Etiket: Mahsuni Şerif

  • Âşık Mahzuni Şerif’in 24. ölüm yıl dönümü: Sazı adaletin, sözü mazlumun sesi oldu!

    Âşık Mahzuni Şerif’in 24. ölüm yıl dönümü: Sazı adaletin, sözü mazlumun sesi oldu!

    PİRHA – Alevi-Bektaşi dünyasının ve Anadolu halk kültürünün en güçlü nefeslerinden biri olan büyük ozan Âşık Mahzuni Şerif, Hakka yürümesinin 24. yıl dönümünde sevgi, saygı ve özlemle anılıyor. Sazını adaletin, mazlumun ve ikrarın sesi kılan Mahzuni Şerif, ardında salt bir müzik mirası değil, toplumsal hafızaya kazınan bir direniş ve inanç belleği bıraktı.

    17 Mayıs 2002’de Almanya’nın Köln şehrinde Hak dünyasını değiştiren ve vasiyeti üzerine Serçeşme’nin kalbine, Hacı Bektaş Veli toprağına sırlanan Mahzuni Şerif, ömrünü ezilenlerin, yoksulların ve inancı yüzünden yok sayılanların davasına adadı.

    ELİNDE SAZI, DİLİNDE HAK KELAMI: ŞERİF CIRIK’TAN MAHZUNİ ŞERİF’E

    Maraş’ın Afşin ilçesine bağlı Berçenek köyünde, ensar-muhacir ve ocak kültürünün içinde büyüyen Şerif Cırık, askeri okul sıralarından dünya görüşü ve inancı nedeniyle tasfiye edildiğinde, kendisine asıl menzil olarak Hak ve halk yolunu seçti. Kendisine rehber edindiği ozanlık geleneğini çağdaş bir toplumcu çizgiyle buluşturan Mahzuni, Çeşmi Siyahım” ile içsel yolculuğu, “Yuh Yuh” ile de yozlaşmış düzene karşı duruşu örgütledi.

    O, sadece bir türkü yorumcusu değil; yüzyıllardan süzülüp gelen Şah Hatayi, Kul Himmet ve Pir Sultan Abdal ekolünün 20. yüzyıldaki modern bir taşıyıcısı, toplumsal adaletsizliğe başkaldıran çağdaş bir dervişiydi.

    Mahzuni Şerif’in muhalif duruşu ve Alevi-Bektaşi kültürünün hakikatini her platformda haykırması, egemen sistemin radarına girmesine neden oldu. Türküleri yasaklandı, plakları meydanlarda yakıldı, defalarca gözaltına alındı ve cezaevi duvarlarıyla karşılaştı.

    Sivas Madımak Katliamı başta olmak üzere, bu toprakların yaşadığı tüm acıları yüreğinde hisseden ozan, Elbistan Mahkemesi’nde yargılanırken dahi inancından ve sözünden taviz vermeyerek halkın vicdan mahkemesinde çoktan beraat etmişti. O, baskılara karşı her zaman Şah-ı Merdan’ın adaleti ve Pir Sultan’ın direnciyle durdu.

    Bugün Hacıbektaş’ta, Çilehane eteklerinde sırlandığı yerde yatan Mahzuni Şerif, sömürüye, asimilasyona ve adaletsizliğe karşı deyişleriyle hala aramızda yaşamaya devam ediyor.

    HABER MERKEZİ

  • Kısaslı Aşık Berdari: Zakirler, taliplerin sorularına cevap verebilecek donanımda olmalı!-VİDEO

    Kısaslı Aşık Berdari: Zakirler, taliplerin sorularına cevap verebilecek donanımda olmalı!-VİDEO

    PİRHA -Kısaslı Aşık Berdari, zakirliğe nasıl başladığını, bağlama ile Alevi inancının ilişkisini, kent yaşamındaki Aleviliği anlattı. Aşık Berdari, “Toplum bir ormana benzer. Kurumaya yüz tutmuş ağaçları çekip yerine yeni bir fide dikmediğiniz müddetçe o orman yok olur. ‘Yol incelir ama kopmaz’ deniliyor ancak, gençlerimize kültürümüzü aşılamadığımız müddetçe gidişatımızın iyi olmadığını söylemek isterim. Dedenin, zakirin, topluma faydalı olması gerektiğine inanıyorum” dedi. 

    ‘Aşık Berdari’ olarak bilinen İbrahim Halil Elveren, 1968 yılında Urfa’nın Haliliye ilçesine bağlı Kısas köyünde doğdu.

    “Henüz dünyaya gelmeden, ana karnında cemlerde bulundum” diyen Aşık Berdari, çocuk yaştan itibaren cemlerde, sohbetlerde yer alarak kendisini yetiştirdi. Önce büyüklerinden özenerek eline aldığı bağlamaya, ardından ise kelimeleri özenle birbirine yakıştırarak şiir yazmaya başladı. Zakirlik yolunda pişmeye başlayınca Âşık Doksandaon’dan (İsmail Kondu) ‘Berdari’ mahlasını aldı.

    İlk ve Ortaokul eğitimini Kısas’ta tamamlayan Aşık Berdari, Şanlıurfa Endüstri Meslek Lisesi Ağaç İşleri ve Mobilya bölümünden mezun oldu. Üniversite eğitimini ise İşletme bölümüyle sonlandıran Berdari, yaşamının sonraki bölümünü Ankara’da geçirmeye karar verdi.

    Çankaya Belediyesi Kültür ve Sosyal İşler Müdürlüğü’nde çalışma yürüten Aşık Berdari, yaşamı boyunca çok sayıda şiir ve besteye de imza attı.

    “AŞIKLARIN TINILARI İLE BÜYÜDÜK”

    Aşık Berdari ile zakirliğe nasıl başladığı konusunda sohbet ettik. Kısas köyünün, aşık ve ozanlık geleneği bakımından sahip olduğu değerlere işaret eden Berdari, şu ifadeleri kullandı:

    “Kısas o civarda tek Türkmen Alevi köyü. Sonradan bölgeye yerleşmiş, içimizde %30’a yakın bir Sünni nüfus da var. Kısas’ta periyodik olarak her hafta perşembe günleri cem yapılır. Her akşam gençler, yaşlılar, Kısaslı insanlar köy odasına gelir, güncel ya da bilmediği konular hakkında cevaplar almak için oradaki bilge insanlarla sohbet eder. Dolayısıyla cemde büyümenin vermiş olduğu avantajla, Doksandaon, Dertli Divani, Aşık Sefai, Aşık Büryani, Aşık Halimi, Aşık İsyani, Aşık Meftuni, Aşık Fedai gibi büyüklerin yanında, onların tınıları ile büyüdük. O Usta çırak ilişkisinden kaynaklı 16 yaşlarında bir bağlama ile cemlerde zakirliğe başladım.”

    “ZAKİRLERİN DONANIMLI OLMASI GEREKİYOR”

    Zakirliğin sadece bağlama çalıp söylemenin de ötesinde olduğunun altını çizen Aşık Berdari, “Hissedilerek icra edilmeli” diye de belirtiyor. Zakirlik yapan bireyin, toplumu aydınlatma rolünün de olduğunu anlatan Aşık Berdari sözlerine şöyle devam etti:

    “Alevilik’te 5 temel unsur var; bunlar istek, bilmek, inanmak, ilerlemek ve mevzilenmek. Önce zakir olmak isteyeceksin. Günümüzde saz çalanlara ‘Zakir’ deniliyor. Halbuki kelime anlamı ‘zikreden, söyleyen’ anlamındadır. Kısas’ta çok iyi zakirlerimiz vardı. Hüseyin Öztürkmen, Mehmet Erdem, Bakır Polat gibi ismini sayamayacağım zakirlerimiz vardı. Cemde en büyük yük zakirlerdedir. Zaten cemi yürüten baba, dede, pir, mürşit olmadığı dönemlerde cemi yürütme görevi zakirlere düşer. O nedenle zakirler her yönden gelişmiş olmalı. Gerekirse Sıtkı’dan, Sadık’tan, Virani’den, Nesimi’den, 7 Ulu Ozan’dan ve aynı zamanda güncel konularda; yani gelen taliplerin sormuş olduğu sorulara cevap verebilecek, kendi kendini yetiştirebilmiş, donanımlı olması gerekiyor.”

    “BAĞLAMA, ALEVİLİK İÇİN GÜL İLE BÜLBÜL GİBİDİR”

    Aşık Berdari, memleketi Kısas’ta bağlama sanatına olan ilgiye de dikkat çekti.

    Enstrüman olarak bağlamanın Alevi inancındaki yerini de yorumlayan Aşık Berdari, “Bağlama, Alevilik için gül ile bülbül, et ile tırnak, can ile ciğer’ gibidir. Çocukluk dönemlerimizde deyiş söyleyenlere ‘ayet söylüyor’ anlamında bakılırdı. Ayetleri cüra ve bağlamamızla dile getirmişiz. Alevi kültürünün bir yazılı kaynağı yok, hep yok edilmiş. Hatta günümüzde bile dağlara sürülüyor, yok sayılıyoruz. İşte o dönemlerde Aleviler, cemlerinde bağlamalarıyla ibadet ettikleri gibi bütün dert, neşe, hüzün ve kederlerini de bağlamayla dile getirdiklerinden dolayı bağlama ve deyiş Alevilikte ayrılmaz bir ikilidir.”

    “CEMLERDE DAİMA DOKSANDA ON’UN YANINDA OTURDUM”

    Aşıklık geleneğinde ‘pişmenin’ bir sonu olmadığını ifade eden Berdari, öğretinin sınırsız olduğunu da vurguladı.

    Aşık Berdari “Mesela cemi yürüten kişi ‘Bildiğimizin alimi, bilmediğimizin talibiyiz’ der. Dipsiz bir umman, kainat gibi düşünmek gerek. Dolayısıyla ‘ben bu işi çok iyi biliyorum, ben bu işin üstadıyım’ demek uygun değil. Mesela günümüzde çok iyi bağlama çalan canlarımız var, bizler de topal karınca misali bu yolda yürümeye devam ediyoruz” diye de ekledi.

    Kısas’ta yapılan cemlerde olgunlaşmaya başladığını belirten Aşık Berdari, feyz aldığı isimlere de değindi. “En fazla Doksanda On’dan (İsmail Kondu) etkilendim” diyen Berdari, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:

    “Sesi, bağlaması güzel olan çok sayıda ağabeylerimiz vardı, bağlamaya başlamamızda mutlaka onların etkisi oldu ama Doksanda On’daki felsefi içerikli eserlere, onun okur-yazar olmayışı, Kısas’tan farklı bir yere gitmeyişi ve ‘ağzından çıkan kelimeleri nasıl olur da yazar?’ sorusu beni ona itmeye başladı. Cemlerde sürekli yanında otururdum. Daha sonra Aşık Hüdai, Mahsuni Şerif ile de çok zaman geçirdim. Onlardan etkilendim diye düşünüyorum. O dönemlerde Kısas taraflarına deyiş türünde kasetler de gelmezdi. Almanya’dan ya da Hacı Bektaş Veli anma törenlerine giden canlarımız, Mahsuni Şerif, Aşık Gülabi, Ali Nurşani’nin kasetlerini getirirlerdi. Ama sorunlarımızı dile getiren Mahsuni Şerif olduğundan olsa gerek Mahsuni’den çok etkilendim. ‘Gökte uçan kılavuzsuz kuş olmaz’ denir. Daimi Baba da der ki ‘Kaptan kaba doldum boşaldım’. Yani boş bir kabı, diğer bir dolu kaptan doldurduğunuz zaman en azından bulaşığı kalır. Yani o tür zakirlerle oturduğunuz zaman ister istemez o kültüre ilgi duyma düşüncesi geçiyor. Kırsal kesimde saz çalıp değiş söyleyen, toplum kurallarına riayet edenleri biraz daha el üstünde tutarlar. Bu da yeni başlayanlar için güzel bir etkileşim olabiliyor.”

    “İNANCIMIZIN GİDİŞATI İYİ DEĞİL”

    Aşık Berdari, Alevi inancının şehirde nasıl değişime uğradığı konusu üzerinde de durdu. “Asıl Alevilik kırsalda kaldı diyen Berdari, günümüz cemevlerinin işlevsiz halini de eleştirdi. İnanç içerisindeki olumsuz değişimlere dikkat çeken Aşık Berdari şunları söyledi:

    “Toplum, bir ormana benzer. Çürümüş veya kurumaya yüz tutmuş ağaçları çekip, yerine yeni bir fide dikmediğiniz müddetçe o orman yok olmaya mahkum olduğu gibi biz, gençlerimize bu kültürü aşılamadığımız müddetçe; ‘evet yol incelir ama kopmaz’ deniliyor ancak ben gidişatımızın iyi olmadığını söylemek isterim. Dedenin, zakirin topluma faydalı olup, bilgi vermesi gerekir. Bu insanların kendi kendini formatlaması ve yeteri kadar, en azından bilgi sahibi olması gerektiğine inanıyorum. Yoksa her yerde koca cemevi binaları var ancak içinde sadece yaşlılar yer alıyor!”

    “HER ŞİİR YAZAN ŞAİR, OZAN, AŞIK OLMUYOR”

    Aşık Berdari, son olarak zakirlikte söz üretip, beste icra etmenin önemine değindi. Şiir yazmayı “Uzun konuları kısa dörtlüklerle yerinde anlatma sanatıdır” sözleriyle tarif eden Aşık Berdari, şöyle devam etti:

    “Hüdai Baba ile Ankara’da sık sık görüşürdük. Bir sabah bir araya geldiğimizde ‘Akşam ben doğurdum’ dedi. Ben de ‘Ne alem adamsın, ‘doğurdum’ demek nedir?’ diye sormuştum. O da bana ‘şiir yazdım şiir’ diye cevap vermişti. Yani Deryami Babanın bahsettiği gibi;

    ‘Duygu yüzdür yazdığın hiçtir
    Duygu’nun satıra geçmesi güçtür…’

    Mesela ben şiir yazmıyorum, şiir ‘beni yaz’ diyor. Ayrıca ozanlarda, aşıklarda en önemli konu; ozan çağına ışık tutmalı.
    Feyzullah Çınar’ın dediği gibi ‘Kefeni boynunda, bağlaması elinde’ olmalı. Söyleyebileceklerini yazmalı, söyleyemeyeceklerini yazmamalı. Haklının yanında, haksızın karşısında olmalı. Ozanlık zordur. Bizim felsefemizdeki gibi ‘demirden leblebiye, ateşten gömlek’ misali öyle her şiir yazan da şair, ozan, aşık olmuyor diye düşünüyorum. Mesela bizim düşüncemizde bir insanın dili, dini, ırkı, rengi, cinsiyeti ne olursa olsun ayırmayız. Yunus’un felsefesindeki gibi yaratılanı yaratandan dolayı seviyoruz. Yani bedel ödenmeyince hiçbir şey olmuyor. Doğruya doğru, yanlışa yanlış demek gerekiyor.”

    Eren GÜVEN/ANKARA 

  • Aşık Mahzuni Şerif’in aramızdan ayrılışının 20. yılı-VİDEO

    Aşık Mahzuni Şerif’in aramızdan ayrılışının 20. yılı-VİDEO

    PİRHA- “İşte gidiyorum çeşm-i siyahım” deyip yüce dağlarda dolaşıp, sesini ayağına cennet sunulsa da viran bağlarda çıkaran, acılardan ilacını alan, Pir Sultanlar gibi darağacını göğüsleme direncinde olan, Hakk’ın davasını güden ve sınıfsız bir okulun kurulmasını isteyen, Aşık Mahzuni Şerif, 20 yıl önce bugün sokaklarda, caddelerde, evlerde, işyerlerinde, radyolarda, fabrikalarda, tarlalarda, köylerde, şehirlerde, konser alanlarında yükselen eserler bırakarak, Hakk’a yürüdü.

    “Tevellüdüm merak ise miladî otuz dokuz
    Kasımın on yedisinde Zeynel babadan geldim.
    Döndü anaya rahmolmuş, ehlibeyt meftunuyuz
    Ben faninin acısına, seyrü sefadan geldim” diyen Aşık Mahzuni Şerif, 20 yıl önce bugün Almanya’nın Köln kentinde aramızdan ayrıldı. Bedeni her ne kadar aramızda olmasa da, 62 yıllık yaşamında, bugünlerde daha fazla dillerde dolaşan Yetim sırtından doyan doyana/Gönül bu oyuna nasıl dayana?/ Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana/ Bilmem söylesem mi, söylemesem mi?” gibi geçmişten günümüze taşınan bir çok unutulmaz eser bıraktı.

    Maraş’ın Afşin ilçesinin Berçenek köyünde dünyaya gelen Aşık Mahzuni Şerif, bağlamaya amcası Aşık Fezai (Behlül Baba) sayesinde merak saldı. Okul hayatına kendi köyünde başlayan Mahsuni Şerif, Astsubay Okulunu bitirdikten sonra, hayatını müziğe adadı.

    Mahzuni Şerif Ankara’da, Fikret Otyam, Feyzullah Çınar, Nesimi Çimen, Aşık Daimi, Kul Ahmet gibi ozanla bir araya gelmeye başladıktan sonra ülke genelinde ve dünyada tanınmaya başlandı ve 1989-1991 yılları arasında Halk Ozanları Federasyonu tarafından dünyanın en büyük 3 ozanı arasında gösterildi.

    “YEDİ SÜLALEM KIZILBAŞ’TIR”

    Seslendirdiği eserlerinden dolayı birçok soruşturma açılan Mahzuni Şerif kısa aralıklarla birkaç kez de hapse düştü.

    68’in devrimci önderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edildiği dönemde başbakan olan ve balyoz lakabıyla anılan “Gerekirse demokrasilerin üstüne şal örtmeli” sözü nedeniyle de Aziz Nesin tarafından kendisine Şalcı Nihat denen, Nihat Erim için yazıldığı iddia edilen “Erim erim eriyesin” türküsünü plağa okuması yüzünden hapse konuldu.

    Evli, sekiz çocuk, dört torun sahibi olan Mahzuni Şerif konser için bulunduğu Fransa’dan akraba ziyareti için gittiği Almanya’nın Köln kentinde 17 Mayıs 2002 tarihinde Hakk’a yürüdü ve vasiyeti üzerine Nevşehir’in Hacı Bektaş ilçesinde toprağa sırlandı.

    Vefat ettiğinde, 2001 yılında, “Elhamdülillah Kızılbaş’ım ve laikim. Ben değil, yedi sülalem Kızılbaş’tır. Bir suç varsa o da dedemdedir” dediği için, DGM tarafından aleyhinde açılan dava henüz sonuçlanmamıştı.

    “BEN AĞUÇEN OCAĞI’NDAN BİR ALEVİYİM”

    Mahzuni Şerif’in “Ben Alevi olamam ki olsam da bilemem ki” sözlerinden kaynaklı tartışmalara şu sözlerle karşılık verir:

    “Çok iyi bir Alevi olmama rağmen hayatımda hiç Alevicilik yapmadım. İnsanı insandan üstün görmek gibi bir yanlışa düşmedim. Uzun senelerdir Türkiye’de benim Sünni’den dönme bir insan olduğum hakkında çok yaygaralar koptu. Bu kesin olarak yanlıştır. Ama benim Elbistan-Hasanköy’de kalan akrabalarım Hatay’da, Nurhak’ta, Sivas ve Malatya’ya yerleşip kalmış olan akrabalarımın çoğu asimile edilerek Alevilikten Sünniliğe döndürülmüştür. Bu doğru. Hatta Hasanköy’de kalan babamın öz amca çocukları aşırı sağcı ve Turancı geleneklere bağlı birer Sünni olarak hayata devam etmektedir. Şurası muhakkak ki insan insandır. Ama ben Ağuçen Ocağı’ndan bir Aleviyim.”

    Aşık Mahzuni’nin Berçenek köyünde ithafen yazdığı ‘Oy Bizim Eller’ ve ‘Acı Doktor’ bestelerinin yanı sıra; Dom Dom Kurşunu, Yedin Beni, Yuh Yuh, Mevlam Gül Diyerek, Merdo, Dostum Dostum, Han Sarhoş Hancı Sarhoş, Çeşmi Siyahım, Yalan Dünya, Ağlasam mı?, Katil Amerika, Bu Mezarda Bir Garip Var gibi dilden dile yayılmaya devam eserlerinin yer aldığı 453 plağı, 58 kasedi ve yayımlanmış 8 kitabı bulunuyor. Ayrıca TRT tarafından hakkında çekilmiş 2 belgeseli olan Aşık Mahzuni’nin türküleri “Mahsuni’ye saygı” albümünde dahil pek çok sanatçı tarafından seslendirilmiştir.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Köylerine hizmet alamayan Aleviler isyan etti: Bizleri, mültecilere imrendirir duruma getirdiniz-VİDEO

    Köylerine hizmet alamayan Aleviler isyan etti: Bizleri, mültecilere imrendirir duruma getirdiniz-VİDEO

    PİRHA-Afşin ilçesine bağlı Haticepınarı, Oğlakkaya ve Örenli köylerinde yaşayan yurttaşlar, Alevi ve Kürt kimlikleri sebebiyle hiçbir kamu hizmetinden faydalanamıyor. Örenli köyünde yaşayan İsa Berk, “Temiz suyumuz, yolumuz yok. Çöplerimiz de ayda bir toplanmakta. Bizleri, mültecilere imrendirir duruma getirdiler” sözleriyle yaşadıkları mağduriyeti özetledi.

    Alevi inancının yoğun yaşandığı Maraş’ın Afşin ilçesinde yurttaşlar, kültürel kimlikleri sebebiyle ayrımcılığa maruz kalıyor.

    Örenli, Haticepınarı ve Oğlakkaya köylerine, Alevi ve Kürt olması sebebiyle hiçbir kamu hizmeti götürülmüyor. Yurttaşlar, halen taşlı yollar üzerinden ulaşım sağlamaya çalışırken temiz içme suyundan da mahrum olduklarını dile getiriyorlar.

    ASFALT MI YOKSA TAŞLI YOL MU ALEVİ KÖYÜNE GİDER?

    Maraş Katliamı ile ilgili araştırmaları ile tanınan Avukat Seyit Sönmez, bölgeye ilişkin sosyal medya hesabından bir fotoğraf paylaşarak “12 puanlık soru. Soldaki asfalt yol mu Alevi köylerine gider sağdaki taşlı yol mu?” yorumunu yaptı. Konuya dair görüşlerini dinlediğimiz Sönmez, “Kaşanlı köyüne kadar asfalt yol mevcut, ondan sonra Alevi köyleri gelmekte. Dağlık yerler olmamasına rağmen ortalama 12-13 km hızla gidebildim” dedi.

    Seyit Sönmez, “Bu bölge Alevi damarlarının hala çok yoğun olduğu bir bölge” diyerek şu bilgileri paylaştı:

    “Aşık Meçhuli, İsmail İpek, Mahsuni Şerif, Perişan Ali gibi onlarca ozanı barındırmış ve Aleviliğin yoğun yaşandığı özel bir bölge. Ben de o sebeple gezi için gittim. Birçok kitapta bu bölgenin adı da geçer. İnsanlar 1960’lı yıllarda oradan yürüyerek Binboğalardan geçip Toroslara, Çukurova’ya kök sökmeye giderlermiş. Ayrımcılık örneklerini hep duyuyorduk ama ben de ilk defa Alevi köyleri ile Sünni köyleri arasındaki ayrımı çok bariz gördüm. Yol ayrımına geliyorsunuz bir taraf asfalt diğer taraf bozuk ve gidilmiyor. Şu yaz gününde benden başka ulaşım yapan araç yoktu. İnsanlar bu yollar sebebiyle köylerine gidemiyor.”

    KÖY TARİHİ BOYUNCA ASFALT YOLA ULAŞAMADILAR

    Konuya dair bilgi veren Örenli köyü sakini İsa Berk, ulaşım konusunda hiçbir zaman hizmet alamadıklarını söyledi. “Yolumuz asfaltsız ve bu sebeple insanlar ata yurduna gelmiyor” diyen Berk, ilçe ile bağlantı için belediye otobüs hizmeti dahi alamadıklarını anlattı.

    AKP’li Maraş ve Afşin Belediyelerinin, Alevi köylerine karşı ayrımcılık yaptığını vurgulayan İsa Berk, şu aktarımda bulundu:

    “Belediyenin asli görevlerinden hiç bir tanesi bizde yok. Hepsinden mahrum durumdayız. Hatta buradaki köyler Alevi olmasına rağmen son yerel seçimlerde AKP’ye 45 tane oy çıktı. Bundan 30 yıl öncesine kadar sadece sandık başkanının oyu sağ partilere giderdi. Bize hizmet etsinler diye oy dahi verdiler. 80 seçmen var, 45′ i AKP ye oy kullandı. Buna rağmen ‘Tümü bana oy vermiş olan bölgelerin dahi henüz yollarını yapamadım, siz neyi bekliyorsunuz?’ deniliyor.”

    TEMİZ SUDAN DA MAHRUMLAR!

    İsa Berk, köylüler olarak sağlıklı içme suyundan da yoksun olduklarını belirtti. Berk, 2018 yerel seçimleri öncesinde Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı ile Afşin İlçe Belediye Başkanı’nın köylerine geldiklerini belirterek şunları söyledi:

    “Köye gelen heyete, ‘Geldiğiniz bu yolu beğendiniz mi?’ diye sordum. ‘Hiçbir altyapımız; yolumuz, sağlıklı içme suyumuz, köyün içerisinde herhangi bir parke taşımız, belediye otobüsümüz yok. Sizce de var mı?’ diye sordum. Ardından ‘Afşin’in merkez mahallesindeki bir daire ile buradaki bir evden eşit şekilde emlak vergisini alacak mısınız?’ diye de sordum. ‘Nerede bu hizmetler?’ dedim. Sadece gözümün içine baktılar. ‘Ayrımcılık yapıyorsanız eğer ‘Evet yapıyoruz’ deyin’ diye de ekledim. Fakat cevap veremediler.”

    “ALEVİYİZ DİYE AYRIM YAPIYORSUNUZ”

    Örenli Köyü sakini İsa Berk, civardaki üç Alevi köyünün olanaksızlıklar sebebiyle çok göç verdiğine işaret ederek 4 bin civarında kişinin il ve yurt dışına gittiğini de anlattı. Berk, ulaşabildiği yetkililere “Aleviyiz diye ayrımcılık yapıyorsunuz” dediğini vurgulayarak şöyle devam etti:

    “Yetkililer, ayrımcılık yaptıklarını kabul etmeyince ‘O zaman buyurun hemen hizmete başlayın’ dedim. Köylerimiz tam olarak Kayseri, Sivas ve Malatya üçgeninde yer almakta. Kim bize hizmet ederse oralı oluruz. 1 gram asfalt yüzü görmedik. Yazın köydeki nüfus 100 haneyi geçiyor. Burada daimi yaşayan ortalama nüfus ise 130 kişi civarında.

    Bizim gibi mağduriyet yaşayan toplam 3 köy var. Haticepınarı köyü, Oğlakkaya köyü ve bizim Örenli… Bu üç köy aynı zamanda Kürt. İnsanlar, ilçeye indiklerinde esnaf, dilimizle dalga geçerek hakaret de ediyor. Dünyada başka da böyle bir toplum yoktur diye düşünüyorum.”

    “BİZİ MÜLTECİLERE İMRENDİRİR DURUMA GETİRDİNİZ”

    İsa Berk, yakın zamanda ilçe belediye başkanı ile görüşme fırsatı bulduğunu da belirterek şunları söyledi:

    “Belediye başkanı, bize 6 kilometre uzaklıktaki Sünni bir köydeki festivale geldi. Ben de oraya giderek başkana sorunlarımızı ilettim. ‘Muhtarınız benimle görüştü. Yol için talimat verdim 2022’de çalışmalar başlayacak’ dedi. Ben de ‘2021’de de aynı söz verilmişti’ dedim. Gözümün içine baktı…

    Köy içerisinden geçen araçlar sebebiyle sanki taş ocağı işletiliyormuş gibi toz bulutu yükseldiğini anlattım. ‘Bizi mültecilere imrendirir duruma getirdiniz’ dedim. Çünkü mülteci kamplarında altyapı, sağlıklı içme suyu, sağlık ocağı, çocuk oyun alanları vardır. Biz bu toprakların sahibiyiz ama mülteciler kadar değerimiz yok ve ayrımcılık yaptıklarını söyledim. Ancak belediye başkanı bunu kabul etmedi.

    Köy muhtarı aynı zamanda minibüsçülük de yapıyor. Belediyeden ‘Köyünüze belgeli bir araçla ulaşım hizmeti de verilmektedir’ denilmiş. Tamam öyle ancak vatandaş buradan Afşin’e gitmek için 30 lira veriyor. Ayrıca bu belediyenin vermiş olduğu bir araç değil. 65 yaş üzeri vatandaşların ücretsiz seyahat etmesi gerekmiyor mu? Madem bu araç belediye hizmeti olarak görülüyor neden tarife bu kadar fahiş düzeyde? Şahsın aracını, belediye, hizmet veriyormuş gibi gösteriyor. Tamamen kaderiyle baş başa bırakılmış, terk edilmiş 3 köyüz. Ama Maraş Büyükşehir Belediyesi zengindir. Tarım, sanayi ve tekstil açısından zengin iller arasında sayılır. Ama 9 yol yapmaya gücü yetmiyor.”

    Eren GÜVEN/MARAŞ

  • Aşık Mahzuni Şerif’in aramızdan ayrılışının 19. yılı-VİDEO

    Aşık Mahzuni Şerif’in aramızdan ayrılışının 19. yılı-VİDEO

    PİRHA- “İşte gidiyorum çeşm-i siyahım” deyip yüce dağlarda dolaşıp, sesini ayağına cennet sunulsa da viran bağlarda çıkaran, acılardan ilacını alan, Pir Sultanlar gibi darağacını göğüsleme direncinde olan, Hak’kın davasını güden ve sınıfsız bir okulun kurulmasını isteyen, Aşık Mahsuni Şerif, 19 yıl önce bugün sokaklarda, caddelerde, evlerde, işyerlerinde, radyolarda, fabrikalarda, tarlalarda, köylerde, şehirlerde, konser alanlarında yükselen eserler bırakarak, hakka yürüdü.

    “Tevellüdüm merak ise miladî otuz dokuz
    Kasımın on yedisinde Zeynel babadan geldim.
    Döndü anaya rahmolmuş, ehlibeyt meftunuyuz
    Ben faninin acısına, seyrü sefadan geldim” diyen Aşık Mahsuni Şerif, 19 yıl önce bugün Almanya’nın Köln kentinde aramızdan ayrıldı. Bedeni her ne kadar aramızda olmasa da, 62 yıllık yaşamında, bugünlerde daha fazla dillerde dolaşan Yetim sırtından doyan doyana/Gönül bu oyuna nasıl dayana?/ Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana/ Bilmem söylesem mi, söylemesem mi?” gibi geçmişten günümüze taşınan bir çok unutulmaz eser bıraktı.

    Maraş’ın Afşin ilçesinin Berçenek köyünde dünyaya gelen Mahsuni Şerif, bağlamaya amcası Aşık Fezai (Behlül Baba) sayesinde merak saldı. Okul hayatına kendi köyünde başlayan Mahsuni Şerif, Astsubay Okulunu bitirdikten sonra, hayatını müziğe adadı.

    Mahzuni Şerif Ankara’da, Fikret Otyam, Feyzullah Çınar, Nesimi Çimen, Aşık Daimi, Kul Ahmet gibi ozanla bir araya gelmeye başladıktan sonra ülke genelinde ve dünyada tanınmaya başlandı ve 1989-1991 yılları arasında Halk Ozanları Federasyonu tarafından dünyanın en büyük 3 ozanı arasında gösterildi.

    “YEDİ SÜLALEM KIZILBAŞ’TIR”

    Seslendirdiği eserlerinden dolayı birçok soruşturma açılan Mahzuni Şerif kısa aralıklarla birkaç kez de hapse düştü.

    68’in devrimci önderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edildiği dönemde başbakan olan ve balyoz lakabıyla anılan “Gerekirse demokrasilerin üstüne şal örtmeli” sözü nedeniyle de Aziz Nesin tarafından kendisine Şalcı Nihat denen, Nihat Erim için yazıldığı iddia edilen “Erim erim eriyesin” türküsünü plağa okuması yüzünden hapse konuldu.

    Evli, sekiz çocuk, dört torun sahibi olan Mahzuni Şerif konser için bulunduğu Fransa’dan akraba ziyareti için gittiği Almanya’nın Köln kentinde 17 Mayıs 2002 tarihinde Hakk’a yürüdü ve vasiyeti üzerine Nevşehir’in Hacı Bektaş ilçesinde toprağa sırlandı.

    Vefat ettiğinde, 2001 yılında, “Elhamdülillah Kızılbaş’ım ve laikim. Ben değil, yedi sülalem Kızılbaş’tır. Bir suç varsa o da dedemdedir” dediği için, DGM tarafından aleyhinde açılan dava henüz sonuçlanmamıştı.

    “BEN AĞUÇEN OCAĞI’NDAN BİR ALEVİYİM”

    Mahsuni Şerif’in “Ben Alevi olamam ki olsam da bilemem ki” sözlerinden kaynaklı tartışmalara şu sözlerle karşılık verir:

    “Çok iyi bir Alevi olmama rağmen hayatımda hiç Alevicilik yapmadım. İnsanı insandan üstün görmek gibi bir yanlışa düşmedim. Uzun senelerdir Türkiye’de benim Sünni’den dönme bir insan olduğum hakkında çok yaygaralar koptu. Bu kesin olarak yanlıştır. Ama benim Elbistan-Hasanköy’de kalan akrabalarım il Hatay’da, Nurhak’ta, Sivas ve Malatya’da yerleşip kalmış olan akrabalarımın çoğu asimile edilerek Alevilikten Sünniliğe döndürülmüştür. Bu doğru. Hatta Hasanköy’de kalan babamın öz amca çocukları aşırı sağcı ve Turancı geleneklere bağlı birer Sünni olarak hayata devam etmektedir. Şurası muhakkak ki insan insandır. Ama ben Ağuçen Ocağı’ndan bir Aleviyim.”

    Aşık Mahzuni’nin Berçenek köyünde ithafen yazdığı ‘Oy Bizim Eller’ ve ‘Acı Doktor’ bestelerinin yanı sıra; Dom Dom Kurşunu, Yedin Beni, Yuh Yuh, Mevlam Gül Diyerek, Merdo, Dostum Dostum, Han Sarhoş Hancı Sarhoş, Çeşmi Siyahım, Yalan Dünya, Ağlasam mı?, Katil Amerika, Bu Mezarda Bir Garip Var gibi dilden dile yayılmaya devam eserlerinin yer aldığı 453 plağı, 58 kasedi ve yayımlanmış 8 kitabı bulunuyor. Ayrıca TRT tarafından hakkında çekilmiş 2 belgeseli olan Aşık Mahzuni’nin türküleri “Mahsuni’ye saygı” albümünde dahil pek çok sanatçı tarafından seslendirilmiştir.

    (HABER MERKEZİ)

  • Korona günlerinde Mahsuni Şerif’in türküsü yankılandı-VİDEO

    Korona günlerinde Mahsuni Şerif’in türküsü yankılandı-VİDEO

    PİRHA- Koronavirüs salgınına karşı evinde kalan yurttaşlara evin balkonuna çıkıp Mahsuni Şerif’in unutulmaz eserlerinden biri olan “Çeşm-i Siyahım”ı seslendiren genç sosyal medyada büyük ilgi gördü.

    Haberin videosu;

    Dünyayı etkisi altına alan koronavirüs salgınında İtalya’dan İspanya’ya birçok ülkede balkonda, sokakta yurttaşlara moral vermek amacıyla şarkılar söyleniyor. bu görüntülere Türkiye’den de bir genç eşlik etti. Evin balkonuna çıkan genç bağlamasıyla komşularına Mahsuni Şerif’ten Çeşm-i Siyahım adlı türküyü seslendirdi. Komşularının alkışla desteklediği görüntüler sosyal medyada günün öne çıkan videoları arasında yer aldı.

    (HABER MERKEZİ)  

     

  • Elbistan olaylarının 52. yılı: ‘Devlet her şeyi biliyordu ama tedbir almadı’-VİDEO

    Elbistan olaylarının 52. yılı: ‘Devlet her şeyi biliyordu ama tedbir almadı’-VİDEO

    PİRHA -11 Haziran 1967 yılında onlarca kişinin yaralandığı Elbistan olaylarının tanığı Cuma Karay, “Jandarma ve polis yok denecek kadar azdı. Herkes kendi imkanlarıyla kendi güvenliğini sağladı. Devlet her şeyi bilmesine rağmen hiçbir tedbir almadı” dedi.

    Kul Ahmet ve Aşık Mahsuni Şerif gibi ozanların 11 Haziran 1967’de Maraş’ın Elbistan  ilçesinde yer aldığı konserde Alevi deyişleri söylenince, bir grup İstiklal Marşı okuyarak aleyhte sloganlar attı. Yazlık bir sinemada düzenlenen konserin seyircileri arasında bölgede görev yapan üst düzey devlet memurları da vardı. Aleyhte atılan sloganların ardından kitle içinde bulunan kişiler arasında tartışma çıktı. Bu tartışma kavgaya dönüşerek, konser durduruldu.

    Ozanlar ise orada bulunan otele ve köy evlerine sığındı. Ertesi gün Elbistan’ın pazarına ürünlerini satmaya gelen Alevilere bir grup, “Allahu Ekber”, “Alevilere ölüm” sloganları atarak sopalarla saldırdı. Saldırıda Alevilere ait iş yerleri tahrip edildi ve yağmalandı. Alevi olduğu bilinen kişiler ise dövüldü. Olayın sonunda çok sayıda ağır yaralananlar oldu.

    Elbistan olaylarına karışan saldırganlar hakkında şu ana kadar hiçbir soruşturma açılmadı. Olaylar sonrasında birçok Alevi yurttaş Elbistan’dan başka yerlere göç etti. Bugün Elbistan olaylarının 52. yıl dönümü. Dönemin tanığı Elbistan’ın Kürecik köyünden Cuma Karay, o dönem yaşananları anlattı.

    “‘ALEVİLER GÖVDE GÖSTERİSİ YAPIYOR’ DEDİLER”

    Olaylar sırasında henüz 12 yaşlarında olan Karay, “Çocuk olmamıza rağmen siyasal hareketleri hissediyorduk. Türkiye’de gelişen siyasetin Elbistan’da bir başlangıcı olduğunu gördük. Cumartesi günü Aşık Mahsuni Şerif Elbistan’da sinemada konser veriyor. O konserde ‘yuh yuh’ adlı türküsünü söylüyordu. Bunun üzerine ‘Elbistan’daki solcu Aleviler burada gövde gösterisi yapıyorlar’ diyerek çeşitli köylere haber saldılar. Bu haber salmalardan sonra Elbistan’ın en büyük pazarı olan nal pazarında toplandılar” dedi.

    “DEVLET BİLDİĞİ HALDE TEDBİR ALMADI”

    O günün kendileri için zor bir gün olduğunu anlatan Karay, “Zor ve lanetlediğimiz bir gündü. O gün herkes evlerine çekilerek olayların dinmesini bekledi. Bir kısmı da tanıdık köylerde yakınlarına giderek bekledi. Jandarma ve polis yok denecek kadar azdı. Herkes kendi imkanlarıyla kendi güvenliğini sağladı. O dönemde bulabildiğimiz araçlarla çoluk çocuğu toplayıp köylere doğru kaçıyorduk. Devlet her şeyi bilmesine rağmen hiçbir tedbir almadı” diye konuştu.

    Karay, “O gün 2 ölü ve 30/40 yaralı olduğu biliniyordu. Dükkanlar ve iş yerleri yağmalanıyordu. Alevi olduğunu bildikleri kişileri linç ediyorlardı. Bu dönemde herkes şehri terk etmeye çalışıyordu. Çoluk çocuk herkes perişan olmuştu” diye ekledi.

    “BİR GÜN ÖNCE HAZIRLANARAK SALDIRDILAR”

    Aşık Mahsuni Şerif’in yeğeni Şerif Hacı Çirik ise o gün konserin çok kalabalık olduğunu ancak Mahsuni sahneye çıktıktan sonra bir grup insanın rahatsız olduğunu ve gece konserin basılacağı, konserin yapılmayacağı şeklinde tehditler geldiğini söyledi. Alevilere saldıranların akşamdan hazırlanarak geldiklerini belirten Çirik, bir çok ev, işyeri, dükkan ve kahvehanenin basılarak yağmalandığını yineledi.

    Rohat EMEKÇİ/İSTANBUL

  • Mahzuni Şerif’in hayatının anlatıldığı tiyatro Milas’ta büyük ilgi gördü

    Mahzuni Şerif’in hayatının anlatıldığı tiyatro Milas’ta büyük ilgi gördü

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Milas Şubesi tarafından, ‘Mahzuni Şerif’ (Devri Mahzuni) isimli müzikli tiyatro oyunu Milaslılarla buluştu.

    Muğla’da Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Milas Şubesi’nin katkılarıyla, Ankara Birlik Tiyatrosu tarafından Milas Belediyesi Toplantı ve Düğün Salonu’nda Pazar günü ‘Mahzuni Şerif’ (Devri Mahzuni) isimli müzikli tiyatro oyunu Milaslı tiyatroseverler için sahneye konuldu.

    Büyük beğeni ile izlenen Aşık Mahzuni Şerif’in hayatını anlatan ‘Mahzuni Şerif’ (Devri Mahzuni) isimli müzikli tiyatro oyunun yönetmenliğini Murat Sarı üstlenirken, oyunlaştırma görevini ise Hakan Güner üstlendi. Halk Ozanı Aşık Mahzuni Şerif’in hayatından kesitlerin anlatıldığı oyunda; ‘Mahzuni Şerif’ karakterini Mehmet Güler, ‘Yılmaz Güney’ karakterini Hakan Güneri canlandırdı. Oyuncu kadrosunda Merve Köse, Fahri Bozbaş, Ender Yiğit ve Hakkı Şahin yer alırken, Mahzuni Şerif’in türkülerini ise oyun sırasında Serhad Raşa seslendirdi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Milas Şubesi Başkanı Akif Özbilge; “Milas Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından düzenlenen Mahzuni Şerif’ (Devri Mahzuni) isimli tiyatromuza katılan tüm canlara çok teşekkür ederiz.” dedi. (HABER MERKEZİ)

  • Garip Dede Dergahı, Mahsuni anma etkinliği düzenliyor

    Garip Dede Dergahı, Mahsuni anma etkinliği düzenliyor

    PİRHA – İstanbul Küçükçekmece’de bulunan Garip Dede Dergahı, ‘Sözümüz Cesaretimizdir’ etkinliği kapsamında Mahsuni Şerifi anıyor. 

    Garip Dede Dergahı, ‘Sözümüz Cesaretimizdir’ etkinliği kapsamında Mahsuni Şerifi anma programı yapıyor. 17 Mayıs Perşembe günü yapılacak anma  etkinliği saat:17.00’de başlayacak.