PİRHA-İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi, son dönemde Dersim’de artan ekolojik yıkım projelerine tepki göstererek, “Doğal varlıklarımızın, kutsal alanlarımızın ve yaşam alanlarımızın ticari çıkarlar uğruna sistematik biçimde yok edilmesine tanıklık ediyoruz. Bugün Sekasur, Hozat, Ovacık, Cevizlidere, Sin, Geyiksuyu, İksor (Sarıtaş) ve Pülümür başta olmak üzere kentin birçok bölgesinde doğa, sermaye odaklı projelerle kuşatılmış durumda” dedi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi, ‘Doğamızı, Yaşam Alanlarımızı ve Geleceğimizi Savunuyoruz’ şiarıyla dernek binasında basın toplantısı düzenledi. Açıklamayı İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil okudu.
“YAŞAM ALANLARIMIZ TİCARİ ÇIKARLAR UĞRUNA SİSTEMATİK OLARAK YOK EDİLİYOR”
Son dönemde Dersim’in birçok bölgesinde artan maden projeleri, HES inşaatları, orman tahribatı ve çevre kirliliği nedeniyle ekolojik yıkımın derinleştiğini vurgulayan Nurşat Yeşil, “Doğal varlıklarımızın, kutsal alanlarımızın ve yaşam alanlarımızın ticari çıkarlar uğruna sistematik biçimde yok edilmesine tanıklık ediyoruz. Bugün Sekasur, Hozat, Ovacık, Cevizlidere, Sin, Geyiksuyu, İksor (Sarıtaş) ve Pülümür başta olmak üzere kentin birçok bölgesinde doğa, sermaye odaklı projelerle kuşatılmış durumda. Dersim’de ekolojik yıkımın planlı, çok yönlü ve kalıcı hale getirilmeye çalışıldığını göstermektedir. Bu projeler yalnızca çevresel değil, aynı zamanda insan hakları ihlali boyutundadır. Çünkü temiz suya erişim, sağlıklı bir çevrede yaşama, kültürel mirasın korunması ve geçim kaynaklarının sürdürülebilirliği, temel insan hakları kapsamındadır” dedi.
“YAŞAMIN SESİ OLMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Ekolojik yıkımın tüm canlı yaşamını doğrudan etkilediğini belirten Yeşil, “Dersim’in doğası, tarihi, kültürü ve toplumsal hafızası bu saldırılarla birlikte geri dönülmez biçimde tahrip edilmektedir. Ayrıca tüm demokratik kurumları, meslek odalarını, çevre örgütlerini ve kamuoyunu Dersim’deki ekolojik mücadeleyle dayanışma göstermeye davet ediyoruz. Bu mücadele yalnızca Dersim’in değil, tüm yaşam savunucularının ortak mücadelesidir. Unutulmamalıdır ki, doğaya yönelik her saldırı insan yaşamına yöneliktir. Dersim’in dağları, nehirleri, ormanları, inanç mekanları ve köyleri, yalnızca bu kentin değil, insanlığın ortak mirasıdır. Bizler bu mirası savunmaya, doğanın ve yaşamın sesi olmaya devam edeceğiz. Yaşamı, doğayı, insanı savunuyoruz” diye konuştu.
PİRHA-Dersim’de uygulanmak istenen maden projelerine tepki gösteren Dersimli yurttaşlar, “Maden projelerinin Dersim’in doğasını tahrip etmek amacıyla uygulanmak isteniyor. Dersim’e lazım olan maden projeleri değil boşaltılmış köylerimizin yeniden inşa olmasıdır” dedi.
Türkiye’de yeraltı kaynakları bakımından en fazla çeşitliğe ve zenginliğe sahip olan Yukarı Fırat havzasında bulunan Dersim’de her geçen gün yeni maden sahaları açılıyor. 145 maden projesinin bulunduğu Dersim’de, şimdi de 60 kilometre uzunluğundaki Munzur Dağları’nın tamamı maden sahası ilan edildi.
Dersim’de uygulanmak istenen maden projelerine ilişkin, Dersimli yurttaşlara mikrofon uzattık.
“MADENCİLİK PROJELERİ UYGULANIRSA BÜTÜN CANLILAR YOK OLACAK”
Dersim coğrafyasının maden projeleriyle bozulmasını istemediğini ifade eden Bedriye Akçiçek, “Dersim coğrafyasına herkes sahip çıksın. Burada genç kalmadı, bu da hiç güzel bir şey değil. Dersimli iş insanları coğrafyamıza sahip çıksın ve gençlerimiz yeniden topraklarına geri dönsün. Madenlere karşıyız çünkü topraklarımız ve sularımız kirlenecek” dedi.
Maden projelerine karşı olduğunu belirten Kemal Yeşil, “Maden projeleri uygulanırsa kimyasal kullanacaklar ve artık Dersim’de kimse yaşayamayacak. Maden projeleri uygulanırsa dağlarımızda yaşayan bütün canlılar yok olacak” diye ifade etti.
“SİYANÜR’ÜN VERDİĞİ ZARARI İLİÇ’TE GÖRDÜK”
Hasan Yıldırım ise, “Maden projesi istemiyoruz çünkü doğayı yok ediyor. Maden projelerinin yapılmasını engellemek için elimizden ne geliyorsa yapmak zorundayız” diye konuştu.
Köyleri geri dönüş yaparak üretim yapılırsa maden projelerinin geriletilebileceğini vurgulayan Musa Baki, “Eğer maden projeleri uygulanırsa canlı yaşamı yok olacak. Siyanürün verdiği zararı İliç’te gördük. Maden projelerine ilişkin büyük bir tepki ortaya koymak gerekiyor” diye belirtti.
Maden projelerinin doğaya verdiği tahribata dikkat çeken İbrahim Kasun, konuşmasında şunları dile getirdi:
“Dersim’de uygulanacak maden projeleriyle doğanın dengesi bozulacak, bitki çeşitliliği yok olacak, hayvancılık ve arıcılık artık yapılamayacak. Onun için Dersim’deki maden faaliyetlerinin bir an önce durdurulması için tepkisel faaliyetlerimizi koyuyoruz ve bundan sonra koymaya devam edeceğiz.”
Maden projelerinin Dersim’in doğasını tahrip etmek amacıyla uygulanmak istendiğini söyleyen Ali Haydar Aşkın, “Maden projelerinin Dersim halkına hiçbir faydası yoktur. Geyiksuyu’nda, Cevizlidre’de ve Sekasur’daki maden projeleri doğayı tahrip eden çalışmalardır. Dersimli bir yurttaş olarak maden projelerine karşıyım. Doğayı ve bizi rahat bıraksınlar başka bir şey istemiyoruz” dedi.
“DOĞAMIZI VE CANLI YAŞAMINI KORUMAK İÇİN MADEN ÇALIŞMALARINA KARŞIYIZ”
Maden projelerinin Dersim’i hiçbir zaman kalkındıran bir araç olmadığını belirten Ali Tunç, “Ülkemizdeki maden mantığı tamamen talancı bir mantık. Daha çok doğa tahrip edilerek çalışma yapılıyor o yüzden biz doğamızın tahrip olmaması için maden projelerine karşıyız. Dersim’e lazım olan maden projeleri değil boşaltılmış köylerimizin yeniden inşa olmasıdır” diye belirtti.
Dersim denildiği zaman ilk olarak doğasının akla geldiğini vurgulayan Hasan Küçük, “Maden projeleri coğrafyamızdaki bitkilere, sulara, dağlarımıza ve canlı yaşamına önemli derecede zarar verebilecek türden çalışmalardır. Doğamızı ve canlı yaşamını korumak için maden çalışmalarına karşıyız” diye konuştu.
PİRHA-İliç’te yaşanan felaketin Dersim’de de yaşanmaması için maden projelerine karşı çıkmak zorunda olduklarını vurgulayan Munzur Çevre Derneği üyesi Hasan Yüksel, “Eğer birilerinin rantı uğruna yaşam alanlarımız yok edilecekse bizim de hem hukuksal hem de mücadele alanında direniş sergileyerek maden projelerine karşı durmamız gerekiyor” dedi.
Türkiye’de yeraltı kaynakları bakımından en fazla çeşitliğe ve zenginliğe sahip olan Yukarı Fırat havzasında bulunan Dersim’de her geçen gün yeni maden sahaları açılıyor. 145 maden projesinin bulunduğu Dersim’de, şimdi de 60 kilometre uzunluğundaki Munzur Dağları’nın tamamı maden sahası ilan edildi.
Munzur Çevre Derneği üyesi Hasan Yüksel, maden projelerinin Dersim coğrafyasına vereceği zararı PİRHA’ya anlattı.
“YAŞAM ALANLARIMIZ YOK EDİLECEK”
İliç’te yaşanan felaketin Dersim’de de yaşanmaması için maden projelerine karşı çıkmak zorunda olduklarını belirten Hasan Yüksel, “Çünkü siyanür toprağa işlendikten sonra yaşam alanlarımız yok olacak. Bizim hem halk olarak hem de mücadele eden kurumlar olarak örgütlü bir şekilde bu projelere karşı çıkmak zorundayız. Aksi takdirde suyun kirlendiği ve doğanın yok edildiği bir ortamda yaşama şansımızın olmayacak. Halk örgütlenirse ve buna karşı güçlü bir direniş sergilenirse ancak gerçekten geri adım attırma şansımız olur. Ancak madencilik projelerinin yapılmasını engellemek çok önemli çünkü yaşam alanlarımız yok edilecek” dedi.
İliç’te toprağın zehirlenmesinden dolayı artık hiçbir ürünün satılamadığını vurgulayan Yüksel, “Devlet, madencilik projelerini uygulayarak burayı insansızlaştırmak istiyor. Eğer birilerinin rantı uğruna yaşam alanlarımız yok edilecekse bizim de hem hukuksal alanda hem de mücadele alanında direniş sergileyerek buna karşı durmamız gerekiyor. Tabi ki kurumların daha duyarlı ve doğru bir şekilde mücadeleye önderlik etmesi lazım. Yoksa dağınık bir şekilde mücadele edilirse hem devlet çok fazla önemsemez hem de başarılı olamayız. Ancak halkın örgütlenmesi ile birlikte güçlü bir ses çıkarırsak madencilik projelerini durdurabiliriz” diye konuştu.
PİRHA-Dersim’de Sarı Saltuk ve Ali Boğazı bölgesinde ağaç kesimi yapılıp, büyük metal direkler getirildi. Halk bölgede maden projeleri için hazırlık yapıldığını düşünüyor.
Dersim’in doğasına, kültürüne, diline, inancına yönelik saldırılar devam ediyor. 145 maden projesinin bulunduğu Dersim’de, şimdi de 60 kilometre uzunluğundaki Munzur Dağları’nın tamamı maden sahası ilan edildi.
Dersim’de Sarı Saltuk ve Ali Boğazı bölgesinde ağaç kesimi yapılarak maden projeleri için hazırlık yapılıyor.
Yerel kaynaklardan edinilen bilgilere göre; Sarı Saltuk tepesinde 200’e yakın asker seyyar karakol kurup nöbet tutuyor. Bölgeye 40 gündür Bolu Hava İndirme Tugayı askerleri getirildi ve bölgeye 40 tane tank yerleştirilmiş durumda. Asker, 20 gündür bölgede helikopterlerle alçak uçuş yaparak operasyonları sürdürüyor.
Aynı zamanda Sarı Saltuk tepesinde bulunan büyük bir alanda orman tıraşlanmış durumda, Ali Boğazı bölgesinde de büyük bir alanda ağaç kesimi yapıldı ve iş makineleri getirilip büyük metal direkler dikildi.
PİRHA-Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın verilerine göre ocak ayından bu yana 372 farklı maden projesine onay verildi.
Cumhuriyet’te yer alan habere göre, projelerin bir kısmı Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) oyunları kullanılarak yapıldı. Kıyıma ufak ufak başlayan şirketler, büyüme onayını daha kolay aldı.
Kuzey Ormanları’nda işgal sürerken Ege’ye kıyısı olan illerde de projeler genişledi. İktidar ortaklarına, yandaşlara ve sakıncalı şirketlere onaylar art arda geldi. Bu projelerin bazıları şöyle:
2014’te özelleştirildikten sonra Aydem Holding’e geçen ve kapatma kararı olmasına karşın hâlâ çalışmaya devam eden Muğla’daki Yatağan Termik Santralı’na kömür sağlanması için açılacak olan maden ocağına da onay verildi.
378 farklı Güneş ve Rüzgâr Enerji Santralı (GES ve RES) projesi de onay aldı.
İzin verilen projelerin bazılarının arkasında iktidara yakınlığı ile bilinen şirketler bulunuyor. Mehmet Cengiz’in sahibi olduğu Cengiz Holding’e bağlı Eti Bakır, Ağrı Doğubayazıt’taki tarım arazilerine kurmak istediği GES için aldığı onayla birlikte Yanoba köyünün tarım arazilerine 81 bin 810 adet panel koyacak.
YEO Enerji Yatırımları Anonim Şirketi aldığı onayla Ankara Polatlı’daki tarım ve mera alanına 92 bin 593 adet güneş paneli kuracak. Kıroba Elektrik Üretim Anonim Şirketi ise Aydın Çine’deki orman alanında RES kuracak.
KORUMA BÖLGESİNDE TALANA DEVAM!
Kaz Dağları’nda da kıyıma hazırlanan Bahar Madencilik, İstanbul’un Kuzey Ormanları’nda işlettiği maden ocağını büyütmek için iznini aldı. Bu onayla birlikte 24.9 hektarlık alanda yürütülen çalışmalar 37.13 hektara çıkarılacak. Şirket, kalker, kumtaşı ve mıcır üretimi için Azizpaşa-Fatih muhafaza ormanı ve 1. Derece Doğal Sit Alanı sınırları içerisinde kalan alanda genişleyecek. Söz konusu alan, Tarım ve Orman Bakanlığı Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü’ne göre “Kanunlarla Korunan Alanlar” içerisinde kalıyor.
PİRHA-Munzur Çevre Derneği Dersim Temsilciliği’nin açılışı yapıldı. Açılışta konuşan Munzur Çevre Derneği Yöneticisi Hatun Esen, “Coğrafyamız geçmişten bu yana zulüm altında, doğamız yok edilirse bizim burada yaşama şansımız olmaz. Geçmişte barajlar, köy boşaltmaları ve yayla yasaklarıyla mücadele eden ilimiz şimdi de maden projeleriyle tehdit altında. Mücadelemizi ortaklaştırarak büyütmemiz lazım” dedi.
Munzur Çevre Derneği Dersim Temsilciliği’nin açılışı yapıldı. Açılışa Dersim’deki siyasi parti ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri ile çok sayıda yurttaş katıldı.
“MÜCADELEMİZİ ORTAKLAŞTIRARAK BÜYÜTMEMİZ LAZIM”
Munzur Çevre Derneği’nin kurulduğu günden itibaren baskılarla karşı karşıya olduğunu belirten Munzur Çevre Derneği Yöneticisi Hatun Esen, “Bu sistemde doğasını koruyan, mücadele eden, haksızlığa karşı çıkanlar gözaltına alınıp tutuklanıyor. Hep birlikte bu zulme karşı ses çıkarırsak, bu sessizliği yırtabiliriz. Haksızlığa karşı sesimizi yükseltmemiz gerekiyor. Coğrafyamız geçmişten bu yana zulüm altında, doğamız yok edilirse bizim burada yaşama şansımız olmaz. Geçmişte barajlar, köy boşaltmaları ve yayla yasaklarıyla mücadele eden ilimiz şimdi de maden projeleriyle tehdit altında. Mücadelemizi ortaklaştırarak büyütmemiz lazım. Bizim başka Munzur’umuz, Düzgün Baba’mız yok hep birlikte kutsallarımıza sahip çıkmamız gerekiyor. Nerede mücadele varsa orada olma zorundayız” dedi.
“DERSİM HALKI BİRLİKTE MÜCADELE ETMELİ”
Munzur Çevre Derneği Yöneticisi Özkan Arslan ise, “Dersim halkı birlikte mücadele etmeli, birlikte direnmeli ve coğrafyasına da birlikte sahip çıkmalı” diye konuştu.
“DÜNYA DÖNDÜKÇE DERSİM’İ SAVUNMAYA DEVAM EDECEĞİZ”
Munzur Çevre Derneği Dersim Temsilciliği’nin önemli çalışmalara imza atacağını ifade eden Avukat Barış Yıldırım, “Munzur Çevre Derneği; Munzur’da, Mercan’da, Pülümür’de, Peri’de yürüttüğümüz çevre mücadelesinde her zaman yanımızda oldu, birlikte mücadele ettik. Dersim’i savunma mücadelesi dünya döndükçe devam edecek” diye konuştu.
Konuşmaların ardından Hüsnü Güngör türküler seslendirirken, Mehmet Tüzün de şiir okudu.
PİRHA-Dersim’de devam eden doğa talanına karşı 8 Ekim’de Çevre Mitingi yapılacak. Doğanın tahrip edileceği için maden projelerini istemediklerini belirten yurttaşlar, “Maden projeleri devletin 1937-1938 yılında yaptığı kırımın ikinci bir politikası. Maden projeleriyle doğamızı bitirmeye çalışıyorlar, biz Dersim’de madencileri istemiyoruz. Herkesi 8 Ekim’de yapılacak Çevre Mitingi’ne bekliyoruz” dedi.
Dersim’de her geçen gün yeni maden sahaları açılıyor. 145 maden projesinin bulunduğu Dersim’de, 60 kilometre uzunluğundaki Munzur Dağları’nın tamamı maden sahası ilan edildi. 2019 yılında Dersim’de 43 bin 500 hektar alanda maden ruhsatı verilmişti.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı da Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü, aralarında Dersim’in Pülümür İlçesindeki üç bölgenin de yer aldığı 285 maden sahası için ihale açacağını duyurdu.
Dersim Emek ve Demokrasi Platformu, kentte devam eden doğa talanına karşı 8 Ekim’de “Biz kazanacağız yaşam alanlarını savunuyoruz” şiarıyla Çevre Mitingi yapacak.
Dersimli yurttaşlara maden projelerini isteyip istemediklerini ve doğaya vereceği zararı sorduk.
“MADEN PROJELERİNİ İSTEMİYORUM”
Maden projelerini istemediğini ifade eden Bülent Yüksel, “Maden projeleri demek doğamızı tahrip etmek demektir. Uluslararası maden şirketlerinin ülkeyi talan etmesi anlamına gelir o yüzden maden projelerine karşıyım.
“BİZİ YOK ETMEYE ÇALIŞIYORLAR”
Maden projeleriyle birlikte doğanın tahrip olacağını belirten İbiş Tan, “Ormanlarımızı yaktılar şimdi de maden projeleriyle doğamızı bitirmeye çalışıyorlar, biz Dersim’de madencileri istemiyoruz. Fabrika açsınlar niye maden şirketlerini buraya getiriyorlar, bizi yok etmeye çalışıyorlar. Bize geçmişte çok zulüm yaptılar şimdi de maden projeleriyle doğamızı tahrip edecekler. Geçmişte köylerimiz boşaltıldığı için mağdur oluyorduk, şimdi de maden projeleriyle birlikte bir daha mağdur olacağız” dedi.
“HERKESİ ÇEVRE MİTİNGİ’NE BEKLİYORUZ”
Ercan Çallı da, maden projelerinin doğa katliamı olduğunu vurgulayarak, “Maden projeleriyle tüm canlı yaşamı tehlike altında olacak, o yüzden istemiyoruz. Dersim coğrafyası çok göç veren bir yer, maden projeleri devletin 1937-1938 yılında yaptığı kırımın ikinci bir politikası. Dersim’de kalan halkta asimilasyon politikaları, barajlar ve maden projeleriyle yok edilmeye çalışılıyor. Herkesi 8 Ekim’de yapılacak Çevre Mitingi’ne bekliyoruz” diye konuştu.
“ÜLKENİN HER TARAFINDA DOĞA YOK EDİLİYOR”
Ülkenin doğasının maden projeleriyle yok etmeye çalışıldığını dile getiren Mustafa Bozdağ ise, “AKP’nin politikası ülkeyi yok etme politikasıdır ya doğayı katledecekler ya da insanlara zulüm edecekler. AKP hükümeti halkıyla savaşıyor, ülkenin her tarafında maden ocakları var, doğa yok ediliyor. AKP hükümetinin tek derdi nasıl para kazanacağız, nasıl yandaşlarımızı besleyeceğiz, nasıl sömüreceğiz ülkeyi diye bakıyorlar” diye belirtti.
PİRHA- Dersim coğrafyasının maden projeleri ile işgal edilme durumu yaşadığını söyleyen İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Aslan Sultan, “Dersim’in dört bir yanı madenlerle işgal edilmiş durumda. Bununla birlikte bölgenin insansızlaştırılması amaçlanıyor, bölge yok edilmek isteniyor” dedi.
Türkiye’de yer altı kaynakları bakımından en fazla çeşitliğe ve zenginliğe sahip olan Dersim’de her geçen gün yeni maden sahaları açılıyor. 145 maden projesinin bulunduğu Dersim’de, 60 kilometre uzunluğundaki Munzur Dağları’nın tamamı maden sahası ilan edildi. 2019 yılında Dersim’de 43 bin 500 hektar alanda maden ruhsatı verilmişti.
Son olarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü, aralarında Dersim’in Pülümür İlçesindeki üç bölgenin de yer aldığı 285 maden sahası için ihale açacağını duyurdu.
2019 yılında Dersim’de 43 bin 500 hektar alanda maden ruhsatı verilmişti. Buna göre Cevizlidere Köyü birinci, Karayonca Köyü ikinci, Karaoğlan Köyü üçüncü, Doludibek köyü dördüncü ve merkeze bağlı Geyiksuyu Köyü Sin Mezrası ise beşinci ruhsat sahası olarak belirlenmişti.
İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Aslan Sultan, Dersim’de devam eden maden projelerine ilişkin PİRHA‘ya konuştu.
“AMAÇ DERSİM’İN İNSANSIZLAŞTIRILMASI”
Devletin, maden projeleri ile Dersim’e yönelik kapsamlı planlarından biri olan insansızlaştırma politikasını hızlandırdığını belirten Sultan, “2000’li yılların başında Dersim’in maden sahası ilan edilmesi söylentisi başlamıştı. Maden sahası çalışmalarının artması ise 2014 yılında daha da hız kazandı. 120 maden sahası projesinin açılmasıyla Dersim coğrafyası diye bir şey kalmayacak. Bunun da önünü açan devletin kendisidir. Ali Boğazı’ndan Munzur’a oradan İliç’e kadar birçok yer maden sahası ilan edilmiş durumda. Birçok köyde bu maden çalışmaları başlatılmış. Madenlere ulaşmak için yol çalışmaları başlamış durumda. Dertleri bir tek maden değil; bununla o toprakların insansızlaştırılması amaçlanıyor. Osmanlı’dan bu yana Dersim üzerinde birçok ciddi planlar var. Kimliğinin Kürt-Alevi ve itirazcı olması bu sistemin işine gelmiyor. Biat eden toplum yaratmak istiyorlar ama Dersimliler de bunu kabul etmezler” diye konuştu.
“COĞRAFYA RESMEN İŞGAL EDİLMEK İSTENİYOR”
Aslan Sultan, yüksek dağlarda yapılan çalışmaların Dersim’in bütün yeraltı sularını zehirlemesinin gündemde olduğunu söyleyerek, “Bunun yanında Dersim’in her dağında bir kalekol var. Bu da ciddi psikolojik bir baskı. Köylüler, ‘Yere vurulan her kazma atalarımızın mezarına vurulmuş, kesilen her orman bizden kesilmiş gibi hissediyoruz’ diyorlar. Dersim kuşatma altında ve yıpranmış durumda. Psikolojik olarak halk bitirilmek isteniyor. Bir sabah uyanıyorsunuz; sizin kutsal saydığınız vadi, ağaç, ziyaretler yanıyor. Bütün maden çalışmaları yüksek dağlarda yapılıyor. Buralarda yapılan çalışma yer altı sularını zehirleyerek sadece Dersim’i değil çevre illeri de etkileyecek. Coğrafya resmen işgal edilmek isteniyor” dedi.
“DERSİMLİLERE YASAK, AĞAÇ KESENLERE SERBEST”
Güvenlik gerekçesiyle köylerini, mezarlarını ziyaret edemeyen Dersimlileri hatırlatan Sultan, aynı güvenlik bölgesinde ise dışarıdan getirilenlerin ağaç kıyımı yapmasına izin verilmesine tepki göstererek şöyle devam etti:
“İnsanlar köylerine gidemiyor. Mezarlarına bile gidemiyorlar. Gerekçe olarak da güvenlik sorunu önlerine sunuluyor. Palu’dan 60 aile getirilerek bu yasaklı bölgede ağaç kesimi yapılıyor. Güvenlik sorunu var ise bu 60 ailenin burada ne işi var? Mesele güvenlik sorunu değil. Ağaçlar kesilerek kömür yapılıyor. Bölge kömür yapımından kaynaklı, duman altında. Oradaki börtü böcek bu kar hırsı ve politikalardan kaynaklı kendi yerini terk etmek durumunda kalıyor. Bu, Dersimlilerin kaderi ile aynı.”
KURUMLARA, ÇEVRE ÖRGÜTLERİNE ÇAĞRI
Dersim’in ismi konulmamış bir işgal durumu yaşadığına işaret eden Aslan Sultan, “Dersimli kurumların tepkisi bunu geriletecek, geri adım attıracak yerde değil. Yıllardır siyaset üzerinden Dersim’in kaybedilişini seyrettik. Bütün bunları bir yerde bırakıp Dersim üzerinde birleşmemiz gerekiyor. Başka bir şansımız yok. Dersim’in işgal altında olduğunu ilk defa bu kadar kemiklerime kadar hissettim. Dersim kurumları bu konuda yetersiz, Dersimliler bu konuda sessiz. Evet Dersim halkı çok yoruldu. Bir birlikteliği sağlayıp yüzümüzü Dersim’e dönmemiz gerekiyor. Dersim’i yok etmeye dair ciddi çalışma var. Bunun farkında olarak bir araya gelmeliyiz” ifadelerini kullandı.
PİRHA-HDP Ekoloji Komisyonu Eş Sözcüsü Menekşe Kızıldere, “Kutsal mekânlar ‘peyzaj çalışması’ adı altında kutsallığından koparılmış durumda” diyerek, inanç merkezlerinin turizm mekanı gibi sunulmasını eleştirdi.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) Ekoloji Komisyonu Eş Sözcüsü Menekşe Kızıldere, Alevilerin kutsal mekânlarının ‘peyzaj’ adı altında doğal dokusunun bozulduğunu söyledi. Kızıldere ayrıca Dersim’de süren maden çalışmalarının doğaya da ciddi zarar verdiğine işaret etti.
Dersim’deki Alevi inanç mekânlarının tahribat altında olduğuna işaret eden Menekşe Kızıldere, ‘peyzaj’ tehlikesine vurgu yaparak şunları söyledi:
“İnancın doğayla iç içe olması, kapalı mekânlar yerine doğal alanların ibadet mekânı olması muazzam bir olay. İnsanların özgür bir şekilde ibadet yapabilmesi aslında bir inanç kültürü. Fakat ne yazık ki kutsal mekânlar ‘peyzaj çalışması’ adı altında kutsallığından koparılmış durumda ve bu halkın talebi değil. Kutsal mekânlara yapılan peyzaj çalışmasıyla birlikte bu adresler turizm yeri gibi sunulmakta. Alevilerin ibadet yerleri turizm alanı değildir. Camilerin içerisinde bir şey satılamaz ise Alevilerin kutsal mekânları da bu şekilde kullanılamaz.”
“DERSİM’İN İNSANSIZLAŞTIRILMASI SERMAYEYE YARAR”
Menekşe Kızıldere, Dersim için tehlike arz eden bir diğer unsurun ise maden çalışmaları olduğunu söyledi.
“Dersim maalesef Kürdistan’ın genelindeki savaş politikalarının ana odaklarından bir tanesi. Halkın topraktan, emeğinden koparılması ve oranın insansızlaştırılması söz konusu. 145 tane maden ruhsatı alınmış alan var, halk bu bölgeleri terk ederse sermaye güçleri yerleşecek. O yüzden Dersim’in insansızlaştırılması sermayeye yarar. Maden şirketleri yüzünden artık Dersim’in güzel coğrafyasından bahsedemeyeceğiz. Bu kadar kuraklık ve iklim baskısı altındayken bir de maden şirketlerinin Dersim’in doğasına zarar verecek olması bu güzel coğrafyayı yaşanamayacak hale getirir, insansızlaştırır ve diğer canlıların da yok olmasına sebep olur.”
PİRHA- Dersim’deki ekolojik yıkımı değerlendiren HDP Milletvekili Murat Çepni, doğa tahribatı ile bölgenin insansızlaştırılmaya çalışıldığına dikkat çekerek, “Doğanın tahribatı, Dersim’in kültürüne, tarihine yönelik bir soykırım politikasıdır” dedi.
Haberin videosu
Halkların Demokratik Partisi Ekolojiden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı ve İzmir Milletvekili Murat Çepni, Dersim’deki ekolojik tahribatı PİRHA’ya değerlendirdi.
Siyasi saldırıların yanında Dersim coğrafyasının ekolojik yıkım ile insansızlaştırılmaya çalışıldığına değinen Çepni, bunun soykırım politikalarının devamı olduğunu söyledi.
“EKOLOJİK YIKIM KÜLTÜREL BİR ASİMİLASYON POLİTİKASI”
Ekolojik yıkım açısından Dersim’in özgün alanlardan bir tanesi olduğunu hatırlatan Çepni, ekolojik tahribatın kültürel soykırımın bir parçası olduğuna dikkat çekti.
Çepni, “Ekolojik yıkım, siyasi saldırılar bunun yanında insansızlaştırma, doğanın talanı, tarım alanlarının yok edilmesi, yaylaların kapatılması çok komplike bir kültürel asimilasyon politikasıdır. Hepsinin toplamda bir araya geldiği kentlerden birisi de Dersimdir. Dersim uzunca bir süre orman yangınlarıyla gündeme geldi. Her yıl süren orman yangınları, yapılan operasyonlarda güvenlik güçlerinin çıkarttığı yangınlardı. Biz bu yangılara karşı da bir mücadele yürütmeye çalıştık. Fakat bizzat ormanları yakan kolluk güçleri tarafından da o dönem engellenmiştik” diye konuştu.
“MADEN PROJELERİ DERSİM DOĞASINI HEDEFLİYOR”
Çepni, Munzur Vadisi’nin tamamen maden sahasına çevrildiğini ve baraj politikalarının da devam ettiğini vurguladı.
Devlet politikasının maden projeleriyle Dersim doğasını tahrip etmeyi hedeflediğinin altını çizen Çepni, şöyle devam etti:
“Aynı zamanda şimdi Munzur Vadisi tümüyle maden sahası haline getirildi. Burada zaten madenler vardı. Buna karşı tepkiler de vardı. Baraj politikaları da sürüyor. Bunun üzerine iktidar buraları maden şirketlerine peşkeş çekti. Korunması gereken sit alanı niteliğini koruyan Munzur Vadisi, çok sayıda kendine ait endemik türün olduğu bir alan olmasına rağmen diğer birçok kentte olduğu gibi maden şirketlerine tümüyle verilmiş durumda. Dolayısıyla hem doğanın tahribatı hem bölgenin insansızlaştırılması, Dersim kültürüne, tarihine aslında bir soykırım politikasıdır. Bunun devamında da doğanın sermaye şirketlerine peşkeş çekildiği zaten biliniyor. Fakat devlet egemen sistem bir taşta birkaç kuş vuruyor. Dersim’de bunun en somut örneklerinden birini yaşıyoruz.”
PİRHA- Munzur Dağları’nın maden sahası ilan edilmesi ve Munzur Gözeleri’nin ticarileştirilme girişimine ilişkin PİRHA’ya konuşan DEDEF Genel Başkanı Ali Haydar Ben, “Dersim halkı, dağlarımıza sahip çıkarak dağların asıl sahiplerinin bu halk olduğunu gösterecektir” ifadelerini kullandı.
HABERİN VİDEOSU
Dersim üzerinde ekolojik tahribat; baraj ve HES projeleri, inanç merkezlerinin ticarileşmesi, dağlarının yanması ve maden sahası ilan edilmesiyle durmaksızın devam ediyor.
Bu yaşanan tahribat ve projelerin gündemleştiği son günlerde yetkililer tarafından hiçbir açıklama yapılmazken, maden sahası ilanından sonra Munzur Dağları, şirketlere verilmeye başlandı.
Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Dersim Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Ali Haydar Ben, Osmanlı’dan bu yana devam eden bu politikalara karşı Dersim halkının kurumlarla ortak örgütlü bir şekilde mücadele edip doğa talanına izin vermeyeceğini belirtti.
“DERSİM HALKI, DAĞLARIN SAHİBİ OLDUĞUNU GÖSTERECEKTİR”
Dersim üzerinde gelinen sürecin yeni olmadığına vurgu yapan Ben, “Geçmiş süreçten gelen uzun soluklu politikalar bunlar. Festival sürecinde biraz daha ekoloji meselesi tartışılırken gündemleşti. Aslında Dersim kamuoyu ve Türkiye kamuoyu tarafından duyuldu. Hasankeyf’teki doğa katliamı, Kaz Dağları’ndaki direniş; bu süreçte de Munzur Dağları maden sahası ilan edildi. Uzun süredir maden, siyanürlü altın çalışması, baraj çalışması hız kesmedi. Dönemsel olarak iktidarlar değişse de bakış açısı değişmiyor. Ülkeyi yöneten egemenler tarafından bakış açışı hep aynı. Bu anlamda Munzur Gözeleri’ndeki peyzaj projesi, maden sahası ilan etme, zincirin bir halkası gibi. Bu meselede de Dersim halkı, Dersim dostları, ekoloji mücadelesi yürüten kurumlar, demokratik kitle örgütleriyle birlikte daha örgütlü bir şekilde maden sahasına açılmak istenen dağlarımıza sahip çıkarak dağların asıl sahiplerinin bu halk olduğunu gösterecek diye umuyorum” dedi.
Munzur Gözeleri’ndeki ticarileşme çalışmalarına dikkat çeken Ben, “Uzun süredir devletin Alevi Kızılbaş inancı üzerinde belirli programlar var; sistem içi Aleviliği yaratma girişimleridir. Bu, Osmanlı’dan beridir sürüyor. Sadece Munzur Gözeleri değil Ana Fatma’da da aynısı yaşanıyor. Düzenleme yapmaya çalışıyorlar. Kısmen buna dair adım atıyorlar. Dersim halkı, kurumlarıyla birlikte buna karşı daha örgütlü mücadele sergiler” diye konuştu.
“CEMEVİYLE ÖN ADIM ATTIRILIYOR”
Munzur Gözeleri’nin hem birinci derece sit alanı olması hem Alevi Kızılbaş inancının merkezi yerinde olduğunu, kültürü temsil ettiğini belirten Ben, şunları aktardı:
“Dersim kurumları, bütünlüklü durabilirler ama belli dostlarımız bu proje hayata geçirilmek istenirken cemevi inşaatının başlaması var. Cemevine karşı değiliz ama yeri sit alanına yakın. Belli inşaatlaşmanın, ticarileşmenin önünü açabileceğini düşünüyoruz. Kaygımız budur. Dönemsel olarak kamuoyunda da yanlış lanse edildi. Kurumlar, cemevine karşı denildi. Uygun yere, köyün ihtiyacı varsa köyün içerisine herhangi bir yere yapılabilirdi. İnşaatlaşmanın ön adımını sana attırıp projeleri hayata geçiriyorlar.”
Ben, “Biz DEDEF olarak bileşenlerimizle, ekoloji mücadelesi veren kurumlarla, Dersim kurumlarıyla, Dersim halkıyla birlikte hem bu konuya dair hem maden sahalarına dair örgütlü, güçlü bir şekilde mücadele edeceğiz” diyerek sözlerini tamamladı.
PİRHA – Munzur Dağları’nın maden sahası ilan edilmesi ve şirketlere verilmesine ilişkin PİRHA’ya konuşan Dersimli sanatçılar Erdoğan Emir ile Metin Kahraman, “Baraj projeleriyle, maden sahalarıyla bize ‘Burada yaşamayın’ denilmek isteniyor. Fakat Kaz Dağları’nda yakılan ateş bütün ülkeyi sardı. Hiç dönüşü yok, biz bu iktidara, bu talancılığına fırsat vermeyeceğiz” ifadelerini kullandılar.
Haberin videosu
Son dönemde ekolojik tahribat hat safhaya ulaşmış durumda. Dersim’de bulunan Munzur Dağları’ndan Çanakkale’deki Kaz Dağları’na, binlerce yıllık tarih olan Hasankeyf’in su altında bırakılma projesinden Artvin’deki baraj projelerine kadar birçok yerde doğa talanı sözkonusu.
Doğaya karşı açılmış bu yıkıcı politikalara her gün bir yenisi eklenirken sanatçılar da bu duruma sessiz kalmıyor.
PİRHA‘ya konuşan Dersimli sanatçılar Erdoğan Emir ve Metin Kahraman da, bu doğa talanına karşı durarak duyarlılık çağrısında bulundular.
“PROJELER; DEĞERLERE GÖRE PLANLANMIYOR”
Madenlerin tarihin hiçbir anında orada yaşayan toplulukların ihtiyaç ve hassasiyetlerine dair bir vaziyetle planlanmadığını belirten Erdoğan Emir, “Orada yaşanmış binlerce yıllık hayatın bir önemi yoktur. Amaçlanan oradaki madenin çıkarılmasıdır. Bizim dağlarımız istila edilebilir; birçok coğrafya buna benzer meselelere maruz kalabilir. Ama bir birey kendi hatıralarına, geçmiş hikayelerine duyarsızlaştığı dönemde yanı başımızda birçok şey oluyorken basit bir şekilde meseleyi tasarruflandırıyoruz. Ancak karşısında durma noktasında öğrenmemiz gereken şeyler var. Yeni bir aksiyon ve benzer çalışmalar çıkacak karşımıza. İnandığımız bütün değerler burada. Bu meselelere karşı beraber durmanın değerli olduğu düşünüyorum. Burada yaşayan insanların çıkardığı bu duyarlılığa diğer insanların da karşılık vermesiyle büyük bir duyarlılık yaratılır” ifadelerini kullandı.
“KOCA BİR TARİH, YAĞMALANIYOR, MEZAR EDİLİYOR”
Munzur Dağları’nda, Hasankeyf’te ve Kaz Dağları’nda yaşanan ekolojik tahribata değinen Emir, şunları aktardı:
“Kaz Dağları koca bir tarih, belki kültür turizmine açıldığı anda bütünlüğü doğru bir planlamayla arşınlandığı anda veya kazıldığı anda, koca bir medeniyet tarih çıkarabilir ve bir şekilde kısa vadede çıkaracağınız basit karı on yıllara yaydığınızda insani duruşu, insanı memnun eden aynı zamanda doğal yaşamı koruyacak şekilde rehabilite edebilirsiniz ama istilayı esaslandırmış bir meselenin sonucu; tabi ki buna karşıyız ve karşı duracağız. Buna karşı durmak erdemin bir gereğidir. Aksi takdirde bizim kendi mezarlarımızı kazamayacağımız koca bir boşlukla yüz yüze kalacağız. Benim için bu coğrafya çok değerli ve önemli. Bir sürü doğruyu açığa çıkarmış, birçok inancın yan yana yaşadığı derin bir felsefe oluşturan bir yer.
Batman gözümüzün önünde, kazmaya gerek kalmadan, insanların bugüne bıraktığı çok güzel bir miras iken bugün yağmalandı, talan edildi. Basit bir baraj göletine koca bir tarih mezar edildi.”
Metin Kahraman ise Dersim’de yaşanan ekolojik tahribata şöyle değindi:
“Esasen yıllar öncesinde Dersim kamuoyu bunları tartışıyordu. Dersim’de 150’ye yakın mekan, madencilere peşkeş çekildi. Bugün Türkiye genelinde yeni bir uygulamayla hayata geçiriliyor Çanakkale’den Dersim’e kadar. Yıllardır bütün vadilerde kalekollar yapıldı. Biz bu kalekolların çözüm sürecinde yapılmasına anlam verememiştik. Ama devamında kuleler yapıldı. Buradan Erzincan’a, Elazığ’a kadar düşünülen yeni yol projelerinden haberdar olduk. Dersim merkezden Pülümür’e doğru düşünülen yol vadiden geçmeyecek dağlardan gidecek. Bunların sebebi, savaşın uzamasının da sebebi işte bu emperyalistlerin, talancıların, fırsatçıların planlarından, hesaplarından kaynaklanıyor.”
“PROJELER; ŞİRKETLERE HİZMET OLSUN ANLAYIŞI İLE YAPILIYOR”
Dersim’deki yol projelerine değinen Kahraman, yapılanların halka hizmet anlayışı ile değil şirketler için olduğunu belirterek “Yollar aslında bize hizmet olsun diye değil; yarın öbür gün çıkarılacak olan madenlerin taşınması için. Yapılan kalekollar, kuleler bu maden firmalarını korumak için. Yakın zamanda bir haber daha okudum; üniversitede golf sahası kurulacakmış. Dersim halkının gidip golf oynayacak hali yok. Bu da buraya gelmek isteyen maden mühendislerine hizmet olsun diye düşünülüyor” dedi.
Munzur havzasındaki altın madeni projelerine değinen Kahraman, şunları kaydetti:
“Dersim’de altın madeni, diğer madenlerin bu kadar çok alanda olması konuşuluyordu yıllardır. Bunların çıkarılması demek; Dersim’in ölümü demek. Artık tulum peynirinden vazgeçeceğiz, çiçeklerimizden, yaylalarımızdan, balımızdan vazgeçmemiz gerekiyor. Sağlığımızdan olacağız hepimiz.”
“Munzur suyu, Türkiye’deki en sağlıklı içme suyudur açıklaması yapıldı; bir ay sonrasında da bütün Dersim’in maden sahası olduğu ilan edildi. Bu, Dersim’e vurulacak son darbe olacak, gerçekten çok büyük bir yıkım. Su her şeyden kıymetli, o nedenle bütün Anadolu’nun, bütün Mezopotamya’nın içme suyu kaynağı olan, Fırat’ın, Dicle’nin kaynadığı Mezopotamya’da bu projeler bütün insanlık için yıkım getirecektir”diye konuşan Kahraman, şöyle çağrı yaptı:
“Baraj projeleriyle, maden sahalarıyla bize ‘Burada yaşamayın’ denilmek isteniyor. Fakat Çanakkale’de Kaz Dağları’nda yakılan ateş bütün ülkeyi sardı. Hiç dönüşü yok, biz bu iktidara, bu talancılığına fırsat vermeyeceğiz sanatçılar olarak.”