Etiket: malatya çevre platformu

  • Arguvan’ın 4 köyü maden sahası ilan edildi

    Arguvan’ın 4 köyü maden sahası ilan edildi

    PİRHA-Arguvan’da 4 köyün maden sahası ilan edilmesi üzerine Malatya Çevre Platformu (MAL-ÇEP) Nazım Hikmet Meydanı’nda basın açıklaması yaptı. Bölgede “4. Grup Maden” olarak adlandırılan başta altın olmak üzere toryum, gümüş, nikel gibi madenler için çalışma yapılacak.

    Malatya genelinde süren çevre talanı, günden güne canlıların yaşam alanlarını daraltıyor. Arguvan İlçesi’nin 4 köyünde yeni maden sahası açılması kararı bölge halkının tepkisine neden oldu.

    MAL-ÇEP Sözcüsü Hasan Kaya, platform adına basın açıklaması yaptı. Kaya, ekoloji mücadelesinin siyaset üstü olduğunu; dili, dini, siyaseti olmadığını söyledi. Kaya, “Doğadan, ekolojiden ve yaşamdan yana olan her birey, ekoloji mücadelesine destek vermelidir. Yaşam alanlarımız olan topraklarımız, vatan ve namustur. Havamızı, suyumuzu, toprağımızı ve doğamızı yabancı şirketlere peşkeş çektirmeyeceğiz. Maden sahası ilan edilen köylerimiz. İsaköyü, Hakverdi köyü, Tatkınık ve Tarlacık köyleri. Buraları vahşi kapitalizmin yıkım politikasına teslim etmeyeceğiz” dedi.

    9 İLÇE MADEN ŞİRKETLERİ TARAFINDAN KUŞATMA ALTINDA!

    Malatya’nın 9 ilçesinin maden şirketleri tarafından kuşatma altında olduğuna dikkat çeken Kaya, şöyle devam etti:

    “Bu kuşatmaya izin verecek miyiz? MAPEG tarafından duyurulan 303 ve 303. grup maden sahaları ihalesi, Arguvan, Arapgir, Akçadağ, Darende, Doğanşehir, Kuluncak, Hekimhan, Yazıhan ve Pütürge ilçelerini kapsıyor. Bu ihaleler, bölgedeki doğal yaşamı ve tarım alanlarını tehdit ediyor.”

    “ARGUVANI İLİÇ YAPTIRMAYACAĞIZ!

    “Arguvan’ı İliç yaptırmayacağız!” diyerek sözlerine devam eden Kaya, temiz ve sağlıklı bir çevrede yaşamanın Anayasal hak olduğunu hatırlattı. Kaya, devletin ve vatandaşın öncelikli görevinin çevreyi korumak olduğunu belirtti.

    (HABER MERKEZİ)

  • Malatya’da asbestli deprem molozları tüm şehri kaplamış durumda!-VİDEO

    Malatya’da asbestli deprem molozları tüm şehri kaplamış durumda!-VİDEO

    PİRHA- Malatya’daki depremde yıkılan 60 binin üzerindeki bina molozlarının tamamı şehir mezarlığına 200 metre yakınındaki bir alana dökülüyor. Şehrin tamamının asbest tehlikesi altında olduğunu söyleyen, Malatya Çevre Platformu Sözcüsü Hasan Kaya, “Ancak molozları taşırken yoldan kalkan tozlar, asbestler ciddi anlamda insan sağlığını tehdit eden sıkıntılar doğurdu. Malatya’da henüz verimli bir sağlığa kavuşulamadı çünkü yıkımlar halen devam ediyor” dedi.

    Maraş merkezli 6 Şubat depremlerinde, resmi açıklamalara göre en az 53 bin kişinin ölümüne 100 binden fazla kişinin yaralanmasına neden oldu. 6 Şubat depremlerinin üzerinden iki yıl geçmesine karşın Malatya’da eğitimden sağlığa, barınmadan ekonomiye dair sorunlar giderilmedi.

    Malatya’da depremden sonra ilk etapta Yeşilyurt ve Battalgazi ilçelerinin molozlarını Mamurek (Beydağı) beldesine taşındı. Ancak halkın tepkisinin ardından Akçadağ, Doğanşehir, Yeşilyurt ve Battalgazi ilçelerindeki molozların tamamını şehir mezarlığına 200 metre yakınındaki alana dökülüyor.

    Malatya Çevre Platformu Sözcüsü Hasan Kaya ile asbest tehlikesi yaratan molozların yaşam alanlarına yakın bölgelere dökülmesine ilişkin konuştuk.

    “MOLOZLAR TAŞINIRKEN İNSAN SAĞLIĞINI TEHDİT EDİYOR”

    Malatya’da depremin ardından 60 binin üzerinde bina yıkıldığını ifade eden Hasan Kaya, “İlk etapta Yeşilyurt ve Battalgazi ilçelerinin molozları Mamurek beldesine taşındı. Ancak halkın tepkisinin ardından Akçadağ, Doğanşehir, Yeşilyurt ve Battalgazi ilçelerindeki molozların tamamını şehir mezarlığına taşıdılar. Ancak molozları taşırken yoldan kalkan tozlar, asbestler ciddi anlamda insan sağlığını tehdit eden sıkıntılar doğurdu. Akçadağ’da iki bölgede molozlar bahçe ve yerleşim yerlerinin ortasına döktüler. Battalgazi’de ise Mamurek beldesine döktüler ve tepkilerin ardından molozları şehir mezarlığının 200 metre yakınındaki alanlara molozları döktüler. Molozlar açık kamyonlarda ve molozlar ıslatılmadan taşındığı için ciddi anlamda sağlık tehdit altındaydı ancak tepkilerimiz sonucunda artık sulanan molozlar kamyonlar brandayla kapatıldı” dedi.

    “DEPREMİN ÜZERİNDEN 2 YIL GEÇMESİNE RAĞMEN YIKIMLAR DEVAM EDİYOR

    Malatya’da depremin ardından geçen iki yılda halen yaraların sarılmadığını belirten Kaya, “Malatya’da evlerde çeşmeden su içebildiğimiz bir yerdi şimdi ise ayın belirli zamanlarda sular milli ve kırmızı renkli akıyor. Kayısı bahçeleri ve su kaynaklarının yanına molozlar taşındığı için o bölgelerde yapılan ölçümlerde de asbest değerinin yüksek olduğu tespit edildi. Malatya’da henüz verimli bir sağlığa kavuşulamadı çünkü yıkımlar halen devam ediyor. Depremin ikinci yılı olmasına rağmen molozları taşımak için her gün bir cadde kapatılıyor ve molozlar taşınırken de her yer toz içerisinde kalıyor ve insanlar ciddi anlamda etkileniyor. Bey Dağları’nı molozlar nedeniyle sis kaplamış durumda. Depremin üzerinden iki yıl geçmesine rağmen yıkılan binaların sadece üçte biri yapıldı ancak yetkililer bize bir yıl içerisinde vatandaşları mağdur etmeden evlerini teslim edeceğiz demişlerdi” diye konuştu.

    Cihan BERK-Kamber YILDIZ/MALATYA

  • Malatya’da 1507 ÇED başvurusu var; Bilim insanları uyardı: Topraklarımıza sahip çıkalım -VİDEO

    Malatya’da 1507 ÇED başvurusu var; Bilim insanları uyardı: Topraklarımıza sahip çıkalım -VİDEO

    PİRHA-Malatya Çevre Platformu (MAL-ÇEP) Malatya’nın Arguvan ilçesinde onayı verilen bakır, gümüş, altın maden ocaklarına yönelik panel gerçekleştirdi. Panelde konuşan bilim insanları, bölgede faaliyete girecek olan maden işletmelerinin olası sorunlarıyla ilgili bilgi verdiler. Malatya’da 1507 ÇED  başvurusu olduğu belirtilirken, madenlerin durdurulması, sulu tarımın yapılması çağrısında bulunuldu. 

    Malatya Çevre Platformu (MAL-ÇEP), Arguvan’da profesörlerden oluşan mühendis, mimar ve şehir bölge planlamacısıyla bir araya gelerek panel gerçekleştirdi.

    Arguvan Belediyesi İlgezdi Kültür Komleksi Konferans Salonu’nda yapılan panelde, bölgeden gelen aktivist ve halk, konferans salonunda açılması düşünülen bakır, altın ve gümüş maden ocaklarının ilçede yaratabileceği sorunlarla ilgili konuştu.

    Panelde öne çıkan konulardan biri de Arguvan bölgesine baraj yakın olduğu halde sulu tarımın yapılmaması. Panelde konuşan (TMMOB) Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Murat Kapıkıran, rezerv alanlarının açılmasının nedenlerinden birinin demografik yapıyı değiştirmek olduğunu belirterek, “Maden bölgelerinde Alevi, Kürt, Sol, Sosyalist insanların olduğu bölgeleri dağıtıp parçalamak içinde rezerv alanları ilan edilebiliyor” dedi.

    Malatya Çevre Platformu üyelerinden Hüseyin Çıplak da panelde giriş konuşmasını yaparak, Arguvan ilçesindeki madenlerin yaratacağı sorunlara dikkat çekti.

    Çıplak, Erzincan İliç’teki maden faciasına işaret ederek, “Arguvan’ı İliç yaptırmayacağız. Kendi yaşam alanlarınıza sahip çıkmanız gerekiyor. Hep birlikte çıkamazsak yeni bir İliç’le, yeni bir Bergama’yla karşı karşıya kalacağız. Şu an dünyadaki en önemli sorunlardan biri çevre sorunu. Bu, Türkiye’de daha fazla yaşanıyor. Ülke ekonomisinin bir değeri de yok. Zaten çıkarılan madenlerin yüzde 4 payı ülkeye, yüzde 96 kısmı da yabancı şirketlere gidiyor. Bunun da zaten artı bir değeri yok” diye konuştu.

    “MALATYA’DA TOPLAM 1507 TANE ÇED BAŞUVURUSU VAR”

    Hüseyin Çıplak, konuşmasını şu şekilde sürdürdü:

    “Malatya’da şu an faaliyete olan 193 tane maden şirketi var. Başta Hekimhan olmak üzere her ilçede maden ocakları çalıştırılıyor. Malatya genelinde 230 tane taş ocağı var. Açılması beklenen maden ocakları da 130 küsür. Akçadağ ilçesine 136 tane ÇED başvurusu yapıldı. Arapgir’de 114 ÇED başvurusu var. Battalgazi’de 108 başvuru var. Darende’de 70, Doğanşehir 221, Hekimhan 130, Kale 14, Kuluncak 86, Malatya Merkez 10 tane Pötürge 60, Yazıhan 97 ve en çok ÇED başvurusu yapılan ilçelerin başında gelen Yeşilyurt’ta 376 tane olmak üzere toplam 1507 tane ÇED başvurusu var.”

    “MADENLER DURDURULMALI, SULU TARIM GELİŞTİRİLMELİ”

    İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’nden emekli öğretim üyesi, orman mühendisi ve doğa bilimci Prof. Doğan Kantarcı ise rahatsızlığından dolayı panele telefonla katılarak sunum yaptı. Kantarcı, Arguvan’daki susuz tarım alanlarından bahsederek, baraja yakın olmasına rağmen sulu tarımın yapılmadığını, köyden kente artan göçün önüne geçmek için madenlerin durdurulmasını ve sulu tarımın geliştirilmesi gerektiğini söyledi.

    “12 EYLÜL DARBESİYLE BİRLİKTE ÇEVREYLE İLGİLİ BİRÇOK KANUN DEĞİŞTİRİLDİ”

    Dönemin hükümetinin neoliberal politikaları Türkiye’de uygulaması mümkün olmadığı için 12 Eylül darbesinin yapıldığını söyleyen Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) üyesi ve Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi yöneticilerinden Ayşe Mücella Yapıcı, şu ifadeleri kullandı:

    “12 Eylül Darbesine baktığımızda hep siyasi nedenlerden dolayı yapıldığı söylenir. Türkiye’deki çevre politikalarına ilişkin her türlü korumacı bütün yasalar 12 Eylül darbesiyle birlikte değiştirildi ve bu yasalara karşı çıkmak yasaklandı. Neoliberal ülkeler gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerin emeğini, doğasını, coğrafyasını, yer altı ve yer üstü varlıklarını kendilerine sömürge alanı yaptılar. Hep beraber bir araya gelip bu alanı koruyalım. Ne yapıp ne edelim bu topraklara sahip çıkalım.”

    “YABANCI SERMAYELERE PEŞKEŞ ÇEKİLİYOR”

    Türkiye’de sık sık değiştirilen yasalarla birlikte ormanlık alanlarının, sahillerin, mera alanlarının ve birçok doğa alanın yabancı sermayelere peşkeş çekildiğine vurgu yapan Profesör Dr. Pelin Pınar Giritoğlu da “Kanal İstanbul, İstanbul Havalimanı, Kuzey Marmara Yolu gibi projelere baktığımızda eksik bile olsa bu projelerin hiçbirinde ÇED raporu olumsuz kararı çıkmadı. O açıdan baktığımızda ÇED raporları o kadar da anlamlı sayılmıyor. Bugün yasalar aracılığıyla, piyasalar aracılığıyla, imar planları aracılığıyla, ÇED raporları aracılığıyla ekolojik alan kaynar kazan haline geliyor. Biz ne zaman havamızı, suyumuzu ekonomik yarar değil de kamusal bir yarar olarak görürsek o zaman bundan bir çıkış yolu bulabiliriz” dedi.

    “DEMOGRAFİK YAPIYI BOZMAK İÇİN DE REZERV İLAN EDİLEBİLİYOR”

    Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Murat Kapkıran ise “Bütün rezerv alanlarında bir kamulaştırma rantı hesabı var. Rezerv alanları tayininde demografik müdahale var. Mesela maden bölgelerinde Alevi, Kürt, Sol, Sosyalist gibi bölgeleri dağıtıp parçalamak içinde rezerv alanları ilan edilebiliyor. Biz küresel sermayenin tüketicileri olmayı bırakıp kendi ürünlerimizi tüketen mekanizmaları kurmaya devam edip, bunun için aydınlanmayı sağlamaya devam edip bütün köye bu bilgileri taşımazsak, zehirlenmeye devam edeceğiz, hasta olmaya devam edeceğiz genetiği bozulmuş ürünleri yemeye devam edeceğiz” diye konuştu.

    “DOĞAMIZA SAHİP ÇIKALIM”

    Malatya MAL-ÇEP Dönem Sözcüsü Hasan Kaya panel sonunda bir konuşma yaparak doğamıza sahip çıkalım çağrısında bulundu. Kaya, “Ekolojik sorunlara mutlaka sahip çıkmalıyız. Doğamızı, havamızı, suyumuzu, toprağımızı ve yaşam alanlarımızı kesinlikle korumalıyız, yan yana gelip birlikte hareket etmeliyiz” dedi.

    PİRHA/MALATYA

     

  • MAL-ÇEP ekolojik yıkıma ve neoliberal politikalara karşı 29 Eylül’de panel düzenleyecek-VİDEO

    MAL-ÇEP ekolojik yıkıma ve neoliberal politikalara karşı 29 Eylül’de panel düzenleyecek-VİDEO

    PİRHA-Malatya Arguvan ilçesinde açılacak olan madenlere karşı duyarlılık çağrısında bulunan MAL-ÇEP sözcüsü Hasan Kaya, 29 Eylül’de düzenlenecek olan panele duyarlı olan herkesin katılmasını istedi.

    Malatya’nın Pütürge, Kürecik, Doğanşehir, Arguvan’da işletilen ve yeni açılacak olan maden sahalarına karşı dikkat çekmek için panel düzenleyen Malatya Çevre Platformu (MAL-ÇEP) Dönem Sözcüsü Hasan Kaya, ekolojik ve neoliberal politikalara karşı Arguvan Belediyesi konferans salonunda yapılacak olan panele herkesin katılmaya davet etti.

    “MALATYA HALKI MADENLERDEN RAHATSIZ”

    Hasan Kaya, Malatya’daki doğal yıkımının ve tahribatın oldukça fazla olduğunu ifade ederek, “Doğayı, çevreyi ve ekolojik yapılanmayı, hayvan popülasyonunu, mera alanlarını ortadan kaldırmak için gaza, toza, zehre boğuyorlar. Malatya halkı ciddi anlamda bu durumdan rahatsız” dedi.

    Şehirde artan maden alanlarının yarattığı sorunlara, ekolojik yıkıma ve neoliberal politikalara dikkat çekmek için panel düzenleyeceklerini belirten Kaya, “Orman, maden, çevre, ziraat mühendisi ve şehir plancısı katılımcıların yer alacağı panele tüm halkımızı katkı sunmaya davet ediyoruz” diye konuştu.

    MAL-ÇEP Yönetim Kurulu Üyesi Kenan Saraç ise pazar günü yapılacak olan panele bütün Arguvan halkının katılım sağlanması gerektiğini söyleyerek, şunları belirtti:

    “Malatya’da vahşi madencilik ve ekolojik politikalarını anlatacak 4 tane bilim insanın; ormanları, tarım alanlarımızı, kent ve yaşam alanlarımızı, madencilik yaparken siyanür, sülfürik asit ve 15 çeşit zehri nasıl kullandıklarını, Bergama’yı, Kazdağlarını, Cerahtepe’yi, Fatsa’yı, Eşme’yi, Şebinkarahisar’ı, İliç’i nasıl yok ettiklerini ve Malatya’yı, Arguvan’ı da nasıl İliç yapacaklarının anlatılacağı panele ilişkin afişleri yaygınlaştıralım. Bu panele mutlaka katılalım. Kişileri, bireyleri, kurum ve kuruluşları, çevrecileri, doğa severleri, hayvan severleri, insan severleri bu önemli tarihsel panele davet ediyoruz. Katılımınızı bekliyoruz. Sende katıl, sesimize ses ol. Ekolojik yıkıma dur diyelim.”

    PİRHA/MALATYA

     

  • Malatya Çevre Platformu: Asbest nedeniyle ciddi risk altındayız!

    Malatya Çevre Platformu: Asbest nedeniyle ciddi risk altındayız!

    PİRHA – Malatya Çevre Platformu, 6 Şubat depreminin ardından kentte oluşan çevresel tehlikelere dikkat çekti. İktidarın sorumluluk alması gerektiğine vurgu yapan platform, “TTB ve TMMOB’nin uyarı ve önerilerine ilimizin bütün yetkililerini ve yöneticilerini göreve davet ediyoruz” denildi.

    6 Şubat depremlerinde yıkıma uğrayan şehirlerden birisi de Malatya oldu. Depremin ardından, 6 Mart 2023’te yapılan değerlendirme raporuna göre Malatya’da kullanılamayacak konut sayısının 71.519 olduğu açıklanmıştı. Aynı raporda ‘Orta Hasarlı Konut Sayısı’ 12.801, ‘Az Hasarlı Konut Sayısı’ ise 107.765 olarak açıklanmıştı.

    Yaşanan ağır yıkımın ardından Malatya Çevre Platformu’nun uyarı ve talepleri de sürüyor. Platform üyeleri, son yaptıkları basın açıklamasında, deprem sonrası sağlık hizmeti yürüten kamu binalarındaki hasarlara dikkat çekti.

    DEPREM SONRASI GÖÇ

    Malatya Çevre Platformu’nun açıklamasında deprem sonrası yaşanan göçe de vurgu yapıldı. Göç durumunun kalıcılaştığını belirten platform üyeleri, yaptıkları açıklamada “Malatya Halk Sağlığı Başkanlığı’ndan yapılan görüşmeden elde edilen bilgilere göre resmi olarak Malatya ilinin nüfusunun 798 bin olduğu, 140 bin kadarının il dışına çıkmış olabileceği ve ilk günlerde şehir dışına çıkanların önemli bölümünün kalıcı olarak geri döndüğü ve köylerde barındığı belirtiliyor” ifadelerini kullandı.

    ÖLÜ SAYISINDAKİ MUĞLAKLIK!

    Maraş merkezli depremler ardından Malatya’daki resmi ölü sayısının 1410, yaralı sayısının ise 7300 olduğunu belirten Malatya Çevre Platformu, açıklamada şu hususlara da dikkat çekti:

    “Dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun 22 Nisan 2023 tarihinde yaptığı bir basın açıklamasının basında yer alan ölü ve yaralı sayıları paylaşılmaktadır. Aynı açıklamada ölenlerden 7302 kişinin Suriyeli olduğu kayıp kişi sayısının 297 kişi olduğu belirtilmektedir. Oysa en çok konuşulan ve bir türlü netliği erişmeyen, savcılık kaydı olmayan defin işlemlerinin sayısıdır. Depremin ilk günlerinde bu sayının oldukça yüksek olduğu dile getiriliyor. Birçok kamu kurumu yöneticisi bu bilgileri paylaşıyor. Malatya’da resmi olarak depremden ölen insan sayısı 1386 olarak paylaşılıyor.”

    HALEN ÇADIRLARDA KALANLAR VAR!

    Malatya Çevre Platformu, deprem sonrası oluşan tehlikeleri bir kez daha dile getirdi. Yapılan açıklamada “Depremin öldürmediği bizleri, asbestle öldürmeyin” denilerek şöyle devam edildi:

    “Malatya TMMOB İnşaat Mühendisleri Odası, Ziraat Mühendisleri Odası, Harita Mühendisleri Odası ve Makina Mühendisleri Odası başkanlığıyla bir görüşme gerçekleştirildi. Görüşme sonucunda şu notlar öne çıktı:

    Binaların deprem sonrası hasar tespitleri uzman kişilerce yapılmamıştır. Moloz döküm alanı olarak kullanılmakta olan şehir mezarlığı bölgesinin gerek yerleşim yerlerine toz taşınımı yönünden, rüzgar koşulları ve gerekirse yeraltı sularına ve çevredeki tarım alanlarına, etkileri meslek örgütlerine danışılmadan, oldu bittiye getirilmiş ve çok büyük bir alanda bu moloz yıkılmaya devam etmektedir.

    Çalışanlar, operatör ve şoförler bu işte çalışan sağlık yönünden gerekli donanıma sahip olmadıkları görülmüştür. Demografik yapının değişebileceği düşünülüyor.

    Deprem üzerinden uzun bir süre geçmesine karşın depremzede vatandaşlar için barınma, halen en öncelikli sorun. Halen çadırlarda kalanların sayısı hiçte az değil. Çadır ve konteynerden oluşan geçici yerleşim alanları çeşitli fiziksel güçlükleri barındırmaktadır.

    “SULAK ALANLARA MOLOZ TAŞINMAKTA!”

    TTB’nin 2.ay ve 3.ay raporundaki çoğu eleştiriler devam ediyor; toprak, asbest şehri tamamen kaplamış durumda. Bağ, bahçe, sulak alanlara üstü açık kamyonlarla moloz taşınmakta. Mamerek Beydağı, Doğanşehir, Ören bölgesi enkazları hala yerleşim yerlerinin ortasında durmakta. Suya karışan her zehirli atık, lif kanseri, akciğer hastalıklarına yol açmakta. Şu anda yaşlılar, çocuklar, gebe kadınlar, kronik hastalar büyük bir risk altındalar. Hastaların sayısı her gün artmaya devam edecektir. Bizler, doğasına, suyuna, toprağına, yerleşim yerlerine sahip çıkan, sorumluluk taşıyan yurttaşlar olarak, TTB VE TMMOB’nin bu uyarı ve önerilerine ilimizin bütün yetkililerini ve yöneticilerini göreve davet ediyor, soruna sahip çıkmalarını istiyoruz.”

    PİRHA/MALATYA

  • Malatya’da halk santral toplantısını protesto etti, yetkililer köyü terk etti

    Malatya’da halk santral toplantısını protesto etti, yetkililer köyü terk etti

    PİRHA-Malatya’nın Arapgir ilçesine bağlı Şağıluşağı Köyü’ne yapılmak istenen Rüzgar Enerji Santrali (RES) projesinin yanlış bölgede seçildiğini belirterek, karşı çıkan bölge halkı, şirket yetkililerinin katılacağı toplantıyı protesto etti. Tepkilerin ardından yetkililer köyden ayrıldı.

    Aşiyan Enerji tarafından Malatya’da yapılmak istenen rüzgar enerji santralına  bölge halkı karşı çıkıyor. Halkın katılım toplantısını (HKT) yaptırmayan yurttaşlar, toplantıyı protesto etti.

    Bölge halkı, Kemaliye, Arapgir, Divriği, Arguvan ilçeleri Sarıçiçek Yaylasında planlanan Şağıluşağı Rüzgar Enerji Santralı Projesi’nin yerinin yanlış seçildiğini belirtti. Toplantıdan önce köyde toplanan bölge halkı ve Malatya Çevre Platformu üyeleri şirket ile bakanlık yetkililerini karşıladı. Tarıma ve hayvancılığa elverişli alanların yok edileceğine dikkat çeken Malatyalılar bölgenin projede halk yararı olmadığını ifade etti.

    PROTESTOLARIN ARDINDAN YETKİLİLER KÖYÜ TERK ETTİ

    Bölgenin engebeli ve dağlık bir arazi olmasına rağmen rüzgar türbini yerleşim yerlerine uzaklığını 300-600 metre belirlendiğine dikkat çeken Malatya Çevre Platformu üyeleri, projenin yaratacağı olumsuz etkileri şöyle sıraladı:

    “Proje ömrünün 49 yıl olması geri dönüşü imkansız zararlar verecek. Gürültü etkisi, gürültüden kaynaklı rüzgar türbini sendromunun ciddi semptomlara yol açacak. İnsanlar evlerini terk etmek zorunda kalacak. Kuş göç yolları olumsuz etkilenecek. Bitki örtüsünün yok edilmesiyle birlikte doğal denge bozulacak.”

    Tarım ve hayvancılıkla geçinen bölge halkı rüzgar tribünlerinin en az 3 kilometre uzakta olması gerektiğine dikkat çekerken, yapılan itirazların ve protestoların ardından yetkililer köyü terk etmek zorunda kaldı.

    “BÖLGENİN SAHİPSİZ OLMADIĞINI GÖSTERDİK”

    Malatya Çevre Platformu üyeleri gerçekleştirilmeyen toplantıya ilişkin şunları kaydetti:

    “Halkın katılımı toplantısının gerçekleştirilmemesi söz konusu toplantının tutanağının yöre halkı ve diğer katılımcılar tarafından imza edilmemesi her ne kadar süreci resmi olarak durdurmasa da şu açıdan önemlidir: Toplantı gününde sağlanan kamuoyu kalabalık ve gösterilen güçlü muhalefet şirket yetkilileri nezdinde hizaya çekici bir işlev görmektedir. Bu sayede en azından projenin gerçekleştirileceği bölgenin sahipsiz olmadığının, projenin takipçilerinin bulunduğunun altı bir kere daha çizilmiş olmaktadır.”

    PİRHA / MALATYA

  • Yoldaş M. Ceylan’dan maden felaketine tepki: Bir coğrafyayı yok eder

    Yoldaş M. Ceylan’dan maden felaketine tepki: Bir coğrafyayı yok eder

    PİRHA-Erzincan’ın İliç İlçesi Çöpler Köyü’nde AnaGold Madencilik’e ait altın madeninde yaşanan çevre felaketine ilişkin konuşan Malatya Çevre Platformu Koordinasyon üyesi Yoldaş M. Ceylan, “Bizim toplumumuzda bir olay gerçekleştikten sonra sahip çıkılıyor. Oysa öncesinden çıkılsa bu olumsuz sonuçlar ortaya çıkmaz. O havuzun olduğu bölgedeki bir patlama sadece o ilçeyi zarara uğratmaz. Bir coğrafyayı yok eder” dedi.

    21 Haziran Salı günü saat 02.45’te Erzincan İliç İlçesi Çöpler Mevkii’nde uluslararası bir şirket tarafından işletilen altın madenine siyanür taşıyan boru hattında meydana gelen patlama sonrasında, yaklaşık 20 ton siyanür solüsyon Fırat Nehri ve Keban Baraj havzasına, siyanürlü su da Fırat Nehri üzerinde kurulan İliç Barajına da ulaştı. Malatya Çevre Platformu Koordinasyon üyesi Yoldaş M. Ceylan, yaşanan çevre felaketine ilişkin konuştu.

    AnaGold isimli şirketin o bölgedeki maden arama faaliyetlerinin 2000’li yıllara dayandığını söyleyen Ceylan, iktidara yakın iş insanlarının şirketin ortağı olduğunu belirtti. Şirketin o bölgede maden arama faaliyetlerine başlamadan önce İliç’teki her kesimden insanlarla çeşitli görüşmeler yaptığını da aktaran Ceylan, bu tür çevre felaketlerine karşı duyarlı tüm kesimlerin hep birlikte ses çıkarmasının önemine vurgu yaptı.

    “İLİÇ’TEKİ ŞİRKET ÇALIK HOLDİNG’LE ORTAK OLUNCA KOLAYCA ÇED RAPORLARI ALDI”

    İliç’teki maden arama faaliyetlerinin yeni olmadığını 2000’li yıllara dayandığını söyleyen Ceylan, “AnaGold isimli şirketin başlatmış olduğu maden arama faaliyetleri, Çalık Holding’in Lidya Madencilik şirketi ile ortak olmasıyla birlikte 2008 yılından sonra hızlandı. Ayrıca o yıllardan sonra ÇED raporları da çok kolay bir şekilde alınmaya başlandı. Berat Albayrak’ta AnaGold isimli şirketin yöneticileri arasında yer alıyor. AnaGold şirketi çok kısa bir süre içerisinde başladığı madencilik faaliyetlerini geliştirdi ve burası bize yetmez diyerek o bölgede çok geniş bir alana yayıldı. Birkaç yıl önce yine aynı maden şirketinin alanında yine bu şekilde çatlaklar oldu ve siyanür sızmaları yaşandı. Ancak çok gündeme gelmedi. Birkaç gün önce yaşanan siyanür sızması şimdiye kadar olanlardan daha büyük bir şekilde gerçekleşti ve basında bu yüzden çok fazla yer buldu. Bundan dolayı da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı büyük bir ceza kesti şirkete” diye konuştu.

    “MADEN ARAMA HAVUZLARI ZEHİR SAÇIYOR”

    Ceylan, AnaGold şirketinin son bir yıldır bu tür havuzlara 3 tane püskürtücü büyük alet yerleştirdiğini ve bu aletlerin havaya sülfilik asit ve zehirli kimyasal saldığını söyledi. Havaya salınan bu zehirli gazların gözle görülemediğini de belirten Ceylan, “Gözle görülen bir gaz olmadığı için çok önemsenmedi. Bu gaz havaya karışıyor, daha sonra yağmurla birlikte yeryüzüne iniyor ve o coğrafyaya zehir saçıyor. Sedat Cezayirli isimli çevre mücadelesi veren bir arkadaşımız, yıllardır bunu dile getirdi. Klasörler, dosyalar hazırladı. Siyasi partilere, Meclis’e, milletvekillerine, Alevi kurumlarına, demokratik kitle örgütlerine ulaştırdı bunları. Bu tehlikenin geleceğini önceden söylemişti ancak çevre örgütleri de dahil bu duruma çok fazla ses çıkaran olmadı” dedi.

    “BU ŞİRKET ORAYA GELMEDEN ÖNCE BÖLGEDEKİ HERKESLE FARKLI GÖRÜŞMELER YAPMIŞ”

    Erzincan, Dersim ve Malatya bölgesinin birinci dereceden deprem bölgesi olduğunu anımsatan Ceylan, sözlerine şöyle devam etti:

    “Şu an bir deprem olsa bu havuz yerle bir olacak. Havuzun hemen altında, tahmini 1 kilometre ötesinde Fırat Nehri ve barajı var. Oraya sızmamasının mümkünatı yok. Bu Amerikan şirketi AnaGold, o bölgeye gelirken İliç’teki var olan siyasi partileri, valisi, kaymakamı, muhtarları hepsi ile görüşmeler yapmış. Onlarla Amerika’ya geziler düzenlemiş. Hatta muhtarlara ‘Yılın muhtarı’ diye ödüller verilmiş. Ayrıca orada yaşayan halkın tarlası, bahçesi, arsası alınmış. Böylelikle oradaki halk, sesini çıkartamaz duruma getirilmiş. İlhan Cihaner orada savcılık yaparken bu durumu gündeme getirmişti. Bu maden şirketinin yer aldığı dava dosyası kendisinden alınıp, daha sonra Fetö’cü olduğu ortaya çıkan başka bir savcıya verilmiş. Orada çevre mücadelesi veren Sedat Cezayirli arkadaşımız sürekli tehditler alıyor. Erzincan Sanayi ve İş Adamları Derneği, bugün bir açıklama yaptı. AnaGold şirketini karalamaya yönelik bir kamuoyu oluşturulmaya çalışıldığını belirtti ve bu şirketi sahiplendi. AnaGold isimli şirketin ülkeye, vatana, İliç’e çok yararlı işler yaptığını savunan bir açıklama yayınladı. Bu İş Adamları Derneği de bu şirketin işbirlikçisi. Buradaki maden arama faaliyetinden nemalanıyor. Bu şirkete cezalar yazıldı ama bu yeterli değil. Orası tamamen kapatılmalıdır.”

    “ÖNCESİNDEN SAHİP ÇIKILSA BU OLUMSUZ SONUÇLAR ORTAYA ÇIKMAZ”

    Bugün yaşadığımız duruma gelene kadar bu yaşananların hiç ciddiye alınmadığını kaydeden Ceylan,  havuzun o görüntüsünü görünce insanların durumun vahametini anladığını ifade etti.

    Ceylan, son olarak şunları dile getirdi:

    “Bu yaşananlar karşısında bütün çevre örgütleri birleşmeli, ortak bir ses çıkarmalı. Çevre örgütlerinin yanı sıra duyarlı olan tüm kesimler bir araya gelmeli. Biz Malatya Çevre Platformu olarak daha önce İliç’teki bu yere birkaç kez gittik. Birkaç çevre örgütü ile birlikte bu durumu gündeme getirmeye çalıştık. Yine bir araya gelip kamuoyu oluşturmalıyız. O havuzlarda Erzincan ilinin kullandığı suyun 100 katı kadar su kullanılıyor. Milyonlarca ton toprağı kazıyorlar, sulardan geçiriyorlar, yıkıyorlar. Bu sular nereye gidiyor? Bir de ayrışma yapılıyor, buharlaştırıp havaya mı veriyorlar? Bunların hiçbirisi belli değil. Maalesef bizim toplumumuzda bir olay gerçekleştikten sonra sahip çıkılıyor. Oysa öncesinden çıkılsa bu durumlara gelinmez, bu olumsuz sonuçlar ortaya çıkmaz. O havuzun olduğu bölgedeki bir patlama sadece o ilçeyi zarara uğratmaz. Keban Barajı, Munzur Dağları, Malatya’nın bir bölümünü yani bir coğrafyayı yok eder.”

    Melis CİDDİOĞLU/ANKARA

  • Pütürge’yi sular altında bırakacak baraj projesine tepki-VİDEO

    Pütürge’yi sular altında bırakacak baraj projesine tepki-VİDEO

    PİRHA- Malatya Çevre Platformu üyeleri Pütürge ilçesinde doğa Talanı olarak görülen ve Pütürge’nin doğasına zarar verecek projeye yönelik tepki göstermek amacıyla açıklama gerçekleştirdiler.

    Pütürge’de Büyük çay baraj projesine tepki göstermek amacıyla Malatya çevre Platformu üyeleri tarafından eylem gerçekleştirildi. Gerçekleştirilen eyleme MALÇEP üyeleri, Pütürgeli vatandaşlar ve siyasi parti temsilcileri katıldı.

    Açıklamada, binlerce yıllık köylerin ucube projelerle ile tarihten silinmesine, diğer köylerin susuz kalmasına, sulu tarım ve bağ bahçe işleri yaparak geçimlerini sağlayan kaynaklarının yok edilmesine sessiz kalınamayacağına vurgu yapıldı.

    “VİCDANLARINIZ SIZLAMIYOR MU?”

    Tarihi geçmişi silecek ve bütün sosyolojik yapıyı değiştirecek bir proje olması itibari ile bu projenin kabul edilemez olduğuna dikkat çekilerek, “Bugün burada yaşam alanlarımızın geleceğine yönelik ve tamamen bir doğa talanına yol açacak ucube bir projenin çocuklarımızın geleceğine ipotek koyma, geçmişimizi silecek ve bütün sosyolojik yapar sıfır noktasında değiştirecek bir proje olması itibari ile kabul edilemez bir projedir. Büyük çay baraj projesi konum itibari ile Pütürge sınırları içerisinde inşa edilmesine rağmen Pütürge doğasını yok ettiği gibi, halka hiçbir getirisi bulunmamaktadır. Tamamen Adıyaman İlinin Kahta İlçesinin bir köyünü sulamak amacı ile yaklaşık 2.5 milyar TL’lik bir projedir, Malatya’mızın Pütürge İlçesinden 5 Mahalle ve 7 Mezrayı haritadan silip ISCO nüfusu mağdur ederken Adıyaman İli Kahta ilçesinin bir köyünde arazi sulaması İçin bu projeyi hangi vicdan kabul eder. Projeyi uygulamaya kovanların vicdanları sızlamıyor mu?” denildi.

    “UCUBE PROJE İLE KÖYLERİMİZ SUSUZ KALACAK”

    Platformun doğa tahribatına yönelik her yıkım ve yok oluşun karşısında durmayı kendisine görev addettiğine değinilen açıklamada, “Üstelik 2 yıl önceki deprem yaralarımız hala ilçemizin deprem gerçeği ve fay hattı dikkate alınmadan binlerce yıllık köylerimizin ucube proje ile tarihten silinmesine, diğer köylerimizin susuz kalmasına, sulu tarım ve bağ bahçe işleri yaparak geçimlerini sağlayan geçim kaynaklarının yok edilmesine, Pütürge’mize can veren Perş Çayı’nın olmasına sessiz kakamayız. Yok edilen her ağaç, patlatılan her dinamit sadece doğaya değil, bu doğada yaşayan tüm canlılara vurulan hançerdir” ifadelerine yer verildi.

    “BARAJ, TOPLUMSAL ZARAR VE DOĞA FELAKETİDİR”

    Açıklamanın devamında Büyükçay Barajı’nın toplumsal fayda değil, toplumsal zarar ve doğa felaketi olduğu belirtilerek şu ifadelere yer verildi:

    “Dünyada ve ülkemizde yaşanan ekonomik kriz, iki yıldır yine tüm dünyada yaşanan corona pandemisi ve özellikle susuzluk ve iklim krizi karşısında artık metropollerdeki insanlar köylerine dönüş yaparak kendi köylerinde, topraklarında yaşayarak ekip biçmek isterken, var olan sularımızı yok etmek, köyleri yaşanmaz kılarak göçe zorlamak, içinde yaşadığımız doğa ile beraber toplumsal çöküş ve dahası yok oluştur. Büyükçay Barajı bu anlamı ile toplumsal fayda değil, toplumsal zarar ve doğa felaketidir. Pütürge halkı olarak bu yanlış ve zararlı projeden acilen vazgeçilmesini, yaşam alanlarımızın yanlış siyasi kararlara kurban edilmemesini tüm yetkililere bir kez daha haykırıyoruz. Çünkü biz; doğamızla birlikte var olan HALKIZ, haklıyız, görmezden, duymazdan gelinemeyiz. Bizlerden önce yaşayan atalarımız, dedelerimiz bu toprakları, bu doğayı bizlere nasıl emanet ettiyse, bugün bizlerde aynı şekilde bu toprakları çocuklarımıza, torunlarımıza emanet edeceğiz. Doğa insansız yaşayabilir, fakat insan doğasız yaşayamaz. İçinde yaşadığımız doğayla uyumlu, saygılı sürdürülebilir bir yaşamı savunuyor ve savunmaya devam edeceğiz.”

    Mehmet Yalman/MALATYA

  • ‘Dersim’deki avcılık faaliyetleri devlet ile ile gerçekleşen eko kırımın bir parçasıdır’-VİDEO

    ‘Dersim’deki avcılık faaliyetleri devlet ile ile gerçekleşen eko kırımın bir parçasıdır’-VİDEO

    PİRHA- İzmir’deki ekoloji örgütleri ve yöre dernekleri, devletin açtığı ihaleler ile Dersim’de artan avcılık faaliyetlerine tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, “Bir avuç yerli- yabancı kapitalist, ellerini ovuşturarak, pişkince sırıtarak gelmekte ve kolluk güçlerinin korumasında yaban hayatımıza, doğamıza, geleceğimize kurşun sıkmaktadır. Toplumumuzdan bazı kişiler de bu arsızların yanaşmalığını yapmaktadır” denildi.

    İzmir Dersim Dernekleri, Ege Çevre Platformu, (EGEÇEP), Malatya Çevre Platformu İzmir Temsilciliği ve Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İzmir Şubesi, Dersim’de avcılık sporu adı altında yapılan hayvan katliamına ilişkin Alsancak Türkan Saylan Kültür Merkezi önünde basın açıklaması yaptı. ‘Dersim’de Doğa Talanına Hayır, Avcılık Yasaklansın’ pankartının açıldığı eylemde kurumlar adına açıklamayı Ege Çevre Platformu Yürütme Kurulu üyesi Hüseyin Çağlar okudu.

    “DEVLET ELİ İLE GERÇEKLEŞEN EKO KIRIMDIR”

    Son dönemlerde, ülkenin pek çok bölgesinde devlet eliyle ihale edilerek avlanma izni verildiğini, uluslararası ve ulusal düzeyde avcıların ekolojiye ve doğal yaşamın önemli bir parçası olan yaban hayvanlarının avladığını söyleyen Çağlar, “Bunların yanı sıra kaçak avcılık yapan şahıs ve gruplar da bu faaliyetlerin bir parçası olarak doğal hayatımıza ciddi darbeler vurmaktadır. Bu faaliyetlerden bir yenisi de bu hafta Dersim’de başlayan avcılıktır. Dersim’de hafta başında başlayan avcılık devletin ilgili kurumlarınca ihale edilmiştir ve yabancı avcıların katıldıkları yerel avcıların da destek olduğu bir kıyım gerçekleşmektedir. Orman Bakanlığının kontrolünde gerçekleşen bu ihaleler pek çok defa mahkeme kararıyla iptal edilmesine rağmen tekrar tekrar avcılık için ihaleler açılmaktadır. Bu ısrarlı tutum, bir bütün olarak ülkemiz doğası, ekolojik yaşamı ve de sosyal hayatı için yok oluşa ‘evet’ demektir.  Yapılan sadece birkaç canlının kişisel zevk uğruna katledilmesi değildir. Yapılan, maden aramalarını, orman kıyımını, ırmaklarımızın, göllerimizin, yeraltı sularımızın kurumasını da üst üste eklersek devlet eli ile gerçekleşmekte olan bir eko kırımın bir parçasıdır. İnsanlığın yok oluşudur” dedi.

    “YIKIMIN PARÇASI OLANLAR TEŞHİR EDİLMELİ”

    Doğusundan batısına, kuzeyinden güneyine gözlerini kâr hırsı bürümüş bir avuç zenginin, vahşi zevklerini tatmin için talanı ve şımarıklığı ile karşı karşıya olduklarını belirten Çağlar, “Buradan öncelikle kurumlarımıza ve halkımıza sesleniyoruz; bu yıkım, talan ve kıyımların bir parçası olmayın. Bu vahşete karşı kısa ve uzun vadede neler yapılabileceği konusunda acilen bir araya gelmeliyiz. Yasal ve demokratik tüm yollar kullanılarak bu talana, arsızlığa ‘dur’ demeliyiz. Unutmamalıyız ki kurşun sıkılan katledilen sadece dağ keçisi, yaban domuzu, geyik değildir. Ölen biziz. Ölen insanlık mirasıdır. Bu yıkımın parçası olanlara gerekli tavrı sergilemeli, gerekirse teşhir etmeliyiz” ifadelerini kullandı.

    “AVCILIK İHALELERİNİ DERHAL İPTAL EDİN”

    Yetkililere seslenen Çağlar, “Yürütmekte olduğunuz ve hukuksuzluğu tescillenmesine rağmen ısrarla devam ettirdiğiniz yıkım projelerini acilen durdurun. Ülkemizin pek çok yerinde açtığınız avcılık ihalelerini ve maden arama ruhsatlarını derhal iptal edin. İnsan yaşamını hiçe sayan ve ekosistemimizi tehdit eden bu girişimlerden vazgeçin” diyerek, bu kırıma teşebbüs edenlere gereken cezaların verilmesi gerektiğini ifade etti.

    PİRHA/İZMİR

  • Ekolojistler İzmir’den seslendi: Dersim’deki ekolojik yıkıma izin vermeyelim-VİDEO

    Ekolojistler İzmir’den seslendi: Dersim’deki ekolojik yıkıma izin vermeyelim-VİDEO

    PİRHA- Dersim’de kurulmak istenen maden ocaklarına karşı İzmir’de bir araya gelen ekolojistler, “Dersim’deki ekolojik yıkıma izin vermeyelim” çağrısı yaptı.

    İzmir Dersim Kültür Ve Dayanışma Derneği, Ege Çevre Platformu (EGE-ÇEP) ve Malatya Çevre Platformu İzmir Temsilciliği, Dersim’de kurulmak istenen maden ocakları projelerine karşı Karşıyaka İskelesi karşısında basın açıklaması gerçekleştirdi. Munzur Vadisi Milli Parkı’nda bulunan ve yıllardır ‘Özel Güvenlik Bölgesi’ ilan edilen Otlubahçe’de yapılmak istenen maden aramasına izin vermeyeceklerini kaydeden ekolojistler, bu yıkım projesine hiçbir yurttaşın katılmaması çağrısında bulundu.

    Açıklamada “Nehirlerimiz, doğamız yok olmaya direniyor. Sen sahip çıkmazsan yok olacak” pankartı açılırken, açıklamayı İzmir Dersim Kültür ve Dayanışma Derneği Yönetim Kurulu üyesi Hasan Ali Kılıç okudu.

    Küresel ve yerli sermaye gruplarının talebi üzerine vahşi madencilik faaliyetlerine yol veren birçok yasal düzenlemenin gerçekleştirildiğini söyleyen Kılıç, “En son Ovacık ilçemizde bir maden şirketi, tüm Munzur’u ve vadinin tamamını tehdit edecek bir noktada, Otlubahçe köyü civarında bir kazı başlatmış, izinsiz olduğu ortaya çıkan bu faaliyet halkımızın, sonrasında ise Orman İşletme Müdürlüğü’nün müdahalesi sonucu şimdilik durdurulmuştur” dedi.

    “YIKIMA SON VERİN”

    Kılıç, Dersim’deki ekolojik yıkıma izin verilmemesi gerektiğini belirterek, “Mücadelemizi kesintisiz ve kararlı biçimde sürdürelim. Bu yıkım faaliyetlerine hiçbir insanımızın hiçbir şekilde katılmaması, kıyısında-köşesinde dahi yer almaması gerektiğini belirtiyoruz. Unutulmamalıdır ki birkaç yıllık faaliyetin ardından, başta Ovacık ilçemiz olmak üzere tüm Dersim, ekolojik bir yıkımla karşı karşıyadır. Doğasıyla gurur duyduğumuz vadilerimizde canlı yaşam kalmayabilir. Katil şirketlere feda edecek tek bir ağacımız, bir karış toprağımız yoktur. Dersim’de baraj ve madencilik faaliyetleri istemiyoruz. Verilen tüm madencilik ruhsatları iptal edilsin. Doğa ve insan düşmanı şirketler Dersim’den defolun. Orman kesimlerine ve yakmalarına son verilsin” diye konuştu.

    Açıklama alkışlarla son buldu.

    PİRHA/İZMİR

  • ‘Doğa ve tarım yok ediliyor; mücadele şart’-VİDEO

    ‘Doğa ve tarım yok ediliyor; mücadele şart’-VİDEO

    PİRHA – Malatya Çevre Platformu tarafından ‘Vahşi Madencilik, İnsan ve Çevre Sorunları’ konuları ile alakalı panel yapıldı. Panelde, doğanın adım adım yok edildiği konuları işlendi. 

    Malatya Çevre Platformu Koordinasyonu ve Arguvan Temsilciliği işbirliğince Arguvan’da vahşi madencilik ve doğa katliamlarını içeren konular masaya yatırıldı.

    DESTEĞE İHTİYAÇ VAR

    Panelin moderatörlüğünü üstlenen Malatya Çağdaş Hukukçular Derneği Üyesi Avukat Ercan Kısacık, “Çevre hareketi hiçbir siyasi partinin arka bahçesi değildir” diyerek çevrenin bağımsızlığının altını çizdi. Kısacık, “Her türlü partinin desteğine ihtiyacımız var. Bu çevre hepimizin, doğayla savaşamayız ama koruyabiliriz” dedi.

    SANATIN BİRLEŞTİRİCİ GÜCÜNÜ KULLANMAYA ÇALIŞIYORUZ

    Doğa İçin Sanat Derneği adına katılım gösteren Göksen Ezeltürk ise; “Sanatın birleştirici gücünü kullanarak çevreyi korumaya çalışıyoruz. Sanatın iyileştirici gücünü doğaya taşımak istiyoruz” dedi.

    MÜCADELE İÇİN YEREL ŞART

    Diğer bir konuşmacı Ekolojist İlknur Başer de konuşmasına iklim krizine dikkat çekerek başladı. Çevre sorunlarında halkın örgütlü mücadelesinin önemine dikkat çeken Başer, yerel halka değindi. Yerelden gelen gücün, sermaye grubu şirketlerinin önüne geçeceğini belirten Başer, Türkiye’den örneklerle maden faaliyetlerinin doğayı sömürdüğünü söyledi. Maden şirketlerinin zararlı atıklarını tarım arazilerine, derelerine bırakmasıyla doğanın zehirlendiğini söyleyen Başer, herkesi mücadeleye davet etti.

    PARİS ANLAŞMASI SAMİMİ DEĞİL

    Paris İklim Anlaşmasını samimi bulmayan ekolojist Başer; “Eğer samimiyseniz Malatya’daki ve Türkiye’deki maden arama faaliyetlerini durdurun. Havayı kirleten biz değil sizin fabrikalarınız. Tarım ve gıda yok ediliyorsa bize düşen bu yok oluşa dur demek ve mücadeleyi büyütmektir.” dedi.

    KÜLTÜR FESTİVALİ YAPAN TEK İLÇE YOK OLACAK

    Mühendis Doğan Halis ise; Türkiye’de araştırma yapılırken maden şirketlerinin tek taraflı bir çalışma yürüttüğünü kaydetti. Şirketlerin bölge halkını yok saydığını söyledi. Arguvan’ın kültür festivali yapan Türkiye’de tek ilçe olduğunu söyleyen Halis, maden aramalarının Arguvan’ı ve dolayısıyla buradaki kültürü yok edeceğini vurguladı. Bölgede tarım, yeşil, hayvancılık bittiğinde insanın da yaşayamayacağını ifade etti ve Halis, giderek bölgenin yok olacağını bildirdi.

    ALTIN ARAMANIN EN UCUZ YOLU: SİYANÜR

    Arguvan’da altın aramanın en ucuz arama metodu seçilen siyanürle yapıldığını söyleyen Halis, halk sağlığının büyük tehdit altında olduğunu kaydetti.

    Halis şunları kaydetti:

    “Eğer sütün zehirli, toprağın çoraksa ben ne yapayım altını? Arguvan, maden şirketlerinden kurtarmak için halkın bir araya gelip mücadele etmesi lazım. Madenler bizim zenginliğimizdir. Bunlara karşı değiliz. Biz madenin yanlış şekilde işletilmesi ve doğayı talan etmesine karşıyız. Aklı başında bir insan siyanürle aramaya nasıl evet der? Arguvan’ın kurtuluşu et, süt ve tarım üzerine kurulacak kooperatifleşme ile mümkün olabilir. Güneşi bol, havası temiz ve suları ise talan nedeniyle yok olmuş. Halk kendi kaderini eline almalı ve kooperatifler üzerinden burada kalkınmalıdır.”

    Halis sözlerini “Gıda çok önemli ve burada araziler boş. Bu toprakları madencilere teslim etmeyelim. İlerde topraklarımızda sözleşmeli çiftçi olmamak için Arguvan’ı neden şirketlerden koruyun. Malatya’nın maden mücadelesi halkın gücüyle mümkündür” diyerek sonlandırdı.

    Mehmet YALMAN/ MALATYA

     

     

     

  • Malatya Çevre Platformu: Doğa katliamına dur de!

    Malatya Çevre Platformu: Doğa katliamına dur de!

    PİRHA-Malatya Çevre Platformu üyeleri Malatya’nın birçok ilçe ve mahallesinde kurulan maden ve taş ocaklarına tepki göstererek, “Havama, suyuma, toprağıma, doğama dokunma!” çağrısında bulundu.

    Malatya’da merkez postane önünde bir araya gelen Malatya Çevre Platformu üyeleri ‘Doğaya ve tabiata dokunma’ temasıyla eylem yaptı. Gerçekleştirilen eyleme birçok sivil toplum örgütü ve bazı siyasi partilerde destek verdi.

    Platform adına açıklama yapan Züleyha Kavukçu, çevre kirliliğinin arttığını belirterek doğaya onarılması mümkün olmayan zararlar verilmeye devam edildiğine dikkat çekti.

    “1980’DEN SONRA ÇEVRE KİRLİLİĞİ ARTTI”

    1980’den sonra çevre kirliliğinin artış gösterdiğini ifade eden Kavukçu, şu bilgileri aktardı:

    “Birleşmiş Milletler (BM), nasıl büyük bir felakete sürüklendiğimizin bilincinde olarak 1972 yılında İsveç’in Stockholm kentinde toplanıp bir çevre konferansı yaptılar. Sorunun üstesinden gelmenin gerekliliğinde, 5 Haziranı Dünya Çevre Günü ilan ederek, çalışmalar başlattılar. Ama yaşadığımız Kovid-19 salgını da göstermiştir ki 5 Haziran sadece ‘Gün’ olarak kutlanmanın ötesine geçememiştir. Eğer geçseydi, dünyayı kasıp kavuran yeni virüsler ortaya çıkmayacaktı. Küresel ısınma olmayacaktı, iklim değişiklikleri yaşanmayacaktı. Kuraklık da olmayacak, yağmurlar önceden olduğu gibi, bereketli yağacaktı. Göller, nehirler su kaynakları kurumayacaktı. 5 Haziran Dünya Çevre Günü ilan edilmesinin üzerinden 49 yıl geçti. 1972 yılında her 10 kişiden 1’i hava kirliliğinden etkilenirken, bugün 10 kişiden 9’u kirli hava soluyor. Canlı türlerinin % 28’inin soyu tükendi. Çevre kirliliği 1980 yılına göre 10 kat arttı.”

    “ONARILMASI MÜMKÜN OLMAYAN ZARARLAR VERİLİYOR”

    Malatya’nın birçok ilçe ve mahallesinde bulunan maden ve taş ocaklarının yoğunluğuna işaret eden Kavukçu, “Hepimiz biliyoruz ki yaşadığımız çevre felaketleri insanın gözü doymazlığının eseri. Bunlardan en tahripkârlarından biri de ‘madencilik’tir. Ülkemiz zengin maden yataklarından dolayı emperyalist ülkelerin iştahını kabartmakta, kendi ülkelerinde kıyamadıkları doğalarını korumak için çaba harcarken, bizi acımasızca talan etmek için ellerinden geleni yapmaktalar Ve ne yazık ki çıkartılan yeni maden yasalarıyla birlikte bu gibi maden şirketlerin işleyişleri daha da kolay hale getirilmektedir” diye konuştu.

    Malatya’nın maden bakımından zengin bir yöre olması dolayısıyla, yerli ve yabancı maden şirketlerinin hoyrat ellerine teslim edildiğini dile getiren Kavukçu, Madencilik faaliyetleri, sermaye kesimlerinin kâr hırsı gözetilerek değil, halkın ihtiyaç ve çıkarları gözetilerek yürütülmelidir. Toprağını ekip biçen, ekmeğini topraktan kazanan bizlerin, yaşam hakkımızı ve sağlığımızı görmezden gelen, doğal yaşamı tehdit eden, çevreye onarılması mümkün olmayan zararlar veren bir madencilik anlayışı kabul edilemez” ifadelerine yer verdi.

    “DOĞA KATLİAMINA DUR DE!”

    Kavukçu, doğa katliamlarına son verilmesi gerektiğini ifade ederek şunları kaydetti:

    “Malatya Merkez: 10, Akçadağ İlçesi: 110, Arapkir İlçesi: 34, Arguvan İlçesi: 29, Battalgazi İlçesi: 67, Darende İlçesi: 38, Doğanyol İlçesi: 4, Doğanşehir İlçesi 123, Hekimhan İlçesi: 72, Kale İlçesi: 8, Kuluncak İlçesi: 48, Pütürge İlçesi: 41 Yazıhan İlçesi: 43, Yeşilyurt İlçesi: 223 ÇED Başvurusu yapılmış ve bunların birçoğuna, ne yazık ki ÇED gerekli değildir raporu verilmiştir. Arguvan İlçesi Yoncalı köyünde bulunan Kaya Mezarları ise 2018 yılında alınan karar ile birinci derece sit alanı ilan edildiği halde Yoncalı köyünde de altın arama çalışmaları devam etmektedir. Ülkemizin ormanlık alanları her yıl çeşitli gerekçelerle tahrip edilmektedir. Yaşamsal ve çevresel etkileri göz önünde bulundurulmaksızın hazırlanan projeler, açılan yollar ve yürütülen madencilik faaliyetleri nedeniyle nitelikli ormanlık alanlarımız zarar görmektedir.

    Tüm yetkilileri bilim insanlarının, çevre gönüllülerinin, yöre halkının ve doğanın sesine kulak vermeye, ‘Doğa katliamına dur!’ demeye davet ediyoruz. Havama, suyuma, toprağıma, doğama dokunma. Ekolojik dengeyi koruyacağım, yaşam alanıma sahip çıkacağım. Dağıma, taşıma, dereme, ormanıma, doğal yaşamıma müdahale etme. Vahşi madenciliğe dur de, geleceğine sahip çık!”

    PİRHA/MALATYA

  • Malatya Çevre Platformu üyelerinden sondaj çalışmalarına tepki-VİDEO

    Malatya Çevre Platformu üyelerinden sondaj çalışmalarına tepki-VİDEO

    PİRHA- Malatya Çevre Platformu üyeleri Hekimhan ilçesi Hasan Çelebi Mahallesi’nde “Siyanürle altın arama amacıyla” yapılan sondaj çalışmalarına tepki gösterdiler.

    Malatya’nın Hekimhan ilçesi Hasan Çelebi Mahallesi Karaçardak mevkiinde ‘siyanürle altın arama ve ayrıştırma amaçlı sondaj çalışması’ iddiaları üzerine mahalle sakinleri ve bölge halkı bir araya geldi ve ‘doğanın katledileceğini’ ifade ederek eylem yaptılar.

    “KÜLTÜREL VE DOĞA GÜZELLİKLERİ YOK OLACAK”

    Malatya Çevre Platformu Hekimhan Temsilciliği tarafından düzenlenen programa bazı siyasi parti ve STK’larda destek verirken, tepki eyleminde bir açıklama yapan platform üyesi ve Hekimhan temsilcisi Tahsin Temelli; şunları söyledi:

    “Ülkemiz; ekonomik, sosyal ve siyasal olarak en karanlık dönemlerinden birini yaşamaktadır. Bizlerin bildiği ve her zaman söylediğimiz ancak kamuoyunun pek de inanmadığı çete-mafya ve onların bağlantıları, aralarındaki çıkar ilişkileri bittiği için birer birer ortaya dökülmeye başladı. Başka bir olumsuzluğun yaşandığı alan da; doğa, çevre ve yaşam alanlarının rant uğruna yabancı şirketler ve onların işbirlikçisi bilindik 5-6 yerli şirkete talan ettirilmesidir. Bu uygulamalara bakıldığında, doğanın ve yaşam alanlarımızın tahrip edilmesine ilişkin bütün kararlar siyasiler tarafından verilip, uygulanmaktadır. Durum böyle olunca, sosyal, siyasal, ekonomik yıkımlara karşı nasıl mücadele ediyorsak; yaşam alanlarımızın, doğamızın ve çevrenin talan edilmesine de aynı bilinçle karşı çıkmalıyız. Malatya’daki doğa çevre ve yaşam alanlarının tahribatına karşı mücadele yürütmek için yaklaşık dokuz ay gibi kısa süre önce oluşturulan Malatya Çevre Platformu; Hekimhan, Arguvan, Pütürge İlçe Temsilciliklerini de bu sürede oluşturdu. Malatya’nın ilçelerinde ve köylerinde; yeni maden aramaları, sondaj kuyuları vurulması, kum, taş ve mermer ocaklarının açılması, HES’ler yapılması için ruhsatların verilmesi ciddi bir ekolojik sorun yaşanacağını bizlere göstermektedir. Hekimhanımızın yeraltı zenginliklerine göz dikmiş yabancı şirketler ve onların yerli işbirlikçileri, para hırsı uğruna; Hekimhan’ın kayısı, ceviz, dut, elma, armut, alıç gibi önemli geçim kaynaklarını, hayvancılığı, yeraltı ve yerüstü sularını, (Kuruçay, Doyran Çayı) Dipsiz Göl, Girmana Kanyonu, Hasançelebi IIıca ve çok nadir bulunan endemik bitkilerinin, nesli tükenmek üzere olan doğal hayvanların bulunduğu Yama Dağları gibi tarihi, kültürel ve doğa güzelliklerimizi de yok edecekler.”

    “TÜRKİYE’NİN BAŞKA YÖRELERİNDE GÖRDÜK”

    ‘Doğanın ve çevrenin nasıl katledildiğini diğer yörelerde gördük’ diyerek açıklamasını sürdüren Temelli; “Bölge toprağının yapısında bulunan asbest kaynaklı; Hekimhan Kanseri olarak da bilinen hastalıktan, bir çok aile büyüklerimizi ve yakınımızı kaybetmişken, yeni madenlerde, siyanürle ve sülfürik asit kullanılarak altın aramaları sonucu; “Yeni Kanser Hastalıkları Ve Yeni Ölümlerle” Yüz Yüze Gelinecektir. İşte bütün bunları yaşamamak için; doğamızı, çevremizi ve yaşam alanlarımızı talan etmelerine hep beraber dur diyelim!” dedi.

    Temelli şöyle devam etti:

    “Şu gerçeği de unutmayalım: Kapitalizm, gölgesini satmayacağı ağaca su vermez. Hekimhan’ın belirli yerlerinde yaygın maden çalışmaları devam etmektedir. Bu çalışmalar kontrolsüz, denetimsiz, hoyratça yapılmaktadır. Hekimhan’ın Güvenç, Çulhalı, Boğazgören, Beykent, Hacılar, Deveci, Budaklı hatta ilçe merkezini etkileyen Maden Şirketi sahaları ve fabrikası var.  Bu fabrika (Karakısık Peletleme Fabrikası) çalıştığı zaman, çevreye bıraktığı toz bulutlarının insanına verdiği zararları, o yörede yaşayan herkes görmekte ve olumsuz etkilenmektedir. Biz bu yörenin insanları ve çevreciler olarak; yöremizin işsizlik, yoksulluk sorununu çok iyi anlıyoruz. Bunun çözümünün de, madenlerde kalifiye olmayan alanlarda çalıştırılacak 200-300 işçi ile çözüleceğine inanmıyoruz. Çünkü bu şirketler tekniğin bu kadar geliştiği bir dönemde tüm kalifiye elemanları yanlarında getirmektedirler. Bu şirketler yaklaşık 20 yıldır Türkiye’nin başka yörelerinde; Bergama’da, Kazdağları’nda, Fatsa’da, Artvin’de Erzincan İliç’te, Karadeniz’in derelerinde ve en son olarak Rize İkizdere’de hepimiz yaşayarak gördük ki; onlar yer altındaki zenginliklerimizi istiyorlar. O zenginlikleri ilçemizden çıkarıp alıp götürüp kendi paralarına yeni paralar katacaklar. Çöpünü, tozunu, pisliğini ve hastalıklarını da yöre insanına bırakacaklar. Onun için; madenler açılacak, 3000 işçi çalışacak, köylerinize yol yapacağız, su getireceğiz vb yalanlarına kanmayın. Bu şirketler bu vaatleri kara propaganda olarak kullanıyorlar. Türkiye’nin başka yerlerinde de bu vaatlerde bulundular. Ancak yörede ayakları tuttuktan sonra, bu vaatlerin hiçbirini yerine getirmediler. Eğer bu şirketler, onların destekçileri ve siyasal iktidar yöre halkının işsizliğini ortadan kaldırmak istiyorsa; buradan onlara açık çağrıda bulunuyoruz: Doğaya ve yaşam alanlarımıza zarar vermeyecek küçük ölçekli işletmeler kurun. Hayvancılık ve tarım alanında doğal üretim kooperatifleri kurarak, yöre halkının hayvancılık ve tarımını teşvik ederek, iş istihdamı yaratın. Tek tek köylerde üreticilerin kendi başlarına kurdukları işletmeleri destekleyin, teşvik edin. Faizsiz, uzun ödemeli krediler verin. O işletmeler büyüsün ve Hekimhan’a yeni iş olanakları sağlansın.”

     5 HAZİRAN’DA AÇIKLAMA

    Malatya’da da konu ile ilgili bir açıklama yapacaklarını duyuran Temelli, “5 Haziran 2021 tarihinde Malatya Çevre Platformu Olarak Malatya Merkez Postanesi önünde saat 13.00’te buluşup basın açıklaması ile Vahşi Madenciliğe karşı olduğumuzu açıklayıp tepkimizi dile getireceğiz. Tüm Malatya Halkını bu etkinliğimize katılmaya ve bizlere destek olmaya davet ediyoruz. Malatya topraklarının üstü Altından daha değerlidir” dedi.

    Mehmet YALMAN/ MALATYA

  • Mal-Çep: Çevre mücadelesini siyasetten bağımsız görüyoruz

    Mal-Çep: Çevre mücadelesini siyasetten bağımsız görüyoruz

    PİRHA- Malatya Çevre Platformu (Mal-Çep), Platformun Malatya ve Türkiye’deki Sözcülerine ve Yürütme Kurulu Üyelerine yönelik ithamlara ve aşağılayıcı hakaretlere ilişkin yazılı basın açıklaması yaptı.

    29 Eylül 2020 tarihinde kuruluş deklarasyonunu yayınlayarak Malatya’nın tüm ilçe ve köylerinde yaşanan ve yaşanacak çevre talanlarına karşı; antikapitalist bir çevre mücadelesi başlatan Malatya Çevre Platformu (Mal-Çep), kendilerine yöneltilen ithamlara ve aşağılayıcı hakaretlere ilişkin yazılı basın açıklaması yaptı.

    Yapılan basın açıklamasında “Platformumuz kurulduğu andan itibaren, platformumuzun Sözcülerine, Yürütme Kurulu Üyelerine, İl -İlçe Temsilcilerine ve üyelerine yönelik haksız itham, komplo, tehdit ve baskıların gelebileceğini biliyorduk. Bir kaç kamuoyu açıklamalarımızda bunların olabileceğini, ancak bunlara boyun eğmeyeceğimizi, mücadelemizden geri durmayacağımızı kamuoyuna duyurduk. Platform olarak; biz yasal ve meşru yoldan mücadelemizi sürdürüyoruz” denildi.

    “İLKELİ DURUŞUMUZU DEVAM ETTİRECEĞİZ”

    Yazılı basın açıklamasında şunlar kaydedildi:

    “Platformumuz Malatya ve Türkiye’deki Sözcülerine ve Yürütme Kurulu üyelerine yönelik maden şirketleri ve maden lobicisi bazı kişiler ile bazı koltuk meraklısı yerel siyasetçilerin kendi koltukları ve yereldeki siyasi etkinlikleri  ellerinden gidecek diye  haksız bir çok itham ve iftira atılmasına, yanlış yazılar yazılmasına rağmen; Malatya Çevre Platformu olarak biz; arkadaşlarımıza güvendiğimiz için, bu ithamları ciddiye almadık. Yazılanlara cevap verme ihtiyacı bile duymadık. Bu ilkeli duruşumuzu bundan sonra da devam ettireceğiz.

    Maden şirketlerinin ve maden lobicilerinin, çevre talanına karşı yaşam alanlarımızı savunma mücadelemizde; sözcülerimize ve YK Üyelerimize  attıkları iftira ve ithamları, yazdıkları yalan yazıları, ‘şirketler ve işbirlikçilerinin kendi rant ve soygun düzenlerinin bir gereği olarak yapıyorlar’ deyip geçebilir ve hiç ciddiye de almayız.

    Ancak bugüne kadar gördüğümüz ve bundan sonra da dost görmeye devam edeceğimiz kurum ve kişilerin bu tür yanıltıcı açıklama ve yazılarını da anlayışla karşılanmayacağımızın bilinmesini istiyoruz. Her bir üyemizin, yürütme kurulu ve sözcülerimizin yanında olduğumuzun ve olmaya da devam edeceğimizi, ilgili kişi ve kurumlara hatırlatmak isteriz.”

    “ÇEVRE MÜCADELESİNİ  SİYASETTEN BAĞIMSIZ  GÖRÜYORUZ”

    “Ekoloji mücadelesini ve yaşam savunmasının siyasetini, siyasi program ve tüzüklerden bağımsız olarak kendi bulunduğumuz alanlarda üretiyoruz” vurgusu yapılan açıklama şöyle devam etti:

    “Bir kaç emperyalist ülke şirketleri ve soyguncu 3-5 Türk şirketi dolarlarına dolar katacaklar diye; başta bizlerin sağlığı olmak üzere, doğada yaşayan bütün canlıların  sağlığı ile önemli geçim kaynaklarımız olan  tarım, hayvancılık, sularımız,  tarihi ve kültürel değerlerimizin yok olmasına göz mü yumalım?  Bu şirketler, bu şirketlerden beslenen bazı kurum ve kişiler,  maden lobicileri gibi küçük çıkar çevreleri bu yağmaya evet diyebilirler. Ancak biz bunlara hayır demeye devam edeceğiz.

    Biz, Platform olarak bugüne kadar nasıl resmi olarak dost gördüğümüz hiç bir kurum ve kişi hakkında açıklama yapmadık ve yazı yazmadıysak; dostlarımızdan da bunu beklemek platformumuzun en doğal hakkıdır. Çünkü; bu tür yanlış açıklamaların emperyalist şirketler ile bunların Türkiye’deki soyguncu işbirlikçi bir kaç şirket ile maden lobicilerinin işine yaradığını da ayrıca belirtmek isteriz. Ancak kendi enerjimizi dedikodu ve içi boş sözlere dayalı gerçek dışı açıklamalar için harcamayacağız.”

    MAL-ÇEP DAYANIŞMA ÇAĞRISI

    Malatya Çevre Platformu,  İlçe Temsilciliklerine ve başka şehirlerdeki Malatya Çevre Platformu Temsilciliklerine üye olmaya ve dayanışma gösterme çağrısında bulunarak şu ifadelere yer verdi:

    “Malatya’ya yaşatılacak rant ve çevre talanına karşı çıkmaya devam edeceğiz. Doğduğumuz, büyüdüğümüz, yaşamımızı sürdüğümüz, bir çoğumuzun aile büyüklerimizin mezarlarının olduğu Malatya’nın ilçeleri ve köylerinde yaşayan insanlar ve diğer canlıların bulundukları yerlerdeki toprağın üstündeki yaşamları, toprağın altındaki “Altından” daha kıymetli olduğunu da haykırmaya devam edeceğiz. Malatya’da yaşam alanlarımıza yönelik vahşi madencilik, taş ve mermer ocakları, kireç kuyuları, HES’ler, JES’ler,  meraların kiralanması sonucu ortaya çıkabilecek her türlü çevre talanını durdurabilmek için; Malatya Çevre Platformu’na, İlçe Temsilciliklerine ve başka şehirlerdeki Malatya Çevre Platformu Temsilciliklerine üye olmaya ve dayanışma göstermeye davet ediyoruz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Malatya Çevre Platformu: Vahşi madenciliğe karşı mücadele ediyoruz!-VİDEO

    Malatya Çevre Platformu: Vahşi madenciliğe karşı mücadele ediyoruz!-VİDEO

    PİRHA-Malatya Çevre Platformu (MAL-ÇEP) İstanbul Sözcüsü Hüseyin Çıplak ve İstanbul Sivil Toplum Kurumları Sözcüsü Kazım Pekşen,  Malatya’da yürütülen madencilik ve sondaj çalışmalarına tepki gösterdi. Hüseyin Çıplak, “Vahşi madencilik projelerinde ekolojiye, doğamıza ve çevremize zarar gelmemesi için mücadele ediyoruz” dedi.

    Kentte yüzlerce maden projesi için başvuruların yapıldığını ancak sürecin ne şeffaf ne de hukuka uygun şekilde yürütüldüğünü vurgulayan Malatya Çevre Platformu sözcüsü Hüseyin Çıplak, maden şirketlerinin rezerv tespiti için halkı bilgilendirmeden yürüttükleri sondaj çalışmalarına karşı hukuki süreci başlattıklarını, köylerdeki ihlallerin de peşini bırakmayacaklarını belirtti

    Malatya’da yürütülen madencilik ve sondaj çalışmalarına tepki gösteren Hüseyin Çıplak ve Kazım Pekşen konuya ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    “VAHŞİ MADENCİLİĞE KARŞI MÜCADELE EDİYORUZ”

    İktidara yakın şirketlerin paravan şirketler aracılığıyla köylüleri kandırmaya çalıştığını vurgulayan Çıplak, Malatya’da ve il dışında yaşayan Malatyalıların vahşi madenciliğe karşı Malatya Çevre Platformu’nda bir araya geldiklerini belirtti. Çıplak, “Malatya genelinde tüm ilçelerde madencilik faaliyetleri yürütülüyor. Dokuz ilçemizde de vahşi madencilik, değerli ve siyanürlü diye tabir edilen altın madenciliği çalışmaları var. Bu dokuz ilçe projelendirilmiş durumda. Malatya Çevre Platformu, doğamızı korumak için ekolojiden yana olan duyarlı insanların, bazı Sivil Toplum kurumlarının, kitle örgütlerinin ve sendikaların bir araya gelerek oluşturduğu bir platform. Malatya Çevre Platformu adı altında şu an Malatya’da bu vahşi madenciliğe karşı mücadele ediyoruz” diye konuştu.

    Çıplak, iki ilçede vahşi madencilik için yapılan ÇED başvurusunun onaylandığını ve bu çalışmalara karşı Malatya Çevre Platformu’nun Hukuk Komisyonu ile birlikte hukuki mücadele vereceklerini belirtti.

    “JANDARMA EŞLİĞİNDE SONDAJ ÇALIŞMALARI YÜRÜTÜLMEYE DEVAM EDİYOR”

    Malatya Çevre Platformu’nun yürütmesinde bulunan bazı kişilerin, çalışmalara karşı koymaları ve şikayet edilmeleri gerekçesiyle ifadeye çağırıldığını söyleyen Çıplak, “Jandarma eşliğinde 24 saat madencilik ve sondaj çalışmaları yürütülmeye devam ediyor. Halk yaklaştırılmıyor. İnsanlar bilgi sahibi olamıyor” dedi.

    Çıplak, yürütülen madencilik ve sondaj çalışmalarının getireceği kötü sonuçları şu şekilde sıraladı:

    “Sulama barajında açık madencilik faaliyetlerine geçildiğinde Arguvan Ovası’nı sulayacak barajın iptal olma durumu var. İptal edilmezse eğer tüm Arguvan Ovası’ndaki verimli topraklar siyanürle, sülfirik asitle kirlenecek. Yani ekolojik yaşam bitecek. Bu yalnızca Arguvan’a özgü değil, o coğrafyada, Keban’dan tutun Fırat Havzası’na kadar katılacak bu sular bütün coğrafyayı zehirleyecek. Toprak zehirlenecek, sular zehirlenecek, hava zehirlenecek, endemik bitkiler yok olacak, doğada yaşayan diğer canlıların da yok olmasına sebebiyet verecek yani kısaca doğal yaşamı da yok edecek. Bunların örneklerini Kaz Dağları’nda, Ordu-Fatsa’da, Artvin’de görebiliyoruz. Bizde bu tür vahşi madencilik projelerinde ekolojiye, doğamıza ve çevremize zarar gelmemesi için mücadele ediyoruz.”

    “BİZİM DERDİMİZ VAHŞİ MADENCİLİK POLİTİKALARINA KARŞI NELER YAPABİLİRİZ”

    İstanbul Sivil Toplum Kurumları Sözcüsü Kazım Pekşen ise Malatya Çevre Platformu’nun haklı mücadelesine kurumsal olarak dahil olduklarını ifade etti. Tüm Malatyalıların bu doğa katliamı karşısında örgütlenmesi gerektiğine vurguda bulunan Pekşen, “Doğup büyüdüğüm coğrafyaya karşı insani ve vicdani bir yaklaşımla arkadaşlarla birlikte beraber hareket etme kararı verdim. Onlarda beni İstanbul bölgesinde sivil toplum örgütleriyle, kurumlarla, sendikalarla, partilerle ilişki kurma konusunda yetkilendirdiler. Ben de bu konuda çalışmaya başladım. Bu işe başlarken yeterince bir yatay örgütlenmenin olmadığını gördüm. Konuştuk ve Türkiye’de Malatyalıların yoğun yaşadığı yerlerde Malatyalıları örgütleyip bu işe duyarlılık kazandırmak istedik. Bu çerçevede İstanbul, İzmir, Mersin, Ankara şu anda örgütlenmiş durumda. Antalya’da, Manisa’da, Adana’da, Antep’te de Malatyalıların olduğunu görüyoruz. Ama yoğunluk İstanbul gibi değil. Onları doğru bilgilendirmek istiyoruz. Bizim derdimiz vahşi madencilik politikalarına karşı neler yapabiliriz. Bu işin hukuksal boyutuyla beraber diplomatik boyutuyla gündeme getirdik. Yani sendikalar, dernekler, partilerle görüşürken derdimizi anlatıyoruz. şeklinde konuştu.

    “SAĞLIKLI ADIMLAR ATMAYA ÇALIŞIYORUZ”

    Hiç kimseyi dışlamadan, ötekileştirmeden bölgeye, bölgenin ötesinde doğaya duyarlı olan insanları da çalışmaların içine almak istediklerini ifade eden Pekşen, “Platform kısa bir zamanda, ortalama 4-5 ay gibi bir süre içerisinde ciddi bir yol aldı. Bu konuda iyi bir örgütlenme yapıldığını düşünüyorum. Merkezi anlamda ve il, ilçe bazında haftalık toplantılar yapıyoruz. Böylelikle sağlıklı adımlar atmaya çalışıyoruz” diye konuştu.

    Pekşen, son olarak planlanan çalışmalara yönelik şunları kaydetti:

    “Pandemi izin verdiği zaman mevsim de bahara doğru gittiği için bölgede, yerelde bu çalışmayı daha iyi anlatabilmek için köylerle ve oradaki üreticilerle temasa geçmeyi planlıyoruz. Maden şirketlerinin en çok söz ettiği konulardan biri oradaki köylüyü, üreticiyi ikna etmek için faaliyet şirketleri kurduğumuz zaman sizlere iş vereceğiz, aş sahibi olacaksınız ve işsizliğin önüne geçeceğiz vaatlerinde bulunmaları. Bunun alternatifi ne olmalı diye düşündüğümüzde o bölgede üreticilerle üretim kooperatiflerinin kurulması, kadın emeğine dayalı üretimlerin yapılması ve bu anlamda kooperatifleşmenin sağlanmasını, dolayısıyla da orada şu anda işsiz olan insanların bir anlamda emeğinin karşılığı olarak ya da üretiğine katma değer katarak bir ekonomik güç sağlamalarını da planlıyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • ‘Torba yasa, ekolojik yıkım ve talanı daha da arttıracaktır’

    ‘Torba yasa, ekolojik yıkım ve talanı daha da arttıracaktır’

    PİRHA- Malatya Çevre Platformu önümüzdeki günlerde Meclis Genel Kuruluna gelecek olan torba yasaya tepki göstererek, “Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Torba Kanun Teklifi” ile şirketler daha kolay işlerini yapsın diye ekolojik yıkım ve talanı daha da arttıracak yasalar dayatılıyor” açıklamasında bulundu.

     

    Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde Alt Komisyon’da onaylanıp önümüzdeki günlerde Meclis Genel Kurulu’nda görüşmeye açılacak, “Elektrik Piyasası Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Torba Kanun Teklifi” tepkileri de beraberinde getirdi.

    Muhalefet parti üyeleri komisyonda itirazlarını dile getirirken, çevre örgütleri de kendilerinin de dinlemesi gerektiğin belirtmiş ancak talepleri kabul edilmemişti.

    Konuya dair Malatya Çevre Platformu üyeleri de, Meclis Genel Kurulunda görüşülecek torba yasaya tepki göstermek amacıyla açıklama gerçekleştirdi.

    “TORBA YASA İLE EKOLOJİK YIKIM VE TALANIN ÖNÜ AÇILACAK”

    Malatya Gazeteciler Cemiyetinde yapılan açıklamada Platform sözcüsü Halit Seyfi Yücel, şunları ifade etti:

    “Torba Yasa’nın birçok maddesi, havayı, suyu, toprağı, ormanları, yaban hayatını, tarım ve yaşam alanlarını talan eden bir avuç maden ve enerji şirketine yeni imtiyazlar sağlıyor. Tüm canlıların yaşam hakkına yönelik saldırıları ve talanı koşulsuz hale getirmeyi hedefliyor.  Bu torba yasa onaylandığı takdirde; maden ve enerji şirketlerine vergi muafiyeti gelecek, asgari ücretlilerden zorunlu gelir vergisi alınırken, yaşam hakkını ihlal eden bir avuç maden ve enerji şirketi çeşitli vergilerden muaf tutulacak. Maden ve enerji şirketlerinin ruhsat alanları dışındaki faaliyet göstermelerinin önü açılacak, maden ve enerji şirketleri, faaliyet gösterdikleri ruhsat alanları dışına taştığında ve ekosisteme geri dönülmez zararlar verdiğinde cezasızlıkla ödüllendirilecek. Maden ve enerji şirketlerine ruhsat alanları dışında geçici tesis kurma hakkı tanınacak. Şirketlere tanınacak ‘ruhsat sahası dışında geçici tesis kurma hakkı’ ile ruhsat alanında dahi denetlenemeyen şirketlerin ruhsat alanı dışında gerçekleştireceği ekolojik yıkım ve talanın önü açılacak. Köylülerin Arazilerine Yok pahasına El konabilecek. Maden ve enerji şirketlerinin yatırım bölgelerinde yer alan araziler, tarım alanları ‘kamu yararı kararı’ olmaksızın dahi istimlak edilerek bu şirketlere peşkeş çekilecek… Köylülerin arazileri yok paraya şirketlere devredilecek. Türkiye dünyanın atık deposu haline gelecek, araba lastiği, orman ürünleri ve çöp yakarak elde edilen enerji ‘yenilenebilir’ sayılacak ve şirketler teşviklerden yararlanacak. Böylece Türkiye, dünyanın dört bir yanındaki lastik atıkları başta olmak üzere bir atık deposu haline gelecek. Havaya salınacak zehirli kimyasal atıklar geri dönülmez halk sağlığı sorunlarına neden olacak.”

    “MADENCİLİK FAALİYETLERİ CENNET MALATYA’MIZIN DOĞASINA VE EKOLOJİK DENGESİNE ZARAR VERECEK”

    Tüm canlıların yaşam hakkına saldırı anlamı taşıyan ve Türkiye’nin dört bir yanındaki ekolojik yıkımları kalıcılaştıracak torba yasa teklifinin yasallaşmamasını talep ettiklerini ifade eden Yücel, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Son zamanlarda tüm ülkemizde olduğu gibi ilimizde de madencilik faaliyetleri gözle görülür bir artış göstermektedir. Bu artışlar cennet Malatya’mızın doğasına ve ekolojik dengesine zarar vereceğini düşünenler olarak; ilimizin tüm doğal güzelliklerini; suyunu, havasını, ormanını kirletilmesinin ve yok edilmesinin önüne geçmek ve korumak bizlerin birleşerek yapabileceği bir görevdir. Tüm farklılıklarımızı bir kenara koyarak, içinde birlikte yaşadığımız çevremizi ve doğamızı, sürdürülebilir sağlıklı bir yaşam için, çocuklarımıza ve torunlarımıza aktarabilme amacı doğrultusunda birlikte çaba göstermek için Malatya Çevre Platformu’na katılmaya ve desteklemeye davet ediyoruz.”

    Mehmet YALMAN/MALATYA