Etiket: madımak davası

  • Av. Şenal Sarıhan: Bütün ailelerin her aşamada bilgileri oldu-VİDEO

    Av. Şenal Sarıhan: Bütün ailelerin her aşamada bilgileri oldu-VİDEO

    PİRHA – Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, talep ve bilgisi dışında Anayasa Mahkemesine tazminat başvurusu yapılması sebebiyle Av. Necati Yılmaz ve Şenal Sarıhan hakkında geçen günlerde suç duyurusunda bulundu. İddialara cevap veren Av. Şenal Sarıhan, davanın her aşamasından ailelerin haberdar olduğunu belirtti. 

    2 Temmuz 1993’te yapılan Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, Avukat Necati Yılmaz ile Şenal Sarıhan hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulundu.

    “Görevi kötüye kullanma” iddiasıyla suç duyurusunda bulunan Hüseyin Karababa, kardeşinin katledilmesi üzerine açılan ceza soruşturması ve devamındaki davayı takip etmek üzere Necati Yılmaz’a vekalet verdiğini vurguladı. Karababa, Av. Yılmaz’ın, bir süre sonrasında davayı Av. Sarıhan’a ilettiğini belirtti. Avukat Şenal Sarıhan’ın ise dava kapsamında aileler adına tazminat başvurusunda bulunduğunu söyleyen Karababa, bu sebeple rahatsızlık duyduğunu ifade etti. Hüseyin Karababa, aile bireylerinden Deniz Karababa’nın da aynı gerekçelerle suç duyurusunda bulunacağının altını çizdi.

    Av. Şenal Sarıhan konuya ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “1993’TE SÖZCÜ AVUKATLARDAN BİRİ OLARAK GÖREVLENDİRİLDİM”

    Katliam yaşandığı zaman Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı altında oluşturulan müdahil avukat grubunda sözcü avukatlardan biri olarak görevlendirildiğini hatırlatan Şenal Sarıhan, “1993 yılında ortaya çıkan bu katliam sonrasında ben o sırada Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD) Genel Başkanı olarak görev yapıyordum. Baroların hemen hemen bütünü, bizim derneğimiz aynı zamanda siyasi partilerin avukatları ve her birimiz bu katliam karşısında insanlığa karşı işlenmiş bir suçun var olduğu, aynı zamanda orada atılan ‘Cumhuriyet burada kuruldu burada yıkılacak’ sloganları yönünden de Türkiye Cumhuriyeti aleyhine de bir eylem olduğu gerekçesiyle bu davada taraf olmak istedi, yananların ailelerinin yanında olmak istedi ve bütün bu gruplar birleştik. Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı altında, birliğin bünyesi içinde bir müdahil avukat grubu oluşturuldu. Ben o dönemde yaptığım görev nedeniyle sözcü avukatlardan biri olarak görevlendirildim” dedi.

    “KARABABA AİLESİNİN BANA DOĞRUDAN VERİLMİŞ VEKALETLERİ VAR”

    Vekaletleri aldıktan sonra isteyenlere vekaletlerin tevkil edilmesi için, ailelere bir kolaylık olsun diye Necati Yılmaz’a sorumluluk verildiğini belirten Sarıhan, “Necati Yılmaz arkadaşımız o tarihte bir demokratik kitle örgütü başkanıydı. Türkiye Barolar Birliğinden Sayın Önder Sav’ın ve hepimizin de hazır bulunduğu arkadaş topluluğu içinde vekaletlerin alınması ve vekaletleri aldıktan sonra isteyenlere vekaletlerin tevkil edilmesi için ailelere bir kolaylık olsun diye, aileler yorulmasınlar diye Necati Yılmaz arkadaşımıza sorumluluk verildi. Hatırladığım kadarıyla 300 veya 600’e kadar tevkil verildi. Ben de tevkil verilenlerden biriyim. Ayrıca bana verilmiş bireysel vekaletler de var. Özellikle Karababa ailesinin ve diğer aile bütün bireylerinin bende doğrudan verilmiş vekaletleri de var” diye konuştu.

    “KARABABA, BENİM O DAVADA AVUKAT OLDUĞUMU BİLİYORDU”

    Bu davanın 1993 yılından bu yana sürdüğünün altını çizen Sarıhan, ailelerin her aşamada bilgi sahibi olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Yargılamada yani ilk yakalananlar yönünden yargılama 2002 yılı itibariyle sonuçlandı. Cafer Erçakmak ve arkadaşları diye devam eden dava ikinci dava olarak devam etti ve bu davanın bitiminden sonra yine o tarihte Karababa benim o davada avukat olduğumu kendilerinin ve bütün ailesinin avukatı olduğumun bilgisi içindeydi. Biz önce Türk hukuk sistemine göre Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) başvurmak gerektiği için Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin önderliğinde ailelere çıkardığı çağırılarla, bir toplu vekaletle biz bu işleri sürdürmeye çalıştık. Bütün ailelerin her aşamada bilgileri oldu. Sayın Karababa’nın da bu konuda bilgisi oldu. 20 yıllık süre dolmaya yakın insanlığa karşı işlenmiş suçlardan zaman aşımı olmaz diyerek Anayasa Mahkemesi’ne başvurduk.”

    “ANAYASA MAHKEMESİ’NE BAŞVURMADAN ÖNCE İNSAN HAKLARI MAHKEMESİ’NE GİTMEMİZ MÜMKÜN DEĞİL”

    Şenal Sarıhan, Hüseyin Karababa’nın İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuru yapmadığı yönündeki iddialarına şu cevabı verdi:

    “Karababa’nın size yaptığı açıklamada benim böyle bir başvurum olmadığından söz ediliyor bu tamamen zaman aşımı sorunun insanlığa karşı işlenmiş suçlarda olmayacağı, yaşam hakkımızın ihlal edildiği 2’nci bir davamız daha oldu, 3 aşamada yürüyen dava. Bu onunla ilgili de uzayan yargılamada başvuruda bulunduk. Çünkü 30 yıla yaklaşmış oldu biliyorsunuz yakın zamanda da bitti. Hukuken Anayasa Mahkemesi’ne başvurmadan önce bizim İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmemiz mümkün değil, bugünkü kurallar bunlar.”

    “BEN BU DAVANIN GÖNÜLLÜ AVUKATIYIM”

    Sarıhan, tazminat istendiği iddiasına ise şu yanıtı verdi:

    “Tazminat ailelerin mağduriyeti sebebiyle ortaya çıkan bir durum, yoksa ölüm karşılığı olan değil, onu zaten aldılar. O davada benim hiçbir rolüm de yok. O vakit bir grup arkadaşımıza yine görev verildi ve Sivas İdari Yargıya başvuruldu, oradan tazminatlara hükmedildi ve o tazminatları o ailelere, o dönemdeki avukat arkadaşlarımız tarafından dağıtıldı. Ben ceza davasında sorumluluk alan arkadaşlardan biriydim ve bildiğiniz gibi bunu utanarak söylüyorum ama toplu davaların da kaderi budur. Ben 32 yıldır bu davayı takip ediyorum. Neredeyse bu davayı yürüten tek kişiyim. O tarihten bu tarihe bunu bir sorumlulukla, hem insanlığa karşı duyduğum bir sorumlulukla, hem ülkeme karşı duyduğum sorumlulukla hem de adalete karşı olan görevim sebebiyle sürdürüyorum. Bugün Hüseyin Karababa’nın mücadele etmesi gereken başka yerler varken benimle tartışmaya girmesini doğru bulmuyorum. Adeta benim bir tazminat peşinde olduğumu söylüyor. Herkes bilir ki ben bu davanın gönüllü avukatıyım. Gönüllülüğün ne anlama geldiğini burada anlatmaktan da utanırım.”

    “UTANILACAK YA DA HUKUKA AYKIRI HERHANGİ BİR EYLEMİM OLMADI”

    Hüseyin Karababa’nın iddialarının gerçeği yansıtmadığını savunan Şenal Sarıhan, “İlginç olan yıllardır biz Karababa’yla aynı mahkemelerde görev yapıyoruz. Geliyor, katılıyor sonuç olarak. Muratların olduğu (firari sanık Murat Songur ve Eren Ceylan) yeni biten davaya kadar, başından sonuna kadar ilk aşamalarda onu görmedim. Geçen yıl Karababa sürekli beni aşağılamaya, kamuoyu gözünde incitmeye, alçaltmaya çalıştı ve bu konuda benim de hakkımdır dava haklarımı kullanmak. Ben onların acılarına hürmet ederek bugüne kadar bunu yapmadım. 1 yıl önce bu arkadaşın vekaletinden ve ailenin de vekaletinden çekildim. Çünkü bana karşı bir güven sorunu varsa ben artık orada duramazdım ve ayrıldım. Şimdi kalkıp, 1 yıl değil 32 yıl sonra kalkıp da bizim bilgimiz dışında şöyle olmuş, böyle olmuş demek doğru değil. Bugün bütün ailelerin bilgisi içindedir, her şey Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin bilgisi dahilindedir. Bu davanın sorumluluğunu almaya hazır olan bütün meslektaşlarımın da bilgisi vardır. Bu konuda utanılacak ya da hukuka aykırı herhangi bir eylem ve işlemim olmadığı inancındayım. Yine de onların acılarına saygı duyarım bu başka bir meseledir” diye ekledi.

    Av. Necati Yılmaz ise Hüseyin Karababa’nın kendisi hakkında suç duyurusunda bulunmasına ilişkin herhangi bir açıklama yapmayacağını belirtti.

    Buse Nehir Demir-Cebrail ARSLAN/ANKARA

     

    İLGİLİ HABERLER:

    Hüseyin Karababa’dan, Av. Necati Yılmaz ve Şenal Sarıhan hakkında suç duyurusu!

     

  • Hüseyin Karababa’dan, Av. Necati Yılmaz ve Şenal Sarıhan hakkında suç duyurusu!

    Hüseyin Karababa’dan, Av. Necati Yılmaz ve Şenal Sarıhan hakkında suç duyurusu!

    PİRHA – Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, talep ve bilgisi dışında Anayasa Mahkemesine tazminat başvurusu yapılması sebebiyle Av. Necati Yılmaz ve Şenal Sarıhan hakkında suç duyurusunda bulundu. Karababa, ifadesinde “Anayasa Mahkemesinin başvuruyu kabul ederek tazminat ödenmesine karar vermesi halinde AİHM başvuru hakkım da tamamen ortadan kalkacaktır” dedi.

    2 Temmuz 1993’te yapılan Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Gülsün Karababa’nın ağabeyi Hüseyin Karababa, Avukat Necati Yılmaz ile Şenal Sarıhan hakkında Ankara Cumhuriyet başsavcılığına suç duyurusunda bulundu.

    “Görevi kötüye kullanma” iddiasıyla suç duyurusunda bulunan Hüseyin Karababa, kardeşinin katledilmesi üzerine açılan ceza soruşturması ve devamındaki davayı takip etmek üzere Necati Yılmaz’a vekalet verdiğini vurguladı. Ağabey Karababa, Av. Yılmaz’ın, bir süre sonrasında davayı Av. Sarıhan’a ilettiğini belirtti. Avukat Şenal Sarıhan’ın ise dava kapsamında tazminat başvurusunda bulunduğunu söyleyen Karababa, bu sebeple rahatsızlık duyduğunu ifade etti. Hüseyin Karababa, aile bireylerinden Deniz Karababa’nın da aynı gerekçelerle suç duyurusunda bulunacağının altını çizdi.

    “ONAYIM DIŞINDA VEKALETNAME VERİLDİ”

    Hüseyin Karababa, şikayet nedeni olarak şu ifadelere yer verdi:

    “Necati Yılmaz, davayı bizzat takip etmediği gibi Ankara 16. Noterliğinin 14 Şubat 1994 tarih 06859 sayılı vekaletname ile 2. Şüpheli Şenal Sarıhan ve bir dizi başka avukata bana vekalet etmesi için bilgi ve onayım dışında vekaletname vermiştir. 1. şüpheli Necati Yılmaz 2018 yılında avukatlık mesleğini bırakmış noter olarak çalışmaya başlamış Böylece aslında vekillik görevi ve tarafımızın vekili olma hasebiyle verdiği vekaletnamede sona ermiştir.

    Hal böyleyken basında Anayasa Mahkemesine tarafımın da adı geçer şekilde tazminat başvurusu yapıldığına ve dosyanın ele alınacağına dair haberler yer alınca şaşkınlık yaşadım. Haberlerin çıkmasının hemen devamında 16.07.2024 tarihinde Anayasa Mahkemesine dilekçe ile başvurarak varsa adıma açılmış dosya veya dosyaların bilgilerinin ve belgelerinin birer örneğinin verilmesini talep ettim.

    Anayasa Mahkemesi tarafından bana verilen belgelerden adıma yapılmış 2014 / 1374 sayılı 12.08.2014 tarihli ve 2019/14527 sayılı 08 05 2019 tarihli 2 tazminat başvurusunun 2. şüpheli Şenal Sarıhan tarafından vekil sıfatıyla yapıldığını büyük bir şok ve şaşkınlıkla öğrendim. 2. şüpheli Şenal Sarıhan’a hiçbir zaman vekaletname vermediğim; dava ve Anayasa Mahkemesine başvuru için talimat vermediğim; hatta bu konularda kendisiyle hiçbir bilgilendirme ve iletişim içinde olmadığım için konuyu araştırdığımda; şüpheli Sarıhan’ın bilgim dışında birinci şüpheli Necati Yılmaz’dan adıma verilen vekaletname ile bu işlemleri yürüttüğünü Anayasa Mahkemesine tazminat başvurusunda bulunduğunu öğrendim.

    Şüpheli Şenal Sarıhan’ın şüpheli Necati’nin verdiği vekaletnameye dayanarak yaptığı 2019 tarihli başvuru sırasında şüpheli Necati’nin artık avukatlık mesleğinin bırakmış olduğunu dolayısıyla bu vekaletnameye dayanarak işlem yapamayacağını belirtmeyi zorunlu görüyorum. Diğer yandan bu kadar önemli bir işlem olan Anayasa Mahkemesine tazminat başvurusunda talimatım olmaması tarafımın hiçbir bilgisinin olmaması Ayrıca suç teşkil etmektedir.

    Tarafımca Anayasa Mahkemesine başvuru yapılsaydı dahi tazminat talebi değil; zamanaşımı kararı ile sonuçlandırılan dosyaya suçun ‘insanlığa karşı işlenmiş suç olduğunun tespiti ve zamanaşımı kararının usul ve yasaya aykırı olduğunun tespiti’ dolayısıyla sanıklar hakkında ceza tayini talebiyle başvuru yapmayı düşüneceğimi de beyan ediyorum. Hal böyleyken talep ve bilgim dışında tazminat başvurusu yapılması hatta talep edilen tazminat miktarının dahi -ki talep edilen miktar ülkemiz ekonomik koşullarında çok komik bir miktardır- 2. şüpheli tarafından tek başına onay ve bilgimiz olmadan belirlenip talep edilmesi suç oluşturmaktadır.

    Anayasa Mahkemesinin başvuruyu kabul ederek tazminat ödenmesine karar vermesi halinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi başvuru hakkım da tamamen ortadan kalkacak; büyük bir katliam davası böylelikle görevini kötüye kullanıp suç işleyen avukat şüpheliler eliyle kapatılmış olacaktır.”

    PİRHA/ANKARA

  • Av. Sarıhan’dan, Karababa’nın iddialarına yanıt: Hukuki girişimlerimiz ailelere bilgi verilerek gerçekleşti

    Av. Sarıhan’dan, Karababa’nın iddialarına yanıt: Hukuki girişimlerimiz ailelere bilgi verilerek gerçekleşti

    PİRHA- Madımak Katliamı’nda kardeşi Gülsün Karababa’yı kaybeden Hüseyin Karababa ile Deniz Karababa, davanın avukatlarından Şenal Sarıhan’ın vekaletleri olmadan tazminat davası açtığı yönündeki iddialarına Av.Şenal Sarıhan cevap verdi. Sarıhan, “Bütün hukuki girişimlerimiz, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve onların çağrısı ile toplanan ailelere bilgi verilerek gerçekleşti. Aile toplantılarına gelmemişse, aile toplantılarından bilgi almamışsa ve dosyadaki vekaleti inkâr ederek beni küçük düşürmeye çalışıyorsa bu son derece ağır bir olgudur ve ben de hukuki haklarımı her iki kişiye karşı da kullanırım” dedi.

    Hüseyin Karababa ile Deniz Karababa, AYM’ye verdiği dilekçenin ardından yaptığı basın açıklamasında Madımak Katliamı Davası’nın avukatlarından Şenal Sarıhan’a ilişkin iddialarda bulunmuştu. Şenal Sarıhan’ın vekaletleri olmaksızın tazminat davası açtığını söyleyen Hüseyin ve Deniz Karababa, ayrıca Şenal Sarıhan’dan davacı olacaklarını belirtti. Av. Şenal Sarıhan hakkındaki iddiaları PİRHA’ya değerlendirdi.

    “TÜM HUKUKİ GİRİŞİMLERİMİZ AİLELERE BİLGİ VERİLEREK GERÇEKLEŞTİ”

    Davanın 1993 yılından bu yana avukat olarak görev yaptığını belirten Şenal Sarıhan, bütün hukuki girişimlerinin, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve onların çağrısı ile toplanan ailelere bilgi verilerek gerçekleştiğini söyledi. Sarıhan şunları ekledi:

    “Katliam gerçekleştiğinde Çağdaş Hukukçular Derneği (ÇHD)’nin genel başkanıydım. Derneğimizin kararı ile tüm savunma, avukat güçlerini Barolar Birliği’nin başkanlığı altında toplayarak davaya katıldık. Davanın birinci aşamasında sanıklar ceza aldılar. 38 sanık hakkında idam cezası verildi, diğer sanıklar farklı cezalar aldılar. Fakat duruşmalar sırasında tahliye edilenler ne yazık ki yurtdışına kaçırılmışlardı. Bunlarla ilgili dava tefrik edildi. Aynı tarihte yani ilk açtığımız davanın sanıklar yönünden ceza ile bitmesinin ardından yine bir grup avukat arkadaşımız idari davaya, Sivas İdare Mahkemesi’ne başvurdular. Maddi ve manevi zararı, çocuklarını, yakınlarını yitirmiş olmaktan ötürü olayın yarattığı zararı anlattılar. Ve Sivas İdare Mahkemesi tazminata hükmetti, devleti kusurlu buldu.

    “AİLELERDEN HİÇ KOPUK OLMADIK”

    Ailelere bu para o dönemdeki avukat arkadaşlarımız tarafından dağıtıldı. Yani bu bir haktı ve mağdurlara devlette tazminat verdi. Ancak aramakta olan sanıklar ile ilgili ayrıma yani tefrik etme deriz, dava devam etti. Süreç içinde Erçakmak ve arkadaşları davası başladı. Erçakmak ve arkadaşları davası da 2014 yılında kesin hükme bağlandı, onun üzerine ben bir avukat arkadaşım ile birlikte Anayasa Mahkemesi’ne başvurduk. Çünkü artık dava ne yazık ki eski canlılığı ile ve kalabalık avukat grubuyla yürütülemiyordu. Bu tarihten önce ve bundan sonraki tarihlerdeki bütün hukuki girişimlerimizin, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve onların çağrısı ile toplanan ailelere bilgi verilerek gerçekleşti. Biz ailelerden hiç kopuk olmadık.”

    “DAVANIN ZAMAN AŞIMINDAN DÜŞÜRÜLMEMESİ GEREKTİĞİNİ ISRARLA İFADE ETTİM”

    Karababa ile karşılaştığını ve davanın özü ile ilgili yeterli bilgisi olmadığından ilginç istemlerde bulunduğunu söyleyen Sarıhan, “Örneğin Aziz Nesin ile ilgili olarak da dosyaya başvurdular. Oysa biz verilen cezada daha önce Aziz Nesin’nin tahrik edici olduğu gibi bir karar çıkmıştı, böyle olmadığını Aziz Nesin’in tahrik etmiş olsaydı İstanbul’da da Aziz Nesin’e yönelik katliamın gerçekleşebileceğini ifade ettik. Atılan sloganları ben atmadım, bütün görsel kayıtlarda var. “Şeriat isteriz. Laiklik gidecek, şeriat gelecek. Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak” diyen sloganlar dosyada vardı. Bu dosyalar çerçevesinde de o dönemde Türk Ceza Yasası’nın 146. maddesinin 1.fıkrası gereğince ceza verildi. 2. dosyamızda 2005 yılında insanlığa karşı suç da bizim yasalarımıza girmişti. Bu eylemin artık Türk Ceza Yasası’nda da yer alan ve zaten Uluslararası Sözleşmeler gereğince de bir insanlığa karşı suç niteliği taşıdığı, Alevi toplumuna karşı düzenli bir saldırının da olduğunu, bu sistemli saldırıyı da dikkate alarak yapılması gereken şeyin insanlığa karşı suç olarak bu davanın zaman aşımından düşürülmemesi gerektiğini ısrarla ifade ettim” dedi.

    “ERÇAKMAK’IN MEZARI DNA TESTİ YAPILMASI İÇİN AÇILDI”

    Erçakmak’ın mezarının açılması hakkında da bilgi veren Şenal Sarıhan, “Bu davanın baş sanığı olan ve Aziz Nesin’i merdivenlerden iterken görüntüleri bulunan kişinin Fransa’da olduğu bilgisi vardı. Onu araştırırken bu şahısın Sivas’tan, kendi evinden cenazesi çıktı. Oysa bu tür davalarda aranan şahısların hem evlerine gidilir, aranır ve polis bilgi getirir hem de yurtdışında kırmızı bültenle arama ile ilgili safhalar dosyaya gelir. Sivas’tan Erçakmak’ın evinde olmadığı, bulunmadığı biçiminde dünya kadar bilgi gelmişti. Ama sonra kendi evinden cenazesi çıktı. Bunun üzerine ‘acaba bu şahıs kendini saklıyor mu?’ diye düşündük. Dayı diye yazılmıştı mezarına. Ben mahkemeden mezarın açılmasını talep ettim, mezar açıldı. Yine açıldı? DNA testi için açıldı. Şenal Sarıhan onu tanıyor mu? Tanımıyor mu? diye değil. Fakat Karababa ve avukatı, benim mezar açılınca ‘evet budur’ diyerek mezarı kapattırdığım gibi bir iddia da bulundular. Hukuk dışı, gerçek dışı bir iddiada bulundular. Sonuç olarak o şahsın yüzde 95 ya da 96 o olduğu ifade edildi. Yani bana karşı hangi nedenden kaynaklandığını bilmiyorum, bunun ideolojik bir temeli de olduğunu zannetmiyorum. Örneğin ilk mahkemede İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmenin koşulları yoktu çünkü olumlu sonuçlanmıştı ve komisyon vardı o zaman. Komisyon, İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmek gibi bir başvuruyu gerekli görmedi. Burada biz maddi zarara uğradık diye itiraz eden bir arkadaştı bu arkadaş. Şimdi bugün, bu Erçakmak davasından sonra; insanlığa karşı suç olduğunu, zaman aşımından düşürülmemesi gerektiğini, yaşama hakkının ihlal edildiğini, uzayan yargılama olduğunu, pek çok sayıda ihlal olduğunu ifade ederek AYM’ye başvurduk ve tazminat isteminde de bulunduk” diye konuştu.

    “BU DAVAYI TOPLUMSAL BİR SORUMLULUK OLARAL KABUL ETTİM”

    Şenal Sarıhan 2024 yılında, 3 sanıkla ilgili bir dava daha açıldığını belirtti. Sarıhan, 1 yıldır Karababa ve ailesinin avukatı olmadığını ancak 2014 yılında kendilerinin avukatı olduğunun altını çizerek şunları söyledi:

    “Bunda da zaman aşımından düşürmeyin, ceza verin bu sanıklar hakkında çünkü bu sanıklar kaçak durumunda. Kaçak olan hakkında karar verebilirsiniz, hukuki bir işlemdir” dedik. Mahkeme ‘hayır’ dedi, ‘kaçağı soru sormamız lazım’ gibi bir iddia ile davayı zaman aşımına kadar taşıdı ve düşürdü. Bizim iddiamız ise bütün basını tarayın benim ne söylediğim, ne yaptığım ortada. Basın bu işlerden uzak değil. Dünya kadar tanıkla, dünya kadar duruşmalara giren insanla ve kamuoyu ile ben bunun insanlığa karşı suç olduğunu ve düşürülmemesi gerektiğini noktasında açıklamalarda bulundum. Son dava, 3 kişi ile ilgili görülen dava kesin hükme bağlanmadı. Kesin hükme bağlandıktan sonra da tekrar AYM’ye bütün mağdurlar gidebilir. Bu davada benim yaptığım farklı bir şey oldu, uzayan yargılamadan da başvurdum. Sadece uzayan yargılama, dava bitmediği için. Burada çok biçimsel bir manevi tazminat talebimiz var, maddi tazminat talebimiz yok. Bu davadan da aileler haberliydi.

    “VEKALET İNKAR EDİLEREK KÜÇÜK DÜŞÜRÜLMEYE ÇALIŞILIYOR”

    Aile toplantılarına gelmemişse, aile toplantılarından bilgi almamışsa ve dosyadaki vekaleti inkâr ederek beni küçük düşürmeye çalışıyorsa bu son derece ağır bir olgudur ve ben de hukuki haklarımı her iki kişiye karşı da kullanırım. Bir başka mesele de ben bu davayı gönüllü olarak takip ettim. Hiçbir maddi ya da manevi tazminatta, hiçbir paraya elimi sürmüş değilim. Bir gönüllü avukat olduğum için herhangi bir talebim de olmamıştır. Bana onur vermiştir bu davayı takip etmek. Toplumsal bir sorumluluk olarak kabul etmişimdir. Hüseyin Karababa son dönemde bir de siyasi bir kılıf koymaya çalışıyor. Bu tartışmanın ben tarafı değilim. Ben dosyaya bakıyorum, hukuki delillere bakıyorum, hukuki deliller üzerinden konuşuyorum. Hukuk’un ne emrettiğini önemseyerek buna aykırı bir yargılama olduğunu iddia ederek başvurularda bulunuyorum. Hem bir insan hakları avukatıyım hem bir siyasi ceza avukatıyım şiddetle reddediyorum iddialarını çünkü gerçek değil, gerçek olsaydı, eleştiriyor olsalardı kabul ederim. O kabulü düzeltirim, o tür bir kişiliği de sahibim. Yanlış yapıyor olabilirim. Geçen sene Eylül aylarında bu kişinin ve ailesinin davasından çekildim. Şimdi avukatları değilim ve bunu Anayasa Mahkemesi’ne bildirdim, bunu Ceza Mahkemesi’ne bildirdim, kendilerine bildirdim. 1 yıldır avukatları değilim ama 2014’te avukatlarıydım. Ve şu anda da AYM’de avukatları değilim. İstedikleri gibi beyanda bulunabilirler.”

    “BU DOZUNU AŞMIŞ BİR İDDİADIR”

    Bu mücadelede esas olarak ailelere şükran borçlu olduğunu ve ailelerin davalarına sahip çıkmasından kaynaklı 31 yıldır mücadele ettiğini vurgulayan Şenal Sarıhan, “Ayrıca 2014 yılından beri ben de ortadayım, dosya da ortada eğer isteselerdi kendileri de kendi başlarına başvuru yaparlardı, beni çıkarırlardı, ‘seni istemiyoruz’ derlerdi. Şimdi bugün bir süredir devam etmekte olan bir muhakkak siyasi bir kaygı taşımakta olan ya da başka bir politik kaygı taşımakta olan bu açıklamaları kabul etmiyorum. Tazminat istemiyorlarmış, istemiyorlarsa yazarlardı dilekçeyi. Zaten mahkemenin tazminat verip vermeyeceği de belirsiz, çoğu zaman vermez. Biz uzayan yargılama, yaşam hakkı ihlali, insanlığa karşı suç olması sebebiyle adil yargılama hakkının gerçekleşmediği gibi noktalarda itirazlarımızı sunduk. Bunlar tamamen hukuki gereklerdir. Ben acılarına saygılıyım, onların acılarını onlar kadar duyuyorum çünkü her ne kadar kişisel olarak kayıpları varsa da bu toplumsal bir kayıptır ve ben bu davada esas olarak yeni katliamlar olmasın, cezalarını alsınlar diye mücadele ettim. Ve bu mücadelede esas olarak ailelere şükran borçluyum, benim hep yanımda oldular, hep birlikte olduk. Onlar zaten davalarına sahip çıkmasalardı, ben gönüllü bir avukat olarak 31 yıldır ayakta duramazdım. Ayrıca Pir Sultan Abdal Kültür Derneği ve Alevi örgütlerine minnettarım. Bu davada 31 yıldır hak aramaya devam ediyoruz, sesimizi yükseltmeye devam ediyoruz ve susmuyoruz. Ama haksızlığa karşı da susmamam gerektiğine inandım daha önce de çeşitli açıklamalara hiç yanıt vermemiştim ama bu artık dozunu aşmış bir iddiadır, gerçek dışıdır. PİRHA gibi bir yayın organının bu konuda bana hiç danışmadan, hiç sormadan yayınlaması konusunda PİRHA’ya da üzüntümü ifade etmek isterim” diye ekledi.

    PİRHA/ANKARA

  • Karababa ailesinden AYM’ye başvuru: Adımıza tazminat davası açanlar hesap vermeli-VİDEO

    Karababa ailesinden AYM’ye başvuru: Adımıza tazminat davası açanlar hesap vermeli-VİDEO

    PİRHA- Madımak Oteli’nde katledilen Gülsün Karababa’nın ailesi, Anayasa Mahkemesi’ne yeni bir dilekçeyle başvuru yaptı. Konuya ilişkin basın açıklamasında “Biz bu davadan en ufak bir çıkar beklemeyiz, bekleyene de yakıştırmayız. Bunun için bizim adımıza tazminat davası açan herkes, bunun hesabını vermek zorundadır” denildi.

    2 Temmuz’da Sivas Madımak Oteli’nde katledilen Gülsün Karababa’nın kardeşleri Hüseyin Karababa ve Deniz Karababa, Anayasa Mahkemesi’ne dilekçe vererek davanın avukatlarından Şenal Sarıhan hakkında davacı olacaklarını belirtti.

    “AVUKAT ŞENAL SARIHAN’DA BİZİM HERHANGİ BİR VEKALETİMİZ YOK”

    Dilekçenin Anayasa Mahkemesi’ne verilmesinin ardından yapılan basın açıklamasında konuşan Hüseyin Karababa, “Bugün burada olmamızın sebebi, 2014 yılında Madımak Davası ile ilgili Anayasa Mahkemesi’ne bir başvuru yapılmıştı. Bu başvuruyu yapan şahıs Avukat Şenal Sarıhan. Avukat Şenal Sarıhan’da bizim herhangi bir vekaletimiz yok. Başvuruda bizim adımıza para talebinde bulunmuş. Hatta 118 kişi hakkında başvuruda bulunmuş. Bizim böyle bir vekaletimiz, bir para talebimiz yoktur, olamaz çünkü davamız politik bir davadır, siyasi bir davadır. Bu davanın para ile kapatılacak bir durumu söz konusu değildir. Başvurumuzu yaptık, avukat ile ilgili ve Anayasa Mahkemesi’nin bize cevap vermesi gereken soruları sorduk. Ardından Avukat Şenal Sarıhan hakkında ayrıca bir dava açacağız. Yaklaşık 30 yıldan beri Şenal Sarıhan bu davayı manipüle eden, Cumhuriyet’e karşı bir saldırıymış gibi göstermeye çalışan, çocuklarımıza da kendi kafasına göre fiyat belirleyen biridir. Ayrıca Arif Sağ gibi, Mazlum Çimen gibi, Murtaza Demir, Ali Balkız gibi kişileri de mağdur göstererek onlara da tazminat talebinde bulunulmuş. Bilmiyorum haberleri var mıdır? Sarıhan’ın yapmak istediği; biz davayı para ile satmış olacağız, toplumda ayak altına düşeceğiz. Haksız, hukuksuz bir işlem söz konusu” dedi.

    “BU DAVADA SADECE ONUR MÜCADELESİ VERİYORUZ”

    Ardından Deniz Karababa söz alarak, “Biz bugüne kadar kimseye vekalet vermedik. Biz bu davada sadece onur mücadelesi veriyoruz. Biz bu davadan en ufak bir çıkar beklemeyiz, bekleyene de yakıştırmayız. Bunun için bizim adımıza tazminat davası açan herkes bunun hesabını vermek zorundadır. Bu davadan en ufak para talep eden kişiler, kendilerini belli etmek zorundadır. Çünkü bu şaibe, hepimizin adına kalıyor. Bu bizim ailemize yakışacak bir durum değildir” diye konuştu.

    “TÜRKİYE’DEKİ EN BÜYÜK KATLİAM DAVALARINDAN BİRİDİR”

    Ailenin avukatı Çoşkun Özgür Piroğlu ise şunları söyledi:

    “Müvekkilimin iddiaları çok büyük iddialar. Bu konu ile ilgili Anayasa Mahkemesi’nin ve Şenal Sarıhan’ın en kısa sürede açıklama yapması gerekiyor. Toplumun bilgilendirilmesi gerekiyor. Bu konunun açıklığa kavuşturulması gerekiyor. Bu Alevilerin vicdan davasıdır. Türkiye’deki en büyük katliam davalarından biridir. Bizim için aynı zamanda bir Alevi Soykırımı davasıdır. Soykırım suçlarında zaman aşımı olmaz, insanlığa karşı suçlarda da zaman aşımı olmaz. Bizim mücadelemiz katillerin hesap vermesi mücadelesidir.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Hüsniye Çelik: AYM’de görüşülecek Madımak Katliamı davasına sahip çıkalım-VİDEO

    Hüsniye Çelik: AYM’de görüşülecek Madımak Katliamı davasına sahip çıkalım-VİDEO

    PİRHA- 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde yakılarak katledilen aydın ve sanatçıların yakınlarının 10 yıl önce yaptığı bireysel başvuruyu Anayasa Mahkemesi 15 Şubat’ta görüşecek. DAD Mersin Şube Eş Başkanı Hüsniye Çelik, aradan geçen 10 yıla işaret ederek, sürecin çok hantal ilerlediğini belirtti ve insanlığa karşı işlenmiş bu suçun muhakkak cezalandırılması gerektiğini ifade etti.

    Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te binlerce dinci/faşist kalabalık tarafından askerin, polisin, valinin gözü önünde yakılan Madımak Oteli’nde hayatını kaybeden Alevilerin yakınlarının bireysel başvurusu Anayasa Mahkemesi’nin gündeminde. AYM, başvuruyu 15 Şubat’ta görüşecek.

    2014’te yapılan bireysel başvuruda, yargılama sürecinin etkili yapılmadığı ve adil yargılamaya ilişkin hükümlerin ihlal edildiği kaydedilmiş, Madımak Oteli’nin yakılmasına ilişkin eylemin “insanlığa karşı suç” kapsamında değerlendirilmesi ve bu sebeple zamanaşımına uğramaması gerektiği belirtilmişti.

    Bireysel başvuru, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü’nce 29 Haziran 2021’de görüşüldü ve incelenmesi ertelendi. Yüksek Mahkeme, 14 Aralık 2023’te başvuruyu tekrar ele aldı, görüşülmesini bir kez daha erteledi.
    Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü en son 25 Ocak 2024’te, bireysel başvurunun Genel Kurula sevkine karar verdi. Genel Kurul, başvuruyu 15 Şubat Perşembe görüşecek.

    “SÜREÇ ÇOK HANTAL İLERLİYOR”

    Konuya dair PİRHA’ya konuşan Demokratik Aleviler Derneği (DAD) Mersin Şube Eş Başkanı Hüsniye Çelik, Madımak Katliamı davasında adaletin sağlanması için uzun bir süredir mücadele edildiğine değindi. Çelik, “33 canımız diri diri yakılarak katledildi. 2014 yılında katledilen canlarımızın aileleri bu davanın insanlığa karşı işlenmiş suç kapsamında değerlendirilmesini talep etti. Süreç çok ağır ve hantal bir şekilde işliyor. Sadece Alevilerin değil; çağdaş, demokrat, insan haklarını içine sindirmiş herkesin bu davaya sahip çıkması gerekiyor. Ortada bir katliam ve insanlığa karşı işlenmiş bir suç var. Bu suçun mutlaka cezalandırılması gerekiyor” dedi.

    ALEVİLERE BİRLİK OLMA ÇAĞRISI

    Alevilerin yüzyıllardır ayrımcılığa maruz kaldığını ifade eden Çelik, Madımak Katliamı’nın devlet gözetiminde yapıldığına dikkat çekti.

    Alevilere yönelik yapılan asimilasyon politikalarına ve katliamlara karşı birlik olma çağrısı yapan Çelik, şunları söyledi:

    “Alevilere yönelik Osmanlı’dan bu yana var olan, Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte artarak devam eden ayrımcılık ve katliamlar bizleri bezdirmiş durumda. Şehrin merkezinde ordunun, emniyetin, devletin kolluk güçlerinin gözetimi altında insanlar diri diri yakıldı. Bunu kabul etmek mümkün değil. Biz Aleviler bu saldırılar karşısında bir arada kalarak dini inançlarımızı, kültürümüzü, etnik kimliklerimizi özgürce yaşayacak bir toplumun inşası için mücadele etmeliyiz.”

    SİVAS KATLİAMI DAVA SÜRECİ

    Sivas’ta, 2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal Kültür Derneğince organize edilen Pir Sultan Abdal’ı Anma Etkinliği sırasında Madımak Oteli’nde aralarında sanatçıların da bulunduğu 33 kişi yakılarak öldürüldü. Olaydan sonra 124 kişi hakkında ‘laik anayasal düzeni değiştirip din devleti kurmaya kalkışma’ suçlamasıyla açılan davalar güvenlik gerekçesiyle Ankara’ya alındı. Ankara 1 No’lu DGM 26 Aralık 1994’te hükmü açıkladı. 26 sanık 20’şer yıl hapse çarptırıldı ancak katliamda Yazar Aziz Nesin’in tahrik ettiği iddiasıyla cezalar 15 yıla indirildi. Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten 60 sanık 3’er yıl hapis cezasına mahkum edildi. Yakalanamayan eski Sivas Belediyesi Meclis Üyesi Cafer Erçakmak’ın dosyası ayrıldı, 37 kişi için beraat kararı verildi.

    33 SANIĞA İDAM CEZASI VERİLMİŞTİ SONRA MÜEBBETE ÇEVRİLDİ

    Yargıtay 9. Ceza Dairesi ise katliamın, ‘Cumhuriyete, laikliğe ve demokrasiye yönelik olduğunu’ belirterek DGM’nin kararını esastan bozdu. DGM’nin bozma kararına uyarak yeniden başlattığı yargılama sonucunda 33 sanık idam cezasına mahkum edilirken, 4 sanık 20’şer yıl, bir sanık 15 yıl, 27 sanık 7 yıl 6’şar ay, 2 sanık 5’er yıl ağır, bir sanık ise 2 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Mahkeme, ilk yargılamada 3’er yıl hapse mahkum edilen 11 sanık hakkındaki kararında direndi, 14 sanığın beraatini kararlaştırdı. 6 sanık hakkındaki dava dosyası ayrıldı, hükümle birlikte tutuklu 4 sanığı tahliye etti. Bu karar da temyiz edildi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, bu kez, 33 sanık hakkındaki idam kararını usul yönünden bozdu. Mahkeme, üçüncü kararını 16 Haziran 2000’de açıkladı. 33 sanığa idam, 4 sanığa 20’şer yıl, bir sanığa 15 yıl, dokuz sanığa 7 yıl 6’şar ay, bir sanığa ise 5 yıl ağır hapis cezası verildi, iki sanığın dosyası ayrıldı.

    Yargıtay, 20 yıl ağır hapis cezası alan sanıklardan Durmuş Tufan ile idama mahkum edilen Mevlüt Atalay ve Ali Kurt hakkındaki hükümleri, Pişmanlık Yasası’ndan yararlanma talepleri konusunda karar verilmemesi nedeniyle bozdu. Ankara 1 No’lu DGM, 4 Nisan 2002’de, sanıkların Pişmanlık Yasası’ndan yararlanma koşullarının oluşmadığına karar vererek, Kurt ve Atalay’ı idam, Tufan’ı da 20 yıl ağır hapis cezasına mahkum etti. İdam cezasının kaldırılmasının ardından idam cezaları müebbet hapse çevrildi.

    2012’DE ZAMANAŞIMI KARARI VERİLDİ

    Davanın yakalanamayan sanıklarıyla ilgili Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 8 Mart 2012’deki duruşmada, zamanaşımı kararı verildi. Cafer Erçakmak ve Yılmaz Bağ hakkındaki dava ölmeleri nedeniyle ortadan kalkarken, 5 sanık hakkındaki dava zamanaşımı nedeniyle düşürüldü. Müdahil avukatlarının itirazı üzerine dosyayı inceleyen Yargıtay 9. Ceza Dairesi, Temmuz 2014’te zamanaşımı kararını onadı.

    Sivas Katliamı ana davasında, Ankara 1 Nolu DGM’de tutuklu yargılanarak hapis cezası alan, Yargıtayın bozma kararı sonrası firari oldukları anlaşılan sanıklar Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş’ın ise yargılanmalarına Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Mahkeme, 14 Eylül 2023’te, bu sanıklar hakkındaki davayı da zamanaşımından düşürdü.

    Binlerce dinci/faşist kalabalık tarafından askerin, polisin, valinin gözü önünde yakılan Madımak Oteli’nde hayatını kaybeden Alevilerin yakınlarının bireysel başvurusu Anayasa Mahkemesi’nin gündeminde. AYM, başvuruyu 15 Şubat’ta görüşecek.

    PİRHA/ MERSİN

    İLGİLİ HABERLER:

    1-Madımak Katliamı, 15 Şubat’ta AYM gündemine geliyor
    2-Sarıhan: Madımak Katliamı Davası ile ilgili AYM’den adil bir karar çıkmasını istiyoruz
    3-AYM, Madımak Katliamı başvurusunu görüşecek; ‘Geç gelen adalet, adalet değildir’

  • Sarıhan: Madımak Katliamı Davası ile ilgili AYM’den adil bir karar çıkmasını istiyoruz

    Sarıhan: Madımak Katliamı Davası ile ilgili AYM’den adil bir karar çıkmasını istiyoruz

    PİRHA-Anayasa Mahkemesi, dinci kalabalıklar tarafından Madımak Oteli’nde katledilen aydın ve sanatçıların yakınlarının yaptığı bireysel başvuruyu 15 Şubat’ta görüşecek. Katliamın, ‘insanlığa karşı suç’ kapsamında değerlendirilmesi ve zaman aşımı kararının iptal edilmesi isteniyor. Av. Şenal Sarıhan, “Dava’nın insanlığa karşı suç olduğunu ve zaman aşımından düşmemesi gerektiği noktasında bir iddiamız vardı. Konuyla ilgili olumlu bir karar verilmesini temenni ediyoruz” dedi.

    Anayasa Mahkemesi Genel Kurulu, Sivas’ta 2 Temmuz 1993’te binlerce dinci/faşist kalabalık tarafından askerin, polisin, valinin gözü önünde yakılan Madımak Oteli’nde hayatını kaybeden Alevilerin yakınlarının bireysel başvurusu Anayasa Mahkemesi’nin gündeminde. AYM, 15 Şubat’ta görüşecek.

    2014’te yapılan bireysel başvuruda, yargılama sürecinin etkili yapılmadığı ve adil yargılamaya ilişkin hükümlerin ihlal edildiği kaydedilmiş, Madımak Oteli’nin yakılmasına ilişkin eylemin “insanlığa karşı suç” kapsamında değerlendirilmesi ve bu sebeple zamanaşımına uğramaması gerektiği belirtilmişti.

    Bireysel başvuru, Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü’nce 29 Haziran 2021’de görüşüldü ve incelenmesi ertelendi. Yüksek Mahkeme, 14 Aralık 2023’te başvuruyu tekrar ele aldı, görüşülmesini bir kez daha erteledi.

    Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü en son 25 Ocak 2024’te, bireysel başvurunun Genel Kurula sevkine karar verdi. Genel Kurul, başvuruyu 15 Şubat Perşembe görüşecek.

    “UMARIM ADİL BİR KARAR ÇIKACAKTIR”

    Konuya ilişkin PİRHA‘ya konuşan Av. Şenal Sarıhan olumlu bir karar çıkmasını temenni ettiklerinin altını çizdi. Sarıhan, şu ifadeleri kullandı:

    “Davadan sonra başvuruyu yaptık. Biliyorsunuz insanlığa karşı suç olduğunu ve zaman aşımından düşmemesi gerektiği noktasında bir iddiamız vardı. Bu iddiamızı ifade ettik, bunun kabul edilmemiş olmasının ‘adil yargılanma hakkını ihlal’ olduğunu ifade ettik. Aynı zamanda etkili soruşturma yapılmadığı iddiasında bulunduk, bu konularda bir karar verecekler. Nasıl bir karar verileceğini doğrusu tahmin edemiyorum, konuyla ilgili olumlu bir karar verilmesini temenni ediyoruz.

    Bu ikinci davaydı, ana dava biliyorsunuz daha önce bitti. Ana davada bir sanık hakkında 146/1 diğerleri hakkında 146/3’den dava açılmıştı. Bu davalarda 146/3 ile ilgili zaman aşımı süresi 20 yıl, bu sebeple iç hukukumuza göre 20 yıl sonucunda davayı düşürdüler. Biz bunun hukuka uygun olmadığını ifade ettik. Cafer Erçakmak vefat ettiği için davada bir karar oluşmadı. Onunla ilgili zaten zaman aşımı süresi dolmuş olmuyordu. Sivas’ın sanıkları hakkında yakalanıp mahkeme önüne getirilmediğine yönelik savlarımız var, bu savları da ifade ettik. Umarım adil bir karar çıkacaktır.”

    Buse Nehir DEMİR/PİRHA 

    İLGİLİ HABERLER:

    Madımak Katliamı, 15 Şubat’ta AYM gündemine geliyor

     

  • Av. Aktaş: Madımak Katliamı insanlığa karşı suçtur; zaman aşımı olmaz, sanıklar affedilemez!-VİDEO

    Av. Aktaş: Madımak Katliamı insanlığa karşı suçtur; zaman aşımı olmaz, sanıklar affedilemez!-VİDEO

    PİRHA- Avukat Aytekin Aktaş, Madımak Katliamı Davası’nda uygulanan zaman aşımı kararının siyasi erkten bağımsız olmadığını söyledi. Aktaş, “Çok yönlü bir katliam var. Toplumsal muhalefetin, hukukun ve Alevilerin varlık hakkının katledilmesinden bahsediyoruz. Madımak davası özelinde bütün Alevi davalarında Alevi kamuoyuna ve hak mücadelesine destek olunması çok önemli bir yere sahip” diye konuştu.

    33 aydın, sanatçı ve yazarın yakılarak katledildiği Madımak Katliamı’nın firari sanıkları Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş’ın yargılandığı davanın son duruşması 14 Eylül 2023 tarihinde Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Esas hakkındaki mütalaasını açıklayan savcı, kaçaklık durumunun zamanaşımı süresini etkilemeyeceğini ileri sürdü ve üç firari sanık hakkında zamanaşımı uygulanarak davanın düşmesini talep etti.

    Savcının mütalaasının ardından kararını açıklayan mahkeme heyeti, firari sanıklar Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş yönünden zamanaşımı gerekçesiyle davanın düşürülmesine hükmetmişti.

    Avukat Aytekin Aktaş, ulusal ve uluslararası hukukun insanlığa karşı işlenen suç olarak tasnif ettiği Madımak Katliamı’nın sıradan bir cinayet olarak ele alındığı eleştirisini yöneltti. Madımak Katliamı Davası’nın firari 3 sanığının Alman istihbaratı ile ilişkilerinin ve firari sanıkların Alman hükümeti tarafından korunmasını ‘koz olarak kullanma’ şeklinde yorumlayan Aktaş, katillerin aynı akılla korunduğunu ifade etti.

    “KONTRGERİLLA DESTEĞİYLE PLANLANAN BİR KATLİAM”

    Madımak Katliamı’nın toplumsal muhalefeti sindirmek için kurgulanan ve kontrgerilla desteğiyle gerçekleşen bir katliam olduğunu vurgulayan Aktaş, “Bu katliam müstakil bir katliam değildir. Cumhuriyetten bu yana hem farklı toplumlar hem de Alevilere yönelik katliamlar silsilesi var. Madımak Katliamı bizler için ne ilkti ne de sondu. Aleviler için yakın tarihteki en büyük acıdır, katliamdır. Sivil faşistlerce, devlet kollukları tarafından yol verilen, en iyi ihtimalle ihmal yoluyla engellenmeyen 15 bin kişi tarafından göz göre 33 insanımız yakıldı. Bu kontrgerillanın desteğiyle gerçekleşen bir katliam. Büyük resimden bakınca; büyük bir toplumsal muhalefeti sindirmek için kurgulanan bir planın parçası olabilir” dedi.

    “ALEVİLERİN VARLIK HAKKI KATLEDİLDİ”

    Zaman aşımı kararı ile toplumsal muhalefet, hukuk ve Alevilerin varlık hakkının katledildiğini söyleyen Aktaş, şunları kaydetti:

    “Bu katliamın makro siyasette de bir karşılığı var. Yine 90’lı yıllarda Kürtlere yönelik katliamlar çok sık yaşandı. Sivas Katliamı’na da dönemsel olarak kontrgerilla faaliyeti olarak bakmak lazım. Benzeri katliamlarda alışık olduğumuz üzere çevre illerden de getirilen 15 bin kişi var ve sadece 170’i tespit edilebiliyor. Sadece 67 kişi cezalandırılıyor. Dava 30. Yılını devirdi ve hukuk açısından garabet. Alay edilircesine sanıkların bulunmadığı, kırmızı bültenle aranan katliamın yakınındaki evinde eceliyle ölmesi, yurt dışında olduğu belirtilen sanığın cenazesinin Türkiye’de defnedilmesi gibi akılla izah edilemeyecek şekilde yürüyen bir yargılama söz konusu. Bu yargılama hukuken zaman aşımı ile sonlandırıldı ama toplum vicdanında, bilinçlerde elbette sonuçlanmadı. Çok yönlü bir katliam var. Toplumsal muhalefetin, hukukun ve Alevilerin varlık hakkının katledilmesinden bahsediyoruz.”

    ALMANYA VE HOLLANDA’NIN ELEŞTİRİ!

    Av. Aytekin Aktaş, katliamın faillerinin Almanya tarafından istihbarat elemanı olarak korunmasının uluslararası siyasette koz olarak kullanılma olduğuna işaret etti.

    Katliamda yaşamını yitiren Hollanda vatandaşı Carina Cuanna’nın yargılanmasına son dönemlerde dahil olan Hollanda devletinin tutumunun göstermelik olduğu eleştirisini yönelten Aktaş, “Kontrgerilla dediğimiz faaliyet legal hukuk sistemlerinin dışında devlet eliyle ya da dolaylı olarak yürütülen, toplumsal muhalefeti bastırmaya çalışan illegal bir faaliyet. Kontrgerilla faaliyeti bütün Avrupa’da olduğu gibi Türkiye’de de oldu. Bu faaliyetler Almanya ve Hollanda devletinde de etkisini gösterdi. Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren Hollandalı Carina Caunna vardı ve Hollanda devleti de çok uzun yıllar yargılamaya müdahil bile olmadı. Sonrasında göstermelik olarak yargılamaya dahil oldu. Katillerin aynı akılla kollandığını söyleyebiliriz. Tarihsel okumalardan varsayımda bulunursak; Almanya Türkiye’ye karşı bu tip katilleri elinde koz olarak kullanıp, uluslararası siyasette ihtiyaç halinde maşa olarak kullanıp koz olarak tutuyor” diye konuştu.

    “HÜKÜMET, ALEVİLİĞİ ORTADAN KALDIRILMASI GEREKEN TOPLUMSAL TABAKA OLARAK GÖRÜYOR”

    Aktaş, AKP hükümetinin Madımak Katliamı’nda taraf olduğunu belirterek şöyle devam etti:

    “Siyasi İslamcı politik hattan gelen hükümet, Aleviliği ortadan kaldırılması gereken toplumsal bir tabaka olarak görüyor. En son olarak Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulmasıyla birlikte bu pastanın kreması böylece çalınmış oldu. Tabiri caiz ise Aleviliği etkisizleştirip kendine tabi kılmaya devam ediyor. Alevi kurumlarının yıllardır ortaya koyduğu haklı mücadelesi ve itirazlarına rağmen AKP hükümeti bunu ısrarla yapıyor. Daha büyük perspektiften bakmak gerekir ise Erdoğan kendisini Büyük Orta Doğu Projesi’nin başkanı olarak görüyor. Orta Doğu’nun başka ülkelerindeki mezhepçi yaklaşımları kendi ülkemizde de görünüyor. Alevilerin ikinci sınıf insan muamelesi görmesi, süregelen katliamlar silsilesi, katillere sahip çıkılması, yargılamanın hukuka aykırı yürütülmesi-sonuçlandırılması, uluslararası hukukun tanınması açıktan yapılıyor.”

    “HUKUK İKTİDARI KORUYAN SOPAYA DÖNÜŞTÜ”

    Aktaş, gerek Roma statüsü gerek ise uluslararası hukukta soykırıma karşı imzalanan sözleşmelerde insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olmayacağı kararına rağmen, verilen kararın meşru olmadığını belirterek, “Başkanlık rejimi yani tek adam rejimi demokratik değil. Adı konulmuş olmasa da sulandırılmış monarşi yaşıyoruz. Kanun hükmünde kararnamelerle, cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle, hukuken demokratik ilkeler gereği kabul edilmesi mümkün olmayan, meclisten geçmeyen, tartışılmayan şeyler bugün hukuk diye kabul ediliyor. Teknik olarak bu afları hukuka uygun olarak kabul etmek mümkün olabilir ama adalet açısından, demokratik anlamda meşru değildir. Cumhurbaşkanı tek başına istediğini affetme yetkisini kendisine vermiştir. Gerek Roma statüsünde gerek soykırıma karşı sözleşmelerde, gerek ise kendi ceza kanunumuzda düzenlenen hükme göre insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olmaz. Bağlayıcı hükümler var ve buna cumhurbaşkanı da bir vatandaşta bağlıdır. Kendi hukukunun tanınmadığı bir atmosferden bahsediyoruz. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olmayacağı gibi, buradan hareketle bu kişilerin de affedilemeyeceğini söylemek gerekir. Hukuku kendi iktidarını korumak için bir sopa olarak kullanır ise her şey mubahtır. Ama hukuku hakikatin ve adaletin aracı olarak görecek olursak bu afların kabul edilir bir tarafı yok” şeklinde konuştu.

    “MADIMAK KATLİAMI SIRADAN BİR CİNAYET OLARAK ELE ALINDI”

    Ulusal ve uluslararası hukukun insanlığa karşı işlenen suç olarak tasnif ettiği Madımak Katliamı’nın sıradan bir cinayet olarak ele alınmasına tepki gösteren Aktaş, “Daha en başından suç tasnifi doğru yapılmıyor. Suç tasnifi insanlığa karşı suç olarak yapılmalıydı. Yargılama sürecinde bu her aşamada dile getirildi, mahkeme ise hukuka aykırı karar vereceğim diyerek inatla bunu reddetti. Bunun insanlığa karşı işlenen suç olduğunu tespit etmemek için ya art niyetli ya da hukuk bilmemesi lazım. Sistematik şekilde yakılan insanlardan bahsediyoruz. Bu insanların temsil ettiği inanç örgütlenmesi üstünden katledilmesi uluslararası sözleşmelerdeki bütün unsurları sağlıyor ve bu insanlığa karşı işlenen suçtur. Mahkeme bunu yapmayarak sıradan bir cinayet olarak ele aldı. Terörle mücadele kanunu üstünden ele alındı, lakin hiçbir terör örgütü ile bağı bulunmadı. Bu yargılamanın bağımsız ve tarafsız olmadığını düşünüyoruz. Bu kararı vicdanlarımızda kabul etmiyoruz” ifadelerini kullandı.

    “KATLİAMLARIN AÇIĞA ÇIKARILMASI İÇİN MÜCADELE ÇOK KIYMETLİ”

    Av. Aytekin Aktaş, zaman aşımı kararının siyasi erkten bağımsız olmadığı ve sembolik de olsa üst mahkemeden çıkacak olumlu kararların toplumsal mücadele için anlamlı olacağını belirterek, şunları vurguladı:

    “Mahkemelerin tarafsız ve bağımsız olduğu ön kabulü dahilinde olması gereken şey bu kararın üst mahkemeden dönmesidir. Her ne kadar ulusal hukukta alamadığımız haklarımız uluslararası hukukta yani yabancı kapılarda hak aramak ağırımıza gidiyor da olsa; tarihe not düşmek için, yanan canlarımız gitti ama katliamlar devam ediyor. Katliamların açığa çıkarılması ve önlenebilmesi için bu mücadelenin çok kıymetli olduğunu düşünüyoruz. Sembolik dahi olsa alınacak olumlu kararların verilecek toplumsal ve politik mücadeleler sonucunda anlamlı hale geleceğini düşünüyoruz. Madımak davasında insanlığa karşı suç işlendiğini kabul etmeyeceksek hangi dosyada kabul edeceğiz? Filistin bombalanırken insanlığa karşı suçtur, soykırıma karşı duralım diyoruz. Bu insanlar bizim vatandaşımızdı, memleketin tam ortasında Sivas’ta göz göre göre yakıldılar” şeklinde konuştu.

    “ALEVİLERE YÖNELİK SUÇLARDA TOPLUMSAL REFLEKSLER ZAYIF”

    Alevilere yönelik işlenen suçlarda toplumsal refleksler veya hukuk mücadelesinin görece daha zayıf olduğu öngörüsünü paylaşan Av. Aytekin Aktaş, “Maalesef toplumsal davalarda pek çok hukuksuz yargılama gördük. Gerçek suçlular en azından halkın vicdanında hüküm giyebildiyse bu emek veren değerli hukukçuların mücadelesi sonucudur. Bir davaya toplum sahip çıkıyorsa doğrudan ya da dolaylı olarak ulaşacağı yere varıyor. Ama Alevilere yönelik işlenen suçlarda toplumsal refleksimiz veya hukuk mücadelemizin görece daha zayıf olduğunu söylersek yanlış olmaz. Bu konuda hassasiyete sahibi olan, Alevilerin mücadelesini haklı gören kurumların, toplumsal mücadele hatlarının bu davalara sahip çıkmasını önemle ve ısrarla rica ediyoruz. Hep birlikte mücadele etmekten başka şansımız yok. Madımak davası özelinde bütün Alevi davalarında Alevi kamuoyunu ve hak mücadelesine destek olunması çok önemli bir yere sahip” dedi.

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

  • Hatimoğulları: Pir Sultan Abdal’ın ruhuyla mücadelemizi büyütmeliyiz-VİDEO

    Hatimoğulları: Pir Sultan Abdal’ın ruhuyla mücadelemizi büyütmeliyiz-VİDEO

    PİRHA-Sivas Madımak Katliamı Davası’nın zaman aşımına uğratılmasına dair konuşan Yeşil Sol Parti Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları, “Alevi toplumu için bu kadar mühim bir konuyu bu şekilde hasır altı etmeye kalkmak bir kez daha Alevileri inkâr etmek, bir kez daha Alevileri yok saymak demektir” dedi. Hatimoğulları, Alevi kurum yöneticilerine karşı artan şiddeti de eleştirerek örgütlenme haklarına yapılan bir gasp olduğunun altını çizdi.

    33 aydın, sanatçı ve yazarın yakılarak katledildiği Sivas Katliamı’na ilişkin firari üç sanık Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş hakkında Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde süren dava zamanaşımı kararı verildi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Sarıyer Şube Başkanı Beyhan Gün ve Şube Sekreteri Şimal Deniz’in duruşması 27 Eylül’de görüldü. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada Beyhan Gün ve Şimal Deniz’in tutukluluk halinin devamına karar verildi. Mahkemenin bu kararına ilişkin adliye önünde açıklama yapmak isteyen Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe ve beraberindeki Alevi kurum temsilcileri, polis tarafından ters kelepçelenerek gözaltına alındılar.

    Son olarakta Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, gözaltına alındıktan 3 gün sonra mahkeme tarafından serbest bırakıldı.

    Yeşil Sol Parti Adana Milletvekili Tülay Hatimoğulları zaman aşımı kararı ve günden güne Alevi kurum yöneticilerinin ters kelepçe takılarak gözaltına alınmasına ilişkin PİRHA‘ın sorularını yanıtladı.

     “TORBA YASAYI ÇIKARAN ANLAYIŞ İLE ZAMAN AŞIMINI KABUL EDEN ANLAYIŞ AYNIDIR”

    PİRHA: Sivas Madımak Katliamı davasının zaman aşımı kararı ile düşürülmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? İnsanlığa karşı işlenmiş suçlar kapsamında değerlendirilmesi gereken davaların da akıbeti ile ilgili endişeleriniz var mı?

    TÜLAY HATİMOĞULLARI: Madımak Katliamı insanlığa karşı işlenmiş büyük bir suçtur. Ve ne yazık ki Türkiye coğrafyasında daha doğrusu bu coğrafyada geçmiş dönemden de günümüze kadar Alevilere dönük çok ciddi katliamlar ne yazık ki gerçekleşti bu topraklarda. Bunlardan en önemlilerinden bir tanesi Madımak Katliamı’dır. Madımak Katliamı’nda devletin çok ciddi bir ihmali söz konusu. Bilerek göz yumma söz konusuydu.  Çünkü o dönemde sanık olarak arananlar yurt dışına rahatlıkla gidip orada kalabildiler ve onların yakalanıp geri getirilmesi için hiçbir çalışmayı yürütmediler. Otuz senelik bir zaman aşımından bahsedilerek dava düşürüldü ve hatta o sanıklarından, tutuklularından birisi olan bir insanı da Cumhurbaşkanı kendi yetkisini kullanarak affetti. Bütün bunları kabul etmek mümkün değil. Bütün bunlar aslında bu ülkede geçmiş dönemden günümüze kadar Alevilere, Alevi toplumuna dönük nasıl bir ötekileştirme izlediklerinin çok açık ve net göstergesi. Elbette Türkiye’de, Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden bugüne kadar ne yazık ki tekçi ve inkârcı bir anlayışla yoğruldu. Türk İslam senteziyle kuruldu, bu kodlar oluşturuldu. Aleviler sürekli yok sayıldı.

    Şunu hatırlatmak da isterim, çıkan torba kanunda Aleviliği resmen bir inanç değil de bir kültür olarak değerlendirilip, Kültür ve Turizm Bakanlığına bağladılar. Kimi dedeleri maaşa bağlamayı hedefliyorlar. Katliamlarla diz çöktüremedikleri Alevileri böyle yasalar çıkartarak aslında çok ciddi bir asimilasyon politikasını hayata geçirmek için de adım attılar. Yani o yasayı çıkaran anlayışla zaman aşımını kabul eden anlayış aynı anlayıştır. En nihayetinde bizim bunu kabul etmemiz mümkün değil. İnsanlığa karşı işlenmiş olan suçlarda zaman aşımı diye bir şey yoktur. Olamaz. Bu konuda hala yetkililerin yapması gereken çok şey var. Ama bu davranışlarıyla, bu tavırlarıyla, bu tekçi, inkârcı anlayış ve zihniyetle Alevileri bu toplumunu bir kez daha öteki haline getirmiş oldular. Alevi toplumu için bu kadar mühim bir konuyu bu şekilde hasır altı etmeye kalkmak bir kez daha Alevileri inkâr etmek, bir kez daha Alevileri yok saymak demektir.

    OTORİTERLEŞME VE FAŞİST REJİME DOĞRU HIZLI BİR GİDİŞAT VAR

    Bugün inanç meselesine devletin kurumlarıyla bu kadar müdahale etmesini kabul edilemez. Dolayısıyla burada inanç özgürlüğü dediğimiz mesele çok önemlidir. İnsanları inançlarından dolayı bu şekilde ötekileştirmek, çeşitli katliamlara maruz bırakmak tarih boyunca bu katliamları Alevilere çektirmek kabul edeceğimiz bir şey olamaz. Bunun karşısında geçmiş dönemde de bizler çok mücadele ettik. Şimdi de mücadele edeceğiz. Etmeliyiz de.

    Erdoğan şunu ifade etmişti ‘Biz siyasal olarak evet yönetiyoruz bu ülkeyi ama kültürel ve hegemonyamızı kurabilmiş değiliz’ demişti. Şimdi ise başka bir evreye, başka bir aşamaya girmiştir bu rejim, ki 15 Temmuz askeri darbe girişimiyle birlikte, Türkiye’de çok büyük bir rejim değişikliği gerçekleşti. Çok hızlı bir otoriterleşme ve faşist bir rejime doğru hızlı bir gidişat var.  Bu seçimlerden sonraki evreyi de açıkçası şöyle görüyoruz. Bunu Kürt halkına dönük baskıları yoğunlaştırmasıyla görüyoruz. Biz şimdi bu röportajı yaparken kuvvetle muhtemel Rojava toprakları bombalanıyor. Birkaç gündür çok ciddi bir şekilde sivillerin yaşadığı alanlar bombalanıyor. Bizler bu toplumda, bu ülkede yaşayan, bu coğrafyada yaşayan, bütün farklı halklar ve inançlar olarak bizi tekleştirmek isteyen ideolojiye, kültürümüzü, inancımızı, insanların itikatlarını yok saymaya uğraşan ve bunu ideolojik hegemonyayla, mahalle baskılarıyla yapmaya çalışan anlayışa karşı bizler bu dönem çok daha güçlü bir mücadele yürütmek zorundayız.

    “HİÇBİR TOPLUMUN ÖRGÜTLENMESİ ÖNÜNDE KİMSE ENGEL TEŞKİL EDEMEZ”

    PİRHA: Alevi kurum yöneticileri ve kurum başkanları geçtiğimiz günlerde ters kelepçe ile gözaltına alındı. Alevi kurumlarına yönelik artan baskıyı nasıl değerlendiriyorsunuz? İktidar, Alevilere gözdağı mı vermek istiyor?

    TÜLAY HATİMOĞULLARI: Bu dönemde özellikle Pir Sultan Abdal Derneği Başkanı ters kelepçe takılarak gözaltına alındı. Buna hepimiz tanıklık ettik, görüntülere tanıklık ettik. Ve onunla birlikte gözaltına alınan arkadaşlar oldu. Son olarakta DAD EŞ Genel Başkanı Kadriye Doğan gözaltına alındı. Alevilere dönük bu baskıyı bir kere daha kınıyorum. Hiç kabul edilebilir bir şey değildir. Hiç kimseye yapılmamalıdır. Alevi toplumunun sesi, soluğu olan kurumlara dönük bu baskılar ideolojik ve kültürel hegemonyayı kurmak için kurumları zayıflatmak, Alevilerin örgütlülüğünü zayıflatmaya dönük mesajlardır.

    İktidar Alevilere ‘Sen kim olursan ol, ben sana ters kelepçeyi de takarım, seni gözaltına da alırım, seni tutuklatırım da, Madımak davasını da zaman aşımıyla düşürürüm, katiller yurt dışında gezerken ben onları yakalamam’ mesajını veriyor. Bu mesaj kötü bir mesajdır, kirli bir mesajdır. Bu mesaj Alevi toplumunu yok sayma, ötekileştirme mesajıdır. Ve örgütlülüğüne müdahale mesajıdır aynı zamanda. Biz bunu asla kabul edemeyiz. Hiçbir toplumun örgütlenmesinin önünde hiç kimse bir engel teşkil edemez. Bir inanç kendini devam ettirmek istiyorsa, bir kültür kendini devam ettirmek istiyorsa, bir halk kendi dilini özgürce konuşmak istiyorsa bunun bütün anayasal güvenceleri verilmek zorundadır.

    MÜCADELE ETMEYİ TEMEL ŞİARI HALİNE GETİRMİŞ BİR ANLAYIŞIN BOYUN EĞMEYECEĞİNİ TARİH GÖSTERECEKTİR

    Alevi toplumu ÇEDES gibi projelere, karma eğitimden kız ve erkek çocuklarını ayrı sınıflara bölme, ayrı okullara bölme projelerine karşı çıkıyor. Aleviler bugüne kadar bu topraklarda seküler yaşamın bir bakıma teminatı olmuştur. Normal şartlarda bunun teminatı kanunlarla olmalıdır ve elbette ki bunun bir toplumsal desteği olmalıdır. Bu seküler yaşamla ilgili toplumsal desteği sağlayan ve esasen herkesin inanç özgürlüğünü savunan bir yaklaşım içinde oldu bugüne kadar Alevi toplumu. Onların bu örgütlülüğünü dağıtarak AKP iktidarı, ‘Biz ÇEDES projesini de uygulayacağız, bunun karşısında kim durursa bu şekilde gözaltılar yaparız’ mesajını vermiş oldu. Bu mesajlarla çok haşır neşir bu ülkenin muhalefeti, bu mesajları tarih boyunca çok ciddi katliamlara maruz kalmış Alevi toplumu da çok iyi biliyor.

    Ama en nihayetinde Pir Sultan’ın ruhu burada, bu mücadelenin içindedir. Baba İshakların ruhu, Hallacı Mansurların ruhu, bütün işkenceye, zora ve baskıya rağmen direnmeyi, mücadele etmeyi temel şiarı haline getirmiş ve insanı merkezine almış bir anlayışın, bir mücadele anlayışının, insan sevgisini merkezine almış bir anlayışının bu tür baskılara boyun eğmeyeceğini, dün eğmediği gibi bugün de boyun eğmeyeceğini tarih gösterecektir, direnenler bunu gösterecektir.

    Madımak Katliamı davasında zaman aşımını asla kabul etmiyoruz. Yeni dönemde kurmak istedikleri kültürel hegemonyayı kabul etmiyor, bunun karşısında çok çeşitli bir toplum olarak bizler, rengarenk bir çiçek bahçesi gibi olan bizler, kendi rengimizle, kendi inancımızla, kendi kültürel değerlerimizle yaşam konusunda ısrarcıyız. Ve bunun mücadelesini sonuna kadar vereceğiz.

    Buse Nehir DEMİR/ANKARA

     

  • Avusturya’da Aleviler, Madımak Katliamı davasında zamanaşımı kararını protesto edecek-VİDEO

    Avusturya’da Aleviler, Madımak Katliamı davasında zamanaşımı kararını protesto edecek-VİDEO

    PİRHA- Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, Sivas Madımak Katliamı davasında verilen zaman aşımı kararına karşı 7 Ekim’de sokağa çıkarak protesto eylemi gerçekleştirecek. 

    33 aydın, sanatçı ve yazarın yakılarak katledildiği Sivas Katliamı’na ilişkin firari üç sanık Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş hakkında Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde süren davanın duruşmasında savcı, zamanaşımı uygulanarak davanın düşmesini talep etti. Mahkeme heyeti de, davanın düşmesine hükmetti.

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu, bir açıklama yaparak, zaman aşımı kararına tepki göstererek insanlığa karşı işlenen katliamlarda zaman aşımı olmayacağını belirterek, 7 Ekim’de gerçekleşecek protesto eylemine çağrı yapıldı.

    “ADALET MÜCADELEMİZE KATILMAYA SESLENİYORUZ”

    Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu tarafından yapılan açıklamada, katliamın aklanamayacağı kaydedilerek, “Bir zamanlar Sivas’ta çıkan yangını pasif izleyen Türk devletinin şimdi failleri korumasına müsamaha göstermeyeceğiz. Adalet bizim vazgeçilemez hakkımızdır ve sorumluları hesaba çekmek için sarsılmaz bir kararlılıkla mücadele edeceğiz. Uluslararası topluma adalet mücadelemize katılmaya sesleniyoruz” denildi.

    7 EKİM’DE PROTESTO EYLEMİ 

    7 Ekim tarihinde yürüyüşle başlayacak eylem, Viyana Devlet Operası önünde saat 15.00’te başlayacak.

    PİRHA/AVUSTURYA

  • Av. İbrahim Akkuş: Zaman aşımı kararı veren zihniyete dur dememiz lazım -VİDEO

    Av. İbrahim Akkuş: Zaman aşımı kararı veren zihniyete dur dememiz lazım -VİDEO

    PİRHA – Zaman aşımına uğratılan Sivas Madımak Davası İstinaf Mahkemesine taşındı. Sürecin bilinçli olarak zamana yayıldığını söyleyen dava avukatlarından İbrahim Akkuş, “Bu dosyaların zaman aşımına sokulması için elinden geleni yapan yargı sistemine dur dememiz lazım. Yargı sisteminin işleyişi ile ilgili mevzuatları ve bununla birlikte zihniyeti de düzeltmek lazım. Buradaki sorunumuz zihniyet” ifadelerini kullandı.

    Tarihler 2 Temmuz 1993’ü gösterdiğinde bütün dünyanın gözü önünde 33 yadın, yazar, sanatçı, Sivas Madımak Oteli’nde katledildi. Katliamın arkasındaki güçler geçen 30 yılda açığa çıkarılmazken, katliama katılan isimler ya firar etti yada af edildi.

    Dava süreçlerinde katliamda yakınlarını kaybenler, katliamı yapanlar tarafından tehdit edilip hakaretlere maruz kalırken, mahkeme heyetleri yaşananları seyretmekle yetindi.

    Son olarak 3 firari sanık üzerinden yürütülen Madımak davası 14 Eylül 2023’te zaman aşımına uğratıldı. Firarilerin adresleri bilinmesine rağmen Türkiye tarafından usulünce iadeleri talep edilmediği için sanıklar mahkemeye getirilmedi. 10 yıllık yargılama ardından dava zaman aşımına uğradı.

    Müşteki avukatları süreci İstinaf Mahkemesine taşırken şimdi gelecek karar doğrultusunda yeni girişimlerde bulunulacak. Dava avukatlarından İbrahim Akkuş, bundan sonra hukuken yapılacakları PİRHA‘ya anlattı.

    “AKLA, MANTIĞA, HUKUK KURALLARINA AYKIRI DURUM”

    Avukat Akkuş, “Devlet tarafından ustaca yürütülmüş bir süreç” diyerek zaman aşımı kararını yorumladı. 2012 yılında zaman aşımına uğratılan ana davanın iddianamesinin alelacele hazırlandığını söyleyen Akkuş, “Çok net biçimde ‘Biz bunu soruşturmayacağız. Bir dava açacağız ve hızlı şekilde bitireceğiz’ denilmeye getirilmiş” diye belirtti. Akkuş basit adli vakalarda dahi 1-2 yıl süren soruşturmaların olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Sivas davası ile ilgili çok kısa sürmüş bir iddianame süreci var. Bunun yanı sıra o yıllarda bir hakimimiz, bu davanın Devlet Güvenlik Mahkemesinde görülmesi gerektiğini, Anayasal düzene karşı bir suç olduğu için bu yönlü güzel bir karar vermiş. Devlet Güvenlik Mahkemesi ise ‘Hayır, benim görev alanıma girmiyor’ diyerek dava Yargıtay’a gitmiş. En son Yargıtay, bunun Devlet Güvenlik Mahkemesinin görev alanına girdiğini karara bağlayarak bu tartışmayı bitirmiş. Devlet Güvenlik Mahkemeleri görmek istemediği bir davanın kendisine verilmesi halinde isteme istemeye yargılama yapmış ve yargılama boyunca her duruşmada birileri tahliye edilmiş. O tahliye edilenler de yurt dışına kaçıp bugünkü süreci yaşamamıza sebep oldular. Bu kadar ciddi bir davada tahliye kararı verilmesi akla, mantığa, hukuk kurallarına aykırı bir durum. Anayasal düzene karşı bir suçtan ve 15 bine yakın bir insandan bahsediyoruz. Bunların çok küçük bir kısmı mahkemeye getirilmiş ve bir de bunun üzerine sık sık tahliye kararı verilince artık gerçekten ‘Bu davaya bakmak istemiyorum. Bakarsam da böyle bakarım’ demeye getirilecek şekilde bir yargılama süreci olmuş.”

    “SANIKLAR, KULAKLARINA FISILDANANLARI YAPMIŞLAR”

    Firari sanıklar konusuna değinen İbrahim Akkuş, kaçakların hepsinin Almanya’da olduğunu belirterek Türkiye’nin konuya ciddiyetsiz yaklaştığını ifade etti. Akkuş, şu hususlara dikkat çekti:

    “Kaçaklarla ilgili gerçekten aktif bir sistemli süreç yaşanmıyor. Bunu da bilerek yapıyorlar. Almanya da bunları teslim etmiyor. Yazışmalara baktığınızda son derece gayri ciddi. ‘Ben bu sanıkları isteyeceğim ama vermezsen çok iyi olur’ der gibi yazılar yazılmış. Halbuki Türkiye Cumhuriyeti devleti isteseydi istihbarat teşkilatı aracılığıyla da onları getirebilirdi. Bu süreçte özellikle FETÖ dosyalarında bunlara denk geliyoruz. Tabiri caizse ülkelerden kulaklarından tutulup getiriliyor. Davadaki 3 firari sanık da yargılama sonucu serbest bırakılmış ve ‘sen kaç’ derecesine onlar da kaçmış. Kulaklarına fısıldananları yapmışlar.

    Bu üç kişi hakkında şimdi zaman aşımı kararı verildi. Bizim buradaki çığlığımız ise şuydu; hukuk tabii ki bir kurallar bütünüdür, biz ‘davaların zamanaşımına uğraması olur mu?’ demedik. Zaman aşımı bir kural ve her dosyanın hırsızlık, adam öldürme, çevreye verilen zarar gibi her şeyin bir zaman aşımı var. Zaman aşımı da geniş kapsamlı bir insan hakkıdır aslında. Bununla ilgili bir sorunumuz yok. Bizim sorunumuz şu, duruşmalarda çığlıklar attık, ‘buradaki suç basit bir adam öldürme suçu değil’ dedik. Israrla Türk Ceza Kanunu’nun 77. Maddesinde ‘İnsanlığa karşı işlenen suçlar’ diye bir kavram var. ‘Siyasal, felsefi, dini, ırki saiklerle toplamun bir kesimine karşı bir plan doğrultusunda…’ diyor. Yapılan katliamın dini olduğu ile ilgili hiçbir şüphemiz yok. Sanıkların duruşmalardaki tutumları, olay yerindeki sloganları düşündüğümüz zaman yapılanları görmezden gelemeyiz.”

    “YARGI SİSTEMİNE ‘DUR’ DEMEMİZ LAZIM”

    Av. İbrahim Akkuş, asıl meselenin zaman aşımı olmadığını, yargının bilinçli şekilde yavaş ilerletildiğini belirterek şunları söyledi:

    “Meselemiz, zaman aşımına sokulması için bilinçli olarak her türlü ihmallerin yapılıyor olmasıdır. ‘Geciken adalet adalet değildir’ denilen bir kavramımız var ya ben bu kavram kapsamında durumun değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum. Zaman aşımına kızmak yerine ‘Neden 30 yılda bu kararlar verilemedi?’ deyip eleştirimizi o yönlü yapmalıyız. Hem Musa Anter davasında hem de Madımak davasında gördüğüm şu; hakikaten etkili bir soruşturma ve kovuşturma ile hızlı yapılabilecekken ona rağmen duruşma tarihinin uzaklara atılması, ara kararların yerine getirilmemesi, katılan vekillerin taleplerinin dikkate alınmaması durumları var. Biz avukatlar Ankara’daki cemevi saldırısı davasında da Madımak davasında da sık sık taleplerimizi dile getirdik, tanıkların mahkemeye çağrılması gerektiğini belirttik ancak her duruşma bunların reddedildiğini görüyoruz. Ve kasıtlı olarak dosyalar zaman aşımına sokuluyor. Bu dosyaların zaman aşımına sokulması için elinden geleni yapan yargı sistemine dur dememiz lazım. Yargı sisteminin işleyişi ile ilgili mevzuatları ve bununla birlikte zihniyeti de düzeltmek lazım. Buradaki sorunumuz zihniyet. Yani hakimlerin, Adalet Bakanının, HSK’nın zihniyetinden kaynaklı maalesef bu gecikmeler oluyor ve zaman aşımına sokuluyor.”

    GÖZLER, İSTİNAFTAN GELECEK KARARDA!

    Avukat Akkuş, zaman aşımına uğrayan davayı İstinafa taşıdıklarını da belirterek sonraki işleyecek süreci şöyle özetledi:

    “Öncelikle gerekçeli karar hazırlanacak. Bu karar bize ulaştıktan sonra gerekçelerini görüp o gerekçeleri çürütecek Gerekçeli İstinaf dilekçesi yazacağız. İstinaf mahkemelerinde bu süreç bir ya da iki yıl arasında değişebiliyor. Bu mahkemeler maalesef kuruluş amacını da aştı. Önceden en geç 8 ayda kararlar gelebiliyordu fakat bu dosyanın nereye getirileceğini de bilmiyoruz. Sonraki süreçte ise belki de İstinaf verilen kararı kaldıracak ve diyecek ki ‘Şu hususlar eksik. Katılan vekillerin talep ettikleri şu delilleri yerine getirmemişsiniz, bunu ben yapamam, iade edeyim siz yapın’ diyerek yargılamayı yeniden başlatabilir. Veya kendi kararını kaldırıp ‘şu şekilde hüküm kuruyorum’ diyebilir. ‘İnsanlığa karşı suç olarak görüyorum’ diye de bir karar kurabilir ama benim tahminim iade etmesi yönünde. Eğer bizim dilekçelerimizi dikkatle okurlarsa kararı kaldırıp iade göndereceklerini düşünüyorum. Umarız o yönlü bir gelişme olur ve hakimler yanlış yaptıklarını anlamış olurlar.”

    “HEPİMİZE BİR YÜK DÜŞÜYOR”

    Avukat İbrahim Akkuş, Sivas Madımak davasına verilen zaman aşımına kararı ardından Alevi kurumları ile demokratik kitle örgütlerinin toplantı alıp süreç değerlendirmesi yaptıklarına da işaret etti. Sürecin hukuki boyutundan ziyade bir de toplumsal ve siyasal yanının olduğunu belirten Akkuş, “Toplumda bu bilincin hiçbir zaman arkada bırakılmaması gerekir. Unutulmaması için daima bir şeyler yapılması lazım. Bu konu ile ilgili hepimize bir yük düşüyor. Bu bilinci ayakta tutmak adına Pir Sultan Abdal Kültür Derneğinin de bir eylem haritası var. Umut etmekten ve çalışmaktan başka söylenecek bir şey yok.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

    İLGİLİ HABERLERİ

    Sivas Katliamı Davası’nda utanç karar: Katliam zaman aşımına uğratıldı- VİDEO

    Sivas Katliamı Davası kararına tepki: Bu davayı mahşere bırakmayacağız- VİDEO

  • Basın açıklaması kararı: Madımak Davası’nda zamanaşımı kararını tanımıyoruz!

    Basın açıklaması kararı: Madımak Davası’nda zamanaşımı kararını tanımıyoruz!

    PİRHA-Alevi kurumlarıyla birlikte çok sayıda demokratik kitle örgütü, Sivas Katliamı Davası’nın zaman aşımına uğratılması ardından eylem kararı aldı. Ankara’da 23 Eylül Cumartesi günü Alevi kurumları ve çok sayıda sivil toplum örgütü ortak basın açıklaması gerçekleştirecek.

    Sivas’ta, 2 Temmuz 1993’te, Madımak Oteli’nde 33 aydının yakılarak katledilmesine ilişkin davanın son duruşmasında karar çıktı. Mahkeme heyeti, davanın düşmesine karar verdi. 14 Eylül’de görülen duruşmada savcı, 30 yıllık zamanaşımı süresinin 2 Temmuz’da dolduğunu söyleyerek üç firari sanık hakkında zaman aşımı uygulanarak davanın düşmesini talep etmişti.

    Alevi kurumlarıyla birlikte çok sayıda demokratik kitle örgütü, Sivas Katliamı Davası’nın zaman aşımına uğratılması ardından eylem kararı aldı. 19 Eylül’de Ankara’da Alevi kurumları ve çok sayıda sivil toplum örgütü temsilcisi bir araya gelerek bir eylem planı hazırladı. Toplantıya 50’den fazla kurum katıldı.

    Alınan kararlar doğrultusunda Ankara Emek ve Demokrasi Güçleri, 23 Eylül Cumartesi saat 17.00’de İnsan Hakları Anıt’ı önünde ortak bir basın açıklaması düzenleyecek.

    ANKARA/PİRHA

     

    İLGİLİ HABERLERİ

    Sivas Katliamı Davası’nda utanç karar: Katliam zaman aşımına uğratıldı- VİDEO

    Sivas Katliamı Davası kararına tepki: Bu davayı mahşere bırakmayacağız- VİDEO

    Av. Piroğlu: Avukat ordusu ile yola devam edeceğiz

    Karakaya: Derin devletin yapabileceklerini öngörmemiş olmak Aleviler açısından bir zaaftı – VİDEO

    Fırat: İnsanlığa karşı suçun tam bir tanımı varsa o da Madımak Katliamıdır

    ‘Zaman aşımı kararı Alevilere yönelik sistemli saldırıların bir parçasıdır’- VİDEO

    DAD Eş Genel Başkanı Doğan: İnsanlığa karşı işlenen bir suç devlet eliyle aklandı – VİDEO

    Bodrum Cemevi: Madımak davasında zaman aşımı kararı ne adil ne de meşrudur-VİDEO

    Kenanoğlu: Katliam davasının kararında devlet aklının kendisi vardır – VİDEO

    AFA Genel Başkanı Saka: Zaman aşımı kararını kınıyoruz- VİDEO

    BAF: Madımak bir Alevi katliamıdır, arkasında devlet vardır!-VİDEO

    Özcan Doğan: O gün Sivas’ta insanlık öldü; zaman aşımı olamaz!- VİDEO

    Madımak davasında ‘zaman aşımı’ kararına karşı mitingler yapılacak!-VİDEO

    Alevilerden mesaj: Sivas, bizim kalbimizde zaman aşımına uğramadı – VİDEO

    İngiltere’deki Alevilerden Sivas Katliamı Davası’na siyah çelenkli tepki -VİDEO

     

     

     

  • BAF: Madımak bir Alevi katliamıdır, arkasında devlet vardır!-VİDEO

    BAF: Madımak bir Alevi katliamıdır, arkasında devlet vardır!-VİDEO

    PİRHA- Britanya Alevi Federasyonu, Sivas Madımak Katliamı davasında uygulanan zaman aşımı kararına tepki göstererek, “Madımak Katliamı davasında ki alınan kararı tanımıyoruz, bu kararla Pir Sultan yurdu hâlâ yanmakta, yüreklerimiz kanamaya devam etmektedir” açıklamasında bulundu.

    33 aydın, sanatçı ve yazarın yakılarak katledildiği Sivas Katliamına ilişkin firari üç sanık hakkında süren davanın duruşmasında savcı, zamanaşımı uygulanarak davanın düşmesini talep etti. Mahkeme heyeti, davanın düşmesine hükmetti.

    Madımak Katliamının firari sanıkları Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş’ın yargılandığı davanın son duruşması zamanaşımı gündemiyle Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmüş, esas hakkındaki mütalaasını açıklayan savcı, kaçaklık durumunun zamanaşımı süresini etkilemeyeceğini ileri sürerek üç firari sanık hakkında zamanaşımı uygulanarak davayı düşürdü.

    Britanya Alevi Bektaşi Federasyonu (BAF) tarafından yapılan açıklamada Madımak faillerinin arkasında devlet olduğu işaret edilerek, zaman aşımı kararının yok hükmünde olduğu vurgulandı.

    “ADALETSİZLERİN HUKUKU YOKTUR”

    Britanya Alevi Federasyonu’nun açıklaması şöyle:

    “Yakanlar hep aynıdır. Onlar zalimlerdir. Amaçları, nedenleri, gerekçeleri, arzuları bir ve benzerdir. Onlar düşüncenin, aydınlığın, gelişip ilerleyen insanlığın düşmanlarıdır. Farklı olandan korkan, farklı olana tahammül etmeyen ve farklı olana nefret besleyenlerdir. Onlar yakanlardır. İnsanlığın, insanlık birikim ve değerlerinin düşmanlarıdır. Karanlığın bekçileri, zulmün cellâtlarıdır. Onlar sırtını zalimlere dayayanlardır. Egemenin ve düzenin beslemesi olanlardır. Ve kesinlikle yüreği, merhameti, toplumsal değerleri çürüyenlerdir. İnsanlıktan istifa edenlerdir. Kendi sarayları, saltanatları için her türlü adaletsizliği, hukuksuzluğu yapanların adaleti yoktur, olamaz. Bu adaletsiz iktidar muhalefete, sisteme karşı en ufak eleştiride bulunan, söz söyleyenlere, soruşturmalar açmakta, gözaltılar, tutuklamalar, yurtdışı çıkış yasakları ile egemenliklerini güçlendirmeye, saltanatlarını yıkılmaz kılmaya çalışıyorlar.
    KATLİAMIN ARKASINDA DEVLET VAR
    Alevilerin yürüttüğü mücadelenin 30’uncu yılında hiçbir yol almayan mahkeme süreci ne yazık ki bu davayı zaman aşımına uğrattı. Dün ifade ettik bugünde ediyoruz Madımak Katliamı insanlığa karşı işlenen bir suçtur. İnsanlığa karşı işlenmiş suçlarında zaman aşımı olmaz. Madımak Katliamı davasında ki alınan kararı tanımıyoruz, bu kararla Pir Sultan yurdu hâlâ yanmakta, yüreklerimiz kanamaya devam etmektedir. Yakanların karşısında ve yananların yanında yer almadıkça, zalimin ateşi elinden alınıp “Bu ateş sizi de yakar” demedikçe canlarımız yanmaya, yürek yangınlarımız büyümeye devam edecektir. Sivas Katliamı Alevi katliamdır. Arkasında devlet vardır. Arkasında devlet olmasaydı katiller serbest bırakılmazdı. Arkasında devlet olmasaydı bu dava zaman aşımına uğramazdı. İnsanlığa karşı işlenen sularda zaman aşımı olmaz. Madımak insanlık davasıdır.”
    PİRHA/İNGİLTERE
  • Bodrum Cemevi: Madımak davasında zaman aşımı kararı ne adil ne de meşrudur-VİDEO

    Bodrum Cemevi: Madımak davasında zaman aşımı kararı ne adil ne de meşrudur-VİDEO

    PİRHA- Bodrum Cemevi Başkanı Cem Yalçın, Sivas Madımak Katliamı davasında uygulanan zaman aşımı kararına tepki göstererek, “İnsanlığın geldiği değerler bütünü ve toplum vicdanı karşısında ne adildir ne de meşrudur” dedi.

    33 aydın, sanatçı ve yazarın yakılarak katledildiği Sivas Katliamına ilişkin firari üç sanık hakkında süren davanın duruşmasında savcı, zamanaşımı uygulanarak davanın düşmesini talep etti. Mahkeme heyeti, davanın düşmesine hükmetti.

    Madımak Katliamının firari sanıkları Murat Sonkur, Eren Ceylan ve Murat Karataş’ın yargılandığı davanın son duruşması zamanaşımı gündemiyle Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmüş, esas hakkındaki mütalaasını açıklayan savcı, kaçaklık durumunun zamanaşımı süresini etkilemeyeceğini ileri sürerek üç firari sanık hakkında zamanaşımı uygulanarak davayı düşürdü.

    Bodrum Alevi Bektaşi Kültür Derneği ve Cemevi tarafından yapılan açıklamada zaman aşımı kararına tepki göstererek insanlığa karşı işlenen katliamlarda zaman aşımı olmayacağı kaydedildi.

    “TOPLUM VİCDANINI YARALAMIŞTIR”

    Kurum adına açıklamayı okuyan Bodrum Cemevi Başkanı Cem Yalçın, zaman aşımı kararının insani değerleri önceleyen tüm toplumsal kesimleri yaraladığını belirterek, “Sivas Katliamı ile ilgili yıllardır haykırarak ve altını çizerek  “Sivas Katliamı Bir İnsanlık Suçudur”, “İnsanlık Suçu Zamanaşımına Uğramaz, Uğrayamaz” demeye de devam edeceğiz. Gel gör ki; 14 Eylül 2023 tarihinde yapılan duruşma sonunda mevcut yasalara ve usul hukukuna göre katliam davası  zaman aşımına uğradı. Bu katliam ve arkasından devam eden yargılama süreci, toplum vicdanını ve üstelik sadece Türkiye’de yaşayan insanları değil insani değerleri önceleyen tüm insanlığın vicdanını derinden yaralamıştır” diye konuştu.

    “KARAR NE ADİL NE DE MEŞRUDUR”

    Kararın adil ve meşru bir karar olmadığının altını çizen Yalçın, “Nasıl ki bir şeyin şeklen yasaya uygun olması, onu her zaman meşru kılmazsa Sivas davası sonucunda verilen karar da belki mevcut nitelendirmelere ve yasalara göre şeklen doğru olarak önümüze sunulsa da, insanlığın geldiği değerler bütünü ve toplum vicdanı karşısında ne adildir ne de meşrudur. Sivas Katliamı hala kanayan bir yaradır. Bir daha ve bir daha söylüyoruz ve söylemeye devam edeceğiz ki; Sivas Katliamı bir insanlık suçudur. İnsanlık suçu zaman aşımına uğrayamaz” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/MUĞLA

     

     

  • Fırat: İnsanlığa karşı suçun tam bir tanımı varsa o da Madımak Katliamıdır

    Fırat: İnsanlığa karşı suçun tam bir tanımı varsa o da Madımak Katliamıdır

    PİRHA-Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, Sivas Madımak katliamı davasının zamanaşımı kararı ile düşürülmesine ilişkin araştırma önergesi verdi. Fırat, sunduğu önergede davanın neden “insanlığa karşı işlenmiş suçlar” kapsamında sayılmadığının bütün yönleriyle incelenmesi ve gerçek sorumlularının yargı önüne çıkartılması gerektiğini vurguladı.

    Sivas Madımak Oteli’nde 33 sanatçı, yazar ve aydının katledilmesine ilişkin yürütülen davanın 30. yılında, dava zamanaşımı gerekçe gösterilerek düşürüldü.
    Yeşil Sol Parti Milletvekili Celal Fırat, firari sanıkların yabancı makamlardan yurda iade talebinin neden bu güne kadar gereğince yapılmadığı, mahkeme kararında “kaçak” sayılmalarına rağmen neden zamanaşımı kapsamına alındığı, Alevilere yönelik düşmanca hislerle yapılan bu saldırının neden “insanlığa karşı işlenmiş suçlar” kapsamında sayılmadığının bütün yönleriyle incelenmesi ve gerçek sorumlularının yargı önüne çıkartılması amacıyla araştırma sürecinin başlatılmasını talep etti.

    “DAVADA İKTİDARLAR DEĞİŞSE BİLE ADALET SAĞLANAMADI”

    Celal Fırat, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na sunduğu araştırma önergesinde 33 kişinin yakılarak öldürüldüğü Sivas Katliamı’na ilişkin açılan davaların, hukukçular ve hak savunucuları tarafından “skandal” diye nitelendirilen gelişmeler silsilesi olduğunu belirterek şunları ifade etti:

    “Dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in ‘Çok şükür, otel dışındaki halkımız bir zarar görmemiştir’ dediği katliam davasında, iktidarlar değişse bile adaletin sağlanması bir türlü mümkün olmamıştır. Sivas’taki Madımak Oteli’nde 33 yazar, ozan ve düşünürün, yakılarak katledilmesinin üzerinden 30 yıl geçmiş, 2 Temmuz 1993’teki katliama ilişkin yargı süreci ise hiçbir mahkemenin katliamı ‘insanlığa karşı suç’ kabul etmemesinden dolayı faillerin bir türlü bulunmadığı, bulunanların cezalandırılmadığı, firari sanıkların bolluğunun gölge düşürdüğü bir yılan hikayesine dönüşmüştür.

    O gün, oteli yakan ve alkışlayan 15 bin kişiden sadece 190’ı gözaltına alınmış; 190 kişiden de 124’ü hakkında dava açılmış, seneler içerisinde Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nden (DGM), Ağır Ceza Mahkemeleri’ne taşınan davalarda, ilk karar 1994’te çıkmış, Mahkeme, 87 sanığı 2 ila 15 yıl arasında değişen hapis cezalarına mahkûm etmiştir. Mahkeme, cezalarda ‘haksız tahrik indirimi’ uygulamış, Yargıtay 9. Ceza Dairesi, bu kararı bozmuş, bozma kararı üzerine bu sefer 1997’de Mahkeme saldırının ‘anayasal düzene karşı yapıldığını’ belirterek 38 sanığın idamına karar vermiştir. 2000’deki kararda idam cezasının kaldırılması sebebiyle cezalar müebbete dönüştürülmüştür.

    2001’de Yargıtay bu kararı onaylamış, ancak firari sanıkların çokluğu, ayrılan dosyalar ve itirafçıların ortaya çıkmasıyla yargı süreci yeni bir evreye geçmiştir. İtirafçılar Hizbullah, İslami Hareket Teşkilatı, Kaplancılar gibi örgütlerden bahsetse de mahkeme heyetleri bir türlü bu örgütleri görmek istememiştir.

    Davadaki üç firari sanık olan Murat Sonkur, Murat Karataş ve Eren Ceylan’ın yargılaması ise 14 Eylül 2023 tarihinde Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüşülmüş, Mahkemenin firari sanıkların iadesini talep ederken yazdığı talepnamede zaman aşımı süresine atıf yapmasının ihsas-ı rey anlamına geldiğini savunan avukatlar, firari sanıklar hakkında çıkartılan kırmızı bülten talebinin yenilenmesini istemiştir. Cumhuriyet savcısı ise 30 yıllık zamanaşımı süresinin dolduğu gerekçesiyle davanın düşürülmesini talep etmiş, Mahkeme heyeti de savcının mütalaasını kabul ederek, davanın zaman aşımı yönünden düştüğüne karar vermiştir”

    “SİYASİ AMAÇLI BİR SALDIRIDIR”

    “İnsanlığa karşı suçun tam bir tanımı varsa o da Madımak katliamıdır” diyen Fırat, araştırma önergesinde şu ifadelere yer verdi:

    “Madımak Katliamı, Maraş, Çorum katliamları gibi Alevi toplumuna ve sol görüşlü aydınlara yönelik siyasi amaçlı, sistemli, belli bir inancı ve düşünceyi hedef alan, düşmanca hislerle işlenen planlı bir saldırıdır. “Madımak’ta ‘Şeriat isteriz’, ‘Laik Cumhuriyet burada kuruldu, burada yıkılacak’, ‘Laiklik gidecek, şeriat gelecek’ sloganlarıyla yapılan bu katliam, açıkça insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur.

    30 yıl önce yaşanan, Alevilere ve aydınlara karşı işlenmiş en karanlık katliamlardan biri olan 2 Temmuz Sivas Madımak katliamının, 14 Eylül 2023 tarihli son duruşmasında, faillerinden firari üç sanığın “kaçak” sayılmalarına rağmen, neden zamanaşımı gerekçe gösterilerek yargılanmadığı, kaçak sanıkların yabancı makamlardan yurda iade talebinin neden bu güne kadar gereğince yapılmadığı, Alevilere yönelik düşmanca hislerle yapılan bu saldırının neden “insanlığa karşı işlenmiş suçlar” kapsamına alınmayıp zaman aşımına uğramasının bütün yönleriyle incelenmesi amacıyla bir Meclis Araştırma Komisyonunun kurulmasını çok önemli ve gerekli görmekteyim.”

    PİRHA/ANKARA

  • Karakaya: Derin devletin yapabileceklerini öngörmemiş olmak Aleviler açısından bir zaaftı – VİDEO

    Karakaya: Derin devletin yapabileceklerini öngörmemiş olmak Aleviler açısından bir zaaftı – VİDEO

    PİRHA – Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya, Madımak Katliamı Davası’nda verilen zaman aşımı kararını aradan geçen 30 yılı da ele alarak değerlendirdi. Karakaya, “Dava asla sahipsiz değildir. Bu davanın mahşere kalmaması önemlidir. Hesap sormak lazım. Bu hesap da ancak siyasal anlamda sorulabilir. Bu sonuç bizi şaşırtmadı ama Türkiye açısından baktığımızda büyük bir utanç ve büyük bir yüz karasıydı” dedi.

    Madımak Oteli’nde 2 Temmuz 1993’te 33 aydının yakılarak öldürülmesine ilişkin davada mahkeme heyeti davanın düşmesine karar verdi. Savcı, 30 yıllık olağanüstü zaman aşımı süresinin 2 Temmuz’da dolduğunu söyleyerek üç firari sanık hakkında zaman aşımı uygulanarak davanın düşmesini talep etmişti.

    Alevi kurumları, siyasi partiler, milletvekilleri ve hak savunucuları başta olmak üzere toplumun büyük bir kesiminden karara ilişkin tepkiler yükseliyor.

    Aradan geçen 30 yılı da ele alarak Madımak Katliamı Davası’na adaletin neden uğramadığını, Madımak Katliamı Davası’nın yeterince sahiplenilip sahiplenilmediğini Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkan Yardımcısı İbrahim Karakaya‘ya sorduk.

    “93 KONSEPTİNİ İYİ ALGILAMAK LAZIM”

    “93 konseptini, Türkiye’nin o dönemdeki siyasal sürecini iyi algılamak lazım” diye konuşan Karakaya, Sivas Katliamı’nın yaşandığı 2 Temmuz 1993 tarihini konjonktürel açıdan ele alarak şu değerlendirmeyi yaptı:
    “Sivas’ta derin devletin yapabileceklerini öngörmemiş olmak Aleviler açısından bir zaaftı. Alevilerin kendileri açısından güvenini sağlamadığı hiçbir şeye güven duymamaları gerektiğini artık tarihsel olarak görmeleri gerekir. 30 yıl boyunca biz mahkemenin her safhasında yargılanan katillerin dahi mahkemeyi izleyen bütün izleyicilere aileler de dahil ya hakaret ettiklerini ya da saldırdıklarını gördük. Mahkeme de buna göz yumdu.”

    “ASİMİLASYON POLİTİKALARINA KARŞI GELMİYORSANIZ YAZIK EDERSİNİZ”

    Sivas Katliamı’nın ardından geçen 30 yılda devletin Alevileri kendi içinde ayrıştırarak birbirleriyle çatışma noktasına getirdiğini söyleyen Karakaya, “O dönemden sonra da Aleviler, bir taraftan örgütlendiler ama bir taraftan da devlet destekli olarak kendi içlerinde çatışma ve tartışma sürecine de girdiler” dedi.

    Sürecin hala devam ettiğini dile getiren Karakaya, “Çünkü devlet son dönemde yaptığı bütün uygulamalarla Alevileri bir arada olmaya, Alevileri tek örgütlenmeye ve kendi anayasal hakları olan demokratik örgütlenmelere gidişine mani olmak için her türlü oyunu hemen hemen sergilemek durumunda kalıyor. Bu açıdan 93 konseptinden sonra Alevi örgütlenmesi çok değerlidir. Bugün bütün dünyada artık Aleviler örgütlüdür.”

    “BÜTÜN MAHKEMELER TEK ADAM REJİMİNİN EGEMENLİĞİ ALTINDA”

    Karakaya, adaletin Madımak Katliamı Davasına neden uğramadığını ise şöyle açıkladı:
    “Aslında yeni bir dönem başladı. AKP’nin özellikle kendi hukuku şuan da gündemde dolayısıyla hiçbir mahkeme bağımsız değil. Madımak ile ilgili son davaya girdiğimizde de zaman aşımı kararı çok önceden verilmişti. Yazılı olarak karar zaten ellerindeydi. Avukat arkadaşlarımız çok iyi bir savunma verdiler ama bu savunmanın hiçbirinin orada bir etki yaratma şansı yoktu. Bugün baktığınızda bütün mahkemeler AYM’de dahil olmak üzere artık hepsi tek adam rejiminin egemenliği altında. Dolayısıyla şuan Türkiye’de hukuk devletinden bahsetmek mümkün değildir.”

    “BU DAVA SAHİPSİZ DEĞİLDİR MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

    Karakaya, Madımak Katliamı Davası’nın sahipsiz kalmadığını da belirterek mücadele vurgusunu şöyle dile getirdi:
    “Sahipsiz kalmadı ama Türkiye’deki hukuk sisteminden kaynaklı olarak farklı bir sonuç beklemek de mümkün değil. Yoksa bu davanın uluslararası mahkeme boyutu var onu takip etmek lazım. Dava asla sahipsiz değildir. Bu davanın mahşere kalmaması önemlidir. Hesap sormak lazım. Bu hesap da ancak siyasal anlamda sorulabilir. Bu sonuç bizi şaşırtmadı ama Türkiye açısından baktığımızda büyük bir utanç ve büyük bir yüz karasıydı. Bu dava sahipsiz değildir mücadelemiz sürecek bunu bilmek lazım.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLERİ

    >Sivas Katliamı Davası’nda utanç karar: Katliam zaman aşımına uğratıldı- VİDEO

    >Sivas Katliamı Davası kararına tepki: Bu davayı mahşere bırakmayacağız- VİDEO

  • PSAKD Bornova Şubesinde kongre: Madımak, bir devlet katliamıdır-VİDEO

    PSAKD Bornova Şubesinde kongre: Madımak, bir devlet katliamıdır-VİDEO

    PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Şubesi 1. Olağan Genel Kurulunu gerçekleştirdi. Kongrede 33 kişinin yakılarak katledildiği Sivas Katliamı’na ilişkin firari üç sanık hakkında süren davanın duruşmasında zaman aşımı uygulanarak davanın düşmesine tepki gösterilerek, Madımak’ın bir devlet katliamı olduğu vurgulandı.

    Bornova’da bulunan Atatürk Mahallesi Cemevine gerçekleşen kongreye Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe’nin yanı sıra PSAKD Ege Bölge Sorumlusu Kemal Yıldız, PSAKD yöneticileri, Alevi kurum temsilcileri, siyasi partiler ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Kongrenin yapıldığı salona ‘Ayrımcılığa Karşı Eşit Yurttaşlık İstiyoruz’, ‘Zorunlu Din Dersi Kaldırılsın’, ‘Eşit Yurttaşlık ile Demokratik Cumhuriyete’, ‘Cemevleri İbadethanemizdir’ pankartlarının yanı sıra Madımak’ta katledilen 33 canın fotoğrafları asıldı.

    Divan seçimiyle başlayan kongrede Kureyşan Ocağı evladı Niyazi Çelik’in verdiği gülbengler sonrasında çerağlar uyandırıldı. Kongrede hakikat yolunda mücadele edenler ve Hakk’a yürüyenler için dara duruldu.

    “SALDIRILARA BOYUN EĞMEYECEĞİZ”

    Kongrenin açılış konuşmasını yapan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Şube Başkanı Barış Çelik, Alevilere yönelik saldırılar ve asimilasyon hamlelerine karşı mücadele çağrısında bulunarak, “Bizler, mevcut iktidar ve çevresindeki bloğa karşı örgütlülüğün hayati önemde olduğunu biliyoruz. İzmir mitingi bizlerin örgütlülüğünü gösterdi. ÇEDES projesine karşı alanlarda olmalıyız. Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı bizleri asimile etmeye, devletin Alevisi yapmaya çalışıyor. Bizler onlara boyun eğmeyeceğiz. İnancımıza karşı yapılan tüm saldırılara karşı eşit yurttaşlık ilkesinden vazgeçmeyerek mücadelemizi sürdüreceğiz. Bu mücadele Pir Sultan’ın duruşu Seyit Rıza’nın direnci bizlere güç katmıştır. Mekana, toprağa, inancımıza Madımak şehitlerine sözümüz var; yılmak yok. Diz çökmeyeceğiz” dedi.

    “MADIMAK BİR DEVLET KATLİAMIDIR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Madımak davasında uygulanan zaman aşımı kararının siyasi erkten bağımsız olmadığını belirterek, Madımak’ın bir devlet katliamı olduğunu söyledi. ‘Aleviler devleti yargıladı’ diyen Erçe, “Pir Sultan’ın birleştiren buluşturan bir özelliği var. Ülkede demokrasi güçleri ne yazık ki birleşmekte sıkıntılı. Bir özeleştiri olarak bunu söylemek zorundayız. Pir Sultan Abdal Derneği bir inanç örgütüdür, ayrıca demokrasi mücadelesinde önemli bir mücadele alanıdır. 35 yıldır Alevilerin hak ve taleplerine dair mücadelede öncülük ettik. Madımak Katliamının 30. yılındayız şehitlerimizi andık. Madımak davası zaman aşımına uğratıldı. Açılan dava değil bir tiyatronun sergilenmesidir. 30 yıldır katledilenler yargılandı. Madımak, bir devlet katliamıdır ve katliamcılar bu yüzden korunuyor” diye konuştu

    “BİZLER DEVLETİ YARGILADIK”

    Devletin Alevi toplumunun nezdinde yargılandığını dile getiren Erçe, “Katliamı gerçekleştirenlerin 180’i hakkında dava açıldı, 120’ si yargılandı ve serbest bırakıldılar. Kaçışları devlet tarafından tertiplendi. Yargılanması gereken devlettir. Bizler devleti yargıladık. Divanı biz kuracağız, adaleti ise halkın vicdanıdır. Bütün katliamlarla yüzleşeceğiz. Kurumlarımızı canlı tutmamız, örgütlenmemiz, Alevilerin taleplerini ve toplumun sorunları birleştiren bir yerden mücadeleyi büyütmemiz gerekiyor” ifadelerini kullandı.

    Faaliyet, denetleme ve mali raporun oylamaya sunulması sonrasında tek liste ile seçime gidilen kongrede başkanlığa Barış Çelik seçildi.

    PİRHA/İZMİR 

  • Sivas Katliamı Davası kararına karşı hashtag eylemi başlatıldı

    Sivas Katliamı Davası kararına karşı hashtag eylemi başlatıldı

    PİRHA- Sivas Katliamı davasının zaman aşımına uğratılarak düşürülmesine ilişkin tepkiler büyüyor. Sosyal medyada hashtag eylemi başlatılarak “İnsanlık davasında zaman aşımı olmaz” denildi.

    Madımak Oteli’nde 2 Temmuz 1993’te 33 aydının yakılarak öldürülmesine ilişkin davada mahkeme heyeti davanın düşmesine karar verdi. Savcı, 30 yıllık olağanüstü zaman aşımı süresinin 2 Temmuz’da dolduğunu söyleyerek üç firari sanık hakkında zaman aşımı uygulanarak davanın düşmesini talep etmişti.

    Alevi kurumları, siyasi partiler, milletvekilleri ve hak savunucuları başta olmak üzere toplumun büyük bir kesiminden karara ilişkin tepkiler yükseliyor. Sosyal medyada kararı protesto etmek amacıyla hashtag eylemi başlatıldı.

    Alevi Bektaşi Federasyonu, “Zaman aşımı kararı katliamı aklamaktır. İnsanlık suçlarında zaman aşımı olmaz. Katiller her yerde. Affetmiyoruz” dedi.

    “ALEVİLER SÖZ KONUSU OLUNCA ADALET ORTADAN KALKIYOR”

    Yeşil Sol Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat yaptığı paylaşımda “Sivas Katliamı davası zaman aşımına uğradı! Biz Aleviler söz konusu olunca bu ülkede adalet ortadan kalkıyor. Ülkenin şehir merkezinde, canlı yayınlarda göz göre göre insanlar yakılarak katledildi. Ama bugün bu görüntüleri bilen ve yakın tarihimizin en karanlık katliamlarını yapanları temize çıkardı bu hakimler ve savcılar. Adalet arayışımız bitmeyecek. Bu dava insanlık davası dedik. Her platformda adalet için bütün katliamların aydınlatılması, sorumluların hesap vermesi için hukuki mücadelemizi sürdüreceğiz” ifadelerine yer verdi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Genel Merkez yöneticisi avukat Eren Keskin, “İnsanlığa karşı suçlarda zaman aşımı olmaz. Ankara JİTEM davasından sonra şimdi de Madımak davası. Belli ki ‘gözbebeklerini’ korumaya devam ediyorlar” dedi.

    Madımak Katliamı Hafıza Merkezi tarafından da şu tepki dile getirildi:

    “Madımak Katliamı davasında mahkeme, savcının zaman aşımı talebini kabul etti. Koray’ın çocuk gülüşünü, Uğur’un, Behçet’in dizelerini, Asuman’ın semaha duruşunu, Nesimi’nin sesini, Hasret’in soluğunu aldılar bizden. 33 canı; çocuğu, genci, aydını katlettiler”

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi Kurum Başkanları’ndan Sivas katliamı davasına çağrı-VİDEO

    Alevi Kurum Başkanları’ndan Sivas katliamı davasına çağrı-VİDEO

    PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe ve Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan 14 Eylül’de Ankara’da görülecek olan Sivas Katliamı Davasına çağrıda bulundu. Alevi başkanları, herkesi 14 Eylül’de görülecek olan duruşmaya katılarak, 30 yıldır süren adalet arayışının bir parçası olmaya davet etti.

    Sivas’ta düzenlenen Pir Sultan Abdal şenlikleri sırasında Madımak Otelinde 33 Alevi yurttaşın yakılarak öldürülmesine ilişkin görülen dava zamanaşımı sınırına geldi. 14 Eylül Perşembe Günü Ankara’da görülecek olan davada karar verilmesi bekleniyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe ve Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, 14 Eylül’de görülecek duruşma için çağrı yaptı.

    “BU DAVA ARTIK İNSANLIK DAVASIDIR”

    PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe, Sivas Katliamı için adaletin 30 yıldır sağlanmadığını hatırlatarak, “Biz 30 yıldır Sivas için adalet herkes için adalet dedik bunu niçin söylediğimizin çok iyi anlaşılmış olması gerekiyor artık çünkü geçmişiyle, tarihiyle yüzleşmeyen toplumların, devletlerin çürüdüğünü zaten biliyoruz onlarca tarihin çöktüğüne gitmiş yapılanmalar var, imparatorluklar var, devletler var. 30 yıldır adalet arıyoruz, 30 yıldır sağlanamayan bir adalet ile karşı karşıyayız. Ne yazık ki bu adalet arayışını sürdüren 33 aydınımızın, 33 gencimizin ailelerini de birer birer hakka uğurlamaya başladık. En son Mahmut amcayı gönderdik, Nurcan Şahin’in babasını gönderdik.

    Yarın arana katiller yönünden devam eden bir duruşma var Ankara Sıhhiye Adliyesi’nde biz bir kez daha kamuoyuna çağrıda bulunuyoruz, özellikle hukukçulara, siyasetçilere, demokratik kitle örgütlerine, bütün demokrasiden, eşitlikten, adaletten yana olduğunu söyleyen bütün kesimlere çağrı yapıyoruz gelin adalet arayışımızı bir koldan, bir elden devam ettirelim. Ortak sese ses olun ve çağırımıza uyun çünkü biz böyle yapmaz isek biz bu adalet arayışımızı eğer birleştirmez isek ne yazık ki var olan, içeride olan katiller de serbest bırakılmaya devam edecek. En son örneğini Hayrettin Gül’de gördük. Cumhurbaşkanı bir katili daha affetti. Aslında katliamın başından beri devletin aldığı tutum belliydi. Başından beri devlet katliamcılardan ve katillerden yana bir tavır sergiledi bunu devam ettiriyor. Biz de buna karşı ısrarla ve inatla adalet demeye devam edelim. Yarın saat 14.00’de Ankara Sıhhiye Adliyesi’nde yan yana gelelim birlikte adalet diyelim çünkü insanlığa karşı işlenmiş suçlarda zamanaşımı olmadığını biliyoruz onlar da biliyor, bir kez daha birlikte hatırlatalım. Bu dava artık insanlık davasıdır. İnsanım diyen, insanlık adına laf söyleyen herkesin orada olmasını bekliyoruz” dedi.

    “ADALET ÖNÜNDE KATİLLER VE CANİLER HESAP VERMEDİLER”

    ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan ise 14 Eylül’de herkesi Ankara Sıhhiye Adliyesine çağırdı. Arslan, konuya ilişkin şunları söyledi:

    “Biliyorsunuz 30 yıl önce bu topraklarda, Sivas Madımak’ta canlarımız katledildi. Bugün o canlarımızı katleden zihniyet 30 yıl geçmesine ve suçu sabit olmasına rağmen canileri ve katilleri serbest bırakıyor. 14 Eylül’de Ankara’da yapılacak olan Sivas Madımak Duruşması bu anlamıyla daha da önem kazanıyor. 30 yıldır Adaletin bütün hukuksuzluğunu gördük. Adalet önünde katiller ve caniler hesap vermediler ve hesap sorulmadı. 14 Eylül saat 14’de Ankara Adliyesi’nde hep beraber olalım bu ülkedeki katillere, canilere, hukuksuzluğa, adaletsizliğe dur diyelim.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Abdal Musa Dergahı’ndan 2 Temmuz’a çağrı: Zamanaşımına izin vermeyeceğiz-VİDEO

    Abdal Musa Dergahı’ndan 2 Temmuz’a çağrı: Zamanaşımına izin vermeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA- Abdal Musa anma etkinliğinde Alevi örgütleri adına konuşan PSAKD Genel Sekreteri İsmail Ateş, 2 Temmuz Sivas anmasına çağrı yaparak, “İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olmaz. Bu ülkenin katliam tarihidir ve yüzleşmek zorundadır. 2 Temmuz’da herkesi Sivas’a bekliyoruz. Ailelerimizin yüreği hala yangın yeri” dedi.

    18’inci Uluslararası 39’uncu Abdal Musa Anma Etkinlikleri kapsamında Antalya’ya gelen Alevi yurttaşlar dergahı ziyaret ederek lokmalarını paylaştı.

    Alevi toplumunun önemli inanç önderlerinden olan Abdal Musa,  Antalya’nın Elmalı ilçesi Tekke köyünde yaşamış ve burada dergahını kurarak inanç ve kültür yaşamına iz bırakmasında dolayı her yıl düzenlenen etkinliklerle anılmaya devam ediyor.

    Anma etkinliklerinin ikinci gününde anfi tiyatroda gerçekleşen konser ve buluşmaya çok sayıda kişi katıldı.

    Abdal Musa Dergahı Postnişi Hüseyin Eriş açılış konuşmasında gülbeng vererek, “Abdal Musa olmasaydı bugünkü cem ibadetimiz olmayacaktı. Kadıncık Ana Abdal Musa’yı yetiştiren ona yolu gösterendir. Yolumuza sahip çıkalım” ifadelerini kullandı.

    ATEŞ: MADIMAK ZAMAN AŞIMINA UĞRATILMAZ, İZİN VERMEYECEĞİZ!

    Açılış konuşmasında Alevi kurumları adına söz alan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Sekreteri İsmail Ateş, Madımak davasının zaman aşımına uğratılmasına izin vermeyeceklerini dile getirdi. Ateş, 2 Temmuz’da Sivas’ta gerçekleşecek anmaya katılım çağrısında bulunarak, “Madımak Katliamının 30. yılını yaşıyoruz. Zaman aşımına uğratılmak istenen bir dava var. İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı olmaz ve buna izin vermeyeceğiz. Daha Maraş, Çorum, Sivas’la yüzleşmedik, yüzleşilmek istenmedi. Bu ülkenin katliam tarihidir ve yüzleşmek zorundadır. 2 Temmuz’da herkesi Sivas’a bekliyoruz. Ailelerimiz yüreği hala yangın yeri. Zaman aşımına karşı durmak zorundayız. Bu davanın peşini bırakmayacağız” ifadelerini kullandı.

    Açılış, sanatçıların seslendirdiği eserler ile son buldu.

    PİRHA/ANTALYA

  • ‘Sivas Katliamı davasının her duruşmasından sonra katliam kendisini tekrarlıyor’

    ‘Sivas Katliamı davasının her duruşmasından sonra katliam kendisini tekrarlıyor’

    PİRHA-İstanbul Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Derneği Başkanı Ufuk Emre Bektaş, zaman aşımı tehlikesiyle karşı karşıya olan Sivas Katliamı davası ile Musa Anter’in düşürülen davasına ilişkin yaptığı açıklamada “29 yıldır süren bu davanın her duruşması sonrası bu katliam kendisini tekrarlamaya ve canımızı yakmaya devam ediyor. Katliamın sürekliliği budur. “Sivas yanmaya devam ediyor” derken kastımız budur. Biz bu davayı o divana bırakmamalıyız. Devlet bununla yüzleşmeli” dedi.

    33 kişinin yaşamını yitirdiği Sivas Katliamı’nın 3 firari sanık üzerinden devam eden davasının 29’uncu duruşması 21 Eylül Çarşamba günü Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Zaman aşımı tehlikesi ile karşı karşıya olan davanın bir sonraki duruşması 26 Ocak 2023 tarihine ertelendi. Aynı gün Ankara Adliyesi’nde görülen Musa Anter davası ise zaman aşımı gerekçesiyle düşürüldü.

    Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) bileşeni İstanbul Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Derneği Başkanı Ufuk Emre Bektaş her iki davaya ilişkin PİRHA‘ya açıklamalarda bulundu.

    “HER DURUŞMA SONRASI KATLİAM KENDİSİNİ TEKRARLIYOR”

    Madımak davasının son duruşmasını yerinde takip eden Bektaş, şunları kaydetti:

    “Sivas Madımak Katliamı davası, Türkiye’deki hukuk sistemini, adaletsizliği gözler önüne sermeye devam ediyor. Davanın avukatlarından Özgür Piroğlu, davayı uluslararası mahkemelere taşıyacaklarını beyan etti. Çünkü 29 yıldır süren Madımak, 2023 yılında 30. yılına girecek ve her ne kadar uluslararası ceza hukuku ile TCK gereğince, insanlığa karşı işlenen suçlarda zamanaşımı olmasa da zamanaşımına uğratılacak. Makul ve adil yargı süresinin çoktan aşıldığı bu davanın, iç hukuk yollarının tüketilmesine ramak kala, uluslararası mahkemelere taşınacak olması yerinde bir hamle olacak.

    29 yıldır süren bu davanın her duruşması sonrası bu katliam kendisini tekrarlamaya ve canımızı yakmaya devam ediyor. Katliamın sürekliliği budur. “Sivas yanmaya devam ediyor” derken kastımız budur. Adaletin yerini bulmadığı her gün o alev harlanmış oluyor. Madımak büyük bir  yaradır ve bu yara kabuk bağlamamalı. Buna müsaade etmemeliyiz. Bu yara sarılabilir, ama onun da yolu adalettir.”

    “SİVAS DAVASINI DİVANA BIRAKMAMALIYIZ”

    Davanın zaman aşımı tehlikesine de değinen Bektaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “3 firari sanığın Türkiye’ye getirilmesi için görülen davada; devlet kusuru olduğuna dair rapor Devlet Denetleme Kurulu tarafından tespit edilmiş olmasına rağmen mahkemenin; dönemin başbakanı Tansu Çiller’in, dönemin Belediye Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun ve dönemin Sivas Valisi Ahmet Karabilgin’in dinlenmesi talebini reddetmesi apaçık bu davanın zamanaşımıyla düşmesini sağlama çabasıdır. Zamanaşımı gelir, hukuk bunu unutur. Ama insanlık unutmaz. Türkiye’de adalet sisteminin onuru için bir turnusoldur Madımak Katliamı.

    Yargının bu davayı zaman aşımına düşürme çabası bir motivasyon gerektiriyor ve biz bu motivasyonun nereden alındığını da çok iyi biliyoruz. Bir önceki davanın zaman aşımından düşürülmüş olmasına “hayırlı olsun” diyen o dil, bugün ülkenin en yetkili ağızı. Dolayısıyla bu motivasyon doğrudan Cumhurbaşkanı Erdoğan’dan alınıyor. Biz Alevi örgütleri ve Alevi yurttaşlar da motivasyonumuzu Pir Sultan’dan alıyoruz.

    Pir Sultan der ki, “Kalsın benim davam divana kalsın”. Biz bu davayı o divana bırakmamalıyız. Zaman aşımı olsa da, dava düşürülecek olsa da bu dava yeniden görülmeli, bu alemde görülmeli ve devlet bununla yüzleşmeli. Niye devlet bununla yüzleşmeli diyorum; çünkü başından beri sanık sandalyesinde oturması gereken bu sistemin kendisiydi.”

    “90’LARIN MOTİVASYONU DAVAYI ZAMAN AŞIMINA İTTİ”

    Bektaş, son olarak Musa Anter’in zaman aşımına uğratılan davasıyla ilgili olarak da “Madımak davasının görüldüğü saatlerde, üzerinde “Adalet Sarayı” yazan aynı binanın içinde “Adalet Mülkün Temelidir” yazan bir başka duruşma salonunda bir başka adaletsizlik hâli vardı. Musa Anter davası görülmekteydi. Bu dava zaman aşımı nedeniyle düşürüldü. Aslında baktığınız zaman burada da bir motivasyon hali var. 90’ların motivasyonu. “Karanlık günler” diye adlandırdığımız o yıllarda işlenmiş olan bu cinayet davası yine bu yargı sistemince adeta zaman aşımına itildi” ifadelerini kullandı.

    Barış KOP / İSTANBUL