Etiket: maden faaliyetleri

  • Milletvekili Fırat, ‘Malatya kuşatma altında’ diyerek madenlere dikkat çekti!

    Milletvekili Fırat, ‘Malatya kuşatma altında’ diyerek madenlere dikkat çekti!

    PİRHA – DEM Parti Milletvekili Celal Fırat, Malatya’nın Arguvan ilçesine bağlı dört mahallenin, maden sahası ilan edilmesine karşılık TBMM’ye soru önergesi iletti. Milletvekili Fırat, Bakan Bayraktar’a “9 ilçesinde maden arama faaliyetlerinin insana, doğaya, tarıma, hayvancılığa getireceği zararların etüdü yapılmış mıdır?” diye sordu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Arguvan ilçesine bağlı İsaköyü, Hakverdi, Tatkınık ve Tarlacık mahallelerinin maden sahası ilan edilmesini Meclis gündemine getirdi.

    Celal Fırat, dört mahalleyi kapsayan projelerle birlikte 4. grup madenler olarak adlandırılan toryum, altın, krom gibi madenlerinin çıkarılması için çalışmaların başlayacağı bilgisini paylaştı.

    “MALATYA KUŞATMA ALTINDA!” 

    Milletvekili Celal Fırat, Malatya’nın 9 ilçesinin maden şirketleri tarafından “kuşatma altında” olduğunu da vurguladı. Fırat, kaleme aldığı soru önergesinde şu açıklamaya da yer verdi:

    “Maden Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) tarafından duyurulan 303. ve 305. grup maden sahaları ihalesi, Arguvan, Arapgir, Akçadağ, Darende, Doğanşehir, Kuluncak, Hekimhan, Yazıhan ve Pütürge İlçelerini kapsıyor. Özellikle 4. grup madenlerin ağırlıkta olduğu bu ihaleler, bölgedeki doğal yaşam ve tarım alanlarını tehdit ediyor.

    Ekoloji siyaset üstü bir konudur. Ekolojinin dili, dini, siyaseti olmaz. Doğadan, ekoloji ve yaşamdan yana olan herkes ekoloji savunmakla mükelleftir.

    Temiz ve sağlıklı bir çevrede yaşamak anayasal haktır. Anayasa’nın 56. maddesi ‘Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir’ hükmünü içermektedir.

    Bu madenleri çıkarma pahasına derelerimiz, topraklarımız kirlenmesin, tarım alanlarımız yok olmasın. Ağaçlarımız kesilmesin. Arguvan, Yamadağları ve Göldağları platoları Malatya’nın en zengin flora ve faunasına sahip endemik türlerin yoğunlukla bulunduğu bölgemizdir. Şotik Çayı, Cevizdere Çayı, Kozluk Çayı, Arguvan ve Arapgir bölgesinin en önemli su kaynaklarıdır. Arguvan Ovası’nı sulayacak baraj Şotik su havzasında bulunuyor. Tüm su kaynakları kurutacak, tarım, hayvancılık ve arıcılığı bitirecek projelereler durdurulmalıdır.”

    “ZARARLARIN ETÜDÜ YAPILMIŞ MIDIR?

    DEM Partili Celal Fırat, yazılı olarak cevaplandırılması talebiyle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’a şu soruları yöneltti:

    “-Malatya’nın Arguvan ilçesine bağlı İsaköyü, Hakverdi, Tatkınık ve Tarlacık mahallelerinin maden sahası ilan edilmesinin nedeni nedir?

    -Malatya’nın Arguvan, Arapgir, Akçadağ, Darende, Doğanşehir, Kuluncak, Hekimhan, Yazıhan ve Pütürge dahil 9 ilçesinde maden arama faaliyetlerinin insana, doğaya, tarıma, hayvancılığa getireceği zararların etüdü yapılmış mıdır? Bu maden sahalarından etkilenecek olan yöre halkı bilgilendirilmiş midir?

    -Malatya Çevre Platformu aktivistlerinin haklı uyarıları neden dikkate alınmamaktadır?

    -İnsanların yaşam ve geçim alanlarına, su kaynaklarına, tarım arazilerine, kültürel geçmişe, doğaya ve canlılara zarar verecek olan bu maden işletmelerine neden izin verilmektedir?”

    PİRHA/ANKARA

  • Maden Kanunu’ndaki değişiklik teklifine DEM Parti’den şerh: Kamu yararı yok!

    Maden Kanunu’ndaki değişiklik teklifine DEM Parti’den şerh: Kamu yararı yok!

    PİRHA – Milletvekili Celal Fırat, “Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi”ne ilişkin DEM Parti adına Muhalefet Şerhini TBMM’ye sundu. Fırat, “Kanun tekliflerinin istişareyle yapılmasını engelleyen AKP-MHP ittifakı modern demokrasilerin ve hukuk devletlerinin en temel hakkı olan yasa yapma hakkını ortadan kaldırmaktadır” dedi. 

    Halkların Eşitlik Demokrasi Partisi (DEM Parti) 2/1959 Esas Nolu Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifine ilişkin Muhalefet Şerhinde bulundu.

    “TOPLUMSAL YARAR VE KAMUSAL NİTELİK GÖZETİLMİYOR”

    İstanbul Milletvekili Celal Fırat imzasıyla Meclis’e sunulan Muhalefet Şerhinin usule ilişkin değerlendirmesinde şu hususlara dikkat çekildi:

    “7 kanunu ilgilendiren 16 maddelik kanun teklifi, birçoğu sektör oyuncularına avantaj ve kolaylık sağlama olarak değerlendirilebilecek düzenlemeler içermektedir. AKP iktidarının geçmiş dönemlerde de alışılagelmiş uygulamaları 28. Dönemde de devam etmektedir.

    Kanunların komisyon sürecine gelmeden toplumun ilgili kesimlerinin temsilcileri olan odalar, sendikalar, dernekler veya demokratik kitle örgütlerinin görüşleri alınarak yapılması gerekliliğini bir kez daha vurgulamak gerekiyor.

    Kanun tekliflerinin istişareyle yapılmasını engelleyen AKP-MHP ittifakı modern demokrasilerin ve hukuk devletlerinin en temel hakkı olan yasa yapma hakkını ortadan kaldırmaktadır. Yasa yapma hakkının zayıflatılması, halk egemenliğine yönelik en büyük darbelerden biridir. Çünkü halkın cebinden toplanan vergilerin nerelere harcanacağı ve demokratik-hukuk devletinin nasıl işleyeceğine işaret eden en önemli ilkelerden biri yasa yapma hakkıdır. Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, 29 Ocak’ta biz üyelere iletilmiş ve 31 Ocak’ta komisyonda görüşülmesi öngörülmüştür.

    Hükümet, ekonomik çıkarları gözeterek aceleyle hazırlanan kanunları, toplumsal yarar ve kamusal nitelik gözetilmeden toplumun genel çıkarlarına uygun olmayan bir biçimde hayata geçirmekte ve bu durum demokratik süreçlerin göz ardı edilmesine neden olmaktadır. Sermaye isteği uğruna yapılan bu çabalar, adalet, şeffaflık ve demokratik prensiplere aykırı bir yönetim anlayışının yansımasıdır. Bu kanunların halkın beklenti ve ihtiyaçlarına uygun olmayışı, demokratik katılımın sınırlanması ve sermayenin ayrıcalıklı bir konumda tutulması, ülkenin sosyal dengesizliklerle karşı karşıya kalmasına yol açmaktadır.

    Bu kanun teklifi vesilesiyle bir kez daha belirtmek gerekir ki, AKP iktidarının yasa yapım süreçlerinde geliştirdiği bakış açısı ve takındığı tutum antidemokratiktir. Meclis’in adeta bir noter makamı olarak görülmesi her şeyden önce millet iradesine hakarettir. Muhalefetin uyarılarını yok sayan, önerilerini dikkate almayan demokratik anlayıştan uzak bir iktidar anlayışı ile karşı karşıyayız.”

    “ÇEVRESEL SORUNLARA NEDEN OLACAKTIR”

    DEM Parti Muhalefet Şerhinin genel değerlendirme bölümünde maden aramalarında yapılan usulsüzlüklere de dikkat çekildi. Maden çalışmada Maden Mühendisleri Odası’nın işin hiçbir tarafında olmadığına dikkat çekilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Kanada, Avustralya gibi dünyada madenciliğin en ileri teknolojik seviyede yapıldığı ülkelerde, Meslek Odaları bu düzenlemelerin sürükleyicisi konumunda bulunmaktadır.

    Maden ruhsatlarının hızla ve düşük standartlarda verilmesi, çevresel düzenlemelerin ihmal edilmesine ve doğal kaynakların sürdürülebilir bir şekilde kullanılmamasına yol açacağı için su kirliliği, toprak erozyonu, habitat kaybı gibi çevresel sorunlara neden olacaktır. Öte yandan hızlı verilen maden ruhsatları, yerel halkın katılımını ve bilgilendirilmesini azaltacağından yerel topluluklar üzerinde olumsuz etkilere sebebiyet verecektir. Ayrıca, iş sağlığı ve güvenliği standartlarının ihmal edilmesi gibi gerekçelerle maden sahasındaki çalışanların ve çevrede yaşayanların sağlığını tehdit edecektir.

    “SU KAYNAKLARININ AZALMASINA YOL AÇACAKTIR”

    Özetle, baraj gölleri, suni ve tabi göllerin üzerine yüzer GES (Güneş Enerjisi Sistemi) kurulmasının önü açılmaktadır. Ancak, baraj veya göl yüzeylerinde yenilenebilir enerji üretim sistemi kurulurken (yüzer GES), imar planının aranmaması ve sadece DSİ ve sulama birliklerine bu hak tanınırken, belediyelere bu hakkın tanınmaması sorunlu bir yaklaşımdır.

    Güneş panellerinin inşa edilmesi ve bakımı sırasında kullanılan malzemeler veya kimyasallar, su kalitesini olumsuz etkileyecek faktörler arasındadır. Ayrıca, göl yüzeyinin güneş panelleri tarafından kapatılması fotosentezi azaltabilir ve suyun oksijen seviyelerini etkileyebilir. Benzer şekilde paneller su varlıklarının yüzey alanını azaltacak ve rüzgâr geçişinin engellenmesine sebebiyet vereceği için iklimsel etkiler doğuracaktır. Bu durum, göl seviyelerinde düşüşe ve su kaynaklarının azalmasına yol açacaktır. Kaldı ki imar planı yapılmaksızın, doğal alanlar üzerine enerji üretim tesisi kurulması izni verilecek olması kamu yararı taşımamaktadır.

    “NÜKLEER SANTRALLER NÜKLEER FELAKET DEMEKTİR”

    Nükleer Santral projelerinin derhal durdurulması gerektiğine vurgu yapılan DEM Parti şerhinde, Akkuyu Nükleer Güç Santrali inşaatının temelinde oluşan çatlaklar nedeniyle tehlikelere de işaret edildi. Bilim insanlarının uyarıları ve kamuoyunun görüşünün dikkate alınması gerektiği ifade edilerek şöyle devam edildi:

    “Toplumun genelini ilgilendiren, gelecek kuşakları riske sokan nükleer santral gibi projeler ve tüm yasal düzenlemeler TBMM`deki salt çoğunluk anlayışı ile asgari demokratik yönetim ilkeleri, saydamlık, açıklık, katılımcılık ve hesap verebilirlik değerleri göz ardı edilerek belirlenemez.

    Rusya ile varılan anlaşma gereğince Akkuyu bölgesinde santral inşaatı için çalışmalar devam etmektedir. Akkuyu Nükleer Santrali sadece Mersin için değil tüm Türkiye ve bölge için ciddi bir tehdittir. Herhangi bir kaza olmasa dahi santralin yarattığı çevresel etkiler bölgeyi derinden etkileyecektir.

    Akkuyu Nükleer Santrali enerjide dışa bağımlılığı azaltacak bir seçenek de asla değildir. Teknolojide, yakıtta hatta teknik personelde Rusya’ya bağımlı olunması dışa bağımlılığı azaltacak değil arttıracak bir faktördür. Santral enerjiden ziyade askeri stratejik açıdan tercih edilmektedir ki bu durumun da ülke ve bölge barışına hizmet etmeyeceği açıktır. Tersine bölgeyi hedef haline getirecektir.

    Nükleer Güç Santralleri insanlar ve çevre için ciddi risk oluşturan tehlikeli sistemlerdir. NGS’nde radyoaktif maddeler elektriğe dönüştürülmektedir. Nükleer santrallerde hammadde olarak uranyum kullanılmaktadır. Olası bir nükleer felaketin en canlı örneği Çernobil Faciasıdır. Bu faciada bulutlarla taşınan radyasyon uzun vadede özellikle kanser olmak üzere birçok hastalık çeşidi ile insanların ölümüne neden olmuştur. 1986’da Ukrayna’da meydana gelen facianın etkisi hala sürmektedir, bunu anlamak için Karadeniz bölgesindeki kanser vakalarındaki artışa bakmak yeterlidir.

    2011’de Japonya/Fukuşima’da meydana gelen sızıntıda ortaya çıkan radyasyonun bugün tüm dünya denizlerini etkilediği bilimsel verilerle ispatlanmıştır. Yalnızca Mersin Akkuyu’da değil, Sinop’ta, Tekirdağ’da yapımı amaçlanan nükleer santrallerin yapımlarının, hangi ülke ile anlaşmalı yapılıyor olursa olsun, bir an önce durdurulması gerekmektedir.

    Bu vesileyle ifade etmek gerekir ki; uzmanlar, Akkuyu Nükleer Santralinin yer, zemin ve deprem etütlerine göre uygun bölgede olmadığını, 25 kilometre uzaklığındaki aktif Ecemiş fay hattında meydana gelecek bir depremde tam bir felaket yaşanabileceğini, bu durumdan Türkiye’nin yanı sıra, tüm Ortadoğu’nun etkileneceğini belirtmişlerdir.

    Bütün bu anlatımlar, bütün bu örnekler bizlere bir şeyler söylemektedir. Nükleer enerji bir çözüm değil, dünyanın geleceğini, çevresini, doğasını yok oluşa sürükleyen bir felakettir.  Buna kimse izin vermemeli, buna kimse evet dememelidir.”

    “KAMU YARARI TAŞIMAMAKTADIR”

    DEM Parti’nin ilgili maddeler üzerine değerlendirmesi ise şu yönde oldu:

    “Ulusal Maden Kaynak ve Rezerv Raporlama Komisyonu’nun (UMREK) sil baştan yeniden yapılandırılması ve meslek odalarının bu yapının sivil ayağını temsil edecek şekilde sistemin merkezinde yer alması ile sorun bir nebze çözüme kavuşabilecektir. Bu şekliyle siyasallaşmış ve iktidarın bir organına dönüşmüş UMREK sağlıklı bir raporlama ve teknik faaliyet yürütemez. Bilimsel çalışmaların kamu yararına bir sonuca ulaşması ve UMREK kodu ile nitelikli raporlama sisteminin hayata geçirilmesi için Yerbilimleri, Maden ve Metalürji Profesyonelleri Birliği’nin (YERMAM) siyasi otoriteden bağımsız ve tarafsız bir şekilde yeniden yapılandırılması sağlanmalıdır.

    Dolayısıyla, Maden Kanunu’nda yapılmak istenen ilk üç maddedeki değişiklik geri çekilmelidir.

    Dolayısıyla, tüketim yerinde yapılan ve dağıtım, yerel üretimin en sağlıklı biçimde planlanabilmesi için yerel yönetimlere daha fazla inisiyatif verilmelidir. Şüphe götürmeyecek biçimde kamu malı sayılması gereken su yüzeyinin kullanımı, başta belediyeler olmak üzere kamu kuruluşlarına bırakılmalıdır. Kaldı ki imar planı yapılmaksızın, doğal alanlar üzerine enerji üretim tesisi kurulması izni verilecek olması kamu yararı taşımamaktadır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Mustafa Çınar: Divriği, birçok kişinin iştahını kabartmaya başladı – VİDEO

    Mustafa Çınar: Divriği, birçok kişinin iştahını kabartmaya başladı – VİDEO

    PİRHA – Ankara Divriği Kültür Derneği’nin 26 Kasım’da yapılacak Genel Kurulu için adaylığını açıklayan Mustafa Çınar, yeni döneme dair fikirlerini paylaştı. Bölgede süren çevresel talana dikkat çeken Çınar, devletin sürdürdüğü asimilasyon politikalarına da vurgu yaptı.

    Ankara Divriği Kültür Derneği 26 Kasım’da Genel Kurulunu gerçekleştirecek. Yeni yönetim için Şair Mustafa Çınar ile iş insanı Hurşit Aydoğan adaylığını açıkladı.

    Uzun yıllardır hem kültürel hem de çevresel talanın odağında olan Sivas’ın Divriği ilçesi, son yıllarda yoğun göç veren ilçelerin de başında geliyor.

    Sivaslılar için İstanbul’dan sonra en fazla tercih edilen illerden birisi de Ankara. Yoğun olarak Mamak ilçesinde yaşam süren Sivaslılar, kültürel zenginliklerini kaybetmemek adına dernekler çatısı altında örgütlülüğünü koruyor.

    Ankara Divriği Kültür Derneği de 1956 yılından buyana yurttaşların yoğun ilgi gösterdiği bir kurum haline geldi. Toplumsal örgütlülüğü diri tutan dernekte şimdi genel kurul heyecanı söz konusu.

    Derneğin başkanlığına aday olan Mustafa Çınar ile seçimlere giderken plan ve projelerini konuştuk. Aynı zamanda şair olan Çınar, KESK’e bağlı Büro Emekçileri Sendikası’nda da yöneticilik yapıyor.

    “AMACIMIZ, MUHALEFETTE KENDİSİNİ HİSSETTİREN BİR DERNEK”

    Mustafa Çınar, “Yüreğimizi Divriğili canların yürekleri ile buluşturup, demokratik işleyişi esas alan bir tarzla Divriği’nin kendine özgü o değerlerini gün yüzüne çıkartmak istiyoruz” diyerek sözlerine başladı. Divriği ilçesinin zenginliklerine değinen Çınar’ın aktarımları şu sözlerle oldu:

    “Divriği, Sivas’ın en doğusundaki konumlanışı itibariyle birçok kişinin son süreçte iştahını kabartmaya başladı. Özellikle geçmiş dönemlerdeki o tarihi doku, o seyretmeye doyulmayan kapıların, taş oymacılığının güzel örneklerinin sunulmuş olması bölgeye ilgiyi arttırdı. Bununla sınırlı kalmadı Divriği, civarındaki bizi biz yapan o cevherden de öte bir dizi madem arayışları Divriği ilçesine olan ilgiyi her geçen gün arttırmakta. Biz isteriz ki Divriği dokusunu evleri, tarihi ile analım. Ama gidip gördüğümüzde bir bütün olarak talan edilmeye hazır bir Divriği coğrafyası var. Bunun önüne geçebilmek adına her türlü duyarlılığı göstereceğimize hiç kimsenin şüphesi olmasın. Yeni yönetimin de özellikle kapsayıcı olmasına özen gösterdik. Yakalayacağımız birlikteliğin anlamlı olacağını düşündük. Yönetim için aday belirlenmesinde kişilerin kendi köy derneklerine işi bıraktık. Her şeyden önce bilinen o klasik dernek algısını öteye taşıyıp bir bütün, daha modern, daha üretken, daha kolektif bir yapı, toplumsal muhalefette kendisini hissettiren bir pozisyonda konumlanmayı arzuluyoruz.”

    KOOPERATİF TEMELLİ PROJE ÖNERİSİ!

    Mustafa Çınar, Ankara Divriği Kültür Derneği’nin yönetimine gelmesi durumunda kooperatif kurulması yönünde fikirlerini de paylaştı. “Derneğimiz, yüzünü İstanbul Divriği Kültür Derneği’ne dönmeli” diyen Çınar, şu örnekleri verdi:

    “İstanbul’da kooperatifçiliğin öne çıktığını, Divriği’deki üreten çiftçilerimizin ürettiklerinin pazarlandığını gözlemledik. Bunun Ankara’da yaşam bulunmaması adına hiçbir neden yok. Köylülerimizin ne üreteceklerine dair kararlaşmalar dahi ortak belirlenmeli. ‘Ankara bunları tüketiyor, Divriği şunları üretmeli’ diyebilmeliyiz. Çünkü bizim topraklarımızda o kadar güzel meyve ve yemişlerimiz var ki bunlara ulaşmak pekala mümkün. Ama bunun için organize olmak, güvenilirliği yakalamak gerekiyor.”

    “TALANA KARŞI DUYARLILIK OLUŞTURACAĞIZ!”

    Mustafa Çınar’ın üzerinde durduğu bir diğer konu ise Divriği bölgesinde süren maden faaliyetleri oldu. Bölgeye yönelik duyarlılığın artması gerektiğini ifade eden Çınar, bunun için de bir takım festivaller düşündüğünü aktardı. Çınar, şu sözlerle devam etti:

    “Halkımız bir defa o topraklara gidip Divriği’nin, Cürek’in kokusunu hissedecekler. Bugün Ankara’daki birçok kişinin doğum yeri Cürek’tir. Dolayısıyla ‘Bu demiri Divriği dağlarından ben söktüm ulan ben söktüm’ diyen Hasan Hüseyin’in o dizelerine sahip çıkarcasına Divriği’ye sahip çıkacağız. Farklı illerden gelen işletmelerin oradan nemalanmasına ‘Dur’ diyeceğiz. Oradaki göçün önüne geçebilmek adına buna zorunlu bakıyoruz. Oluşturacağımız kamuoyu ile ‘buradaki üreten, yaşayan biz isek; buranın dokusunu biz soluyor isek üretiminde de bizler söz sahibi olmalıyız’ diye alanlara çıkacağız.

    Çevrenin talan edilmesine yönelik geçmiş dönemlerde alınan sembolik yaklaşımlar vardı. Örneğin keçi avı Divriği’de çok yaygın olmaya başlamış. Bunun önüne geçebilmek adına hem Divriği de oluşturacağımız platform hem de Ankara ve diğer illerdeki Divriğili hemşerilerimizle duyarlı kamuoyu yaratıp bunu gündemimizden düşürmeyeceğiz.”

    “ASİMİLASYONA HIZ VERMEK ADINA ATILAN ADIMLAR”

    Mustafa Çınar, Alevi coğrafyası olan Divriği’deki inançsal baskıyı da yorumladı. “Divriği Kültür Derneği her ne kadar isminde ‘Alevi’ geçmemiş olsa da Alevi derneği olarak da algılanır” diye belirtti. Çınar, siyasal iktidarın asimilasyon politikalarına değinerek şu şiir ile devam etti:

    ‘Bizim Sivas Madımak’ta şehitlerimiz var

    Güzel bir Pazar sabahında gömütlükten geçerken yolumuz

    Canlara merhaba

    Toprakla kucaklaşırken bırakmıştım

    Toprak mermer olmuş, üstlerinde karanfiller yeşermişti

    Özümle tanıştırdım, öptü Gülsüm’ü, Gülender’i, Handan’ı

    Öptü Koray’ı tüm canlar adına

    Sazı, sanatı, semahı

    Daha sonra anlatacaktım yüreğine

    Anlatamayacağım ateşi bulanlar

    Ateşi bulanlar utandılar Madımak’ı duyunca

    Ateş kızardı, yakanlar ve yaktıranlar utanmadı insanlıktan’

    Divriği’de yitirmiş olduğumuz şehitlerimizi bir kez daha anarken şehitlerimize özgü bir anıtı da orada kalıcı kılmak istiyoruz. Bunun yanı sıra bir de Sivas’ta yitirmiş olduğumuz canlar adına da ‘Acının rengi’ adı altında bir fotoğraf yarışması düzenleyeceğiz. ‘Acının Rengi Mehmet Atay Fotoğraf Yarışması’nın ulusal düzeyde hayat bulması adına çağrıcı olacağız. Özellikle inanç boyutunda asimilasyona hız vermek adına atılan bir dizi adımlar görüyoruz. Köylere cami, mescit ve benzeri uygulamalar; yer yer ‘Maaşlarınız da devlet tarafından karşılanacak’ gibi teklifler var. ÇEDES benzeri projelerle kapılarımız çalınmakta ama biz köy muhtarları ve dernek başkanlarımızla yaptığımız sohbetlerde bu konuda oldukça uyanık olduklarını da gözlemledik. Bu konudaki duyarlılığımız hiç bitmeyecek.”

    SEÇMENE VERİLEN MESAJ!

    Derneğin 1185 üyesinin olduğunu belirten Mustafa Çınar, yapılacak genel kurula dair şu çağrıda bulundu:

    “Bu yarışın yapılmasında ortaya konan projelerin karşılıklı olarak değerlendirilmiş olması, dost sohbetlerinde konuşuluyor olması, herkesin birbirlerine telefon açarak dahi hal hatır sormuş olması bizim açımızdan büyük bir kazanım. Her şeyden önce dokunmak gerekiyor. Dokunmak adına da yol alındığını gözlemliyoruz. Hurşit Aydoğan arkadaşımla beraber girmiş olduğumuz bu olgun ve düzeyli genel kurulun daha sonraki sürece de etki edeceğini umuyor, başarılar diliyorum.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • 21. Munzur Festivali’nde ‘Dersim’de üretim ve ekonomik sorunlar’ paneli-VİDEO

    21. Munzur Festivali’nde ‘Dersim’de üretim ve ekonomik sorunlar’ paneli-VİDEO

    PİRHA- Munzur Festivali kapsamında “Dersim’de üretim, ekonomik sorunlar ve çözüm önerileri” paneli düzenlendi. Yapılan konuşmalarda kooperatiflerin önemine vurgu yapılırken, yerel ürünlerin pazarlanması konusunda ise destek istenildi.

    “Madencilik Yağmasına Karşı Doğayı ve Yaşamı Savunuyoruz” şiarıyla düzenlenen 21’inci Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin son günü “Dersim’de üretim, ekonomik sorunlar ve çözüm önerileri” adlı panelle başladı.

    Sanat Sokağı’nda gerçekleşen panelin moderatörlüğünü Canan Bayoğlu yaparken, Tunceli Ticaret Odası Başkanı Hasan Hüseyin Coşkun, Tunceli Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Hıdır Belice, Tunceli Ziraat Odası Başkanı Süleyman Uluç, Tunceli Arcılar Birliği Başkanı Kazım Doğan ve Tunceli Damızlık Koyun Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Zeynel Erdoğan konuşmacı olarak yer aldı.

    Moderatör Bayoğlu, madenciliğin Dersim’de hayvancılığı, ekonomiyi ve arıcılığı olumsuz etkileyeceğini söyledi. Dersim’de hayvancılığın geri dönüşler için en büyük kalkan olduğunu belirten Bayoğlu, “Dersim’de yaylalar biz kullanırsak bizimdir. Kullanmazsak madencilere terk etmiş durumdayızdır” diyerek duyarlılık çağrısında bulundu.

    “İSTİHDAM SORUNU VAR”

    Panelde söz alan Tunceli Ticaret Odası Başkanı Hasan Hüseyin Coşkun, kente yönelik çalışmaların sürdüğünü söyledi. İlin ekonomik anlamda gelişmesi için maddeler sıralayan Coşkun, “Turizm potansiyeli güçlenerek büyüyor. Bu turizm amatör anlamında gelişiyor. Bunu yapıp yapmayacağımızın kararını vermeliyiz. Bütün yerel dinamiklerin fikirlerini alarak bununla ilgili karar vermemiz gerekiyor. Organize sanayi var. İlimizdeki bu sanayinin yol, elektrik sorunları var. Bunun düzeltilmesi için yüksek maliyet gerekiyor. Yine ilde istihdam sorunu var. Ticaret için Erzincan, Elazığ, Pülümür yolunun yapılması, Pertek Köprüsü’nün yapılması gerekiyor. İlçelerdeki tarıma, inanç ve kış turizmine önem verilmesi gerekir. Bu kenti düşünüyorsak meslek odalarına yeterince önem vermeliyiz” dedi.

    “ÜRETİMİN KOŞULLARINI OLUŞTURMALIYIZ”

    Tunceli Esnaf ve Sanatkarlar Odası Başkanı Hıdır Belice ise toplumun ortak bir akılla sorunları çözmesi gerektiğini söyledi. Gençlerin, Avrupa’ya göç ettiğini belirten Belice, “Bunlara sebep olan sosyal, siyasal, ekonomik birçok faktör var. Sorunların temelinde burada üretimin, istihdamın yetersizliği, üretim için dışarıdan gelen girdilerin yüksekliği, artan hayat pahalılığı, üretici ve tüketici kesimini karşı karşıya getiriyor. Tüketicinin alım gücü düştüğünden dolayı ürünü alırken esnafla tartışacak boyuta geldi” dedi.

    “GENÇ NÜFUSUMUZ KALMADI”

    Dersim’deki kurumların, istihdam üretimi konusunu konuşmadığını ifade eden Belice, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Eleştiriler çok ama somut olarak adım atılmıyor. Eleştirdiğimiz şeyleri somut olarak hayata geçirmeliyiz. Üretmeli, üretimin koşullarını oluşturmalıyız. Göç, genç nüfusu etkiliyor. Genç nüfusun olmadığı yerde ekonomik iyileştirme de olamaz. Genç nüfusumuz kalmadı. TÜİK verilerine göre ölüm oranımızın doğum oranımızdan az olduğu tek iliz. Bütün bunları da konuşmamız lazım.”

    “MAZOT, GÜBRE, ÖTV DESTEĞİ İSTİYORUZ”

    Tunceli  Ziraat Odası Başkanı Süleyman Uluç ise, üretimin önemine işaret etti. Gelinen koşullarda tarımın ülkede dibe vurduğunu belirten Uluç, “Yanlış tarım politikalarından kaynaklı ülkemiz, üreticilerimiz tarım yapamayacak duruma gelmiştir. Mazotun gübrenin sürekli artmasından kaynaklı birçok üreticimiz alanı boş bırakmak zorundadır. Dünya kendi çiftçisini desteklerken bize elle tutulabilecek bir desteğin olmadığı görülüyor. Biz Dersim’deki çiftçimizin üretmesi için mazot, gübre desteği ve bunlarda ÖTV’nin kaldırılmasını istiyoruz” dedi.

    “MADEN SAHALARININ DURDURULMASINI İSTİYORUZ”

    Bakanlığın 1 Eylül itibariyle Uygulamalı Tarım Modeli’ne geçeceğini söyleyen Uluç, bu modelde alım garantisi istediklerini belirtti. Dersim’de yayla ve meraların yolları ile göletlerinin olmadığını söyleyen Uluç, “Göletlerin, yolların yapılmasını istiyoruz. Yaylaların tamamının açılmasını isterken, dışarıdan hayvancılık yapanların buralara gelmesini istemiyoruz. Kentimizde 147 maden sahasına ruhsat verildiğini biliyoruz. Bu maden sahalarının durdurulmasını istiyoruz. Bu faaliyete geçtiğinde tarım yapan üreticilerimiz bundan ciddi zarar görecek. Maden sahaların durdurulmasını talep ediyoruz” diye konuştu.

    “İLİMİZDE ÜRETMENİN BEDELİ AĞIR”

    Arıcılar Birliği Başkanı Kazım Doğan ise, kentte aktif arıcılığın 700 aktif üye ile yapıldığını söyledi. Esnafın farklı yerlerden getirdiği ballar nedeniyle üreticilerin kendi ballarını satamadığını belirten Doğan, “800 ton civarında çıkan bal, ilimiz içinde düzenli satılması durumunda kente yetecektir. Bir üretici bir kilo balı 200 TL’ye mal ederken, buralara 50 TL’ye sahte bal girebiliyor. Herkes de bunu tercih ediyor” diye konuştu.

    Arıcılar için desteklemelerin artmasını isteyen Doğan, kentte “Bal evi” açılması gerektiğine işaret etti. Kooperatifçiliğin yaygınlaşması gerektiğini belirten Doğan, üretimin zorluklarının görülmediğini söyledi. Üretimin, kültür sorunu olduğunu söyleyen Doğan, “Doğru yerde üretimi kültürle buluşturmadığımızda eski üretimden bahsetmemiz sonuç getirmez. Kooperatifler, komünler, çiftlik bağlamında olur, yeni üretime böyle bakmamız lazım. Şuanda bizim ilimizde onlarca üreticimiz cezaevinde. Bizim ilimizde üretmenin bedeli ağır. Üreticiyi daha dikkatli ele almamız gerekiyor. Madencilik yağmasına karşı oralarda yaşamamız lazım. Boşaltılan köylerde koyuncular, arıcılar var. Biz bu sebeple buna rahatlıkla karşı çıkabiliyoruz. Biz bu dağlarda üretmezsek, herhangi bir ağacı budamazsak zaten üretemeyiz” dedi.

    Doğan son olarak, esnaf ve tüketiciye bal konusunda yereli tercih etme çağrısında bulundu.

    “MERALAR VE DOĞA ŞAVAKLARIN EKMEĞİ”

    Tunceli Damızlık Koyun, Keçi Yetiştiricileri Birliği Başkanı Zeynel Erdoğan, meralar ve doğanın Şavakların ekmeği olduğunu belirtti. 5 ay boyunca meralardan ekmek kazandıklarını belirten Erdoğan, “Hel Dağı, Cevizlidere’de her maden sahasının önünün açılması 3-5 bin hayvanın önünün kesilmesi demektir” dedi.

    Ürettikleri peynir ve etin değerini alamadıklarını söyleyen Erdoğan, “Bizim 80 TL’ye verdiğimiz peyniri siz 250 TL’ye alamıyorsunuz. Kendimizi sorgulamıyoruz. Bunun için kooperatif olmalı. Dersim’de et, peynir ve bal var. Bu gıda bizimse buradaki odalar ciddi inisiyatif alarak buralardaki gıdaları tüketiciye sunmalı” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Malatya’daki maden faaliyetleri nedeniyle Alevi ocak ve ziyaretleri tehlike altında!-VİDEO

    Malatya’daki maden faaliyetleri nedeniyle Alevi ocak ve ziyaretleri tehlike altında!-VİDEO

    PİRHA – Malatya Çevre Platformu Ankara Sözcüsü Yoldaş M. Ceylan, madenlerle birlikte kültürel ve inançsal kıyımın da söz konusu olduğunu belirterek “Örneğin Başkınık köyü Alevi Kızılbaş inancı ile bilinen ve birçok ocağın, ziyaretgahların mevcut olduğu bir köy. Burada bir yağma, katliam, göç ve talan oluşacak” dedi.

    Maden faaliyetleri sebebiyle Alevi coğrafyasındaki talan hız kesmeden sürüyor. Doğanın katledilerek toplumun yaşam alanlarının daraltıldığı bir bölge de Malatya oldu.

    Malatya Çevre Platformu Ankara Sözcüsü Yoldaş M. Ceylan, bölgede süren maden faaliyetlerine işaret ederek yaklaşık 30 köyün yok olacağını söyledi. Ceylan, madenlerle birlikte kültürel kıyımın da söz konusu olduğunu belirterek “Örneğin Başkınık köyü Alevi Kızılbaş inancı ile bilinen ve birçok ocağın, ziyaretgahların mevcut olduğu bir köy. Burada bir yağma, katliam, göç ve talan oluşacak” dedi.

    30 KÖY YOK OLACAK!

    Yoldaş Ceylan, madenler sebebiyle çok vahim bir durumun söz konusu olduğunu söyleyerek, özellikle Malatya, Sivas, Elazığ, Dersim, Erzincan, Maraş ve Adıyaman gibi illerde “çok yoğun bir vahşi maden projeleri mevcut” dedi. Ceylan, Malatya Çevre Platform olarak 3 yıldır madenlere karşı mücadele yürüttüklerini belirterek şu bilgileri paylaştı:

    “Şu an binlerce projenin hayata geçmesi için hazırlık aşamasında olduğunu biliyoruz. Özellikle Malatya’da binin üstünde, iki yüzlü faal olmak üzere proje var. Bugün dahi Hekimhan‘ın Çulhalı köyünde bir maden için ÇED süreci başlatıldı. Hekimhan’dan Kangal bölgesine doğru giden güzergahta özellikle Alevi köyleri yer alıyor. Madenler de bütünüyle bu köylerde bulunuyor. Yaklaşık 30 köyün yok olacağı anlamına geliyor.

    OCAK VE ZİYARETGAHLAR DA TEHLİKE ALTINDA!

    Söz konusu demir ve altın madenleri nedeniyle Alevi ocak ve ziyaretgahları da tehlike altında bulunuyor. Ceylan, amaçlananın sadece maden faaliyeti olmadığını ifade ederek şunları söyledi:

    “Örneğin Başkınık köyü Alevi Kızılbaş inancı ile bilinen ve birçok ocağın, ziyaretgahın mevcut olduğu bir köy. Burada Hacım Sultan Ocağı, 12 Kardeş Ocağı ile Vaylo Dede ve Salih Dede ziyaretgahı var. Alevilerin özellikle gelip burada adak adadığı, birlikte dayanışma içinde olduğu, çoğu zaman cem ve muhabbetlerini yürüttüğü bir alan. Alevilerin her dağın başında, her taşın altında, her ağacın yanında bir ziyaretgahı, bir kutsalı vardır. Bu bir gerçektir.”

    “İNSANLARIN MAL VARLIĞINA EL KOYMAK, GASP ETMEK DEMEKTİR”
    “Atma bölgesinden Arapgir ilçesine, Sarı Çiçek Yaylası’ndan Kemaliye ve Munzur dağlarına uzanan çok büyük bir felaket bizi bekliyor. Biz bunu 3 yıldır söylüyoruz. Cumhurbaşkanlığının bir hafta önce yayınladığı acil kamulaştırma belgeleri de var. Bu hepimizin de bildiği gibi bütün insanların mal varlığına el koymak, gasp etmek demektir.
    Madem projeleri önce küçük ölçekli başlıyor ve daha sonra kapasite artırımına gidiliyor. Bu anlamda çok uyanıklar, bir alana tamamen birden girmiyorlar. Önce bir bölgenin cevherini aldıktan sonra devlete başvurarak kapasiteyi arttırıyor ve öteye gitmek istiyor. Ekonomik olarak sıkışan ve krize yol açan bu egemen sistem bir an önce bu madenleri çıkarmak ve kendini maddi olarak kurtarmaya çalışıyor.”

    “BÖLGE İNSANI HALEN TEHLİKENİN FARKINDA DEĞİL”
    Söz konusu maden faaliyetleri içerisinde yerli ve yabancı birçok şirketin olduğunu ifade eden Ceylan, Kolin İnşaat, İngiltere merkezli Starex şirketlerinin asıl büyük talanda pay sahibi olduğunu dile getirdi. Yoldaş M. Ceylan, yabancı şirketlerin iş ortaklarının ise Kolin İnşaat olduğunu söyleyerek şunları aktardı:
    “Maden sahalarının faaliyete sokulduğu yerlerde insanlar rahatsız olmaya başladılar. Çevre platformları etrafında insanlar toparlanmaya başladı. Biraz geç kalındı. Çünkü çoğunun şu an bahçeleri, evleri, hayvanların otlandığı yerler toz duman içerisinde. Yine de şu an oralarda yaşamaya çalışıyorlar. Ama bölge insanı halen tehlikenin farkında değil. Tehlike çok büyük. Yani orada dumanı tüten bir maden var ve etrafa toz dağıtıyor. O toz görünüyor ama tamamen köylere ulaşmadığı için insanlar şu an sessiz. Ancak maden sahaları bunlarla sınırlı kalmayacak. Kapasite arttırımına gidiyorlar ve zaten bölge tamamen acil kamulaştırmaya sokuluyor.”

    “VAHŞİ MADEN PROJELERİNE HEP BİRLİKTE KARŞI DURALIM”

    Yoldaş Ceylan, Malatya ve civar illerdeki maden faaliyetleri nedeniyle “Burada bir yağma, katliam, göç ve talan var” diyerek topluma duyarlılık çağrısı da yaptı. Ceylan, tehlikenin önüne geçilmemesi durumunda kültürel ve çevresel yıkım yaşanacağını ifade ederek şunları söyledi:

    “Bugüne kadar Alevileri, Kürtleri yok edemeyen, kültüründen, inancından vazgeçiremeyen sistem, ekonomik olarak da tabii ki halkları çöküntü içerisine uğrattı. Şimdi de diyor ki ‘Hem bunları yerlerinden ederim hem de ekonomimi düzeltmek için buradaki cevheri alırım’.
    Eğer bugün Malatya ilini dört taraftan bu maden şirketlerine teslim etmiş olursak ardından o dağlardan Sivas’a, Erzincan’a ve Dersim’e de gideceklerdir. Bu anlamda insanların Malatya’daki çevre mücadelesine omuz vermelerini istiyoruz. Bizler Malatya Platformu olarak birçok basın açıklaması yaptık. Açılan birkaç da davamız var. Ayrıca destek için İliç’e de gittik. Bütün çevre örgütlerini, siyasi partileri, demokratik kitle örgütlerini, yazarları, sanatçı dostlarımızı, hep birlikte çevre mücadelesine omuz vermeye, bu vahşi maden projelerine hep birlikte karşı durmaya çağırıyorum.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Candan: Alevi köylerindeki maden faaliyetleri asimilasyonun bir parçası-VİDEO

    Candan: Alevi köylerindeki maden faaliyetleri asimilasyonun bir parçası-VİDEO

    PİRHA-Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, Alevi köylerine yapılmak istenen maden ve HES faaliyetleri sonucu yurttaşların yaşam alanlarını terk edecekleri uyarısında bulundu. Candan, hem demografik yapının, hem de ekolojik dengenin bozulacağı  vurgusunda da bulundu.

    Sivas, Maraş, Hacıbektaş ve daha birçok il ve ilçede faaliyet gösteren maden ocakları ile hidroelektrik santrallerinin (HES) yarattığı tahribat tepkiyle karşılanıyor. Benzer faaliyetlerin Alevi köylerinde yoğunlaşması ise “demografik yapının değiştirilmesi” olarak yorumlanıyor.

    Alevi köylerine yapılmak istenen maden ve HES faaliyetlerine bir tepki de Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan’dan geldi.

    Mimarlar Odası Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş Candan, HES ve maden ocakları sonucu köylülerin yaşam alanlarını terk edeceklerini ifade etti. Böylelikle hem demografik hem de ekolojik dengenin bozulacağına vurgu yapan Karakuş Candan, verimli tarım arazilerinin de yok olacağı uyarısını yaptı.

    Candan şu bilgileri paylaştı:

    “İktidarlar, özellikle bazı projeler ile demografik altyapıyı her zaman dönüştürmek isterler. Bunu kimi zaman HES projeleriyle, kimi zaman maden aramayla, kimi zaman da göçmenleri yerleştirerek asimilasyon politikasının bir parçası olarak bunu yaptı. Tüm bu maden arama, hidroelektrik santralleri gibi durumların siyasal ve demografik dengeyi bozan bir yaklaşımı da var. Aynı zamanda da ekolojik denge de bozulmakta. Bunlara bütüncül baktığımızda tamamen bir yok etme politikasıyla karşı karşıya kalınıyor.”

    “DOĞA RANT VE SERMAYE İLİŞKİLEİRNE TERCİH EDİLİYOR”

    Türkiye’nin ekolojik bir felakete doğru sürüklendiğini ifade eden Tezcan Karakuş Candan sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Bunu Kaz Dağları’nda, Hacıbektaş’ta, Maraş’ta gördük. Dolayısıyla hem tarım arazilerinin hem de arkeolojik alanların olduğu yerler; yani toprağın üzerindeki bütün değerleri yok edecek, ekolojik çeşitliliği parçalayacak, oradaki canlıların bütün yaşamlarını sonlandıracak bir felaketle karşı karşıyayız.

    Bugün Türkiye’nin her yanında verilen maden arama izinleri veya hidroelektrik santralleri gibi projelerin örneğin Giresun’daki sel felaketinde neye yol açtığını gördük. O hidroelektrik santralleri dere yataklarındaki bütün yapılaşmayı nasıl alıp götürdüğüne şahit olduk.

    Bütün bu doğal varlıklarımız rant ve sermaye ilişkilerine terhine tercih ediliyor. Bunu yapan iktidarlar hem rant üzerinden getiri hem de siyasal dengeleri parçalamış oluyor. Demografik yapının dengesini bozarak insanların, doğdukları yerlerde doyma hakkını ellerinden almış oluyor.”

    Candan, Mimarlar Odası olarak hukuka aykırı tüm projelere karşı duracaklarını belirterek “Bugün Dünya İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin kabul edilişinin yıldönümü. İnsanları doğdukları topraklardan, yerinden etmek de bir insan hakkı ihlalidir” diye konuştu.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA