BOYUNCA TAKİP EDİLDİLER, SAVCILIK OPERASYON İZNİ VERMEDİ!

    AKP’nin 7 Haziran 2015 seçimlerine giden süreçte korku ve kaos ortamı yaratarak oylarını artırmak istediğini söyleyen Bayraktar, şunları söyledi:

    “2 yıl boyunca takip edilen çeteler için, 2015 Mayıs ayında yani Diyarbakır katliamından 1 ay önce Emniyet Başsavcılığı’ndan operasyon için yazılı izin istendi. Savcılar katiller için talimat vermedi. Katilleri, katliamın ertesi gününde Gaziantep’te elleriyle koymuş gibi buldular. Katliamdan bir gün sonra nasıl yakaladınız? Gün gelip yargılandıklarında o kamu görevlilerine bunları soracağız”

    Tüm bu katliamların devlet takibi altında yapıldığını söyleyen Bayraktar, “Tarih bir gün hesap soracak, bu yüzden kayıtlarını tutmaya devam edeceğiz” dedi.

     

  • İçişleri Bakanlığı Lisa Çalan’a tazminat ödeyecek

    İçişleri Bakanlığı Lisa Çalan’a tazminat ödeyecek

    PİRHA- HDP mitingine yönelik saldırıda ihmalkârlığı tespit edilen İçişleri Bakanlığı, patlamada bacaklarını kaybeden Lisa Çalan’a 1 milyon 356 bin tazminat ödeyecek.

    HDP’nin Diyarbakır’daki mitingine yapılan bombalı saldırıda iki bacağını kaybeden Lisa Çalan’ın açtığı davayı karara bağlayan İdare Mahkemesi, güvenlik tedbirlerinin tam olarak yerine getirilmediği için İçişleri Bakanlığı’nı 1 milyon 356 bin maddi-manevi tazminat ödemeye mahkum etti.

    HDP’nin Diyarbakır’da 5 Haziran 2015’te düzenlediği seçim mitingine yönelik bombalı saldırıya ilişkin açılan davada ilk karar çıktı. 4 kişinin yaşamını yitirdiği, yüzlerce kişinin de yaralandığı saldırıyı IŞİD üstlendi. Patlamanın sorumlularından IŞİD üyesi Orhan Gönder’in de aralarında bulunduğu 5 kişi hakkında, “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs etme, nitelikli öldürme, nitelikli öldürmeye teşebbüs, tehlikeli maddeleri izinsiz olarak bulundurma veya el değiştirme” suçlarından açılan dava, güvenlik gerekçesiyle Diyarbakır’dan Ankara’ya taşındı. Patlamada ağır yaralanarak iki bacağını kaybeden Lisa Çalan, saldırıda idarenin kusurlu hizmette bulunduğu gerekçesiyle 22 Şubat 2016’da maddi ve manevi tazminat talebiyle İçişleri Bakanlığı’na dilekçe ile başvurdu, ancak herhangi bir yanıt alamadı. Çalan bunun üzerine, Diyarbakır 2. İdare Mahkemesi’ne başvurarak, İçişleri Bakanlığı’nın tazminat ödemesi talebinde bulundu.

    BAKANLIK SAVUNMASI: ‘SEBEPSİZ’ ZENGİNLEŞMEYE NEDEN OLUR  

    İdare Mahkemesi’nde açılan dava için savunma gönderen İçişleri Bakanlığı, polisin mitingde yeterli önlem aldığını savundu. Davanın “hukuki dayanaktan yoksun” olduğunu ileri süren ve reddedilmesini talep eden Bakanlık, iki bacağını kaybeden Lisa Çalan’ın uğradığı manevi zararda idarenin “kusuru” olmadığını iddia etti. Bakanlık,  tazminat talebini ise “sebepsiz zenginleşmeye” neden olacağını savunarak, davanın reddedilmesini istedi.

    BELGELİ, KAYITLI İHMALLER

    Miting alanının güveliğinden sorumlu polisler hakkında açılan soruşturma raporlarında, güvenlik tedbirlerinin yetersizliğine ve özensizliğine dikkat çeken mahkeme, Bomba İmha ve İnceleme Müdürlüğü personeline miting alanı ve çevresinin bomba konusunda eğitimli köpeklerle aranması görevinin verildiği, ancak alanda yapılan aramanın çevrede yapılmadığı belirtildi. Mahkeme, polise açılan soruşturma raporlarında, aynı zamanda bomba patlama noktası olan seyyar tezgâhın yanında bulunan okulun bahçesinde saklanılan ve aramadan sonra bombanın tezgâha yerleştirildiğini ve tek başına bir tehlike unsuru olan tezgâh tüpünün de kayda geçirilmediğinin belirtildiğini kaydetti. Birinci patlamanın gerçekleştiği çöp poşetinin ise üzerinden çıplak gözle bakılmak ve altına ayakla dokunulmak suretiyle aranmasıyla yetinildiğini belirtilen mahkeme kararında, “Son derece yüzeysel sayılabilecek şekilde yapılmış olan arama sonrası, personel tarafından aranan veya aranması açıkça ihmal edilen yerlerde bulunan ve saklanan bombaların patladığı görülmüştür” denildi.

    BİRİ TEBLİĞ ETMEZ DİĞERİ GÖRMEZ

    Patlamadan 2 gün önce Diyarbakır’da bir otele yerleşen Orhan Gönder’in patlamadan önce hangi otelde kaç gün ve hangi kimlikle kaldığı, Geçici İkame Yerleri Kimlik Bildirim Sistemi (GİYKİMBİL) ve Kaçakçılık İstihbarat ve Bilgi Toplama (KİHBİ) gibi GBT durumlarının sorgulanma hususuna ilişkin olarak mahkeme, şunları belirtti: “Otelde kalan şahıslar işletmeler tarafından yapılan GİYKİMBİL otomatik sorgusu sırasında O.G.’nin yoklama kaçağı olduğu anlaşılması üzerine, görevlilerce otelin bulunduğu Sur İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne yazı yazılıyor. O.G.’nin görevli polislerce UYAP haricinde KİHBİ siteminden de sorgulanmasının yapılmadığı için aranan kayıp kişinin görüleceği anlaşılacaktı. İçişleri Bakanlığı’nın almış olduğu KİHBİ kararını ‘otelde kalan UYAP haricinde KİHBİ işlemlerinden de sorgulanması kararını tebliğ edilmesiyle sorgulanma işlemlerinin her iki sistemden yapılacağı ve böylece şahsın tespit edilip gerekli işlemlerin yapılmasıyla olayların önüne geçilebileceği göz önünde bulundurarak, idarenin hizmetin kötü işletilmesi nedeniyle kusurlu olduğu izahtan yoksundur.”

    BAKANLIK TAZMİNAT ÖDEYECEK

    Patlamanın önüne geçebileceğini vurgulayan mahkeme, birçok yönüyle ihmaller zincirine işaret ederek, miting alanında görevli idare ajanlarının önleyici tedbir aramalarını dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı olarak güvenlik tedbirlerini tam olarak yerine getirmediğini, hizmet kusuru bulunduğu kanaatine vardı. Mahkeme, Çalan’ın uğramış olduğu maddi ve manevi zararların idarenin kusuru esasına göre, İçişleri Bakanlığı’nı toplamda 1 milyon 256 bin 671 lira 80 kuruş maddi ve 100 bin TL manevi tazminat ödenmesine hükmetti.

    ‘AÇIKÇA HİZMET KUSURU VAR’

    Kararı değerlendiren Çalan’ın avukatı Ferhat Kılınç, şunları dile getirdi: “5 Haziran patlamasının gerek soruşturma dosyası gerekse idari soruşturma dosyası incelendiğine açıkça kamu görevlilerinin ihmali olduğu görülecektir. Gönder hakkında tek bir işlem yapılarak aranan şahısın olduğu tespit edilememesi ve güvenlik görevlilerinin koruması altındaki miting alanına bombaların sokulması iki türlü ihtimali doğuruyor. Terör eylemleri nedeniyle oluşabilecek maddi zararların karşılanacağıyla ilgili yasa doğrultusunda kurulan komisyonlar kendi içerisinde belli bir hesaplama üzerinden tazminat hazırlıyorlar, ancak kişinin oluşan zararının karşılamadığını kanaatindeyiz. Bizim davanın şöyle bir farkı var. Bu olayda devletin açıkça hizmet kusuru var. Davayı bu minvalde açtık. Açıkçası biz maddi tazminat yönünden zararımızın tam karşılanmadığı kanaatindeyiz. Bilirkişi raporu 1 milyon 871 lira yönünde verdiği karara karşı itiraz talebimizde var.”

    ‘DEVLETİN İHMALKARLIĞI TESPİT EDİLDİ’

    “Hali hazırda yargılama devam ediyor. Kararı istinaf mahkemesine taşıyacağız. Çünkü burada miktar yönünde müvekkilimiz iki bacağını kaybetti, protez tedavisi devam ediyor. Almanya’ya gidiyor ve ciddi masrafları oluyor. Maddi zararı karşılamıyor ve kısmen de olsa şu anki tedavi için bir kaynak olarak görmek açısından önemli bir karar. Ancak, manevi tazminat kararını olumlu karşılamıyoruz. Hizmet kusurlarından kaynaklı müvekkilimiz iki bacağını kaybetti ve şuan hala çok ağır acılar çekiyor. Sinemaya ilişkin hayallerini gerçekleştirememe hususları değerlendirildiğinde, bu kadar ağır hizmet kusurlarının sonucu oluşan ağır kayıp neticesinde 100 bin liralık manevi tazminat verilmiş olması bizi hayal kırıklığına uğrattı. Müvekkilimizin patlamada hiçbir kusuru yok. Kolluğun koruması altında olan bir yerde patlama gerçekleşiyor ve ağır bir sakatlık ortaya çıkıyor. Müvekkilimin sağlığından başka hiçbir sebepsiz zenginleşme durumu yok. Mahkemenin idareyi cezalandırması ve kolluk görevlilerin ihmallerden caydırma açısından daha fazla maddi tazminat vermesi gerekiyordu. Bu mahkeme kararıyla devletin ihmalkarlığı tespit edildi.”