Etiket: mahir ünal

  • Basın meslek örgütleri tepkili: Sansür yasası demek çok hafif kalır, yok etme yasası geliyor!-VİDEO

    Basın meslek örgütleri tepkili: Sansür yasası demek çok hafif kalır, yok etme yasası geliyor!-VİDEO

    PİRHA – Basın meslek örgütleri, 1 Ekim’de Meclis gündemine gelecek olan ‘Dezenformasyonla Mücadele Yasası’ dair itirazlarını dile getirdi. Yasanın sadece gazetecileri kapsamadığını vurgulayan örgüt temsilcileri “Bu toplumu susturma yasasıdır. Yok etme yasasıdır. Bu yasa Türkiye’ye mutluluk getirmez. Bu yasa Türkiye’ye ilave dert getirir” dedi.

    AKP Grup Başkanvekili Mahir Ünal, 1 Ekim’de açılacak Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu’nun ilk gündem maddesinin; “Dezenformasyonla Mücadele Yasası” olacağını açıklamıştı.

    Temmuz 2022’de gündeme gelen ‘Dezenformasyonla Mücadele Yasası’ olarak bilinen ‘Basın Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’ gazeteciler başta olmak üzere geniş çevrelerin tepkisine neden olmuştu.

    1 Ekim’de Meclis’te ele alınacak kanun teklifine dair basın meslek örgütlerinin ise eleştirileri sürüyor.

    “YOK ETME YASASI”

    DİSK Basın-İş Bölge Temsilcisi Turgut Dedeoğlu, basın örgütlerinin “Sansür yasası” olarak adlandırdığı kanun teklifine dair “Aslına bakacak olursanız bu bir sansür yasası değil. Bu bir tür yok etme yasası” yorumunda bulundu.

    Dedeoğlu, hükümetin, sansürün de ötesinde bir düzenleme yapma amacında olduğunu belirterek “Özgür basını yok etme çabası var. Sadece yandaş basını ayakta bırakarak kendi basınlarını oluşturma yasası bu. Onun için ‘sansür yasası’ demekten ziyade buna ‘yok etme yasası’ dememiz gerekiyor. Çünkü bu sansürle alakası olan bir şey değil, tümüyle ortadan kaldırma ile ilgili bir yasa” dedi.

    “YASANIN İÇERİSİNE BİRAZ DA BAL KOYMUŞLAR”

    Turgut Dedeoğlu söz konusu yasanın neler içerdiği konusuna da değinerek şunları söyledi:

    “Aslında Türk Ceza Kanunu’nda anayasada belirli hükümler var. Nedir bu hükümler? Mesela Türk Ceza Kanunu’nda basın yoluyla işlediğiniz cezalar normalde bir kişinin alması gereken cezaların 3 katıyla cezalandırılır. Bunlar Türk Ceza Kanunu’nda zaten var olan hükümler. Şimdi siz bunların üzerine ayrıca gazeteci olmasa bile yurttaş gazeteciliğini de katıyorsunuz. Sokakta bir olay gördünüz, çekim yapıyorsunuz, işte bu sizin yapmış olduğunuz çekim bu yasayla suç haline getiriliyor. Yani gazeteciler gibi normalde almanız gereken cezanın 3 katı ile cezalandırılacaksınız.
    Bu yasanın içerisine biraz da bal koymuşlar. ‘İnternet medyasına, çalışanlara basın kartı verilecek’ deniliyor ama hemen akabinde de şöyle bir hüküm ile diyorlar ki ‘Eğer haber sitenizde çalışan bir gazetecinin yapmış olduğu bir haberden ötürü ceza alınırsa diğerlerinin de basın kartları iptal edilir’. Bu şu anlama geliyor; otosansürü daha da yoğunlaştırmak.

    Kendi kendini sansürleme durumu var. Bu yasa ile beraber otosansürün de ötesine geçeceksin. Diyeceksin ki ‘ben bu haberi yaparım ama benim basın kartım iptal edilmekle kalmayacak kurumda çalışan arkadaşlarımın da kartları iptal edilecek’. Yani tümüyle bir yok etme, ortadan kaldırma çalışması bu. Buna artık sansür yasası demek çok hafif kalır.”

    “BELKİ NAZİ ALMANYASINDA OLABİLİRDİ”

    Söz konusu kanun teklifinin hayata geçmesi halinde daha çok gazetecinin tutuklanacağı görüşünde olan Turgut Dedeoğlu “İktidara karşı aykırı düşünüyorsanız cezaevlerinin misafiri olacaksınız” vurgusunu yaptı. Dedeoğlu, söz konusu yasanın AKP iktidarına özgü bir tasarı olduğunu da söyleyerek şöyle devam etti:

    “Ülkemizde okul yapımından çok cezaevi yapımı var. Adalet Bakanlığı yeni cezaevleri açmakla övünüyor. Türkiye’de çok fazla tecavüz, adli vakalar mı var? Evet var ama onun ötesinde daha fazla düşünce suçlusu var bu ülkede. Bunun bir benzerini belki yaşasaydık Nazi Almanyasında olabilirdi. Burada da yapılmak istenen bir anlamda sizi yok edip öldürme anlamında değil ama düşüncelerinizi, cesaretinizi yok etmektir.

    “TOPLUMA KARŞI İŞLENEN BİR SUÇ”

    Toplumdaki cesaret, direniş 12 Eylül ile beraber kırıldı ne yazık ki. Toplum köleleştirildi ve iyice yozlaştırıldı. Şimdi bunu yeniden ayağa kaldırmak biraz zor tabii. Onun için de biz dernek ve sendikalara düşen aslında bu yasayı topluma anlatabilmek. Bu aslında topluma karşı işlenen bir suç. Sadece gazetecilere, basın örgütlerine işlenmiş bir suç değil. Bu toplumu susturma yasasıdır.
    Daha önce helikopterden atılan vatandaşları haberleştiren gazeteciler tutuklandılar. Özgür basın dağıtıcıları tutuklandı ya da öldürüldüler. Biz bu tür olaylara aşinayız. Türkiye’de 1915’ten bu yana pek çok gazeteci katliamı yaşandı. Cumhuriyet sonrasında yüzü aşkın gazeteci öldürüldü ve halen öldürülmekte. İran’da bir gazeteci, Mahsa Amini’nin haberini yaptığı için tutuklandı ama artık Türkiye’de gazeteci olmayan vatandaşı da tutuklayıp ‘sen gazetecilik yaptın’ diyecekler.”

    “BU YASA, TOPLUMU SUSTURMA YASASIDIR”

    Gazeteciler Cemiyeti Başkan Yardımcısı Yusuf Kanlı ise ‘Dezenformasyon Yasa Teklifi’ni “Şeker kaplı bir zehir” sözleri ile tarif etti. Amaçlananın “toplumu susturmak” olduğunu söyleyen Kanlı, şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Bu yasa, ilk defa Türk Yasa Kanunu’nda zaten olan dezenformasyon suçunu ayrı bir suç olarak tanımlıyor ve daha da iyisi bir yıl ile üç yıl arası hapis cezası getiriyor. Ondan da iyisi bunu eğer bir hashtag ile yapıyorsanız ‘organize’ deyip 4,5 yıla çıkartabiliyor. Yani bunun uygulanması tabii ki mümkün değil. Sayın Mahir Ünal da bize izah ederken ‘Şöyle şartlar var, böyle şartlar var. Bunun uygulanması çok zor ama işte bir cezayı da tanımlamak lazım’ diyor. Doğru, uygulaması çok zor zaten. Bu gibi yasaların uygulanması kadar bir de korku etkisi vardır. Bu toplumu susturma etkisidir. Bu yasa uygulanmaktan ziyade toplumu susturma yasasıdır. Ve eminim ki 3-5 örnek uygulama da yapacak ve sonucunda beraat gelecektir. Ve toplum da susacaktır.

    Neden ‘toplum’ diyorum da ‘gazeteciler’ demiyorum? Çünkü millet sanıyor ki dezenformasyon sadece gazetecileri ilgilendiren bir suç. Alakası yok. Herhangi bir retweet dahi ettiğiniz zaman ya da Facebook’ta bir şey paylaştığınız an, kendileri tarafından tanımlanan eylem suç unsuru olarak kabul ediliyorsa, yargının bu kadar problemli olduğu bir ülkede bir anda kendinizi sebepsiz, mesnetsiz, yargı önünde, hatta mahkum olarak bulabilirsiniz. Zaten öyle oluyor ama şu anda bizim önümüzde ikinci bir anti terör yasası benzeri bir yasa var. Yani geniş, muğlak bir suç tanımıyla tamamen keyfi uygulanacak alan açılıyor. Ama maalesef Türkiye’de bu yasayı çıkaranlar dahil Mecliste dezenformasyonu kendileri yapıyorlar. Hiçbir şekilde konfirme edilmemiş, hiçbir şekilde editöryal bir süreçten geçilmemiş, doğru veya yanlış kavramları hiç dikkate alınmadan kendileri de twit atıyorlar.”

    “TARİHİ KENDİNE GÖRE YAZMAK…”

    Yusuf Kanlı “Bu yasanın içerisine bir tane de güzel havuç koydular” diyerek internet haberciliği yapan gazetecilerin kimi haklarını edineceğini de belirtti. Kanlı, “Takdir ettim. ‘Olması gerekir’ dedim” sözlerinin ardından eleştirilerini şu sözlerle sürdürdü:

    “Peki nedir bu havuç? İnternet medyasında görev yapan arkadaşlarımız basın kartı alıp sigorta yaptırabilecekler. Ama şimdi bunun yanında bana internet medyasını da gidip Basın İlan Kurumu’nu RTÜK’leştirerek oraya bağlamak Türkiye’yi kontrollü toplum olayına götürüyor. George Orwell’in ‘1984’ isimli bir romanı var. Her şey o günkü siyasi iktidarın arzusuna göre değişiyor. Doğrular yanlış oluyor, yanlışlar doğru oluyor. Tarih kitapları değişiyor falan. Şu anda ülkemizde yaşanan zaten o değil mi? Tarihi kendine göre yazmak… Bunun aksini söylediğin zaman ‘dezenformasyon’ oluyor, öyle bir şey olmaz. Bilgi haktır doğru haber herkesin hakkıdır.”

    BU YASA ÖYLE HÜKÜMLER GEÇİRİYOR Kİ…”

    “Bu yasa Türkiye’ye mutluluk getirmez. Bu yasa Türkiye’ye ilave dert getirir. Ve işin gırgırı; bu yasadan en fazla muhalefeti susturarak seçimden yararlanma umudunda olan Adalet ve Kalkınma Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi zarar görecek. Çünkü yarın onlar muhalefet oldukları zaman zannetmesinler ki bugün karşı duran CHP ve İyi Parti ve diğerleri bu yasayı hemen bir günde ortadan kaldıracaklar. Bu yasa öyle hükümler geçiriyor ki bu sefer onlar, diğerlerinin ve bizim aleyhimize kullanacaklardır. Ondan dolayı diyoruz ki bu siyasal bir mesele değildir. Bu haklarla alakalı bir meseledir. Gelin aklınızı başınıza toparlayın, bu tetiği çekmeyin. Çünkü namlu sadece karşıdakine değil kendinize de dönüktür.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Başkavak: İktidar üretici köylünün sesini duymuyor, çarpıtıyor-VİDEO

    Başkavak: İktidar üretici köylünün sesini duymuyor, çarpıtıyor-VİDEO

    PİRHA- AKP’li Mahir Ünal’ın bir çiftçiye yönelik “Cebinde telefonu var ama yoksulluktan şikayet ediyor” şeklindeki sözlerine tepki gösteren Tüm Köy- Sen sendika uzmanı Sedat Başkavak bunun gerçekleri çarpıtmanın çabası olduğunu vurguladı. Başkavak “Üretici köylü, pırlantada, uçaklarda, yatlarda kaldırılan ÖTV’nin üretim için kullandıkları mazottan da kaldırılmasını istiyor. Duyan, gören var mı? Yok” diye konuştu.

    AKP Genel Başkan yardımcısı Mahir Ünal’ın katıldığı bir televizyon programında bir anısını anlatırken, bir çiftçi için “Cebinde telefonu var ama yoksulluktan şikayet ediyor” sözlerine Tüm Köy- Sen sendika uzmanı Sedat Başkavak’tan tepki geldi.

    Mahir Ünal’ın köylü, cep telefonu örneğinin gerçekleri çarpıtmanın çabası olduğunu vurgulayan Başkavak, “Bu yeni bir çaba değil. Cumhurbaşkanı da, diğer AKP’li yetkililer de geçmişte benzer söylemlerde bulunmuşlardı” dedi.

    “ÜLKE KÖYLÜSÜNÜN BORÇLANARAK ÜRETİM YAPTIĞI GERÇEĞİ APAÇIK DURUYOR”

    Başkavak, köylünün çok açık bir şey söylediğine dikkat çekerek, şunları ifade etti:

    “Eğer köylünün cebinde telefonu ve interneti varsa ölen biten yoktur demeye getiriyorlar. Dolayısıyla asıl yaşananı değil, gizlemeye dönük bir çaba söz konusu. Ancak ortada ülke köylüsünün borçlanarak üretim yaptığı gerçeği apaçık duruyor. Borcu olan köylüler Ankara kapılarında ‘borçların faizi silinsin, borçlar uzun süreli ertelensin’ diye talepte bulunup eylemler yapıyor. Üretici köylü pırlantada, uçaklarda, yatlarda kaldırılan ÖTV’nin üretim için kullandıkları mazottan da kaldırılmasını istiyor. Duyan, gören var mı? Yok. Çünkü AKP’nin tarzı; işçiyi, emekçiyi, üreten köylüyü görme, sermayenin isteklerini yerine getir noktasında. Onun içinde tarımda ithalatçı ve tarım tekellerini koruyan politikalar hakim.”

    Diren KESER/MERSİN

  • Tüm Köy- Sen Genel Başkanı Turan: Çiftçinin telefonu var ama parası yok

    Tüm Köy- Sen Genel Başkanı Turan: Çiftçinin telefonu var ama parası yok

    PİRHA-Tüm Köy- Sen Genel Başkanı Sadık Turan, AKP Genel Başkan yardımcısı Mahir Ünal’ın katıldığı bir televizyon programında bir anısını anlatırken, bir çiftçi için “cebinde telefonu var ama yoksulluktan şikayet ediyor” sözlerine tepki gösterdi. Turan, “Çiftçinin cebinde telefonu var ama parası yok” dedi.    

    AKP Genel Başkan yardımcısı Mahir Ünal’ın katıldığı bir televizyon programında bir anısını anlatırken, bir çiftçi için “Cebinde telefonu var ama yoksulluktan şikayet ediyor” sözlerine Tüm Köy- Sen Genel Başkanı Sadık Turan’dan tepki geldi.

    Turan, “Mahir Ünal “tarım bakanımızla görüştüm, besiciler artık hayvanını dijital ortamda kesecek ve satacak” diye müjde verirken köylü dijital kesim ve satış nasıl bir şey diye yine cebindeki telefona sarılıyor. Çiftçinin cebinde telefonu var ama parası yok” diyerek AKP’li Ünal’ın çiftçiye yönelik sözlerini eleştirdi. 

    “CUMHURBAŞKANI GİBİ CEVAP VERİYOR”

    Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Malatya’da servisçi esnafına söylediği cümleleri örnek veren Turan, “2018 yılı haziran seçimlerinde Kahramanmaraş’ta “Bizi mahvettiniz, bizi öldürdünüz” diyen çiftçinin cebindeki 24 ay taksitle aldığı telefonu örnek vererek “çiftçi bugün interneti olan iyi marka akıllı telefonu kullanıyorsa” ölen, biten yoktur demeye getiriyor. Tıpkı Malatya’da “evimize ekmek götüremiyoruz” diyen vatandaşa “çok abartıyorsun, al bir keyif çayı iç” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan gibi cevap veriyor” dedi.

    “TARIMSAL ÜRETİM BORÇLA YAPILIYOR”

    Tarımsal üretim için üretici borç yaparak üretim yapıyor diyen Turan, şunları dile getirdi:

    “2004 yılında çiftçilerin bankalara olan borç toplamı 5,1 milyar TL olurken 2020 yılında çiftçilerin bankalara olan borcu 128,7 milyar TL’ye çıkmıştır. Tarım Kredi Kooperatifi’ne olan 12 milyar TL ve özel sektör borçları eklenince çiftçi borçları toplamı 180 milyar TL’yi buluyor. Tarım Kredi Kooperatiflerinin takibini başlattığı kredilere ek olarak, banka takibindeki kredi toplamı 5 milyar TL’dir. Sadece Amasya’nın bir köyünden Tarım Kredi Kooperatiflerindeki 500 dosyadan 100’ü aşkın kişi borcunu hiç ödeyemez durumda olduklarını belirtirken AKP’li Mahir Ünal “cep telefonları var” demektedir. Telefonunu borçla alan çiftçi tarımsal üretimi de borçla yapmaktadır.  2019 yılının tamamı ve 2020 yılı Ocak ayı da dahil, bir yıldan uzun süre çiğ süt fiyatları yerinde saydı. Ocak ayında yapılan % 23’lük zam geçtiğimiz 13 ayın kaybını karşılamaktan uzaktır çünkü yem % 60 zamlandı. Döviz kuruna bağlı olarak artan yem fiyatları döviz düştüğünde bile zamlanıyor.  Cebindeki telefondan her gün karkas et fiyatını takip ederken yeme gelen zamla maliyetin kaça çıktığını hesaplayan besiciler karşılayamadıkları maliyetler nedeniyle hayvanını kesime götürüyorlar. Mahir Ünal “tarım bakanımızla görüştüm, besiciler artık hayvanını dijital ortamda kesecek ve satacak” diye müjde verirken köylü dijital kesim ve satış nasıl bir şey diye yine cebindeki telefona sarılıyor.”

    “ÇİFTÇİYİ DUYMUYORLAR”

    Çiftçinin isteklerinin, sıkıntılarının duyulmadığına işaret eden Turan, “Hammadde fiyatlarındaki artışı bahane eden gübre şirketleri fiyatları artırıyor. Dolar 8,5 TL’yken, tonu 2 bin 500 TL olan gübrenin, doların 7,3 TL’ye indiğinde bile fiyatı artarak 3 bin TL’ye kadar çıktı. Köylü fiyat artışına yetişemediği için ya gübre atmayacak yada gübreyi kısacak. Bu durumda azalan üretim nedeniyle hem gıda fiyatları hem de ithalat artacak.  Çiftçi mahvolduk diyerek artan girdi maliyetlerine yetişemediğini söylüyor. Verilen tarım desteklemeleri ise yetersiz kalıyor. Depoya giren mazotun yarısı bizden dediler. Dekara 8-10 litre mazot harcadığımız buğday için 19 TL yani 2,8 litre mazot parasını destek diye verdiler. Çiftçinin gübre fiyatlarına müdahale edilmesi ve gübre başta olmak üzere tarım desteklerinin artırılması, köylünün kullandığı mazottan ÖTV’nin kaldırılması talepleri Mahir Ünal ve partisi AKP’nin tarım bakanı ve Cumhurbaşkanı tarafından duyulmamaktadır” diye konuştu.

    “KENDİLERİ DE BİLİYOR”

    Hükümet yetkililerinin ve Cumhurbaşkanının çiftçinin sıkıntılarını kendilerinin de bildiğini söyleyen Turan, “Ürettiğimiz ürün para etmiyor. Tarım desteklemeleri yetersiz. İthalat baskısı tarım ürünleri fiyatlarını daha da düşüyor. Borçlanarak yapılan tarım üretimi sürdürülemez hale geldi ve borçlarımız nedeniyle kapımızdaki traktörümüzü, hayvanımızı, malımızı mülkümüzü kaybediyoruz. Saydığımız bütün bu sorunları AKP yöneticileri de çok iyi bildiği ve çözüm üretmeye niyetleri olmadığı için çiftçinin cebindeki telefonu konuşuyorlar. Çiftçinin cebinde telefonu var ama parası yok” ifadelerini kullandı.

    Mehmet YALMAN/MALATYA