PİRHA- İPSD İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği ile SEVDER İzmir Şubesi tarafından Madımak Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla Yamanlar Mahallesi’nde anma etkinliği düzenlendi. Yürüyüşün ardından yapılan açıklamada, Madımak Katliamı’nın Cumhuriyet’e, laikliğe ve aydınlanmaya yönelik bir saldırı olduğu vurgulandı.
Anma programı kapsamında yurttaşlar, Yamanlar Mahallesi Kubilay Caddesi Okul Durağı önünde bir araya geldi. Buradan Nazım Hikmet Parkı’na yürüyen katılımcılar, parkta düzenlenen anma programına katıldı. Etkinlik, daha sonra dernek binasında gerçekleştirilen sohbetle devam etti.
“PİR SULTAN MAZLUMLARIN DİRENİŞİNİN ADIDIR”
Ortak açıklamada, Pir Sultan Abdal’ın zulme boyun eğmeyenlerin simgesi olduğu belirtilerek, 2 Temmuz 1993’te Sivas’a giden aydınların, sanatçıların, şairlerin ve genç semahçıların Pir Sultan’ın mücadele geleneğini yaşatmak amacıyla orada bulunduğu ifade edildi.
“MADIMAK’TA CUMHURİYET VE LAİKLİK HEDEF ALINDI”
Açıklamada, Madımak Katliamı’nın planlı bir saldırı olduğu belirtilerek, Madımak Oteli’nin saatler boyunca kuşatma altında tutulduğu ve katliamın kamuoyunun gözleri önünde gerçekleştiği hatırlatıldı.
Katliamın yalnızca 33 canı değil, Cumhuriyet’i, laikliği, aydınlanmayı, sanatı ve düşünce özgürlüğünü hedef aldığı belirtilen açıklamada, dönemin siyasi sorumlularının ve katliam sonrasında cezasızlık politikalarının eleştirildiği ifade edildi.
“SİVAS’IN IŞIĞI SÖNMEYECEK”
Aradan geçen 33 yıla rağmen Madımak’ta yaşamını yitirenlerin mücadelesinin sürdüğü belirtilen açıklamada, Kerbela’dan Maraş’a, Çorum’dan Gazi’ye ve Gezi’ye kadar yaşanan katliamların unutulmayacağı vurgulandı.
Anma etkinliği, Nazım Hikmet Parkı’ndaki konuşmaların ardından katılımcıların dernek binasında bir araya gelerek Madımak Katliamı ve güncel gelişmeler üzerine gerçekleştirdiği sohbetle sona erdi.
PİRHA- Hozat Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri, Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılında yaşamını yitiren 33 aydın, sanatçı ve ozanı Cumhuriyet Meydanı’nda düzenledikleri basın açıklamasıyla andı. Anmada, katliamın gerçek sorumlularının yargılanması ve Madımak Oteli’nin Utanç Müzesi’ne dönüştürülmesi çağrısı yapıldı.
Cumhuriyet Meydanı’nda saat 17.00’de bir araya gelen yurttaşlar, Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anarak adalet taleplerini dile getirdi.
Platform adına basın açıklamasını Hozat İttifakı İl Genel Meclisi Üyesi İnan Yılmaz okudu.
“KATLİAMIN GERÇEK SORUMLULARI HESAP VERMELİ”
Açıklamada, 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta yaşanan katliamın yalnızca geçmişte kalmış bir insanlık suçu olmadığı belirtilerek, aradan geçen 33 yıla rağmen gerçek sorumluların tam anlamıyla yargı önüne çıkarılmamasının toplumsal vicdanda derin bir yara olarak varlığını sürdürdüğü ifade edildi.
Dönemin siyasi sorumluları başta olmak üzere katliamda ihmali ve sorumluluğu bulunan herkesin tarih ve toplum vicdanı önünde hesap vermesi gerektiği vurgulanan açıklamada, cezasızlık politikalarının benzer acıların yaşanmasının önünü açtığı kaydedildi.
“MADIMAK UTANÇ MÜZESİ’NE DÖNÜŞTÜRÜLSÜN”
Açıklamada, Madımak Oteli’nin Utanç Müzesi‘ne dönüştürülmesi çağrısı yinelenirken, Alevilere yönelik ayrımcılığı, nefret söylemini ve baskıcı politikaları besleyen uygulamalara son verilmesi istendi.
Platform, eşit yurttaşlık, laiklik, demokrasi ve özgürlük mücadelesini kararlılıkla sürdüreceklerini vurguladı.
Basın açıklamasının ardından Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenler anısına mumlar yakıldı. Anma, katılımcıların hep birlikte “Sivas’ı unutmadık, unutturmayacağız” sloganını atmasıyla sona erdi.
PİRHA- Sivas Madımak Katliamı’nın 33’üncü yılında Mersin’de bulunan Madımak Anıtı önünde anma yapıldı. Anmada, cezasızlık politikasına dikkat çekilerek, “Bugün bizlere düşen görev; kin değil adalet, intikam değil hukuk, ayrışma değil kardeşlik, nefret değil barış dilini büyütmektir” denildi.
Mersin Cemevi, 2 Temmuz Madımak Barış ve Kardeşlik Parkı’nda Sivas Madımak Katliamı’nın 33’üncü yılında anma töreni düzenledi. Törene demokratik kitle örgütü temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.
Törende yaşamını yitirenler için bir dakikalık saygı duruşunda bulunuldu. Ardından Mersin Cemevi Kadın Komisyonu Sözcüsü Aysel Kılavuz, 2 Temmuz 1993’ün Türkiye’nin toplumsal belleğine kara harflerle kazınan, insanlığın vicdanında derin yaralar açan bir tarih olduğunu belirterek, “Sivas Katliamı; karanlığın aydınlığa, nefretin kardeşliğe, bağnazlığın bilime ve sanata yönelttiği en acı saldırılardan biridir. Bu acıyı unutmamak, unutturmamak ve gelecek kuşaklara aktarmak hepimizin ortak sorumluluğudur” dedi.
“KATLİAM TÜM YÖNLERİYLE AYDINLATILMALI”
Geçen yıllar boyunca adaletin tam anlamıyla sağlanamamış olması, toplumsal vicdandaki yarayı daha da derinleştirdiğini vurgulayan Kılavuz, “Katliamın tüm yönleriyle aydınlatılması, sorumluların hesap vermesi ve benzer acıların bir daha yaşanmaması için hukukun üstünlüğüne, demokrasiye ve insan haklarına her zamankinden daha fazla ihtiyaç vardır. İnancı, kimliği, düşüncesi ya da yaşam biçimi ne olursa olsun herkesin eşit yurttaşlık hakkına sahip olduğu; hiçbir ayrımcılığın ve nefret söyleminin yaşam bulmadığı bir ülke özlemi, Sivas’ta yitirdiğimiz canlara karşı en büyük sorumluluğumuzdur” diye belirtti.
“NEFRET DEĞİL BARIŞ DİLİNİ BÜYÜTMEKTİR”
Madımak, yalnızca geçmişin acısını hatırlatan bir bina değil; toplumsal belleğin, yüzleşmenin ve vicdanın simgesi olması gerektiğinin altını çizen Kılavuz, şunları ifade etti:
“Katledilenlerle katliama ortak olanların aynı zeminde anılması, adalet duygusunu zedelemekte ve acıları yeniden büyütmektedir. Sivas Katliamında ateşe yazılan isimlerden Metin Altıok’un son sözü: “Birimize bir şey olursa ne yaparız?Kalanlar, ölenler için şiirler yazar,” Ateşe yazılmış isimlerimizi anarak hep yaşatacağız! Bugün bizlere düşen görev; kin değil adalet, intikam değil hukuk, ayrışma değil kardeşlik, nefret değil barış dilini büyütmektir. Çünkü biliyoruz ki geçmişle yüzleşmeyen toplumlar, aynı acıları yaşamaya mahkûmdur.
İnsan haklarından, özgürlükten, eşitlikten, laiklikten, demokrasiden ve barış içinde bir arada yaşamaktan yana olan herkesle birlikte bir kez daha haykırıyoruz: Sivas’ı unutmadık! Unutmayacağız! Unutturmayacağız!”
Anmada Zakir Rıza Aydın deyişler okudu, ardından Mersin Cemevi üyesi kadınlar semah döndü. Ardından anıta karanfiller bırakılıp mumlar yakıldı.
Bir diğer anma Mersin Cemevi’nde yapıldı. 33 sanatçı, yazar, aydın adına cemevinde Madımak Oratoryası sahnelendi. Semra Turaç Çelik’İn hazırladığı oratoryada Reyhan Kurtulmaz Nesimi Çimen, Muhlis Akarsu ve Hasret Gültekin’den eserler seslendirdi.
Anmada Mersin Cemevi Başkanı Hasan Kılavuz ve Prof. Dr. Erkan Aktaş da birer konuşma yaparak, katliamın unutulmaması için adalet ve yüzleşme çağrısında bulundular.
PİRHA- Dersim Barosu, Sivas Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla yaptığı açıklamada, 1993 yılının suikastlar, faili meçhul cinayetler, gözaltında kayıplar, yakılan köyler ve Madımak Katliamı ile Türkiye tarihinin en karanlık yıllarından biri olduğunu belirterek, geçmişle yüzleşmenin ortak geleceğin inşası için zorunlu olduğunu vurguladı.
Dersim Barosu Yönetim Kurulu, Sivas Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla yazılı bir açıklama yaptı.
Açıklamada, “Çoğumuzun hayatını yeni yeni anlamlandırdığı 1993 çok şey hatırlatır insana. Sokak ortasında vurulanlar, kalemi susturulanlar, kurşunlananlar, diri diri yakılanlar… İnsanın büyümeyi unuttuğu, Türkiye tarihinin en karanlık yılı” denildi.
1993 yılında peş peşe gelen suikastlar ve faili meçhul cinayetlerle bir dönemin acı simgesinin oluştuğu belirtilen açıklamada, gazetecilerin, siyasetçilerin, aydınların, iş insanlarının, insan hakları savunucularının ve yurttaşların hedef alındığı ifade edildi.
Açıklamada, “Kimi evinin önünde, kimi sokakta, kimi aracında, aydınlar ise otelde yakılarak katledildi. Her cinayetin, her katliamın ardından benzer, tanıdık cümleler kuruldu: ‘Araştırılıyor.’ ‘Soruşturma sürüyor.’ ‘Failler bulunacak’” ifadelerine yer verildi.
“FARKLI OLMAK BİLE HEDEF HALİNE GELMEYE YETİYORDU”
Dersim Barosu, 1993’ün korkunun gündelik hayatın parçası hâline geldiği yıllardan biri olduğunu belirterek, insanların yalnızca can güvenliğini değil, düşüncelerini ifade etme cesaretini de kaybetmeye başladığını vurguladı.
Açıklamada, “Çünkü kimi zaman bir yazı, kimi zaman bir türkü, kimi zaman sadece farklı olmak bile hedef hâline gelmeye yetiyordu” denildi.
Baro açıklamasında, 1993 yılının Uğur Mumcu suikastı ile Turgut Özal’ın ani ölümüyle derin sarsıntılar içinde başladığı belirtilerek, “Ülke, art arda yaşanan sarsıcı olayların ardından giderek daha kutuplaşmış, daha gergin ve daha kırılgan bir siyasal iklime sürüklenmişti. İşte Madımak Katliamı, böyle bir atmosferde meydana geldi” ifadeleri kullanıldı.
Açıklamada, “Aydınların yakılması; hukukun üstünlüğüne olan inancı, farklılıklarla birlikte yaşama umudunu ve devletin herkesi eşit biçimde koruyacağına dair güveni de ağır biçimde sarstı” denildi.
Baro, dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in katliamın ardından yaptığı açıklamaların da uzun yıllar etkisini sürdürdüğünü ifade etti.
“1993, ORTAK HAFIZANIN ADIDIR”
Dersim Barosu açıklamasında, “1993… Suikastlar, faili meçhul cinayetler, gözaltında kayıplar, yakılan köyler, toplumsal kutuplaşma ve sonunda Madımak’ta yükselen alevler… Hepsi aynı dönemin farklı yüzleri olarak hafızada yerini koruyor” denildi.
Açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Bir ülkenin geleceği, geçmişindeki acıları inkâr etmeden konuşabilmesiyle güçlenir. 1993… Cevap bekleyen soruların, tamamlanmamış adaletin ve unutulmaması gereken bir ortak hafızanın adıdır.”
Dersim Barosu, açıklamasının sonunda Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 canın isimlerini anarak, “Ülkenin sesi, sözü, ezgisi, şiiri ve ortak vicdanı olan 33 canın bıraktığı miras; halkların kardeşliğini, eşitliği, özgürlüğü ve birlikte yaşama iradesini yaşatmaya devam edecektir” ifadelerini kullandı.
Baro, açıklamasını “33 Can’a sevgiyle ve özlemle” sözleriyle tamamladı.
PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ile HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, Madımak Katliamı’nın 33. yılında Sivas’ta yaptıkları açıklamada, Madımak’ın resmen “Utanç Müzesi”ne dönüştürülmesi, TBMM’de Hakikat ve Yüzleşme Komisyonu kurulması ve insanlığa karşı işlenen suçlarda cezasızlık politikasına son verilmesi çağrısında bulundu.
Madımak Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla Sivas’ta Madımak Oteli önünde yapılan anma programında konuşan DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları ve HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş, katliamla yüzleşilmeden toplumsal barışın sağlanamayacağını vurguladı.
“TBMM HAKİKAT VE YÜZLEŞME KOMİSYONU KURMALI”
Tülay Hatimoğulları, aradan 33 yıl geçmesine rağmen katliamın acısının ilk günkü gibi canlı olduğunu belirterek, davanın zaman aşımıyla kapatılmasının kabul edilemez olduğunu söyledi.
Türkiye’nin Sivas başta olmak üzere Koçgiri, Dersim, Çorum ve Gazi gibi katliamlarla yüzleşmesi gerektiğini ifade eden Hatimoğulları, TBMM’nin resmi bir Hakikat ve Yüzleşme Komisyonu kurmasını istedi.
Hatimoğulları, “Sivas Katliamı başta olmak üzere Alevilere ve insanlığa karşı işlenmiş bütün suçlarla yüzleşilmeli, devlet resmi özrünü dilemelidir” dedi.
“MADIMAK HALKIN VİCDANINDA ZATEN BİR UTANÇ MÜZESİ”
Madımak Oteli’nin yıllardır “Utanç Müzesi” yapılması talebinin karşılanmadığını belirten Hatimoğulları, Alevi kurumlarının anma günü otelin duvarına “Madımak Utanç Müzesi” tabelası asmasının önemli bir irade beyanı olduğunu söyledi.
Hatimoğulları, “Olması gereken bunun devlet eliyle yapılmasıydı. Ancak Alevi toplumunun vicdanında burası zaten bir Utanç Müzesi’dir” ifadelerini kullandı.
“İNSANLIĞA KARŞI SUÇLARDA ZAMAN AŞIMI OLMAZ”
Sivas Katliamı’nın insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu vurgulayan Hatimoğulları, bu nedenle zaman aşımının uygulanamayacağını belirtti.
Katliam hükümlülerinden bazılarının Cumhurbaşkanı affıyla tahliye edilmesini de eleştiren Hatimoğulları, bunun adalet duygusunu zedelediğini söyledi.
Konuşmasında Suriye’de Alevilere yönelik saldırılara da değinen Hatimoğulları, Lazkiye, Hama, Humus ve diğer bölgelerde Alevilerin hedef alınmaya devam ettiğini ifade etti.
Alevi kadınların kaçırıldığı ve inanç değiştirmeye zorlandığı yönündeki iddialara dikkat çeken Hatimoğulları, uluslararası insan hakları örgütleri ile Alevi kurumlarına dayanışma çağrısı yaptı.
Hatimoğulları, bu coğrafyada en ağır bedelleri ödeyen toplumsal kesimlerden ikisinin Kürtler ve Aleviler olduğunu belirterek, barış ve demokratik toplumun inşasında ortak mücadele çağrısında bulundu.
Farklı halkların ve inançların eşit yurttaşlık temelinde yaşayacağı demokratik bir cumhuriyet hedefini savunduklarını söyleyen Hatimoğulları, “33 canımızı unutmadık, unutturmayacağız” dedi.
BEŞTAŞ: CEZASIZLIK YENİ KATLİAMLARIN ÖNÜNÜ AÇIYOR
HDK Eş Sözcüsü Meral Danış Beştaş da Türkiye’de katliamlarla yüzleşilmediği sürece demokratik bir geleceğin kurulamayacağını söyledi.
Madımak Katliamı’nın cezasız bırakılmasının yeni katliamların önünü açtığını belirten Beştaş, “Katilleri koruyan her karar, her cezasızlık politikası yeni katliamlara davetiye çıkarmaktadır” dedi.
“MADIMAK HEPİMİZ İÇİN BİR UTANÇ SAYFASIDIR”
Madımak’ın hala Utanç Müzesi yapılmamasını eleştiren Beştaş, “33 insan burada vahşice katledildi. Bunu unutturmamak hepimizin sorumluluğudur” diye konuştu.
Alevilere yönelik ayrımcı politikaların sona ermesi gerektiğini belirten Beştaş, herkesin kendi inancını özgürce yaşayabilmesi gerektiğini ifade etti.
Beştaş, Alevilere yönelik katliamların da Kürtlere yönelik katliamlar gibi Türkiye’nin yüzleşmesi gereken tarihsel gerçeklerinden biri olduğunu belirterek, bu mücadelede ortak dayanışmanın önemine dikkat çekti.
PİRHA- DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Oteli’nde yaşamını yitiren 33 kişinin anısına Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne “Sivas Katliamı ile Yüzleşme, Hafıza ve Adaletin Sağlanması Hakkında Kanun Teklifi” sundu. Teklifte Madımak Oteli’nin “Utanç Müzesi”ne dönüştürülmesi, hakikat komisyonu kurulması ve katliama ilişkin devlet arşivlerinin açılması istendi.
DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Sivas Katliamı’nın 33. yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na “Sivas Katliamı ile Yüzleşme, Hafıza ve Adaletin Sağlanması Hakkında Kanun Teklifi” sundu.
Teklifin genel gerekçesinde, 2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal Kültür Etkinlikleri sırasında Madımak Oteli’ne yönelik saldırıda, aralarında sanatçı, yazar, akademisyen ve aydınların bulunduğu 33 kişinin yakılarak katledildiği hatırlatıldı.
HAKİKAT ARAYIŞI SÜRÜYOR
Gerekçede, aradan geçen 33 yıla rağmen katliamın tüm yönleriyle aydınlatılamadığı, tüm faillerin yargı önüne çıkarılamadığı ve davanın zaman aşımı nedeniyle sonuçlandırılmasının toplumun adalet duygusunu zedelediği belirtildi.
Sivas Katliamı’nın insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğu vurgulanan gerekçede, evrensel hukuk ilkeleri doğrultusunda cezasızlıkla mücadele edilmesi ve hakikat arayışının tamamlanması gerektiği ifade edildi.
“GEÇMİŞLE YÜZLEŞME DEMOKRATİK TOPLUMUN GEREĞİDİR”
Teklifte, Sivas Katliamı’nın Türkiye’nin demokratikleşmesi, eşit yurttaşlık ve toplumsal barış açısından yüzleşilmesi gereken tarihsel bir kırılma olduğu belirtilerek, Maraş, Çorum, Dersim ile Gazi ve Ümraniye’de yaşanan katliamlarla da gerçek anlamda yüzleşilememesinin ayrımcılık ve cezasızlık kültürünü beslediği ifade edildi.
Demokratik bir toplumun geçmişte yaşanan ağır insan hakları ihlalleriyle yüzleşmesi, hakikati açığa çıkarması ve mağdurların adalet taleplerini karşılamasının temel bir sorumluluk olduğu kaydedildi.
MADIMAK İÇİN “UTANÇ MÜZESİ” ÖNERİSİ
Kanun teklifinde, Madımak Oteli’nin Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde “Madımak Utanç Müzesi” ve kamusal hafıza mekânı olarak yeniden düzenlenmesi önerildi.
Ayrıca Sivas il merkezinde katliamda yaşamını yitiren 33 kişinin isimlerinin yer aldığı bir anıt yapılması, katliama ilişkin devlet arşivlerinin kamuoyuna açılması, tüm bilgi ve belgelerin erişilebilir hale getirilmesi, hakikat, adalet ve yüzleşme komisyonu kurulması ile insanlığa karşı suçlarda cezasızlığın önüne geçecek yasal düzenlemelerin hayata geçirilmesi talep edildi.
Kordu, teklifin gerekçesinde, bu düzenlemelerin hem toplumsal hafızanın güçlendirilmesi hem de benzer insanlık suçlarının bir daha yaşanmaması açısından önemli bir adım olacağını vurguladı.
PİRHA- Madımak Katliamı’nın 33. yılında Sivas Emek ve Demokrasi Güçleri, 2 Temmuz anma programına katılım çağrısı yaptı. Açıklamada, “Madımak utanç müzesi olsun, gerçek sorumlular yargılansın” talebi yinelenirken, katliamın siyasal arka planıyla yüzleşilmesi ve adalet mücadelesinin sürdürülmesi gerektiği vurgulandı.
Sivas Emek ve Demokrasi Güçleri, 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde katledilen 33 aydın, sanatçı ile 2 otel emekçisini anmak için düzenlenecek 33. yıl programına katılım çağrısı yaptı.
Evrensel’in haberine göre 30 Haziran’da Şarkışla Emlek Yöresi köylerindeki anıt mezar ziyaretlerine katılan Emek ve Demokrasi Güçleri, 1 Temmuz’da ise İmranlı Han Köyü’nde Hasret Gültekin’in anıt mezarında anma gerçekleştirdi. Ardından Cumhuriyet Meydanı’nda basın açıklaması yapıldı.
Basın açıklamasına Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Başkanı Cuma Erçe, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan ile Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren Koray ve Menekşe Kaya’nın babası İsmail Kaya katıldı. “Sivas’ın Işığı Sönmeyecek” pankartının açıldığı açıklamada, “Sivas’ı unutma unutturma” ve “Sivas’ın ışığı sönmeyecek” sloganları atıldı.
“MADIMAK KATLİAMI İNSANLIK SUÇUDUR”
Basın açıklamasını okuyan Eğitim Sen Şube Başkanı İbrahim Kılıç, Madımak Katliamı’nın yalnızca Türkiye’nin değil insanlık tarihinin de en karanlık sayfalarından biri olduğunu söyledi. Halepçe, Srebrenitsa ve Yahudi Soykırımı örneklerini hatırlatan Kılıç, “Madımak utanç müzesi olsun, gerçek sorumlular yargılansın” taleplerini yinelediklerini belirterek, 2 Temmuz’da adalet, barış ve kardeşlik talepleriyle yeniden Madımak’ta olacaklarını ifade etti.
KATLİAMIN ARKASINDAKİ SİYASAL İKLİM
Madımak Katliamı’nın yalnızca toplumsal değil, güçlü bir siyasal arka plana sahip olduğunu vurgulayan Kılıç, Cumhuriyet tarihinin bu karanlık sayfasının gerici politikalar ve bu anlayışı besleyen iktidarlardan bağımsız değerlendirilemeyeceğini söyledi. Katliamın Türkiye’nin demokratik geleceğini etkileyen bir kırılma noktası olduğunu belirten Kılıç, “Fotoğrafın bütünü daha karanlık ve daha karmaşıktır” dedi.
Türkiye’de yapılacak NATO toplantısına da değinen Kılıç, NATO’yu bölgedeki savaşların sorumlusu olarak nitelendirerek, Türkiye’nin NATO’dan çıkması ve ülkedeki tüm NATO üslerinin kapatılması çağrısında bulundu.
Gazi, Suruç ve Ankara Gar katliamlarını da hatırlatan Kılıç, Suriye’de Alevilere yönelik saldırılar ile Türkiye’deki antidemokratik uygulamaların aynı siyasal anlayışın ürünü olduğunu savundu. Kayyım uygulamalarından ekonomik kriz politikalarına kadar birçok başlıkta iktidarı eleştiren Kılıç, Madımak’ta yaşananların bugünkü baskı politikalarından ayrı düşünülemeyeceğini ifade etti.
YURTTAŞLARA 2 TEMMUZ ANMASINA KATILIM ÇAĞRISI
Açıklamanın sonunda Sivas Emek ve Demokrasi Güçleri adına konuşan Kılıç, Madımak Katliamı’nın sorumlularının yargılanması ve Madımak’ın utanç müzesine dönüştürülmesi taleplerini yineledi. Kılıç, 2 Temmuz’da saat 09.00’da Hacı Bektaş Anadolu Kültür Vakfı Sivas Şubesi önünde toplanılarak saat 10.00’da Madımak Utanç Müzesi’ne yürüneceğini belirterek, tüm yurttaşları “Bir daha asla” demek için anma programına katılmaya davet etti.
PİRHA-Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ile Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB), yaptığı açıklamada, tarih boyunca Alevilere yönelik katliamların unutulmadığını vurgulayarak, gerçek toplumsal barışın ancak geçmişle yüzleşme, cezasızlık politikalarının sona erdirilmesi ve eşit yurttaşlığın güvence altına alınmasıyla mümkün olacağını belirtti.
Demokratik Alevi Federasyonu (FEDA) ile Demokratik Alevi Kadınlar Birliği (DAKB),Sivas Katliamı’nın 33. yıldönümü vesilesiyle basın açıklaması yayınladı.
Açıklamada, Kerbela’dan bugüne kadar Alevilere yönelik saldırıların sürdüğü ifade edilerek, tek millet, tek din ve tek kimlik anlayışıyla farklı halkların, inançların ve kimliklerin hedef alındığı kaydedildi. Yaşananların, acıyı unutmamayı, direnmeyi ve ortak mücadeleyi büyütmeyi öğrettiği vurgulandı.
KOÇGİRİ DİRENİŞİ VE ALİŞER EFENDİ İLE ZARİFE HATUN ANILDI
FEDA ve DAKB, Kerbela’nın ardından Alevilerin yaşadığı tarihsel kırımlardan birinin Koçgiri olduğunu belirterek, 1920’de gerçekleştirilen Koçgiri Kırımı’nı hatırlattı. Açıklamada, Koçgiri direnişinin öncülerinden Alişer Efendi ile eşi Zarife Hatun’un 9 Temmuz 1937’de Ovacık’taki Tujik Dağı mağaralarında pusuya düşürülerek katledildiği ifade edildi.
Alişer Efendi’nin özgürlük mücadelesinin, Zarife Hatun’un emeği, cesareti ve fedakarlığıyla birleştiği belirtilen açıklamada, Besê’nin direnci, Zarife Hatun’un kararlılığı ve Alevi kadınlarının mücadelesinin bugüne miras kaldığı vurgulandı. FEDA ve DAKB, Alişer Efendi ile Zarife Hatun’u saygıyla andıklarını ve mücadelelerinin başarıya ulaşacağına olan inançlarını dile getirdi.
ÇORUM VE MADIMAK KATLİAMLARI
Açıklamada, Alevilere yönelik bir diğer katliamın ise Çorum’da yaşandığı belirtilerek, Mayıs 1980’de başlayan ve 4 Temmuz’a kadar süren saldırılarda 57 kişinin katledildiği hatırlatıldı. Çorum’da yaşamını yitirenlerin saygıyla anıldığı açıklamada, katliamcı zihniyet ve sistemle er ya da geç yüzleşileceği ifade edildi.
FEDA ve DAKB, 2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak Oteli’nde gerçekleştirilen katliamın da Alevi halkının hafızasında derin bir yara olduğunu vurguladı. Açıklamada, aralarında ozanların, yazarların, sanatçıların, aydınların ve gençlerin bulunduğu 33 kişinin göz göre göre yakılarak katledildiği belirtilerek, Madımak Katliamı’nın yalnızca yaşamını yitirenleri değil, eşitliği, özgürlüğü, birlikte yaşam umudunu, insanlık vicdanını, Alevi inancını, kimliğini, dilini ve kültürünü hedef aldığı ifade edildi.
Açıklamada, Koçgiri’de, Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da ve Madımak’ta yaşanan katliamların aynı inkar ve imha anlayışının sonucu olduğu belirtilerek, “Yezid ve beraberindeki zalimler düzenlerini korumak için hak ve hakikat yolcularını yok etmekten vazgeçmedi” değerlendirmesine yer verildi.
“HAKİKAT MÜCADELESİ DEVAM EDİYOR”
Açıklamada, tarihin yalnızca acıları değil, direnişi de öğrettiği belirtilerek, hakikat yolunda yürüyenlerin hiçbir zaman zulme boyun eğmediği ifade edildi. Koçgiri’nin, Dersim’in, Maraş’ın, Çorum’un ve Madımak’ın unutulmadığı belirtilen açıklamada, “Madımak’ın ateşi hakikati küle çeviremedi” denildi.
Direnişin anaların gözyaşları, pirlerin nefesi, hakikat yolunda yürüyenlerin anıları, semahlar ve hak talepleriyle bugün de sürdüğü belirtilen açıklamada, katliamlarda yaşamını yitirenlerin anıları önünde saygıyla eğilindiği ve hakikatin, adaletin ve özgürlüğün sesi olmaya devam edileceği vurgulandı.
“DEMOKRATİK BARIŞ SÜRECİ’NİN YANINDAYIZ”
FEDA ve DAKB, bütün bu katliamlarla yüzleşmek için Demokratik Barış Süreci’nin yanında olduklarını açıkladı. Açıklamada, “Katliamlarla yüzleşilmeden, sorumlular ortaya çıkarılmadan, cezasızlık politikalarına son verilmeden ve eşit yurttaşlık yasalarla güvence altına alınmadan gerçek bir toplumsal barışın mümkün olamayacağını söylüyoruz” ifadelerine yer verildi.
Devletin işlediği katliamlarla er ya da geç yüzleşeceğinin ifade edildiği açıklama, “Unutmadık, affetmedik, vazgeçmedik. Hakikat kazanacak, adalet kazanacak, halklar kazanacak” sözleriyle sona erdi.
PİRHA- Sivas Madımak Katliamı’nın 33. yılında Diyarbakır’da düzenlenen anmada,, katliamın faillerinin yargılanması ve Madımak Oteli’nin “Utanç Müzesi”ne dönüştürülmesi çağrısı yinelendi. Anmada konuşan Çiğdem Kılıçgün Uçar, barış ve demokratikleşme mücadelesinin büyütülmesi gerektiğini vurguladı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) ve Cemevi Diyarbakır Şubesi, Sivas Madımak Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı. Şube binasında düzenlenen anmaya DBP Eş Genel Başkanları Çiğdem Kılıçgün Uçar ve Keskin Bayındır, İmralı Sekreteryası üyesi Çetin Arkaş ile demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri de katıldı.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Diyarbakır Şubesi Eşit Başkanı Ayfer Artan, Sivas katliamının üzerinden 33 yıl geçtiğini hatırlatarak, acının hala ilk günkü gibi sürdüğünü söyledi.
Artan, Madımak Oteli’nin hiçbir koşul öne sürülmeden “Utanç Müzesi”ne dönüştürülmesini, katliamın arkasındaki yapıların ortaya çıkarılarak yargılanmasını istedi. Madımak Katliamı’nın insanlığa karşı işlenmiş bir suç olduğunu vurgulayan Artan, “İnsanlığa karşı işlenmiş suçlarda zaman aşımı olmaz. Sivas davası bir insanlık davasıdır. Biz bitti demeden bu dava bitmeyecek” dedi.
“MADIMAK DEVLETİN GÖZÜ ÖNÜNDE YAŞANDI”
Daha sonra konuşan DBP Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Sivas Madımak Katliamı’nın tüm toplumun gözleri önünde gerçekleştiğini belirterek, katliamın ve sonrasında verilen zamanaşımı kararının devletin sorumluluğundan bağımsız değerlendirilemeyeceğini ifade etti.
Alevilerin yıllardır ayrımcılık ve baskıyla karşı karşıya bırakıldığını söyleyen Uçar, Pir Sultan Abdal’ın “Dönen dönsün ben dönmezem yolumdan” sözünü hatırlatarak, bu yolun hak ve hakikat yolu olduğunu dile getirdi. Uçar, “72 millete aynı nazardan bakmak bu toprakların en büyük değerlerinden biridir. Ancak devlet bunu görmek yerine bu inancı hedef almaya devam etti” diye konuştu.
“BARIŞ VE DEMOKRATİK TOPLUM ÇAĞRISINA SAHİP ÇIKALIM”
Konuşmasında Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne de değinen Uçar, bu sürecin tüm toplumu kapsadığını belirterek, herkesin sürece sahip çıkması gerektiğini söyledi.
Uçar, “Biz 72 millete aynı nazarla bakacağız. Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı etrafında kenetlenip bu ülkeyi bizi yakmaktan ve yok saymaktan vazgeçmeyenlere bırakmayacağız. Madımak’ta yaşamını yitiren 33 canı saygıyla anıyorum” ifadelerini kullandı.
PİRHA – İzmir Narlıdere Cemevi’nde Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 can anıldı. 33 yıldır adalet mücadelesi yürüttüklerini söyleyen Narlıdere Cemevi Başkanı Elvan Özdemir, Madımak Oteli’nin utanç müzesi olması için çağrı yaptı.
İzmir’de bulunan Narlıdere Cemevi, Sivas Katliamı’nın 33. yılı vesilesiyle anma gerçekleştirdi. Yaşamını yitiren 33 kişinin fotoğrafları bahçede bulunan Pir Sultan Abdal heykelinin önüne konularak üzerine karanfiller bırakıldı. ‘Biz bitti demeden Madımak davası bitmeyecek’ pankartı açılan anma saygı duruşuyla başladı.
Çok sayıda kişinin katıldığı anma etkinliğinde semahlar dönüldü deyişler söylendi.
“MADIMAK UTANÇ MÜZESİ OLSUN”
Anma programında konuşan Narlıdere Cemevi Başkanı Elvan Özdemir, 33 yıldır adalet aradıklarını belirterek, “Bugün bu meydan’da devlete ve hükümete bir kez daha sesleniyoruz: Canlarımızın katledildiği, insanlığın yakıldığı o karanlık mekân, yani Madımak Oteli derhal, amasız ve fakatsız UTANÇ MÜZESİ yapılmalıdır! Hafızayı silmek isteyenlere, katliamı unutturmaya çalışan egemen akla karşı; o bina bu ülkenin yüzleşme nişanesi olana kadar bu talebimizden asla vazgeçmeyeceğiz!” dedi.
Geçmişte yaşanan katliamların hesabı sorulmadan Türkiye’de ne demokrasiden ne de gerçek anlamda barıştan söz edilmeyeceğini belirtilen Özdemir, “Koçgiri’de, Dersim’de, Maraş’ta, Çorum’da, Malatya’da, Sivas’ta ve Gazi’de canlarımızı bizden koparan o tekçi, faşist ve gerici odak neyse; bugün Suriye’de Alevi halkına yönelik uygulanan soykırım ve vahşet de tam olarak aynısıdır! Aynı karanlık pınardan besleniyor, aynı nefretle saldırıyorlar” ifadelerini kullandı.
“EŞİT YURTTAŞLIK MÜCADELESİNİ MUTLAKA KAZANACAĞIZ”
Alevilerin yıllardır eşit yurttaşlık mücadelesi yürüttüğünü kaydeden Özdemir, “Alevileri asimile etmeye çalışanlara, işçiyi sömürenlere, kadını yok sayanlara karşı tek çaremiz: Eşit yurttaşlığa dayalı, demokratik ve laik bir Cumhuriyettir! İnançların özgür olduğu, devletin dinden elini çektiği, laikliğin ve demokrasinin bayraklaştığı bir ülkeyi mutlaka kuracağız!” diyerek konuşmasını tamamladı.
Konuşmaların ardından 2 Temmuz’da Sivas’ta yapılacak anma programına katılım çağrısı yapıldı.
PİRHA- Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Cemevi, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 canı, katliamın 33. yılında 33 bağlama sanatçısı, 33 semahçı ve 33 kişilik koro eşliğinde andı. Anmada konuşan Bornova Cemevi Başkanı Barış Çelik, Kerbela’dan Sivas’a uzanan hakikat, adalet ve özgürlük mücadelesine sahip çıkmaya devam edeceklerini söyledi. PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe ise PSAKD’nin yalnızca Sivas Katliamı için değil, tüm toplumsal kesimler adına adalet talep ettiğini belirterek, Sivas ile yüzleşilmeden adalet ve demokrasi inşa edilemez dedi.
İzmir’de Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Bornova Cemevi tarafından, Sivas Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla “33. Yıl, 33 Can” şiarıyla anma etkinliği düzenlendi. Bornova Ayfer Feray Açıkhava Tiyatrosu’nda gerçekleştirilen anmada, 33 bağlama sanatçısı, 33 semahçı ve 33 kişilik koro sahne aldı. Sivas Katliamı’nı anlatan slayt gösterisiyle başlayan programda, katliamda yaşamını yitiren ozanlar Nesimi Çimen, Hasret Gültekin ve Muhlis Akarsu’nun bağlamaları sahneye konulurken, 33 can anısına çerağ uyandırıldı.
Anmaya PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe’nin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.
“MÜCADELEMİZ BÜYÜYEREK DEVAM EDECEK”
Bornova Cemevi Başkanı Barış Çelik, Muharrem ayının matemini yaşarken diğer yandan insanlık tarihine kara leke olarak geçen Sivas Katliamı’nın anmasını gerçekleştirdiklerini söyledi.
Muharrem orucunun yalnızca aç ve susuz kalmak olmadığını, paylaşmanın, vicdanın, insanlık onurunun ve zulme karşı direnmenin adı olduğunu belirten Çelik, şunları söyledi:
“Kerbela’da İmam Hüseyin ve yoldaşları, iktidarın zulmüne boyun eğmeyerek hakikatin yanında durmuşlardır. Onların direnişi, aradan geçen asırlara rağmen bugün hala mazlumların yolunu aydınlatmaktadır” diye konuştu.
Dünyanın dört bir yanında yaşanan savaşlar, yoksullaşan halk ve doğa talanına vurgu yapan Çelik, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Ormanlarımız yanıyor, derelerimiz kurutuluyor, dağlarımız maden şirketlerine teslim edilmek isteniyor. Demokrasi, hukuk ve özgürlükler alanında yaşanan gerilemeler, halkların eşitlik ve adalet taleplerini daha da yakıcı hale getiriyor. Bizler biliyoruz ki doğayı savunmak da, emeği savunmak da, kadınların özgürlüğünü savunmak da, inanç ve düşünce özgürlüğünü savunmak da aynı mücadelenin parçalarıdır. Çünkü Hüseyni duruş, yalnızca Kerbela’da kalmamış, tarih boyunca zulme karşı direnenlerin ortak vicdanı olmuştur.”
2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde yaşanan katliamın yalnızca 33 aydının, sanatçının, ozanın ve düşünce insanının katledilmesi olmadığını belirten Çelik, “O gün yakılmak istenen; insanlığın ortak vicdanı, halkların kardeşliği, laiklik, özgür düşünce, sanat ve kültürdü. Madımak’ta yükselen ateş, aslında Kerbela’dan bugüne uzanan zulüm anlayışının bir yansımasıydı. Kerbela’da susuz bırakılan bedenler nasıl hakikati teslim almadıysa, Madımak’ta yakılan canlarımız da karanlığa teslim olmadılar. Onlar düşünceleriyle, eserleriyle ve mücadeleleriyle yaşamaya devam ediyorlar” diye konuştu.
Çelik, son olarak bu etkinliğin Kerbela’dan Sivas’a uzanan hak, adalet ve özgürlük mücadelesine sahip çıkacaklarını belirtti.
Konuşmanın ardından Bolçova Cemevi’nin 33 semah ekibi semah döndü. Semah hizmetinin ardından 33 bağlamacı ve 33 korocu sahnede türkülerini Madımak Katliamı’nda hayatını kaybedenler için söyledi.
“SİVAS’LA YÜZLEŞMEDEN ADALET VE DEMOKRASİ OLMAZ”
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Cuma Erçe, Sivas Katliamı’nın 33. yılı dolayısıyla yaptığı konuşmada, Türkiye’nin farklı dönemlerde yaşadığı katliamların ve hak ihlallerinin ortak bir hafızada buluşturulamadığını belirterek, bunun toplumsal bir sancıya dönüştüğünü söyledi.
33 yıldır Madımak’ta yaşamını yitiren 33 can için adalet arayışını sürdürdüklerini ifade eden Erçe, bu mücadelenin aileler ve örgütlü yapıların kararlılığıyla bugünlere taşındığını söyledi. Sivas’ta bu katliamı devletin gerçekleştirdiğini belirten Erçe, Sivas Katliamı’nın münferit bir olay olmadığını, katliam öncesinde sistematik bir kışkırtma sürecinin işletildiğini, nefret söylemleri ve provokasyonlarla saldırının zemininin hazırlandığını dile getirdi.
Türkiye’de yaşanan Maraş, Çorum, Roboski, Suruç ve 10 Ekim gibi katliamların birbirinden bağımsız değerlendirilemeyeceğini söyleyen Erçe, geçmişle yüzleşilememesinin yeni hak ihlallerinin ve toplumsal sorunların önünü açtığını savundu. Kadın cinayetlerinden emek sömürüsüne, doğa talanından cezasızlık politikalarına kadar yaşanan pek çok sorunun temelinde geçmişle hesaplaşamamanın yattığını ifade etti.
PSAKD’nin yalnızca Sivas Katliamı için değil, tüm toplumsal kesimler adına adalet talep ettiğini belirten Erçe, “Sivas için adalet, herkes için adalet” şiarıyla hareket ettiklerini söyledi. Verilen mücadelenin aynı zamanda eşit yurttaşlık, laiklik ve demokratik bir cumhuriyet mücadelesi olduğunu kaydeden Erçe, Türkiye’deki tüm farklı kimliklerin özgür ve eşit bir yaşam sürdürebilmesi için ortak acıların ve adalet arayışının birleştirilmesi gerektiğini vurguladı. Erçe, gerçek anlamda barış ve Sivas Madımak Oteli utanç müzesi oluncaya kadar mücadele edeceklerini söyledi.
Erçe, son olarak 21 Haziran Pazar günü saat:17.30’da Türkiye’nin birçok kentinde eş zamanlı olarak basın açıklaması yapacaklarını duyurarak, 2 Temmuz’da herkesi Sivas’a davet etti.
PİRHA- Sivas Katliamı’nı belgesel tiyatro oyunu olarak sahneleyen Narlıdere Cemevi oyuncularının, ‘Yandık Yanmayı Öğrendik’ oyunu izleyiciler tarafından büyük ilgi gördü.
Narlıdere Cemevi üyelerinin 9 aydır çalıştığı ve Sivas Madımak Katliamı’nda yitirilenleri konu alan ‘Yandık Yanmayı Öğrendik’ oyunu, Narlıdere AKM’de ilk kitlesel gösterimini yaptı.
Narlıdere Alevi Bektaşi Kültürünü Tanıtma Derneği Cemevi üyelerinin sergilediği ve Orhan Demir yönetmenliğinde gerçekleşen, ‘Yandık Yanmayı Öğrendik’ oyunu izleyiciler tarafından büyük ilgi gördü.
Salonun dolduğu tiyatro oyununa Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Narlıdere Belediye Başkanı Erman Uzun ve Alevi kurum temsilcileri katıldı.
Yaklaşık 2 saat süren tiyatro oyunu büyük beğeni toplarken, izleyicilerde duygu dolu anlar yaşattı.
Tiyatro gösterimi sonrasında Narlıdere Cemevi Başkanı Elvan Özdemir, Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Mustafa Aslan ve Yönetmen Orhan Demir ve Narlıdere Belediye Başkanı Erman Uzun birer konuşma yaparak emeği geçenlere teşekkür ettiler.
Programın sonunda tiyatro gösterimine emek sunan oyuncular, yönetmenler ve sponsorlara teşekkür plaketleri sunuldu.
PİRHA- Hozat’ta 2 Temmuz Madımak Katliamı’nda katledilenler için anma yapıldı. Mustafa Bakır, konuşmasında geçmişten bugüne kadar mücadelenin artarak devam ettiğini belirtirken katledilenlerin yüreklerde sonsuza dek yaşayacağı vurguladı.
Dersim’in Hozat İlçesi’nde 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde katledilen aydın ve sanatçıları anmak için yürüyüş ve basın açıklaması yapıldı.
Hozat Emek ve Demokrasi Platformu tarafından yapılan yürüyüşe onlarca kişi katıldı. Kadınların en önde yer aldığı yürüyüşte sık sık ” Sivas’ı unutmadık unutmayacağız”, “kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiç birimiz” , “Sivas’ı yakanlar AKP’yi kuranlar” , “Sivas’ın hesabını soracağız” sloganları atıldı.
“DEVRİMCİ YÜREKLER DE SONSUZA DEK YAŞAYACAK”
Yürüyüş yazar Mustafa Bakır tarafından yapılan konuşma ve yine Mustafa Bakır tarafından Sivas’ta katledilenler için kaleme alınan şiirin okunmasıyla son buldu.
Bakır, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
“Başkaldıran, bu yanlıştır diyen herkes büyük acılarla karşı karşıya kaldı. Kendilerine göre oluşturdukları inanç merkezleriyle iyice pekiştirdiler düzenlerini. Hepimiz biliyoruz Börklüce’den, Torlak Kemal’den, Baba İshak’tan, Pir Sultan’dan, Kalender’den günümüze devam eden mücadele artarak devam etti. Bunun bedeli de ne yazık ki çok acı oldu. Sivas bu katliamların son halkasıydı. İnsanlar direndikçe bu zulüm de devam edecektir. Ancak o diren insanların varlığı bize daima güç veriyor. O zulmü işleyenler ne yazık ki koruma altına alınıyorlar. Diri diri yakılan insanları koca bir ülkeye canlı canlı izlettiler. Karanlık yüzler, insanlar yaşadığı sürece lanetlenecek. Zulme karşı direnen, pes etmeyen devrimci yürekler de sonsuza dek yaşayacak.
PİRHA- Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu’nun Sivas Madımak’ta katledilen 33 sanatçı, aydın ve yazarın faillerinin tahliye edilmesini protesto amaçlı başlattığı ‘Adalet Nöbeti’ 4. haftasını tamamlayarak son buldu.
Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA), 2 Temmuz 1993’te Sivas Madımak’ta gerçekleştirilen ve 33 sanatçı, aydın ve yazarın yakılarak katledildiği katliamda müebbet hapis cezası alan 17 kişinin tahliye edilmesini protesto etmek amacıyla Mart ayının sonuna kadar olan her Perşembe günü saat 19.30-22.00 saatlerinde ‘Adalet Nöbeti’ tutma kararı almıştı.
4 haftasına giren son nöbet eylemi Perşembe günü tamamlanarak son bulmuş oldu. Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu (AFA) ‘Adalet Nöbetimiz Sona Erdi, Mücadelemiz Devam Edecek’ başlığıyla yaptığı paylaşımda, “Bu büyük protesto ve açıklama ile insanlığa karşı işlenmiş bu suça ve haksızlığa karşı sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz” diye belirtti.
“DAYANIŞMA İÇİNE OLAN CANLARA YÜREKTEN TEŞEKKÜR EDERİZ”
Avustralya Alevi Bektaşi Federasyonu’nun açıklaması şöyle:
“Madımak Katliamı’nın son sanıklarının serbest bırakılmasına karşı Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin başlattığı “33 Can, 33 Gün” eylemine bizlerin de Avusturalya’dan başlattığı destek Adalet Nöbeti, dün akşam itibarıyla 4. haftasını tamamladı ve sona erdi.
Bu dört hafta boyunca her Perşembe bizimle birlikte nöbete katılan tüm canlara, kurum temsilcilerine ve sanatçılar Baran Koçkaya, Erkan Binboğa, Mehmet Sözer ve Muzaffer Piliç’e, Sivas Madımak’ta kaybettiğimiz 33 canın aileleriyle dayanışma içinde oldukları için yürekten teşekkür ederiz.
Ancak mücadelemiz burada bitmiyor! “33 Can, 33 Gün” adıyla devam eden adalet nöbeti, Ankara’da 26. gününe ulaştı ve 3 Nisan’da Adalet Bakanlığı önünde yapılacak kitlesel basın açıklamasıyla sona erecek.
“MÜCADELEMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ”
Bu büyük protesto ve açıklama ile insanlığa karşı işlenmiş bu suça ve haksızlığa karşı sesimizi yükseltmeye devam edeceğiz! Adalet arayışımız nöbetin bitimiyle son bulmayacak, hak ve hukuk için mücadelemizi sürdüreceğiz.
Tüm vicdan sahibi insanları, 3 Nisan’da Adalet Bakanlığı önünde düzenlenecek yürüyüş ve basın açıklamasına katılmaya, Alevi Bektaşi Federasyonu ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’ne destek vermeye çağırıyoruz. Yakanları da aklayanları da affetmiyoruz!”
PİRHA- Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren Behçet Aysan, Metin Altıok ile Zeynep Altıok ve Nesimi Çimen’in çocukları, katliamın hükümlülerinin tahliye edilmesine tepki göstererek, “Zamanaşımı kararına itirazımızı 12 yıldır gündeme almayan AYM bir katilin başvurusunu hızla gündeme alıp barbarları sokağa salabiliyor” dedi.
2 Temmuz 1993’te 33 aydın, sanatçı ve yazarı Madımak Otelinde yakara 17 hükümlünün, geçtiğimiz hafta Anayasa Mahkemesi (AYM) kararıyla tahliye edilmesine karşı tepkiler artarak devam ediyor. Madımak Katliamı’nda yaşamını yitiren şair Behçet Aysan’ın kızı Eren Aysan, şair Metin Altıok’un kızı Zeynep Altıok ile halk ozanı Nesimi Çimen’in oğlu Mazlum Çimen, ortak bir açıklama yayımlayarak karara tepki gösterdi.
Yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:
“Siyasi cinayetlerde ‘cezasızlık’ olgusunun yerine gerçek anlamıyla yargılama sağlanabilseydi ezber ettiğimiz hikâyenin içine gömülmezdik. Her duruşma başka bir skandal yaratmasıyla sınav oldu bize. Yıllardır aranan sanıkların evlerinde, karakola metrelik mesafelerde yaşadığını öğrendik. Ölümü dahi bizden saklanan azılı sanığın, bu katliamın arkasındaki gerçeklerin açığa çıkması için kilit isim olan en karanlık adamın kimlik tespiti için karısından DNA alındığına tanık olduk. İnsanlık suçlarında emsal niteliği de taşıyan Sivas katliamı davası, zamanaşımına uğratıldığından beri AYM’de dosyası bekletilirken, bu ülkenin aydınlarının, sivil toplumun, muhalefet partilerinin bile kanıksamışlığı yüzümüze bir tokat gibi indi. Bunu haykırıyoruz ama sesimiz ıssız kuyularda bile çınlamıyor. Zamanaşımı kararına itirazımızı 12 yıldır gündeme almayan AYM bir katilin başvurusunu hızla gündeme alıp barbarları sokağa salabiliyor.”
PİRHA- PSAKD Ankara Şubesi yönetimine aday olan Yola Emek grubu, bir açıklama yaptı. Açıklamada, “Örgütümüzün idarecilere değil iradeye ihtiyacı vardır. Mevcut durum tam olarak idare etme durumudur ve bu da eşit yurttaşlık mücadelesini gerileterek zaafa uğratmaktadır” denildi.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ankara Şubesi yönetimine aday olan Yola Emek grubu bir basın açıklaması yaptı. Açıklamayı grup adına şube yönetim kurulu başkanlığına aday olan Cemal Tatar Okudu.
Ankara şubesinin yalnızca bir şube değil Pir Sultan Abdal örgütlülüğünün kalbi olduğunu belirten Tatar, “Çok iyi biliyoruz ki, örgütümüzün idarecilere değil iradeye ihtiyacı vardır. Mevcut durum tam olarak idare etme durumudur ve bu da eşit yurttaşlık mücadelesini gerileterek zaafa uğratmaktadır. Oysa ihtiyacımız olan tam anlamıyla Pir Sultan Abdal’ın iradesini yükseltmektir. Bu dağınıklığa ve sorumluluktan kaçma haline dur demek için, yılgınlığın yarattığı tükenmişlik ve moral bozukluğuna karşı, omuz omuza Pir Sultanın yoluna turab olmaya geliyoruz” dedi.
“MADIMAK’TA 33’ÜMÜZÜ TOPRAĞA VERDİK AMA MİLYONLARIMIZ YARALIDIR”
Örgütün hak ettiği yerde olmadığı noktasında herkesin mutabık kaldığını vurgulayan Tatar, “Eşit yurttaşlık mücadelemizi disiplinli bir program ile sürdürmenin hayati öneminin bilincindeyiz. Bu bilinç ve disiplin ile, bir tarafından şubemizi toparlarken bir yandan da asli görevimiz olan Madımak anma programlarımızı yılın 12 ayına yayarak sürdüreceğiz. Bu bağlamda, Madımak katliamını bizzat yaşamış bir şube olarak diyoruz ki, 33’ümüzü toprağa verdik ama milyonlarcamız yaralıdır. İşte bu sorumluluğu taşıyabilmenin bilinci ile geliyoruz” değerlendirmesini yaptı.
“DOSTTAN GELEN SİTEM İKRARDIR DİYECEĞİZ”
Yola Emek grubu adına aday olan Cemal Tatar, şunları ifade etti:
“Davamıza sahip çıkacağız, yolumuzdan ve mücadelemizden de asla vazgeçmeyeceğiz. Yürürken kimseyi yarı yolda bırakmadan, kendi sorumluluğumuzdan kaçmadan, kimseyi suçlamadan, dostlukla, yoldaşlıkla kardeşçe omuz omuza yürüyeceğiz. Eleştiriye sonuna kadar açık olup dosttan gelen sitem ikramdır diyeceğiz. Kırdığımız varsa düzeltecek, döktüğümüz varsa toplayacağız. Bu dağınık ve zor günleri hep birlikte aşacağız.
“NASIL BİR ÜLKE DÜŞLÜYORSAK ÖYLE BİR ÖRGÜT OLACAĞIZ”
Nasıl bir ülke düşlüyorsak öyle bir örgüt olacağız. Tarih tanıktır ki, bu ülkenin devrimcileri ve demokratları Alevilerin dostlarıdır, Dostlarımızla omuz omuza yürüyeceğiz. Ortak sorunlarımıza ortak akıl ile çözüm bulacağız. Ne Sivas’ın ne de ülkemizin ışığını söndürmeyeceğiz.
Başta üyelerimiz ve dostlarımızla yeniden güven tazeleyerek, iş üreterek örgüt bağını güçlendireceğiz. Çünkü bizim üyesi olduğumuz Ankara şubesi, ülke geneline ve hatta dünya Alevi örgütlülüğüne rehber olmuştur. İşte bu bağlamda bir kez daha söylüyoruz; Geçmişine sahip çıkamayanlar geleceğe yürüyemezler. Bu onurlu tarih bizimdir!”
PİRHA-1993’te Madımak Oteli’nde katledilen 33 candan biri olan Gülsüm Karababa’nın annesi Sultan Karababa, Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevi’nden deyişlerle Hakk’a uğurlandı. Kızı Zeynep Karababa burada yaptığı konuşmada, “Onu Pir Sultan’ın, 33 güzel insanın ve Gülsüm’ün kalbine gönderiyorum” dedi. Oğlu Hüseyin Karababa da, “Ben onu Pir Sultan Abdal’ın kızı olarak gördüm. O olmasaydı bu dava (Madımak Davası) yürümeyecekti. O bizim direncimiz oldu. Bir anne değil, bir savaşçıydı. O Madımak analarının anasıydı” diye konuştu.
Dinci/faşist kalabalıklar tarafından devletin gözü önünde 2 Temmuz 1993’te Madımak Oteli’nde katledilen 33 kişiden biri olan Gülsüm Karababa’nın annesi Sultan Karababa, önceki akşam (17 Eylül) Ankara’da Hakk’a yürüdü.
Hüseyin Abdal Ocağı evladı Sultan Karababa için Batıkent Pir Sultan Abdal Cemevi’nde Hakk’a uğurlama erkanı yapıldı.
ZEYNEP KARABABA: ANNEM ÇOK ONURLU, ÇOK GÜZEL BİR KADINDI
Dertli Divani ile Hakan Erol Dede’nin yürüttüğü erkanda konuşan Sanatçı Zeynep Karababa, “Çok onurlu, çok güzel bir kadındı. Babamın adına türküler yazdığı Pir Sultanıydı. Dik başlı biriydi. Geleneğin en güzel temsilcisi bir ailenin terbiyesiyle bizim sanatımıza, hayatımıza yön verdi. Onu Pir Sultan’ın, 33 güzel insanın ve Gülsüm’ün kalbine gönderiyorum” dedi.
HÜSEYİN KARABABA: BİR ANNE DEĞİL, BİR SAVAŞÇIYDI
Oğlu Hüseyin Karababa da annesi Sultan Karababa’yı kastederek, “30 yıldır bu mücadeleyi (Madımak Davası) bu kadın yürüttü, bu kadın sürdürdü. Burayı bir evi olarak gördü. Ben onu Pir Sultan Abdal’ın kızı olarak gördüm. O olmasaydı bu dava yürümeyecekti. O bizim direncimiz oldu. Bir anne değil, bir savaşçıydı. O Madımak analarının anasıydı. Herkes ona Sultan Ana derdi” diye konuştu.
Zeynep Karababa, Dertli Divani ve Hakan Erol Dede ile sanatçılar deyişler okudular.
Sultan Karababa, Ankara Karşıyaka Mezarlığı 2 Temmuz Şehitleri yanında kabri bulunan eşi Aşık Mehmet Ali Karababa’nın olduğu yere sırlandı. Hakan Erol Dede, Sultan Ana toprağa sırlanırken deyişler seslendirdi.
Sultan Karababa’yı Hakk’a uğurlamaya yakınları, çok sayıda seveni, birçok Alevi kurum temsilcisi ve siyasi parti yöneticileri katıldı.
PİRHA – DEM Parti Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit,Meclis’te yaptığı basın toplantısında AKP Hükümetinin kurduğu Alevi Bektaşi Kültür ve Turizm Başkanlığı’nı eleştirdi. Koçyiğit konuşmasında “Amaç Saray’a ve iktidara bağlı bir Alevilik yaratmaktır. Yani Alevilere kayyım atamak istiyorlar” diye konuştu.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Grup Başkanvekili Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meclis’te düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Koçyiğit, konuşmasına Muharrem ayının başlaması sebebiyle Kerbela’da katledilenleri anarak başladı. Alevilere yönelik katliamlara değinen Koçyiğit, şu konuşmayı yaptı:
“Yas-ı Muharrem Ayında oruç tutan bütün canlarımızın oruçları kabul olsun. Hz. Hüseyin’in Yezid’e karşı direnişinde 72 yol arkadaşıyla beraber katledilmesinin üzerinden yüzlerce yıl geçti. Aleviler bu katliamın ardından yas tutmaya başladılar. Dün de Yas-ı Matem Orucu başladı. Dün akşam ilk oruç açmayı gerçekleşirdi Aleviler. Hüseyni çizgide, hak ve hakikat çizgisinde direnenler önünde saygıyla eğiliyorum. Yas-ı Muharrem ayında oruç tutan bütün canlarımızın oruçlarının kabul edilmesini diliyorum.
2 Temmuz, Madımak Katliamı’nın yıldönümüydü ve biz de Eş Genel Başkanımız Tuncer Bakırhan, milletvekillerimiz, MYK-PM üyelerimiz ve partililerimizle birlikte Sivas’taydık. Sivas’ta katledilen 33 canımızı andık, karanfillerimizi bıraktık. Toplumun hafızasında bu katliamın silinmemesi çok önemli. Bunun bazı gerekleri var ama ne yazık ki bu gereklerin hiçbiri yerine gelmedi. Dava cezasızlıkla sonuçlandı. Alevilerin en büyük talebi olan Madımak’ın utanç müzesi olması talebi yerine getirilmiş değil. Madımak utanç müzesi olmalıdır ve bu konuda hızla adım atılmalıdır.
“SİVAS KATLİAMI İNSANLIĞA KARŞI BİR SUÇTUR”
Alevilere yönelik katliamlarda bir cezasızlık hüküm sürüyor. Madımak Katliamı’nın davasının zaman aşımıyla akamete uğratılması ve yine aynı şekilde Çorum ve Maraş katliamlarında yaşanan yargısal süreçlerin her birindeki hukuksuzluklar ve garabetler hem kamu vicdanını hem Alevi halkını incitti. Oysaki hem evrensel hukukta hem de Türk Ceza Kanunu’nda insanlığa karşı suçlarda zaman aşımı yoktur. Sivas Katliamı insanlığa karşı bir suçtur ve bu suçun gerçek faillerinin açığa çıkarılması bu ülkenin en büyük sorumluluklarındandır.
Aleviler bu ülkede eşit yurttaşlık istiyor, anayasal güvence istiyor, inançlarını özgürce yaşamak istiyor; din derslerinde asimile edilmek istemiyor. Bu ülkede Aleviler güvercin tedirginliğinde yaşamak istemiyor. Bu taleplerin her birinin yerine getirilmesi için de yıllardır mücadele ediyorlar, alanlarda sözlerini söylüyorlar. Fakat bütün bu mücadeleyi görmezden gelen iktidar Alevileri asimile etmek için yeni yol ve yöntemler deniyor.
“ALEVİLER BUNDAN SONRA DA BİAT ETMEZLER”
En son Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı bir Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurdular. Şimdi de cemevlerini Saray’a bağlamaya çalışıyorlar. Amaç Saray’a ve iktidara bağlı bir Alevilik yaratmaktır. Yani Alevilere kayyım atamak istiyorlar. Kerbala’dan bugüne yas tutan ve mücadele eden Aleviler bugüne kadar nasıl biat etmedilerse bundan sonra da biat etmezler. Kerbala’dan Sivas’a yas tutuyoruz ama hak ve hakikat için mücadele ediyoruz, Hüseyni duruşu ortaya koyuyoruz. Ben bu vesileyle yola ikrar veren, yoldan dönmeyen, canını veren ama yolundan ve sözünden dönmeyen bütün Alevi canlarımıza aşkı niyaz ediyorum. Bir kez daha onların bu Hüseyni duruşunu selamlıyorum.
“İSRAF VE ŞATAFAT SOFRASI KURMUŞLAR”
AKP-MHP iktidarı yine bir paketle göz boyamaya çalışıyor, tasarruf paketi getiriyor. Her gün israf eden, har vurup harman savuran iktidar ama tasarrufu halkın yapmasını bekliyorlar. Bütçeyi savaşa, ranta ve talana harcayan iktidar ama göz diktiği halkın cebi, halkın sofrası. Getirdikleri paketle yarattıkları büyük ekonomik yıkımın faturasını halka yıkmaya çalışıyorlar. Yani karları sermayeye aktarıyorlar ama maliyeti toplumsallaştırıp halka çıkarmaya çalışıyorlar. Bir israf ve şatafat sofrası kurmuşlar orada yiyip içiyorlar ama hesabı halka ödetmek istiyorlar. AKP-MHP bir kriz iktidarıdır. Yalandan, talandan, ranttan tasarruf yapmadan bu ülke düzlüğe çıkmaz. Aldıkları ekonomik kararlar bu kadar derin ekonomik krize yol açmışken, gerçekleri karartmaya ve toplumun gözünden kaçırmaya çalışıyorlar. Mali disiplini güçlendirmek, kamu kaynaklarını etkin kullanmak için kanun teklifi veriyoruz diyorlar. Bu ülkeyi 22 yıldır kim yönetiyor? AKP sanki ülkeyi 22 yıldır kendisi yönetmiyormuş gibi, sanki tasarrufu başka bir odak engelliyormuş gibi bir algı yaratmaya devam ediyor. İsraf düzeni hali hazırda devam ederken ve Saray’a oluk oluk para akarken bu tasarruf paketi ile ne yapmaya çalışıyorsunuz. Halkın sofrasındaki ekmeği çalmaya doymadınız mı? Ne zaman doyacaksınız? Allah gözünüzü doyursun.
Bu tasarruf paketini açıklamalarından hemen sonra Hazine ve Maliye Bakanlığının tuvaletlerinin onarımına 23 milyon 933 bin TL’lik bir harcamanın yapılacağı basına yansıdı. Bakanlık bunu yalanladı mı, hayır. Aksine özrü kabahatinden büyük bir açıklama ile bakım ve onarım giderlerinin tasarruf giderlerinin kapsamı dışında olduğunu ifade etti. Bunu söyleyince toplumun ikna olacağını sanıyorlar. 23 milyon 933 bin liralık onarımı tasarruf paketinin dışında tutuyorlar ama muhalefetteki bütün belediyelerin en küçük harcamalarını tasarruf paketi kapsamında engelliyorlar. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu. Tasarruf böyle olmaz. Tasarruf ciddidir; popülist, göz boyayan önlemlerle gerçekleşmez. Kamuda tasarruf yapmak istiyorsanız vergi yapısını düzeltmeniz, gerçek vergi adaletini sağlamanız gerekiyor. Politik tercihlerinizi savaştan, Saray’dan ve sermayeden yana kullanmak yerine bütçe kaynaklarını halkın ihtiyaçlarını karşılamak için kullanmanız gerekiyor.
“AKP’NİN EĞİTİMLE KAVGASININ BİR YANSIMASIDIR”
Öğretmenlik Meslek Kanunu geçen hafta komisyonda görüşüldü, bu hafta da Meclis’e gelecek. Öncelikle teklifin hazırlanma biçimini eleştirmek istiyoruz. Topluma rağmen kanun yapma pratiğinin bir devamıdır Öğretmenlik Meslek Kanunu. 18 milyona yakın öğrenci ve 1 milyon 200 öğretmeni ilgilendiren, toplumun yüzlerce yıllık geleceğini bağlayan bir meselede sendikaların, emek ve meslek örgütlerinin ve akademisyenlerin, siyasi partilerin görüşü alınmadan getirilen bir yasal düzenleme ile karşı karşıyayız. AKP’nin eğitim sistemiyle kavgalı olduğunu çok iyi biliyoruz. İşte bu kanun teklifi AKP’nin eğitimle kavgasının bir yansımasıdır. Eğitimi ideolojik ve politik bakışına göre şekillendirmesinin yasasıdır. Bu teklifte öğretmen yoktur. Teklifte öğretmenlerin gerçek ihtiyaçlarının tespiti, haklarının geliştirilmesi, sosyal statülerinin artırılması gibi hakları hiç sayılmıştır.
Yine teklifte kariyer ve ücret farklılaşmasına, eşit ücret ilkesine, toplumsal cinsiyet sorunlarının giderilmesine, tek tipçi eğitim anlayışının yarattığı sorunlara, kadın emekçilerin sorunlarına, iş kazalarına, meslek hastalıklarına yer verilmemiştir. Eğitim emekçilerine yönelik şiddet üstün körü ele alınmıştır. İktidar bu kanun teklifini ideolojik saiklerle hazırlamıştır. Ek olarak 1 milyon 200 bin öğretmenin eğitim akademisinde eğitim alması pratik olarak mümkün değildir. Müfredat ve Öğretmenlik Meslek Kanunu sömürünün, hak gaspının ve Siyasal İslam’ın kurumsallaşmasıdır. AKP-MHP iktidarının kendi ideolojik bakışına göre geleceği şekillendirmesinin aracına dönüşmüştür.
100 yıldır asimilasyoncu anlayışla sürdürülen eğitim sistemi Kürtleri ve diğer halkaları yok sayarak yol almaya devam ediyor. Anadilinde eğitim hakkı mevzubahis dahi edilmemiştir. Alevilere ve farklı inanç gruplarına mensup öğrencilere zorunlu din dersi dayatması devam etmekte ve buna dair tek bir kelam edilmemektedir. Bu teklifin tümden çekilmesi talebimizi yeniden ifade ediyoruz. AKP’nin oldu bitti uygulamasıyla bu kadar köklü bir değişiklik yapmasına yol vermeyeceğiz, rıza göstermeyeceğiz.”
PİRHA – Esenyurt Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde Sivas Katliamı’nda yaşamını yitirenler için anma yapıldı. Hasret Gültekin’in eşi Yeter Gültekin, yaptığı konuşmada “Pir Sultan’ı asabilirsiniz, Akarsu’yu yakabilirsiniz ama türkülerin söylenmesine engel olamayacaksınız. Önce 10 kişiydik sonra 20 olduk. Madımak’ın önünde 100 kişi olabilmemiz 10 yıl sürdü. Ve sonra vicdan sahibi on binler Madımak’ın önüne gelmeye başladı” ifadelerini kullandı.
Esenyurt ilçesi Nazım Hikmet Kültür Merkezi’nde Sivas Katliamı’nın 31. yılı sebebiyle Madımak Anma Programı yapıldı. Belediye Başkanı Ahmet Özer’in açılış konuşmasıyla başlayan program, Yazar-Yönetmen Şirin Aktemur’un yazıp yönettiği, Sanatçı Deniz Türkan’ın sergilediği “Hasret Gültekin Türkü Müzikali” gösterimiyle devam etti. Müzikalde Hasret Gültekin’in seslendirdiği ‘Derman Sendedir’, ‘Telli Turnam’, ‘Bir İnsan Ömrünü Neye Vermeli?’, ‘Çeke Çeke’ türkülerine yer verildi.
Programa Hasret Gültekin’in eşi Yeter Gültekin, Türkiye Alevi Federasyonu Başkanı Zeynel Abidin Koç, Yalıncak Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Sevim Yalıncakoğlu, Alevi Kültür Dernekleri Sultangazi Pir Sultan Abdal Cemevi Başkanı Zeynal Odabaş, Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan, CAN TV Yönetim Kurulu Üyesi Sabri Meral, Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer, Damal Dernekler Federasyonu Başkanı Güner Kökat, EHP Sözcüsü Özge Akman, Cumartesi Anneleri/İnsanlarından kayıp yakını Hüseyin Ocak’ın yanı sıra çok sayıda kişi katıldı.
“BU OLAYI UNUTTURMAMAK GİBİ TARİHİ BİR MİSYONUMUZ VAR”
Açılış konuşmasını yapan Esenyurt Belediye Başkanı Ahmet Özer şunları dile getirdi:
“Birçok etkinlik, anma yapıyoruz ama bu onlardan farklı. Bu olayı unutturmamak gibi tarihi bir misyonumuz var. İnsan sadece sevinçleriyle değil aynı zamanda acılarıyla da insandır. Ve insan en çok acıları ve sevinçleriyle yaşadığı zaman insanlaşır. Biz de bugün burada Sivas’ta yakılan 33 canımızın acısıyla, bu acıyı paylaşarak gelecekte daha aydınlık bir Türkiye yaratmak için buradayız. Çünkü bazen acılardan büyük umutlar, büyük sevinçler çıkar. Biz de canlarımızı bugün bu hasretle anıyoruz.”
“TÜRKÜLERİN SÖYLENMESİNE ENGEL OLAMAYACAKSINIZ”
Müzikal sonrası konuşan Yeter Gültekin ise şunları ifade etti:
“Kan ve göz yaşlarımızı içimize akıtıp o acılar bir daha yaşanmasın diye ilk günden itibaren Madımak’ın önüne gittik. Sivas, ozanlar diyarıdır dedik. Pir Sultan’ı asabilirsiniz, akarsuyu yakabilirsiniz ama türkülerin söylenmesine engel olamayacaksınız. Önce 10 kişiydik sonra 20 olduk. Madımak’ın önünde 100 kişi olabilmemiz 10 yıl sürdü. Ve sonra vicdan sahibi on binler Madımak’ın önüne gelmeye başladı. Çünkü ne yazıkki çocuklarımızı öldürmeye devam ettiler. Berkin Elvan da benim oğlumun kardeşidir. Berlin’den İstanbul’a geldiğimizde Berkin maalesef hayatta değildi. Gülsüm’ü ziyarete gittik. Ben Roni’yi ağlamasın diye tembihledim. O bizden yiğit çıktı. “Ağlamıyorum, oğlunuz geldi, Roni geldi” dedi. Biz inatla bu acılardan umut yeşertmeye çalışacağız ve bu memleketi bir gün çocukların öldürülmediği güzel bir yere çevirmeye çalışacağız.”
PİRHA-Alevi kurumları ve katliamda katledilenlerin aileleri, Madımak Katliamı’nın 31.Yılı nedeniyle, katledilen canların fotoğraflarının yer aldığı tişörtler ile Ankara Şubesi’nden Karşıyaka Mezarlığı’na yürüdü. Ardından, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 kişi, Ankara Karşıyaka Mezarlığı’nda ki anıt mezarda anıldı.
Alevi kurumları ve katliamda katledilenlerin aileleri, Madımak Katliamı’nın 31. Yılı nedeniyle “zaman aşımı kararını tanımıyoruz” diyerek, Karşıyaka Mezarlığı’nda düzenlenecek anma öncesinde, 6 Temmuz 1993 tarihinde olduğu gibi Ankara Şubesi’nden Karşıyaka Mezarlığı’na yürüdü. Yürüyüşün ardından, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Madımak Oteli’nde katledilen 33 canı, Ankara Karşıyaka Anıt Mezarlığı’nda andı.
Anma katliamda yaşamını yitirenler için saygı duruşu yapılmasıyla başladı.
“MUTLAKA HESABINI SORACAĞIZ”
PSAKD Genel Başkanı Cuma Erçe konuşmasında şunları söyledi:
“Günlerde, haftalardır gündemimiz 2 Temmuz. 31 yıldır vazgeçmedik. 31 asır da geçse vazgeçmeyeceğiz. 33leri unutturmaya çalışıyorsunuz biliyoruz, katliamı aklamaya çalışıyorsunuz biliyoruz. Kararlıyız, kararlığı olduğumuzu da her fırsatta ifade etmeye devam edeceğiz. Bu davanın insanlık davası olduğunu çoktan deklare ettik. Bu dava insanlık davasıyla, insanlık var olduğu sürece bu dava sürecek. Herkesin eşit ve bir arada yaşayabildiği, özgür bir ortamı yaratıncaya kadar bu dava devam edecek. Bugün ki siyasal iktidar gücünü Madımak’tan aldı. Unuttukları bir şey var, biz de gücümüzü oradan alıyoruz. Onlar 30. Yılında “zaman aşımı” dediler, biz ise “zaman aşımı olmaz, bu bir insanlık suçudur” dedik.
10 Ekim için de zaman aşımı kararı verdiler. Bu adaleti sağlayamazsak, Sivas’ın hesabını soramazsak 10 Ekimi’de soramayacağız, ondan sonra gelecekleri de. Cumhuriyet tarihi boyunca, Koçgiri’den Zini Gediği’ne, Çorum’a, Maraş’a kadar, bugüne gelinceye kadar yaşadığımız. Bütün katliamların sorumluları belli, onlara kol kanat gerenler belli. Bu katliamı hazırlayan da, katliamcılara destek veren de devlettir. Biz yeniden başlıyoruz ve ilk gün olduğu gibi canlarımızı buraya uğurlarken yürüdüğümüz mesafeyi, yaklaşık 20 km’yi yürüdük. Dağları da aşarız. Mutlaka hesabını sorarız.”
“UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ”
ABF Genel Başkanı Mustafa Aslan ise “Bu dava bir insanlık davasıdır. Bu katliamı yapanları belli. Onlarca katliamın hesabını sormak için herkesin huzurunda söz veriyoruz. Unutmayacağız, unutturmayacağız” dedi.
HBVAKV Genel Başkanı Ercan Geçmez, “Onların ellerinde bir utanç kaldı. Bizim elimizde ise unutmamak, unutturmamak var” diye ekledi.
Yapılan konuşmalar ardından mezarlara karanfiller bırakılarak anmaya son verildi.