PİRHA- Hakk’a yürüyüşünün 23. yılında Aşık Mahzuni Şerif, Mersin Cemevi’nde anıldı.
Aşık Mahzuni Şerif’in Hakk’a yürüyüşünün 23. yılında Mersin Cemevi anma programı düzenledi. Anma programı Mersin Cemevi İnanç Kurulu Başkanı Erdoğan Sevin Dede’nin okuduğu gulbang ile başladı.
Anmada konuşan Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, “Mahzuni, Alevi ocakzade neslinden gelen bir ozandır. Yaşadığı bölgede Alevi Kızılbaşlar üzerinde çok ciddi bir asimilasyon olmasına karşı o ecdatlarının ruhunu yaşattı. Onun ruhunun derinliğinde, bin yıllardan kalan halkla birleşme ve bütünleşme sevdası yatıyordu. Hangi çağda olursa olsun, zalim yöneticileri deyiş ve şiirlerinde korkusuz elleştiren, halkın istemlerini halkın dili ile söyler. Alevi Kızılbaş Halk ozanları halkının elli ayağı gibidir. Halkın atan yüreğidir. Konuşan dilidir. Gören gözüdür. İyinin, güzelin ve gerçeğin özüdür. Mahzuni Şerif’in halkın gönlünde önemli bir yeri vardır. Mahzuni Şerif yazmış olduğu türkülerden dolayı gözaltına alınıp, işkence görmüştür. Eline, beline,diline sadık ol, Aleviliğin temel ilkelerini türkülerine işlemiştir” diye konuştu.
Anmada, Ercem Şahan’ın şefliğini yaptığı koro tarafından Mahzuni Şerif eserleri seslendirildi. Deyişler okunup semah dönülürken, yapılan konuşmalarda Mahzuni Şerif’in yaşamı anlatıldı.
PİRHA- Pir Sultanlar gibi darağacını göğüsleme direncinde olan, Hakk’ın davasını güden ve sınıfsız bir okulun kurulmasını isteyen, Aşık Mahzuni Şerif, 23 yıl önce bugün sokaklarda, caddelerde, evlerde, işyerlerinde, radyolarda, fabrikalarda, tarlalarda, köylerde, şehirlerde, konser alanlarında yükselen eserler bırakarak, Hakk’a yürüdü.
“Tevellüdüm merak ise miladî otuz dokuz
Kasımın on yedisinde Zeynel babadan geldim.
Döndü anaya rahmolmuş, ehlibeyt meftunuyuz
Ben faninin acısına, seyrü sefadan geldim” diyen Aşık Mahzuni Şerif, 23 yıl önce bugün Almanya’nın Köln kentinde aramızdan ayrıldı. Bedeni her ne kadar aramızda olmasa da, 62 yıllık yaşamında, bugünlerde daha fazla dillerde dolaşan Yetim sırtından doyan doyana/Gönül bu oyuna nasıl dayana?/ Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana/ Bilmem söylesem mi, söylemesem mi?” gibi geçmişten günümüze taşınan bir çok unutulmaz eser bıraktı.
Maraş’ın Afşin ilçesinin Berçenek köyünde dünyaya gelen Aşık Mahzuni Şerif, bağlamaya amcası Aşık Fezai (Behlül Baba) sayesinde merak saldı. Okul hayatına kendi köyünde başlayan Mahsuni Şerif, Astsubay Okulunu bitirdikten sonra, hayatını müziğe adadı.
Mahzuni Şerif Ankara’da, Fikret Otyam, Feyzullah Çınar, Nesimi Çimen, Aşık Daimi, Kul Ahmet gibi ozanla bir araya gelmeye başladıktan sonra ülke genelinde ve dünyada tanınmaya başlandı ve 1989-1991 yılları arasında Halk Ozanları Federasyonu tarafından dünyanın en büyük 3 ozanı arasında gösterildi.
“YEDİ SÜLALEM KIZILBAŞ’TIR”
Seslendirdiği eserlerinden dolayı birçok soruşturma açılan Mahzuni Şerif kısa aralıklarla birkaç kez de hapsedildi.
68’in devrimci önderlerinden Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edildiği dönemde başbakan olan ve balyoz lakabıyla anılan “Gerekirse demokrasilerin üstüne şal örtmeli” sözü nedeniyle de Aziz Nesin tarafından kendisine Şalcı Nihat denen, Nihat Erim için yazıldığı iddia edilen “Erim erim eriyesin” türküsünü plağa okuması yüzünden hapse konuldu.
Evli, sekiz çocuk, dört torun sahibi olan Mahzuni Şerif konser için bulunduğu Fransa’dan akraba ziyareti için gittiği Almanya’nın Köln kentinde 17 Mayıs 2002 tarihinde Hakk’a yürüdü ve vasiyeti üzerine Nevşehir’in Hacı Bektaş ilçesinde toprağa sırlandı.
Vefat ettiğinde, 2001 yılında, “Elhamdülillah Kızılbaş’ım ve laikim. Ben değil, yedi sülalem Kızılbaş’tır. Bir suç varsa o da dedemdedir” dediği için, DGM tarafından aleyhinde açılan dava henüz sonuçlanmamıştı.
“BEN AĞUÇEN OCAĞI’NDAN BİR ALEVİYİM”
Mahzuni Şerif’in “Ben Alevi olamam ki olsam da bilemem ki” sözlerinden kaynaklı tartışmalara şu sözlerle karşılık verir:
“Çok iyi bir Alevi olmama rağmen hayatımda hiç Alevicilik yapmadım. İnsanı insandan üstün görmek gibi bir yanlışa düşmedim. Uzun senelerdir Türkiye’de benim Sünni’den dönme bir insan olduğum hakkında çok yaygaralar koptu. Bu kesin olarak yanlıştır. Ama benim Elbistan-Hasanköy’de kalan akrabalarım Hatay’da, Nurhak’ta, Sivas ve Malatya’ya yerleşip kalmış olan akrabalarımın çoğu asimile edilerek Alevilikten Sünniliğe döndürülmüştür. Bu doğru. Hatta Hasanköy’de kalan babamın öz amca çocukları aşırı sağcı ve Turancı geleneklere bağlı birer Sünni olarak hayata devam etmektedir. Şurası muhakkak ki insan insandır. Ama ben Ağuçen Ocağı’ndan bir Aleviyim.”
Aşık Mahzuni’nin Berçenek köyünde ithafen yazdığı ‘Oy Bizim Eller’ ve ‘Acı Doktor’ bestelerinin yanı sıra; Dom Dom Kurşunu, Yedin Beni, Yuh Yuh, Mevlam Gül Diyerek, Merdo, Dostum Dostum, Han Sarhoş Hancı Sarhoş, Çeşmi Siyahım, Yalan Dünya, Ağlasam mı?, Katil Amerika, Bu Mezarda Bir Garip Var gibi dilden dile yayılmaya devam eserlerinin yer aldığı 453 plağı, 58 kasedi ve yayımlanmış 8 kitabı bulunuyor. Ayrıca TRT tarafından hakkında çekilmiş 2 belgeseli olan Aşık Mahzuni’nin türküleri “Mahsuni’ye saygı” albümünde dahil pek çok sanatçı tarafından seslendirilmiştir.
PİRHA – Aşık Mahzuni Şerif’in oğlu Emrah Mahzuni, İYİ Parti üyeliğini sonlandırdığını duyurdu.
İYİ Parti Genel Başkanı Meral Akşener, 28 Temmuz 2020’de, Meclis Grup Toplantısı’nda Emrah Mahzuni’ye parti rozetini takmıştı.
Emrah Mahzuni, 4 Mart 2023’te istifasını sunduğunu açıkladı. Sosyal medyadan açıklama yapan Mahzuni “Sevgili dostlar ülkemizin karanlığa doğru gittiği şu dönemlerde, bir umutla Partinin ve çok hatırlı bir dostun ısrarı üzerine iyi partiye davet edilmiştim, ancak olayların gerçek yüzünü ve kendi kimliğime ve dünya görüşüme uygun olmadığı kanaatiyle 3 ay gibi çok kısa bir zamanda istifa ettim, dostlarımın bilgisine…” ifadelerini kullandı.
Emrah Mahzuni, yaptığı açıklamaya gelen yorumlara ise “Her insanın hayatında yanlışlar olur canlar, hatasız kul mu olurmuş. Mühim olan hatadan dönmektir, saygılarımla” cevabını yazdı.
PİRHA – Halk müziğinin iki önemli ismi Mahzuni Şerif ve Neşet Ertaş, ‘Ustalara Saygı Konseri’ ile Ankara’da anıldı.
Halk Ozanları Kültür Derneği (OZAN-DER) Halk Müziği Korosu, ‘Ustalara Saygı Konseri’nde Mahzuni Şerif ve Neşet Ertaş’ın eserlerini seslendirdi.
Yenimahalle Belediyesi Nazım Hikmet Kültür Merkezi Yıldız Kenter Salonu’nda yapılan konsere ilgi bir hayli yoğun oldu.
Konserin açılışında salonu selamlayan OZAN-DER Başkanı Ozan Kamber Nar, “ Sosyal medyada paylaşım yaparken ‘Bu konser kaçmaz dedim’ ancak bu kadar kalabalık olabileceğini hiç düşünmedik. Katılımınız için teşekkür ediyorum. Sizler bu kültüre sahip çıktıkça kültürümüz yaşayacaktır. Sahne alacak arkadaşlarımızın da emekleri var olsun” dedi.
“OZANLARIN YANLIŞ GÖRDÜKLERİ TÜRKİYE’Yİ BUGÜN YAŞIYORUZ”
Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar da ozanlık geleneğinin önemine vurgu yaparak şu konuşmayı gerçekleştirdi:
“Ozanların yazdıklarıyla, onların yanlış gördükleri Türkiye’yi bugün yaşıyoruz. O Türkiye’yi yaşamamak için ozanların geleneğinin yaşaması lazım. Herkesin eleştirilebildiği, herkesin düşüncesini söyleyebildiği, herkesin inancını yaşayabildiği, eşit yurttaş olabildiği bir cumhuriyeti yaşatmak için beraber olmak zorundayız. Ve bu birlik içerisinde, yapılacak seçimlerde geliyor gelmekte olan diyorum.”
Yapılan konuşmalar ardından Aşık Mahzuni Şerif ile Neşet Ertaş’ın biyografileri, konsere gelenler ile paylaşıldı.
Şef Ümit Özdizlekli öncülüğündeki koro, usta ozanların birbirinden çok sevilen eserlerini çalıp seslendirdi.
PİRHA-Aşık Mahzuni Şerif, Mersin Cemevi’nde anıldı. Mersin Cemevi’nin yanı sıra Pazarcıklılar Kültür ve Dayanışma Derneği ile Mersin Maraşlılar Derneği’nin de katkılarıyla gerçekleştirilen programda sanatçılar Mahzuni Şerif’in eserlerini seslendirdi.
Aşık Mahzuni Şerif Hakka yürüyüşünün 20. yılında Mersin Cemevi’nde anıldı. Saat 19.00’da başlayan anma programını Mersin Cemevi, Pazarcıklılar Kültür ve Dayanışma Derneği ile Mersin Maraşlılar Derneği’nin tarafından düzenlendi.
Anma Mersin Cemevi İnanç Kurulu Başkanı Erdoğan Sevin Dede tarafından okunan gulbang ile başladı. Ardından kürsüye çıkan Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) İnanç Kurulu ve Mersin Cemevi Başkanı Pir Hasan Kılavuz, Mahzuni Şerif’in büyük bir ozan olduğunu belirterek, eserleriyle daima yaşayacağını belirtti.
Kılavuz’un konuşmasının ardından semah dönülüp, Mersin Cemevi Halk Korusu tarafından Mahzuni Şerif’in eserleri okundu.
Etkinlikte Şef Ayhan Danyeli yönetimindeki Mersin Cemevi Halk Müziği Korosu’nun ardından, Bülent Gören, Ali Çılgın ve Ayhan Danyeli, Aşık Mahzuni Şerif’in eserlerini seslendirdi.
PİRHA-Aşık Mahzuni Şerif, Mersin Cemevi’nde saat 19.00’da düzenlenecek etkinlik ile anılacak. Mersin Cemevi’nin yanı sıra Pazarcıklılar Kültür ve Dayanışma Derneği ile Mersin Maraşlılar Derneği’nin de katkılarıyla gerçekleştirilecek programda sanatçılar Mahzuni Şerif’in türkülerini seslendirecek.
Aşık Mahzuni Şerif hakka yürüyüşünün 20. yılında 29 Mayıs Pazar günü Mersin Cemevi’nde anılacak. Saat 19.00’da başlayacak olan program Mersin Cemevi, Pazarcıklılar Kültür ve Dayanışma Derneği ile Mersin Maraşlılar Derneği’nin tarafından düzenleniyor. Etkinlikte Şef Ayhan Danyeli yönetimindeki Mersin Cemevi Halk Müziği korosu, Bülent Gören, Ali Çılgın ve Ayhan Danyeli, Aşık Mahzuni Şerif’in türkülerini seslendirecek.
Pazarcıklılar Kültür ve Dayanışma Derneği, Mersin Maraşlılar Derneğinin birlikte düzenlediği Aşık Mahzuni Şerif’i anma programı 29 Mayıs Pazar Günü saat 19:00’da Mersin Cemevinde olacaktır. Şef Ayhan Danyeli yönetimdeki Mersin Cemevi Halk Müziği korosu, Bülent Gören, Ali Çılgın, Ayhan Danyeli, Aşık Mahzuni Şerif’in türkülerini seslendirecek.
AŞIK MAHZUNİ ŞERİF KİMDİR?
Pir Sultan Abdal’a Nesimi’ye uzanan bir geleneğin, ezilenden, işçiden, emekten ve mazlumdan yana bir tavrın, bir duruşun temsilcisi olan Aşık Mahzuni Şerif’ bağlamaya amcası Aşık Fezai (Behlül Baba) sayesinde merak saldı. Okul hayatına kendi köyünde başlayan Mahsuni Şerif, Astsubay Okulunu bitirdikten sonra, hayatını müziğe adadı.’
Mahzuni Şerif Ankara’da, Fikret Otyam, Feyzullah Çınar, Nesimi Çimen, Aşık Daimi, Kul Ahmet gibi ozanla bir araya gelmeye başladıktan sonra ülke genelinde ve dünyada tanınmaya başlandı ve 1989-1991 yılları arasında Halk Ozanları Federasyonu tarafından dünyanın en büyük 3 ozanı arasında gösterildi.
“İşte gidiyorum çeşm-i siyahım” deyip yüce dağlarda dolaşıp, sesini ayağına cennet sunulsa da viran bağlarda çıkaran, acılardan ilacını alan, Pir Sultanlar gibi darağacını göğüsleme direncinde olan, Hakk’ın davasını güden ve sınıfsız bir okulun kurulmasını isteyen, Aşık Mahzuni Şerif, 20 yıl önce bugün sokaklarda, caddelerde, evlerde, işyerlerinde, radyolarda, fabrikalarda, tarlalarda, köylerde, şehirlerde, konser alanlarında yükselen eserler bırakarak, Hakk’a yürüdü.
Evli, sekiz çocuk, dört torun sahibi olan Mahzuni Şerif konser için bulunduğu Fransa’dan akraba ziyareti için gittiği Almanya’nın Köln kentinde 17 Mayıs 2002 tarihinde Hakk’a yürüdü ve vasiyeti üzerine Nevşehir’in Hacı Bektaş ilçesinde toprağa sırlandı.
Mahzuni Şerif’in “Ben Alevi olamam ki olsam da bilemem ki” sözlerinden kaynaklı tartışmalara şu sözlerle karşılık verir:
“Çok iyi bir Alevi olmama rağmen hayatımda hiç Alevicilik yapmadım. İnsanı insandan üstün görmek gibi bir yanlışa düşmedim. Uzun senelerdir Türkiye’de benim Sünni’den dönme bir insan olduğum hakkında çok yaygaralar koptu. Bu kesin olarak yanlıştır. Ama benim Elbistan-Hasanköy’de kalan akrabalarım il Hatay’da, Nurhak’ta, Sivas ve Malatya’da yerleşip kalmış olan akrabalarımın çoğu asimile edilerek Alevilikten Sünniliğe döndürülmüştür. Bu doğru. Hatta Hasanköy’de kalan babamın öz amca çocukları aşırı sağcı ve Turancı geleneklere bağlı birer Sünni olarak hayata devam etmektedir. Şurası muhakkak ki insan insandır. Ama ben Ağuçen Ocağı’ndan bir Aleviyim.”
PİRHA- Halk Ozanı Aşık Mahzuni Şerif, Hakk’a yürüyüşünün 20. yılında Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Seferihisar Şubesi’nde düzenlenen etkinlik ile anıldı. Alevi Kültür Dernekleri Seferihisar Şube Başkanı Gülbahar Kaplan, Mahzuni Şerif’in ödediği bedellerin toplum hafızasına, Alevi kimlik mücadelesine ve insanlık tarihine not düştüğünü ifade etti.
20 yıl önce 17 Mayıs 2002’de Almanya’nın Köln şehrinde Hakk’a yürüyen halk ozanı Aşık Mahzuni Şerif, AKD Seferihisar Şubesi’nde düzenlenen etkinlik ile anıldı.
Alevi Kültür Dernekleri Seferihisar Şube binasında gerçekleşen anma etkinliğinde Baba Mansur Ocağı Pirlerinden Ali Tekin’in çerağ uyandırmasının ardından türküler ve şiirlerle Mahzuni Şerif anıldı.
Alevi Kültür Dernekleri Seferihisar Şube Başkanı Gülbahar Kaplan, Mahzuni Şerif’in ödediği bedellerin toplum hafızasına, Alevi kimlik mücadelesine ve insanlık tarihine not düştüğünü ifade ederek, zor, hak mücadelesi verenlerin halkın kalbinde sarsılmaz bir yerde sahip olduklarını belirtti.
Mahzuni Şerif nezdinde bu topraklarda hümanist, insanca bir yaşam ve kardeşlik düşleri kuran herkesin sesi olmak adına emek verilen mücadele mirasını yaşatma kararlılığının gösterilmesi gerektiğine vurgu yapan Kaplan, “Pir Sultan’dan, Hacı Bektaş Veli’den günümüze kadar bin bir zorluğa rağmen mücadele etmekten bir an bile geri durmayan yol erenlerimiz ve ozanlarımız karanlığa karşı hep ışık olup geleceğimize de çerağ uyandırdılar. Bizlere iyilerin nefes alacağı başka bir dünyanın kurulabileceğini gösteren rehberlikleriyle, birlikte üretmekten, kurdun kuşun hakkını gözeterek, kendisine yapılmasını istemediğini başkasına yapmayan, ‘sevgi bizim dinimiz’ dediler. Kardeşlik sofralarını kurarak büyük ve kadim bir miras bıraktılar. Şimdi bizlerde çekilen bunca acıyı boşa çıkarmayıp Şimdi bizlerde çekilen bunca acıyı boşa çıkarmayıp, ’yârin yanağından gayri her yerde hep beraber diyebilmek’ için sabahlara güneş olmaya kimse karanlığa uyanmasın diyerek, gelecek kuşaklara bu mirası doğru aktarmayı görev bilip, toplumsal hafızamızı diri tutmak için inadına bir aradayız” şeklinde konuştu.
“MAHZUNİ, HALK SANATÇISININ YAŞADIKLARININ AYNASIDIR”
Halk Ozanı Aşık Mahzuni Şerif’in yaşamına ve mücadelesine dair bilgi veren Kaplan şöyle devam etti:
“Aşık Mahzuni Şerif, Anadolu insanının feryadını, özlemini, sevdasını, ezilmişliğini sazıyla sözüyle dünyaya duyuran asrımızın en önemli ozanıdır. 1962-1988 yılları arası Mahzuni’nin yaşadıkları aynı zamanda bir Türkiye ve halk sanatçısının yaşadıklarının aynasıdır. Bu 26 yılı kapsayan zaman aralığında halktan ve mazlumdan yana sanatçı tavrı egemenlere ve onların sistemine olan muhalif kimliği nedeniyle defalarca saldırıya uğrar, evi yakılır, mahkemelik olur, tutuklanıp ceza evine atılır. Dövülür, dişleri sökülür, bir televizyon programında söylediği gibi iki kez tırnakları sökülür, Elbistan’da konser sonrası canlı canlı yakılmaya kalkılır ve işkenceler görür. Bu dönemde yine 1972 yılında Gaziantep’teki evi kundaklanırken zamana kadarki tüm ödülleri ve arşivi yanar. Ama sanatından, ilkelerinden taviz vermeyerek Yunus’tan Pir Sultan’a, Karacaoğlan’dan Dadaloğlu’na, Fuzuli’den Şeyh Galip’e, Âşık Veysel’e Neşet Ertaş’tan Şahturna’ ya kadar aşk ile çalıp söyleyerek, yolumuzu aşk eyler..”
“İŞKENCELERE RAĞMEN SEVGİ, BARIŞ DEDİ”
Kaplan, Mahzuni Şerif’in tutuklanma, cezaevi ve işkencelere rağmen sevgi ve barış söyleminden geri adım atmadığının altını çizerek şöyle devam etti:
Tüm yaşamı boyunca çekmiş olduğu acılar, yokluklar, hapisler işkencelerle hastalanan kalbi acıyı bal eyleyerek son anına kadar kardeşlik sevgi barış diye atmaya devam eder. 2001 yılı başlarında rahatsızlanarak, kalp ve solunum yetmezliği nedeniyle yoğun bakım altına alındı. Evli ve 8 çocuk babası Âşık Mahzuni 17 Mayıs 2002’de 62 yaşında Köln’de hakka yürüdü. Hakka yürüdüğünde “devletin düzenini yıkmak” suçlamasıyla yargılanması nedeniyle Türkiye bir utanca daha imzasını attı. Babamın evi dediği Hacı Bektaşi Veli Dergâhında çilehanede bedeni sırlandı. Bugün kendisine önder olarak seçtiği Hacı Bektaşi Veli’nin yanında sevenleri tarafından ziyaret ediliyor.
Âşık Mahzuni Şerif’in hayatı gösteriyor ki koşullar ne kadar zor, ne kadar çetin olursa olsun, bu mücadeleyi verenler bir gün mutlaka kazanacak, halkın kalbinde sarsılmaz bir yere sahip olacaktır. Onun anısının önünde bugün bizler yoksulun sırtından kimsenin doymadığı, yiğitlerin kuru soğana muhtaç olmadığı herkesin mutlu ve özgür yaşadığı bir Türkiye kurma mücadelesine devam edeceğimizi haykırıyoruz.”
PİRHA- 11-13 Haziran 1967 yılında onlarca kişinin yaralandığı, katliam girişimine maruz bırakıldığı Elbistan saldırıları lanetleniyor. 12 Haziran sabahı Alevi esnaflarının dükkanlarına yönelen faşistler, birçok farklı işletmeyi yağmalayarak tahrip etti, yaktı. Saldırılar sonucunda 3’ü ağır olmak üzere 60’ın üzerinde insan yaralandı, bir kişi yaşamını yitirdi. Yaklaşık 18 iş yeri kullanılamaz hale geldi. O dönemin tanıklarından Kemal Dağlı ve Hacı Cırık, böylesi bir saldırının devlet eliyle planlanarak organize edildiğini belirterek, Elbistan’da başarılamayan katliam girişiminin daha örgütlü bir biçimde Maraş’ta uygulamaya konulduğuna işaret ettiler.
1950-70’ler ile beraber Maraş özelinde solun ve Alevilerin toplumsal ve kültürel gücünün yükselişi açısından önemli ve giderek hegemonik bir gelişme yaşandı. Maraş Eğitim Enstitüsü sağın elindeyken inisiyatif yavaş yavaş sola doğru geçmeye başlamıştı. Öğretmenlerin devrimci eğilimleri yükselirken okullardaki etki de her geçen gün artıyordu. Genel yaşam alanlarında devrimcilik adına önemli adımlardı bunlar. Sosyal anlamda da devrimciler ve Aleviler adına yenilikçi gelişmeler yaşanıyordu. Örneğin Aleviler gündelik yaşamda görünür olmuşlardı. Yeni işyerleri Aleviler ve devrimciler tarafından açılıyordu.
Maraş’ın ekonomik, toplumsal ve kültürel merkezi giderek değişiyordu. Bu durum Maraş’ın geleneksel muhafazakar-sağ merkezli toplumsal yaşamı açısından yeni gelişmelere işaret ediyordu. Alevilerin geçmişte yoğun olduğu Afşin, Elbistan gibi ilçeler Malatya ile iletişim kuruyorlardı. Bir diğer ilçesi olan Pazarcık ise Antep ile bağlantı halinde yaşamını sürdürüyordu. Diğer ilçeler ise sağ bir kültür içinde, kendi içine kapalı bir hayat sürdürüyorlardı. Dışarıdan ve farklı hayat tarzlarının olmadığı, daha doğrusu pek hissedilmediği 1940-50’li yıllardan sonra Alevilik ve solun Maraş merkezde tüm alanlarda yükselişe geçmesi içeride bir kültürel gerilim potansiyeli de doğurmuş oldu. Muhafazakar tedirginlik ve rahatsızlık dışarıdan artık fark edilebilir durumdaydı. Dışarıdan gelen Alevilerin güçlenişi rahatsızlığı artırdı.
Devrimci hareketlerin rüzgarı sadece Aleviler ve Kürtleri değil diğer tüm toplumsal kesimleri de etkisi altına alıyor ve Maraş’ta da bu kendisini oldukça hissettiriyordu. Ve bu atmosferde sistemin yönelimi ile Elbistan’da katliam girişiminin ayak sesleri duyuluyordu…
Aşık Mahsuni Şerif, Osman Dağlı (Maksudi), Kul Ahmet, Aşık Ferrahi, Rıza Aslandoğan, İhsani Baba gibi ozanların 11 Haziran 1967’de Maraş’ın Elbistan ilçesinde yer aldığı konserde Alevi deyişleri söylenince, dışarıdan örgütlenen faşist bir grup sloganlar ve tekbirler eşliğinde alanda provakasyon yaratmaya çalışır. Yuh çekmeye başlayan grubun içerisinde konser alanındaki protokolde yer alan dönemin savcısı, emniyet müdürü ve devlet erkanı da yer alıyordu.
Konser öncesi Aşık Mahzuni ve Osman Dağlı’nın (Maksudi), ‘Konsere saldırı olabilir, provakasyona gelmeden alanı terk edin’ uyarılarına uyan kitle alanı terk ederek olayların büyümesini önlemiştir. Asıl hedefte olan ozanlar ise Alevi köylerine sığınarak saklanır, etraflarında etten duvar oluşmuştur.
Ertesi gün Elbistan’ın pazarına ürünlerini satmaya gelen Alevilerin yolları farklı gruplar tarafından kesilmişti. ‘Allahu Ekber’, ‘Alevilere ölüm’ sloganları atarak sopalarla gelen faşistler, Alevilerin saçlarını ve sakallarını kesmiş, karşı koyanlara ise sopalarla saldırmıştı.
12 Haziran sabahı Alevi esnaflarının dükkanlarına yönelen saldırganlar aralarında kahvehane, eczane, otel, muayenehane, lokanta gibi birçok farklı işletmeyi yağmalayarak tahrip etti, yaktı. Saldırılar sonucunda 3’ü ağır olmak üzere 60’ın üzerinde insan yaralandı, bir kişi yaşamını yitirdi. Yaklaşık 18 iş yeri kullanılamaz hale geldi. Elbistan’daki ticari pazarı elinde bulunduran Alevilerin belli bir bölümü dükkanlarını terk etmeye başlamıştı.
SALDIRGANLAR HAKKINDA HİÇ BİR SORUŞTURMA AÇILMADI
Elbistan olaylarına karışan saldırganların hakkında şu ana kadar hiçbir soruşturma açılmadı. Olaylar sonrasında birçok Alevi yurttaş Elbistan’dan başka yerlere göç etti. Elbistan’daki katliam girişimi daha sonra Maraş’a taşındı.
Çoğu kaynakta bilinmese de saldırının ana hedefinde Mahzuni Şerif ve Osman Dağlı (Maksudi) vardır. Afê Ana ile tanışması ile içerisinde önemli bir yere sahip olduğu Nakşibendi tarikatından sert bir kopuş yaşayan Osman Dağlı bu sefer hakikatçi Aleviliğe yönelir. Afê Ana onun için artık bir dönüm noktasıdır.
Osman Dağlı yani meşhur ismi ile Maksudi küçük yaşlarda din eğitimi alması için verildiği tarikatlarda gözde isimler içinde yerini alır. Hatta o kadar gözde bir kişiliktir ki cami inşaatının son taşı olan kabe taşını yani şerefeyi koymaya Osman Dağlı layık görülür.
Ayrıca faşistler de suikast, fetva gibi şeylerle boş durmazlar. Osman Dağlı’yı öldürmek cennete gitmek ile eş tutulur. Hatta hocanın birisi torununun ismini Muaviye koyacak kadar ileriye gider. Fikir çatışması o dönem Binboğa Dağları’nın iklim koşulları gibi çok soğuk ve serttir.. Hoparlörden, ‘Osman Dağlı’yı öldüren cennete gider’ fetvaları Elbistan ve Afşin sokaklarında yankılanmaktadır. Osman Dağlı’nın Mahzuni Şerif gibi bir ozanla hakkındaki ölüm fetvaları sonucu terk etmek zorunda bırakıldığı Elbistan’a dönerek konser vermesi tarikatların da hedefindedir.
VERİMLİ TOPRAKLAR VE TİCARET PAZARI ALEVİLERİN ELİNDEN ALINMAK İSTENDİ
54. yılına giren Elbistan olaylarının canlı tanıkları olan Osman Dağlı’nın oğlu Kemal Dağlı ve Aşık Mahzuni Şerif’in amcası Cırık Baba’nın oğlu Hacı Cırık devletin bölgenin verimli topraklarını ve ticaret pazarının Alevilerin ellerinden alınmasını ve demografik yapının değiştirilmesi için önceden hazırladığı kırım ve sürgün planını faşist unsurları örgütleyerek devreye koyduğunu belirttiler.
“ELBİSTAN’DA TİCARET PAZARI ALEVİLERİN ELİNDEYDİ”
Elbistan’daki katliam girişiminde 20’li yaşlarda olan Hacı Cırık, Kürt ve Alevi nüfusunun yoğunlukta olduğu Elbistan’da 1950’lerde yerleşik duruma geçmeleri, ticarete başlamaları, ekonomik anlamda güçlenmelerinin sistemi rahatsız ettiğine ifade ederek, “Elbistan ve Maraş olaylarının esas nedeni ekonomik gelişmedir. Köylü, kendi yetiştirdiği buğdayını, hayvanını pazara getirerek birçok ticaret alanında yer almaları diğer kesimi alanlarını daraltmış durumdaydı. Birinci nedeni buydu. Afşin ve Elbistan’da dini duygular çok ağır basıyordu. Ramazan ayında birinin su içmesi, yemek yemesi hazmedilecek bir şey değildi. Bunun en ağır darbesini de görenler öğrenciler oluyordu. Okulda karnımızı doyurmak mümkün değildi, cebimizde ekmek götürerek kimsenin görmediği yerde yemek zorundaydık. Başka şekilde düşünmek ve inanmak mümkün değildi. Bu iki önemli mesele belli bir patlamayı meydana getirdi” dedi.
“SÜNNİLER İLE ARAMIZDA BARIŞIK BİR HAVA VARDI, TARİKATLAR RAHATSIZDI”
Hacı Cırık, Mahzuni Şerif ve Osman Dağlı’nın bölgedeki toplumsal çelişkilerin bir çoğunu kırarak büyük bir değer kazandıklarını aktararak, toplumsal çelişkilerin zayıflaması ile birlikte Alevi-Sünni geriliminin de yavaştan ortadan kalktığını sözlerine ekledi.
Cırık, şöyle devam etti:
“Mahzuni Şerif, Aleviler içerisinde sazıyla, sözüyle belli bir seviyeye, bilince geldi. Yine Osman Dağlı (Maksudi) o dönem Nakşibendi tarikatı içerisindeki en üst düzeydeki sevilen kişiliklerdendi. Mahsuni’nin Osman Dağlı ile tanışması, kardeş olmaları ve birlikte ceme gitmeleri iki şey beraberinde getirdi. Birincisi; dindarları-tarikatları çok kızdırdı, diğer taraftan biz öğrencileri ise çok sevindirdi. Bu sayede Sünni arkadaşlarımız ve diğer Alevi-Kürt köylerindeki öğrenciler bir araya geldik. Artık birbirimizin evlerine gitmeye, yemek yemeye başlamıştık. Büyük bir barışık hava esiyordu. Artık ortaklaşa lokmamızı paylaşabiliyorduk, rahatlamıştık. Bu durum o dönemki tarikatları çok kızdırmıştı. Ciddi şekilde provokasyon yaratmak istiyorlardı. Buda Osman Dağlı (Maksudi) tarafından önlendi.”
“OSMAN DAĞLI VE MAHZUNİ SAKLANIYOR, SABAHA KADAR NÖBET TUTULUYORDU”
1960’lardan sonra ülke çapında tanınan en önemli halk ozanlarından biri Mahzuni Şerif ve Osman Dağlı’nın (Maksudi) Elbistan’da konser verme haberinin çevrede büyük bir heyecan yarattığını söyleyen Hacı Cırık, konser gecesi örgütlü bir grubun konser alanına saldırıya geçtiğini belirtti. Cırık şunları aktardı:
“Elbistan’da o dönem bir konser organize edilmişti. Ben 20’li yaşlardaydım. Konserden bir hafta önce köyleri geziyor, konseri haber veriyorduk. Büyük bir katılım vardı. Karşı tarafta bunu görüyordu. Bu saldırı daha önceden planlanmış, örgütlenmişti. Olaylar çok daha fazla ilerleyebilirdi. Ama Alevilerin, konsere katılanların soğuk kanlı davranmaları ve provokasyona gelinmemesi olayları durdurmuştu. Böylesi bir saldırının olabileceği biliniyordu ama bu kadar örgütlendiklerini bilmiyorduk. Konser biraz daha fazla sürmüş olsaydı daha güçlenmiş hale geleceklerdi.
Konserin konuşmacısı Osman Dağlı (Maksudi) idi. Gelen kitle sahneyi pür dikkat dinliyordu. Dışarıdan gelen kitle ise kendisini protesto etmeye, yuh çekmeye başladı. Ortalık bir anda karışmıştı. Başarılı olmadılar. Bizler sakin kalıyorduk. Olay büyümeden kitleyi dağıtmaya başlamıştık. Osman Dağlı (Maksudi) ve Mahzuni Şerif ise takibe alınmıştı. Onlar hemen orada çıkarıldı. Artık kısa mesafelerde yerlerini değiştiriyorlar, saklanıyorlardı. Gittikleri yeri kimseye söylemiyorlardı. O yerlerde insanlar etraflarını sarıyor, sabaha kadar bir şey olmasın diye nöbet tutuyorlardı.”
Hacı Cırık, 12 Haziran sabahı Alevi pazarcıların ve esnaflarının dükkanlarına yönelen saldırganların aralarında kahvehane, eczane, otel, muayenehane, lokanta gibi birçok farklı işletmeyi yağmalayarak yaktığını belirterek, birçok kişinin yaralandığını dile getirdi. Cırık, o günü şöyle anlatıyor:
“Pazartesi sabahı aşiretlerin mallarını getirip sattıkları bir alan vardı. Bu saldırgan grup ise köylülerin geldiği yollarda grup olarak toplanmışlardı. Ben ve Mahzuni’nin amcası ise olaylar büyümeden oradan çıktık. Saldırganlar, yakaladıkları köylülerin bıyıklarını, saçlarını keserek karşılık verenleri dövüyorlardı. Kiminin ise malları dağıtılarak, fırsattan istifade dükkanları yağmalandı. Ağır yaralanan bir kişi sonradan hastanede öldü.”
“DEVRİMCİLER SADECE ALEVİ-KÜRT DEĞİLDİ, SÜNNİ KESİMDEN CİDDİ DEVRİMCİLER YETİŞTİ”
Devrimci hareketlerin Maraş bölgesinde büyük bir etki alanına ulaştığını kaydeden Hacı Cırık, Aleviler-Kürtler dışında Sünni kesimden hatırı sayılır devrimci gençlerin yetiştiğine dikkat çekerek, artık şehirlere daha güvende gittiklerini dile getirdi. Hacı Cırık şöyle konuştu:
“Alevilerde imece ön plandaydı. Babamın gönül kardeşi vardı. Kendisi Perişan Ali’nin babası Kamil’di. Perişan Ali ilkokulu 5 yıl boyunca bizimle okudu. Perişan Ali’nin babası Kamil amca Kaşanlı ve Ören köylerinden 40-50 civarında orak biçen genç getirirdi. Ekinlerimiz 2 güne biterdi. Bu insanlar her gittiği yerde kültür yayıyorlardı. Kardeşlik siyaseti ön plandaydı. Köyümüzde yapılan ceme Sünniler de katılırdı. Toplumsal bir bilinçlenme vardı ve bu da yayılıyordu. Devrimci gençler sadece Aleviler, Kürtler değildi. Sünni kesimden ciddi bir demokrat, devrimci gençler yetişti. Onların desteği ile o dönem şehirlere daha huzurlu gidiyorduk.”
“ALEVİLER ELBİSTAN’DAN MARAŞ MERKEZE GÖÇ ETMEK ZORUNDA KALDI”
Alevilere yönelik bu saldırının da planlanarak uygulamaya konulduğuna işaret eden Hacı Cırık, tarikatların güç kaybetmeye başladığının altını çizerek, “Bu kendiliğinden gelişen bir olay değildi. Nakşibendi tarikatının ciddi anlamda kitlesini kaybetme durumu söz konusuydu. Gençler artık uzaklaşıyordu. Hatta Sünni kesiminden de büyük bir çoğunluk bu tarikatın yaptıklarından sonra onlardan uzaklaştı” diye belirtti.
Katliam girişimi ile birlikte Alevilerin bir bölümünün Maraş merkeze göç etmek zorunda kaldığına vurguda bulunan Hacı Cırık, “Elbistan olaylarından sonra nüfusun belli bir kesimi Maraş merkeze göç etti. Pazar ekonomisi orada da Alevilerin elindeydi. Pamuk ve çırçır fabrikalarını artık Aleviler işletiyordu. Tarımda gelişiyor, pazar Alevilere açılmıştı. Bunu gören Maraşlılar ise Elbistan olaylarının devamını orada uygulamaya koydular. Elbistan’da başaramadıklarını daha örgütlü bir biçimde Maraş’ta başardılar” diyerek sözlerini sonlandırdı.
“ELBİSTAN OLAYLARI DEVLET ORGANİZOSYONUNDA GERÇEKLEŞTİ”
Elbistan’daki katliam girişiminin bir diğer tanığı Osman Dağlı’nın (Maksudi) oğlu Kemal Dağlı konsere saldırı gecesini şöyle anlattı:
“Saldırının olduğu gece ben küçük bir çocuktum. O geceki konsere beni de götürdüler. Gece sonrasında provakasyon boşa çıkmış, diğer sabah bu anti propagandası yapılmıştı. Eczaneler, işyerleri taşlanıyor, işyerleri yağmalanıyordu. Babam Osman Dağlı (Maksudi) ve Mahzuni kardeşler o zaman aranıyor. Babamın eskiden tarikattan tanıdığı bir arkadaşı kendilerini çağırarak otelinde saklıyor. Orası hiç şüphe çekmiyor. Bu tür olayları tasvip etmeyen vicdanlı bir insandı. Bunları kara çarşaf giydirip çadırlı bir kamyonla oradan Ağçaşar köyüne, sonrasında Kamalak’a gönderiyorlar. Ben burada gericiliğin kendi başına bu işi yaptığını düşünmüyorum. Konserin olduğu gece savcı, devlet erkanı ve protokol ayağa kalkarak ilk protestoya başlayanlardı. Elbistan olayları organize olarak yayılmıştı.”
“ALEVİ KÖYLERİ ELBİSTAN ESNAFINDAN 1 YIL ALIŞVERİŞ YAPMADI”
Konsere saldırı girişimi sonrasında Elbistan, Göksun ve Sarız’daki Alevi köylerin silahlandığını ancak Mahzuni Şerif ve babası Osman Dağlı’nın (Maksudi) buna karşı çıktığını belirten Kemal Dağlı, Alevi köylerinin ekonomik bir ambargo biçimi olarak örgütlü bir biçimde Elbistan esnafından 1 yıl boyunca alışverişi kestiğini ifade etti.
Alevi köylerinin bu ekonomik ambargosu sonrasında Elbistan esnafının köyleri dolaşarak özür dilediğini söyleyen Kemal Dağlı, “Bu olay böyle kalmadı. Alevi köylerinden gelen birçok insan bunun intikamını almak için silahlanarak toplanıyorlar. Kayseri Kırkısrak’tan Afşin’e, Elbistan köylerine kadar insanlar haber yolluyor, geliyorlardı. Babama ve Mahzuni amcam bunu tasvip etmiyorlar. Şiddetin daha çok şiddet doğuracağını söylüyorlar. Çok ilginçtir ki başka bir eylem biçimi geliştiriyorlar. Alevi köyleri 1 yıla yakın süre Elbistan esnafından alışverişi kesiyorlar. Bunu bir protesto yöntemi olarak yapıyorlar. Hatta Elbistan’daki Alevi esnaftan dahi alışveriş yapılmadı. Alışverişlerin tümü Malatya, Göksun ve Sarız’dan yapılıyordu. Oralar artık doğal bir pazara dönüşmüştü. Elbistan esnafı müthiş bir ticari kayba uğruyor. Pek bilinmese de bu protesto yöntemi ortak davranmayı örgütlüyor ve büyük ses getiriyor. Elbistan esnafı bu boykottan sonra tek tek köylere giderek özür dilemek zorunda kalıyor. Köylüler, ‘Sen benim sakalımı, bıyığımı kesersen bende senden alışveriş yapmam’ diyor. Bu boykot o dönem yaygın bir şekilde uygulanıyor” şeklinde konuştu.
“ELBİSTAN, MARAŞ, ÇORUM VE SİVAS’TAKİ ARGÜMANLAR BENZER”
Elbistan, Maraş, Çorum ve Sivas katliam girişimlerindeki argümanların benzer olduğuna dikkat çeken Kemal Dağlı, “Bu olaylar hazırlıksız değildi. İki insanın protestosunu bilen devlet aklı, yüzlerce insanın sakalını kesenleri bilmez mi? Devletin bilgisi dışında bu olaylar gelişemez. Bu gericiliği harekete geçirmek için mutlaka bir bahane bulunuyor. Elbistan olaylarında Osman Dağlı, Sivas olaylarında Aziz Nesin seçilmiş. Katliamlarda kullanılan argümanlar da aynı. Devlet bu kişileri kukla gibi kullanıyor. İstediği zaman ipini çekiyor veya bırakıyor. Bu olaylar istenir ise anında önlenebilecek şeyler. Buradan da bir sonuç çıkarmak gerekiyor” ifadelerini kullandı.
Kemal Dağlı, 1968 öncesi Maraş’ta tüm toplumsal kesimlerde devrimci hareketlerin geliştiğini ve katliam girişimi ile bu kitleselliğin dağıtılmak istendiğine vurguda bulundu. Katliam girişimlerine karşı toplumsal tepkinin eksik olduğu ve diğer katliamların önüne geçemediği eleştirisini yönelten Kemal Dağlı, “Elbistan olaylarının o dönem böyle kolay es geçilmesi belki ters bir etkiyi getirecekti. 68 devrimci hareketinin her yerde toprak işgallerine başladığı, mitingler düzenlediği bir döneme denk geliyor. Elbistan’da böylesi bir katliam gelişmiş olsaydı bu onlara karşı tersine de dönmüş olabilirdi. Amaç sadece bir boyutlu değildi. Katliam ile korkutmak, sindirmek istediler. Maraş’ta toplumsal devrimci bir hareket gelişiyordu. Devrimciler, Aleviler beraber oturup kalkıyorlar ve o kitleselliğin dağıtılması gerekiyordu. Buna uygun şartlar ve zemin istenildiği zaman yaratılabiliyor. Elbistan ve Maraş’ta toplumsal tepki yeterli olsaydı daha sonraki provakasyonlar engellenebilirdi. Bu konuda tutum ve duruş çok önemli. Elbistan olayları unutuldu gitti. Üstüne Maraş Katliamı geldi, üstüne Sivas, Çorum katliamları geldi. Gündemden düştüler ve sadece o gün hatırlanıyor” dedi.
PİRHA – İstanbul Performans ve Ankara Birlik Tiyatrosu’nun ortak yapımı olan Aşık Mahzuni Şerif ‘in yaşamından kesitler, canlı müzik eşliğinde türküler sergilenen “Mahzuni Şerif” oyunu Avcılar Barış Manço Kültür Merkezi’nde gösterilecek.
Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Avcılar Şubesi, İstanbul Performans ve Ankara Birlik Tiyatrosu’nun ortak yapımı olan Aşık Mahzuni Şerif ‘in yaşamından kesitler ve canlı müzik eşliğinde türküler sergilenen ‘Mahzuni Şerif’ oyunu 10 Şubat Pazar günü saat 18.00’de Avcılar Barış Manço Kültür Merkezi’nde gösterilecek.
“MAHZUNİ ŞERİF’İN BİLİNMEYEN YANLARI ANLATILDI”
Ali Öztunç’un “Devr-i Mahzuni” adlı kitabından Hakan Güneri’nin uyarladığı oyun Devlet Tiyatroları rejisörlerinden Murat Sarı tarafından yönetiliyor. Oyun, ozanın köyünden başlayarak fırtınalarla dolu yaşamını, tutukevinde Yılmaz Güney ile yolunun kesişmesini, çevresini dönüştürmesini, onun bu ülke halkının yüreğine yerleştiren güzel türküleri eşliğinde anlatıyor, bilinmeyen yanlarını, halktan yana yaşam felsefesini aktarıyor.
Aşık Mahzuni Şerif oyunu, zor zamanların hepimize dayattığı birlik olma, bir arada durma gereği ile Ankara Birlik Tiyatro ve Performans İstanbul’da kolektif projesi olarak hazırlandı.
Ozan Serhat Paşa’nın türküleri yorumladığı oyunda, video zapping tekniği ile görsel dekoru ve dinamik oyunculuklarıyla, kaybettiğimiz değerleri yeniden hatırlatmayı ve gelecek kuşaklara aktarmayı hedefliyor.
PİRHA-Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Datça Şubesi’nde yapılan Mahzuni Şerif anmasında konuşan HBVAKV Datça Şube Başkanı Murat Yıldırım, Mahzuni Şerif’in sistemi sorgulayan, sistemin çürüklerini yanlışlarını dile getiren bir ozan olduğu için eserlerinin yasaklandığını ancak Mahzuni’nin buna ozanca sitemleri olduğunu kaydetti.
Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV) Datça Şubesi Cemevinde Asrın Ozanı Aşık Mahzuni Şerif anması yapıldı. Sunuculuğunu Melek Horozoğlu’nun yaptığı anma programı HBVAKV Datça Şube Başkanı Murat Yıldırım’ın yaptığı açılış konuşmasıyla başladı.
“TOPLUMCU DURUŞU NEDENİYLE ORDUDAN ATILDI”
Mahzuni Şerif’in hayatını kısaca özetleyen Yıldırım, Mahzuni Şerif’in toplumcu duruşu ve halk edebiyatına düşkünlüğü nedeniyle Kuleli Askeri Lisesi’ne alınmadığını belirtti. Ordudan atıldıktan sonra Mahzuni Şerif’in saz çalıp albümler yapmaya başladığını ifade eden Yıldırım, “Mahzuni, bir ozanın suya sabuna dokunmayan söylemler yerine toplumu ilgilendiren her konuda eser vermesi gerektiğine inanmıştır” dedi.
OZANCA SİTEM
Mahzuni Şerif’in sistemi sorgulayan, çürüklerini yanlışlarını dile getiren bir ozan olduğu için eserlerinin yasaklandığını kaydeden Yıldırım, “Ancak bu yasaklara da sitemi yine ozanca olmuştur: Der ki Mahzuni, Bende bir insanoğluyum bırak beni konuşayım/Bir başım bir beynim vardır düşüneyim taşınayım…” şeklinde konuştu.
Mahzuni Şerif’in 2001 yılında Devlet Güvenlik Mahkemeleri’nde devlet düzenini yıkmaktan yargılandığını da ekleyen Yıldırım, sözlerini Mahzuni Şerif’in dizeleriyle sonlandırdı.
Aşık Mahzuni’nin hayatına ve eserlerine geniş bir şekilde yer verilen programda müzik dinletisi yapıldı. Dinleti kısmında Aşık Dursun Alabıyık, Servet Taşbaş, Ömer Tekdağ, Melek Horozoğlu, Müzik Öğretmeni Faruk Güzel yönetiminde solo ve koro türkülere yer verildi. Geniş bir katılımın olduğu gözlenen etkinlik, yer alan ve geceye katkı sunanlara hazırlanan teşekkür belgelerinin takdimiyle sona erdi. (HABER MERKEZİ)