Etiket: maden sahası

  • Sarıbal: Bu kanunun ne topluma, ne ülkeye, ne halka bir yararı yok-VİDEO

    Sarıbal: Bu kanunun ne topluma, ne ülkeye, ne halka bir yararı yok-VİDEO

    PİRHA- Zeytinliklerin maden faaliyetlerine açılmasına izin veren düzenlemeye ilişkin konuşan CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, “Bu kanunun ne topluma, ne ülkeye, ne halka bir yararı yok. Ama kime yararı var? Siyasetçilere yararı var. Çünkü daha önce zengin, şirket sahibi bakanlarımız vardı. Şimdi madenci milletvekillerimizin hizmetine sunulan bir kanun gibi görüyoruz bunu” dedi.

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, maden sahası açmak için tarım arazilerinin yok edilmesinin önünü açacak maden yasasına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “23 YILDIR YÜRÜTTÜKLERİ HUKUKSUZLUKLARINA HUKUK KATMAYA ÇALIŞIYORLAR”

    İktidarın bu kanunla 23 yıldır fiilen yürüttükleri hukuksuzluklarına hukuk katmaya çalıştıklarını belirten Orhan Sarıbal, “Bugüne kadar ÇED olumlu raporu almayan kaç işletme var mesela? Hemen hemen parmakla sayılacak kadar az. Düşünün 9 bin şu anda işletmesi var bu ülkede. Ve 4 bin arama ruhsatı var. Yaklaşık 13-14 bin arama ve işletme ruhsatından bahsediyoruz. Önce ÇED’leri değiştirdiler, sonra yeniden ÇED yapın dediler. Bir sene itiraz ettiler, seneye tekrar hayata geçirdiler. Aslında her halükârda o firmalar ÇED alıyorlardı. Şimdi bir hukuki düzenleme getirerek çok kısa bir süreye indirdiler ve şunu dediler; ‘Siz, Çevre Etki Değerlendirme Raporu’na (ÇED) müracaat edin ama öbür tarafta ruhsat çalışmalarınızı, izin çalışmalarınızı, teşvik çalışmalarınızı yürütün.’ Bu şu demek; ‘Biz her hâlükârda size bu ÇED olumlu raporunu vereceğiz.’ Bunun için de altyapı hazırladılar, yine aynı kanunda var” dedi.

    “BÜTÜN YETKİLERİN CUMHURBAŞKANI’NIN EMRİNE VERİLDİĞİ BİR DÖNEM”

    Yeni bir düzenlemeyle Cumhurbaşkanlığı Yardımcısı başta olmak üzere, 4 bakanla beraber yeni bir kurul oluşturulduğunu söyleyen Sarıbal, “Stratejik ve kritik madenlerle ilgili kararı bunlar verecekler. İzinlerle ilgili sürenin bittiğine bunlar karar verecekler. Ne kadar rehabilitasyon benzeri işlem varsa bunlar karar verecekler.

    Stratejik ve kritik madenlerle ilgili aslında yasalarda sadece savaş, deprem gibi çok önemli durumlarda kullanılması gereken, acele kamulaştırma yani el atma meselesini kritik ve stratejik madenler üzerinden bu yasaya yine koydular. Yani hangi ürünün ne zaman kritik, ne zaman stratejik olacağını da bu beyefendiler karar verecekler. Kim belirliyor bu kurulu? Cumhurbaşkanı belirliyor. Yani bütün yetkilerin Cumhurbaşkanı’nın emrine verildiği bir dönem” diye konuştu.

    “BU KANUN ALTINA İMZA ATAN MİLLETVEKİLLERİ ÜLKENİN DEĞERLERİNE İHANET EDİYORLAR”

    Bu kanunun altına imza atan milletvekillerin ülke değerlerine ihanet ettiğini belirten Orhan Sarıbal, şunları söyledi:

    “Mera Kanunu var. Mera Kanunu diyor ki; ‘Hiçbir şekilde Meralara dokunamazsınız.’ Ama bu kanunla MAPEG yani Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü, Tarım İl Müdürlüğü’ne yazı yazıyor. ‘Şuradaki meranızın, şu kadar kısmı ya da tümü maden sahası içerisindedir, bilginiz olsun’ onun devrini MAPEG kalıyor.
    Yani Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü artık tam yetkili olarak Tarım Orman Bakanlığı’nın yetkilerini aşan, onların yetkisi yetkisizleştiren bir tutum sergiliyor. Bu ülkenin ormanı artık kesinlikle güvencede değil.
    Cumhurbaşkanı kararnamelerle, o son çıkan kararla bugüne kadar 40.000 dönüm araziyi belirli yerlere teslim etti. Şimdi bunu daha da geliştiriyorlar. Bu kanunun ne topluma, ne ülkeye, ne halka bir yararı yok. Ama kime yararı var? Siyasetçilere yararı var. Çünkü daha önce zengin, şirket sahibi bakanlarımız vardı. Şimdi madenci milletvekillerimizin hizmetine sunulan bir kanun gibi görüyoruz bunu. Ayrıca bu kanun altına imza atan milletvekilleri başta Bursa, Muğla, İzmir, bütün bu milletvekilleri aslında kendi kentleri de, ülkenin değerlerine de ihanet ediyorlar.”

    “MEHMET ŞİMŞEK VE ERDOĞAN EKONOMİ POLİTİKASININ ÇARESİZLİĞİNİN BİR SONUCUDUR”

    İktidarın ülkenin bittiğini kabul ettiğinin altını çizen Orhan Sarıbal, ülkenin kaynaklarının kendi yandaşlarına, uluslararası şirketlere pazarlandığını belirtti. Sarıbal, şunları ifade etti:

    “Ekonomik olarak çöktüğünü, artık başka hiçbir çaresi kalmadığını, kendilerine emanet edilen bu ülkeyi kendi babalarının malı, kendi şirketleri gibi satmaya çalışıyorlar. Bu bir ülkenin ekonomisinin bittiğini, iktidarın çöktüğünü, ülkenin üretim, kazanım, sermaye, birikim, bunların tümünün olmadığını gösteriyor. Mehmet Şimşek ve Erdoğan ekonomi politikasının çaresizliğinin bir sonucudur. Bu ülkenin kaynaklarını kendi yandaşlarına, uluslararası şirketlere pazarlıyorlar.

    Zeytin Kanunu’nda yani 380 bin dönüm alan sadece Muğla’nın yüz ölçümünün %4’üne denk gelen ve yaklaşık olarak 82 bin -onların resmi söylemi üzerinden söylüyorum- ağacın kesileceği bir şeyden bahsediyoruz. Kendi yandaşlarına bu ülkenin kaynaklarını sermaye olarak aktaran, yağmacı, talancı bir iktidar var. Bu mücadele bağımsızlık mücadelesi, bu mücadele ülkenin varlıklarını sahip çıkma ve onları koruma mücadelesidir. “

    Buse Nehir DEMİR/ANKARA

     

    İLGİLİ HABERLER:

    Yasa tasarısına karşı İkizköylüler Meclis önünde oturma eyleminde-VİDEO

    Zeytinlikleri madene açacak kanun teklifi komisyondan geçti

    Zeytinlikleri maden şirketlerine açan kanun Mersin’de protesto edildi- VİDEO

    Çevreciler Mersin’den seslendi: Geleceğimizi karartacak yasayı geri çekin!

    Zeytinliklerin kesilmesine karşı Meclis’te eylem kararı!-VİDEO

    Zeytinlikleri maden şirketlerine açan kanuna karşı Meclis’te eylem -VİDEO

     

  • Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nce 545 maden sahası ihale edilecek

    Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nce 545 maden sahası ihale edilecek

    PİRHA-Resmi Gazete’de yayımlanan karara göre, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nce 545 maden sahası ihale edilecek. İhaleler kapalı teklif ve açık artırma usulü ile yapılacak.

    Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’nce (MAPEG) 545 maden sahası ihale edilecek.

    Konuya ilişkin ilan, Resmi Gazete’de yayımlandı. Buna göre, 545 adet maden sahası, Resmi Gazete ilan yayım tarihinden itibaren en az 15 gün süre ile “https://www.mapeg.gov.tr/” adresinde ilan edilecek.

    İhaleler kapalı teklif ve açık artırma usulü ile yapılacak. Başvurular MAPEG tarafınca değerlendirildikten sonra, ilk defa ihalesi yapılan sahalara başvuru yapılmaması halinde sahalar yeniden ihale edilecek. Kapalı teklifi Genel Müdürlükçe belirlenen taban ihale bedelinden az olan müracaatlar değerlendirmeye alınmayacak.

    İhale teminat tutarı, MAPEG tarafından belirlenen taban ihale bedelinden ve kapalı olarak verilen teklifin yüzde 20’sinden az olan müracaatlar da değerlendirilmeyecek.

    (HABER MERKEZİ)

  • DAD yöneticileri yalın ayak önce Munzur’a sonra Düzgün Baba’ya yürüdü-VİDEO

    DAD yöneticileri yalın ayak önce Munzur’a sonra Düzgün Baba’ya yürüdü-VİDEO

    PİRHA – DAD Yöneticileri, önce Munzur Gözeleri’ne daha sonra Düzgün Baba’ya yalın ayak yürüdü. DAD Genel Eş Başkanı Musa Kulu, Munzur Gözeleri’ndeki peyzaj çalışmasıyla tarihin, kültürün, hafızanın yok edilmek istendiğini söyledi. Kulu, Düzgün Baba Cemevi bahçesinden kaldırılan Hasret Gültekin heykeli konusunda da çözüm bulunması için çağrı yaptı. 

    Haberin videosu;

    Dersim’in Ovacık İlçesinde bulunan Munzur Gözeleri’ne yapılmak istenen peyzaj projesinin yapımı tepkilere rağmen yapımına devam ediliyor. Demokratik Alevi Derneği Genel Merkez yöneticileri dün önce yalın ayak Munzur Baba’yı daha sonra ise Düzgün Baba Mekanı’nı ziyaret etti.

    Ziyaret sırasında kısa bir konuşma yapan DAD Genel Eş Başkanı Musa Kulu, Munzur Gözeleri’nde kutsallara yönelik bir saldırı olduğunu belirterek, “Buna dikkat çekmek için kutsalımıza atamız, dedemiz nasıl gelmiş, niyaz olmuşsa biz de onun için geldik” dedi.

    Düzgün Baba’nın mekanında dara durduklarını söyleyen Kulu, Munzur’da yok edilmek istenen Alevi toplumunun hafızası olduğunun altını çizerek şunları söyledi:

    “Buradan da insanlığa seslendik. Zorda olan coğrafyamız, ziyaretgahlarımız, ocaklarımızdır, inancımızdır. Tarihimiz, kültürümüz, yok edilmek istenen hafızamızdır. Onun için bütün Alevi canların, bütün ocakların, bütün kurumların bu konuda duyarlı olma, kutsalı için söz söyleme ve meydan açma sorumluluğu var.”

    “HERKESİ HAK MEYDANINA ÇAĞIRIYORUZ”

    DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, Düzgün Baba Cemevinden Hasret Gültekin heykelinin kaldırılması sonrası yaşanan sorunun çözümü için şu çağrıyı yaptı:

    “Düzgün Baba’da Alevi camiasında tartışma yaratan sevgili Hasret Gültekin’in heykeli burada sorun oldu. Bu derneklerin yahut da kişilerin çözeceği bir sorun değil. Bütün ocaklara çağrı yapıyoruz, bütün Alevi kurumlarına, gelip meydan kuralım bu müşkülü bitirelim.

    Bizim üzerimizdeki sorumluluğa biz hazırız. Ama bu konuda daha önce müşkülü pirler gelmiş, pirler, mürşitlerimiz gelmiş hak meydanı kurmuş, orada çözmüştür. Bunun için bütün ocak pirlerimizin, Alevi kurumlarımızın hak meydanı kurup, Hasret Gültekin canın hem eşi, hem bu heykeli getiren, hem de buna bir şekilde taraf olanlar, başka şekilde düşünenlerin, Hak meydanında bu sorunu çözmesi gerekiyor. Bu heykelin yerde kalması hepimiz için bir eksikliktir. Hepimiz için bir sorundur. Bunun için bunun çözülmesi gerekiyor. Onun için bir çağrı yaptık. Bu sorunu Alevi camiası tartışmasından çıkarmamız gerekiyor. Hak meydanında Hasret’in eşi de, heykeli yapan da, taraf olan herkes burada çıkan kararla bu sorunu çözmesi gerekiyor. Böyle bir sorumluluğumuz var. Sizi sorumluluğa davet ediyoruz, diyerek bir çağrı yaptık.”

    “TABİATIMIZ TAHRİP EDİLİYOR”

    Musa Kulu, Dersim’de açılmak istenen maden sahalarına ve Munzur Gözeleri’ndeki tahribata tepki göstererek, “Bütün tabiatımız tahrip ediliyor. Onun için bütün Alevi canlarımızın ziyaretgâhlarımızın, kutsallarımızın olduğu bu coğrafyaya karşı duyarlılık göstermesi gerekir” dedi.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersim’de maden sahaları işletmeye açılıyor

    Dersim’de maden sahaları işletmeye açılıyor

    PİRHA – Dersim’de 11 bölge maden işletmeleri için ihaleye çıkarıldı. Bu bölgelerin 3 tanesine maden işletmesi, 8 tanesine ise maden arama ruhsatı veriliyor.

    Dersim’de 11 bölge maden işletmeleri için ihaleye çıkarıldı. 23 Eylül 2020 tarihinde ihaleye çıkacak olan bu bölge, 1938 katliamından bugüne dek çoğunlukla yasak mıntıka kapsamına alınmış ve insansızlaştırılmış olan yerler.

    1993-1994 köy yakmaları sürecinde boşaltılan bölge, maden şirketlerine peşkeş çekiliyor. Doğrudan maden işletme ruhsatı verilecek üç yer şunlar:

    • Pertek, Ardıç, Söpütlütepe, Kazılı ve Sağman köyleri arasındaki bölge.
    • Pülümür’e bağlı, Erzincan-Erzurum yoluna bakan bölgede Çors köyü.
    • Ovacık’ın Pülümür sınırına doğru Işıkvuran köyü.

    Bu 11 maden sahasının 6 tanesi, Ovacık bölgesinde yer almaktadır. Dersimin en önemli ekolojik alanlarında yer alan Yakatarla, Işıkvuran, Çambulak ve Yalmanlar köylerinden oluşan bu bölgeye, olası maden işletmesinin girmesi durumunda büyük çevresel yıkımların yaşanacağı öngörülüyor.

    Tamamı boşaltılmış köylerden oluşan bu bölgede halen yerleşim yok ve köylere geri dönüşe izin de verilmiyor. Ceviz ağaçlarıyla ünlü olan bu bölge Dersim’in en nadir doğa güzelliklerini içeriyor. Hem bitki örtüsüyle, hem üzerinde yaşayan yaban hayatıyla uluslararası koruma altına alınması gereken bir bölgedir. Buraya maden ruhsatı verilmesi durumunda büyük bir ekolojik tahribat yaşanacaktır. (HABER MERKEZİ)

     

  • 320 maden sahası aramalara açılmak üzere yeniden ihale edilecek

    320 maden sahası aramalara açılmak üzere yeniden ihale edilecek

    İhaleler sonucu müracaat olmayan 320 maden sahası, aramalara açılmak üzere yeniden ihale edilecek.

    Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü, ihalelerinin yapılması sonucu müracaat olmayan 320 maden sahasını aramalara açmak üzere yeniden ihale edecek.

    Konuya ilişkin ihale ilanı Resmi Gazete’de yayımlandı. Buna göre, ihalesi yapılacak sahaların il, erişim numarası, ruhsat grubu, ihale şartnamesi, paftası, koordinatlı dökümleri, alanları ve ihale tarihleri Genel Müdürlüğün sitesinde yayımlanarak en az 15 gün süreyle erişime açık tutulacak.

    Kapalı teklif ve açık artırma usulüyle yapılacak ihalelerdeki teminat miktarı, teklif edilen ihale bedelinin yüzde 20’sinden ve taban ihale bedelinden az olamayacak.

     

  • Munzur Dağları Jeopark olma yolunda aday-VİDEO

    Munzur Dağları Jeopark olma yolunda aday-VİDEO

    PİRHA – Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Hüseyin Alan, Munzur Dağları’nın maden sahası ilan edilmesinin ardından bölgenin Jeoparka dönüştürülmesi konusunda girişimlerini anlattı. Alan, “Türkiye’nin artık doğasını sadece bir kaynak alanı olarak gören yapıdan kurtulması gerekir” dedi.

    Haberin videosu

    Ülke genelinde doğanın maden uğruna talan edilmesine tepkiler sürerken gözlerin çevrildiği bir önemli nokta da Dersim oldu.

    İl genelinde en az 145 maden projesi sürerken 60 kilometre uzunluğundaki Munzur Dağları’nın tamamının da maden sahası ilan edilmesi kaygıları büyüttü.

    Jeoloji Mühendisleri Odası Başkanı Hüseyin Alan, ülkenin en temiz içme suyu kaynağını barındıran Munzur Vadisi’nin maden sahası ilan edilmesi altındaki tehlikelere dikkat çekti. Hüseyin Alan, vadinin Milli Park statüsünden çıkartılıp jeoparka dönüştürülmesi için Tunceli Belediyesi ile ortak çalışma yürüttüklerine dikkat çekerek şunları söyledi:

    GELECEK NESİLLERE AKTARMAK İÇİN…

    “Munzur Vadisi 1971 yılında vadinin küçük bir bölümü milli park statüsüne kavuşturmuş durumda. İçerdiği flora ve fauna özelliklerinden, endemik türlerden dolayı… Özellikle vadinin güneye bakan bölümlerinde altın madeni keşfinden sonra o bölgede yoğun bir ruhsat alındığını, hatta önemli derecede bakır emaresinin en azından kaynağının tespit edildiğini, bu yönde bölgede çalışmalar yürütüldüğünü de biliyoruz. Vadinin özellikle güney kısmında yoğun bir alanın madencilik amacıyla ruhsatlarının alındığını ve oraların kapatıldığını görüyoruz. Munzur vadisi Türkiye’nin ender güzelliklerine sahip alanlarından bir tanesi. Önemli bir ekosisteme sahip. Aynı zamanda jeolojik, jeomorfolojik 20’nin üzerinde buzul gölün olduğu, çok sayıda doğal varlığı da kendi içerisinde bulunduran bir alan. Bu nedenle de bu alanı tabii ki koruyarak gelecek nesillere aktarılması bugün ise jeo turizm, yani halkın kullanımına açarak kullanılması konusunda oda olarak bir çalışma yürüttüğümüzü de belirtmek istiyorum.”

    “EYLÜL’DE ‘JEO TURİZM OLANAKLARI ÇALIŞTAYI’ YAPILACAK

    Alan, Munzur Dağları’nın jeoparka dönüştürülmesi yönünde girişimlerinin sürdüğünü belirterek gelinen aşamaya dair şunları söyledi:

    “2015 yılında UNESCO Türk milli Komisyonu’nun başkanlığında MTA Genel Müdürlüğü ve odamızın da ortak olduğu Türkiye’deki jeopark alanlarının belirlenmesine ilişkin bir çalışma gerçekleştirdik. Bu çalıştaya yaklaşık iki yüze yakın bilim insanı katıldı. 150’ye yakın öneri geldi. Bunlardan iki tanesini biz önermiştik. Bir tanesi Munzur Vadisi, ikincisi de Karapınar bölgesiydi. Her iki alan da ilk 15’e girdi. Biz de 2016 yılında yaptığımız genel kurulda gerek Karapınar için gerekse Munzur Vadisi’nin jeopark alanına dönüştürülmesi konusunda bir çalışma başlattık. O tarihlerde ilgili yerel idareler ile görüştük ama 15 Temmuz’da Türkiye ağır bir saldırıya uğradı. Sonuç itibari ile gelen siyasi yapı, kayyımların atanması, bölgenin ziyarete kapatılması nedeniyle bu çalışma kısmen akamete uğramıştı. 31 Mart seçimlerinden sonra yeniden bunu aktif hale getirdik. Önümüzdeki günlerde de 24-25 Eylül tarihleri arasında odamız ve Tunceli Belediyesi ve çok sayıda kurumun da desteğiyle o bölgede Munzur Vadisi’nin jeopark potansiyeli ve jeo turizm olanakları çalıştayını gerçekleştireceğiz.”

    JEOPARKLARIN ÖNEMİ NEDİR?

    Jeoparkların önemine vurgu yapan Alan, “Türkiye’nin artık doğasını sadece bir kaynak alanı olarak gören yapıdan kurtulup ‘derin ekoloji’ dediğimiz felsefik yapıya hızla geçmek durumunda. Doğa turizmi bütün dünyada gelişiyor bu konuda Türkiye’nin de örnek alması gerektiğini düşünüyoruz.” diyerek şunları söyledi:

    “Jeopark bir kez tüketildiğinde veya yok olduğunda bir daha yerine koyamadığımız ender görülen jeolojik, tektonik mağaralar, buzul gölleri gibi çok sayıda doğal varlığın korunması; sadece korunması değil bunların tespit edilmesi, raporlanması ve bunların koruma statüsüne alınması çerçevesinde yürütülen bir işlem. Dünyada son derece yaygın kullanılıyor. Ülkemizde bir tek Kula Salihli Jeoparkı söz konusu. Mesela Çin’de 34 tane jeopark var. Onlar bunu stratejik bir hedef olarak önlerine koymuş durumda. 2030 yılında UNESCO’ya tescil edilmiş 90 tane alana çıkarma konusunda çalışmalar yürütüyor. Avrupa ülkeleri de bu konuda çalışmalar yürütüyor. Türkiye bu konuda geç kaldı. Çin 2030 hedefi ile sadece Jeo turizm yoluyla 2.6 trilyon dolar gelir bekliyor. Hem doğasını koruyor, hem gelecek nesillere aktarıyor hem de insanlığın hizmetine sunarak yerel kalkınmayı sağlayacak bir motor güç anlayışı kullanıyor. 81 ile 81 jeopark projesi başlattık.”

    BÖLGE HALKINA DESTEK SUNACAK PROJE: JEOPARK

    Hüseyin Alan, doğanın, maden çalışmalarından elde edilecek gelirden çok daha değerli olduğunu ifade ederek şunları ekledi:

    “Bazı alanlarımız madenden çok daha fazlasını barındırıyor. Bunlardan bir tanesi de Munzur Vadisi. Bugün orada madencilik işletmesi yapsak, darmadağın etsek elde edeceğimiz gelir sınırlı. Ve bir daha da o doğayı yerine koyamayacağız. Bir kez tükettiğimizde artık yenilenmeyecek ender alanlardan bir tanesi. Bu doğayı koruyarak yerel halkın da destekleneceğini düşünüyoruz.”

    Maden çıkarılması konusunda iktidarın, bilirkişi olarak Jeoloji Mühendisleri Odası’na danışmadığını söyleyen Alan, “Çünkü biz, hoşlarına gitmeyen düşünceleri de dile getiriyoruz” dedi.

    Alan sözlerine şöyle devam etti:

    “Jeoloji Mühendisleri Odası olarak 2O bini aşkın üyemiz var. 3 bini aşkın üyemiz madencilik sektöründe çalışıyor ve bu işin arama ve işletme geliştirme işlerinde görev alıyor. Kendi yaptığımız mesleği bizim reddetmemiz mümkün değil. Çünkü bina yapıyoruz, demir, çimento lazım. Tabii ki madencilik olacak ama ‘her yerde, her şeye rağmen o alanı işleteceğim’ diye bir anlayış söz konusu olamaz. Artık Bakanlığın da kendisini buna göre şekillendirmesi gerektiğini düşünüyoruz.”

    Eren GÜVEN – Cebrail ARSLAN / ANKARA

  • Eléonore Fourniau: Doğayı yok etmek bu inancı yok etmektir-VİDEO

    Eléonore Fourniau: Doğayı yok etmek bu inancı yok etmektir-VİDEO

    PİRHA-Kürtçe ezgiler seslendiren Fransız kadın sanatçı Elêonore Fourniau, Dersim’de bulunan Munzur dağlarının maden sahası ilan edilmesine tepki gösterdi. Dersim’e ilk defa gelen Fourniau, “Bu saldırılar hem kapitalist hem de politik saldırılardır. Hem doğayı hem de bu topraklarda yaşayan halkı yok etmeye çalışıyorlar” diyerek bu doğa katliamına sessiz kalınmaması çağrısında bulundu. 

    Haberin Videosu

    Hem Alevi deyişleri hem de Kürtçe ağıtları aynı duyarlılıkta seslendiren genç Fransız kadın sanatçı Eléonore Fourniau, Dersim’e ilk defa gelmiş. Bu kadim topraklar hakkında çok mükemmel şeyler duyduğunu söyleyen Eleonore Fourniau, ilk defa görme şansı bulduğu Dersim’in doğasına hayran kaldığını belirtti.

    Dersim halkının tüm asimilasyon politikalarına rağmen inanç ve kültürünü devam ettirmesinden çok etkilendiğini söyleyen sanatçı Fourniau, “Bu topraklar yüzyıllardır saldırıya uğruyor, Osmanlı ve Türkiye devleti tarafından saldırıya uğradı. Halk direnerek beni bu direnişe hayran bıraktı.” ifadelerini kullandı.

    Kırmançki dilinde ezgiler seslendiren Fourniau, yeni neslin bu dile pek sahip çıkamadığını ifade ederek, “Dile sahip çıkılmadığı zaman dil ölmeye başlıyor. Dili bitirme politikalarına yenik düşüyor. Dil asimilasyonuna karşı bir direniş yoksa kayıp verilebilir.” dedi.

    Fourniau, Munzur dağlarının tamamının maden sahasına açılmasına da tepki gösterdi. Bu saldırının sadece doğaya değil, inanca ve kültüre karşı yapıldığının da altını çizdi.

    “BU ÇOK ACI”

    Fourniau şu ifadeleri kullandı:

    “Maden projesi bu topraklara bir saldırıdır. Bu projenin altında başka şeyler var. Kendi menfaatleri için insanlara zarar veriliyor, köyler boşaltılıyor, doğa yok ediliyor. İnsanlar yaşam alanlarını terk etmek zorunda bırakılıyor. Hem doğayı önemsemedikleri hem de kar etmek istedikleri için bu kutsal topraklar talan ediliyor. Bu topraklar Aleviler için kutsaldır ve bu proje insanların inançlarına bir saldırıdır. Bu vahşi kapitalizm insanları öldürüyor doğayı katlediyor. Ciddi büyük bir ekolojik saldırı söz konusu. Ve bu saldırılara karşı Avrupa’daki insanlar ses çıkarmaya başladı. Bu hem kapitalist hem de politik saldırıdır. Yani hem doğayı  hem de bu topraklarda yaşayan halkı yok etmeye çalışıyorlar. Bu toprakların korunması, doğanın korunması, kutsal mekanların, inançların korunması gerekirken yok edilmeye çalışılıyor ve bu çok acı bir şey.”

    Doğayla birlikte tarihin de yok edileceğine dikkat çeken Fourniau, bu güzelliklerin yok olmaması için elinden geldiğince herkese anlatmaya ve mücadele etmeye devam edeceğini söyledi. Son olarak da Dersim halkına güvendiğini ve halkın bu projeye karşı çıkarak projenin durdurulacağına inandığını belirtti.

    Söyleşinin ardından doğa tahribatına karşı Dersim yöresine özgü bir ezgiyi Seyit Rıza Meydanı’nda seslendirdi.

    PİRHA/DERSİM

     

  • DEDEF Başkanı: Madenlere, barajlara karşı örgütlü mücadelemiz sürecek-VİDEO

    DEDEF Başkanı: Madenlere, barajlara karşı örgütlü mücadelemiz sürecek-VİDEO

    PİRHA- Munzur Dağları’nın maden sahası ilan edilmesi ve Munzur Gözeleri’nin ticarileştirilme girişimine ilişkin PİRHA’ya konuşan DEDEF Genel Başkanı Ali Haydar Ben, “Dersim halkı, dağlarımıza sahip çıkarak dağların asıl sahiplerinin bu halk olduğunu gösterecektir” ifadelerini kullandı. 

    HABERİN VİDEOSU 

    Dersim üzerinde ekolojik tahribat; baraj ve HES projeleri, inanç merkezlerinin ticarileşmesi, dağlarının yanması ve maden sahası ilan edilmesiyle durmaksızın devam ediyor.

    Bu yaşanan tahribat ve projelerin gündemleştiği son günlerde yetkililer tarafından hiçbir açıklama yapılmazken, maden sahası ilanından sonra Munzur Dağları, şirketlere verilmeye başlandı.

    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Dersim Dernekleri Federasyonu Genel Başkanı Ali Haydar Ben, Osmanlı’dan bu yana devam eden bu politikalara karşı Dersim halkının kurumlarla ortak örgütlü bir şekilde mücadele edip doğa talanına izin vermeyeceğini belirtti.

    “DERSİM HALKI, DAĞLARIN SAHİBİ OLDUĞUNU GÖSTERECEKTİR”

    Dersim üzerinde gelinen sürecin yeni olmadığına vurgu yapan Ben, “Geçmiş süreçten gelen uzun soluklu politikalar bunlar. Festival sürecinde biraz daha ekoloji meselesi tartışılırken gündemleşti. Aslında Dersim kamuoyu ve Türkiye kamuoyu tarafından duyuldu. Hasankeyf’teki doğa katliamı, Kaz Dağları’ndaki direniş; bu süreçte de Munzur Dağları maden sahası ilan edildi. Uzun süredir maden, siyanürlü altın çalışması, baraj çalışması hız kesmedi. Dönemsel olarak iktidarlar değişse de bakış açısı değişmiyor. Ülkeyi yöneten egemenler tarafından bakış açışı hep aynı. Bu anlamda Munzur Gözeleri’ndeki peyzaj projesi, maden sahası ilan etme, zincirin bir halkası gibi. Bu meselede de Dersim halkı, Dersim dostları, ekoloji mücadelesi yürüten kurumlar, demokratik kitle örgütleriyle birlikte daha örgütlü bir şekilde maden sahasına açılmak istenen dağlarımıza sahip çıkarak dağların asıl sahiplerinin bu halk olduğunu gösterecek diye umuyorum” dedi.

    “TİCARİLEŞTİRME; SİSTEM İÇİ ALEVİLİĞİ YARATMA GİRİŞİMLERİDİR”

    Munzur Gözeleri’ndeki ticarileşme çalışmalarına dikkat çeken Ben, “Uzun süredir devletin Alevi Kızılbaş inancı üzerinde belirli programlar var; sistem içi Aleviliği yaratma girişimleridir. Bu, Osmanlı’dan beridir sürüyor. Sadece Munzur Gözeleri değil Ana Fatma’da da aynısı yaşanıyor. Düzenleme yapmaya çalışıyorlar. Kısmen buna dair adım atıyorlar. Dersim halkı, kurumlarıyla birlikte buna karşı daha örgütlü mücadele sergiler” diye konuştu.

    “CEMEVİYLE ÖN ADIM ATTIRILIYOR”

    Munzur Gözeleri’nin hem birinci derece sit alanı olması hem Alevi Kızılbaş inancının merkezi yerinde olduğunu, kültürü temsil ettiğini belirten Ben, şunları aktardı:

    “Dersim kurumları, bütünlüklü durabilirler ama belli dostlarımız bu proje hayata geçirilmek istenirken cemevi inşaatının başlaması var. Cemevine karşı değiliz ama yeri sit alanına yakın. Belli inşaatlaşmanın, ticarileşmenin önünü açabileceğini düşünüyoruz. Kaygımız budur. Dönemsel olarak kamuoyunda da yanlış lanse edildi. Kurumlar, cemevine karşı denildi. Uygun yere, köyün ihtiyacı varsa köyün içerisine herhangi bir yere yapılabilirdi. İnşaatlaşmanın ön adımını sana attırıp projeleri hayata geçiriyorlar.”

    Ben, “Biz DEDEF olarak bileşenlerimizle, ekoloji mücadelesi veren kurumlarla, Dersim kurumlarıyla, Dersim halkıyla birlikte hem bu konuya dair hem maden sahalarına dair örgütlü, güçlü bir şekilde mücadele edeceğiz” diyerek sözlerini tamamladı.

    PİRHA/DERSİM

  • SİT alanları maden arama ihalesine açılıyor

    SİT alanları maden arama ihalesine açılıyor

    Enerji Bakanlığı, 1102 maden sahasını ihale ederek aramalara açma kararı alırken; ihaleye açılan alanların içinde SİT alanlarının da olduğu ortaya çıktı.

    Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü, müracaat olmayan 1102 maden sahasını ihale ederek aramalara açma kararı aldı. Türkiye’nin bütün illerinden alanların olduğu listedeki arazi, yıl sonunda yapılacak ihalelerle dağıtılacak.

    En ucuzu 25 bin lira taban ihale fiyatı verilen 1102 sahanın içinde, kanunda “jeolojik devirlere ait olup ender bulunmaları nedeniyle olağanüstü özelliklere sahip yerüstünde, yeraltında veya sualtında bulunan korunması gerekli alanlar” olarak tarif edilen SİT alanlarının olduğu ortaya çıktı.

    Bakanlık, ihaleye ilişkin bilgi notunda ruhsat verilecek alanlar için doğal ve arkeolojik sit alanları, sulama alanları, hammadde alanları olduğunu açıklamaktan çekinmedi.

    İHALELERDE KOMİK FİYATLAR: 25 BİN 96 LİRA

    Bakanlık tarafından belirlenen 1102 alanda en çok İç Anadolu Bölgesi’ndeki iller yer aldı. Kayseri’den 64 bölgenin maden sahası olarak ihale edilmesi kararlaştırılan listede, Ankara’dan 39, Konya’dan 40, Sivas’tan 35, Afyon’dan 27, Çankırı’dan 29, Kırşehir’den 20 alan yer aldı.

    En düşük ihale taban fiyatı 25 bin 96 lira olarak belirlenirken, yüzlerce alan için en düşük fiyat üzerinden ilana çıkıldı. En yüksek ihale taban fiyatı 477 bin lira ile Van’dan iki alan oldu.

    Cumhuriyet’ten Şeyma Paşayiğit’in haberine göre, Van’ı 356’şar bin liralık dört ihale alanı ile Kırşehir izledi. Sit alanı olarak not düşülen birçok bölgenin de 25 bin lira taban fiyat ile ihaleye çıkılması Bakanlığın doğaya verdiği değeri gözler önüne serdi.

    BAKANLIK DOĞAL ALANLARIN İHALEYE AÇILMASINI SAKLAMA GEREĞİ DUYMADI

    Bakanlığın doğal alanları bile bile ihaleye açması da bilgi notunda yer aldı. Doğal alanlara ilişkin girişimlerin olduğunu belirten Bakanlık; birçok alanda “özel izin” ile çalışılacağını, ruhsat alımlarının ardından bu alanların taksir yani küçültülebileceğini de notuna ekledi.

    DOĞA HİÇE SAYILDI

    İhale kapsamında maden aramasına açılacak alanlar içinde doğal sit alanları, arkeolojik sit alanları, tabiat parkı, gölet alanı, sulama alanları, hammadde alanları, demiryolu ve petrol boru hatları olması dikkat çekti.

    Eylül ayında başlatılacak ihaledeki bilgi notuna göre Bakanlığın gözden çıkardığı doğal alanlar şöyle:

    “Adana’da 3. derece arkeolojik sit alanı, tabiat parkı, Afyonkarahisar’da 1. derece arkeolojik sit alanı, 2. derece doğal sit alanı, sulama alanı, gölet alanı, Hatay’da tabiat parkı, Amasya’dan iki adet sulama alanı ve 3. derece arkeolojik sit alanı, Ankara’da dört adet sulama alanı ve 1. derece arkeolojik sit alanı, Antalya’dan sulama alanı ve 1. derece arkeolojik sit alanı, Aydın’da iki adet 2. derece sit alanı, Balıkesir’de sulama alanı ve 1. derece sit alanları, Bolu’da gölet alanı, Bursa’da tohum alanı, Çanakkale’de 1. derece arkeolojik sit alanı, Çankırı’da 3. derece arkeolojik sit alanı, Diyarbakır’da doğalgaz boru hattı, Elazığ’da demiryolu hattı, Erzurum’da devlet karayolu, Eskişehir’de petrol boru hattı, Hakkari’de doğalgaz boru hattı, Konya’da hammadde sahası, Maraş’ta 1. Derece Arkeolojik sit alanı, Muş’ta hammadde sahası, Sakarya’da içme suyu hattı, Siirt’te sulama alanı, Tokat’ta hammadde sahası ve sulama kanalı, Bayburt’ta gölet alanı, Kilis’te hammadde sahası, Osmaniye’de hayvancılık tesisi ve su koruma alanı.”

  • ‘Dersim’in doğal güzellikleri rant uğruna maden sahası ilan ediliyor’

    ‘Dersim’in doğal güzellikleri rant uğruna maden sahası ilan ediliyor’

    PİRHA- Dersim’de kutsal yerleri ziyaret eden Topallar Köyü Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği, maden sahası ilanının Dersim için bir felaket olduğunu kaydetti. 

    Sivas’ın İmranlı ilçesine bağlı Topallar Köyü Sosyal Yardımlaşma ve Kültür Derneği, düzenlediği Dersim turu kapsamında Dersim’de bulunan türbe ve ziyaretlere giderek kurban kesti. Ziyaret amaçlarını PİRHA’ya anlatan dernek başkanı Ümit Şahin, Koçgirililer olarak Dersimlilerle aynı acıları yaşadıklarını vurguladı.

    Dersim’de hem gezip hem de Düzgün Baba ve Munzur Baba gibi kutsal yerleri ziyaret ederek ibadetlerini gerçekleştirdiklerini söyleyen Şahin, “Dersim demek biz demek biz demek Dersim demektir. İnançlarımız bir.” dedi.

    Dersim’in doğal güzellikler yönünden müthiş bir yer olduğuna dikkat çeken Şahin, bu güzelliklerin rant uğruna maden sahası ilan edilerek yok edilmek istendiğine işaret ederek buralar için mücadele edilmesi gerektiğine vurgu yaptı. (HABER MERKEZİ)

  • Dersim İnşa Kongresi: Herdê Dewrêş’i katletmekten vazgeçin

    Dersim İnşa Kongresi: Herdê Dewrêş’i katletmekten vazgeçin

    PİRHA – Munzur dağlarında maden arama ruhsatı verilmesi üzerine Dersim İnşa Kongresi (DİK) bir açıklama yaparak,”Herdê Dewrêşimizi insansızlaştırmaktan ve Dersim’i katletmekten vazgeçin” çağrısında bulundu.

    Munzur Milli Parkı’nın bir bölümünü de kapsayan 43 bin 350 hektarlık alanın maden sahası olarak belirlenmesi ve maden arama ruhsatı verilmesine tepkiler sürüyor. Bir tepkide Dersim İnşa Kongresi’nden (DİK) geldi. DİK bir açıklama yaparak, “Herdê Dewrêşimizi insansızlaştırmaktan ve Dersim’i katletmekten vazgeçin” çağrısında bulundu.

    “DERSİM ÜZERİNDE HEM DOĞA HEMDE KÜLTÜREL SOYKIRIMLAR YAŞATILDI”

    DİK’in yayınladığı açıklamada “Bu nasıl bir kindir ve düşmanlıktır ki, biz Dersimlilere ve coğrafyamıza Osmanlıdan Cumhuriyet’e ve günümüze kadar kutsal mekanlarımız (Herdê Dewrêş) üzerinde sayısız seferler düzenlendi, fiziksel soykırımlar ve katliamların yanı sıra hem doğa ve hem de kültürel soykırımlar yaşatıldı. Tarifi olmayan acılara tanık olduk, savrulduk, imha, inkar ve sürgün edildik. Dünyanın başka bir bölgesinde kadim bir halkın ve inancın kutsal coğrafyası 100 yılı aşkındır sistematik bir şekilde bunca zulüm görmemiştir” denildi.

    “DEVLET BUNU BİLİNÇLİ YAPIYOR”

    “Devlet bunu bilinçli bir şekilde yapıyor” denilen açıklamada, “Munzur Dağları’nın maden sahası ilan edilmesi ile birlikte Munzur Dağları’ndaki krater gölleri, höyükler, yaylalar ve arı konak yerlerini kapsayan 43 bin hektarlık bir alan için maden ruhsatı verilerek ulusal ve uluslararası şirketlere peşkeş çekilmiştir. Maden İşleri Genel Müdürlüğü ve diğer kurumların Dersim’de de birçok yerde ağaçları keserek doğayı katlederek bu süreci başlattı ve maden sahası ilan edilen Munzur Dağları’nda, 227 çeşidi Türkiye’ye özgü endemik türlerden oluşan toplam bin 900 bitki ve Munzur Milli Parkı’nın olumsuz etkileneceği bilgisi kesin olduğuna bakılırsa bunun, devlet kontrolünde planlanan bir doğa katliamı olduğu” kaydedildi.

    “MADEN PROJESİNİ DURDURACAĞIZ”

    HES ve barajlar ile sürdürülen coğrafik soykırım projelerinin şimdilerde maden arama bahanesi ile doğal yaşamında hedef alarak yok edileceği vurgulanan açıklamada, “Bölgemizin insansızlaştırılması ve demografik yapının tamamen olumsuz yönde değiştirilmesinin karşısında hep birlikte, omuz-omuza durmalıyız”denilerek, “Bütün bunlar yetmiyormuş gibi şimdi de maden arama bahanesi ile dağlarımızın altının oyulmaya başlanmasına müsaade etmeyeceğiz” diye belirtildi. Ayrıca “Dersim’de barajları nasıl durdurduysak aynı mücadele ruhu ve dayanışması ile de maden projelerini durdururuz” vurgusunu yapıldı.

    MÜCADELEYİ YÜKSELTME ÇAĞRISI

    Açıklamanın sonunda Dersimli milletvekilleri ve çevre dostu STK’lar başta olmak üzere inanç kurumları ile duyarlı tüm kesimlere çağrı yapılarak tarihi Hasankeyf’e dönük kurulan dayanışmanın aynısının Dersim için kurulması gereğine vurgu yapıldı. Bu konuda Dersimliler ile birlikte kurum olarak her türlü fedakarlıktan kaçınılmayacağının da kaydedildiği açıklamada, “DİK olarak hukuki işlemler başlatan ve ‘Munzur milli parklarından, Hasankeyf’e, doğaya zarar verecek her projeye, Cerattepe’den Ovacık’a Kaz Dağları’na dayanışma içerisinde hukuksal mücadelemiz sürecek anlayışından hareketle Diasporada yaşayan Dersimliler ile kurumları olarak yanınızdayız”denildi.

    Açıklamada, “Herdê Dewrêş bizimdir, pir-u paktır, kirletilmesine izin vermeyeceğiz’ vurgusu yapıldı. (HABER MERKEZİ)

  • Murat Çepni: Maden projesi hayata geçirildiğinde binlerce bitki türü yok olacak

    Murat Çepni: Maden projesi hayata geçirildiğinde binlerce bitki türü yok olacak

     PİRHA – Dersim Munzur dağlarının maden sahası ilan dilmesini Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’e soran HDP’li Murat Çepni, maden projelerinin hayata geçirilmesiyle Munzur’daki binlerce bitki türünün yok olacağını, yaban hayatın olumsuz etkileneceğini, doğal ve kültürel mirasın yok olacağını söyledi. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İzmir Milletvekili Murat Çepni, Munzur dağlarında hayata geçirilmek istenen maden projelerini Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez’e sordu.

    Munzur dağlarında onlarca çeşit yaban hayvanına, meşe ve ardıç ormanlarına ve 43 çeşit endemik bitkiye rastlandığını belirten Murat Çepni, burasının Aleviler için kutsal olduğunu, Munzur dağlarında ibadet yeri ve ziyaret yerlerinin bulunduğunu kaydetti.

    Munzur suyunun Türkiye’de 294 kaynak suyu arasında en iyi su seçildiğini, dünyanın en temiz su kaynaklarını da barındıran Munzur Dağı’nın maden sahası ilan edilmesine halkın büyük bir tepki gösterdiğini söyleyen Çepni, sözlerini şöyle sürdürdü;

    “Maden projeleri hayata geçirilirse, Munzur’daki binlerce bitki türü, canlı yaşamı yok olacak, yer altı ve yer üstü suları ve turizmi olumsuz etkilenecektir.

    Dünyanın temel gündemlerinden biri olan küresel iklim krizinin ülkemize de büyük bir ekonomik, sosyal maliyet yarattığı göz önünde bulundurulduğunda, ‘iklim acil durumu’ ilan etmesi gereken ülkelerden biri olduğumuz açıktır. Gerek Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın gerek üniversitelerimizin yaptığı araştırmalar sonucu oluşturulan iklim krizi etkilerine dair gelecek projeksiyonlarında ülkemizin ciddi kuraklık tehdidi altında olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu halde mevcut ormanlarımızı, yeşil alanlarımızı, su kaynaklarımızı radikal koruma altına almak, bu alanlarda her türlü zarar verici faaliyete izin verilmemesi gerekir.

    Anayasa’nın 56’ncı Maddesi ‘Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Çevreyi geliştirmek, çevre sağlığını korumak ve çevre kirlenmesini önlemek devletin ve vatandaşların ödevidir’ diyerek vatandaşın sağlıklı, temiz bir çevrede bozulmamış bir doğada yaşama hakkı, 63’üncü maddesi ile de ‘Devlet, tarih, kültür ve tabiat varlıklarının ve değerlerinin korunmasını sağlar, bu amaçla destekleyici ve teşvik edici tedbirleri alır’ diyerek,  kültürel ve doğal miras alanlarının korunmasını güvence altına almıştır. Yıllardır, Hidroelektrik Santrallerinin ve madencilik sektörünün tehdidi altındaki bu bölgeye sahip çıkmak ve korumak Devletin öncelikli işlerinden olmalıdır.”

    Bu bağlamda HDP’li Murat Çepni, Dönmez’in yanıtlaması istemiyle şu soruları yöneltti:

    • TMMOB, diğer sivil toplum kuruluşları ve yöre halkının büyük tepkisini çeken Munzur dağlarının tamamının maden sahası ilan edildiği iddiaları doğru mudur? Doğru ise maden sahası ilan edilmesinin gerekçesi nedir? Dersim il sınırları içinde kaç adet maden projesi bulunmaktadır?
    • Dersim’de ilan edilen maden sahasında hangi tür madenlerin ruhsatlandırılması yapılmıştır? Maden sahasının büyüklüğü ne kadardır, hangi alanları kapsamaktadır? Maden sahası için Çevresel Etki Değerlendirme Raporları alınacak mıdır?
    • Maden sahası ilan edilen alanda ne zaman ne şekilde hangi firmalar tarafından madencilik faaliyetleri yürütülecektir? İhaleye çıkartılmış mıdır? Madencilik faaliyetleri ne zaman başlayacaktır?
    • Maden sahası ilan edilen alanda, Dünya’nın en değerli temiz ve kaliteli su kaynakları bulunmaktadır. Maden projelerinin yer altı ve yer üstü su kaynaklarına zarar vermemesi için ne gibi projeler geliştirilmiştir? Su kaynaklarını korumak için ne yapılacaktır?
    • Maden projeleri hayata geçirdiğinde, Munzur’daki binlerce bitki türü yok olacak, yaban hayatı olumsuz etkilenecek, doğal ve kültürel miras yok olacaktır. Dersim’de telafisi imkansız ekolojik yıkımların olmaması,  kültürel ve doğal mirasın korunması için bakanlığınızın ne gibi çalışmaları olacaktır? Bu konuda ilgili meslek odaları ve sivil toplum kuruluşları ile işbirliği yapılacak mıdır?
    • Bölgede yaşayan binlerce vatandaş yaşamını hayvancılık ve arıcılıkla sağlamakta, yaylacılık yapmaktadır. Maden projesi hayata geçirildiğinde halk mağdur olacak, geçim sıkıntısı yaşayacak bu da göçlere neden olacaktır. Bölge halkının yaşayacağı mağduriyetlerin giderilmesi için projeleriniz var mıdır?
    • Basında çıkan, Munzur Dağı’nın yanı sıra, 1971 yılında Milli Park ilan edilen Munzur Vadisi’nin, Munzur Gözeleri, Munzur Suyu, Mercan Vadisi, Kırk Merdiven Şelaleleri, Tülin Tepe, Tepecik ve Pulur höyüklerini içine alan 43 bin hektarlık alanda da maden ruhsatı verildiği iddiaları doğru mudur? Eğer verildi ise, Türkiye’nin en zengin biyolojik çeşitlilik alanlarından birini oluşturan Munzur Vadisi’nin doğal yapısının korunması, ekolojik yıkımların olmaması için ne gibi çalışmalar yapılacaktır?
    • Maden sahası ilan edilen bölgede, Dersim halkı için kutsal sayılan kaç tane ziyaret vb. inanç mekanı bulunmaktadır? Bu konuda herhangi bir çalışma yapılmış mıdır?
    • Madencilik politikalarının iklim krizine etkisi hakkında herhangi bir çalışma yapılmış mıdır? Bakanlığınız, enerji politikaları ile iklim krizinin Türkiye’ye etkilerine dair bir çalışma yapmış mıdır? Yapmamışsa, kısa zamanda böyle bir çalışma yapmayı planlamakta mıdır? (HABER MERKEZİ)
  • Munzur Dağları’nın tamamı maden sahası ilan edildi

    Munzur Dağları’nın tamamı maden sahası ilan edildi

    Dünyanın en temiz su kaynaklarının olduğu Munzur Dağları’nın tamamının maden sahası ilan edildiği açıklandı.

    Türkiye’de yeraltı kaynakları bakımından en fazla çeşitliğe ve zenginliğe sahip olan Yukarı Fırat havzasında bulunan Dersim’de her geçen gün yeni maden sahaları açılıyor. 145 maden projesinin bulunduğu Dersim’de, şimdi de 60 kilometre uzunluğundaki Munzur Dağları’nın tamamının maden sahası ilan edildiği ortaya çıktı.

    Dersim’deki maden aramalarına ilişkin kaygılarını dile getiren Türk Mimar ve Mühendisler Odası Birliği (TMMOB) Yönetim Kurulu üyesi ve Metalürji Yüksek Mühendisi Cemalettin Küçük, “Bu bölgeyi, maden sahası olarak görüyorlar. Bu bölgede, dünyanın en değerli temiz suyu kaynakları var” dedi.

    “AMAÇ BÖLGE İNSANINI KENDİNİ GEÇİNDİREMEYECEK DURUMA GETİRMEK”

    Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre 60 kilometrelik uzunluğundaki Munzur Dağları’nın tamamının maden sahası ilan edildiğini dile getiren Küçük, maden ve su kaynaklarına sahip olma üzerinde yürütülen güç ve iktidar ilişkilerine dikkat çekti.  Küçük, şöyle devam etti: “İsrail ile Filistin arasındaki savaş, din savaşı değildir su savaşıdır. Bu coğrafyalarda, savaş araçtır. Bu bölgeleri insansızlaştıracak, kimliksizleştirecek. Kimliksizlik, onursuzluktur aynı zaman da. Amaç, bölge insanlarını kendini geçindiremeyecek duruma getirmek” dedi.

    “COĞRAFİ SORUNLARININ GÖRÜLMESİ GEREKİYOR”

    Dersim’in tehlike içerisinde olduğuna vurgu yapan Küçük, “Her tarafımızda su akıyor, ama burada pet şişede su içiyoruz. Buranın halkı bunu kanıksamış” eleştirisinde bulundu. Sadece festivaller ile Dersim meselesini anlamanın mümkün olmadığının altını çizen Küçük, “Dersim’in doğasına saygılı bir şekilde o coğrafyada yaşanan sorunları da görmek gerekiyor. Dersim, inanç konusunda dejenere oldu. Bölgenin inancında en küçük canlıya bile saygı vardır. Ancak, bu durum yavaş yavaş kalkıyor” ifadelerini kullandı.

    “ORTAKLAŞMALIYIZ”

    Coğrafyaları birbirinden ayırmadan ortaklaşılması gerektiğini dile getiren Küçük, “Edirne ile Kars’ı, Diyarbakır ile Trabzon’u, İzmir ile Van’ı birbirinden ayırmadan, bütün olarak ortak yaşam içerisinde değiş tokuşu kendi aramızda yaparak üretim modellerini konuşmamız gerekir. Ne için, kimin için, ne zaman, neyi nerede üreteceğimize imece usulüyle karar vermemiz gerekiyor” dedi.

    “DOĞAYI ALT ÜST EDEN TOPLUMU KANDIRAN SİSTEMLER”

    “Türkiye’de bir enerji yalanı vardır” diyen Küçük, sözlerini şöyle sürdürdü: “Türkiye’de var olan enerji dönüşüm sistemleri, kullanabilen kapasitenin çok üstündedir. Buna rağmen halen çok enerji tüketiliyor varsayımıyla bazı sektörler, bütün coğrafyaya yoğun olarak yerleştirilen ve bizim kullanım kapasitemizin çok üstündedir. Tamamıyla yabancı sermayenin elinde. Otomatik sistemler ile doğayı alt üst eden sistemlerdir. Buna rağmen hala enerji sistemleri kurmaya çalışıyorsanız, bu yalandır. Toplumu kandırıyorsunuzdur.”

    “YEŞİLLİK GÖRMEK İÇİN KENT HAPİSHANELERİNİN DIŞINA ÇIKMAK GEREKİYOR”

    “Suyumuza, ormanımıza, coğrafyamıza, yaşam alanlarımıza sahip çıkmalıyız, bizimle birlikte yaşayan canlılara saygı göstermeliyiz” diyen Küçük, sözlerini şöyle tamamladı: “İnsanlar, kentlerdeki hapishanelerde yaşıyor. Bu hapishanelerden kurtulmamız gerekiyor. Yeşillik görmemiz için kentin dışına çıkmamız gerekiyor. Bunun için elbette topraklarımıza döneceğiz ve topraklarımızı koruyacağız.”