Etiket: mahpus

  • İHD Dersim: Kuyu tipi hapishaneler insanlık suçudur, derhal kapatılmalıdır!-VİDEO

    İHD Dersim: Kuyu tipi hapishaneler insanlık suçudur, derhal kapatılmalıdır!-VİDEO

    PİRHA – İnsan Hakları Derneği Dersim Şubesi, Türkiye’de yaygınlaşan ‘Kuyu Tipi’ hapishanelerin mahpusları yaşamdan koparan ağır tecrit koşullarıyla insanlık onurunu ve hukuku ihlal ettiğini belirterek, bu uygulamaların derhal sonlandırılması çağrısında bulundu.

    2021 yılından itibaren “S Tipi”, “Y Tipi” ve “Yüksek Güvenlikli” adları altında hayata geçirilen gerek mimari yapısı gerekse de uygulamaları nedeniyle insan hakları savunucuları tarafından “kuyu tipi” olarak nitelendirilen hapishanelerdeki hak ihlalleri gündeme gelmeye devam ediyor.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Dersim Şubesi de, dernek binasında konuya dair basın açıklaması düzenlendi. Açıklamayı İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil okudu.

    “MAHPUSLAR 23 SAAT HÜCREDE, GÖKYÜZÜ BİLE YASAK”

    Nurşat Yeşil, ‘Kuyu Tipi’ hapishanelerde tutulan mahpusların günde 23 saat boyunca tek kişilik hücrelerde kapalı tutulduğunu, açık hava, güneş ışığı, sohbet ve sosyal etkinlik gibi temel haklardan mahrum bırakıldığını ifade ederek, hücrelerin yüksek duvarlarla çevrili ve üç katlı olması nedeniyle mahpusların gökyüzünü dahi göremediğini vurguladı.

    “TECRİT AYLARCA, HATTA YILLARCA SÜRÜYOR”

    Birleşmiş Milletler’in Mandela Kurallarına göre 15 günü aşan tecrit uygulamaları işkence olarak tanımlandığını hatırlatan Nurşat Yeşil, ‘Kuyu Tipi’ hapishanelerde bu sürenin aylarca, hatta yıllarca sürdüğüne dikkat çekerek, bu durumun mahpuslar üzerinde ağır fiziksel ve psikolojik yıkıma yol açtığını belirtti.

    “İNFAZ DEĞİL, YAVAŞLATILMIŞ ÖLÜM”

    Açıklamada, R tipi ve S tipi gibi yeni izolasyon merkezlerinin de benzer işlev gördüğü aktaran Nurşat Yeşil, “Bu yapıların ortak özelliği mahpusun yaşam alanını bir kuyuya çevirmesidir. Bu bir infaz değil, yavaşlatılmış bir ölümdür” dedi.

    “SAĞLIK VE AVUKAT ERİŞİMİ ENGELLENİYOR”

    Mahpuslardan gelen mektuplarda sağlık hizmetlerine erişimin engellendiği, avukat görüşlerinin sınırlandığı ve hastane sevklerinin geciktirildiği bilgisine yer veren Nurşat Yeşil, bu uygulamaların yaşam hakkı ve işkence yasağının açık ihlali olduğunu vurguladı.

    “İZOLASYON BİR GÜVENLİK DEĞİL, YOK ETME POLİTİKASIDIR”

    İHD Dersim Şube Eş Başkanı Nurşat Yeşil, ‘Kuyu Tipi’ hapishanelerin insanın toplumsal varlık olma özelliğini hedef aldığını ve mahpusları görünmez hale getirerek toplumsal vicdanı susturmayı amaçladığını belirtti.

    Açıklamada şu çağrılara yer verildi:

    • Tüm kuyu tipi hapishaneler derhal kapatılmalı,
    • Tecrit ve izolasyon uygulamaları son bulmalı,
    • Mahpusların sosyal ve kültürel haklarına erişimi sağlanmalı,
    • Bağımsız heyetler hapishanelerde inceleme yapabilmeli,
    • Aile ve avukat görüşlerinin önündeki engeller kaldırılmalı,
    • Adalet Bakanlığı kamuoyuna şeffaf bilgi vermeli.”

    “İNSAN ONURU DEVLETİN ÜSTÜNDEDİR”

    Nurşat Yeşil, açıklamasının sonunda şu ifadelere yer verdi:

    “İzolasyon bir güvenlik politikası değil, insanı yok etme politikasıdır. İnsan onuru, devletin ve toplumun üstündedir. İzolasyon işkencedir, işkence insanlık suçudur.”

    PİRHA/DERSİM

  • Aralarında Murat Çetinkaya’nında bulunduğu 6 mahpus 30 yılın ardından tahliye edildi!

    Aralarında Murat Çetinkaya’nında bulunduğu 6 mahpus 30 yılın ardından tahliye edildi!

    PİRHA- Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde aralarında Murat Çetinkaya’nında bulunduğu 6 mahpus 30 yılın ardından tahliye edildi.

    Bolu F Tipi Yüksek Güvenlikli Kapalı Cezaevi’nde bulunan ve tahliyeleri çeşitli gerekçeler ile engellenen 30 yıllık 6 mahpusun  tahliyesine karar verildi. Cezaevi İdare ve Gözlem Kurulu, daha önce tahliyesini 7 kez engellendiği Deniz Öztürk, Halil Dağ ve Şehap Elbasan’ın yanı sıra tahliyesini 5 kez engellendiği Suat Gökalp, tahliyesini 2 kez engellediği Muhammed İsmail ve Murat Çetinkaya’nın durumunu yeniden değerlendirdi. Kurul, 30 yıldan fazladır cezaevinde bulunan 6 mahpusun da tahliyesine karar verdi.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Tedavi hakkı verilmeyen 78 yaşındaki mahpus için henüz bir iddianame de yok!-VİDEO

    Tedavi hakkı verilmeyen 78 yaşındaki mahpus için henüz bir iddianame de yok!-VİDEO

    PİRHA- Hasta mahpusların serbest bırakılması için 671. F Oturması eylemi yapıldı. Mahpus İsa Özğan hakkında 3 aydır iddianame dahi hazırlanmadığını vurgulayan hak savunucuları, “Özğan, kalp, hipertansiyon, diyabet, prostat ve romatizma hastası. İlaçları ise verilmiyor. Yaşamını sürdürebilmek için başkalarının yardımına gereksinim duymaktadır” dedi.

    İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu, “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın” talebiyle 671. F Oturması eylemini yaptı.

    İnsan Hakları Derneği İstanbul şubesi önünde yapılan eylemde “Tedavi haktır engellenemez” pankartı açılırken “Hasta mahpuslar serbest bırakılsın. Tedavi haktır, engellenemez” sloganları atıldı.

    11 YENİ CEZAEVİ DAHA!

    671’inci hafta eyleminde Marmara (Silivri) 5 No’lu Hapishanesi’nde tutulan 78 yaşındaki ağır hasta mahpus İsa Özğan’ın durumuna dikkat çekildi.

    İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu adına basın açıklamasını Zeynep Yıldız okudu.

    Hapishanelerin, kapasitesinin üzerinde dolu olduğunu söyleyerek açıklamaya başlayan Yıldız, kapasiteyi aşan doluluğun başta sağlığa erişim hakkı olmak üzere, birçok hak ihlaline neden olduğunu belirtti.

    Yıldız, Türkiye’deki cezaevlerinde 82 bin 819 kapasite fazlası kişinin tutulduğunun altını çizerek şöyle devam etti:

    “Keyfi tutuklamalarla giderek artan bu doluluk karşısında, ağır hasta mahpusların tedavi ve yaşam haklarının korunabilmesi için serbest bırakılmaları beklenirken, var olan hapishanelere 2025 yılında 11 tane daha ekleneceği ve bunun için merkezi bütçeden Adalet Bakanlığı’na 2025’te 1,2 milyar TL, 2027 yılı sonuna kadar ise 23,5 milyar TL ayrılacağı açıklanmıştır.

    2024 yılında 11 aylık sürede 709 mahpusun hastalık nedeniyle yaşamını yitirdiğini açıklayan Adalet Bakanlığı ve yetkililerin, bu can yakıcı soruna yeni hapishaneler yaparak cevap vermeleri, birer cinayete dönüşen mahpus ölümlerinin devam edeceğini göstermektedir. Bu tutum karşısında, ağır hasta mahpusların tedavi ve yaşam hakkı başta olmak üzere hapishanelerde insan haklarını savunma ısrarımızı sürdüreceğiz.”

    2 AYDA 6 KG KAYBETTİ!

    Basın açıklamasının devamında 78 yaşındaki ağır hasta mahpus İsa Özğan’ın sağlık durumu aktarıldı. Zeynep Yıldız, şu bilgileri paylaştı:

    “İsa Özğan; kalp, hipertansiyon, diyabet, prostat ve romatizma hastası olup bu hastalıklar yanında mide rahatsızlıkları ve yaşa bağlı sağlık sorunları yaşamakta, yaşamını sürdürebilmek için başkalarının yardımına gereksinim duymaktadır.

    Oğlunun aktarımına göre; 26 Kasım 2024 tarihinde gözaltına alınarak tutuklanan İsa Özğan’ın kronik hastalıklarının tedavisi için kullandığı ilaçların temininde, diyet beslenme ihtiyacının karşılanmasında ve düzenli yapılması gereken kontrollerinde, hapishane koşullarına bağlı olarak yaşanan aksamalar nedeniyle sağlık durumu hızla kötüleşmiş, Özğan cezaevinde kaldığı 2 ay içinde 6 kilo vermiştir. Özellikle tansiyon ve şeker ilaçları verilmemekte, revire çıkma talebi geç karşılanmaktadır. Hastaneye götürüldüğünde ise kelepçeli muayene dayatılmakta, zaman zaman muayene olamadan dönmek zorunda kalmakta, bu eziyete jandarmanın hakaretleri eklenmektedir. İsa Özğan hastalıkları yanında yaşlılığa bağlı sorunları nedeniyle kişisel bakımını yapamamakta, kıyafetlerini yıkarken, banyo yaparken hatta lavaboya giderken bile koğuştaki diğer mahpuslardan yardım almak durumunda kalmaktadır. Hastalıkları nedeniyle Adli Tıp Kurumu’na sevk edilen ancak henüz raporu hazırlanmayan Özğan ailesi ile yaptığı son görüşte, hapishane koşullarında yaşamını sürdürmekte zorlandığını ifade etmiştir.

    İsa Özğan’ın tedavi ve bakım imkanlarından yoksun bir şekilde hapiste tutulması sağlık ve yaşamına ağır tehdit oluşturmakta olup, yetkililere mahpusların sağlık ve yaşamlarının korunmasına dair önlem almanın devletin yasal sorumluluğu olduğunu tekraren hatırlatıyoruz.”

    Basın açıklaması ardından Özğan’ın avukatı Ferhat Boğatekin söz aldı. Müvekkiliyle 31 Ocak’ta görüşme yaptığını söyleyen Boğatekin, “Yaklaşık 3 saat bekledikten sonra kendisiyle görüşebildim. Çünkü 8 saat kelepçeli şekilde hastaneye götürülmüş, ancak tedavi olmadan geri getirilmişti. Yürümekte dahi zorluk yaşamakta. Yaşlı ve kronik rahatsızlıkları olmasına rağmen cezaevinde tutuluyor. İtirazlarımıza rağmen tutukluluğu devam ediyor. İsnat edilen suçlamalar ise resmi bir dernek üyesi olması sebebiyle whatsapp grubuna eklenmesi. Yasa dışı faaliyet gösterip tutuklanmasına karar verildi. Şu an iddianame de hazırlanmış değil. Bir an önce davanın açılmasını bekliyoruz. Bu süreç sonrasında müvekkilimiz serbest kalacaktır diye umuyoruz” ifadelerini kullandı.

    Basın açıklamasında İHD İstanbul Şube üyeleri tutuklu Hatice Onaran ve Nimet Tanrıkulu’nun serbest bırakılması için çağrı da yapıldı.

    PİRHA/İSTANBUL

     

  • 588. F Oturması: Hasta mahpus Süleyman Ayaz serbest bırakılsın – VİDEO

    588. F Oturması: Hasta mahpus Süleyman Ayaz serbest bırakılsın – VİDEO

    PİRHA- İHD İstanbul Şubesi, hasta tutuklu Süleyman Ayaz’ın cezaevinde geçirdiği her günün yaşamında daha fazla tehdit oluşturduğu belirterek bir an önce serbest bırakılması çağrısında bulundu.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishaneler Komisyonu, hasta tutukluların durumuna dikkat çekmek amacıyla her hafta düzenlediği “F Oturumu” eyleminin 588’incisini dernek binası önünde gerçekleştirdi.

    Bu haftaki eylemde Kırşehir S Tipi Kapalı Cezaevi’nde bulunan ağır hasta tutuklu Süleyman Ayaz’ın sağlık durumuna dikkat çekildi. Birçok insan hakları savunucusu ve hasta tutuklu yakınlarının katıldığı açıklamada, “Tecrit öldürür, dayanışma yaşatır” ve “Hasta tutsak Süleyman Ayaz serbest bırakılsın” pankartı taşınırken, sık sık “Hasta tutuklular serbest bırakılsın” ve “Tedavi haktır engellenemez” sloganları atıldı.

    Bu haftaki açıklamayı İHD İstanbul Şubesi yöneticisi Cüneyt Yılmaz yaptı.

    “TEK KİŞİLİK HÜCRE ÖLÜME GÖTÜREN İŞKENCE UYGULAMASIDIR”

    Yılmaz, tek kişilik hücre tipi hapishane modellerinin mahpusun dış dünya ile iletişimini tamamen kesen, yalnızlaştıran, dayanışmayı ve sosyalliğini ortadan işkenceye dönüştüğünü kaydederek, “Hapishanelerde hak ihlalleri artarken, gazeteci Merdan Yanardağ’ın televizyondaki bir programda tecrit ile ilgili sözleri sonrası tutuklanması, sadece düşünce ve ifade özgürlüğüne dönük bir baskı ve gözdağı değil aynı zamanda Türkiye’deki İmralı tecrit sistemi ve nedenleri yanında, hapishanelerde yaygın uygulanan bir işkence yöntemi olan tecrit hakkında toplumun bilgilenmesini ve tartışmasını da engelleme çabasıdır. Ceza infaz sistemi bakımından, kuşkusuz en ağır ve hukuka aykırı modeli İmralı Hapishanesi’nde uygulanmakla beraber tecrit; bir yandan tek ve üç kişilik F Tipi hapishaneler ardından geliştirilen S ve Y Tipi tek kişilik hücre tipi hapishane modelleri ile hapishane mimarisinde kendini net olarak gösterirken, diğer yandan mahpusların hücreye konulmasıyla sınırlı olmayan, mahpusun dış dünya ile iletişimini tamamen kesen, mahpusu yalnızlaştıran, dayanışmayı ve sosyal bir varlık olarak tanımlanan insanın sosyalliğini ortadan kaldıran, görüş sırasında başka bir mahpusun görüşçüsüyle selamlaşmasının bile disiplin cezasına konu edilmesine kadar ileri giden, mahpusu manevi ölüme götüren bir işkence uygulamasıdır” dedi.

    “HAPİSTE GEÇEN HER GÜN YAŞAMINA TEHDİT OLUŞTURUYOR”

    Hasta mahpus Süleyman Ayaz’ın ileri derecede kemik erimesi ve astım hastası oluğunu belirten Yılmaz, Ayaz’ın bir an önce serbest bırakılması çağrısında bulunarak, “Hastalıkları yanında yaşadığı nefes darlığı ve sindirim sistemi sorunları da tedavi edilmemekte, gereken diyet beslenme ve yaşam olanakları sağlanmamaktadır. Annesi ve vasisinin anlatımları sonucunda ortaya çıkan tabloya göre; hastaneye sevk ve tedavide ciddi sorunlar yaşayan Ayaz’ın gereken tedavi, bakım ve yaşam olanaklarına erişemeden hapiste geçirdiği her gün yaşamına daha fazla tehdit oluşturmaktadır. 588. F Oturması kapsamında bu hafta; hasta mahpus Süleyman Ayaz ve bütün ağır hasta, engelli ve yaşlı mahpusların serbest bırakılarak, sağlık ve yaşam haklarının korunması için yetkilileri göreve, kamuoyunu duyarlılığa çağırıyoruz” ifadelerini kullandı.

    (PİRHA/İSTANBUL)

  • Tutuklu yakınlarına polis müdahalesi protesto edildi-VİDEO

    Tutuklu yakınlarına polis müdahalesi protesto edildi-VİDEO

    PİRHA-İstanbul Adalet Sarayı önünde infazı yakılan ve hasta tutukluların yakınları tarafından devam ettirilen adalet nöbetine polis yasak olduğu gerekçesiyle müdahale etti. HDP Bahçelievler İlçe Eşbaşkanı Fatma Çatar’ın gözaltına alındığı eylemde HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm “Her gün cezaevlerinden çığlık sesleri geliyor. Cezaevlerinde yükselen sesin kamuoyuna yansımaması için buradaki açıklamayı engelliyorsunuz. Herkes işlediği suçlardan yargılanacak” dedi.

    İnfazı yakılan ve hasta tutukluların yakınlarının İstanbul Adalet Sarayı önünde başlattığı ancak Kağıthane Kaymakamlığı’nın yasaklama gerekçesiyle her hafta polis müdahalesine maruz kaldığı adalet nöbetinde HDP Bahçelievler İlçe Eşbaşkanı Fatma Çatar gözaltına alındı. Eyleme Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekilleri Dilşad Canbaz, Züleyha Gülüm ile Musa Piroğlu da destek verdi.

    “Ya tutuklular intihara sürükleniyor ya da işkence ile katledildiği haberleri geliyor. Bugüne kadar cezaevlerinde iyi bir haber alma şansımız olmadı. Buna karşı anneler uzun bir süredir nöbetlerini sürdürmeye çalışıyor. Ama her hafta engellemeyle karşı karşıya kalıyor ya da valilik kararıyla yasaklanıyor” diyen Gülüm, konuşmasını sürdürürken, polis eylemin yasak olduğunu belirterek engellemeye çalıştı. Gazetecileri de engellemeye çalışan polis, HDP Bahçelievler İlçe Eşbaşkanı Fatma Çatar‘ı gözaltına aldı.

    “CEZAEVLERİNDEN HER GÜN ÇIĞLIK SESLERİ GELİYOR”

    Polisin engellemesine rağmen konuşmasına devam eden Züleyha Gülüm, müdahaleye tepki göstererek, “Görüyorsunuz annelerin seslerini duyurmaması için buradaki eyleme engel olmaya çalışıyorlar. Cezaevlerinde yaşananlar bilinmesin diye müdahale ediliyor. Ülkede hiçbir hukuk, Anayasal uluslararası sözleşme kalmadı. Hukuksuz bir şekilde sesimiz kısılmaya çalışılıyor. Gerçekten cezaevlerinde bir sorun yoksa neyi açıklamamızdan korkuyorsunuz. Madem öyle cezaevi kapılarını açın sivil toplum örgütleri tarafından denetlensin. Gerçekten tutuklulara kötü muamele yoksa bu tutukluları neden kapalı kapılar ardında tutuyorsunuz. Tutukluların aileleriyle yapmış olduğu telefon görüşmelerinde aktardığı işkenceleri burada dile getirmelerinden neden rahatsız oluyorsunuz” ifadelerini kullandı.

    Gülüm sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Her gün cezaevlerinden çığlık sesleri geliyor. Cezaevlerinde yükselen sesin kamuoyuna yansımaması için buradaki açıklamayı engelliyorsunuz. Bu şeklide tutuklu yakınlarının sesini kısmaya çalışacağınızı mı düşünüyorsunuz. Cezaevlerinde yaşananlardan, her yaşanan zulümden Adalet Bakanlığı ve Cezaevleri yetkilileri sorumlularıdır. Bu yargı düzeni bir gün değişecek. Yargılanacağınızı düşünmüyor musunuz? Herkes işlediği suçlardan yargılanacaktır.”

    “AYSEL TUĞLUK MAHKEMEDE SORULAN SORULARA CEVAP VEREMİYOR”

    Hastalığına rağmen tahliye edilmeyen Aysel Tuğluk’u da hatırlatan HDP İstanbul Milletvekili Musa Piroğlu ise şöyle konuştu:

    “Aysel Tuğluk çıkarıldığı mahkemede kendisine sorulan sorulara cevap veremiyor. Çünkü artık hastalığından dolayı kavramıyor. Ağır hastalığına rağmen bugün cezaevinde kalabilir raporu veriyor ATK. Bugün sadece siyasi tutsaklar yatmıyor cezaevlerinde. Binlerce hasta tutuklu yatıyor. Hapishanelerdeki bu cehennem bu ülkenin aynasından başka bir şey değildir. Hapishanelerdeki bu durumu şimdi çevrenizde görüyorsunuz. Bugün HDP’liyseniz ve zulme başkaldırıyorsanız size her şey yasak. Bugün bu yaşananlara sessiz kalınırsa yarın bu yasaklar herkese yasak olur. Bugün bizlere yapılanlar ülkenin geleceğine yapılıyor demektir. Ülkede artık kimsenin can güvenliği değildir. Bizler hasta tutukluların yanında olmaya ve onların sesi olan yakınlarının sesi olmaya devam edeceğiz. Bütün işkenceciler eninde sonunda yargılanacaktır.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • CİSST, 179 cezaevinden gelen koronavirüs kaynaklı şikayetleri paylaştı

    CİSST, 179 cezaevinden gelen koronavirüs kaynaklı şikayetleri paylaştı

    PİRHA-Hapishanelerden ekim ayı içerisinde gelen koronavirüs kaynaklı şikayetleri raporlaştıran CİSST, cezaevi koşullarını, mahpusların sağlık sorunları, şikayetleri ve taleplerini kamuoyu ile paylaştı.

    Ceza İnfaz Sisteminde Sivil Toplum Derneği (CİSST) ekim ayı içerisinde hapishanelerden gelen koronavirüs kaynaklı şikayetlerin yer aldığı bir rapor yayımladı. 179 farklı hapishaneden, mahpusların bilgileri gizli tutularak alınan şikayet başvurularında risk grubundaki hasta mahpusların sağlık sorunları, şikayetleri ve taleplerine yer verildi.

    “Hapishanelerde Kapasite Sorunu”, “Hapishanelerin Genel Durumu ve Hijyen Önlemleri”, “Mahpusların Hijyeni”, “Beslenme”,  “Sağlık hakkına erişim”, “Karantina Koğuşları” ve “Diğer Şikayetler” başlıkları altında hapishanelerdeki durumun anlatıldığı raporda ayrıca “Vakalar” başlığıyla da farklı hapishanelerden mahpusların genel durumlarına değinildi.

    “CEZAEVLERİNİN DEZENFEKTE EDİLME SIKLIĞI AZALDI”

    CİSST raporunda şu ifadelere yer verdi:

    “Mahpuslar koğuşlarının kalabalık, yatakların birbirlerine yakın mesafede olduğunu, bu yakınlıkta uyumak zorunda kaldıklarını, sosyal mesafe koyamadıklarını, açık hapishanelerde farklı koğuşlarda kalan mahpusların ortak alanlarda ve yemekhanelerde bir araya gelmek zorunda kaldıklarını aktarmışlardır.

    Salgın başlangıcında hapishaneler belli aralıklarla ve düzenli şekilde dezenfekte edilirken son dönemde bu sıklığın azaldığı, bazı hapishanelerde aşı olan infaz koruma memurlarının hijyen önlemlerini azalttığı, maske takmadan koğuşlara girdikleri belirtilmiştir.

    “TUVALET İLE BANYOLAR YETERSİZ VE KİRLİ”

    Birçok hapishanede tuvaletlere temizlik ve hijyen malzemelerinin konulmadığı, banyoların kirli olduğu, kalabalık koğuşlarda banyo kullanımı ve saatlerin kısıtlandığı, tuvalet ve lavabo sayısının az olduğu, bazı açık hapishanelerde koğuşlarda tuvalet ve banyonun olmadığı, ortak tuvalet ve banyonun farklı koğuşlarla beraber kullandırıldığı belirtilmiştir.

    Bazı hapishanelerde verilen yemeklerin kalitesiz olduğu, hijyenik olmadığı ve yemeklerin soğuk verildiği, yemeklerin tüm mahpusların ihtiyacını karşılamada yetersiz olduğu, bazı hapishanelerde hazır işlenmiş veya konserve gıdalar verildiği belirtilmiştir.

    “KANSER HASTASI MAHPUSLARIN BAZI İLAÇLARINDAN ÜCRET İSTENİYOR”

    Hasta, yaşlı ve risk grubuna giren mahpuslar için önlemler alınmadığı, temizlik malzemesinin dağıtılmadığı, mahpusların önlemlerini kendileri aldığı, bazı hapishanelerde doktorun revire gelmediği veya düzenli gelmediği, kanser hastalığı başta olmak üzere düzenli takip edilmesi gereken hastalıkların takibinin yapılmadığı, kanser hastası mahpusların bazı ilaçlarından ücret talep edildiği belirtilmiştir.

    Bazı hapishanelerde havalandırmaların keyfi olarak geç açıldığı ve erken kapatıldığı, havalandırmanın kapatılmasının temiz hava imkanlarını asgariye indirdiği, bazı hapishanelerdeki karantina koğuşlarının hijyenik olmadığı, temizlenmesine yönelik idareye şikayet iletilse de temizlenmediği ve yeterince havalandırılmadığı belirtilmiştir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Silivri Cezaevi’nde bir mahpus koronadan öldü

    Silivri Cezaevi’nde bir mahpus koronadan öldü

    İstanbul Bakırköy Başsavcılığı, Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları’ndaki bir hükümlünün, korona virüsü nedeniyle öldüğünü açıkladı. Savcılığın açıklamasına göre cezaevinde virüs tespit edilen hükümlü ve tutuklu sayısı 82’ye yükseldi.

    Bakırköy Başsavcılığı’nın açıklamasında , “8 Mayıs 2020 tarihinde yapılan basın açıklamasında; koronavirüs belirtileri gözlemlenen tutuklu/hükümlülere Kovid-19 testi uygulandığı, testleri pozitif çıkan 44 tutuklu/hükümlünün tedavilerinin devam ettiği kamuoyuna duyurulmuştu. Bu tarihten itibaren kurumda, İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü ile koordineli bir şekilde rutin aralıklarla filyasyon çalışması yapılmıştır. Bugün itibariyle Silivri 7 Nolu L Tipi Cezaevinde 47, Silivri 8 Nolu L Tipi Cezaevinde 35 olmak üzere, COVİD-19 vaka sayısı 82’dir.” ifadelerine yer verildi.

    “Hayatını kaybeden hükümlünün tüberküloz, verem gibi kronik akciğer hastalıkları bulunduğu ve 7 Mayıs’ta sağlık kurumuna sevk edildiği belirtilen açıklama da devamla şunlar belirtildi: “Aynı tarihte Kovid-19 testinin negatif olduğu anlaşılmış olup tedavi sürecinde testi pozitife dönmüş ve hastanede yoğun bakımdaki tedavisi devam ettiği sırada, 21 Mayıs 2020 tarihinde saat 17.45’te hayatını kaybetmiştir. Tedavi süreci devam eden 82 tutuklu/hükümlünün genel sağlık durumları iyidir. Bu kişilerden hiçbir semptom göstermeyen 72 tutuklu/hükümlü doktor kontrolünde kendilerine ayrılan izole bir bölümde, 10’u da sağlık kurumlarında tedavi edilmektedir. Aileleri, tedavi süreçleri hakkında bilgilendirilmiştir.”

     

  • KHK’li Platformları Birliği: Eşit infaz indirimi adaletin gereğidir

    KHK’li Platformları Birliği: Eşit infaz indirimi adaletin gereğidir

    PİRHA – KHK’li Platformları Birliği, yeni ceza infaz düzenlemesine ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, talebin ciddi sağlık riski altında yaşayan tutuklu ve hükümlüler arasında herhangi bir ayrım olmaksızın eşit koşullarda bir infaz indirimi düzenlemesi yapılması olduğu belirtildi. 

    Yeni ceza infaz düzenlemesine ilişkin açıklama yapan KHK’li Platformları Birliği, düzenlemenin herhangi bir ayrım olmaksızın eşit koşullarda yapılması gerektiğini belirtti.

    Açıklamada, “Dünyada ve ülkemizde büyük boyutta sağlık sorunlarına yol açan ve birçok can kaybına sebebiyet veren yüzyılın en büyük küresel salgını korona konusunda birçok ülkede çok ciddi ve sert tedbirler alınmaktadır. Bu çerçevede, sosyal mesafeyi korumanın imkansız olduğu ve temel hijyen koşullarının bile sağlanamadığı cezaevlerinin salgın riskine karşı büyük bir tehdit altında olduğu açıktır. Bu nedenlerle; İtalya, Norveç, İran, Bahreyn, Filistin ve Suriye ile ABD ve Hindistan’ın bazı eyaletlerinde birçok mahpus için önlem olarak tahliye kararı verilmiştir” ifadeleri yer aldı.

    “SİYASİ MAHPUSLARI KAPSAM DIŞINDA TUTMAK HUKUKSUZDUR”

    “Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu, geçen hafta yaptığı açıklamasında, cezaevlerinin infaz indirimi gibi düzenlemelerle acilen boşaltılması çağrısında bulunmuştur. Baroların çağrısı ve kamuoyunda oluşan talepler doğrultusunda hazırlanan yeni yargı paketinde infaz sürelerinde indirim ve denetimli serbestlik süresinin uzatılmasının öngörüldüğü belirtilmektedir. Bununla birlikte terör yargılamalarının kapsamda olmadığı söylenmektedir” denilen açıklama şöyle devam etti:

    “Oysa ki, ülkemizde birçok yasal ve şiddet içermeyen söz ve  eylem;  AB hukuku, Evrensel Hukuku ve Objektif Hukuka  aykırı olarak terör faaliyeti sayılabilmektedir. “Suç ve cezada kanunilik” ilkesi birçok yargı uygulamasında açıkça çiğnenmektedir. Son yıllarda adalet terazisi ile çok oynandığı, yargılamaların adil yapılmadığı da herkesin malumudur. Zira, Terörle Mücadele Kanunu, her türlü muhalif görüş ve düşünceye karşı bir sopa olarak kullanılmaktadır.

    “EŞİT İNFAZ İNDİRİMİ, ADALETİN GEREĞİDİR”

    Böyle bir ortamda, terör yargılamalarını yeni yargı paketinde kapsam dışında tutmak, bu hukuksuz uygulamalara onay vermek anlamına gelecektir.  Terör örgütü üyeliği gibi soyut ithamlar bahane edilerek ve hukuksuz bir terör kılıfı geçirilerek yargılanan siyasi mahpusların diğer “adli mahpuslar gibi eşit koşullarda infaz indirimi” koşullarından faydalanması gerekir. Aksi durum zaten mevcut olan hukuksuzluğu daha da derinleştirecektir.

    Talebimiz; ciddi sağlık riski altında yaşayan mahpuslar arasında herhangi bir ayrım olmaksızın eşit koşullarda bir infaz indirimi düzenlemesi yapılmasıdır. Anayasamızın  10. maddesindeki “eşitlik” ilkesi uyarınca; tüm mahpuslara, özellikle terör kılıfı ile yargılanan, şiddete bulaşmış siyasi mahpuslara eşit hukuk uygulanmalı ve bu kişiler de infaz indirimi kapsamına alınmalıdır. ‘Eşit infaz indirimi’ adaletin gereğidir.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Mahpuslar kelepçe ve zincirli halde tedaviye zorlandı

    Mahpuslar kelepçe ve zincirli halde tedaviye zorlandı

    Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde kalan tutukluların kolları kelepçeli ve zincirli halde tedaviye zorlandığı belirtildi.

    Açlık grevi ve ölüm orucu eylemlerinin sonlandırılması ardından eyleme katılan tutuklulara yönelik gayri insani yaklaşımlar devam ediyor. Birçok cezaevinde tutuklu eylemcilerin hastane sevkleri yapılmazken, Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde kalan eylemcilerinde benzer yaklaşımlara maruz kaldığı ortaya çıktı.

    Cezaevine giderek tutuklu eylemcilerle görüşen avukatlar, eylemlerini sonlandırmaları akabinde tutukluların kelepçeli ve zincirli şekilde tedaviye zorlandığnı belirtti. (HABER MERKEZİ)

  • Hasta mahpus Sise Bingöl tahliye oldu

    Hasta mahpus Sise Bingöl tahliye oldu

    PİRHA- 2017’den bu yana hapishanede bulunan 78 yaşındaki hasta mahpus Sise Bingöl’ün Karataş Açık Hapishanesi’ne nakledildikten sonra tahliye edildi.

    Sîsê Bingöl, Muş’un Varto ilçesine bağlı Badan Köyü’ne Nisan 2016’da köye yapılan bir baskında üç kişi ile birlikte örgüt üyeliği iddiasıyla tutuklanarak Muş F Tipi Hapishanesi’ne gönderilmişti. Hakkında 4 sene 2 ay hapis cezası verilen ve yaşı ve sağlık sorunları nedeniyle hapishanede kalmasının uygun olmadığı için serbest bırakılması yönünde çağrılar yapılan Sîsê Bingöl’ün Karataş Açık Hapishanesi’ne nakledilip nakil sonrası da denetimli olarak serbest bırakıldı. (HABER MERKEZİ)

  • Mahpus Çelikdemir ‘Kronik şizofreni’ tanısına rağmen tahliye edilmiyor-VİDEO

    Mahpus Çelikdemir ‘Kronik şizofreni’ tanısına rağmen tahliye edilmiyor-VİDEO

    PİRHA – 25 yıldır cezaevinde olan ve ağırlaştırılmış müebbet hapis hükümlüsü olan İmam Çelikdemir’e Adli Tıp Kurumu tarafından verilen ‘Kronik şizofreni’ tanısı bulunmasına rağmen tahliye edilmiyor. Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan ağabeyi Müslüm Çelikdemir, kardeşinin yaşamını idame ettiremediğini söyleyerek tahliye edilmesini istedi.

    1995 yılında Ankara’da Hukuk Fakültesi öğrencisiyken Elazığ’da gözaltı alınıp cezaevine giren ve ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen İmam Çelikdemir, Adli Tıp Kurumu’nun ‘Kronik şizofren’ tanısına rağmen Kayseri Bünyan T Tipi Cezaevi’nde tutuluyor.

    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan ağabeyi Müslüm Çelikdemir, kardeşinin cezaevinde hayatını sürdüremediğini  belirterek tahliye edilmesi gerektiğini dile getirdi.

    “BAŞVURULAR REDDEDİLDİ”

    Müslüm Çelikdemir, gözaltı ve rahatsızlanma sürecini şöyle anlatıyor:

    “Kardeşim 1995 senesinden beridir hükümlü. 2000’li yılların başında rahatsızlanmaya başladı. Malatya Cezaevi’nde rahatsızlanmıştı. Yalnız bir hücrede kalmaktaydı. Daha sonra Elazığ Ruh ve Sinir Hastanesi’ne sevk etmişler, orada da kronik şizofreni teşhisi konulmuştu. Sonrasında bir çok cezaevine gönderdiler. Kandıra Cezaevi’ne gönderdiklerinde ilaç vermedikleri için kötü duruma düşmüştü. Hücrede yerde yatıyormuş. Yemek yiyemez haldeydi. Oradan da Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne sevk ettiler. Tedavi gördükten sonra biraz toparlandı. Orada çıkarıp Metris Cezaevi’ne sevk ettiler. Belli sürelerde hastaneye götürüyorlardı.
    Adli Tıp Kurumu’na sevk edildiğinde, kurum kendisine cezaevinde kalamayacak raporu verdi. Verdikleri raporda ‘Kronik şizofren’ yazıyordu. Bu rapor 2002 yılında verildi. Cumhuriyet Başsavcısı tahliye kararı vermedi. Belli bir süre sonra da Edirne F Tipi Cezaevi’ne gönderdiler. Avukat tarafından Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yapıldı. Başvuru, 2017 yılında reddedilerek iade edildi.”

    CEZAEVİ KOMİSYONUNA ÇAĞRI

    Şu anda Kayseri Bünyan T Tipi Cezaevi’nde olan İmam Çelikdemir’in durumu gittikçe ağırlaşıyor. Cezaevinde bulunan arkadaşları tarafından yardım alarak yaşamını sürdüren İmam Çelikdemir için ağabey Müslüm Çelikdemir, evde bakımını yapmaları halinde uygun bir yaşam süreceğini belirtti.

    Çelikdemir, kurumlara şu çağrıyı yaptı:

    “Kardeşimin tahliye edilmesini istiyorum. Dışarıda rahat bir şekilde bizimle yaşayabilir biz bunu istiyoruz. Topluma hiçbir sıkıntı yaratacak durumu yoktur. Cumhurbaşkanlığı’na da Adalet Bakanlığı’na da yazdım, reddedildi. Kamuoyundan bunu dile getirmelerini talep ediyorum. TBMM Cezaevi Komisyonu’ndan da isteğim bu konuyu gündeme getirmeleridir. Daha önce de gündeme geldi ancak reddedilmişti. Kardeşim cezaevindeki arkadaşları sayesinde ayakta durmaktadır. Sivil toplum kuruluşlarının gereken duyarlılığın gösterilmesini talep etmekteyim. 2025 yılında şartlı tahliyesi var ancak 6 yıl kardeşim kendini idame ettiremez.”

    PİRHA/DERSİM

  • Wernicke-Korsakoff hastalarının serbest bırakılması istendi-VİDEO

    Wernicke-Korsakoff hastalarının serbest bırakılması istendi-VİDEO

    PİRHA- F Oturması’nın 352’nci haftasında 19 Aralık 2000’de cezaevlerine yapılan müdahale sonucu Wernicke-Korsakoff sendromuna yakalanan tutuklulardan Kemal Gömi, Mehmet Ali Çelebi, Kemal Özelmalı ve Aslıhan Gençay’ın serbest bırakılması istendi.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Hapishane Komisyonu tarafından hasta tutukluların serbest bırakılması talebiyle Galatasaray Meydanı’nda yapılmak istenen “F Oturması’nın  352’nci haftası da polis tarafından engellendi. İnsan hakları savunucuları bunun üzerine İHD binası önünde açıklama yaptı. Eylemde hasta tutukluların fotoğrafları taşınarak, “Tecrit öldürür dayanışma yaşatır” pankartı açıldı.

    Bu haftaki eylemde, 19 Aralık 2000’de cezaevleri yapılan müdahalenin tanıkları ve aynı zamanda halen cezaevlerinde yaşam mücadelesi veren Wernicke-korsakoff haftası tutuklulardan Kemal Gömi, Mehmet Ali Çelebi, Kemal Özelmalı ve Aslıhan Gençay’ın serbest bırakılması istendi.

    Açıklamayı okuyan İHD Hapis Komisyonu üyesi Hatice Onaran, “Hayata Dönüş” adı verilen ve Türkiye tarihinde kara bir leke olarak yer edinen 19-22 Aralık’ın yıl dönümü olduğunu hatırlatarak, “Uzun süreli açlık grevi ve zorla müdahale sonrasında, Türkiye genelinde 500’e yakın mahpus hafıza ve denge problemi ile kendini gösteren Wernicke-Korsakoff sendromuna yakalandı. Tespit edebildiğimiz kadarıyla bu hastalığa yakalanarak bedensel bütünlüğünü kaybetmiş 34 mahpus halen hapiste tutulmaktadır” dedi.

    11 KEZ HASTANEDE KALAMAZ RAPORU VERİLDİ

    47 Yaşındaki Kemal Gömi’nin müebbet tutuklu olarak 1992 yılından bu yana cezaevinde olduğunu ve 2000 yılında Kandıra Cezaevinde 270 gün ölüm orucunda kaldığını belirten Onaran, “Bunun sonucunda Wernicke-Korsakoff sendromuna yakalanmış ve sinir sistemleri bozularak ağır şizofreni hasta haline gelmiştir. Ziyaretine giden aile üyelerini bile tanıyamayan ve hastaneden 11 kez hapishanede kalamaz raporu alan Kemal Gömi şimdilerde yaşamını Bolu F Tipi Hapishanesi’nde tek kişilik bir hücrede geçirmektedir.” diye ifade etti.

    TAHLİYEYE ‘GÜVENLİK’ ENGELİ

    Mehmet Ali Çelebi’nin de 1996 yılında yaptığı ölüm orucu eylemi sonrasında Wwernicke-korsakoff sendromuna yakalandığını ve aynı zamanda şizofreni tanısı da konularak tahliye edildiğini dile getiren Onaran şunları ifade etti: “Ancak Mehmet Ali Çelebi, 2012 yılında Yargıtay’da dosyasının müebbet hapis cezası olarak onanmasının ardından yeniden tutuklanmıştır. Wernicke-Korsakoff ve şizofreni hastası Çelebi, ilerleyen hastalığı sebebiyle herkesi ajan, provakatör ve polis olarak görüyor. Günlük yaşantısında toz ve mikrop takıntısı var. Hava tozlu olur diye havalandırmaya çıkmıyor, çamaşırlarını dışarıya asmıyor, başkalarının eşyalarına dokunmuyor. Kullandığı her eşyanın sağlığına zararlı olduğunu düşünüyor. Tekirdağ 2 Nolu F Tipi Hapishanesi’nde tutulan ve 20 yaşından sonrasını hatırlamayan ve konulan rahatsızlık tanılarına rağmen cezası ortadan kaldırılmayan Çelebi’nin infazının ertelenmesi için 19 Şubat 2013’te savcılığa dilekçe verilmesine rağmen savcının ‘Cezasının infazının ertelenmesi toplum güvenliği bakımından tehlikeli’ denilerek tahliye edilmemiştir.”

    ‘HASTANEDE KALAMAZ RAPORUNA RAĞMEN’

    54 yaşındaki Kemal Özelmalı’nın 2000 yılında 300 gün sürdürdüğü ölüm orucu sonrasında Wernicke -Korsakoff sendromuna yakalandığını kaydeden Onaran,”Sendrom nedeniyle tek başına kişisel ihtiyaçlarını karşılayamayan ve hapishanede olduğunun bile farkında olmayan Kemal Özelmalı geçtiğimiz aylarda ATK’ye sevk edilmek için 2 aya yakın açlık grevi yapmış, 7 Aralık’ta bilincinin kapanması üzerine hastaneye kaldırılmıştı. Hapishanede kalamaz raporu olan Özelmalı hastaneden çıkarılarak, yeniden Adana Kürkçüler F Tipi Hapishanesi’ne getirildi. Wernicke-Korsakoff sendromunun yanı sıra hareket etmede ve nefes almada zorluk yaşayan Kemal Özelmalı son süreçte açlık grevine girdiğini bile hatırlamamıştır” ifadesini kullandı.

    “MAHPUSLARIN DURUMU ENDİŞE VERİCİDİR”

    44 Yaşındaki Aslıhan Gençay’ın 2000 yılında Uşak Cezaevi’nde 240 gün ölüm orucunda kaldığını, sonrasında Wernicke-Korsakoff sendromuna yakalandığını ifade eden Onaran şöyle devam etti: “2001 yılında cezasının 6 ay ertelenmesi sonucu tahliye edilir. Nisan 2016 tarihinde Yargıtay’da ki davasının sonuçlanmasının ardından tekrar tutuklanan Aslıhan Gençay’ın, Wernicke-Korsakoff sendromu dışında, majör ve manik depresif duygu bozukluğu, migren, boyun ve sırt ağrıları, kronik bronşit, astım, bacaklarda dizden aşağıda sinir ölümü ve dolaşım bozukluğu bulunmaktadır. Rahminde tespit edilen kitlenin ağrı yaptığını ve kanamaya neden olduğunu belirten Gençay halen Tarsus Kampüs Kadın Hapishanesi’nde tutulmaktadır.”
    Wernicke-korsakoff sendromuna yakalanan tutukluların durumlarının endişe verici olduğunu söyleyen Onaran, “Bizler insan hakları savunucuları olarak Adli Tıp Kurumu’nun hastane raporlarını dikkate alarak sorumlu davranmasını; Kemal Gömi, Mehmet Ali Çelebi, Kemal Özelmalı, Aslıhan Gençay ve Wernicke Korsakoff sendromuna yakalanmış tüm ağır hasta mahpusların serbest bırakılması için gerekli adımların atılmasını istiyoruz” diye konuştu.

    Açıklama, sloganlarla sona erdi. (HABER MERKEZİ)

     

  • Korsakoff hastası İdris Yiğit, 19 Aralık cezaevi operasyonunu anlattı-VİDEO

    Korsakoff hastası İdris Yiğit, 19 Aralık cezaevi operasyonunu anlattı-VİDEO

    PİRHA- İdris Yiğit, Korsakoff hastası. 19 Aralık cezaevi operasyonları sırasında İstanbul Ümraniye Cezaevi’ndeydi. Yiğit, yaşananları anlatırken, “Açlık grevlerini ve ölüm oruçlarını gündemden çıkarmak ve insanlarımızı bu eylemlerde kaybetmek istemiyorsak dışarıda demokrasi bilincini geliştirmeliyiz, kitle hareketini geliştirmeliyiz” diyor.

    19 Aralık Katliamı’nın üzerinden 18 yıl geçti. O gün cezaevlerine yapılan operasyonlar ile 30 kişi öldürüldü, yüzlerce kişi ağır şekilde yaralandı. Katliamın yıldönümünde dönemin tanık ve mağdurlarından Wernicke Korsafoff hastası İdris Yiğit yaşananları PİRHA’ya anlattı.

    Yaklaşık 10 yıl hapishanede kalan İdris Yiğit, 19 Aralık operasyonunda İstanbul Ümraniye Cezaevi’ndeydi. Yiğit, “Biz devletin F tipi hazırlığını biliyorduk, operasyonla bizi F tiplerine göndereceğini de kestiriyorduk ama operasyonu önlemek için bazı siyasi hareketler açlık grevine başlamıştı” diye sözlerine başladı.

    Daha sonra bu açlık grevinin ölüm orucuna çevrildiği o süreçte devlet ile görüşmelere başladığını söyleyen Yiğit, “Oysaki bir tarafta da devlet yaklaşık 1 yıl önce de ‘Nasıl bir operasyon yaparız?’ onun hazırlığı içerisinde. Kamuoyuna ‘biz görüşmek istedik, daha iyi koşullar sağlamak istedik ama bunlar kabul etmedi’ mesajını vermek için görüştü.” dedi.

    “HER TARAFTAN SİLAH SESLERİ GELİYORDU”

    Ümraniye Cezaevi’nde 3 gün yaşadıkları süreci şöyle anlattı:

    “Sabaha doğru çoğu zaman yaptıkları gibi saat 05.00’te hapishaneyi silahlarla bastılar ve biz yataklarımızdan uyandık. Ben çoğu zaman siyasi hayatımda sormuşumdur ‘Bu kadarı da olmaz’. O gün de kendime sormuştum, ‘Ya bu kadarı da olur mu?’ diye. Gerçekten de oluyormuş. Her seferinde devletin uyguladığı şiddet boyutu bizi şaşırtıyor. Aslında şaşırmamamız gerekir ama nedense böyle bir duyguya kapılıyoruz. Her taraftan silah sesleri geldi. Biz hemen koştuk barikat kurabilecek kapıları tutabileceğimiz kadar tuttuk. Ondan sonra gaz sıkmaya başladılar ulaştığı yerlere kadar. Biz daha önce de gaz maskesine benzer şeyler yapmıştık aslında pet şişelerden ama pek işe yaramadı. Durduğumuz kadar durabildik. Duramadığımız yerlerde de başka koğuşlara gittik. Devlet bir yandan da aslında şunu yapmaya çalışıyordu; hem silah sıkarak, hem gaz sıkarak bizi teslim olmaya zorluyordu. Daha sonra da ‘işte bak teslim oldular’ görüntüsü vermek istiyordu. Ama biz de elimizden geldiği kadar bir direniş sergiledik, her girdiğimiz koğuşta hem üstte hem yanda matkapla duvarları deliyor, deldikten sonra da içeriye gaz sıkıyorlardı. Orada duramaz hale geldiğimiz zaman en uygun başka bir koğuşa geçiyorduk.”

    “HÜCREDE DUVARA DİZİP İŞKENCE ETTİLER”

    “Ümraniye hapishanesinde bu süreç 3 gün sürdü. 3 gün sonra artık gidebileceğimiz hiçbir yer kalmayınca dışarı çıktık. Özel güvenlik güçleri gelmişti oraya. Bunların bir kısmı sözlerinden de anlaşılıyordu, Kürdistan bölgesinde savaşan tiplerdi. Çünkü aralarında ‘bunlar biraz mürekkep yalamış tipler, diğerleri daha farklı’ diye konuşuyorlardı. Ondan sonra da biz arkadan kelepçeyle bağlandık, ringe kadar götürdüler. Ringe giderken de askerler sıraya girmişti tekmeler arasında ringe bindirildik. Ümraniye’den Kandıra F tipine gittik. Kandıra F tipinde de önce askerler arıyor. Bir gerekçe yani aslında amaç orada siyasi kimliğimizi ezmek, kişiliğimizi ezmek. Yaptırımlar tamamen buna yönelikti. Asker ‘soyun’ diyor oysaki daha önce bakmışlardı bize. Yani orada bizim kişiliğimizi ölçüyorlar aslında. Soyunmadığımız zaman tekme tokat kendileri soydular. İki adım ötesine gidiyoruz bu sefer gardiyanlar ‘soyun’ diyor. ‘Biraz önce askerler baktı’ diyoruz aldırmıyorlar. Tabi bunların niyetleri farklı. Sonra gardiyanlar tekme tokat soydular. Örneğin benim orada hiç bir giysimi vermediler. Sadece atlet külotla hücreye gittim. Hatta beni hücreye götüren iki gardiyan vardı duvara dizdiler onlar da hızlarını alarak karate yapar gibi orada da işkence yaptılar.”

    WERNİCKE KORSAKOFF TEŞHİSİ

    Cezaevinde 1996’da B1 vitamini alamadığı için Wernicke Korsakoff teşhisi de konulan Yiğit, yaşadığı sağlık sorunlarına da değindi:

    “B1 almadığımız için vücut çok hızlı düştü. Aldığımız şekerli suyu bir süreden sonra kabul etmemişti. 1996’nın son günlerine doğru çift görmeye başlamıştım çünkü. Bilinçte de gelip gitmeler oluyordu. Aslında o süreçten sonra bize sendikada müdahale ettiler. Ne kadar bilinçli olduğunu bilmiyorum tabi. Ama ondan sonra bende wernicke değil ama korksakoff dediğimiz unutkanlık, yeni bilgileri kaydetmeme başlamıştı. Fakat 2000’de ben daha uzun süre gitmiştim 186 gün. O süreçte de sonlara doğru artık etkilenmiştim kusuyordum, hareketlerimde yavaşlık başlamıştı. Ama o süreçte devlet şöyle bir politika izledi: Eylem çok kitlesel olduğu için eylemi boşa çıkarmanın bir yolu olarak da ölümü yaklaşanları dışarı bıraktı Adli Tıp kararıyla. Yanılmıyorsam 399 diye bir yasa. Sona doğru ben dışarı çıktım artık. Dışarıda ise TİHV’de tedavi gördük. Daha sonra evde tedavi gördüm. Şimdi Wernicke Korsakoff teşhisi olmakla birlikte görece daha iyiyim. Çünkü bazı arkadaşlarım Wernicke gezemiyorlardı, hareketlerinde de zorluk çektiler. Benim onda zorum yok ama Korsakoff boyutuyla unutkanlık ve yeni bilgileri kaydetmem gibi bazı sorunlarım var.”

    Yiğit, 2000’de Adli Tıp kararı ile tahliye edildi.

    “DEMOKRATİK TOPLUMUN VİCDANINI HAREKETE GEÇİRMEK İSTEDİK”

    Ölüm orucunun mahpusların son başvuracağı bir eylem biçimi olduğunu söyleyen Yiğit, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Orada seçeneksiz kalıyorsun aslında. Ya ileriye doğru kişiliğini teslim alacaklar, kişiliğinden siyasi kimliğinden vazgeçeceksin ya da bir eylem koyacaksın ama bu eylem de güçlü bir eylem olmalı. Ölüm orucu dışında da pek böyle keskin bir eylem biçimi olmuyor. Biz orada ölüm orucuna giderken biz ölsek de bu devletin geri adım atmayacağını biliyorduk. Aslında ölüm orucunun amacı dışarıda demokratik toplumun vicdanını harekete geçirmek onları sokağa çağırmak, sokaktaki gücün de devlete karşı bir yaptırıma dönüşmesi ve devletin geri adım atması idi. İçerideki açlık grevi ve ölüm orucunun bir boyutu da kişiliğini kimliğini savunmak yaptırım gücü ile dışarıdaki kitleleri harekete geçirdiği sürece anlamlı  olabilir. Fakat o süreçte çok kitlesel bir ölüm orucu eylemine gitmemize karşın dışarıda kitleleri harekete geçiremediğimiz için ölüm orucu maddi anlamda bir kazanımla bitmedi. Ama Seyit Rıza’nın dediği gibi ‘biz de diz çökmedik’. Bunları da devlet hiçbir zaman unutmayacak ve gelecek nesillere de bu boyutuyla aslında siyasi bir miras bıraktık.”

    “BU BASKI SÜRDÜKÇE EYLEMLER DEVAM EDECEK” 

    Devletin baskısı sürdüğü sürece ölüm orucu ve açlık grevlerinin bitmeyeceğini söyleyen Yiğit, konuşmasına şöyle devam etti:

    “İşte bugün bir milletvekili meclisin dahi sesini çıkaramadığı Leyla Güven, uzun süreli bir açlık grevinde. Bu eylemin nereye evrileceğini de bilmiyoruz. Ben Leyla Güven’in eylemine baktığım zaman şunu yine görüyorum; bizim gibi ülkelerde, toplumlarda toplumsal kültür, demokrasi kültürü gelişmedikçe sokakta kitlesel olarak hak alma bilincimiz gelişmedikçe galiba içeride daha çok açlık grevleri, ölüm orucu gibi eylemler olacak. Çünkü devlet içeridekileri sadece tutsak almakla yetinmiyor ki onlara dayatmalarda bulunuyor. İşte bugün F tipinde örneğin çok konuşulmasa da ileriye dönük tek tip elbise gündemde. Tek tip elbise de siyasi tutsakların kimliğine yönelik bir saldırıdır. Bunu kabul etmeyeceğini devlet de biliyor. Böyle bir şey gündeme geldiği zaman ne olacaktır yine açlık grevleri, yine ölüm oruçları gündeme gelecektir. Açlık grevlerini ve ölüm oruçlarını gündemden çıkarmak ve insanlarımızı bu eylemlerde kaybetmek istemiyorsak dışarıda demokrasi bilincini geliştirmeliyiz, kitle hareketini geliştirmeliyiz.”

    PİRHA/İSTANBUL