Etiket: mafya-siyaset ilişkisi

  • ‘Türkiye’nin mafyadan beslenen, para alan siyasetçilere ihtiyacı yok’-VİDEO

    ‘Türkiye’nin mafyadan beslenen, para alan siyasetçilere ihtiyacı yok’-VİDEO

    PİRHA-CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Meclis grup toplantısında mafya-siyaset ilişkisine işaret ederek “Soylu, koltuğunu koruma peşinde, Erdoğan da Soylu’ya sahip çıkmak zorunda. Böyle bir tablo ile karşı karşıyayız. Eğer siz hükümeti yer altı çetelerine teslime ederseniz, böyle bir tablo çıkar ortaya” dedi.

    CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin Meclis grup toplantısında konuştu. Erken seçim çağrısını yineleyen CHP liderinin konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle oldu:

    “Normalleşme başladı. Açıldık ama birkaç noktada iktidarın dikkatini çekmek bizim görevimiz. İş yerlerini açtınız. Aşılamada önce iş yerleri sahiplerinin ve çalışanların olması lazım. İkincisi kirada stopaj kalkmadı, bunun kalkması lazım. İcra dairelerini erteleyin. 3-5 ay esnaf rahat nefes alsın. Esnafın büyük bir kısmı kredi kartı kullandı. Onun da bir şekilde faizsiz ertelenmesi lazım.”

    EN BÜYÜK YALANLARI SÖYLEYEN KURUM: TÜİK

    “TÜİK, Türkiye’nin ilk çeyrekte yüzde 7 büyüdüğünü açıkladı. En büyük yalanları söyleyen kurum. Sordum çiftçiye, ‘Türkiye yüzde 7 büyümüş’ diye, sizin kuraklıktan haberiniz yok herhalde dedi? İşsizlere sorduk, gelirleriniz arttı herhalde sizin de diye. Hangi büyümeden bahsediyorsunuz siz diye? Bakkala sorduk, ne büyümesi, aylardır dükkan kapalıydı diyor. ‘Sizin çarşıdan, pazardan haberiniz var mı?’ diyor emekli. Evlere temizliğe giden kadınlara sordum, ‘Aylardır evlere temizliğe gidemiyoruz’ dedi. Hangi büyümeden söz ediyorsunuz? Beşli çete büyüdü. Yüzde 7 demek onlara hakarettir, yüzde 50, yüzde 60 büyüdüler. İşleri garanti.”

    “128 MİLYAR DOLAR NEREDE?”

    “Finlandiya Başbakanı, 300 Avroluk sabah kahvaltısını devletin kesesinden ödedi mi ödemedi mi diye polis bunu araştırıyor. 300 Avro için devlet hazinesine el uzattıysan ben bunun hesabını sorarım diyorum. Peki biz, 128 milyar doları sorduk, tık yok. Şimdi soruyorum kim ahlaklı, kim adaletli? Kim kul hakkı yiyor, kim yemiyor? Buyurun beyler ne diyeceksiniz? Onlar 300 Avro’nun hesabını soruyorlar, biz 128 milyar dolar nerede dedik suçlu ilan edildik. Soru sormak ne zamandan beri suç oldu?

    Bir ülkede suçu açığa çıkarmak için soru soruyoruz ve sorduğunuz soru suç kabul ediliyorsa orada demokrasi yoktur. Suçluların iktidarı vardır artık. Soru soruyoruz, suçlanıyoruz. Neden? İktidar suçlu o yüzden. Türkiye Cumhuriyeti suçlular tarafından yönetiliyor. Erdoğan dava açacak, açmazsan namertsin. Mahkemede kanıtlayacağım.”

    “10 BİN DOLAR ALAN SİYASETÇİ KİM?”

    “Hak, hukuk, adalet için soracağız. Bu devletin İçişleri Bakanı TRT’de programa katılıyor, diyor ki; bir siyasetçiyi keklemişler yani rüşvet veriyorlar. Ne kadar? Ayda 10 bin dolar. Ben söylemiyorum, mafya da söylemiyor. Kim söylüyor? Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin İçişleri Bakanlığı koltuğunda oturan kişi söylüyor. Çok önemli. Suçu biliyor, suçluyu da biliyor. Devletin televizyonunda açıklıyor. Birilerine mesaj gönderiyor. Kişiyi de biliyor, rakamı da veriyor. Verenlerin dilinden de konuşuyor ‘keklemişler’ diye. Savcı çağırırsa gideceğim, açıklayacağım diyor. İçişleri Bakanı suçluyu niye gizliyor? Saray’a şunu mu demek istiyor? ‘Bana dokunma, dokunursan bu daha başlangıç’ devleti bu mantıkla yönetirseniz devleti mafyaya teslim edersiniz.

    Şentop bu konuyu açıklamak zorundadır. TBMM’ye düşen bu kara gölgeyi kaldırmak zorundadır. Şentop konuşmuyorsa acaba 10 bin dolar benzeri bir olay her ay ona da mı veriliyor? Saray’dakiler sessiz kalabilir. Onların tamamı zaten bir yerlerden besleniyorlar.
    Soylu’ya bakanlığı Erdoğan verdi. Peki, 10 bin dolar rüşvet verdiğini devletin televizyonunda açıklarken Erdoğan duymadı mı? Duydu. Bunu sordu mu, sormadı. Sorabilir mi? Soramaz. Erdoğan’ın bir şey daha sorması lazım. ‘Çıktın, eskiden içişleri bakanlarının çocuklarının evinde para sayma makineleri vardı dedin. 17-25 ile bana bir mesaj mı vermek istiyorsun?’ diye sorması lazım. Soylu, koltuğunu koruma peşinde, Erdoğan da Soylu’ya sahip çıkmak zorunda. Böyle bir tablo ile karşı karşıyayız. Eğer siz hükümeti yer altı çetelerine teslime ederseniz, böyle bir tablo çıkar ortaya.
    Mafya, yer altı çetelerini güçlerini siyasi iktidarı ele geçirerek alırlar. Zindaşti uyuşturucu kaçakçısı nasıl çıktı hapishaneden? Elde ettiler siyasetçiyi. Devleti yönetenleri kontrol ettiğiniz anda, devleti yönetmeye başlarsınız. 83 milyon insan yeraltı dünyasından bir liderin ne söylediğine bakıyor. Böyle bir tablo Türkiye’ye yakışıyor mu? Memleketi bu hale kim getirdi?”

    ERKEN SEÇİM ÇAĞRISI

    “Bu iktidar Türkiye’nin gördüğü en vasat, en beceriksiz, en dar görüşlü iktidardır. Sadece ailesini ve yakın çevresini düşünen, Türkiye’yi düşünmeyen iktidardır. Bu iktidar illegal organizasyonlarla iç içe geçmiştir. Beceriksiz ve etkisiz bir iktidardır. Bu iktidar bizim omuzlarımıza ciddi yükler getiren bir iktidardır. O nedenle diyoruz bir an önce seçime gitmeliyiz. Halkın huzura, beraber yaşamaya, barışa ihtiyacı var.
    Türkiye’nin mafyadan beslenen, para alan siyasetçilere ihtiyacı yok. Ben seçim diyorum, Erdoğan kaçacak delik arıyor. Kimden kaçıyorsun? Milletten, halktan kaçınır mı? Vatandaş seni istiyorsa zaten bir daha geleceksin bana ders vereceksin. Hiçbir Osmanlı Padişahına nasip olmayacak kadar sarayların var senin, çetelerin var. Binlerce trollerin var. Etrafında beslemelerin var. Türkiye Cumhuriyeti’ni çiftlik gibi yönetiyorsun. Kanun, anayasa tanımıyorsun ama gel arkadaş sandığı koyalım dediğim zaman kaçacak delik arıyorsun. Neden kaçıyorsun? Millet seni istemiyor, zorla güzellik olmaz. Memleketi mahvettin, perişan ettin. Erdoğan sen mi büyüksün, millet mi? Millet senden büyük.”

    PİRHA/ANKARA

  • Oluç: İktidar, kirli ilişkilerini örtmek için vatan-millet söylemine sarılıyor

    Oluç: İktidar, kirli ilişkilerini örtmek için vatan-millet söylemine sarılıyor

    PİRHA-HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Meclis’te yaptığı konuşmada mafya-siyaset ilişkisine değinerek “1996 yılındaki Susurluk kazası döneminin mafya-bürokrasi ve siyaset ilişkileri içindeki aktörlerin neredeyse tamamı bugün iktidar ittifakının ortaklarıdır” dedi.

    HDP Grup Başkanvekili Saruhan Oluç, Meclis’te basın toplantısı düzenleyerek güncel gelişmeleri değerlendirdi. Mafya-siyaset ilişkilerini yorumlayan Oluç’un konuşmasından satır başları şöyle:

    “Birkaç gündür bu ülke ve toplum bir videolar dizisi ile uğraşıyor. Milyonlarca insanın konusu haline gelmiş bir durum var ortada.

    Önce şunu belirteyim. Bu iktidar ne zaman kendisine yönelik bir eleştiri ortaya çıksa, kendi yanlışlarına ve eksikliklerine yönelik, yanlış politikalarına, iç ve dış, ekonomi politikalarına yönelik eleştiriler ortaya çıksa ve bu eleştiriler güçlü bir şekilde dile getirilse, hemen bir konuya sarılıyor. Darbe tehdidi.

    Yani bu iktidar kendisini ayakta tutabilmek için, bu toplumda sürekli ‘bize karşı darbe tehdidi var’ söylemini ve gerekçesini kullanıyor.”

    “KONU TÜRKİYE DEĞİL BU İKTİDARDIR”

    “Şimdi iki gündür iktidar ortaklarının şu söylemini duyuyoruz: ‘Hedef Türkiye’. Değil.  Konu Türkiye değil, konu bu iktidar, konu bu iktidar ortaklığı, bu iktidar ortaklığının yanlışları, iktidar ortaklığının görünmeyen ittifak mensuplarıdır.

    Bu iktidar Türkiye değil. Bu iktidar Türkiye’nin bir parçası. Siz kendinizi bütün Türkiye zannetmeyin. Sürekli bu ülke ve toplum büyük tehdit altındaymış korkusu yaratarak yanlışlarınızın, kirlenmişliklerinizin ve hukuksuzluklarınızın üstünü örtmeye çalışıyorsunuz. Tehdit Türkiye’ye yönelik değil, tartışılan konu Türkiye değil, iktidarın yanlış politikaları ve kendisidir.”

    “MAFYA İLE CAN CİĞER OLAN, MİTİNGLER YAPAN KİMDİ?”

    “Konuşulan konu Türkiye’de yeni de değildir. Çok eskiden beri var olan bir yapının ve konunun bir kez daha açığa çıkmasıdır. 1996 Susurluk kazası dönemini hatırlayalım. O zaman da böyle olmuştu. Bir kaza sonucunda siyaset-mafya ve bürokrasinin kirli ilişkileri, bütün hukuk dışı derin devlet adı verilen çalışmalar, failli meçhuller, cinayetler, kara para aklamaları, uyuşturucu trafiği, off-shore vurgunları, banka hortumlamaları, hepsi o zaman teker teker ortaya saçılmıştı.

    Bugün videoları yayınlayan organize suç örgütü liderinden söz ediyoruz ya, can ciğer kuzu sarmasıydı bu iktidarla. 2015’te Rize’de Tayyip Erdoğan’a destek mitingini kim yaptı? O yaptı. 2017’de referandum için ‘evet’ mitinglerini düzenleyenlerden biri kimdi? Oydu. 2018’de Cumhur İttifakı’na destek veren kimdi? Oydu. Tam sayfa gazete ilanları verdi. Hangi gazetelerde çıktı bu ilanlar? İktidarın yandaş medyasında çıktı. Peki Suriye’de ÖSO’ya, iktidarın işbirliği yaptığı cihatçı gruplara yardım tırlarıyla kim destek gönderdi? En hayırsever iş insanı ödülünü hangi gazete ve medya grubu bu kişiye verdi? Bu kişinin iftar davetlerinin baş konuğu haline getirildiği organizasyonu hangi medya kuruluşları gerçekleştirdi? Bir tanesi Milliyet gazetesidir, öbürü Akit. İkisinin de arkasındaki gruplar bellidir. Peki, ‘akan kanlarınızla duş alacağız’ lafını iktidarı desteklemek için söylerken kim sesini çıkarmıyordu? Erdoğan’ı eleştirip, çeşitli ifadelerle hedef alanları ‘bayrak direklerine asacağız’ diyen kişi kimdi? Buydu. Öyle değil mi, bütün bunları yaparken can ciğer kuzu sarması olan kişi bugün başka bir duruma geldi.”

    “TAYYİP ABİ’ SÖYLEMİ SICAK İLİŞKİLERİNİ GÖSTERİYOR”

    “‘Tayyip Abi’ diye hitap ediyor. Bu hitap şekli sıcak ilişkinin seviyesini göstermek açısından önemlidir.

    Peki olması gereken neydi? Türkiye eğer bir hukuk devleti olsaydı, Türkiye’de bağımsız ve tarafsız bir yargı olsaydı, olması gereken iki gündür iktidar ittifakının yaptığı gibi tüm bu kirli iddiaların ve ilişkilerin arkasında durmak değil, yapılması gereken bunların soruşturulmasını ve araştırılmasını sağlamak olmalıydı. Ama Türkiye’de bağımsız ve tarafsız bir yargı olmadığı için, bu konuda bir adım atılamadı.”

    “KİRLİ İLİŞKİLERİ ÖRTMEK İÇİN VATAN-MİLLET SÖYLEMİNE SARILIYOR”

    “Bu iktidar bütün bunların üzerini örtmek için iki yola başvuruyor. Birincisi, vatan-millet söylemi ve ‘hedef Türkiye’ lafının arkasına gizlenmek; ikincisi, toplumsal ve siyasal muhalefeti, demokratik siyaseti hedefe koymak.

    İktidar partisinin genel başkanının, Cumhurbaşkanı sıfatıyla yaptığı konuşmada, Rize’deki linç girişimini savunması kabul edilebilir bir şey mi? ‘Bu daha iyi günleriniz’ diyerek toplumsal ve siyasal muhalefeti linçle, şiddetle tehdit etmesi demokratik siyaset açısından kabul edilebilir bir şey mi? Yani iktidar ortakları diyorlar ki, muhalefete; ‘sizi hiçbir yerde konuşturmayacağız, çalıştırmayacağız. Bu koşullarda seçime gideceğiz.’

    Şunu açıkça söyleyelim. Toplumsal ve siyasal muhalefete yönelik şiddet ve linç girişimlerinin tamamının, bundan sonra bir kişinin bile burnunun kanamasının müsebbibi bu iktidar ortaklığıdır, bu ittifaktır, Cumhur İttifakı’dır. Çok açık bir tehdit yapılmıştır.

    Bir siyasi partinin genel başkanı, Cumhurbaşkanı sıfatıyla demokratik siyaseti, toplumsal ve siyasal muhalefeti tehdit ederek, topluma linç girişimlerinde bulunma çağrısı yapmıştır. Siyasi rekabet yerine despotik ve mafyatik yöntemlerle iktidarı sürdürme anlayışını bir kez daha dile getirmiştir.”

    “KÜRT HALKINA YÖNELİK SAVAŞLA BESLENEN ÇETELER…”

    “1996 yılındaki Susurluk kazasından bahsettim. O dönemin mafya-bürokrasi ve siyaset ilişkileri içindeki aktörlerin neredeyse tamamı bugün iktidar ittifakının ortaklarıdır.

    Yani 1000 operasyonun, beyaz torosların, 17 bin faili meçhulün planlayıcısı ve yürütücüsü olanlar, bugünkü iktidarın da ortaklarıdır aynı zamanda. İşte bu ortaya çıkmıştır. Biz bunu biliyorduk. Bunu söylüyorduk, ilk defa da söylemiyoruz. Ama bir kez daha görüldü ki, o dönemin aktörleri bugünün de aktörleridir. O dönemin genelkurmay başkanının ‘düşük yoğunluklu savaş sürdürüyoruz’ lafını hatırlatıyorum. İşte bu düşük yoğunluklu savaştan, kirli savaştan, Kürt halkına yönelik çatışma ve savaş politikalarından beslenen çeteler, mafyatik örgütler ve o ortamda büyüyen ve gelişen yapılar, bugün yine savaş ve çatışma ortamından, Suriye’den Libya’ya kadar olan savaş ve çatışma ortamından beslenerek ilişkilerini sürdürmektedirler.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Buldan: Aynı çuvalın içinde birbirlerini tırmalıyorlar!-VİDEO

    Buldan: Aynı çuvalın içinde birbirlerini tırmalıyorlar!-VİDEO

    PİRHA-HDP Eş Genel Başkanı Buldan’dan, mafya-siyaset tartışmalarına dair muhalefete çağrı yaparak “Derhal bir hakikatleri araştırma komisyonu kuralım” dedi.

    HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin haftalık grup toplantısında konuştu. Buldan, gündeme gelen mafya-siyaset-bürokrasi ilişkilerini değerlendirerek şu başlıklara değindi:

    “KOBANÎ KUMPAS DAVASI AKP’NİN İNTİKAM ALMA DAVASIDIR”

    “Ülke tam anlamıyla bir yangın yerine dönüşmüş durumda. Çöküş, çürüme, ortaya saçılan pislikler, hırsızlık, yolsuzluk, hukuksuzluk, ahlaksızlık, mafya ve çete düzeni, kara para, yalan, talan ve haram almış başını gidiyor.
    Bütün bunlar yaşanırken, iktidar ne yapıyor? Sincan’da bir AKP mahkemesi kurmuşlar, geçmişler kürsüye, senaryosunu önceden kurguladıkları Kobanî Kumpas Davasıyla güya HDP’yi yargılayacaklar. Yapılan duruşmalarda da herkes gördü ki ortada bir hukuk davası yoktur. Çünkü bu ülkede hukuk diye bir şey söz konusu değildir. Bu kumpas, çökmeye yüz tutmuş AKP iktidarının HDP’den siyasi intikam alma davasıdır.

    Kobanî Davası, AKP’nin HDP’yi engellemeye yönelik yürüttüğü bir siyasi parti faaliyeti ve seçim çalışmasıdır. Ancak kumpaslarla siyasi yargılama yapmak isteyen iktidar bu davada suçüstü yakalanmıştır, hukuksuzlukta suçüstü yakalanmıştır. IŞİD’i sahiplenerek suçüstü yakalanmıştır.
    Komplolarla partimize, halklarımızın geleceğine pusu kuran suç ortaklığı, milyonların şahitliğinde kendi suçlarıyla yüzleştirilecek ve yargı önünde mutlaka hesap verecektir. Bunun altını önemle çizmek istiyorum; iktidar hakikatler karşısında kendi kurduğu mahkemede mahkûm olacaktır. Evet, Kobanî’de başaramadılar, Sincan’da da başaramayacaklar!

    “BU ÇETELEŞMENİN ASIL NEDENİ KÜRT DÜŞMANLIĞIDIR”

    Tarih 3 Kasım 1996. Susurluk kazasıyla mafya-devlet-siyaset ittifakının suç ortaklığı ortaya saçılmıştı. Susurluk’ta devlet içinde kurulan devlet ve 90’larda Kürt halkına karşı işlediği insanlık suçlarının bir bir deşifre olduğuna hepimiz tanıklık ettik. 28 Şubat darbesiyle Susurluk’un üzerini apar topar kapattıklarını hepimiz biliyoruz ve oradaki tuğlaya dokunmadıklarını hepimiz gördük.
    Şimdi yıl 2021, çeyrek asır sonra Türkiye, AKP-MHP iktidarında siyaset-bürokrasi-mafya ilişkileriyle ve ürettiği suç karanlığıyla bir kez daha karşı karşıyadır. Bunun nedeni bellidir: Susurluk’tan bugüne uzanan çete örgütlenmelerinin dayandığı en önemli zemin Kürt sorununun inkârı ve güvenlikçi politikalardır, Kürt düşmanlığıdır. Faili meçhul cinayetler, köy yakmalar, işkenceler ve insanlık suçları 1993 konseptiyle gerçekleştirildi. Susurluk çetesi de bu zemin üzerinden yükseldi.
    Söylemleri neydi? Beka ve güvenlik. Bugün ortaya saçılan çete-mafya ilişkileri de yine Kürt sorununda çatışmalı sürecin tırmandırıldığı 2015 konseptinin yarattığı zemin üzerinden yükselmiştir ve bugünlere kadar gelmiştir.

    “ÖCALAN’IN 2013 ÇAĞRISI ÖNEMLİ BİR ÇIĞIR AÇMIŞTI”

    Sayın Öcalan, “Gelin bu sorunu hep birlikte çözelim. Türkiye’de, Suriye’de ve Ortadoğu’da demokrasinin ve barışın yolunu açalım” çağrısını yapmıştı. 2013 çağrısı yeni bir dönemin başlaması için önemli bir çığır açmıştı. İşte bu demokratikleşme ve barış çerçevesi, savaştan kar sağlayan devlet içindeki güç odaklarının, suç ortaklığının önündeki en önemli engeldi. Zira demokratik çözümün, barış ortamının, hukuk devletinin olduğu bir ülkede karanlık yapılar varlığını sürdüremez, kendisine zemin bulamaz.

    “AYNI ÇUVALIN İÇİNDE BİRBİRLERİNİ TIRMALIYORLAR”

    Bunlar aynı çuvala girdi, şimdi o çuvalın içinde birbirlerini tırmalıyorlar. Bakınız, 90’lardaki faili belli bin operasyonun sahipleri bugün kim tarafından korunmaktadır, kiminle ittifak halindedir? Ki, Dönemin Başbakanı Tansu Çiller 4 Kasım 1993’te İstanbul Holiday Inn Otelinde bir açıklama yapmıştı. ‘Elimizde örgüte yardım eden Kürt iş adamlarının listesi var, hesap soracağız’ demişti. Ardından Kürt iş adamları birer birer infaz edildi. Bu cinayetlerin planlayıcısı o zaman kurulan Susurluk Komisyonuna ‘Devlet adına bin operasyon yaptık’ demişti. Kutlu Savaş’ın hazırladığı raporun bir bölümünün engellenip sansürlendiğini hatırlarsak o sansürlü bölüm içerisinde aslında Türkiye’de nelerin olup bittiğini hepimiz çok iyi anlayabiliriz.

    “’BU YAŞANANLARDAN HABERİM YOKTUR’ DİYEMEZ”

    Peki, bunlar şimdi ne yapıyorlar? Bin odalı sarayın sahibiyle birlikte iş yapmaktadırlar, birlikte hareket etmektedirler. O nedenle Saray yönetimi kendisini bu işlerden asla soyutlayamaz, ‘dışındayız’ diyemez. Tam da bu işin merkezinde yer alıyorlar. Patates soğan dağıtımına kadar her şeye karar veren tek adam, ‘tüm bu yaşananlardan bilgim ve haberim yoktur’ diyemez!

    “SUSURLUK’UN TUĞLALARINDAN SARAY YAPTILAR”

    Bu iktidar, Susurluk mimarisine yeni tuğlalar ekleyen bir yönetim olarak tarihe geçmiştir. O tuğlalardan Saray yaptılar ve her şeyi oradan yönettiler. Türkiye’den Suriye’ye ve İran’a, Kıbrıs’tan Kolombiya’ya, Venezuela’ya, Libya’ya, Irak’a uzanan bir suç organizasyonu var ortada. Bunu son dönemlerde daha net görüyoruz. Suriye’de IŞİD, ÖSO çetelerini desteklediler, işbirliği yaptılar; içeride de Susurluk’un devamı olan çetelerle işbirliğine girdiler. Bu iktidar çetesiz yapamıyor, çetesiz duramıyor.
    Suç ve adaletsizlik üreten bu iktidar düzeni ve yarattığı talan sistemi ülke kaynaklarına ve toplumsal değerlere çökme üzerine kuruldur. Karşımızdaki yapı Kürtlerle, Alevilerle, bu ülkede yaşayan her kimlik ve inançla, kadınlarla, gençlerle, demokrasi ve barış isteyen herkesle mücadele etmek, tüm toplumu susturmak ve sindirmek için bir ittifak kurmuştur.”

    “TWEET ATANI GÖZALTINA ALDIRAN SAVCILAR NEREDE?”

    Buradan soruyoruz: Aldığımız nefese kadar fezleke düzenleyen savcılar hani neredeler? Ortaya çıkan suçlarla ilgili neden bir soruşturma yok? Bir tweet atanı sabahın köründe evinden gözaltına alanlar, ortaya saçılan bu büyük suçlarla ilgili neden kılını kıpırdatmıyor? Hepsi devekuşu gibi başını kuma gömmektedir, hepsi sessizdir. Çünkü kirli ortaklık üzerine bir denge kurulmuştur.

    “KANALİZASYON PATLAMIŞTIR, ÇÖZÜLME ÇOK BÜYÜK OLACAKTIR”

    Aynı aşı videolarında olduğu gibi; bağımlı ve taraflı yargı, mafyaya ‘Biz sizi görmeyiz, keyfinize bakın’ mesajı vermektedir. Ancak ne kadar gizlemeye çalışırlarsa çalışsınlar mızrak artık çuvala sığmamaktadır. Kanalizasyon patlamıştır. Pis koku her yere yayılmıştır. Çözülme de çok büyük olacaktır. Kurdukları denge bozulacaktır, yıkılacaktır.”

    ÜLKENİN DERHAL ERKEN SEÇİME GÖTÜRÜLMESİ GEREK”

    İlk yapılması gereken ülkenin derhal erken seçime götürülmesidir. HDP olarak erken seçim çağrımızı bugün buradan bir kez daha yineliyoruz. Türkiye acilen seçime gitmelidir. Türkiye bu çeteleşmiş, mafyalaşmış düzenle bir gün dahi yaşayamaz. İktidar eliyle, mafya-çete yapıları arasına sıkıştırılmış olan bu ülkenin kaderi tekrardan bunlara teslim edilemez.

    DERHAL BİR HAKİKATLERİ ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURALIM”

    Bu kirlenmişliğe karşı ortak itirazı büyütelim diyoruz. Gelin, Türkiye halklarını bu kirlenme ve çürümeden kurtaralım diyoruz. Buradan parlamentoya ve muhalefete özellikle çağrı yapıyorum: Derhal hakikatleri araştırma ve soruşturma komisyonları kuralım ve bir an önce çalışmalarına başlasın. Arkadaşlarımız bu hafta Genel Kurulda bu konuya dair bir araştırma önergesini gündeme getirecekler ve göreceğiz ki kimlerin oylarıyla bu önerge reddedilecek. Türkiye kamuoyu bunu asla gözünden kaçırmamalıdır.

    ‘BARAJ SORUNU’ TARTIŞMALARINA CEVAP

    HDP’nin milletvekili seçimlerinde baraj sorunu olmadığı gibi dengeyi belirleyecek toplumsal gücü vardır. Cumhurbaşkanlığı seçimlerine bakışımız ise şu aşamada adaylık ve isim tartışmasından tamamen uzaktır. Herkesin bunu böyle bilmesi gerekiyor. Bizim temel yaklaşımımız en geniş toplumsal mutabakata ve demokratik ilkelere, demokratik hedeflere dayanan bir yaklaşımın, ortaklaşmanın ortaya çıkarılmasıdır. Seçimler sonrası geçiş süreci için ortak ilke ve hedeflerin bir an önce belirlenmesidir.

    “HDP ÇANTADA KEKLİK DEĞİLDİR”

    Biz isimlerle, şahıslarla değil ilkelerle hareket ederiz. HDP’nin ittifak politikasının esasını demokratik ilkeler ve Türkiye halklarının ortak geleceği oluşturmaktadır. Bunun dışındaki hiçbir tartışma bizi bağlamaz, bize mal edilemez.
    Buradan şunu da net olarak ifade etmek isterim: Hiç kimse de HDP’yi yedek bir güç olarak görmemelidir. HDP çantada keklik değildir. HDP’nin fikriyatı, ilkesel yaklaşımı ve demokratik siyasetteki kararlılığı Türkiye demokrasisine, Türkiye halklarına kazandıran bir hattır. HDP, Türkiye halklarının kazanması, bu zifiri karanlıktan çıkılması, adalet içinde eşit ve özgür bir yaşamın kurulması ve barışın sağlanması için demokrasi adına büyük sorumluluk almaktadır, almaya da devam edecektir. Hiçbir insanımız bugünlere bakarak karamsarlığa asla kapılmamalıdır. Bu düzeni, bu devranı mutlaka ama mutlaka değiştireceğiz.”

    PİRHA/ANKARA