Etiket: mafya

  • Mersin’de siyasi partilerden açıklama: Suçlular ittifakı ile mücadele edelim-VİDEO

    Mersin’de siyasi partilerden açıklama: Suçlular ittifakı ile mücadele edelim-VİDEO

    PİRHA- Mersin’deki siyasi partiler ortak açıklama yaparak, “Suçlular ittifakı ile mücadele etmek; emekçiler için ekmek ve iş, kadınlar için yaşam, gençler için gelecek, Kürtler ve Aleviler için eşit haklarla yaşam mücadelesidir” denildi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP), Emek Partisi (EMEP), Halkevleri,  Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi (SYKP),   Toplumsal Özgürlük Partisi (TÖP), Yeşil Sol Parti ve Birleşik Devrimci Parti Mersin İl Örgütleri, “devlet, mafya ve siyaset” başlıklı basın açıklaması yaptı.

    “TÜRKİYE’DE DEMOKRASİNİN TASFİYESİ AMAÇLANMAKTADIR”

    Özgecan Aslan Barış Meydanı’nda partililer adına açıklamayı TÖP İl Sözcüsü Soner Temur okudu.

    Temur, Türkiye halklarının devlet-siyaset-mafya ortaklığında işlenen suçlara bir kez daha tanık olduğunu ifade ederek, “Çıkar ilişkilerinden kaynaklı çelişkiler sonucunda, Türkiye halklarına karşı işlenen suçlar, yolsuzluk ve uyuşturucu ticareti, yargısız infaz ve faili belli cinayetler birer birer ifşa olurken; HDP’ye  kapatma davasının  açılması ile  Türkiye’de demokrasinin, özgürlüklerin ve hak arama mücadelesinin  tamamen tasfiye edilmesi amaçlanmaktadır. Cezaevlerin de  gasp edilen haklara ve tecride karşı yapılan açlık grevleri görmezden gelinmektedir” dedi.

    “GELECEĞİMİZE SAHİP ÇIKALIM”

    Temur, siyasi, iktisadi ve toplumsal düzen değişmeden Türkiye halklarının nefes alamayacağının altını çizerek, “Bu suçlular ittifakı ile mücadele etmek; emekçiler için ekmek ve iş, kadınlar için yaşam, gençler için gelecek, Kürtler ve Aleviler için eşit haklarla yaşam mücadelesidir. Çetelerin, tarikatların, soyguncuların, yağmacıların zorba iktidarına karşı mücadele etmek sadece geçmiş ve günümüzün değil geleceğimize sahip çıkmanın da gereğidir” diye konuştu.

    Yaşananlar karşısında yargının gözlerini kapadığını belirten Temur, toplumun tüm kesimine çağrıda bulunarak, mücadeleye davet etti.

    Diren KESER/MERSİN

     

  • ‘Türkiye bir hukuk devleti olmaktan çıkmıştır’-VİDEO

    ‘Türkiye bir hukuk devleti olmaktan çıkmıştır’-VİDEO

    PİRHA- HDP’nin kapatılması istemiyle açılan davaya tepki gösteren CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Eğer siz siyasi partileri düşman olarak görüp siyasi partiyi Yargıtay’a talimat verip kapatırsanız orada demokrasi yoktur. Demokrasi bütün partiler için olmalıdır. Hakem halktır” dedi.  

    Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısında HDP’nin kapatılma davasına, mafya başının açıklamaların da bulunduğu gündeme ilişkin konuştu.

    Kılıçdaroğlu, “Türkiye’yi bu bataktan çıkaracağız. Ülkeye temiz, ahlaklı siyaseti getireceğiz. Farklı görüşler, farklı siyasi anlayışlar kavga konusu değil, zenginlik olmalı” derken, Boğaziçi Üniversitesi’ne atanan kayyım rektör Melih Bulu’ya seslenerek, “Sen o üniversiteye bırak rektör olmayı, orada ders verecek kapasiteye bile sahip değilsin” dedi.

    “HAKSIZLIK KARŞISINDA SUSAN DİLSİZ BİR ŞEYTANDIR”

    Halkların Demokratik Partisi’nin (HDP) kapatılması istemiyle açılan davaya “Demokrasinin var olduğu bir ortamda siz bir partiyi kapatamazsınız” diyerek tepki gösteren Kılıçdaroğlu, sözlerine şöyle sürdürdü:

    “Savcı siyasi otoritenin tavrıyla harekete geçiyorsa orada demokrasiyi yok ediyorsunuz demektir. Düşünceden ve ifadeden korkmayacaksınız. Eğer siz siyasi partileri düşman olarak görüp siyasi partiyi Yargıtay’a talimat verip kapatırsanız orada demokrasi yoktur. Demokrasi bütün partiler için olmalıdır. Hakem halktır.  Parti kapatmaya yönelik her hangi bir eylemi doğru bulmuyoruz, partilerin seçime katılmasını engellemeye yönelik hiçbir hareketi doğru bulmuyoruz. Demokrasi aynı zamanda adaletin kökleştiği rejim demektir. Milli iradeye duyduğumuz saygı sadece HDP için değil. Ankara, Balıkesir büyükşehir belediye başkanları zorla istifa ettirildiğinde onların da hakkını savundum. Niçin, ben inançlı bir insanım. Bana göre haksızlık karşısında susan dilsiz bir şeytandır.”

    “TC BİR KABİLE DEVLETİ Mİ OLDU, NEREDE BU SAVCILAR?” 

    Suç örgütü başı Sedat Peker’in açıklamalarına değinen Kılıçdaroğlu, “Saraydan tek cümle yok. Niçin? Gırtlağına kadar lağım çukurunda olan bir siyasi iktidarın Türkiye’ye yararı olamaz. Ben lağım borusu dedim, meğer çukurun içinde bunlar. Koku bütün ülkeyi, dünyayı sardı, saray hissetmiyor. Çünkü lağım orada. Onlara oy veren kardeşlerime sesleniyorum. Bu kadar koku dünyaya yayılmışken neden kimse konuşmuyor? Neden savcılar harekete geçmiyor. TC bir kabile devleti mi oldu, nerede bu savcılar. Ben konuşunca 24 saat bile geçmeden harekete geçiyorlar, lağım basmış, yolsuzluklar diz boyu bir Allah’ın kulu kalem bile oynatamıyor. Türkiye bir hukuk devleti olmaktan çıkmıştır. Yargı asla ve asla tarafsız ve bağımsız değildir. Türkiye Cumhuriyeti devletinde hiç kimsenin can ve mal güvenliği yoktur” ifadelerini kullandı.

    “UTANMADAN 128 MİLYAR DOLAR SORUSU SORULUR MU DİYORLAR” 

    Kılıçdaroğlu, Cumhur İttifakı’nın üçüncü ortağının mafya olduğunu belirterek, “Mafya bozuntuları için özel yasa çıkarmadılar mı, mafya önünde el pençe durmadılar mı?” diye sorarak, şunları dile getirdi:

    “Mafya bozuntuları için özel af kanunu çıkarırsınız, harp okulu öğrencileri, Osman Kavala, Demirtaş, avukatlar içeride. Bu mu adalet. Faili meçhul cinayetlerinin araştırılması lazım. Erdoğan söz vermişti bulacağım diye Cumartesi Anneleri’ne. Cumartesi anneleri var, kayıpların eşleri, evlatları var… Erdoğan, faili meçhuller aydınlatılacak, evladınızın mezar yerini göstereceğiz diye söz vermişti. Ne oldu? 128 milyar dolar bu milletin parasıydı. Utanmadan 128 milyar dolar sorusu sorulur mu diyorlar. Bu soruyu sormazsak neyi soracağız?”

    PİRHA/ANKARA 

     

  • ‘İktidarıyla, mafyasıyla Türkiye’yi kuşatan bu karanlık sistemi yıkacağız’-VİDEO

    ‘İktidarıyla, mafyasıyla Türkiye’yi kuşatan bu karanlık sistemi yıkacağız’-VİDEO

    PİRHA- HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, kapatma davasının sonuçlarını HDP’nin değil iktidarın düşünmesi gerektiğini söyledi. Buldan, “Aranan yargı nerede ortaya çıktı? HDP’yi kapatma davasında. Suç örgütlerinin üzerine gitmeyen yargı HDP hakkında yeniden kapatma davası açarak, mafyatik düzene kalkan olmuştur. Bu iktidarın anayasayı ve hukuku rafa kaldırması işte tam da bugünler içinmiş. Mafyaya sıfır soruşturma, HDP’ye kapatma” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin grup toplantısında konuştu. Buldan’ın gündeminde, HDP’ye dönük kapatma davası, devlet-mafya-siyaset ilişkisi, PKK Lideri Abdullah Öcalan üzerindeki tecrit ve diğer gelişmeler vardı.

    Buldan, suç örgütü başı Sedat Peker’in ifşaları ve itiraflarıyla yeniden gündeme gelen devlet-mafya-siyaset ilişkisine dair, “Demokrasinin, hukukun üstünlüğünün, gerçek bir adaletin ve şeffaf denetlenebilir bir yönetimin olmadığı bir sistem çete-mafya düzeninden başka bir şey değildir. Türkiye bugün çürüyen ve çürüten bir sistemle yüzleşme sürecini yaşamaktadır” değerlendirmesinde bulundu.

    16 Nisan 2017 yılında gerçekleşen referandumu sonucunda ‘Tek Adam’lığın tesis edildiğini vurgulayan Buldan, şunları ifade etti:

    “Birbirlerine sokakta dahi söylenmeyecek ağır sözler sarf edenler, savaş, rant, talan ve Kürt düşmanlığında birleşerek, her gün hukuksuzluk ve gasp üreten, yolsuzluk ve yoksulluk üreten, çatışmayı körükleyen, demokratik değerleri tüketen bir talan düzeni kurdular. Sınırsız iktidar, sınırsız talan, sınırsız zenginleşme düzeni. Hukuk dışına çıkma özgürlüğü. Organize suç örgütlerini, mafyayı, Susurlukçuları, darbecileri, tetikçileri, ırkçıları, paramiliter yapıları, satılmış medyayı, kadın katillerini, Kürt düşmanlarını, savaş rantçılarını bu düzenin ortağı yaptılar. Türkiye’yle sınırlı kalmadılar. Suriye’de El Nusra/IŞİD, ÖSO çetelerini bu düzenin dış ayağı yaptılar. Devletin güvenlik kurumlarını, yargı kurumunu, bürokrasisini kurdukları talan düzeninin aparatı haline getirdiler.

    Erdoğan 2007’de ‘Derin devleti minimize etmek, mümkünse yok etmek, bunu başarmak gerekir’ diyordu ya, dediğinin tam tersini yaptı. Mafyanın itirafında olduğu gibi, ‘Her suçta beraber oldukları büyük ve geniş bir aile’ kurdular. Bunun adı yerli ve milli suçlular ittifakıdır. Mafya ve çeteleri öyle güçlendirdiler ki suç örgütlerini ve Susurluk takımını devletin başına adeta kayyım yaptılar. Yönettikleri suç örgütlerinin hukuk dışı her faaliyetinden siyasal olarak beslendiler, güç devşirdiler, kara para ekonomisiyle siyasetlerini alttan finanse ettiler.

    İcraatları nelerdir? Tek tek sıralansa, Ankara’dan Susurluk’a duble yol olur. Suç ve suçluyu koruma, kara para trafiğini yönetme, yolsuzluk, kamu kaynaklarına çökme, adrese teslim ihale, rant ve rüşvet dağıtma, nitelikli dolandırıcılık, silah ticareti, yasadışı petrol ticareti, arazi yağması, işkence, yargısız infaz, tecavüz, kumpas, yalan, talan, kayyım gaspı, yandaş kadrolaşması, çifter maaşlar, haksız zenginleşme, torpil, tehdit, linç, gazetecilere ve siyasetçilere saldırı. Say say bitmez. Bütün bunları yaparken, kullandıkları söylemler nelerdir? Tek devlet, tek millet, ezan, beka, ‘terörle mücadele’, milli güvenlik… Hep söylüyoruz, bunlar ne zaman vatan millet derse gözünüz, mutlaka başka yerlerde olsun, bunların çevirdiği filmlerde, götürdükleri milyon dolarlarda olsun.

    Karşımızdaki yapının uyguladığı yöntemler nelerdir? Ordu, polis, yargı, istihbarat, medya ve mafya gücüyle halkı korkutmak, sindirmek, demokratik siyaseti, toplumsal muhalefeti tehdit etmek, hedef göstermek, kriminalize etmek, itibarsızlaştırmak, insanları hukuksuzca gözaltına almak, tutuklatmak, işkenceyi karakoldan sokağa her yerde yaygınlaştırmak, medyaları aracılığıyla 24 saat kara propaganda üreterek, psikolojik savaş yürütmektir. İşte, iktidarıyla mafyasıyla, bürokrasisiyle Türkiye’yi kuşatan bu karanlık sistem bu şekilde çalışmaktadır. Bu sistemin koordinasyon merkezi Saray’dır.

    Bugünlerde biliyorsunuz, Marmara Denizi’nde ortaya çıkan deniz salyası, ürkütücü boyutlara geldi. Ancak, mafya-bürokrasi-siyaset ittifakının ülkeye ve topluma yaydığı müsilaj inanın ki Marmara’dakinden daha beterdir ve siyasetin ürettiği salya tüm ülkeyi pandemi gibi sarmıştır. Tıpkı 90’lardaki gibi. Bu zihniyet yıllardır bu ülkeyi adeta sümenaltı cumhuriyetine dönüştürmüştür. Bütün pisliklerin, suçların üzerini devlet sırrı söylemiyle kapattılar. Musa Anter, DEP Milletvekili Mehmet Sincar, Muhsin Melik, Vedat Aydın, Abdulsamet Sakık, Avukat Şevket Epözdemir, Medet Serhat, Gazeteciler Hafız Akdemir, Ferhat Tepe, Hüseyin Deniz, Sayfettin Tepe, Metin Göktepe ve daha nice cinayetlerin üzerini devlet sırrıyla kapattılar.

    AKP İKTİDARI DÖNEMİNDEKİ FİİLLER DE, FAİLLERİ DE BELLİDİR

    Emir verenler bellidir, suçu işleyenler, tetiği çekenler bellidir. Ama ortada sorumlu yoktur. Hepsi sorumluluktan kaçmıştır. Biz de diyoruz ki, devletin hafızası varsa, halkların da hafızası vardır. Kamuoyunun da hafızası vardır. Katliamların yaşandığı bu toprakların da hafızası vardır. Toplu mezarların da hafızası vardır. Bu hakikat hafızası silinmez, unutulmaz, unutturmayız. Bu iktidar da geçmiştekilerle aynı yolu izlemektedir. 1993’te Muş Vartinis’te 9 köylüyü yakarak katledenler ve onları beraat ettirenlerle, Roboski’de 34 köylüyü bombalayıp dosyayı kapatmaya çalışan bu iktidar bugün birlikte ittifak halindedirler. AKP iktidarı dönemindeki fiiller de bellidir, failleri de bellidir. Ama hepsi sorumluluktan kaçmakta, kendisini köşe bucak gizlemektedir.

    KEMAL KURKUT’U, UĞUR KAYMAZ’I KATLEDENLER, IRAK POLİSİ MİYDİ?

    Roboski’de köylüleri katleden uçaklar, Rus uçağı mıydı? Şemdinli Kitabevi’ni bombalayanlar, Kolombiya’dan mı gelmişti? Kemal Kurkut’u, Uğur Kaymaz’ı katledenler, Irak polisi miydi? Van’da Servet Turgut’a işkence yapılan helikopter İran’a mı aitti? Cizre’de insanları bodrum katında diri diri yakanlar, bu ülkenin güvenlik güçleri değil miydi? Suruç ve Ankara Gar katliamlarını yapanlar açtığınız koridordan giren IŞİD değil miydi? Hakkâri’de, Şemdinli’de sivillere ateş açan, katleden, yaralayanlar, sizin üniformanızı taşımıyor mu? Suriye’ye çetelere sağladığınız silahları bir kargo şirketi mi gönderdi? IŞİD’le petrol ticaretini siz değil, deniz korsanları mı yaptı? Kaçamazsınız. Gerçeklerin ve suçlarınızın üzerini örtemezsiniz.

    TECAVÜZCÜLER ORTALIKTA GEZERKEN, EZGİ MOLA HAKKINDA DAVA AÇTILAR

    İktidar da ortağı da yargısı da medyası da kurumları da Yüce Divanlık bu suçların üzerini kapatmak ve iktidarlarını sağlamlaştırmak için elbirliği yapmaktadır. Şimdi bütün bu suçlar ifşa olduğu günden buyana yargıya bakıyoruz, kimler hakkında soruşturma açmış, kimleri gözaltına aldırmış? Mafya ortada gezerken, ‘Yaptığınız hukuksuzluklar nedeniyle yargılanacaksınız’ diyen Selahattin Demirtaş’a 2 yıl 6 ay hapis cezası verdiler. Rüşvetçiler, mala mülke çökenler ortada cirit atarken, açıklamalarımız, esnaf ziyaretlerimiz nedeniyle 11 vekilimiz hakkında fezleke düzenlediler. Tecavüzcüler ortalıkta gezerken, tecavüzcü yargılansın diyen Ezgi Mola hakkında dava açtılar. Suruç’ta adalet için aylardır feryat eden Şenyaşar’ları gözaltına aldılar. Mafyaya, çeteye dokunma, itiraz edene, sesini çıkarana dokun.

    MAFYAYA SIFIR SORUŞTURMA, HDP’YE KAPATMA

    Aranan yargı nerede ortaya çıktı? HDP’yi kapatma davasında. Yargının içine düştüğü çukuru görebiliyor musunuz? Suç örgütlerinin üzerine gitmeyen yargı HDP hakkında yeniden kapatma davası açarak, mafyatik düzene kalkan olmuştur. Bu iktidarın anayasayı ve hukuku rafa kaldırması işte tam da bugünler içinmiş. Mafyaya sıfır soruşturma, HDP’ye kapatma. Tam da 7 Haziran’ın yıl dönümünde. Aynı Kobani kumpas davasında olduğu gibi, kirli siyasi bir operasyonla karşı karşıyayız. 7 Haziran Türkiye siyasal tarihinin önemli bir dönüm noktasıdır. Bugünkü mafyatik düzenin bir kırılma noktasıdır.

    BU DAVA, KÜRT DÜŞMANLIĞI DAVASIDIR 

    Bu dava, HDP’nin büyüttüğü barış siyaseti karşısında iktidarın savaş politikalarının kaybetmesi davasıdır. Bu dava, Susurluk tuğlalarının tek tek çekilecek olmasından duyulan korkunun davasıdır. Bu dava, Kobani’yi düşüremeyen IŞİD’in intikamını alma davasıdır. Bu dava, demokratik siyaseti bir türlü engelleyemeyen darbeci iktidarın intikam davasıdır. Bu dava, teşhir olan yolsuzluk, hırsızlık ve çete düzeninin intikam davasıdır. Bu dava, kadın özgürlük mücadelesini durduramayan erkek düzenin intikam davasıdır. Bu dava Kürt sorununda sürdürülen ama sonuç alınamayan yüz yıllık inkâr ve imha politikasının intikam davasıdır. Bu dava, Kürt düşmanlığı davasıdır. Kapatma davası açarak HDP’yi ve Türkiye halklarını susturabileceğinizi sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Mafya ve çetelerin yazdığı siyasal tarihiniz değil, halklarımızın yazdığı onurlu tarih kazanacaktır. Suçlular ittifakı değil, halklar ittifakı kazanacaktır.

    Sizin HDP’siz Türkiye hayaliniz değil, halklarımızın AKP’siz, MHP’siz, mafyasız, çetesiz, sömürüsüz, talansız Türkiye hayali gerçekleşecektir. Kapatma davasının sonuçlarını biz değil, iktidar düşünsün. Hiç kimse umutsuzluğa ve karamsarlığa kapılmamalıdır. Biz ne yapacağımızı gayet iyi biliriz. Siyasal tarihimiz tecrübelerle doludur.”

    Türkiye toplumuna seslenen Buldan, “Kürt sorunu çözülmeden Susurluk benzeri çete ve mafyalar tasfiye olmayacaktır. Herkesin bu gerçeği görmesi, özellikle demokratik siyaset yürütme iddiasında olanların, muhalefetin Kürt sorununun demokratik yollarla çözümü konusunda kalıcı, istikrarlı, adil çözüm politikaları üretmesi gerekmektedir” diye konuştu.

    AHMET ŞIK HALKIN VEKİLİDİR, YALNIZ DEĞİLDİR

    Buldan, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin grup toplantısında TİP İstanbul Milletvekili Ahmet Şık’ı tehdit eden açıklamalarına değinerek, “Ahmet Şık halkın vekilidir, yalnız değildir. Yanındayız. Yine yargıya talimat üstüne talimat verdi. ‘Gözler Anayasa Mahkemesi’nde olacak’ dedi. Biz de diyoruz ki; hayır gözler; sizin ittifak halinde olduğunuz suç örgütlerinde olacaktır. Gözler sizin mafya çete düzeninizde olacaktır. Gözler birlikte işlediğiniz suçlarda olacaktır. Gözler sizin hırsızlık ve yolsuzluklarınızda olacaktır. Ve yaptıklarınızın hesabını halka vereceksiniz. Kaçamayacaksınız” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/ANKARA 

     

  • Bahçeli, ‘Mafyayla ortak olduğumuzu söylemek saptırmadır’ dedi ama…

    Bahçeli, ‘Mafyayla ortak olduğumuzu söylemek saptırmadır’ dedi ama…

    Partisinin grup toplantısında konuşan MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, erken seçim çağrısı üzerinden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu hedef aldı. Bahçeli, “Bizim mafyayla ortak olduğumuzu söylemek bariz bir saptırmadır” iddiasında bulundu. 

    AKP’nin iktidar ortağı MHP’nin Genel Başkanı Devlet Bahçeli, partisinin TBMM’de düzenlenen grup toplantısında konuştu.

    “Kılıçdaroğlu masal anlatmasın, ruh ikizi haline dönen mafyaya baksın” diyen Bahçeli, “Bizim mafyayla ortak olduğumuzu söylemek bariz bir saptırmadır. Ama mafyanın medyaya, tetikçi yazarlara nasıl nüfuz ettiğini duymayan kalmamıştır. CHP yönetimi öyle bir hale gelmiştir ki hamama götürseniz kurna beğenmezler, düğüne götürseniz zurna beğenmezler. Zehirli mantar gibi her dedikodunun etrafında biterler” ifadelerini kullandı.

    Bahçeli’nin grup konuşmasının ardından sosyal medyada Bahçeli ile mafya başı Alaattin Çakıcı’nın birlikte çektirdiği fotoğrafın paylaşılması dikkat çekti.

    PİRHA/ ANKARA

  • Yazar Temel Demirer: Mafyasız kapitalizm ol(a)maz

    Yazar Temel Demirer: Mafyasız kapitalizm ol(a)maz

    PİRHA- Yazar Temel Demirer, “devlet-mafya-siyaset-medya” ilişkisine dair PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu. Demirer, devlet anlaşılmadan mafyanın kavranamayacağına vurgu yaparak, “Oynanan oyun, aktörleri sahneden indirilip, bozulana dek oynanacak; birileri “Yetti gayrı/ Êdî bese” diyene dek” dedi.

    Organize suç örgütü lideri Sedat Peker, devlet-mafya ilişkisine dair yayımladığı video serisi 8. Bölüm ile devam ediyor.

    Peker’in itiraflarına ilişkin hala savcılar harekete geçmezken, toplum da kaygıyla izliyor.

    Yazar Temel Demirer “devlet-mafya-siyaset-medya” ilişkisine dair PİRHA’nın sorularını yanıtladı.

    “SUÇ, DÜZENİN AYNASIDIR”

    PİRHA:  Devlet-mafya-siyaset-medya ilişkisi yeniden gündemde. Yeni diyorum, çünkü daha önce ‘Susurluk’ çokça konuşuldu. Ortaya çıkan bu tabloyu nasıl yorumluyorsunuz?

    TEMEL DEMİRER: Kısa bir süre önce AKP’yi alkışlayan bir liberalin dahi, “Son gelişmelerden, Peker’in arka arkaya gelen açıklamalarından sonra Türkiye’de hukuk devletinin ‘yok hükmünde’ olduğu iyice ortaya çıktı” dedi. Diğer ifadeyle, bu çetelerin siyasi iktidarın kullandığı, resmi kurumlara ilişkili bir araca dönüştüğü anlaşılıyor; Ağar, Çakıcı, Peker gibi isimlerin korku, tehdit, seferberlik mekanizmasının işlevsel parçaları hâline getirilmeleri gibi. “Türkiye suç örgütlerinin siyasallaşması bakımından hiç bu kadar rejimsel bir tehlikenin sınırında olmadı” diye betimlenen tablo kimileri için “şaşırtıcı” olsa da, bizim için -kapitalizmin bir semptomu olması bağlamında- “doğal”!

    Hayır sadece 1990’lı yılların “Derin (denilen) Devlet, Susurluk, faili (hiç de) meçhul (olmayan) cinayetler, mafya, ihale, yolsuzluk” gibi terimlerle hatırlanandan ötede şeylerden, devletin tarih bilgisine dair hafızadan söz ediyorum. Malum kapitalist devlet, “meşru güç odağı”; mafya da “gayrimeşru güç” olarak sunulurken; görülmesi gereken bu olgular arasındaki sembiyoz (ortak yaşam) ilişkidir. Özellikle coğrafyamızın tarihinde devlet-mafya ilişkisi İttihat-Terakki yönetiminde, 1911’den itibaren etkili olan Teşkilât-ı Mahsusa pratiğinde çok net ortaya çıkar.

    Mesela hiçbir devlet görevi olmayan İttihat-Terakki’nin katib-i mes’ulü Dr. Bahattin Şakir’in, Diyarbakır Valisi Dr. Reşit’le birlikte yürüttüğü Ermeni Soykırımı’ndaki üzere. Mesela Yunanistan’ın Balkan’lardaki üstünlüğüne devletin bekası için Anadolu’yu Rum’lardan temizlemek amacıyla milli çetelerin devreye sokulması ve çeteleri Marmara ve Ege bölgelerinde Galip Hoca (Celal Bayar) ile Kuşçubaşı Eşref’in, Karadeniz’de ise Giresunlu Topal Osman’ın yönetmesi gibi. Ya da Alevi kırımları; özellikle de Gazi’de tanığı olduğumuz üzere.

    “HER TÜRLÜ PİSLİĞİ ÜRETEN BATAKLIK KAPİTALİZMDİR”

    Devlet-mafya-siyaset-medya ilişkisi yeniden Türkiye’nin gündeminde. Bu sizin için sürpriz miydi?

    Söz konusu çerçevede olup da bit(mey)en sürpriz değil, kapitalizme mündemiç hakikâtin ta kendisidir! “Nasıl” mı? Basit bir örnek, ya da işte Mehmet Ağar’ı cezaevinde ziyaret eden isimlerden bazıları: Mustafa Koç, Mehmet Cengiz, Ferit Şahenk, Adnan Polat, Nihat Özdemir, Süleyman Selmanoğlu (dönemin AKP’li Elazığ Belediye Başkanı), İsmail Cevahir, Yüksel Çağlar, Hikmet Çetin, Gültekin Uysal, Fatih Terim, Rıdvan Dilmen, Yıldırım Demirören, Aziz Yıldırım, Fikret Orman, Haluk Ulusoy, Yılmaz Vural, Ersun Yanal, Sadri Şener, Arda Turan, Hıncal Uluç, Ercan Saatçi…

    “Derin (denilen) devlet”in içindekilerin ve “yancıları”nın fotoğrafıdır bu! Ya da İranlı uyuşturucu baronu Naci Şerifi Zindaşti ile ilişkileri fotoğraf ve HTS kayıtlarıyla ortaya çıkan eski AKP milletvekili Prof. Burhan Kuzu’nun yeraltı dünyası ile bağıntısı bununla da sınırlı değildi. Kuzu’nun kendisini “Hanım Ağa” olarak tanıtan ve Sedat Peker’in tehdidiyle gündeme gelen Güniz Akkuş’u Meclis’te Anayasa Komisyonu Başkanlığı döneminde makamında ağırladığı ortaya çıktı. Veya Mahmut Alınak’ın, “Kontrgerilla, illegal bir örgüt değil; maaşı, makamları belli olan devletin resmi örgütü,” saptaması anımsanmalıdır.

    Örnekleri çoğaltarak vakit kaybedecek değilim. Lakin öncelikle ve “Ama”sız, “Fakat”sız görülmeli şu: Her türlü pisliği üreten bataklık kapitalizmdir.

    Çeteleşmenin, mafyanın önünü açan -egemen sınıfının baskı ve şiddet aracı- devletin kapitalist sistemin aparatı olduğu ve “Kutsal Devlet” yaygaralarının da başka bir anlamı olmadığı görülmeli. Dudak uçuklatan yolsuzluklar, hırsızlıklar, kara para aklamaları, “vergi cennetlerine” servet aktarımları, devlet terörü, kol kola sarmaş dolaş fotoğraflar vd’leri “Kutsal Devlet”in ne olduğunu net biçimde öğretmiyor mu? Nihayetinde her şey “sermaye birikimi”ne yönelik değil mi? Bir kere daha altını çizeyim: Kapitalist devlet, en büyük suç, şiddet ve cinayet örgütüdür. Çünkü Kapitalist devlet her şeyi ile burjuvazinin hizmetindeyken; asalak burjuvalar ise en büyük hırsız, rüşvetçi, yağmacı, soyguncu ve zorba sınıftır. Dolayısıyla da onların devleti suç, şiddet ve egemenlik organıdır.

    “BİR PAYLAŞIM KAVGASI”

    Ya coğrafyamızda olup da bit(mey)enleri “yeni(lenmiş) versiyonu” mu?

    Yüce idealleri(?) betimleyen süslü asil sözcükleri, gelenekselleşmiş, kutsallık sıfatlarını, sloganları, söylenceleri, temenni sözcüklerini, törenlerde dile getirilenleri bir yana koyarak; olayı yalın, dürüst ifade edersek bu Charles Darwin’in, “Hırsızlar çalarken değil, paylaşırken kavga eder,” diye tanımladığı bir paylaşım kavgasıdır. Evet Mehmet Ali Güller’in ifadesiyle “dokuz bileşenli” AKP’nin “denizin tükendiği” noktadaki hâlinin özetidir paylaşım kavgası. Her ne kadar son sözü tek adam da söylese, yine de onun “orkestra şefliğini” yaptığı iktidar, çeşitli bileşenlerden oluşuyor:

    1) İktidar, ilk günden beri tarikat ve cemaat koalisyonudur. İskenderpaşa dergâhından Fethullah Cemaati’ne kadar pek çok dinci yapı, kabineye temsilcisini vererek iktidarın bileşeni olmuştu. Bu sistem, Fethullah Cemaati’siz olarak hâlâ iktidarın en temel bileşenidir.

    2) İçinden çıktıkları ama sonradan parça parça ele geçirdikleri, temsilcisi Numan Kurtulmuş olan Milli Görüş.

    3) Cumhur İttifakı ortağı MHP kanalıyla Çakıcı’dan Peker’e uzanan ülkücü mafya yapıları.

    4) BBP başta kimi partiler.

    5) Temsilcileri Süleyman Soylu olan ve kökleri 90’larda bulunan Çiller-Ağar yapılanması.

    6) Temsilcisi Hulusi Akar olan; güvenlik bürokrasisi ağırlıklı devlet organları uzlaşması.

    7) En bilineni SADAT olan çeşitli milis grupları.

    8) Baronlar: Zarrab, Zindaşti, Mansimov vb.

    9) Çeşitli sermaye grupları; başta 5’li çete vd.

    Görüldüğü gibi siyaset, tarikat, sermaye ve mafya gruplarından oluşan bir yapı var…

    Orkestra şefi, aynı zamanda tüm bu yapıların yörüngelerinde ahenkle dönmesini sağlayan kütlesi büyük merkezdir. Ancak kütle azalmaktadır ve bu nedenle yörüngeden sapmalar oluşmaktadır.

    İşte “Peker olayı” bir yanıyla, zayıflayan merkez (Saray) nedeniyle yörüngeden sapmaların başlaması durumudur. Kılıcın eskisi gibi keskin olmayışı, bölüşüm anlaşmazlıklarını daha çok gün yüzüne çıkarır böyle durumlarda.

    “TOPAL OSMAN’I BUGÜNLERE TAŞIYAN ZİHNİYETİN ÖNCEL(LER)İ “ES” GEÇİLİYOR”

    Muhalefetin ve alternatif güçlerin bu süreci doğru yorumladığını düşünüyor musunuz?

    Kanımca herkes Puzzle’ın bir yanını öne çıkarırken, kilit önemdeki aslî yan gölgede kalıyor. Örneğin Nurcan Gökdemir, “Mafya, sistemin önemli ortağı” dese de; “Mafya doğrudan bir devlet organına dönüştü.” “Bir eli mafyanın, çetenin içinde olan devlet değil artık karşımızda olan. Mafyanın, çetenin devlet olduğu bir rejim demektir bu,” gerçeğinden hareketle, mafyanın merkezi rolüne dikkat edilmeli.

    CHP sözcüsü Faik Öztrak’ın, “Bugün yaşanan her bir skandal, 1996’da kamyon kasasında patlayan, Susurluk skandalından çok daha beter”; Fikri Sağlar’ın, “Susurluk’tan daha vahim bir durumdayız,” saptamaları; Topal Osman’ı bugünlere taşıyan zihniyetin öncel(ler)ini “es” geçiyor.

    “MAFYA DEVLETİN BİLİNÇALTIDIR”

    Ertuğrul Kürkçü’nün, “Sedat Peker topluma devleti anlatıyor,” deyişine ise, “bir kısmını” notunu düşerek hatırlatalım: Mafyasız bir kapitalizm olamaz. Devleti mafyayla ile mücadeleye çağırmak devleti de mafyayı da anlamamaktır. Çünkü Dario Bätancourt ile Marta Maria’nın ifadesiyle, “Mafya yasadışı kapitalizm, kapitalizm de yasal mafyadır!” Evet devlet anlaşılmadan mafya kavranamaz. Çünkü Antonio Marchel’in deyimiyle “Mafya devletin bilinçaltıdır,” diyebiliriz.

    Önceleri kurallara ve kanunlara karşı olarak ortaya çıkan, sonra ise iktidar ve devlet yapısıyla halvet olan bu kurum “mafya”dır. Türkiye’den dünyanın herhangi bir coğrafyasına dek artık mafya neredeyse hayatımızın bir parçasıdır. Egemen sınıfın yürütme gücü olarak devlet, zor kullanma tekeline sahiptir. Zor tekelinin kullanılma yöntemi ve meşruluğunu “demokratik devlet”lerde hukuk belirler. Mafya ise, devletin güç kullanan organlarının dışında “zor kullanan” yapılardır. En önemli farkları, “hukuk” dışı olmalarıdır.

    Devletin zayıfladığı ya da hukukun zor tekelini çeşitli nedenlerle denetleyemediği zemin, mafyanın hayat bulduğu alanken; kürselleşme ile kapitalist devletin, giderek özel teşebbüsün uzantısına dönüşmesiyle, mafya ve benzer tipteki örgütlenmelerin yeri gündelik yaşamda artıyor. “Yeraltı Dünyası” olarak tanımlanan “Mafya” biçim değiştirerek endüstriyelleşiyor. Mesela uyuşturucu sektörü gibi!

    Dünya uyuşturucu ticaretinin büyük bir bölümünü elinde tutan Kolombiyalı Madellin kartelinin lideri Pablo Escobar, ülkesinin hükümetine “Bırakın Kolombiya’nın dış borçlarını biz ödeyelim” önerisinde bulunmuştu. Sahip olduğu sermaye ülkenin bütçesinden üç kat fazlaydı çünkü! Erdoğan’ın yakını hâline gelmiş “işadamı” Sedat Peker’in de, Suriye’deki Bayırbucak Türkmenlerine 4 TIR dolusu yardım gönderdiğini biliyorsunuz değil mi?

    COĞRAFYAMIZDA MAFYA YERALTINDA DEĞİL HERKESİN GÖZLERİ ÖNÜNDE

    Şunu görmek/ göstermek gerek: Coğrafyamızda mafya yeraltında değil herkesin gözleri önünde. İktidarın söylemlerine ve uygulamalarına, mahkemelerin kararlarına, seçimlere, Meclis’ten çıkan yasalara, bürokrasiye, kayyumlara mafyöz yönetim biçimi tamamen yerleşti.

    “Yeni kokain üssü olduğu”ndan söz edilen; “İstanbul, dünyada en çok esrar ve eroin kullanılan ikinci şehir oldu!” diye betimlenen; BM’nin ‘Uyuşturucu Kontrol Kurulu 2020 Raporu’nda, “Uyuşturucu trafiğinde Türkiye üçüncü sırada” notu düşülen; “Güney Amerika’dan Avrupa ve Asya’ya kokain sevkinde yeni rota Türkiye oldu” denilen tabloda devlet-siyaset-mafya üçgenindeki hikâye uyuşturucu sektörü (ticareti) zemininde yükseliyor.

    Elbette tüm bunların ABD emperyalizm ile coğrafyamızdaki iktidar bloğunun ilişkileri ve kirli savaş hakikati dışında gerçekleşmesi mümkün değildir. “Pudra şekeri” realitesini unut(tur)madan tüm bunlara şunları da eklemeden geçmemeli: Avrupa 2019 Uyuşturucu Raporu’na göre, Türkiye’de uyuşturucu kullanımında birçok kategoride korkutucu denebilecek seviyede bir artış söz konusu. Ayrıca uyuşturucu ile ilgili işlenen suç oranlarında yüzde 45 artış var. Aşırı doz uyuşturucudan ölümlerde 6 yılda 9 misli artış olmuş. Türkiye’de bir yıl içinde ele geçirilen uyuşturucu miktarı tüm AB ülkelerinde ele geçirilenden çok fazla. ‘AB Uyuşturucu Ajansı’nın 2019 raporunda Türkiye’de doz aşımı kaynaklı ölümlerin arttığı belirtildi.

    “MÜESSES NİZAMIN MUHALEFETİ” OLMAKTAN KURTULMAK GEREKİYOR”

    Toplum bu cenderenin içinden nasıl çıkar?

    Kapitalizm tarih boyunca kendi yasalarının dışında karanlık bir alanı her zaman bıraktı. Çünkü sermaye birikimini gerçekleştirmek için kendi yasalarını bile çiğnemesini gerektirecek işleri her zaman oldu. Dahası, kirli işlerini gördürecek güçlere her zaman ihtiyaç duydu. Mafya da, “derin (denilen) devlet” de hep bunun için vardı; vardır; var olacaktır da! Bu bağlamda mafyayı da, “derin (denilen) devlet”i de mücadele onu var eden zeminden, yani ücretli kapitalist kölelik düzeninden bağımsız ele alınamaz. O halde öncelikle “cendere” denilen şeyin kapitalizm ile yarattığı kültürel iklim olduğu bilince çıkar(t)ılmalıdır.

    Niccolo Machiavelli’nin, “Eğer bir millet, iktidarda bulunan kişilerin şerefsizliğini, alçaklığını, hırsızlığını, yalnızca kendi siyasi görüşünden olduğu için görmezden geliyorsa, o millet erdemini yitirmiştir,” biçiminde tarif ettiği kültürel iklimi besleyen ise, aslı astarı olmayan “demokrasi” çığırtkanlıklarıdır. Gerçekten de “Kârlarına kâr katmak için zenginlere hizmet etme bahtiyarlığı ile avuç açmak arasında sıkıştırıldığımız bu dünya”nın neo-liberal ilkeleri, demokrasiye doğrudan saldırı ve imhadan başka bir şey değildir.

    O halde Sedat Peker’in iddialarının araştırılması önergesinin AKP ve MHP oylarıyla reddedildiğini bir an dahi unutmadan; bundan birkaç hafta önce “Erdoğan kuşatmayı yarıp ittifakı bozacak. Reform yapıp derincileri gönderecek, MHP’yi harcayacak! Ciddi değişikliğe mecbur! Seçimler yakında!” türünden sanrıları bırakıp, “Bunlar daha iyi günleriniz,” tehdidiyle yüzleşmek gerekiyor.

    Daha açık bir deyişle “Müesses Nizamın Muhalefeti” olmaktan kurtulmak gerekiyor! Kılıçdaroğlu, “Ülkede demokrasi yok!” diyor. Peki, ne var? Demokrasi yoksa, seçimler nasıl olacak? “Nasıl olsa bütün bunların tamamı değişecek” iddiasının dayanağı nedir?

    KILIÇDAROĞLU, OLUP BİTENİ TEKRARLIYOR, ANCAK ÇÖZÜM OLARAK HİÇBİR PROGRAM ÖNERİSİ YOK

    Kılıçdaroğlu, olup biteni tekrarlıyor; doğru, demokrasinin askıya alındığı, yasaların keyfileştiği, polis şiddetinin orantısız düzeylere yükseldiğini saptıyor. Ancak çözüm olarak hiçbir program, eylem, önlem önerisi yok. Diğer taraftan, kamuoyu yoklamaları istikrarlı biçimde rejimin partisi AKP’nin seçmen tabanının daralmaya devam ettiğini gösteriyor. Bu sırada muhalefet kanadı yeni partilerle parçalanmaya devam ediyor. Ana muhalefet partisinin oyu yüzde 20’lerin üzerine çıkamıyor.

    Böyle olunca da insan düşünmeden edemiyor: Muhalefet, bir taraftan ülkede demokrasi yok diyor, diğer taraftan seçimler yapılacak bunlar gidecek havasında!

    Soru(n) tam da burada! Bunlara bir de coğrafyamızın realitesini eklemek gerek: Şimdi öyle bir ülke düşünün ki, yöneticileri kendilerine darbe yapılmak istendiğini ya da bunun bir “bildiride” ima edildiğini ileri sürüyorlar. Ve bu ülkede, iktidar ortağı partinin başkanı “Anayasa Mahkemesi kaldırılsın!” diyor. İktidardakiler Anayasa Mahkemesi’nin kararlarına uymuyorlar ve bunu açıkça beyan ediyorlar. Mahkeme “adı var, kendi yok” hükmünde. Çoğunluğu iktidarın atadığı üyelerden oluşan Yüksek Mahkeme başkanları iktidara sadakatlerini her fırsatta belirtmeyi bir görev addediyorlar ve yargı bağımsızlığını ortadan kaldıran açıklamalar yapıyorlar.

    İKTİDAR, SUÇ ÖRGÜTLERİNİ KENDİSİYLE BAĞLANTILI OLDUĞU ÖLÇÜDE KORUYOR

    Meclis devre dışı bırakılmış; sadece gölge bir organ olarak varlığını sürdürüyor. Yürütme gücü, yargı organlarına ve diğer idari kurumlara tanınan yetkileri gasp ediyor. Liyakat dışı atamalarla kurumsal yapıların içi boşaltılmış. İktidarın mali denetimi söz konusu değil, mali denetimi sağlayan kurumlar sadece kâğıt üstünde kalmış. İktidar, suç örgütlerini kendisiyle bağlantılı olduğu ölçüde koruyor; bu örgütlerin muhalefet liderlerine yönelik hakaret ve sindirmelerine sessiz kalıyor. Özgür basını savunan ya da olguları-olayları olduğu gibi yansıtmaya çalışan tarafsız gazeteciler ile muhalefetteki siyasetçiler saldırıya uğruyor; saldırganlar iktidar tarafından açıkça korunuyor. İktidarın ideologluğuna soyunmuş kötü kopya (Schmitt’ci) teorisyenler “Hukukun üstünlüğü de neymiş, siyaset güce dayanır!” diye “akademik” yazılar yazıyorlar. İktidarın çıkarlarıyla ya da niyetleriyle çatışan her düşünce-eylem, darbeci ve terörist olduğu gerekçesiyle kriminalize ediliyor.

    OYNANAN OYUN, BİRİLERİ “YETTİ GAYRI/ ÊDÎ BESE” DİYENE DEK OYNANACAK

    Gerçekte darbe yapmış olanlarla bağlantılı kişiler değil ama darbeci olarak yaftalananlar her tür insanlık, hukuk ve ahlâk dışı muameleye reva görülüyor. Tıpkı sömürgecilerin işgal ettikleri ülkelerdeki yerli halka uyguladıkları “insandışılaştırma” siyaseti gibi. Etkili olması beklenen muhalefet “darbeci” olarak yaftalanmamak için, haksız yere darbeci olarak yaftalananların haklarını savunmuyor.

    Özgürlük olmadan yoksulluk ortadan kalkmayacağı hâlde, muhalefet, özgürlüğü iktisadi sorunlarını gizleyen ikincil bir sorun gibi görüyor, “yapay gündem” olarak addediyor.

    Bu liste uzatılabilir, ama gerek yok. Burası “yeni” (ya da “eski(meyen)”!) Türkiye! Ve oynanan oyun, aktörleri sahneden indirilip, bozulana dek oynanacak; birileri “Yetti gayrı/ Êdî bese” diyene dek…

    “KÖTÜLÜKLERİ SÖKÜP ATMANIN EN İYİ YOLU, KÖTÜLÜK YUVALARINI ORTADAN KALDIRMAKTIR”

    Güçler savaşı nereye kadar sürer?

    Emekçiler “Hayır” diyene kadar! Malum düzenin mafyalaşması, bir çöküş ve çürümeye işaret ederken; ahlâki, siyasal, kültürel ve toplumsal bakımdan bir tükeniş demektir. Bu toplumsal bir “dekadans”da (çürüme + yozlaşma) ifadesini buluyorsa da; yolun sonuna gelindiğinden söz etmek mümkün değil. Ancak yolumuzu açarak ilerlemek için Gracchus Babeuf’ün, 28 Haziran 1795 ‘Germain’e Mektup’undaki, “Kötülükleri söküp atmanın en iyi yolu, kötülük yuvalarını ortadan kaldırmaktır. Bu yuvalar ortadan kalkmadıkça, onları diriltmek isteyenler olacaktır her zaman. Kilise ve manastır durdukça papaz, saray durdukça zorba, şato durdukça derebeyi, hücre durdukça keşiş, zindan durdukça mahpus, darağacı durdukça cellat ve kurbanı yeniden gelir,” uyarıyı pratikleştirerek haykırmalıyız: Eğer dünya böyleyse, şimdi olduğu gibi tepetaklaksa, ayakları üzerinde durması için onu ters çevirmemiz gerekmez mi?

    Diren KESER-Diren SATI/ PİRHA

     

  • ‘Demokrasi güçleri bu tehlikeli gidişata dur demelidir’-VİDEO

    ‘Demokrasi güçleri bu tehlikeli gidişata dur demelidir’-VİDEO

    PİRHA- Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İçişleri Bakanı Soylu’ya sahip çıkan grup konuşmasındaki ‘Daha neler olacak neler’ cümlesi bir çok kesimin tepkisine neden oldu. PSAKD Tarsus Şube Başkanı Cuma Erçe, “Tehditlere ve tehditler sonrası yaşanan olaylara yabancı değiliz” dedi. İHD Mersin Şube Başkanı Hakkı Demir de temel hak ve özgürlükler alanında mücadele yürütenlerin demokrasi ve insan paydasında bir araya gelmeleri ve bu tehlikeli gidişata dur demeleri için çağrıda bulundu.

    Organize suç örgütü elebaşı Sedat Peker’in iddiaları gündemdeki yerini koruyor. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, günlerdir süren ve Peker’in 90’lı yıllar ve yakın zamana ait anlatımlarına dair sessizliğini geçen gün bozdu.

    Peker’in özellikle İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu hedefe koymasına ilişkin konuşan Erdoğan, “Geçmişte siyaseti yönlendirecek derecede etki sahibi olan suç örgütlerini, 19 yıl boyunca ellerindeki tüm imkanlarını alarak birer birer çökerttik. Bu kadro ile 2023’e ulaşacağız. İçişleri Bakanı’nımızın yanındayız” diyerek, önceki gün konuşan MHP lideri Devlet Bahçeli gibi Soylu’ya sahip çıktı.

    Erdoğan’ın Soylu’ya sahip çıkan grup konuşmasında Rize’de temaslarda bulunan İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e yönelik saldırı girişimini de “Dua et ki ileriye gitmeden bir ders verdiler. Daha neler olacak neler” diyerek sahiplendi.

    Erdoğan’ın konuşmasındaki ‘Daha neler olacak neler’ cümlesi bir çok kesimin tepkisine neden oldu.

    Konuya dair PİRHA’ya konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Tarsus Şube Başkanı Cuma Erçe, AKP Genel Başkanı Erdoğan’ın “Bunlar iyi günleriniz, daha neler göreceksiniz neler” sözünün, tartışmasız bir tehdit olduğunu vurgulayarak, “Bunun başkaca bir izahı olamaz. Demokrasinin kırıntısının kaldığı bir üçüncü dünya ülkesinde bile bu sözün karşılığı istifa getirir. Veya halk büyük bir demokratik tepkiyi ortaya koyar” dedi.

    “TEHDİTLERE YABANCI DEĞİLİZ”

    “Tehditlere ve tehditler sonrası yaşanan olaylara yabancı değiliz” diyen Erçe, “Yakın tarihimizde onlarca örneğini yaşadık. Suruç, Ankara Gar ve Diyarbakır’da patlayan bombalar sonrasında dönemin başbakanı tarafından söylenen “patlayan her bomba, oylarımızı artırıyor” sözü hala kulaklarımızda” diye belirtti.

    Erdoğan’ın konuşmasının bilerek ve hesaplanarak söylendiğine dikkat çekerek, “Aleviler, sosyalistler, Kürtler, aydınlar, siyasetçiler ve gazeteciler açısından bu sözlerin anlamı bellidir. Derdi demokrasi, barış, özgürlük, emek ve eşit haklar mücadelesi olan bütün kesimler derhal birleşmeli, bu tehditler iyi okumalı ve bir an önce demokratik ve meşru mücadele biçimlerini hayata geçirmelidirler. Demokrasi ve barış tek seçeneğimizdir. Herkesi ama herkesi demokrasiye sahip çıkmaya çağırıyorum” çağrısında bulundu.

    “AKIL TUTULMASI”

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şube Başkanı Hakkı Demir de, Suç örgütü mafya liderlerinden Sedat Peker’in Türkiye gündemini sarsan itiraf ve ifşalarından sonra toplumda bu ifşa ve itiraflara ilişkin etkin bir soruşturma yapılacak açıklaması beklenirken, AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın gerginlikten, toplumu kutuplaştırmaktan beslenen yaklaşımını bir daha ortaya koyduğunu ifade etti.

    “YARGI ORTAYA ÇIKAN İFŞALARI ARAŞTIRMIYOR”

    Yargının ortaya çıkan itiraf ve ifşaları araştırmadığının altını çizen Demir, “Muhalif gazetecileri, politikacıları sindirmek için bazen yargıyı sopa olarak kullanan, yetmezse dövdürten yaklaşımın, tek adam yönetiminin politikası olduğunu bir kez daha anlamış olduk.

    Rize’ de İyi Parti Genel Başkanı Meral Akşener’e yönelik linç girişimine yönelik yaptığı açıklama ise bir akıl tutulması göstergesi. Alenen yaşam hakkının ihlal edilmesini teşvik gibi bir açıklamadır” diye konuştu.

    Demir, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Cumhurbaşkanının yönettiği ülkenin tüm insanlarının huzur ve güven içinde yaşamasını sağlamak zorundadır. Ne demek, ” Bunlar, daha iyi günleriniz.” Bu bir işaret mi? ‘Alaattin Çakıcı gibi yapılanmalar, Osmanlı Ocakları ve kimi cemaatlere istediğinizi yapabilirsiniz, ben arkanızdayım’ demek mi isteniyor? Temel hak ve özgürlükler alanında mücadele yürüten İnsan Hakları örgütleri, siyasi partiler, emek ve demokrasi güçleri ve diğer tüm muhalif güçlerinin demokrasi ve insan paydasında bir araya gelmeleri ve bu tehlikeli gidişata dur demek için mücadelelerini yükseltmeleri gerek. Unutulmamalıdır ki Kürt Sorununun barışçıl çözüme kavuşmaması her türlü anti-demokratik kirli yapıların oluşmasına zemin hazırlamaktadır. Kürt siyasetçilere yönelik hukuk dışı uygulamalara, siyasal haklarına saldırılara sessiz kalmak bugünleri hazırladı. Muhalefetin iktidarın belirlediği alanın dışına çıkma vakti çoktan geldi ve geçiyor.”

    PİRHA/MERSİN

     

  • Kenanoğlu: Kürt sorunu bilerek ve isteyerek çözülmüyor-VİDEO

    Kenanoğlu: Kürt sorunu bilerek ve isteyerek çözülmüyor-VİDEO

    PİRHA-Milletvekili Ali Kenanoğlu, devlet, mafya ve siyaset ilişkisinin açığa çıkarılması için parti grubu adına verilen araştırma önergesinin gerekçesini açıklamak üzere konuştu. Kenanoğlu, “Demokratikleşmeye karşı çıkanlar mafya iktidarlarıdır” ifadelerini kullanarak AKP-MHP ittifakının tutumunu eleştirdi. Kenanoğlu, kürt sorununun bilerek çözülmediğini belirterek, “Kürt sorunu çözülürse çetelere iş kalmayacak, mafyalara iş kalmayacak, bunlar karanlık işlerini yürütemeyecekler” dedi.

    HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Meclis Genel Kurulu’nda devlet, mafya ve siyaset ilişkisinin açığa çıkarılması için parti grubu adına konuştu. Kenanoğlu, “Demokratikleşmeye karşı çıkanlar mafya iktidarlarıdır” diyerek söz konusu önergenin neden önemli olduğunu anlattı.

    “KÜRT SORUNU ÇÖZÜLÜRSE KARANLIK İŞLERİNİ YÜRÜTEMEYECEKLER”

    Ali Kenanoğlu, organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in iddialarının araştırılması gerektiğini vurgulayarak şu konuşmayı yaptı:

    “90’lı yıllarda Kürt iş insanlarına yönelik işlenen cinayetlerin, Musa Anter cinayetinden Savaş Buldan cinayetine bin operasyonun açığa çıkması açısından önemlidir bu komisyon. AKP iktidarındaki Roboski Katliamı’nın, Sur’daki, Cizre’deki, Nusabin’deki vahşetin, Suruç Katliamı’nın, Ankara Gar Katliamı’nın sorumlularının araştırılması açısından önemlidir bu komisyon. Gazi Katliamı’nın, Sivas Katliamı’nın gerçek sorumlularının ve bugünkü siyasilerle nasıl bir ilişkisi olduğunun ortaya çıkarılması açısından önemlidir. AKP iktidarında karakolda, sokakta, cezaevinde, helikopterde yapılan işkenceleri soruşturmak için bu komisyon önemlidir. Kemal Kurkut’un, Uğur Kaymaz’ın, Berkin Elvan’ın ve daha nicelerinin katillerinin açığa çıkartılması için gereklidir bu komisyon. Çeyrek asırdır devlet tarafından kaybedilen yakınlarının akıbetini arayan Cumartesi Annelerinin taleplerini yerine getirmek yerine, onları susturmak ve eylem alanından uzaklaştırmamın nedenini araştırmak için önemlidir bu komisyon.

    Hürriyet gazetesi baskını için suç örgütü elebaşından ricada bulunan siyasetçiyi bulmak açısından önemlidir. İçişleri Bakanının TV programında bahsettiği Hrant Dink’in katledilmesinden sorumlu olan Erhan Tuncel’i suç örgütü elebaşına kimin emanet ettiğini araştırmak açısından önemlidir. Çevre ve Şehircilik Bakanlığına çökmüş denilen Soylu’nun akrabası Sadık Soylu’ya dair iddiaların araştırılması açısından önemlidir. 7 Haziran için ‘bitmemiş seçim’ deniliyor. 1 Kasım seçimine giderken Ankara’da, Suruç’ta patlayan bombaların sebeplerinin araştırılması açısından önemlidir bu komisyon. Kutlu Adalı cinayetini planlayan Korkut Eken hakkında neden işlem yapılmadığının, bu iddialarını neden araştırılmadığının araştırılması açısından önemlidir bu komisyon. Suç örgütü elebaşına neden koruma verildiğini, bu korumaya rağmen yurt dışına nasıl çıkıldığının araştırması açısından önemlidir. Suç örgütü elebaşının Cumhur İttifakı lehine mitingler yapmasını kimin istediğini ve ona yol verildiğinin araştırılması açısından önemlidir. Binali Yıldırım’ın oğlu hakkındaki uyuşturucu trafiği iddialarının araştırılması açısından önemlidir. Mehmet Ağar’ın Bodrum Yalıkavak Marinası’na nasıl çöktüğü yönündeki iddiaların araştırılması açısından önemlidir. Suç örgütü elebaşısının İçişleri Bakanının neden dönüş bileti olduğunu söylediğinin araştırılması açısından önemlidir. Kazakistan kökenli Yeldana Kaharman’ın ölümüyle ilgili iddiaların araştırılması açısından önemlidir. 2018 yılında intihar eden Silivri Emniyet Müdürü Hakan Çalışkan’ın ölümünden sorumlu tutulanların ortaya çıkarılması açısından önemlidir bu araştırma komisyonu.

    Bu araştırma komisyonu bir konu açısından çok daha önemlidir. O da İçişleri Bakanının geçen gün televizyonda söylediği konudur. Diyor ki: 7 Haziran seçimlerinden sonra, 1 Kasıma doğru giderken yani o süreçte biz bir kısım arkadaş, demokratik bir Anayasa yapılmasına… O şöyle ifade ediyor: HDP’yle birlikte Anayasa yapılmasına karşı çıktık. Söylediği yalandır, o Anayasa çalışmaları 7 Hazirandan çok öncesinde yapılmıştır ve sadece HDP yoktur o işin içerisinde. Ben o zaman Alevi kurum başkanıydım, biz de vardık, cami dernekleri de vardı, birçok kurum, kuruluş vardı; herkes bu Türkiye’nin artık demokratik bir Anayasa kavuşması açısından öneride bulunuyordu. Geniş kitlelerle toplantılar yapıldı, halka açık toplantılar yapıldı ama işte, bu bir kısım arkadaş bu süreci engellediler. Niye engellediler? Çünkü Türkiye demokratikleşirse mafyalar bu ülkeye çökemez, mafyalara gün doğamaz. Bu ülke aydınlık olursa, bu ülke demokratik yönetilirse, bu ülke şeffaf bir şekilde yönetilirse onlara iş düşmez, onlar bir şey yapamazlar.

    “ÇZMÜYORLAR; ÇÜNKÜ KÜRT SORUNU ÇÖZÜLÜRSE ÇETELERE İŞ KALMAYACAK”

    Bu ülkede, bu çetelerin itirafından da şunu gördük ki Kürt sorunu bilerek ve isteyerek çözülmüyor. Niye? Kürt sorunu çözülürse çetelere iş kalmayacak, mafyalara iş kalmayacak, bunlar karanlık işlerini yürütemeyecekler. O nedenle Türkiye’de Kürt sorunu başta olmak üzere kangren olmuş birçok sorun durmak zorundadır.”

    PİRHA/ ANKARA

     

  • ‘Devlet-mafya-siyaset üçgeni hesap vermelidir’-VİDEO

    ‘Devlet-mafya-siyaset üçgeni hesap vermelidir’-VİDEO

    PİRHA- Suç örgütü yöneticilerinden Sedat Peker’in “Devlet-Mafya-Siyaset” ilişkisi üzerine yaptığı itiraflar kamuoyunda yeni ‘Susurluk’ benzetmesine yol açarken, Mersin Emek ve Demokrasi Platformu bileşenleri, kirli ilişkilerin üzerinin örtülmemesi ve Hakikatleri Araştırma Komisyonu kurulması çağrısında bulundu.

    Suç örgütü yöneticilerinden Sedat Peker’in bugüne değin yayınladığı videoların yankısı devam ediyor.

    “Devlet-Mafya-Siyaset” ilişkisi üzerine yapılan itiraflar kamuoyunda yeni ‘Susurluk’ benzetmesine yol açarken, savcıların harekete geçmemesi muhalefet, emek ve demokrasi güçleri tarafından eleştiriliyor.

    Mersin Emek ve Demokrasi Platformu, Peker’in açıklamalarını ve siyasete yansımalarına dair Özgür Çocuk Parkı’nda basın açıklaması düzenledi.

    DİSK Genel-İş Mersin Şube Başkanı Kemal Göksoy tarafından yapılan açıklamada, demokrasi güçleri tarafından yıllardır dillendirilen konuların yeniden gündeme geldiği belirtilerek, “Bu konuda gerek kamuoyunda, gerekse de mahkemelerde her türlü delili ortaya koyduk ve bunun karşılığında sadece hukukun işletilmesini ve adalet istedik. Ancak ne yürütme duydu sesimizi, ne yasama ve ne de yargı. Hepsi üç maymunu oynadılar ve bir anlamda ‘Devlet-Mafya-Siyaset’ üçgenine destek oldular, kan taşıdılar” dedi.

    “SAVCILAR İTİRAFLAR ÜZERİNDEN HAREKETE GEÇMELİDİR”

    Kemal Göksoy, Susurluk kazasında, “Devlet-Mafya-Siyaset” ilişkisinin ortaya çıktığını, ancak ne o zamanın hükümetleri, ne muhalefet ne de yargının gerekli girişimleri yapmadığını, aksine ortalığa saçılan ilişkileri toparlamakla uğraştığına dikkat çekerek şunları ifade etti:

    “Sedat Peker bir suç örgütü lideridir ve onun sözüyle infaz yapmak kadar anlamsız bir şey olmaz. Ancak bu iş bir mafya liderinin iddialarından ziyade bu suçların tümüne karışmış, tüm bu olaylarda parmağı olan ve Barış Akademisyenleri için ‘kanınızla banyo yapacağım’ diyen bir çete reisinin itirafları olarak ele alınmalıdır. Yıllardır, solcuların, sosyalistlerin, yurtseverlerin, savcıları harekete geçirmek için verdikleri uğraşa kulaklarını kapayanların en azından bu itiraflar üzerinden harekete geçmeleri gerekir.

    Bizler yıllardır işlenen yargısız infazlara, demokrasiye ve insan haklarına aykırı davranışlara, “devlet-mafya-siyaset” üçgeninde atılan adımlara karşı mücadele etmeye çalıştık. Uyuşturucu ve silah ticareti ile oluşturulan bütçenin emekçilere sömürü ilişkisi olarak nasıl yansıdığını, Kürt sorununun çözülmesini istemeyenlerin neler yapabileceğini tahmin ederek Kürt sorununun barışçıl bir şekilde çözülmesi gerektiğini anlatmaya çalıştık.  Tek adam rejiminin bu konulardaki hesap alıp verme ilişkisini ortadan kaldırmaya yönelik olduğunu da ısrarla belirtmeye çalıştık.”

    “HAKİKATLERİ ARAŞTIRMA KOMİSYONU KURULMALIDIR”

    Kemal Göksoy, “Devlet-Mafya-Siyaset” üçgeninden ülkenin kurtuluşunun, “emekten, barıştan ve bir arada yaşamdan yana, özgür demokratik bir Türkiye’nin kurulması” olduğunun altını çizerek, “Son 40 yılın yargısız infazlarının, insan hakları ihlallerinin, antidemokratik uygulamalarının hesabı verilmelidir, yargı önüne çıkarılmalıdır ve tüm bunların insanlık suçu olması nedeniyle hiçbir suçun zaman aşımı olmamalıdır. Ayrıca bağımsız kişi ve kurumlardan oluşacak Hakikatleri Araştırma Komisyonu da kurulmalıdır” ifadelerine yer verdi.

    “ÖZGÜR-DEMOKRATİK TÜRKİYE MÜCADELESİNİ MUTLAKA KAZANACAĞIZ”

    Emek ve Demokrasi platformu olarak emekten, barıştan, demokrasiden ve adaletten yana bir Türkiye mücadelesini çok daha kararlı bir şekilde sürdüreceklerini vurgulayan Göksoy, “Bu mücadele sırasında pek çoğumuzu cezaevleri, yargısız infazlar, sürgünler ve insan hakkı ihlalleri bekliyor olabilir ama biz bu mücadeleden asla vazgeçmeyeceğiz, ülkenin kurtuluşu için kirli ilişkiler yumağının çözülmesi, çeteler ve tek adam rejimini ortadan kaldırmanın zorunlu olduğunun bilinciyle, emekten, barıştan ve bir arada yaşamdan yana, Özgür-Demokratik Türkiye mücadelesini mutlaka kazanacağız” diyerek açıklamaya sona erdi.

    Diren KESER/MERSİN

  • ‘Dersim, birçok alanda pilot uygulamaların merkezine dönüştürülmekte!’

    ‘Dersim, birçok alanda pilot uygulamaların merkezine dönüştürülmekte!’

    PİRHA-HDP Örgütlemeden Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Alican Önlü, Dersim’deki şiddet vakalarına dikkat çekerek “Murat Yıldız’ın katledilmesi, operasyonlar nedeniyle atılan bombalarla çıkarılan orman yangınları ve son olarak merkezde bir kadının başına silah dayayarak gözaltına alma girişimi bu özel politikanın yakın zamanda yansıyan uygulamalarıdır” dedi.

    Dersim Milletvekili Alican Önlü, Yakın zamanda Dersim genelinde yaşanan sivil ölümler ve şiddet vakalarına dikkat çekti. Yazılı bir açıklama yapan Önlü, “Şiddet, hak ihlalleri, işkence ve yolsuzluklar Kürdistan’dan Türkiye’nin tamamına yayılıyor. Bu sistematik saldırı dalgalarının bir yönetme biçimine dönüştürülerek kurumsallaştırılmaya çalıştırıldığı, cezasızlık politikasının tüm alanlara yayıldığı artık açık bir şekilde görülüyor” dedi.

    “MAFYA ÜYELERİNE AÇILMAYAN SORUŞTURMA DERSİM’DE DİRENENLERE AÇILIYOR”

    Milletvekili Alican Önlü, cezasızlık politikasının en yoğun yaşandığı bölgelerden birinin Dersim olduğuna işaret ederek “Dersim, devletin özel olarak üzerinde politikalar gerçekleştirdiği, hatta birçok alanda pilot uygulamaların merkezine dönüştürülmektedir” ifadelerini kullandı. Önlü, son iki hafta içerisinde Dersim’de yaşananlara dikkat çekerek şu açıklamayı yaptı:

    “Murat Yıldız’ın adeta pusu kurularak katledilmesi, operasyonlar nedeniyle SİHA ve savaş helikopterlerinden atılan bombalarla çıkarılan orman yangınları ve son olarak Dersim merkezde bir kadının başına silah dayayarak gözaltına alma girişimi bu özel politikanın yakın zamanda yansıyan uygulamalarıdır.

    Tüm kamuoyuna soruyoruz.

    Sizler Türkiye’de herhangi bir mafya babasının başına silah dayandırılıp gözaltına alınmak istendiğini duydunuz ya da gördünüz mü?

    Sizler hiç çetelerin, organize suç işleyenlerin, milyar dolarlık marinalara çökenlerin, gazetecilere tecavüz edip öldürenlerin, işkencecilerin, eroin ve esrar tüccarlarının kafasına silah dayanıp tutuklandığını gördünüz mü?

    Ancak Dersim’de buna cesaret edebiliyorlar. Mafya üyelerine, devlet kademesi içine yerleşmiş çetelere açılmayan soruşturmalar, ‘Gülistan Doku nerede?’ diye soran kadınlara açılıyor. Dersim 37-38 katliamında yitirdiğimiz değerleri ananlara, Seyit Rıza’nın ve yol arkadaşlarının mezar yerlerini soranlara, restorasyon adı altında asimilasyon ve talan politikalarına karşı direnenlere soruşturmalar açılıyor.

    Dersim halkı, kurumları, seçilmişleri bu ağır saldırılara karşı tek vücut olmalı, Dersim kimliğini, kültürünü, dilini ve inancını bu saldırılara karşı korumalıdır.

    Dersim valiliğinin yapmış olduğu açıklamalarda (Murat Yıldız’ın katledilmesi, orman yangınları ve merkezde kadına yönelik şiddet) bu özel politikaları gizlediğini hatta yer yer meşrulaştırdığını gösteriyor. Munzur Üniversitesi’nde yaşanan taciz olayları, esnaf görünümlü uyuşturucu ve fuhuş çeteleri, kolluk kuvvetlerinin içerisinde yer aldığı suç ilişkileri hakkında hala tek soruşturma açılmamıştır. Gülistan Doku 500 günü aşkın bir süredir bilinçli bir şekilde aranmamaktadır. Tüm bunlar Dersim’de yürütülen provokasyonların devam edeceğinin de bir göstergesidir.

    Dersim merkezde uzman çavuşlar ne arıyor? Hangi görev ve sorumlulukla bir kadının kafasına silah dayayabiliyorlar? Halk bu kişileri engellemeseydi ne olacaktı? Bu provokasyonlarla ilerde yaşanabilecek sivil ölümlere zemin mi hazırlanmak isteniyor? Bu gibi sorulara yetkili makamlar, net cevaplar vermiyor.”

    PİRHA/ANKARA

  • Dede Musa Kazım Engin’den Alevi kurumlarına Sedat Peker uyarısı ve çağrısı

    Dede Musa Kazım Engin’den Alevi kurumlarına Sedat Peker uyarısı ve çağrısı

    PİRHA- Kureyşan Ocağı dedelerinden Musa Kazım Engin “Alevi kurumlarına çağrı ve uyarı” başlığıyla Facebook’ta bir açıklama yayınladı. Engin, “Suç örgütü “reisi” boynunda zülfikâr kolye, dilinde Hızır, tüm değerlerimizi, simgelerimizi, sembollerimizi arsızca başka birilerine “savunma, gözdağı ve saldırı” aracı olarak kullanıyor. Peki ne yapıyor kurumlarımız? Olağanüstü toplandılar mı?” diye sordu. 


    Organize suç örgütü elemanlarından Sedat Peker, itiraflarına ve ifşalarına devam ediyor. Bugün 6. videosunu yayınladığı konuşmasında arkasında Alevilikle ilgili sembollerini bulundurması tepki çekmeye başladı.

    Kureyşan Ocağı dedelerinden Musa Kazım Engin “Alevi kurumlarına çağrı ve uyarı” başlığıyla Facebook’ta bir açıklama yayınladı.

    Sedat Peker’in geçen yıllarda İstanbul Beşiktaş Cemevinde saygın biri gibi ağırlandığını, Antalya’da Abdal Musa Dergahını ise asker, kaymakam, eskort, koruma eşliğinde ziyaret ettiğini hatırlatan Engin, cemevi ve dergah yöneticilerine o dönem tepki gösterdiğini belirtti.

    Sedat Peker’i ağırlayan cemevi ve dergah yöneticilerinin büyük bir ihanet içinde olduklarını ifade ettiğini dile getiren Engin, uyarılarına rağmen Alevi kurumlarının bir net bir duruş sergilemediklerini de ekledi.

    Bugünlerde Devlet ile mafya-suç örgütleri ilişkisinde tüm pisliklerin ortaya saçıldığını belirten Dede Musa Kazım Engin, “Yine kurumlarımız susmaya devam ediyor” dedi.

    “NE YAPIYOR KURUMLARIMIZ?”
    Engin yazısına şöyle devam etti:
    “Suç örgütü “reisi” boynunda zülfikâr kolye, dilinde Hızır, tüm değerlerimizi, simgelerimizi, sembollerimizi arsızca başka birilerine “savunma, gözdağı ve saldırı” aracı olarak kullanıyor. Tıpkı sol argümanları kullandığı gibi.
    Peki ne yapıyor kurumlarımız?
    Olağanüstü toplandılar mı?
    Acil kodlu kararlar, tüm dernekler şubeler, üyeler için bağlayıcı bazı karar, tepki veya yaptırımlar alındı mı?
    HAYIR, HAYIR, HAYIR!”
    “ÖLÜM TEHDİTLERİNE RAĞMEN PİR SULTAN OLMA VAKTİ VE GÖREVİ BİZE DÜŞÜYOR”
    Dede Musa Kazım Engin, “Ölüm tehditlerine rağmen yine Pir Sultan olma vakti ve görevi bize, bir avuç yoldaşa düşüyor.
    Alevi değer ve sembollerimizle pisliklerinizin üzerini örtemezsiniz!
    Kendi pisliğinizde boğulun, bizden uzak durun!” ifadelerini kullandı.


    (HABER MERKEZİ) 

  • ‘Madımak Katliamı’nda o kibriti verenler de kibriti çakanlar da hesap verecek’-VİDEO

    ‘Madımak Katliamı’nda o kibriti verenler de kibriti çakanlar da hesap verecek’-VİDEO

    PİRHA-CHP Kadın Kolları Genel Başkanı Aylin Nazlıaka, iktidarın “hukukta reform” sözünü eleştirerek “Hukukta reform yapacağız diye yola çıkanların kastettiği şey meğerse mafya reformuymuş” dedi.

    İktidarın “hukukta reform yapacağız” söylemine muhalefetten eleştiriler gelmeye devam ediyor.

    Cumhuriyet Halk Partisi Kadın Kolları Genel Başkanı Aylin Nazlıaka, “Hukukta reform yapacağız diye yola çıkanların kastettiği şey meğerse mafya reformuymuş” diyerek iktidarı eleştirdi.

    CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik çete elemanının tehditlerine işaret eden Nazlıaka, “Görüyoruz ki ülkeyi adaletle değil tehditle yönetmek isteyenlere son derece imkan yaratan bir durum oluşturuldu” dedi.

    Nazlıaka, adaletin iyileştirilmesi için katliamlarla yüzleşilmesi gerektiğini de ifade ederek, Sivas’ta yakılarak öldürülen 35 canı hatırlattı. “27 Yıldır adliyelerdeyiz ama halen hak yerini bulmuyor” diyen Aylin Nazlıaka’nın ilgili açıklaması şöyle:

    “Sivas Katliamı ile ilgili üstelik ne bir özür dilendi ne de bir özeleştiri yapıldı. İşte bu yapılmadığı sürece yeni katliamlara ve hukuksuzluklara da meydan bırakılmış olunuyor. O yüzden bizler adaletin güçlü, güçlünün de adaletli olduğu bir Türkiye’yi inşa etme süreci içerisindeyiz. Ve tekrar söylüyoruz; Madımak Katliamı’nda o kibriti verenler de kibriti çakanlar da er ya da geç yargı önünde hesap verecek. Her ne kadar ‘bu iş zaman aşımına uğradı’ dedilerse de insanlık suçunda zaman aşımı olmaz. O yüzden bizler tüm insanlık değerlerimiz, kanayan vicdanımız için bu mücadeleyi sonuna kadar sürdüreceğiz. Ne zamana kadar? Ta ki onlar hesap verene kadar. Ne zamana kadar? Başka canlarımız yaşamını getirmeyene kadar.”

    PİRHA/ANKARA

  • PSAKD’den Çakıcı tepkisi: Bu tehdit hepimizedir; Kılıçdaroğlu yalnız değildir!

    PSAKD’den Çakıcı tepkisi: Bu tehdit hepimizedir; Kılıçdaroğlu yalnız değildir!

    PİRHA- Organize suç örgütü elemanı Alaattin Çakıcı’nın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nu tehdit edip, hakaretler yağdırmasına tepki gösteren PSAKD, “AKP mafyadan medet umuyor” dedi. Açıklamada, “Biz Aleviler, laikliğin, demokrasinin ve eşitliğin mücadelesine devam edeceğiz. Bu tehdit hepimizedir. Kemal Kılıçdaroğlu yalnız değildir” denildi. 

    AKP iktidarının özel af çıkarmasıyla cezaevinden çıkan organize suç örgütü elemanı Alaattin Çakıcı’nın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na tehdit ve hakaretler yağdırmasına tepkiler devam ediyor.

    Bir tepki de Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Merkezi’nden geldi.

    “AKP mafyadan medet umuyor” denilen açıklamada “Bu tehdit hepimizedir. Kemal Kılıçdaroğlu yalnız değildir. Mafya düzenine karşı demokrasi için omuz omuza” ifadeleri kullanıldı.

    “AKP MAFYADAN MEDET UMUYOR”

    Açıklamada şunlar kaydedildi:

    “AKP mafyadan medet umuyor. Önce, organize suç örgütü lideri Sedat Peker’i protokole oturtan iktidar, şimdi Alaattin Çakıcı’ya muhalefeti tehdit ettiriyor.
    Ülkeyi her alanda kaosa sürükleyen iktidar o kadar acz halindedir ki, muhalefeti susturmak adına her yola başvuruyor. Kanal İstanbul projesine karşı çıkmak da, İzmir depreminde yapılan başarılı çalışmaları anlatmak da suç sayılıyor.

    “MAFYA DÜZENİNE KARŞI OMUZ OMUZA”

    İktidar bloku öyle bir panik yaşamaktadır ki, mafya liderine “dava arkadaşım” diyebilmektedir. Ülkeyi tarikatlara, Diyanete ve mafyaya teslim eden AKP, siyasi ömrünün sonuna gelmiştir. Milyonlarca insan açlık ve sefalete mahkum edilmişken, özel uçaklarla Kıbrıs’a pikniğe giden muktedirler bilmelidir ki, ilk seçimlerde bu karanlıktan ve sizden kurtulacağız.
    Biz Aleviler, laikliğin, demokrasinin ve eşitliğin mücadelesine devam edeceğiz. Bu tehdit hepimizedir. Kemal Kılıçdaroğlu yalnız değildir. Mafya düzenine karşı demokrasi için omuz omuza.”

    PİRHA/ ANKARA

  • CHP: Bu edepsiz mafya bozuntusu hakkında hukuksal süreçler bir an önce başlatılmalı!

    CHP: Bu edepsiz mafya bozuntusu hakkında hukuksal süreçler bir an önce başlatılmalı!

    CHP, Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik tehdit ve hakaretler savuran suç örgütü lideri Alaattin Çakıcı hakkında hukuksal sürecin derhal başlatılmasını istedi.

    Suç örgütü Alaattin Çakıcı’nın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na üst üste iki gün tehdit ve hakaretler yağdırmasına dair CHP’den açıklama geldi. CHP İletişim Koordinatörlüğü imzasıyla yayımlanan açıklamada “Saat 18.45. Şu ana kadar bekledik. Mafya bozuntusunun tehditlerine, hakaretlerine ne Saray’dan ne de Sarayın Bekçisi’nden en ufak bir tepki gelmedi. Öyle anlaşılıyor ki, bu mafya bozuntusundan medet umuyorlar. Çünkü sükut, ikrardan gelir” ifadeleri kullanıldı.

    Alaattin Çakıcı dün (17 Kasım Salı) Twitter hesabı üzerinden yayımladığı yazıda Kemal Kılıçdaroğlu’na açık tehdit ve hakarette bulunmuştu. Kılıçdaroğlu’nun bu tehditlere dair “Ciddiye alınacak bir olay değil. Çakalların bulunduğu yerde hiç kimse ama hiç kimse bize bir şey söyleyemez” açıklamasını yapmasının ardından Çakıcı, Kılıçdaroğlu’nu bir kez daha açık şekilde tehdit etmişti.

    CHP İletişim Koordinatörlüğü, Alaattin Çakıcı’nın ana muhalefet partisinin genel başkanını aleni şekilde tehdit etmesinin üzerinden 24 saatten fazla süre geçmesine rağmen hakkında hiçbir işlem başlatılmamasına tepki gösterdi.

    CHP’nin yayımladığı açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Saat 18.45. Şu ana kadar bekledik. Mafya bozuntusunun tehditlerine, hakaretlerine ne Saray’dan ne de Sarayın Bekçisi’nden en ufak bir tepki gelmedi. Öyle anlaşılıyor ki, bu mafya bozuntusundan medet umuyorlar. Çünkü sükut, ikrardan gelir.

    Şiir okuduğu için hapse düşmesini siyasi yaşamı boyunca bir demokratik mağduriyet olarak sömüren Tek Adam’ın iktidar ortağı, son olarak muhbirliğe soyunup Genel Başkanımız’ın çeşitli konuşmalarını suç unsuru olarak lanse edip, hakkında tetikçi savcılara fezleke düzenlettiler.

    Tüm bu hukuk, vicdan ve ahlak dışı saldırılarından hiçbir netice elde edemeyince de son olarak bir süre önce özel bir afla cezaevinden çıkardıkları, çete yöneticisi ve mafya bozuntusu tetikçilerine edepsizlik yaptırarak, seviyesiz siyasetlerinin üzerine tüy diktiler.”

    “SARAY VE BEKÇİSİ MAFYA BOZUNTULARINDAN MEDET UMAR HALE GELMİŞTİR”

    “Muhalefeti susturmak için her yola başvuran Saray ve Bekçisi sonunda mafya bozuntularından medet umar hale gelmiştir. Devletin içine çöreklendirdikleri Saray Vesayetini güçlendirmek için kolluk kuvvetleri ve yargı kifayet etmeyince, saray vesayetini mafya bozuntularıyla tahkim etmeye çalışıyorlar.

    Açıkça ortaya çıkmıştır ki, Cumhur İttifakı’nın üçüncü ortağı Mafyadır. Mafyalı Cumhur ittifakı artık tam bir şer ittifakıdır.”

    “BU SUÇ BARONU SADECE BASİT BİR MAŞADIR”

    “Genel Başkanımızı tehdide cüret eden bu suç baronu sadece basit bir maşadır. O’nu özel afla cezaevinden çıkartan ve O’nun üzerinden siyasi rakiplerine gözdağı verebileceğini düşünen Şer İttifakının iki patronu esas sorumlulardır.

    Bu yaşananlar, ülkemizi içine soktukları devlet krizinin zirve yaptığı yerdir.

    Saray ve Bekçisi unutmasın ki, biz Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün savaş meydanlarında kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’yiz. Bu ucuz saldırılar, tıpkı daha önce olduğu gibi bundan sonra da sadece mücadele azmimizi ve Cumhuriyetimizi ikinci yüzyılında güçlü bir parlamenter demokrasiyle taçlandırmayı başaracağımıza olan inancımızı pekiştirir.”

    “HUKUKU DERHAL ÇALIŞTIRIN”

    “Biz ne emperyalizme, ne istibdada, ne de eşkiyaya pabuç bırakırız.

    18 yıldır unuttuğunuz ama bugünlerde Atlantik üzerinden esen rüzgarlar değişince dilinize pelesenk ettiğiniz hukuku derhal çalıştırın!

    Savcıların görevlerini yapmalarını, bu edepsiz mafya bozuntusu hakkında gerekli hukuksal süreçleri bir an önce başlatmalarını bekliyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Sedat Peker hakkında soruşturma başlatıldı

    Sedat Peker hakkında soruşturma başlatıldı

    Bir kez daha halka silahlanma çağrısı yapan mafya elemanı Sedat Peker’e Suç İşlemeye Tahrik ve Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik Etme suçlarından soruşturma açıldı.

    İstanbul Ataşehir’de katıldığı bir açılıştaki konuşmasında halka ‘Cumhur İttifakı’nı destekleme ve silahlanma çağrısı yapan’ Sedat Peker hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı:

    “03.02.2019 tarihinde İstanbul ili Ataşehir ilçesinde gerçekleşen bir açılış esnasında konuşan Sedat Peker’in halka silahlanma çağrısı yaptığına dair bilgi alınması üzerine ilgili konuşma kaydı kolluk marifetiyle temin edilerek incelenmiş ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 160. maddesi uyarınca işin gerçeği araştırılıp yasal gereğine tevessül etmek amacıyla şüpheli hakkında Suç İşlemeye Tahrik ve Halkı Kin ve Düşmanlığa Tahrik Etme suçlarından soruşturma başlatılmıştır.”