PİRHA-Dersim’in Merkez İlçesi Örenönü Mahallesi’nde yapımı süren TOKİ konutlarının teslim edilmemesi nedeniyle 214 aile mağduriyet yaşıyor. Belediyeden valiliğe kadar tüm yetkili kurumlara defalarca şikâyette bulunduklarını aktaran yurttaşlar, mağduriyetlerinin giderilmesini istiyor.
Dersim’in Merkez İlçesi Örenönü Mahallesi’nde yapımı süren TOKİ konutları; 214 konut ve 3 dükkânlı ticaret merkezi inşaatı, sözleşme ve ihale tarihleri üzerinden yıllar geçmesine rağmen hâlâ hak sahiplerine teslim edilmedi.
Projenin sözleşmesi 3 Kasım 2022’de imzalandı, 11 Kasım 2022’de yer teslimi yapıldı. Yüklenici firma Mustafa Fevzi Koc uhdesinde yürütülen işin, süre uzatımıyla birlikte son bitim tarihi 13 Mayıs 2025 olarak belirlendi. Ancak gelinen noktada vatandaşlar hâlâ evlerine kavuşamadı.
“MAĞDURİYETİMİZ GÖRMEZDEN GELİNMEKTEDİR”
Resmi süre uzatımının 13 Mayıs 2025 tarihinde sona ermesine ve üzerinde 4 ay geçmesine rağmen evleri teslim edilmeyen yurttaşlar duruma tepki göstererek şu açıklamayı yaptı:
“TOKİ’nin yüklenici firması topu belediyeye atıyor, belediye ise yüklenici firmayı işaret ediyor. Arada kalan biz 214 aile ise kira yükü altında eziliyoruz. Her iki kurum da sorumluluğu birbirine paslayarak hak sahiplerini yok saymakta, mağduriyetimizi görmezden gelmektedir.
Bugüne kadar CİMER başvurularından TOKİ’ye, belediyeden valiliğe kadar tüm yetkili kurumlara defalarca şikâyet ve başvuru yapılmış, ancak hiçbir somut sonuç alınamamıştır. Bize her seferinde “en kısa sürede teslim” denilmiş ama bu “kısa süre”, 1 yılı aşkın bir zamana yayılmıştır.
Ev sahipleri tahliye baskısı yapıyor, kira sözleşmeleri sona erdi. Bazı aileler eşyalarını depolara taşımak zorunda kaldı. Çocuklarımız okula başlayacak ama evsiziz. Bu şehir bu kadar sahipsiz olmak zorunda mı? İlla bir bürokrat yada üst düzey birilerinin durumu aktarması mı gerekiyor sürecin hızlandırılması için.”
PİRHA-Dersim Belediyesi’ne atanan kayyım 31 Aralık’ta 9 işçiyi işten çıkardı. İşten çıkartılan işçilerden Zeki Yıldırım, “İnsanlar yılbaşı gecesini ailesiyle birlikte mutlu bir ortam ister ama yılbaşı gecesi bile bizlere çok görüldü ve ekmeğimiz elimizden alındı. İnsanlar açlık ve yoksullukla terbiye edilmek isteniyor” derken Berna Çelebi ise, “Biz emekçiler olarak bulunduğumuz kentte var olan kurumların bu haksızlık konusunda bize destek olmalarını istiyoruz. Eğer bugün bir sahiplenme olmazsa mağduriyetler yaşanmaya devam edecek” diye konuştu.
22 Kasım’da İçişleri Bakanlığı kararıyla Dersim ve Ovacık belediyelerine kayyım atanmıştı. Dersim Belediyesi’ne kayyım olarak atanan Tunceli Valisi Bülent Tekbıyıkoğlu, 31 Aralık 2024 tarihinde 9 belediye işçisini işten çıkardı.
İşten çıkartılan işçilerin isimleri şu şekilde: Celal Aydın, Gökhan Türkkan, Ali Ercan, Zeki Yıldırım, Bedri Akyol, Berna Çelebi, Nazlı Çelik Öz, Veli Nakış, Cemal Güngörmüş.
Dersim Belediyesi’ne atanan kayyımın işten çıkardığı işçilerden Zeki Yıldırım ve Berna Çelebi, yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı.
“YILBAŞI GÜNÜ BİLE BİZE ÇOK GÖRÜLDÜ VE EKMEĞİMİZ ELİMİZDEN ALINDI”
2016 yılında Dersim Belediyesi’ne atanan kayyımın da kendisini işten çıkardığını ifade eden Zeki Yıldırım, “2016 tarihinde kayyımın atandığında 53’ü şirket çalışanı olmak üzere 72 kişi işten çıkartılmıştı. O dönem 72 kişinin çıkartılmasını Kerbela ile özdeşleştirmiştik. O zaman adeta insanları aileleriyle birlikte açlığa ve susuzluğa terk edildi. 31 Aralık 2024 tarihinde 9 işçinin eline bir belge tutuşturup işimize son verildiği söylendi. İnsanlar yılbaşı gecesini ailesiyle birlikte mutlu bir ortam ister ama yılbaşı gecesi bile bizlere çok görüldü ve ekmeğimiz elimizden alındı. Ekonomik şartlar çok kötü durumda ve adeta ekmeği aslanın midesinden çıkartıyorsunuz. Belediye bütçesinin 79’u işçi giderlerine gittiği gerekçe gösterilerek işimizden olduk ama bize sundukları gerekçeler inandırıcı gelmiyor çünkü cumhurbaşkanlığının bütçesi bile yılda iki defa yenileniyor. İşçi çıkartarak bütçenin %40’ın altına çekilmeye çalışılıyor. İşçi çıkartılarak bütçenin düzeltilmesi hesaplanıyorsa demek ki yüzlerce işçi işinden olacak. İnsanlar açlık ve yoksullukla terbiye edilmek isteniyor. Kamuoyunun oluşmaması için işçiler parça parça işinden olacak” dedi.
“ÜYESİ BULUNDUĞUMUZ SENDİKA BU SÜREÇTE YANIMIZDA OLMAYACAĞINI BEYAN ETTİ”
Üyesi bulundukları DİSK Genel-İş’in bu süreçte kendilerine destek olmamasını eleştiren Yıldırım, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:
“Bu süreç içerisinde asıl darbeyi üyesi bulunduğumuz sendika DİSK Genel-İş’ten yedik. Üyesi olduğumuz sendikanın bu sürece öncülük edip, demokratik tepkiyi örgütlemesi gerekirken sendika demokratik tepkinin önüne geçip bunu engelleme çabası içerisine girdi ve bu süreçte yanımızda olmayacağını beyan ettiler. Bir sendikaya üye olma nedenimiz yaşayacağımız hak gasplarının karşısında örgütlü gücümüzü açığa çıkartmak için öncülük etmesini beklersiniz.”
2016’den yılından itibaren devam eden mağduriyetimiz atanan belediyeye atanan kayyım ve işçilerle ilgili aldığı karar doğrultusunda kaldığı yerden devam edeceğini belirten Berna Çelebi, şunları dile getirdi:
“Bütçe gerekçe gösterilerek iş akdimize son verildi ancak hiçbir belediyede şuan %40 kriterinin sağlanabildiğini düşünmüyorum. Çünkü yeni seçilen belediye yönetimimiz 2017 yılında kayyım tarafından işinden edilen tüm arkadaşların 8 yıldır yaşanan hak gaspına son vermek için yeniden sözleşme imzaladı, yaşanan mağduriyet göz önüne alındığında bütçeden kaynaklı işimize son verilmesi kabul edilemez. Yaşanan hukuksuzluk, hak ve emek gaspı göz önüne alındığında kayyımdan hemen sonra seçilerek göreve gelen yeni yönetim bu konuda hassasiyet gösterip bu mağduriyete son verebilirdi ve bugün yaşanan durumun önüne geçebilirdi. Ancak geçmişte de yaşadığımız mağduriyet hiçbir şekilde sahiplenilmedi bugünde yaşadığımız durum çok farklı değil. Biz emekçiler olarak bulunduğumuz kentte var olan kurumların bu haksızlık konusunda bize destek olmalarını istiyoruz. Eğer bugün bir sahiplenme olmazsa bir önceki dönemden farksız bir durum yaşanmayacak ve mağduriyetler yaşanmaya devam edecek.”
PİRHA-Dersim’de Ehlibeyt KYK Kız Öğrenci Yurdu’ndaki öğrencilere suyun yeteri kadar verilmediği, kaloriferlerin bazı günler gün boyunca yakılmadığı iddia edildi. Ayrıca yurt yolu boyunca aydınlatma sorunlarının olduğu da belirtildi.
Kredi ve Yurtlar Genel Müdürlüğü’ne bağlı yurtlarda öğrencilerin yaşadıkları sorunlar bitmek bilmiyor. Dersim’de 2024-2025 eğitim öğretim döneminin başlamasıyla birlikte öğrenciler, yurtlardaki hijyen koşullarının sağlanmadığı için eylemler yapmıştı.
Dersim’de Ehlibeyt KYK Kız Öğrenci Yurdu A Blok’ta yemeklerden böcek çıktığı, öğrencilere suyun yeteri kadar verilmediği, kaloriferlerin bazı günler hiç yanmadığı ve yurt yolu boyunca aydınlatma sorunlarının olduğu iddia edildi.
Ehlibeyt KYK Kız Öğrenci Yurdu A Blok’ta kalan bir öğrencinin yakını, PİRHA’ya öğrencilerin yaşadığı sorunları anlattı.
“KASITLI BİR SU KESİNTİSİ VAR”
Öğrencilerin sorunlarının göz ardı edildiğini ifade eden öğrenci yakını, “İnsanların ihtiyaçları dolayısıyla su bir ihtiyaç ancak su yurtta ya hiç verilmiyor ya da hayat gereksinimlerini karşılayacak sınırın çok altında veriliyor. Yurtta belediye kaynaklı su kesintisi olduğu belirtiliyor ama yurdun yemekhanesi ve çamaşırhanesinde su kesintisi yok. Tunceli KYK Yurt İl Müdürlüğü tarafından yurdun yemekhanesi ve çamaşırhanesine su verilebildiğini ancak öğrencilerin bulunduğu katlara su verilemediği söylendi. Ancak yemekhane ve çamaşırhane 1. katta, öğrenciler ise 2. katta. O nedenle demek ki yurda gelen bir su var ama kasıtlı bir su kesintisi var” diye belirtti.
“ÖĞRENCİLER MAĞDUR DURUMDA”
Öğrenci yakını, konuşmasına şöyle devam etti:
“Defalarca yurt idaresine, Tunceli Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü, Tunceli Valiliği’ne başvuruda bulunduk ancak bir sonuç alamayınca Gençlik ve Spor Bakanlığı’na dilekçe gönderdik. Öğrenciler ciddi şekilde mağdur oluyor, ev kiraları da çok pahalı. Bazı zamanlarda yurtta 1 gün boyunca kaloriferlerin yakılmadığı bile oluyor. Öğrenciler adeta soğuğa mahkûm ediliyor. Tunceli Ehlibeyt Kız Öğrenci Yurdu A Blok’un müdürünün kendisi de öğrencilere, ‘İl müdürü talimat verdi, çok su kullanımı olduğu için öğrencilere su verilmiyor. Öğrencilere az kullanın biz de size su verelim’ diyor. Yurdun yolunda da aydınlatma sorunu var.”
Konuya ilişkin görüşmek istediğimiz yurt yetkilileri telefonlara cevap vermedi.
PİRHA- 95 yaşındaki Hatun Yıldız’ın raporuna verilen düşük puandan dolayı ailesi bakım parası alamıyor. Hatun Yıldız’ın kızı Selvi Han, mağdur olduklarını belirterek, “Anneme hazır bez kullanıyorum, kalp ve damar hastası, kulakları duymuyor. 95 yaşındaki anneme rapor vermediler” dedi.
95 yaşındaki Hatun Yıldız, yazın Dersim’in Pülümür ilçesinin Qınko (Çobanyıldızı) köyünde, kışın ise Bursa’da ailesinin yanında yaşıyor. Kulakları duymayan ve aynı zamanda kalp ve damar hastası olan Hatun Yıldız’ın raporuna verilen düşük puandan dolayı ailesi bakım parası alamadığı için mağdur durumda.
Hatun Yıldız’ın kızı Selvi Han, yaşadıklarını PİRHA’ya anlattı.
“ANNEMİN EVDE BAKIM PARASI KESİLDİ”
Annesine evde baktığı için bakım parası aldığını söyleyen Selvi Han, “Annemin rapor süresi doldu, biz de Pülümür’den taksi tutup Tunceli Devlet Hastanesi’ndeki göğüs doktoruna gittik ama bize çok kötü davrandı. Biz hastaneden ayrıldıktan sonra rapor sonucu bize geldi, göğüs doktoru hiç puan vermemiş, ben de doktoru şikâyet ettim. Daha sonra bize dilekçe geldi ve Elazığ Fethi Sekin Devlet Hastanesi’ne götürdük. Yeniden Pülümür’den taksi tutup Elazığ’a gittik ve yeniden doktorları gezmeye başladık. Annemin kulakları duymuyor, Tunceli’de hastanede %34 rapor vermişti. Elazığ’daki doktor annemi kulak testine koydu ama yeniden gelmemiz istendi, kalamayacağımızı söyledim. ‘Annem rahatsız, Pülümür’den Elazığ’a gelemeyiz’ dedim, doktorla tartıştık. Doktor bize o zaman puan alamazsınız dedi. Ben de sizin vicdanınıza kalmış bir şey dedim. Heyete girdik, bize kararı vermek için yeniden toplanacağız ve size kararı bildiririz dediler. Rapor sonucu geldi, anneme Tunceli’de %69, Elazığ’da ise %64 puan verildi ve annemin evde bakım parası kesildi” dedi.
Annesine hazır bez kullandığını ifade eden Selvi Han, “Annem iki günde bir ishal oluyor, kalp ve damar hastası, kulakları duymuyor ama anneme rapor vermediler. Bir daha hastaneye gitmedik ve köye geri döndük. Zaten aldığımız bakım parası sadece annemin bez parasına gidiyor. Destek bekliyorum, annem hasta, kışın Bursa’ya götürüyorum. Benim ekonomik durumum yok. Bize çok haksızlık yapıldı hastanede. Hastanede rapor verdiler ama torpili olanlara verdiler ve herkes kendisine araba aldı. 95 yaşındaki anneme rapor vermediler, demek ki annem gençleşmiş ve iyileşmiş ki rapor vermediler” diyerek sitem etti.
PİRHA-Dersim’in Pülümür ilçesinin Altunhüseyin köyünde köylülerin yapacağı etkinlik, yağmurun yağmasıyla birlikte yıllardır yapılmayan yollarının durumu nedeniyle iptal edildi. Köylüler yetkililere seslenerek, “Devletin köyümüzün sorunlarını çözmesini talep ediyoruz” dedi.
Dersim’de 90’lı yıllarda çok sayıda köy boşaltıldı. OHAL Valiliği’nin Kasım 1997 tarihli raporuna göre, Dersim’de 1994’te 183 köy, 823 mezra 8 bin 439 hane boşaltıldı, 41 bin 939 kişi yerinden edildi.
1986 yılında boşaltılan Dersim’in Pülümür ilçesinin Altunhüseyin köyünün yolları halen yapılmadı. Altunhüseyin Köyü Derneği öncülüğünde bugün Pülümür Altunhüseyin Köyü 1. Sevdin doğa, endemik bitkiler, ceviz, doğal bal, palamut ürünleri farkındalık etkinliği yapılacaktı ancak yağmurun yağmasıyla birlikte yıllardır yapılmayan yollarının durumu nedeniyle iptal edildi.
Altunhüseyin köylüleri, etkinliklerinin iptali ve köylerinin yollarının yapılmamasına ilişkin PİRHA’ya konuştu.
“KÖYÜMÜZE GERİ DÖNMEK İSTİYORUZ ANCAK KÖYÜMÜZE HİZMET YAPILMIYOR”
Yapılacak etkinlik için İstanbul’dan geldiklerini söyleyen Altunhüseyin Köyü Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Hasan Hayri Akın, “Tüm hazırlıklarımızı yaptık dün köyümüze gitmek istedik ancak şiddetli yağış nedeniyle 7 saat orada mahsur kaldık. Yollarımızın bozuk olmasından dolayı etkinliğimizi yapamadık. Köylülerimizle beraber güzel bir hazırlık yapmıştık, köyümüzü, doğamızı ve bitkilerimizi tanıtacaktık. Fakat köylülerimizle beraber mağduriyet yaşadık. Köyümüz 1986 yılında boşaltıldı şu anda köyümüzde 2 tane ev var. Bizler de köyümüze geri dönmek istiyoruz, ancak köyümüze hizmet yapılmıyor. Devlet yolumuzu yaparsa biz de köyümüze yerleşip, evlerimizi yapmaya başlayacağız. Bugün köye ev yapmaya kalksak malzeme taşıyamıyoruz. Araçlar köyün yolu yapılmadığı için gidemiyor, biz ev taşısak malzemeleri nasıl taşıyacağız. Devletin bizim köyümüzün sorunlarını çözmesini talep ediyoruz” dedi.
“DEVLETTEN HİZMET BEKLİYORUZ”
Altunhüseyin köylülerinden Mehmet Aslantaş ise şunları ifade etti:
“Festival için geldik ancak yolda kaldık ve mecburen geri döndük. Devletten hizmet bekliyoruz ama maalesef bizim yüzümüze bakan kimse yok.”
“KÖYÜMÜZE DÖNMEK İSTİYORUZ ANCAK HİZMET YOK”
Kötü hava şartları ve köy yollarının yapılmamasından dolayı köylerine gidemediklerini dile getiren Altunhüseyin Köyü Derneği Yönetim Kurulu Üyesi İlyas Bahadır, “Köyümüze dönmek istiyoruz ancak yapılan bir hizmet yok. Köyümüzde su, elektrik ve yol yok mağduruz” diye konuştu.
PİRHA-6 Şubat depreminin üzerinden bir yıldan fazla süre geçmesine rağmen konutların yapılmadığını ifade eden DEM Parti Adıyaman İl Eş Başkanı Hüseyin Coşkun, inşaatların hızlandırılmasını, bir an önce konutların teslim edilmesi gerektiğini söyledi. Coşkun, inşaatlarda iş kazalarından ötürü yaralanmaların ve ölümlerin olduğunu da vurgulayarak önlemlerin artırılmasını talep etti.
6 Şubat depreminde en çok hasar gören şehirlerin başında gelen Adıyaman’da bir yıl içinde TOKİ konutlarının teslim edileceği söylenmesine rağmen hala inşaat yapımı devam ediyor. İki ayrı bölgede inşaatlar devam ederken, alt yapı çalışmaları henüz başlamadı.
Yaz sıcaklarının etkili olmasıyla birlikte konteynerlerde yaşamanın mümkün olmadığını söyleyen Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İl Eş Başkanı Hüseyin Coşkun, konuyu yakından takip ettiklerin, halkın yaşadığı mağduriyetlerin bir an önce giderilmesi gerektiğini belirtti.
Coşkun şunları ifade etti:
“Depremin üzerinden yaklaşık 16 ay geçti ve inşaatlar hala yeterli düzeyde değil. Halkımız bu süreçte konteynırlarda büyük sıkıntılar yaşamakta. Yaz sıcaklıklarının gelmesiyle beraber büyük sıkıntıların yaşanacağı ortada. 6 Şubat depreminde yaklaşık 60 bin bağımsız alan zarar gördü ve İnderesi’nde yapılacak 3-5 bin konut yapılacak bağımsız bölümün de yetersiz olacağı ortadır. Bu nedenle inşaatların bir an önce hızlandırılması ve yeterli sayıya ulaştırılması gerekiyor. Şantiye alanlarında iş güvenliğinin alınmadığını görüyoruz. İş yapan firmalara buradan sesleniyoruz. Bir an önce iş güvenliğinin alınması gerekiyor. Bir daha ölümlerin ve kazaların yaşanmaması adına güvenliklerin alınmasını talep ediyoruz.”
Coşkun, “DEM Parti olarak hem inşaatların sürecini, şantiye alanlarında alınacak iş güvenliği önlemlerinin takipçisi olacağız” dedi.
PİRHA-1996-2003 yılları arasında inşa edilen Uzunçayır Barajı ve HES Projesi’nde Ağustos 2009’da da su tutulmaya başlandı. Baraj yapıldıktan sonra yaşadıkları sorunları anlatan Dersim’in Merkez ilçesinin Turuşmek köyünde yaşayan yurttaşlar, “Barajdan önce, bizim çok verimli topraklarımız vardı. Bütün verimli topraklarımız barajın altında kaldı. Sadece topraklarımız değil, yüzlerce yıldır üzerinde yaşadığımız yerleşim alanları ve mezarlarımız da suyun altında kaldı” dedi.
Türkiye’de doğası en çok tahrip edilen illerin başında Dersim geliyor. Bölgede son 10 yılda altı baraj ve Hidroelektrik Santral (HES) projesi tamamlanarak enerji üretimine geçildi. Dersim’in doğal sınırlarını oluşturan Karasu ve Peri çayları üzerinde yapılan projelerle ilin etrafı göllerle çevrelendi. Dersim’de 80’li yılların başından bu yana 4 baraj ve 6 HES’in yapımı tamamlanarak, işletmeye açıldı. Mercan HES, Uzunçayır Barajı ve HES’i, Dinar HES, Tatar Barajı ve HES’i, Seyrantepe Barajı ve HES’i ile Pembelik Barajı ve HES’i.
1996-2003 yılları arasında inşa edilen Uzunçayır Barajı ve HES Projesi’nde Ağustos 2009’da da su tutulmaya başlandı ve önceden uyarı yapılmadan su tutulması yüzünden nehir kıyısındaki ev, tarla, bahçeler, binlerce ağaç, ziyaretler ve mezarlıklar su altında kaldı.
Dersim’in Merkez ilçesinin Turuşmek köyünde yaşayan yurttaşlar, baraj yapıldıktan sonra yaşadıkları sorunları PİRHA’ya anlattılar.
“SU KAYNAKLARIMIZ ARTIK KURUMAK ÜZERE”
Baraj yapılmasından sonra su kaynaklarının kuruduğunu ifade eden Veli Demir, “Barajdan önce, bizim çok verimli topraklarımız vardı. Burada, Türkiye’de ender bulunan sebzelerden biri Turuşmek domatesi yetişirdi. Maalesef bütün verimli topraklarımız barajın altında kaldı. Sadece topraklarımız değil, yüzlerce yıldır üzerinde yaşadığımız yerleşim alanları ve mezarlarımız da suyun altında kaldı. Barajın iklimi değiştireceğini bilmiyorduk, yüzyıllardır karlarla beslenen yeraltı sularımız kurudu. Eskiden dağlarımızda 3-4 metre kar olurdu, su sorunumuz olmazdı ama artık üstümüzdeki köyde 10 gündür su yok. Barajların yapılmasıyla birlikte yağmur ve kar yeterince yağmıyor. Su kaynaklarımız artık kurumak üzere” dedi.
“BARAJ YÜZÜNDEN EVİM SUYUN ALTINDA KALDI”
Baraj yüzünden evinin su altında kaldığını belirten Medine Önal, “Barajdan sonra evimiz suyun altında kaldı, evimizi yeniden yapmamıza da izin vermiyorlar. O yüzden İstanbul’a gittik ama geçim sıkıntısı yaşadığımız için yeniden Dersim’e döndük. Eskiden tarlalarımız, fidanlarımız, yollarımız ve evlerimizin hepsi suyun altında kaldı. Eskiden memleketimizin havası temizdi, terleme yoktu ama baraj yapılmasında sonra her şey değişti” diye belirtti.
“BARAJDAN SONRA MEYVELER DIŞARDAN GELMEYE BAŞLADI”
Baraj yapılmadan önce bölgenin meyve ve sebze ihtiyacının kendi topraklarından karşıladıklarını söyleyen Zeki Göner, ise konuşmasında şunları dile getirdi:
“Baraj yapılalı yaklaşık 15 yıl oldu. Barajın yapıldığı yer hep bahçeydi. Baraj yapılmadan önce köylerimiz doluydu, köylüler hayvancılık yapıp, tarımla uğraşıyorlardı. İnsanlar pekmez, pestil, yağ, çökelek, peynir yapıyordu, meyve kurutuyordu ancak baraj yapıldıktan sonra eski üretim kalmadı. Barajdan sonra, son yıllarda şehir merkezine meyve ve sebzeler dışardan gelmeye başladı.”
PİRHA-16 yaşında tutuklanıp ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan Alev Yarar, 12 yıldır Sincan Hapishanesi’nde tutuklu bulunuyor. Ekonomik durumları iyi olmadığı için yılda bir kere görüşe gidebildiklerini söyleyen Anne Gülseren Yarar, “Maddi durumumuz iyi olmadığı için senede bir kere ziyaretine gidebiliyoruz. Her gün acaba kızımı ölmeden görebilecek miyim diye düşünüyorum” dedi.
Bazı kaynaklarda Churchill, bazılarında ise Tolstoy’a atfedilen “Bana hapishanelerini göster, senin ülkenin kültürünü tanıyayım” vecizesinin, Türkiye’deki hapishane sorunları karşısında ne kadar yerinde olduğunu gösteriyor. Hapishanelerde, sağlık, beslenme ve temizlik koşullarının yetersizliğinden, görüşlerle ilgili olarak, ailelerin hapishane önünde saatlerce bekletilmesine, güvenliğin jandarma ve infaz koruma memurları tarafından sağlanmasının yarattığı çift başlılığa ve hükümlülerin topluma uyum gösterecek bireyler olarak iyileştirilememesine kadar çok çeşitli sıkıntılar bulunuyor.
Bu sorunların en başında elbette hapishanelerde ölümlerin artması geliyor. Hangi sebeple olursa olsun, hapishanedeki ölüm olayları buralarda ciddi sıkıntılar olduğunun belirtisidir. Gerçekten de, tutuklu veya hükümlü olarak hapishaneye sağlıklı bir şekilde giren kişilerin, aynı sağlıklı durumda tutukluluğun veya cezanın infazının sona ermesinden sonra serbest bırakılmaları gerekir. Çünkü, hapishanelerde ölümlerin artmasının nedeni sadece hastalıklar değildir; kasten öldürme, hastalık, açlık ve ölüm oruçları gibi nedenlerle ölenlerin sayısı oldukça yüksek. 1981-1995 yılları arasında hapishanelerde ölenlerin sayısı 128 iken, sadece 1996 yılı içinde ölenlerin sayısı 44’tü.
Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre 1 Ocak 2023 itibariyle Türkiye’de; 279 kapalı, 89 açık, 10 kadın kapalı, 8 kadın açık, 9 çocuk kapalı, 4 çocuk eğitimevi olmak üzere toplam 399 ceza infaz kurumu bulunuyor. Bu kurumların toplam kapasitesi 289 bin 974 kişi. Türkiye’deki hapishanelerin toplam kapasitesi 289 bin 974 kişi ama Ocak 2023 sonu itibariyle hapishanelerde 341 bin 497 kişi bulunuyor. Adalet Bakanlığı verilerine göre, bu kişilerin 298 bin 975’i hükümlü, 42 bin 522’si tutuklu. Hapishane nüfusunun 325 bin 009’ü erkeklerden, 13 bin 977’i kadınlardan, 2 bin 511’i ise çocuklardan oluşuyor. Hapishanedekilerin 118 bin 738’i açık infaz kurumu, 222 bin 759’u kapalı ceza infaz kurumunda bulunuyor. 2021 yılında hapishanelerde 272 bin kişi olduğu dikkate alındığında toplam hapishane nüfusunun 2022 sonu itibariyle 69 bin kişi arttığı görülüyor.
Türkiye’de hapishanelerde yaşanan hak ihlalleri son dönemlerde giderek artıyor. Hapishanelerde yaşanan ölümler, açlık grevleri, hasta mahpusların tedavilerinin sağlanmaması, keyfi sürgünler, infaz yakmalar ve yeni tip hapishaneler yapılarak tecrit derinleştiriliyor.
16 yaşında tutuklanıp ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan Alev Yarar, 12 yıldır Ankara’da Sincan Hapishanesi’nde tutuklu bulunuyor.
Alev Yarar’ın annesi Gülseren Yarar, yaşadıkları mağduriyeti PİRHA’ya anlattı.
“MADDİ DURUMUMUZ İYİ OLMADIĞI İÇİN SENEDE BİR KERE ZİYARETİNE GİDEBİLİYORUZ”
Hayvancılık yaparak geçimlerini sürdürmeye çalıştıklarını ancak ekonomik olarak çok zorlandıklarını söyleyen Gülseren Yarar, “5 çocuğum var, bir tanesine ağırlaştırılmış müebbet cezası verildi. 16 yıldır Sincan Cezaevi’nde. Maddi durumumuz iyi olmadığı için senede bir kere ziyaretine gidebiliyoruz. Çocuğumun özlemini çekiyorum, hangi anne çocuğunu özlemez. Dersim’de 2 sene kalmıştı, o zaman her hafta kapalı veya açık görüşte ziyaretine gidiyordum. Çocuğumu görmediğim zaman deli oluyordum. Şimdi uzakta ama gidemiyoruz, çok özlüyoruz. Halaları ve neneleri öldü ama kendisine haber veremedik üzülmesin diye. Kızım küçük yaşta cezaevine girdi. O yüzden çok zor bir şey. Yaşadığımız zorlulukları bir ben bir de Allah bilir. Kızımın serbest bırakılmasını istiyorum, kızım kimseyi öldürmedi ama boşu boşuna içeride yatıyor” dedi.
“KIZIMI ÖLMEDEN ÖNCE GÖREBİLECEK MİYİM DİYE DÜŞÜNÜYORUM”
Hapishanelerde suçsuz yere yatan tutuklular için devletin yeni bir yasa çıkarması gerektiğini belirten Gülseren Yarar, şöyle devam etti:
“Kızımın ziyaretine gittiğim zaman ne yapacağımı bilemiyorum, kızım bana moral veriyor, ‘Anne sakın üzülme’ diyor. Ama anne yüreği nasıl dayanır, onu görmeye gittikten sonra haftalarca kendime gelemiyorum. Ekonomik durumumuz iyi olsa ben her hafta kızımı görmeye giderim. Bütün anneler barış istiyor, her anne çocuğuna hasret kalmış durumda. Her gün ‘acaba kızımı ölmeden görebilecek miyim’ diye düşünüyorum. Ölmeden kızıma sarılmak istiyorum. Ondan sonra Allah benim canımı alsın” diye konuştu.
PİRHA-Tekirdağ Hapishanesi’nde tutuklu bulunan Ali Kılıç’ın mahkemeye veya hastaneye gittiğinde şiddete uğradığını söyleyen Elvan Özerli, “Genelde tutukluları ailesinin bulunduğu yerden uzak yere göndererek ailelerle tutukluların görüşmesi engellenmeye çalışılıyor. Tutuklular ailelerine haber verilmeden sürgün ediliyor, sadece sürgün edilen tutuklular değil ailelerde sürgün ediliyor” dedi.
Bazı kaynaklarda Churchill, bazılarında ise Tolstoy’a atfedilen “Bana hapishanelerini göster, senin ülkenin kültürünü tanıyayım” vecizesinin, Türkiye’deki hapishane sorunları karşısında ne kadar yerinde olduğunu gösteriyor. Hapishanelerde, sağlık, beslenme ve temizlik koşullarının yetersizliğinden, görüşlerle ilgili olarak, ailelerin hapishane önünde saatlerce bekletilmesine, güvenliğin jandarma ve infaz koruma memurları tarafından sağlanmasının yarattığı çift başlılığa ve hükümlülerin topluma uyum gösterecek bireyler olarak iyileştirilememesine kadar çok çeşitli sıkıntılar bulunuyor.
Bu sorunların en başında elbette hapishanelerde ölümlerin artması geliyor. Hangi sebeple olursa olsun, hapishanedeki ölüm olayları buralarda ciddi sıkıntılar olduğunun belirtisidir. Gerçekten de, tutuklu veya hükümlü olarak hapishaneye sağlıklı bir şekilde giren kişilerin, aynı sağlıklı durumda tutukluluğun veya cezanın infazının sona ermesinden sonra serbest bırakılmaları gerekir. Çünkü, hapishanelerde ölümlerin artmasının nedeni sadece hastalıklar değildir; kasten öldürme, hastalık, açlık ve ölüm oruçları gibi nedenlerle ölenlerin sayısı oldukça yüksek. 1981-1995 yılları arasında hapishanelerde ölenlerin sayısı 128 iken, sadece 1996 yılı içinde ölenlerin sayısı 44’tü.
Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre 1 Ocak 2023 itibariyle Türkiye’de; 279 kapalı, 89 açık, 10 kadın kapalı, 8 kadın açık, 9 çocuk kapalı, 4 çocuk eğitimevi olmak üzere toplam 399 ceza infaz kurumu bulunuyor. Bu kurumların toplam kapasitesi 289 bin 974 kişi. Türkiye’deki hapishanelerin toplam kapasitesi 289 bin 974 kişi ama Ocak 2023 sonu itibariyle hapishanelerde 341 bin 497 kişi bulunuyor. Adalet Bakanlığı verilerine göre, bu kişilerin 298 bin 975’i hükümlü, 42 bin 522’si tutuklu. Hapishane nüfusunun 325 bin 009’ü erkeklerden, 13 bin 977’i kadınlardan, 2 bin 511’i ise çocuklardan oluşuyor. Hapishanedekilerin 118 bin 738’i açık infaz kurumu, 222 bin 759’u kapalı ceza infaz kurumunda bulunuyor. 2021 yılında hapishanelerde 272 bin kişi olduğu dikkate alındığında toplam hapishane nüfusunun 2022 sonu itibariyle 69 bin kişi arttığı görülüyor.
Türkiye’de hapishanelerde yaşanan hak ihlalleri son dönemlerde giderek artıyor. Hapishanelerde yaşanan ölümler, açlık grevleri, hasta mahpusların tedavilerinin sağlanmaması, keyfi sürgünler, infaz yakmalar ve yeni tip hapishaneler yapılarak tecrit derinleştiriliyor.
2010 yılında ‘Örgüt kurma’ ve ‘Örgüt üyeliği’ iddiasıyla yargılanıp 24 yıl hapis cezası alan Ali Kılıç, 13 yıldır Tekirdağ Hapishanesi’nde tutuklu bulunuyor.
Ali Kılıç’ın vasisi Elvan Özerli, yaşadıkları mağduriyeti PİRHA‘ya anlattı.
“TUTUKLULAR BİLİNÇLİ OLARAK UZAK YERE SÜRGÜN EDİLİYOR”
Ali Kılıç’ın mahkemeye veya hastaneye gittiğinde şiddete uğradığını söyleyen Elvan Özerli, “Tutuklular görüşçü yazmada sorun yaşıyor, eğer görüşçü olarak yazmak istediği kişi bir soruşturma geçirmişse o kişi görüşçü olarak yazılmıyor. Ben kışın İstanbul’da yazın Dersim’de yaşıyorum o yüzden görüşe gitmek için sıkıntı yaşamıyorum ama ailesi Diyarbakır’da yaşayıp tutuklu kişinin İstanbul’da veya Tekirdağ’da olan var. Genelde tutukluları ailesinin bulunduğu yerden uzak yere göndererek ailelerle tutukluların görüşmesi engellenmeye çalışılıyor. Tutuklular ailelerine haber verilmeden sürgün ediliyor ve tutuklunun cezaevindeki malzemesi kendisine verilmiyor. Aileler evlatlarına yeniden para gönderip malzeme almak zorunda kalıyor. Sadece sürgün edilen tutuklular değil aileler de sürgün ediliyor, aileler zor durumda bırakılıyor” dedi.
“PİŞMANLIĞI KABUL ETMEYEN TUTUKLULAR TAHLİYE EDİLMİYOR”
Tutuklulara hapishanede pişmanlık dayatıldığını belirten Özerli, “Pişmanlığı kabul etmeyen tutuklular cezası bitmesine rağmen tahliye edilmiyor. Eskiden devrimciler biz sizin yasanızı tanımıyoruz diyordu ama son yıllarda tutsaklar artık devlete kendi yasanızı uygulayın diye bağırıyor, ülkenin durumu şu anda bu. Sadece tutuklulara ceza vermiyorlar ailelere de ceza veriyorlar. İçeridekiler farklı bir ceza görüyor, dışarıdakiler farklı bir ceza görüyor. Dışarısı da içerisi gibi cezaevi aslında” diye konuştu.
PİRHA-Babası Ayhan Çelik’in 11 Eylül’de cezasının bitmesine rağmen Devlet Bahçeli’nin Dersim’e gelişindeki protestolar sonrasında polislerin darp edildiği yönündeki ifade vermesinin ardından 4,5 yıl ceza aldığını söyleyen Nazlı Çelik Öz, “Elazığ Cezaevi’nde babamı görmeye gidiyoruz ama diğer ailelerin çocukları daha uzak yerlere sürgün edildiği için aileler evlatlarını görmeye gidemiyor. Bu durum aileleri gerçekten zorluyor. O yüzden dışarıda yaşanan bir güzellik içeriye de yansıyacaktır” dedi.
Bazı kaynaklarda Churchill, bazılarında ise Tolstoy’a atfedilen “Bana hapishanelerini göster, senin ülkenin kültürünü tanıyayım” vecizesinin, Türkiye’deki hapishane sorunları karşısında ne kadar yerinde olduğunu gösteriyor. Hapishanelerde, sağlık, beslenme ve temizlik koşullarının yetersizliğinden, görüşlerle ilgili olarak, ailelerin hapishane önünde saatlerce bekletilmesine, güvenliğin jandarma ve infaz koruma memurları tarafından sağlanmasının yarattığı çift başlılığa ve hükümlülerin topluma uyum gösterecek bireyler olarak iyileştirilememesine kadar çok çeşitli sıkıntılar bulunuyor.
Bu sorunların en başında elbette hapishanelerde ölümlerin artması geliyor. Hangi sebeple olursa olsun, hapishanedeki ölüm olayları buralarda ciddi sıkıntılar olduğunun belirtisidir. Gerçekten de, tutuklu veya hükümlü olarak hapishaneye sağlıklı bir şekilde giren kişilerin, aynı sağlıklı durumda tutukluluğun veya cezanın infazının sona ermesinden sonra serbest bırakılmaları gerekir. Çünkü, hapishanelerde ölümlerin artmasının nedeni sadece hastalıklar değildir; kasten öldürme, hastalık, açlık ve ölüm oruçları gibi nedenlerle ölenlerin sayısı oldukça yüksek. 1981-1995 yılları arasında hapishanelerde ölenlerin sayısı 128 iken, sadece 1996 yılı içinde ölenlerin sayısı 44’tü.
Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre 1 Ocak 2023 itibariyle Türkiye’de; 279 kapalı, 89 açık, 10 kadın kapalı, 8 kadın açık, 9 çocuk kapalı, 4 çocuk eğitimevi olmak üzere toplam 399 ceza infaz kurumu bulunuyor. Bu kurumların toplam kapasitesi 289 bin 974 kişi. Türkiye’deki hapishanelerin toplam kapasitesi 289 bin 974 kişi ama Ocak 2023 sonu itibariyle hapishanelerde 341 bin 497 kişi bulunuyor. Adalet Bakanlığı verilerine göre, bu kişilerin 298 bin 975’i hükümlü, 42 bin 522’si tutuklu. Hapishane nüfusunun 325 bin 009’ü erkeklerden, 13 bin 977’i kadınlardan, 2 bin 511’i ise çocuklardan oluşuyor. Hapishanedekilerin 118 bin 738’i açık infaz kurumu, 222 bin 759’u kapalı ceza infaz kurumunda bulunuyor. 2021 yılında hapishanelerde 272 bin kişi olduğu dikkate alındığında toplam hapishane nüfusunun 2022 sonu itibariyle 69 bin kişi arttığı görülüyor.
Türkiye’de hapishanelerde yaşanan hak ihlalleri son dönemlerde giderek artıyor. Hapishanelerde yaşanan ölümler, açlık grevleri, hasta mahpusların tedavilerinin sağlanmaması, keyfi sürgünler, infaz yakmalar ve yeni tip hapishaneler yapılarak tecrit derinleştiriliyor.
2017 yılında ‘Örgüt üyeliği’ iddiasıyla tutuklanan Ayhan Çelik, Elazığ Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu bulunuyor.
Ayhan Çelik’in kızı Nazlı Çelik Öz, aile olarak yaşadıkları mağduriyeti PİRHA‘ya anlattı.
“BABAMIN CEZASI BİTMESİNE RAĞMEN HALEN CEZAEVİNDE”
Babasının 11 Eylül’de cezasının bittiğini aktaran Çelik Öz, Devlet Bahçeli’nin Dersim’e gelişi sırasında yaşanan protesto sonrasında polislerin darp edildiği yönündeki ifade vermesinin ardından 4,5 yıl ceza aldığını belirterek, “Bu dosya aslında adli bir dosya ama avukatımızın dilekçelerine bile geri dönüş verilmedi. Adli bir dosya olmasına rağmen siyasi dosyaya çevirdiler. Şuanda bizi ikilemde bırakıyorlar cezaevi şuanda bu dosyadan yatıyor demiyor veya biz 3-6 ay arasında bir erteleme yaptık da demiyor. Babam cezası bitmesine rağmen yatıyor. Bizi en çok etkileyen ekonomik boyuttan ziyade manevi boyut. Suçlandığı konularla alakası olmayan, alana çıktığında kendi özlük haklarını istedi ancak bu durum kendisine suçlama olarak geri döndü. Bu süreci yaşayan birçok aile var. Benim babam Elazığ Cezaevi’nde biz görmeye gidiyoruz ama diğer ailelerin çocukları daha uzak yerlere sürgün edildiği için aileler evlatlarını görmeye gidemiyor bu durum aileleri gerçekten zorluyor. Hayatımızda mutlu veya hüzünlü olduğumuz anlarda baba duygusunu özlüyorsun. Manevi boyutta herkes bu durumdan etkileniyor” dedi.
“DIŞARIDA YAŞANAN BİR GÜZELLİK İÇERİYE DE YANSIYACAKTIR”
Babasının görüşüne gitti zaman kendisinin oldukça moralli olduğunu ifade eden Nazlı Çelik Öz, “Babam görüşte sürekli ‘Dersim’de nasıl gelişmeler var?’ diye soruyor. Görüşe gittiği zaman hem babamda hem de arkadaşlarının ruh hali çok iyi durumda önemli olan bu zaten. Biz moralsiz olursak cezaevinde olanlarda moralsiz olur. Babamın cezası 1 yılın altına düştüğü için Karakoçan’a sevk istemişti ama babama bağımsız geçersen izin veririz diyorlardı. Babamda bunu kabul etmedi. Cezaevlerinde onursuzlaştırma adı altında yapılan uygulamalar psikolojik bir işkencedir. Aslında dışarının süreci ile içerinin süreci aynı işliyor. Biz bugün Türkiye’ye barış gelmesi için mücadele ediyoruz, eğer ülkeye barış gelirse cezaevlerine de yansıyacağını biliyoruz. Örneğin 2013 yılındaki Barış Süreci’nde yaşananlar ortada, o yüzden dışarıda yaşanan bir güzellik içeriye de yansıyacaktır” diye konuştu.
PİRHA-Hasan Yıldırım, 2017 yılından bu yana, basın açıklamaları, mitingler, seçim çalışmalarına katılma ve HDP’ye üye olma nedeniyle Antalya Manavgat S Tipi Hapishane’sinde tutuklu bulunuyor. Kardeşi Ali Kamer Yıldırım, “Hasan, cezaevine girdiğinden beri annem ile hiç görüşemedi. Bu durum devletin bize ödettiği bir bedel. Devlet, kendisine muhalif olanları cezaevi ile susturma, sindirme politikasını yıllardır sürdürüyor” dedi.
Bazı kaynaklarda Churchill, bazılarında ise Tolstoy’a atfedilen “Bana hapishanelerini göster, senin ülkenin kültürünü tanıyayım” vecizesinin, Türkiye’deki hapishane sorunları karşısında ne kadar yerinde olduğunu gösteriyor. Hapishanelerde, sağlık, beslenme ve temizlik koşullarının yetersizliğinden, görüşlerle ilgili olarak, ailelerin hapishane önünde saatlerce bekletilmesine, güvenliğin jandarma ve infaz koruma memurları tarafından sağlanmasının yarattığı çift başlılığa ve hükümlülerin topluma uyum gösterecek bireyler olarak iyileştirilememesine kadar çok çeşitli sıkıntılar bulunuyor.
Bu sorunların en başında elbette hapishanelerde ölümlerin artması geliyor. Hangi sebeple olursa olsun, hapishanedeki ölüm olayları buralarda ciddi sıkıntılar olduğunun belirtisidir. Gerçekten de, tutuklu veya hükümlü olarak hapishaneye sağlıklı bir şekilde giren kişilerin, aynı sağlıklı durumda tutukluluğun veya cezanın infazının sona ermesinden sonra serbest bırakılmaları gerekir. Çünkü, hapishanelerde ölümlerin artmasının nedeni sadece hastalıklar değildir; kasten öldürme, hastalık, açlık ve ölüm oruçları gibi nedenlerle ölenlerin sayısı oldukça yüksek. 1981-1995 yılları arasında hapishanelerde ölenlerin sayısı 128 iken, sadece 1996 yılı içinde ölenlerin sayısı 44’tü.
Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre 1 Ocak 2023 itibariyle Türkiye’de; 279 kapalı, 89 açık, 10 kadın kapalı, 8 kadın açık, 9 çocuk kapalı, 4 çocuk eğitimevi olmak üzere toplam 399 ceza infaz kurumu bulunuyor. Bu kurumların toplam kapasitesi 289 bin 974 kişi. Türkiye’deki hapishanelerin toplam kapasitesi 289 bin 974 kişi ama Ocak 2023 sonu itibariyle hapishanelerde 341 bin 497 kişi bulunuyor. Adalet Bakanlığı verilerine göre, bu kişilerin 298 bin 975’i hükümlü, 42 bin 522’si tutuklu. Hapishane nüfusunun 325 bin 009’ü erkeklerden, 13 bin 977’i kadınlardan, 2 bin 511’i ise çocuklardan oluşuyor. Hapishanedekilerin 118 bin 738’i açık infaz kurumu, 222 bin 759’u kapalı ceza infaz kurumunda bulunuyor. 2021 yılında hapishanelerde 272 bin kişi olduğu dikkate alındığında toplam hapishane nüfusunun 2022 sonu itibariyle 69 bin kişi arttığı görülüyor.
Türkiye’de hapishanelerde yaşanan hak ihlalleri son dönemlerde giderek artıyor. Hapishanelerde yaşanan ölümler, açlık grevleri, hasta mahpusların tedavilerinin sağlanmaması, keyfi sürgünler, infaz yakmalar ve yeni tip hapishaneler yapılarak tecrit derinleştiriliyor.
2017 yılında ‘Örgüt üyeliği’ iddiasıyla tutuklanan Hasan Yıldırım, Antalya Manavgat S Tipi Hapishane’sinde tutuklu bulunuyor.
Hasan Yıldırım’ın kardeşi Ali Kamer Yıldırım, aile olarak yaşadıkları mağduriyeti PİRHA‘ya anlattı.
“YENİ ÇIKAN YASA İLE İNFAZLAR YAKILIYOR”
Hasan Yıldırım’ın, basın açıklamaları, mitingler, seçim çalışmalarına katılma ve HDP’ye üye olma nedeniyle örgüt üyeliği ile suçlandığını söyleyen Ali Kamer Yıldırım, “Türkiye cumhuriyetinin anayasasının verdiği hakları kullanarak siyasi parti veya sendikalarda faaliyet yürüttük. Hasan’ın tahliyesi 15 Mart’ta olacak ama 2021 yılında çıkan yeni yasa ile birlikte infazlar yakılıyor. Tahliye edileceği gün savcı başkanlığında cezaevi gözlem kurulu toplanarak durum değerlendirmesi yapıp ‘neden pişmanlık dilekçesi vermedin’, ‘Neden bağımsız koğuşa geçmedin’ gibi bahanelerle tutuklu, hiç disiplin cezası almasa bile tahliye edilmiyor. Elazığ’da birisinin ‘Neden tuvalet ışığını açık bıraktın’ diyerek tahliyesini ertelemişlerdi.
“ANNEM, HASAN’I CEZAEVİNE GİRDİKTEN SONRA HİÇ GÖRMEDİ”
Ailelerinde KCK operasyonlarından 5 kişinin hapishaneye girdiğini ifade eden Yıldırım, “Hasan ve ben 2012 yılında tahliye edildikten sonra 2017 yılında Edirne’de yakalanıp Edirne Cezaevi’nde kaldık. Edirne Türkiye’nin öbür ucu olduğu için aileden kimse gelemedi. Üç ay Edirne’de kaldıktan sonra Tarsus’a sürgün edildik. Ailemize daha yakın oluruz diye Elazığ Cezaevi’ne sevkimizi istedik benim sevkim onaylandı ama Hasan Maraş’a sürgün edildi. Annem 85 yaşında beni ziyarete geliyordu ama Hasan’ı hiç göremedi. Annem göremese de en azından biz Hasan’ı gidip görebiliyorduk ama Maraş depreminin ardından Antalya Manavgat S Tipi Cezaevi’ne sürgün edildi. Neredeyse 1400 km yol, iki gün sürüyor. Geçen hafta gittim ziyaretine ancak hem maddi hem de manevi olarak çok zorlandım. Hasan, cezaevine girdiğinden beri annem ile hiç görüşemedi. Bu durum devletin bize ödettiği bir bedel. Devlet kendisine muhalif olanları cezaevi ile susturma, sindirme politikasını yıllardır sürdürüyor” dedi.
“AİLE YAŞANANLARDAN KÖTÜ ETKİLENDİ”
Ali Kamer Yıldırım, sözlerini şöyle bitirdi:
“Hasan cezaevine girdikten sonra eşiyle ayrıldı. Cezaevinde elektriğinden yemeğine kadar her şey para ile olduğu için kendisine para göndermeye çalışıyoruz ama maddi durumumuz yeterli olmadığı için de dostlar, akrabalar yardım ediyor. Hasan’ın çocukları babasını en son 2018 yılında Tarsus Cezaevi’ndeyken görüşüne gittiler. Aile yaşananlardan kötü etkilendi, Hasan’ın eşi kendisinden ayrıldı, çocukları babasından uzak kaldı, annem de kendi acısını kendi içinde yaşıyor.”
PİRHA-Yaklaşık bir buçuk aydır eşinin tutuklu olduğunu söyleyen Özlem Aksoy, “Eşim tutuklandığında hamileydim, bu süreçte yalnız olduğum için doğumdan önce ve sonra zor bir dönem geçirdim. Bu süreci yalnız başıma atlatmaya çalışıyorum. Benim gibi birçok anne bu mağduriyeti yaşıyor, bu mağduriyetlerin bir an önce sona erdirilmesi gerekiyor” dedi.
Bazı kaynaklarda Churchill, bazılarında ise, Tolstoy’a atfedilen “Bana hapishanelerini göster, senin ülkenin kültürünü tanıyayım” vecizesinin, Türkiye’deki hapishane sorunları karşısında ne kadar yerinde olduğunu gösteriyor. Hapishanelerde, sağlık, beslenme ve temizlik koşullarının yetersizliğinden, görüşlerle ilgili olarak, ailelerin hapishane önünde saatlerce bekletilmesine, güvenliğin jandarma ve infaz koruma memurları tarafından sağlanmasının yarattığı çift başlılığa ve hükümlülerin topluma uyum gösterecek bireyler olarak iyileştirilememesine kadar çok çeşitli sıkıntılar bulunuyor.
Bu sorunların en başında elbette hapishanelerde ölümlerin artması geliyor. Hangi sebeple olursa olsun, hapishanedeki ölüm olayları buralarda ciddi sıkıntılar olduğunun belirtisidir. Gerçekten de, tutuklu veya hükümlü olarak hapishaneye sağlıklı bir şekilde giren kişilerin, aynı sağlıklı durumda tutukluluğun veya cezanın infazının sona ermesinden sonra serbest bırakılmaları gerekir. Çünkü, hapishanelerde ölümlerin artmasının nedeni sadece hastalıklar değildir; kasten öldürme, hastalık, açlık ve ölüm oruçları gibi nedenlerle ölenlerin sayısı oldukça yüksek. 1981-1995 yılları arasında hapishanelerde ölenlerin sayısı 128 iken, sadece 1996 yılı içinde ölenlerin sayısı 44’tü.
Adalet Bakanlığı Ceza ve Tevfikevleri Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre 1 Ocak 2023 itibariyle Türkiye’de; 279 kapalı, 89 açık, 10 kadın kapalı, 8 kadın açık, 9 çocuk kapalı, 4 çocuk eğitimevi olmak üzere toplam 399 ceza infaz kurumu bulunuyor. Bu kurumların toplam kapasitesi 289 bin 974 kişi. Türkiye’deki hapishanelerin toplam kapasitesi 289 bin 974 kişi ama Ocak 2023 sonu itibariyle hapishanelerde 341 bin 497 kişi bulunuyor. Adalet Bakanlığı verilerine göre, bu kişilerin 298 bin 975’i hükümlü, 42 bin 522’si tutuklu. Hapishane nüfusunun 325 bin 009’ü erkeklerden, 13 bin 977’i kadınlardan, 2 bin 511’i ise çocuklardan oluşuyor. Hapishanedekilerin 118 bin 738’i açık infaz kurumu, 222 bin 759’u kapalı ceza infaz kurumunda bulunuyor. 2021 yılında hapishanelerde 272 bin kişi olduğu dikkate alındığında toplam hapishane nüfusunun 2022 sonu itibariyle 69 bin kişi arttığı görülüyor.
Türkiye’de hapishanelerde yaşanan hak ihlalleri son dönemlerde giderek artıyor. Hapishanelerde yaşanan ölümler, açlık grevleri, hasta mahpusların tedavilerinin sağlanmaması, keyfi sürgünler, infaz yakmalar ve yeni tip hapishaneler yapılarak tecrit derinleştiriliyor.
23 Ağustos’ta tutuklanan Veysel Aksoy, Elazığ Yüksek Güvenlikli Ceza İnfaz Kurumu’nda tutuklu bulunuyor. İlk duruşması 25 Ekim’de Tunceli Adliyesi’nde görülecek.
Özlem Aksoy, eşi Veysel Aksoy’un tutuklandıktan sonra yaşadığı mağduriyeti anlattı.
“EŞİM TUTUKLANMADAN ÖNCE HAMİLEYDİM”
Yaklaşık bir buçuk aydır eşinin tutuklu olduğunu söyleyen Özlem Aksoy, “Eşim tutuklandığında hamileydim bu süreçte yalnız olduğum için doğumdan önce ve sonra zor bir dönem geçirdim. Bir buçuk aydır çocuğum dünyaya geldi, çocuğumla beraber yalnız ve mağdur bir durumdayım” dedi.
“ÇOCUKLAR ARTIK BABASIZ BÜYÜMESİN”
Arkadaşlarının desteği sayesinde bu süreci atlatmaya çalıştığını belirten Aksoy, şunları dile getirdi:
“Bir kadın olarak özellikle doğumdan sonraki süreci atlatmak çok zor, çünkü eşiniz yanınızda olmadığı için bu süreçte psikolojik olarak çok etkileniyorsunuz. Bu süreçte hem maddi hem de manevi olarak çok sıkıntı yaşıyorsunuz. Hem gündüz hem de gece bebeğe zaman harcamam gerekiyor bu durum çok yorucu bir süreç oluyor. Bu süreci yalnız başıma atlatmaya çalışıyorum. Benim gibi birçok anne bu mağduriyeti yaşıyor. Binlerce kadın ve anne cezaevleri kapılarında bekliyor bu duruma artık son verilsin. Çocuklar artık babasız büyümesin, bu mağduriyetler bir an önce sona ersin.”
PİRHA-Dersim’in Cumhuriyet Mahallesi’nde Dersim Belediyesi tarafından başlatılan yol çalışmasının bitirilmemesi nedeniyle halk mağdur durumda. Evlerinin toz içerisinde olduğunu söyleyen mahalleli, “10 metrelik yerle 3 haftadır hiç kimse ilgilenmiyor. Lütfen bir an önce bu yol yapımını bitirsinler ve bizi bu sıkıntıdan kurtarsınlar” dediler.
Dersim’in Cumhuriyet Mahallesi’nde Dersim Belediyesi tarafından başlatılan yol çalışmasının bitirilmemesi nedeniyle yurttaşlar mağdur durumda.
Mahalleli, yaşadıkları sorunları PİRHA‘ya anlattı.
“ÜÇ HAFTADIR YOL ÇALIŞMASI YAPILMIYOR”
Yol çalışmasının bitirilmemesine tepki gösteren Emine Talay, “Burayı böyle bıraktılar hep toz toprak çıkıyor. Arabalar neredeyse birbirine çarpacaklar, böyle olmaz. Bu yolu da artık yapsınlar, üç haftadır bu yol bu şekilde bekliyor” diye belirtti.
3 hafta önce yol çalışması yapılmaya başlandığını belirten Harun Ayhan ise, “İlk 2-3 gün çalıştıktan sonra bu şekilde bıraktılar. Araçlar yoldan geçtiği zaman çıkan tozlar insanların evlerine giriyor. Yol yapılmadığı için otobüs ve minibüs buraya gelmiyor. Burada yol sorununun dışında kaldırım sorunumuz da var, mahallemizde kaldırım yok ben çocuğumu bebek arabasıyla yolun ortasında gezdiriyorum. Hiç kimse belediyenin hizmetlerinden memnun değil” dedi.
“BÖYLE BELEDİYECİLİK OLMAZ”
Üç haftadır yapılan yolun bitmediğini ve sulama da yapılmadığını dile getiren Naciye Özer, “Evler hep toz duman içerisinde. 10 metrelik yeri 3 haftadır hiç kimse ilgilenmiyor. Lütfen bir an önce bu yol yapımını bitirsinler ve bizi bu sıkıntıdan kurtarsınlar” diye ifade etti.
Ankara’dan misafir olarak geldiğini söyleyen Zülfiye Karaturan da, “Araç mahalleye gelemediği için evimize gidebilmek için güneşte yürümek zorunda kalıyoruz. Böyle belediyecilik olmaz, yol yapılmadığı için buranın tozunu yutuyoruz” diye konuştu.
“AKSAKLIK DİĞER KURUMLARDAN KAYNAKLANMIŞTIR”
Dersim Belediye Başkan Yardımcısı Ümit Kaya ise konuya ilişkin şunları söyledi:
“Geçen hafta pazartesi gününden başlayan ve perşembe akşamı asfalt sökmesi tamamlanan çalışma telekom ve doğalgaz hatlarının deplase edilmesi çalışması yapılması için diğer kurumların çalışmalarının bitirilmesi beklenmiş bugün itibari ile diğer kurumlar hatlarını deplase etmiş yarın belediye ekipleri yolun düzenlemesini tamamlayıp asfalt dökmeye hazır hale getirilecektir. Aksaklığın diğer kurumların hatlarını deplaseyi geç yapmalarından kaynaklanmistir.”
PİRHA- Malatya Yeşilyurt’a bağlı Örnekköy Mahallesi’nde ikamet eden Sağar ailesinin evine elektrik bağlanmadığı için mağduriyet yaşıyor. Tüm başvurularına rağmen evine 1 yıldır elektrik bağlanmadığını söyleyen İsmail Sağar, “Buzdolabı dahi çalıştıramıyoruz. Yiyeceğimizi mecburen günlük tüketiyoruz, yoksa ziyan oluyor. Devlet kurumunda illa bir dayımızın mı olması gerekiyor?” diyerek duruma tepki gösterdi.
3 yıl önce Malatya’nın Yeşilyurt ilçesine bağlı Cumhuriyet Örnekköy Mahallesi’nde aldığı arazi üzerine ev inşa eden İsmail Sağar, yapı ruhsatı ve projesi tamamlanmasına rağmen evine elektrik bağlatamadı.
Evin inşa edildiği yerde 4 hane olmasına rağmen elektrik dağıtım şirketi 5 hane olması şartı koşarken, Sağar, “Dört mesken var, beşinci meskeni nereden getireceğim?” diyerek elektrik ana hattının 300 metre olmasına rağmen mağduriyet yaşadıklarını kaydetti.
ELEKTRİĞİ BAĞLAMAK İÇİN 5 HANE ŞARTI KOŞULDU
Evinin 300 metre karşısındaki ana hattan elektrik alamadıklarını belirten İsmail Sağar, “3 yıl önce burayı aldım. 2 yıldır bu evi yaptım ve bir yıldır elektriksiz oturuyoruz. Defalarca müracaat etmeme rağmen bir türlü gelen giden olmadı. Yapı ruhsatı aldık, projemiz onaylandı ama hizmet göremiyorum. Elektriği bağlamak için 5 tane mesken olması şartı koşuyorlar. Dört mesken var, beşinci meskeni nereden getireceğim? 300 metre mesafede karşımda ve arkamda elektrik ana hattı var ama evime getirmiyorlar” diye konuştu.
“İLLA DAYIMIZ MI OLMAK ZORUNDA?”
İsmail Sağar, buzdolaplarını çalıştıramadıkları için yiyeceklerinin ziyan olduğunu söyleyerek, “Büyükşehir Belediye Başkanı, vali, Yeşilyurt belediye başkanı ile görüştüm ama hala hizmet alamadım. 2022 Aralık ayından beri elektriğin gelmesini bekliyorum. Evin bütün işleri için elektrik lazım ama olmadığı için tamamlayamıyorum. Buzdolabı dahi çalıştıramıyoruz. Yiyeceğimizi mecburen günlük tüketiyoruz, yoksa ziyan oluyor. Küçük bir elektrik panelimiz var, onu da şarj için kullanıyoruz. Devlet kurumlarında illa ki bir dayımız mı olmaz zorunda?” dedi.
“ÇOCUKLARIM EVE GELEMİYOR”
3 çocuğu olan İsmail Sağar, izin günlerinde çocuklarının elektrik olmadığı için evlerine gelemediğine isyan ederek, “Bizim kimsemiz yok ve mağduriyet yaşıyoruz. 3 çocuğum var ve izinlerinde elektrik sorunu yüzünden eve gelmek istemiyorlar, pişman oluyorlar. Bilgisayar ve telefon için şarj lazım. Panel aydınlatmaya ancak yettiği için bunları kullanamıyorlar” şeklinde konuştu.
PİRHA-Bingöl’ün Yedisu ilçesine bağlı Elmalı köyünde yıkım ekipleri ve askerler tarafından evleri yıkılan köylülerin mağduriyetleri devam ediyor. Kendileri gibi birçok ailenin evleri yıkılarak mağdur edildiğini dile getiren yurttaşlar, devletin kendilerini mağdur ettiğini, bu kadar mağduriyeti hak etmediklerini belirttiler.
14 Haziran 2020 tarihinde Bingöl’de gerçekleşen, merkez üssü Karlıova olan 5.8 büyüklüğündeki depremin ardından 22 yapı yıkılmış, en az 214 yapıda ise ağır hasar oluşmuştu. Depremden en çok etkilenen Karlıova, Yedisu ve Çat ilçelerindeki depremzedeler, devlet tarafından verilen sözler tutulmadığı için 2 yılı aşan süredir hala konteynerlerde yaşamaya mecbur bırakıldı. Karlıova, Yedisu ve Adaklı ilçelerini ve köylerini etkileyen depremde 108 yerleşim yerinde toplam 31 bin 487 yurttaş etkilenmişti.
Bingöl’ün Yedisu ilçesine bağlı Elmalı köyünde 6 Eylül’de yıkım ekipleri ve askerler tarafından evleri yıkılan köylülerin mağduriyetleri devam ediyor.
“DEVLET İNSANLARI MAĞDUR ETTİ”
Kendileri gibi birçok ailenin evleri yıkılarak mağdur edildiğini dile getiren Sezai Şemci, “Ailem de köye gelecekti ancak evimiz yıkıldığı için köylerine geri gelemiyorlar. Şimdi evimizin yapılmasını bekliyoruz ama ne zaman yapılacağı da belli değil. 3 yıl oldu, bazı yerlerde sadece temel atıp gitmişler, bazı yerlerde de hiçbir şey yapmamışlar ama insanların evini yıkıp gittiler. Belki seçim yaklaşınca bir şeyler yaparlar. İnsanlara rakamların olmadığı kağıtlara imza attırıyorlar, deprem olduğu zaman kağıtları imzalattılar, şimdiki ekonomik şartlara göre fiyatlandıracaklar. Eskiden 80-100 bin TL’lik rakam konuşuluyordu şimdi ise insanları 400-500 bin TL borçlandıracaklar. Benim barınma hakkımı elimden aldılar, deprem insanları çok mağdur etmedi ama devlet yıkılan evleri yapmadığı için insanlar mağdur durumda” dedi.
“İnsanlar halen konteynerde, çadırda kalıyor. Evleri yıkıp insanları mağdur ettiler, evler yapıldıktan sonra, diğerlerinin yıkılması gerekiyordu. İnsanlar çocuklarını okula mı göndersin, kendi ihtiyaçlarını mı gidersinler, kendine ev mi yapsınlar? Devlet halkına hizmet etmesi gerekiyor, halk bu kadar mağduriyet yaşamayı hak etmiyor. Çünkü halk varsa devlet var. İnsanların köyde yaşayacağı evleri olmadığı için metropollerde ekonomik sıkıntılar içerisinde yaşamak zorunda kaldı.”
PİRHA – 2017 yılında İsviçre’den Türkiye’ye gelen Selver Kurt’un eşinin sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek pasaportuna el konuldu. 3 yıldır İsviçre’ye dönemeyen ve erken doğum yapan Kurt’un yaşadıklarını HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen Adalet Bakanı’na sordu.
9 Eylül 2017 tarihinde İsviçre’nin Basel kentinden Türkiye’ye giriş yapan Elbistan doğumlu Selver Kurt, 4 aylık hamileydi. Eşinin sosyal medya paylaşımlarından ötürü Atatürk Havalimanı’nda gözaltına alınıp pasaportuna el konulan Kurt’a yurt dışına çıkış yasağı da uygulandı.
Selver Kurt, o tarihten bu yana İsviçre’deki evine dönemiyor. Kurt’un eşiyle aynı sosyal medya hesabını kullanmış olabileceği iddiasıyla bebeğiyle beraber evlerine dönmesine izin verilmiyor.
“BİR AİLE YILLARDIR DARMADAĞIN YAŞIYOR”
Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Selver Kurt’un başına gelen bu durumu Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’e sordu.
HDP’li Özen, yaşanan aile dramının son bulması için yürütülen hukuk mücadelesinden de sonuç alınmadığını belirterek, “Eşine isnat edilen sosyal medya paylaşımlarının suç niteliği taşıyıp taşımadığına dair herhangi bir hukuki karar olmamakla beraber, çağdaş maddi ceza hukukunun en önemli ilkelerinden biri olan suç ve cezanın şahsiliği ilkesi gereğince kişi ancak kendisinin işlediği fiiller nedeniyle sorumlu tutulabilir, başkasının işlediği fillerden asla sorumlu tutulamaz. Ayrıca aile bütünlüğünün korunması hukuktaki temel ilkelerden birisi olmasına rağmen, bu uygulamadan ötürü bir aile yıllardır darmadağın bir halde hukuk mücadelesinden sonuç almaya çalışmaktadır” dedi.
“TÜRKİYE’DE ERKEN DOĞUM YAPMAK ZORUNDA KALDI”
Selver Kurt’un bu mağduriyetler neticesinde yaşadığı stres nedeniyle Türkiye’de erken doğum yapmak zorunda kaldığına dikkat çeken Özen, Kurt’un 2 haftalık izinle Türkiye’ye gelmesine rağmen evine geri dönemediği için İsviçre’deki işinden de olduğunu belirtti. Özen, Türkiye’de doğan çocuklarının da İsviçre’deki birçok hakkından mahrum bırakıldığını konuşmasına ekledi.
Eşi Hüseyin Kurt’un sosyal medya paylaşımlarından dolayı kendisinin muhatap olmak durumunda kaldığı davaların ise defalarca kez evrak eksikliği gerekçe gösterilerek ertelendiğinden dolayı herhangi bir sonuca bağlanamadığını kaydeden Özen, “Bir ailenin yuvasını alt üst eden bu duruma dair insan hak ve özgürlüklerini tanıyan bir hukuk devletinden beklenen temel ilkelerin uygulanması halinde, bu mağduriyet son bulacaktır” ifadelerini kullandı.
Özen, bu bağlamda Adalet Bakanı Abdulhamit Gül’e şu soruları yöneltti:
Hangi somut hukuki gerekçelerle Selver Kurt’un pasaportuna el konulup, yurt dışındaki evine ve işine dönmemesine izin verilmemektedir?
Eşinin sosyal medya paylaşımları nedeniyle Selver Kurt’un ve bebeğinin özgürlüğünün elinden alınması suçun şahsiliği ilkesiyle bağdaşmakta mıdır?
Bir aileyi paramparça eden ve yıllardır devam eden bu drama karşı hukuk mekanizmalarını işlevsel kılmak için herhangi bir çalışmanız olacak mıdır? (HABER MERKEZİ)
PİRHA – İzmir Menemen’de bulunan Yükseliş Koleji’nde çalışanlar ve eğitim emekçileri aylardır ücretlerini alamıyor. Okulda bulunan öğretmenlerin aktarımına göre dolaylı mobbing uygulandığı belirtildi.
İzmir’in Menemen İlçesi’nde bulunan Yükseliş Koleji’nde çalışanlar ve eğitim emekçileri aylardır ücretlerini alamıyor. Daha önce Doğa Koleji’nde yaşanan bu tip sorunlardan sonra eğitim uzmanları uyarılarda bulunmuştu. Eğitim uzmanlarına göre Doğa Koleji’nde yaşanan sorunlar, eğitimde özelleştirme sürecinin bir parçası. Özel okulların plansız şekilde arttığını vurgulayan uzmanlar, çok sayıda okulu aynı sonun beklediğine işaret etmişti.
Yükseliş Koleji’nde uzun bir suredir devam eden eğitimci ve çalışanlara düzenli ücret ödenmemesi sorunu yerini krize bıraktı.
“DOLAYLI MOBBİNGE UĞRUYORUZ”
Yükseliş Koleji’nde eğitim emekçileri ve velilerin yaşadığı sorunları okulda bulunan öğretmenler şöyle özetledi:
“Menemen Yükseliş kolejinde eğitim emekçileri ve velilerin yaşadığı sorunları oradaki öğretmen arkadaşlar özetlemiş.
“2019-2020 eğitim öğretim yılına sancılı başlayan İzmir Yükseliş Koleji’nde sorunlar tüm vaatler ve sözlere rağmen devam ediyor. Eski ve yeni patron arasındaki anlaşmazlık öğretmenlerin maaşlarının zamanında ödenmemesi, bazı öğretmenlere eksik ödenmesi, ya da hiç ödenmemesi şeklinde yansırken bu sürecin nasıl devam edeceği kaygısı altında eğitim öğretim sancılı bir şekilde devam etmektedir. Maaşların zamanında yatırılmaması, yatırılsa bile asgari ücretin bile altındaki para ve kalan kısmın bir dilenciye atılan para gibi küçük meblağlarla ödenmesi öğretmenlerin emeklerinin sömürülmesi yanında, kişiliklerini zedeleyen bir tavırla yapılması kabul edilebilir bir durum değildir.
Maaşlarını tam olarak alabilen öğretmenler olduğu gibi, hiç alamayan öğretmen arkadaşlarımızda bulunmakta. Eksik alan öğretmenlerin açısından bu maaş dağılımının nasıl yapıldığı konusunda hiçbir fikrimizi olmadığı gibi bu durumun ayrımcı, ötekileştirici yapısı sebebiyle bizlerin dolaylı mobbinge uğradığı bir gerçektir. Eski ve yeni patron arasındaki parasal sorunlar sebebiyle oluşan bu durum sorumluklarını ve görevleri yapan öğretmenlerin yaratmış olduğu bir durum değildir ancak bedel öğretmenlere ödetilmektedir.”
Karardan 100 bin kişinin etkileneceği belirtilirken, aralarında mimar, doktor, savcı ve hakimlerin de olduğu birçok kişi YÖKSİS’e girdiklerinde diplomalarını göremiyor.
ÖSYM (Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi) tarafından herhangi bir üniversiteye yerleştikten sonra Kıbrıs’taki başka bir bölüme yatay geçiş yapıp mezun olan on binlerce kişinin diplomaları haber verilmeden askıya alındı. Diploması askıya alınanlar arasında, mimar, avukat, savcı, hakim, doktor, diş hekimi de var. YÖK’ün (Yükseköğretim Kurulu) aldığı yeni karara göre, ÖSYM tarafından Türkiye’deki herhangi bir üniversiteye yerleşenler ve daha sonra yatay geçiş haklarını kullanarak Kıbrıs’taki başka bir bölüme yerleşip mezun olan on binlerce kişi artık denklik sınavına tabi tutulacak. Karar geriye dönük olarak da uygulanacak.
YÖK DOĞRULADI
Duvar’dan Hacı Bişkin’in haberine göre YÖK kararı doğrularken, öğrenci ve mezun olan yüz bine yakın doktor, öğretmen, savcı, hakim ve mimarın bu durumdan etkileneceği tahmin ediliyor. Mezun olanlar ise karara tepkili: “Bizlere yıllar önce ‘denklik sınavı olacak’ demediler. Ne oldu da şimdi böyle bir karar alındı?”
100 BİN KİŞİNİN ETKİLENECEĞİ TAHMİN EDİLİYOR
Bu kararla birlikte şu an görevde olan binlerce hakim, savcı, öğretmen ve avukat denklik sınavına girecek. Buna göre, yatay geçişle Kıbrıs’ta şu an eğitim gören ve mezun yaklaşık 100 bin kişinin durumdan etkileneceği tahmin ediliyor. Mezun olmuş on binlerce kişinin de diploması kendilerine haber verilmeden askıya alındı.
ŞU AN GÖREVDE OLAN HAKİMLERİN VERDİĞİ KARARLAR NE OLACAK?
Akıllara gelen ilk soru ise denklik sınavına girecek ancak şu an görevde olan hakimlerin mahkemelerde verdiği kararların ne olacağı? Bunun gibi birçok sorunun yanıtı için şu an gözler YÖK’te… Mağdur olanlar YÖK’le görüştüklerini ve kafalarındaki soru işaretlerinin giderilmediğini söylerken, kendilerine haber verilmeden diplomalarının neden askıya alındığını soruyor.
‘BUNU BAŞTAN SÖYLEMELERİ GEREKİYORDU’
YÖK’ü arayarak denklik sınavına girmesi gerektiği bilgisini alan bir isim ise, “Denklik sorunu yaşadığımı bilseydim neden Kıbrıs’a yatay geçiş yapayım ki? Bunu bize baştan söylemeleri gerekiyordu. Bu durum karşısında mağdur olan herkes şu an şaşkınlık içerisinde. Kıbrıs’taki bir üniversiteye yatay geçiş yaptıktan sonra burada mezun olmuş ve yıllardır burada avukatlık yapan bir arkadaşım geçenlerde YÖKSİS (Yükseköğretim Bilgi Sistemi)’e girdiğinde diploma kaydının olmadığını gördü. YÖK’le görüştüğümde bana ‘Kurunun yanında yaş yanmayacak. Ayıklamalar olacak’ denildi. Ama bu ayıklamalar nasıl olacak bilmiyoruz” dedi.
KARAR SADECE YATAY GEÇİŞ YAPANLARI KAPSIYOR
Denklik sınavı kararı sadece Türkiye’deki üniversitelerde herhangi bir bölüme yerleştikten sonra yatay geçiş yaparak Kıbrıs’taki Türkiye Cumhuriyeti hukukuna göre kurulmuş olan herhangi bir üniversiteden mezun olanları etkileyecek. Konuyla ilgili aradığımız YÖK, karar üzerinde çalışmaların sürdüğünü açıklayarak denklik sınavının geriye dönük olarak da uygulanacağını söyledi. YÖK’ten bir yetkili karar metniyle ilgili çalışmaların sürdüğünü belirtirken şu bilgileri verdi: “ÖSYM tarafından herhangi bir üniversiteye yerleştirildikten sonra kendi bölümünden mezun olmayıp Kıbrıs’taki üniversitelere yatay geçiş yapanlar artık denklik başvurusunda bulunacaklar. Bu yönde bir karar var. Karar metniyle ilgili çalışmalar devam ediyor. En kısa zamanda bu karar yayımlanacak.”
Peki mezun olanlar nasıl denklik sınavına girecek? Yetkili bu soruya şu yanıtı veriyor: “Burada mezun olanların diplomaların geçersiz sayılması gibi bir durum söz konusu değil. Mezun olanlar denkliğe başvuracak. Onların yurtdışında kaldığı süre, almış olduğu krediler hesaplanıyor. Denklik başvurularına da komisyonlar karar verecek.”
HUKUKÇULAR NE DİYOR?
Hukukçular ise kararın geriye dönük uygulanamayacağını söylüyor. Aksi takdirde atılacak adımların İdari Hukuk’un ilkelerine aykırı olacağı görüşünde olan hukukçular YÖK’ün bu saatten sonra sadece yeterlilik gibi uygulamaları hayata geçirebileceğini belirtiyor.
DENKLİK NEDİR?
Denklik, yurtdışında tanınan bir yükseköğretim kurumundan alınan ön lisans, lisans ve yüksek lisans diplomalarının Türkiye’deki yükseköğretim kurumlarınca verilen ön lisans, lisans ve yüksek lisans diplomalarına eşdeğer olduğunun tespit edilmesini ifade eder. Denklik belgesi, denkliği talep edilen diplomanın Türkiye’de hangi alan ve düzeyde tanındığını gösterir belge niteliği taşır.