Etiket: mahfuz güleryüz

  • Mahfuz Güleryüz: Alimler, Analar ve Pirler Buluşması çok umut vaat etti, olumlu izler bıraktı

    Mahfuz Güleryüz: Alimler, Analar ve Pirler Buluşması çok umut vaat etti, olumlu izler bıraktı

    PİRHA- DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Mahfuz Güleryüz, Siirt’te yapılan Alimler, Analar ve Pirler Buluşması’nı değerlendirdi. Güleryüz, devletin, Diyanet aracılığı ile inançlara biçim verdiğini vurgulayarak, “Diyanet’in, toplumu dizayn etmesi en başta inancın kendisine hakarettir. Yaptığımız toplantıda da özellikle mütedeyyin kesim tarafından bu görüş savunulmuştur” dedi. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonu “Alimler, Analar ve Pirler Buluşması” çalıştayının ilkini Siirt’te yaptı. Toplum tarafından ilgiyle karşılanan buluşmanın detaylarını DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Mahfuz Güleryüz, PİRHA’ya değerlendirdi.

    “Toplantımız hem katılım hem de Siirt’teki arkadaşlarımızın ev sahipliği boyutuyla çok güzeldi” diyen Güleryüz, “Ama esas kıymetli olan, Kürt toplumunun iki inancının bir araya gelip kendi meselelerini konuşmasıydı” sözlerini de ekledi.

    İNKAR POLİTİKALARINA KARŞI ‘ORTAK MÜCADELE’ VURGUSU!

    Mahfuz Güleryüz, 20 Ekim’de yapılan programda teolojik bir tartışmanın yürütülmediğini vurgulayarak şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Kürt Alevi ve Müslüman toplumunun, yüzyıl boyunca yaşamış olduğu sorunları ve kendi aralarında örülen duvarların aşılması meselesi konuşuldu. Bu açıdan bir ilkti. Ama en çok önemsediğimiz, esas amacımız, sorunlarımızda ortaklaşmak ve ortak bir pratik inşa etmek oldu. İnkar politikalarına karşı nasıl ortak bir mücadele geliştirilebileceğine dair konuşup, ortak bir zeminde buluşmayı murad ettik. Bu konuda epey olumlu bir tartışma zemini gelişti. Bunun üzerine 2. hatta 3. ve 4. bir toplantıyı yapma ve bu toplantılar neticesinde ortak bir pratik inşa etme hedefimiz var. İlk toplantımız bu konuda çok umut vaat etti, olumlu izler bıraktı.”

    SORUNLARIN BAŞ ADRESİ DİYANET!

    Mahfuz Güleryüz, her iki inanç kesiminin, “sorun” olarak dile getirdiği konuların adresinde ise Diyanet İşleri Başkanlığı olduğunu belirtti. Güleryüz, Cumhuriyetin kuruluşundan itibaren inançlar üzerinde hegemonik bir yapı oluşturulduğunu söyleyerek şöyle devam etti:

    “Diyanet bunun için kuruldu. Diyanetin, inançlar üzerinde dizayn etkisi olduğunu hepimiz biliyoruz. Kendi Müslümanını, Alevisini, kendi mezheplerini, kendi dinini yaratma kültüyle oluşturulmuş bir Diyanet olduğunu hepimiz biliyoruz. İnkar ve asimilasyon politikalarının esasının buradan geçtiğini biliyoruz. Dolayısıyla bu mesele tabii ki devletin esas planlamasıdır. Yani ‘devlet başka türlü kurguladı, Diyanet başka türlü yaklaştı’ gibi bir bakış açısı yok. Diyanet, inkarcı, asimilasyoncu devletin bir organı olarak görevlendirilmiş. Dolayısıyla son dönemde cemevlerini Kültür Bakanlığı’na bağlama girişimi de benzer bir saikle yapıldı. Yani Aleviliği dizayn etme, Diyanet’e biçilmiş benzer bir rolle kendi denetimi altına alma girişimi olarak görüyoruz. Bu konuda Alevi örgütlerinin ortaya koymuş olduğu tutum takdire şayandır. Bu tutumun büyütülüp desteklenmesi gerekir. Hatta diğer inanç örgütleri de benzer bir tutum göstermeli. Toplantıda Diyanete karşı koyulmasının önemli olduğu da açığa çıktı.”

    “AKP, KENDİ DİYANETİNİ KURGULADI”

    Mahmuz Güleryüz, Alimler, Analar ve Pirler Buluşması’nda Diyanet İşleri Başkanlığı’nın, inançları dizayn etme politikası yürüttüğünü, bu nedenle de tüm kesimlerin eleştirisinin olduğunu aktardı. Güleryüz, değerlendirmesine şu sözlerle devam etti:

    “Aslında Diyanet’in kaldırılması Türkiye’deki cemaat yapılarının uzun yıllardır ortak talebiydi. Bu konuda Erbakan, milli görüş çizgisi başta olmak üzere AKP öncesi hemen hemen bütün cemaatlerin ‘Diyanet kaldırılmalıdır’ talebinde ortaklaştıklarını biliyoruz. Tayyip Erdoğan gibi şahsiyetlerin bu konuda ettikleri tonlarca söz var.

    İkincisi, neden bu konuda geri adımlar atıldı? En büyük gerekçelerden biri şu; AKP, tıpkı diğer hükümetler gibi kendi Diyanetini kurguladı. Sonrasında ise Diyaneti kaldırmak sözünden vazgeçti ve her geçen gün Diyanete kadro ve kaynak aktaran bir yapıya dönüştü. Şu an geldiğimiz aşamada yurttaşlara, ‘devlet kurumları içerisinde en çok güvenirliği olan devlet kurumu hangisidir?’ diye sorulduğunda, en az güvenilirliği olan kurum Diyanet İşleri Başkanlığı oluyor. Yani bu kurum, her geçen gün daha fazla itibar kaybedip tartışılan bir pozisyondadır. Dolayısıyla ‘AKP, Diyanet meselesini bir propaganda malzemesi olarak kullanacaktır’ kaygısından kurtulmak lazım. Geçmişte Necmettin Erbakan ‘Diyanet kaldırılsın’ derken dinin kaldırılmasından bahsetmiyordu. Herkesin vicdanı ile hareket etmesi gereken bir meselede özgürlüğün verilmesi talebi vardı. Dolayısıyla bugün bizlerin ya da mütedeyyinlerin ‘Diyanet kaldırılmalıdır’ sözü asla karşı propaganda malzemesi yapılmamalıdır. Biz, devletin ya da bir başka kurumun inançlarımız üzerinde politika yapması, inançlarımıza yön ve biçim vermeye kalkışmasını, inançlarımızı dizayn etmesi politikalarını doğru bulmuyoruz. İnanç, kişinin kendisiyle tanrısı arasında kuracağı bir bağdır. Dolayısıyla Diyanetin ya da bir başka kurumun bu konuda toplumu dizayn edip biçim vermesi en başta inancın kendisine hakarettir. Yapmış olduğumuz toplantıda da bu tutum ve söylem ön plana çıkmıştır. Özellikle mütedeyyin kesim tarafından da bu görüş savunulmuştur.”

    “TOPLANTILARI BÖLGE İLE SINIRLI TUTMAYACAĞIZ”

    Siirt’te gerçekleşen ilk buluşmanın bölge ile sınırlı tutulduğunu belirten Mahfuz Güleryüz, sonraki planlamaya dair ise “Bu toplantıları sadece bölge ile sınırlı tutmayacağız. Örneğin bir inanç merkezi olan Hatay tarafında da 3. bir toplantı düşünüyoruz. Türkiye’deki bütün inançları bir araya getirmek açısından İstanbul’da 4. bir toplantı planımız da var. Yapılan ilk toplantıda esasen bölgedeki bütün sürekleri davet ettik. Dolayısıyla tek bir sürek ve ocakla sınırlı kalmadık” diye konuştu.

    Eren GÜVEN/İSTANBUL

  • Alimler, Analar ve Pirler Buluşması’nda iktidara karşı ‘ortak mücadele’ mesajı verildi

    Alimler, Analar ve Pirler Buluşması’nda iktidara karşı ‘ortak mücadele’ mesajı verildi

    PİRHA-DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu tarafından gerçekleştirilen “Alimler, Analar ve Pirler Buluşması” başlıklı çalıştay sona erdi. Demokrasi ve insan hakları mücadelesinde herkesin ortak olması gerektiğini belirten DAD Eş Genel başkanı Kadriye Doğan, “Önce savaşı sonlandıran, barışı egemen kılan ortak mücadeleyle Türkiye’yi demokratikleştirmemiz gerekiyor” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonu tarafından düzenlenen “Alimler, Analar ve Pirler Buluşması” çalıştayı, “Deneyim paylaşımı ve ortak mücadele olanakları” başlıklı forumla devam etti. Katılımcılar söz alarak, düşüncelerini ve deneyimlerini paylaştı.

    “HEPİMİZİN HIZIR’I OLMALIYIZ”

    Coğrafyada yaşanan sorunlara karşı alınması gereken sorumluluğun herkesin vicdan meselesi olduğunu belirten DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, “Sorunları neden paylaşamıyoruz. Kızılbaş Alevilerin ibadethaneleri kabul görmüyor. Bu hepimizin sorunu. Kürdistan’daki sorunlara karşı bir araya gelmiyorsak bu hepimizin sorunu. Bu çerçevede geçekten gönüllerimizi birbirimize açmamız lazım. Birbirimizin Hızır’ı olmalıyız” dedi.

    “TÜRKİYE’Yİ DEMOKRATİKLEŞTİRMEMİZ GEREKİYOR”

    “Biz bugüne kadar neden ayrıştık” sorusuna herkesin ayrı cevaplar vereceğini söyleyen Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Bizi birbirimizden ayrıştıran yasalardır, devlet algısıdır. Bizi ayrıştırmayı kendine görev edinen sistemin bizi getirdiği nokta; arkadaşlıktan, dostluktan birbirimizi anlamaktan uzak insanlar olduk. Devletin tanımlaması yasal bir meseledir, birbirimizi kabul eden yasal süreci inşa etmek zorundayız. Artık Alevilerin ve Kürtlerin kendilerini tek başına inşa edebilmeleri mümkün değil. Kadınların da emekçilerin de kendini demokrasiye evirmesi mümkün değil. Demokrasi, insan hakları mücadelesinden herkesin ortak olması lazım, önce savaşı sonlandıran, barışı egemen kılan ortak mücadeleyle Türkiye’yi demokratikleştirmemiz gerekiyor. Yani sistemin değişmesi gerekiyor.”

    “TOPLUMSAL ÇÜRÜMEYLE KARŞI KARŞIYAYIZ”

    Çok ciddi problemlerin olduğunu vurgulayan Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Milletvekili Hüda Kaya, “Toplumsal çürümeyle karşı karşıyayız. İnsanlıktan çıkıp, insanlığı, değerleri çürüttüler. İnsanlığı bilenler eşit mahlûkattır. İnsanlaşamayanlar eşit olamaz. Müslümanım diyenler, her gün ağzınızdan düşürmediği besmelede ‘Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla’ diyoruz. Rahim, yaratıcının yarattığı bir varlığa kendi vasfını organ olarak da ikram eden bir kavramdır. Bunu kadına vermiştir. Her gün ‘Bismillahirrahmanirrahim’ diyen insanlar; her gün kadınlar öldürülürken nerede?” diye sordu.

    “BİRBİRİMİZİ ANLAMAYA İHTİYACIMIZ VAR”

    Çalıştayda son olarak söz alan DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Mahfuz Güleryüz, toplantıda ortaya çıkan kimi başlıkları şu şekilde sıraladı:

    “* Sadece bir inancın mensuplarının değil, birçok inancın mensupları olarak birlikte yaşamın zeminini oluşturmak zorundayız.

    * Birbirimizi tanımlamaya değil, anlamaya ihtiyacımız var.

    * Kendi kimliğimiz kendi ortak değerimiz olan etnik kimliğimiz ve Türkiye’de yaşanan sorunlar konusunda ortak dil oluşturmalıyız. Bunun için bir inisiyatif oluşturulması önerisi geldi.

    * Tarihsel olarak halen bir araya gelemememizin yarattığı sorunlar tartışıldı.

    * Sorunların aşılması konusunda ortak mücadele ve direniş yaratmanın önemine değinildi.”

    Yapılan konuşmalar ardından çalıştay sona erdi.

    (HABER MERKEZİ)

    İLGİLİ HABERLER:
    -Alimler, Analar ve Pirler Buluşması: Ahlaklı toplum vicdanda başlar

  • DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu: Devlet Alevi toplumundan özür dilemeli!

    DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu: Devlet Alevi toplumundan özür dilemeli!

    PİRHA- Malatya Katliamı’nın 46. yılı nedeniyle yazılı bir açıklama yapan DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüleri Yüksel Mutlu ve Mahfuz Güleryüz, “Koçgiri, Dersim, Ortaca, Malatya, Sivas, Maraş, Çorum, Madımak ve Gazi katliamları da aynı zihniyetin ürünüdür. Bu katliamların hiç birisi devletin Kürt halkına ve Alevi toplumuna geleneksel bakışından, inkâr ve asimilasyon politikalarından ayrı düşünülemez” dedi.

    17-20 Nisan 1978 Malatya Katliamı’nın üzerinden 46 yıl geçti. Dönemin Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’na yapılan suikastı gerekçe gösteren faşistler, Malatya’da “Milletim Uyan” başlıklı bir bildiri dağıttı. Belediye hoparlöründen kuran okunup, “Din elden gidiyor. Camilere de bomba konuluyor” anonslarının yapıldığı katliamda 8 kişi yaşamını yitirirken yüzlerce kişi de yaralandı.

    Yazılı bir açıklama yapan DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüleri Yüksel Mutlu ve Mahfuz Güleryüz “1978 yılında, 17 Nisanda başlayıp 20 Nisana kadar devam eden saldırının arkasındaki karanlık eller ve asıl failler halen açıklığa kavuşturulamadı. Onlarca yurttaşımızın yaralandığı, 8 canımızın katledildiği, çok sayıda ev ve işyerinin talan edildiği Malatya Katliamı’nın acısını halen tazeliğini koruyor” dedi.

    “ALEVİLERİN ÖNEMLİ BİR KISMI MALATYA’YI TERK ETMEK ZORUNDA KALDI”

    Dönemin Malatya Belediyesi’nin hoparlörlerinden tahrik edici cihat çağrıları yapılırken, güvenlik güçlerinin günlerce saldırılara ve katliama seyirci kalmakla yetindiğinin belirtildiği açıklamada, “11 Aralık 1977’deki yerel seçimlerde Malatya Belediye Başkanlığı’nı ilk kez sağ güçlerin desteklediği bağımsız aday Hamit Fendoğlu kazanmıştı. Karanlık güçler harekete geçmiş ve provakatif girişimlerini artırıyorlardı. Kargoyla Hamit Fendoğlu’na gönderilen bombanın patlaması sonucu 17 Nisan 1978’de hayatını kaybetti. Benzer bir bomba da CHP Maraş Pazarcık Belediye Başkanı Memiş Özdal’a da gönderildi, ancak şüphe üzerine geri gönderilen paketi açan bir memur hayatını kaybetti. Fendoğlu’nun ölümü; çevre il, ilçe ve köylerden binlerce insanın Malatya’ya gelmesine neden oldu. Zaten kışkırtılmış ve hazırlıklı olan bu kitlenin saldırısının fitili ateşlenmiş oldu. Sayısı 20 bine yaklaşan faşist göstericiler, Alevlerin ve demokrat kesimlerin işaretlenmiş işyerlerini ve konutları tahrip ve yağma ederek ateşe verdi.
    Bu katliamdan sonra Alevilerin önemli bir kısmı Malatya’yı terk etmek zorunda kaldı. Malatya Katliamı, aynı yılın Aralık ayında gerçekleşen ve yüzlerce yurttaşın katledildiği Maraş Katliamı’nın da provası olmuştu” denildi.

    “NEFRET SUÇLARININ ÜLKEMİZDE DEVAM ETTİĞİNİ BİLİYORUZ”

    Malatya’da yaşananlar farklı halkların, inançların, kültürlerin beşiği olan Anadolu ve Mezopotamya topraklarında görülen ve dinmeyen acılardan sadece biri olduğunun altını çizen Eş Sözcüler, açıklamada şu ifadeleri kullandı:

    “Koçgiri, Dersim, Ortaca, Malatya, Sivas, Maraş, Çorum, Madımak ve Gazi katliamları da aynı zihniyetin ürünüdür. Bu katliamların hiç birisi devletin Kürt halkına ve Alevi toplumuna geleneksel bakışından, inkâr ve asimilasyon politikalarından ayrı düşünülemez.
    Bütün bu katliamlar için hiçbir zaman Alevi toplumundan özür dilenmedi; devlet Alevi toplumundan özür dilemelidir. Devletin katliamdaki rolü ve tutumu mahkûm edilmedi, üstü örtüldü; katliamın arkasındaki tüm failler açığa çıkarılmalı ve mahkum edilmelidir.
    Biliyoruz ki, bu katliamlarla yüzleşme gerçekleşmedikçe, yüzyıllar geçse de açılmış olan yaralar hiç bir zaman kapanmayacaktır. Geçmişlerindeki acı olaylarla yüzleşemeyen toplumların, demokratik ve ortak bir geleceği inşa edemeyeceklerini düşünüyor ve bu nedenle de nefret suçlarının ülkemizde devam ettiğini biliyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Uğur Kurt’u katleden zihniyeti ve adaletsiz yargıyı lanetliyoruz’

    ‘Uğur Kurt’u katleden zihniyeti ve adaletsiz yargıyı lanetliyoruz’

    PİRHA – Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu ve Mahfuz Güleryüz, Okmeydanı Cemevi’nde Uğur Kurt’u öldüren polise 2 yıl 6 ay hapis cezası verilmesine tepki gösterdi. Yapılan açıklamada “Bu karar, Alevilerle ilgili mevcut devlet aklının yargıya yansıyan gerçek yüzüdür” denildi.

    Uğur Kurt, 22 Mayıs 2014’te Okmeydanı Cemevi’nde bir yakınının cenazesi için gittiği Okmeydanı Cemevinde polis Sezgin Korkmaz tarafından başından vurularak öldürüldü.

    Uğur Kurt’u katleden polis memuruna 25 Nisan 2017’de 1 yıl 8 ay hapis cezası verilmiş, ancak verilen ceza 12 bin 100 lira para cezasına çevrilmişti. Anayasa Mahkemesi kararıyla sanık polis Sezgin Korkmaz 1 Mart’ta yeniden yargılandı. Mahkeme, son kararında polis Sezgin Korkmaz’a 2 yıl 6 ay hapis cezası verdi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) mahkemeden çıkan karara tepki gösterdi. Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüsü Yüksel Mutlu ve Mahfuz Güleryüz, konuya ilişkin yazılı açıklama yaparak “Uğur Kurt’u katleden zihniyeti ve adaletsiz yargıyı lanetliyoruz” ifadelerini kullandı.

    DEVLET AKLININ YARGIYA YANSIYAN GERÇEK YÜZÜDÜR”

    Açıklamanın devamında şu cümlelere yer verildi:

    “Uğur Kurt, 14 Mayıs 2014’te bir köylüsünün Hakka yürüme erkanına katılmak için gittiği Okmeydanı Cemevinin avlusunda bir polis kurşunuyla katledildi.

    Katil polis Sezgin Korkmaz, 3 yıl boyunca tutuksuz yargılandığı davada 1 yıl 8 ay hapis cezası aldı. Bu ceza da 12 bin 100 lira para cezasına çevrilerek taksitlere bölündü. Anayasa Mahkemesi kararıyla yeniden yargılanan sanık Sezgin Korkmaz’a bugün gerçekleşen duruşmasında ise 2 yıl 6 ay gibi vicdanları yaralayan bir hapis cezası verildi.

    Bu karar, Alevilerle ilgili mevcut devlet aklının yargıya yansıyan gerçek yüzüdür. Aleviler için sözde başkanlıklar kurup tuğla, beton, boya badana gibi yardımlarla gözlerini boyamaya çalışanlar, Alevilerin katillerine göz yumarak gerçek yüzlerini göstermişlerdir.

    Öte yandan akıl almaz bir iddianame hazırlayan savcılık tarafından Uğur Kurt’un annesi hakkında katil polise saldırıp saatini kırdığı gerekçesiyle 6 buçuk yıla kadar hapis istemiyle dava açıldı. Bu süreçte oğlunun acısına yüreği dayanamayan baba kanser oldu ve akabinde kısa bir süre içerisinde yaşamını yitirdi.

    Alevilerin ve Kürtlerin katillerini cezasızlıkla ödüllendiren mevcut yargı sistemi bu katliamlardan birinci derecede sorumludur.

    Uğur Kurt’u bir kez daha anarken, onu katleden zihniyeti ve adaletsiz yargıyı lanetliyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • ‘AKP-MHP iktidarı, Maraş Katliamı’nın gerçeklerinin açığa çıkarılmasını engellememeli’

    ‘AKP-MHP iktidarı, Maraş Katliamı’nın gerçeklerinin açığa çıkarılmasını engellememeli’

    PİRHA – DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüleri Yüksel Mutlu ve Mahfuz Güleryüz, Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anarak “unutmadık unutmayacağız” dediler. Açıklamada, AKP-MHP iktidarının, katliamla ilgili gerçeklerin ortaya çıkarılmasını engellemekten vazgeçmesi yönünde çağrı da yapıldı.

     Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüleri Yüksel Mutlu ve Mahfuz Güleryüz, 45 yıl önce Maraş’ta Alevilere, Kürtlere ve solculara yönelik yapılan katliama ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    “DEVLET, BİR ÖZÜR BORÇLUDUR”

    Maraş Katliamı sonrasında Alevi toplumunun huzur ve güvenden yoksun kaldıklarına değinen Yüksel Mutlu ve Mahfuz Güleryüz, şu açıklamayı paylaştı:

    “Resmi rakamlara göre 105, katliam tanıklarının aktarımlarına göre yüzlerce can yaşamını yitirdi, binlercesi yaralandı, evlatsız, anasız, babasız, kardeşsiz kaldılar. Yüzlerce ev ve iş yeri talan edildi. Maraş’ta yaşanan kıyımdan sağ kalanlar ise baskı altında göçe zorlandı. Bu kıyım sonucunda demografik yapısı değiştirilen Maraş önemli oranda Alevisizleştirildi. Bu topraklar, aradan geçen bunca zaman içinde Alevilerin güven ve huzur içinde yaşayabildikleri bir ülke haline gelmedi.

    “DERİN DEVLET ORGANİZASYONU”

    Derin devlet organizasyonu olan bu katliamın arkasındaki güçler açığa çıkarılmadı. Siyasi ve fiili sorumluluğu bulunan katliamın planlayıcıları tüm delillere rağmen yargılanmadılar. Maraş katliamı davası mağdurlarının 3 avukatı faili meçhul cinayetlerine kurban gitti. Bu katliamın faili olarak müebbet cezası alan caniler dahil yargılanan katillerin tamamı salıverildi.

    Bugün halen Alevilerin katledildikleri yerde Maraş’ta yakınlarını anmasına bile izin verilmemektedir. Maraş’ta olduğu gibi bugün halen memleketin birçok yerinde Alevi nefretinin bir sembolü olarak evleri işaretlenmeye, tehdit edilmeye devam edilmektedir.

    “YAŞANAN ACILARLA YÜZLEŞİLMEDİ”

    Katliamın üzerinden 45 yıl geçti, ancak uzantıları devletin derinliklerine inen güçler tam olarak açığa çıkarılmadı. Yaşanan acılarla yüzleşilmedi, katliamda yakınlarını kaybedenlerden özür dilenmedi.

    Adaletin yerini bulması için devlet başta Aleviler olmak üzere bu katliamın kurbanı olan tüm kesimlere karşı bir özür borçludur. Maraş’ta katledilen canların birçoğunun cesetleri yığınlar halinde toplu mezarlara gömüldüğünden, ailelerin bugün halen başlarında acılarını yaşayacakları mezar yerleri bile yoktur. TBMM bünyesinde kurulacak Hakikat ve Adalet Komisyonu, Maraş Katliamı ve tarihimizdeki tüm insan hakları ihlallerini ve insanlık suçlarını aydınlatmak için önemli bir adım olacaktır.

    AKP-MHP iktidarı ve Meclis çoğunluğu, bu katliamın gerçeklerinin ortaya çıkarılmasını engellemekten vazgeçmelidir. Türkiye, geçmişindeki utançlarla yüzleşmeden, Aleviler, Kürtler ve bu toprağın zenginlikleri olan tüm azınlıklara karşı işlenmiş katliam ve tertipler açığa çıkarılmadan, sorumluları tarih karşısında mahkûm edilmeden demokratikleşemez.

    Yeni katliamlar yaşamamak için, Maraş’ın unutturulması yönündeki girişim ve çabaları asla kabullenmeyeceğiz. Maraş’ta yakınları yitirilen canlarımızın her daim yanlarında olmaya devam edeceğiz. Maraş’ta, yitirilen canların acısını içimizde yaşıyor, anıları önünde saygıyla eğiliyoruz.”

    PİRHA/ANKARA