Etiket: Malatya katliamı

  • Malatya Katliamı’nın üzerinden 48 yıl geçti!

    Malatya Katliamı’nın üzerinden 48 yıl geçti!

    PİRHA- Malatya Katliamı’nın üzerinden 48 yıl geçti. Dönemin Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’na yapılan suikastı gerekçe gösteren faşistler, Malatya’da “Milletim Uyan” başlıklı bir bildiri dağıttı. Belediye hoparlöründen kuran okunup, “Din elden gidiyor. Camilere de bomba konuluyor” anonslarının yapıldığı katliamda 8 kişi yaşamını yitirirken yüzlerce kişi de yaralandı.

    17 Nisan 1978’de Maraş’taki faşist provokasyon Malatya’da devreye girmişti. Faşist-gerici grupların belediye başkanına bombalı paket gönderip katletmesiyle katliam başlatılmıştı.

    Diğer katliamlarda olduğu gibi ilerici, demokrat insanların ev ve iş yerleri ve Alevilerin evleri önceden işaretlenmişti.

    18 Nisan 1978 Salı. Sabahın erken saatlerinden itibaren kente, komşu il ve ilçelerden, köylerden akın akın insan gelmeye başlamıştı. Gelenlerin bir bölümü belediyenin önünde, diğer bir bölümü de Samanpazarı’nda toplandı. Toplananların sayısı kısa sürede on bini aştı. Çoğu 15-20 yaşlarında gençlerdi. Ellerinde özel hazırlanmış sopalar, zincirler, nacak gibi saldırı aletleri bulunuyordu. Yüzleri maskeli olan çok sayıda kişi de toplanan grupların önüne geçtiler. Bir kol, Cezmi Kartay Caddesi’ne yöneldi. Burada bulunan işyerlerinin çoğunluğu Alevilere aitti. Bir kol, Fuzuli Caddesi’ne, bir kol Akpınar, Yoğurtpazarı, Mısırlı Çarşısı ve eski Halep Caddesi’ne; bir kol da Turan Emeksiz Caddesi’ne doğru ‘Kahrolsun Komünizm!’, ‘Müslüman Türkiye!’, ‘Dan dan Hamido’ya intikam!’ sloganlarıyla yürüyüşe ve saldırıya geçtiler.

    Saldırganların önünde bulunan maskeliler; solcu ve Alevilere ait önceden işaretlenmiş işyerlerini göstererek tahrip ettiriyor, arkasından gaz dökerek yakıyorlardı. Yanan yağların, mobilyaların, halıların, deterjanların kokusu ve dumanı tüm Malatya’yı sardı.

    MASKELİ SALDIRGANLAR, YAKTI, YAĞMALADI!

    Yeni katılanlarla saldırganların sayısı 20 bine yaklaşıyordu. Denetim elden çıkmıştı. İşaretlenmiş iş yerleri ve konutlar tahrip ve yağma edilerek ateşe veriliyordu.

    Ortaklıkta başlarında maskeliler olduğu halde, ellerinde benzin bidonuyla dolaşan on binlerce saldırgandan başka kimse yoktu. Polis de yoktu. Yalnızca jet uçakları alçaktan uçarak ve sesleriyle saldırganları caydırmaya çalışıyorlardı. Ancak bu bir işe yaramamıştı. Sokaklara dökülen eşyalar yanıyordu. Cadde ve sokaklar buzdolapları, mobilyalar, televizyon ve radyolar, içki şişeleri, yağ kutuları, kumaşlar, ayakkabılar, sebze ve meyveler, cam parçaları, kapı ve pencere kırıkları, gaz tüpleri, devrilmiş otolardan geçilmiyordu. Ateşi söndürmeye gelen itfaiye araçları, hortumları kesilmiş olarak sokaklarda bekletiliyordu.

    SALDIRGANLAR ALEVİ MAHALLELERİNE YÖNELİP, TACİZLERE BAŞLADILAR!

    Şehir merkezinde sağlam yer kalmamış ve saldırganların da işi bitmişti. Bu kez mahallelere yöneldiler. Rastladıkları genç kızlara sarkıntılık etmeye, yaşlı kadınları dövmeye başladılar. Bu ortamda nereden geldiği bilinmeyen bir kurşun, saldırganlar arasında bulunan İnönü Üniversitesi öğrencisi Tahir Kökçü’yü kafasından ağır yaralamıştı. Hastaneye kaldırılan yaralı kurtarılamamış, yaşamını yitirmişti. Olayları yatıştırmak amacıyla bir konuşma yapan Malatya Cumhuriyet savcılarından Necati Sezener ile Adıyaman‘dan gelen Jandarma Komando Birliği Komutanı Yüzbaşı Arif Doğan saldırıya uğradı ve her ikisi de bıçak ve kurşunla yaralandı. Kalabalık bir grup, Alevilerin yoğun olduğu Ata (Haçova), Cemal Gürsel ve Başharık Mahallelerine doğru yürüyüşe geçti. Turan Emeksiz Caddesi’nin üzerinde bulunan yüzlerce işyeri ve evin camlarını kırarak eşyalarını sokaklara atıyor, gaz dökerek yakıyorlardı.

    FAŞİSTLER, 3 LİSELİ ALEVİ ÇOCUĞU KAÇIRIP, İŞKENCE EDEREK KATLETTİLER!

    Çilesiz Mahallesi, Malatya’nın güneybatısında, bahçeli bir semtti. Yüzyıllardır Aleviler ve Sünnilerin iç içe yaşadığı kentin eski mahallelerinden biriydi. Hamit Fendoğlu’nun öldürülmesini fırsat bilenler saldırılarını bu semte de yönelttiler. Saat 12.00’ye doğru bir araba, top oynayan çocuklara yaklaşır. Arabadan biri iner, ‘Naci, Sait, Özcan’ diye ismen çağırdığı üç çocuğu arabaya alır ve uzaklaşırlar. Üçü de Alevi ailenin çocuklarıdır. Birkaç saat sonra acı haber gelir. Çocuklar önce işkence görmüş, sonra kafalarına sıkılan kurşunlarla öldürülmüştü. Cansız bedenleri Malatya’ya 8 kilometre uzaklıktaki Beylerderesi’nde demiryolu tüneli önünde rayların üstüne bıraktılar. Üzerlerinden tren geçen cesetler paramparça olarak bulunmuştu. Çocukların aileleri, katillerin bulunması için kuşkulandıkları bazı isimleri ilgili makamlara verdiler ancak dava sonuçsuz kaldı.

    KATLİAMIN ÖN HAZIRLIĞI GÜNLER ÖNCESİNDEN YAPILDI

    Dönemin Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’na yapılan suikastı gerekçe gösteren faşistler Bilim ve Kültür Derneği adlı kuruluş adı altında Malatya’da “Milletim Uyan” başlıklı bir bildiri dağıttı. Tarihte yaşanan diğer katliamlar gibi zemin hazırlanıyordu. Günler geçtikçe gerginlik artıyor, Alevilerin bulunduğu evler işaretleniyordu.

    BELEDİYE HOPARLÖRLERİNDEN “DİN ELDEN GİDİYOR” ANONSU

    18 Nisan günü, Malatya’da saldırı başladığı saatlerde Belediye hoparlöründen kuran okumaya başlanır. Kuran okunmasından sonra faşist bir grubun hoparlörden yaptığı “Din elden gidiyor, camilere de bomba konuluyor” anonsları aralıksız akşama kadar sürmüştür. Böylece halkın dini duyguları kışkırtılarak katılımın çoğaltılmasına, saldırıların yaygınlaştırılmasına çalışılmıştır. ‘Güçlü devlet’ in Malatya’daki temsilcileri ise bu tahriklere seyirci kalmıştır.

    8 KİŞİ KATLEDİLDİ, 100 KİŞİ YARALANDI

    17 Nisan 1978 akşamı başlayan saldırı, tahrip ve silahlı çatışma, 20 Nisan akşamına kadar sürdü. Üç gün aralıksız süren saldırılarda 8 kişi katledilmiş, 20’si ağır olmak üzere yüz kişi yaralanmış, 100 işyeri ve konut tamamen olmak üzere, toplam 960 iş yeri ve konut tahrip edilmişti.

    Yapılan inceleme sonucu bu paketlerdeki patlayıcıların, daha önce İstanbul Üniversitesi’nde öğrencilerin üzerine atılan bomba ve ADMMA yakınlarında atılarak beş kişinin yaralanmasına neden olan bombalarda kullanılanla aynı olduğu belirlenmişti. Bu türden patlayıcıların ancak Atom Enerjisi Araştırma Merkezi’nde yapılabileceğini belirtmişlerdi. Bunun üzerine Ankara Nükleer Araştırma Merkezi’nde arama yapılmıştı. Bu merkezde çalışanların büyük çoğunluğu Ülkü Ocakları üyesiydi. Ülkü Ocakları’nın eski Genel Başkanı Muharrem Şemsek de burada çalışıyordu. Muharrem Şemsek ve birkaç arkadaşı gözaltına alındı ve Nükleer Araştırma Merkezi de bir süre için kapatıldı. Muharrem Şemsek ve arkadaşları daha sonra mahkemece serbest bırakıldı.

    ALEVİLER GÖÇ ETMEK ZORUNDA KALDI

    12 Eylül 1980’de gelen askeri darbeden sonra, demokratlara, devrimcilere ve Alevilere yönelik baskılar yoğunlaştı. Neredeyse her gün evleri, işyerleri aramadan geçirilen bu insanlar, uyduruk gerekçelerle gözaltına alınıyor, işkencelerden geçiriliyordu. Bunca baskıyla karşılaşan demokrat, devrimci ve Aleviler, sonunda Malatya’yı terk etmek zorunda kaldılar. İş sahibi olanlar, işyerlerini günün değerinin çok altında fiyatlara satarak Mersin, Adana, İstanbul, İzmir gibi kentlere göç etmeye başladılar. Ekonomik gücü olmayanlar da köylerine döndüler. Böylece Malatya’nın etnik ve kültürel mozaiği, siyasal yapısı esaslı bir değişime uğratılmış oldu.

    (HABER MERKEZİ)

  • DAD’tan Malatya Katliamı’nın 47. yılında anma: Unutmadık, affetmeyeceğiz-VİDEO

    DAD’tan Malatya Katliamı’nın 47. yılında anma: Unutmadık, affetmeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Genel Merkezi Malatya Katliamı’nın 47. yılında yaşamını yitirenleri anarak katliam zihniyetinin günümüzde de devam ettiğini vurguladı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Malatya Şubesi, Malatya Katliamı’nın 47. yılında basın açıklaması yaptı. Basın açıklamasını DAD Malatya Şube Eş Başkanı Gökan İmer okudu. Açıklamada ‘Malatya Katliamı’nı unutmadık’ pankartı açıldı. Açıklamaya DAD Eş Genel Başkanları Zeynel Kete ve Kadriye Doğan ile Malatya’daki siyasi parti ve Demokratik kitle örgütlerinin temsilcileri de destek verdi.

    Basın açıklamasından önce Ağuçan Ocağı Piri İnanç Dolu’nun okuduğu gülbeng ile çerağlar uyandırıldı.

    “UNUTMADIK, AFFETMEYECEĞİZ”

    Malatya Katliamı ile Maraş Katliamı’nın provasının yapıldığını belirten Gökan İmer, “Malatya’da yaşananlar farklı halkların, inançların ve kültürlerin beşiği Rea Haq topraklarında görülen ve dinmeyen acılardan sadece biridir. Koçgiri, Dersim, Ortaca, Malatya, Sivas, Elbistan, Kırıkhan, Maraş, Çorum, Madımak ve Gazi katliamları da aynı zihniyetin sonuçlarıdır. Zihniyet değişmemiştir ancak bizler bir daha benzer acıların yaşanmaması için mücadele etmeye kararlıyız. Unutmadık, affetmeyeceğiz” dedi.

    “DEMOKRATİK TOPLUMU İNŞA EDEBİLİRİZ”

    Katliamlar coğrafyası Türkiye’de geçmişten bugüne kadar birçok katliam yaşadığını ifade eden DAD Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, “Artık demokratik toplumu inşa edebiliriz ve tüm halklar, inançlar bir arada yaşayabilir. Geçmişi unutmayalım, gelecek güzel günleri beraber kuralım” diye belirtti.

    “GEÇMİŞTE BİZİM COĞRAFYAMIZDA YAŞANAN KATLİAM BUGÜN SURİYE’DE YAŞANIYOR”

    Halkların demokratik zeminde talepkâr olmaya başlayınca birçok katliam yaşadığını vurgulayan DAD Eş Genel Başkanı Zeynel Kete, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Ortak vatanda eşit ve özgür bir şekilde yaşamanın bir imkânı vardır. Dünya bu sorunu çözmüştür ve yaşanan katliamlarla ilgili özürler dilenmiştir. Madem Esad Suriye’de yaşananlardan sorumluysa Esad gittikten sonra neden katliam devam ediyor? Zamanında bu coğrafyada yaşanan katliamın aynısı bugün Suriye’de yaşanıyor. 47 yıl önce Malatya’da yaşanan katliamın zihniyetin bugün de halen devam ediyor.

    PİRHA/MALATYA

  • Malatya Katliamı’nın 47. Yılı-CANLI

    Malatya Katliamı’nın 47. Yılı-CANLI

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Malatya Şubesi, Malatya Katliamı’nın 47. Yılı sebebiyle anma programı düzenliyor.

    PİRHA/MALATYA

  • PSAKD Mamak Şubesi: Malatya Katliamı’na seyirci kalındı- VİDEO

    PSAKD Mamak Şubesi: Malatya Katliamı’na seyirci kalındı- VİDEO

    PİRHA- Malatya Katliamı’nın 47. yıl dönönümü sebebiyle basın açıklaması yapan PSAKD Mamak Şubesi, birçok katliamda olduğu gibi bu katliamda da Alevilerin hedef olduğunu vurgulayarak, “Demokrat insanların ve Alevilerin evleri önceden işaretlenmişti. Malatya’da devlet görevlileri katliam öncesi yapılan tahriklere seyirci kaldı” dedi.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Mamak Şubesi, Malatya Katliamı’nın 47. yıl dönümü sebebiyle dernek binası önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamayı PSAKD Mamak Şube Yönetimi’nden Mustafa Yoldaş Ceylan okudu.

    “ALEVİLERİN EVİ İŞARETLENDİ”

    47 yıl önce dönemin Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’na yapılan suikastı gerekçe gösteren faillerin, Malatya’da “Milletim Uyan” başlıklı bir bildiri dağıtmasıyla herşeyin başladığını hatırlatan Mustafa Yoldaş Ceylan, “Belediye hoparlöründen kuran okunup, ‘Din elden gidiyor. Camilere de bomba konuluyor’ anonslarının yapıldığı katliamda 8 kişi yaşamını yitirirken yüzlerce kişi de yaralandı. Diğer katliamlarda olduğu gibi ilerici, demokrat insanların ev ve iş yerleri ve Alevilerin evleri önceden işaretlenmişti” diye konuştu.

    “Güçlü devlet’in Malatya’daki temsilcileri ise bu tahriklere seyirci kalmıştır” diyen Ceylan, katliam sırasında polislerin olmadığına dikkat çekti. Olayları yatıştırmak amacıyla bir konuşma yapan Malatya Cumhuriyet savcılarından Necati Sezener ile Adıyaman‘dan gelen Jandarma Komando Birliği Komutanı Yüzbaşı Arif Doğan’ın da saldırıya uğrayıp yaralandığını belirtti.

    “ALEVİLER GÖÇ ETMEK ZORUNDA KALDI”

    Ceylan, 17 Nisan 1978 akşamı başlayan saldırının 20 Nisan akşamına kadar sürdüğünü ve bu süre zarfında 8 kişinin katledildiğini, 20’si ağır olmak üzere 100 kişinin yaralandığını, 960 iş yeri ve konutun tahrip edildiğini kaydetti.

    12 Eylül 1980’de gelen askeri darbeden sonra demokratlara, devrimcilere ve Alevilere yönelik baskıların yoğunlaştığını ve bu nedenle Alevilerin göç etmek zorunda kaldığını dile getiren Ceylan, “Neredeyse her gün evleri, işyerleri aramadan geçirilen bu insanlar, uyduruk gerekçelerle gözaltına alınıyor, işkencelerden geçiriliyordu. Bunca baskıyla karşılaşan demokrat, devrimci ve Aleviler, sonunda Malatya’yı terk etmek zorunda kaldılar. İş sahibi olanlar, işyerlerini günün değerinin çok altında fiyatlara satarak Mersin, Adana, İstanbul, İzmir gibi kentlere göç etmeye başladılar. Ekonomik gücü olmayanlar da köylerine döndüler. Böylece Malatya’nın etnik ve kültürel mozaiği, siyasal yapısı esaslı bir değişime uğratılmış oldu” sözlerini kullandı.

    PİRHA/ ANKARA

  • DAD Ankara Şubesi: Malatya Katliamı, devletin asimilasyon politikasının devamıdır

    DAD Ankara Şubesi: Malatya Katliamı, devletin asimilasyon politikasının devamıdır

    PİRHA- Malatya Katliamı’nın 46. yılı nedeniyle yazılı bir açıklama yapan DAD Ankara Şubesi, “Kanlı toprakların, kanlı tarihinden biri de 18 Nisan 1978 tarihinde yaşanan Malatya Katliamı’dır. Koçgiri ve Dersim’e silahlı güçleriyle mazlum halka savaş açan devlet, Malatya’da ise sivil faşistleri örgütleyerek bir katliam gerçekleştirmiştir”dedi.

    17-20 Nisan 1978 Malatya Katliamı’nın üzerinden 46 yıl geçti. Dönemin Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’na yapılan suikastı gerekçe gösteren faşistler, Malatya’da “Milletim Uyan” başlıklı bir bildiri dağıttı. Belediye hoparlöründen kuran okunup, “Din elden gidiyor. Camilere de bomba konuluyor” anonslarının yapıldığı katliamda 8 kişi yaşamını yitirirken yüzlerce kişi de yaralandı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, Malatya Katliamı’nın 46. yılı nedeniyle yazılı bir açıklama yaptı.

    “DEVLET, MALATYA’DA SİVİŞ FAŞİSTLERİ ÖRGÜTLEYEREK KATLİAM GERÇEKLEŞTİRDİ”

    Kanlı toprakların, kanlı tarihinden biri de 18 Nisan 1978 tarihinde yaşanan Malatya Katliamı olduğu belirtilen açıklamada, “Koçgiri ve Dersim’e silahlı güçleriyle mazlum halka savaş açan devlet, Malatya’da ise sivil faşistleri örgütleyerek bir katliam gerçekleştirmiştir. Diğer katliamlarda olduğu gibi Malatya, etnik ve inançsal bir arındırmaya tabi tutulmuştur. Malatya Katliamı’nın tarihçesine bakıldığında kent merkezine yerleşen ve ekonomik anlamda birikim sağlayan Alevilerin varlığından rahatsız olan devlet ve işbirlikçi çeteler, Alevi toplumuna baskı yaparak göçe zorlamışlardır. Katliamın zeminini, Alevi- Sünni, Türk-Kürt ayrımını koyarak; Kürtleri, Alevileri baskı altında tutup, gerici faşist güruhu güçlendirip kışkırtmıştır. Mezhepsel ve etnik ayrışma ve saldırılar merkezde başlayıp ilçe ve köylere de yavaş yavaş yayılmıştır. Bu saldırı ve baskılar 11 Aralık 1977’de belediye başkanı olan faşist Hamit Fendoğlu’nun göreve gelmesiyle daha da yoğunlaşmıştır” denildi.

    “MALATYA KATLİAMI, DEVLETİN YILLARDIR SİSTEMATİK OLARAK UYGULADIĞI POLİTİKALARIN DEVAMIDIR”

    Kışkırtmalar sonrasında Alevi mahallelerinin ve evlerinin tespit edilip bazı evlerin işaretlendiği ifade edilen açıklamanın devamında şunlar belirtildi:

    “17 Nisan 1978 sabahı Hamit Fendoğlu’nun evine postayla gönderilen bombalı bir paketle öldürülmesiyle akşam saldırılar başlamıştır. 18 Nisan 1978 sabahı erken saatlerde kent merkezine çevre il ve ilçelerden, köylerden akın akın insanlar gelmeye başlamış toplanan binlerce güruh ellerinde sopalar, zincirler ve baltalarla yüzleri maskeli kişilerin yönlendirdiği şekilde saldırılarına başlamışlardır.

    “İntikam” yeminleri ve sloganlarla kalabalığı yönlendiren maskeli kişilerin önderliğinde iş yerleri tahrip edilip yakıldıktan sonra mahallelere yönelip saldırılarına devam etmişlerdir. 20 Nisan 1978 akşamına kadar süren bu saldırılarda sekiz can katledilmiş, 20’si ağır olmak üzere 100 can yaralanmış. 100 işyeri ve konut tamamen olmak üzere toplam 960 işyeri, konut ve araç tahrip edilmiştir.

    Bu olayların devamında devletin Alevilere yönelik baskıları yoğunlaşmış. Neredeyse her gün evleri, işyerleri basılıp aramadan geçirilen bu insanlar keyfi olarak gözaltına alınıp işkencelere tutularak, sonunda kendini güvende hissetmediği için yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalmışlardır. Böylece Malatya’nın etnik, inançsal, kültürel ve siyasal yapısı ciddi bir değişime uğramıştır. Malatya Katliamı devletin yıllardır sistematik olarak uyguladığı, sürgün, yozlaştırma, inançsızlaştırma ve asimilasyon politikalarının devamıdır. Malatya Katliamı’nın 46. Yılında katledilen canlarımızı saygıyla anıyoruz.

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu: Devlet Alevi toplumundan özür dilemeli!

    DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu: Devlet Alevi toplumundan özür dilemeli!

    PİRHA- Malatya Katliamı’nın 46. yılı nedeniyle yazılı bir açıklama yapan DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüleri Yüksel Mutlu ve Mahfuz Güleryüz, “Koçgiri, Dersim, Ortaca, Malatya, Sivas, Maraş, Çorum, Madımak ve Gazi katliamları da aynı zihniyetin ürünüdür. Bu katliamların hiç birisi devletin Kürt halkına ve Alevi toplumuna geleneksel bakışından, inkâr ve asimilasyon politikalarından ayrı düşünülemez” dedi.

    17-20 Nisan 1978 Malatya Katliamı’nın üzerinden 46 yıl geçti. Dönemin Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’na yapılan suikastı gerekçe gösteren faşistler, Malatya’da “Milletim Uyan” başlıklı bir bildiri dağıttı. Belediye hoparlöründen kuran okunup, “Din elden gidiyor. Camilere de bomba konuluyor” anonslarının yapıldığı katliamda 8 kişi yaşamını yitirirken yüzlerce kişi de yaralandı.

    Yazılı bir açıklama yapan DEM Parti Halklar ve İnançlar Komisyonu Eş Sözcüleri Yüksel Mutlu ve Mahfuz Güleryüz “1978 yılında, 17 Nisanda başlayıp 20 Nisana kadar devam eden saldırının arkasındaki karanlık eller ve asıl failler halen açıklığa kavuşturulamadı. Onlarca yurttaşımızın yaralandığı, 8 canımızın katledildiği, çok sayıda ev ve işyerinin talan edildiği Malatya Katliamı’nın acısını halen tazeliğini koruyor” dedi.

    “ALEVİLERİN ÖNEMLİ BİR KISMI MALATYA’YI TERK ETMEK ZORUNDA KALDI”

    Dönemin Malatya Belediyesi’nin hoparlörlerinden tahrik edici cihat çağrıları yapılırken, güvenlik güçlerinin günlerce saldırılara ve katliama seyirci kalmakla yetindiğinin belirtildiği açıklamada, “11 Aralık 1977’deki yerel seçimlerde Malatya Belediye Başkanlığı’nı ilk kez sağ güçlerin desteklediği bağımsız aday Hamit Fendoğlu kazanmıştı. Karanlık güçler harekete geçmiş ve provakatif girişimlerini artırıyorlardı. Kargoyla Hamit Fendoğlu’na gönderilen bombanın patlaması sonucu 17 Nisan 1978’de hayatını kaybetti. Benzer bir bomba da CHP Maraş Pazarcık Belediye Başkanı Memiş Özdal’a da gönderildi, ancak şüphe üzerine geri gönderilen paketi açan bir memur hayatını kaybetti. Fendoğlu’nun ölümü; çevre il, ilçe ve köylerden binlerce insanın Malatya’ya gelmesine neden oldu. Zaten kışkırtılmış ve hazırlıklı olan bu kitlenin saldırısının fitili ateşlenmiş oldu. Sayısı 20 bine yaklaşan faşist göstericiler, Alevlerin ve demokrat kesimlerin işaretlenmiş işyerlerini ve konutları tahrip ve yağma ederek ateşe verdi.
    Bu katliamdan sonra Alevilerin önemli bir kısmı Malatya’yı terk etmek zorunda kaldı. Malatya Katliamı, aynı yılın Aralık ayında gerçekleşen ve yüzlerce yurttaşın katledildiği Maraş Katliamı’nın da provası olmuştu” denildi.

    “NEFRET SUÇLARININ ÜLKEMİZDE DEVAM ETTİĞİNİ BİLİYORUZ”

    Malatya’da yaşananlar farklı halkların, inançların, kültürlerin beşiği olan Anadolu ve Mezopotamya topraklarında görülen ve dinmeyen acılardan sadece biri olduğunun altını çizen Eş Sözcüler, açıklamada şu ifadeleri kullandı:

    “Koçgiri, Dersim, Ortaca, Malatya, Sivas, Maraş, Çorum, Madımak ve Gazi katliamları da aynı zihniyetin ürünüdür. Bu katliamların hiç birisi devletin Kürt halkına ve Alevi toplumuna geleneksel bakışından, inkâr ve asimilasyon politikalarından ayrı düşünülemez.
    Bütün bu katliamlar için hiçbir zaman Alevi toplumundan özür dilenmedi; devlet Alevi toplumundan özür dilemelidir. Devletin katliamdaki rolü ve tutumu mahkûm edilmedi, üstü örtüldü; katliamın arkasındaki tüm failler açığa çıkarılmalı ve mahkum edilmelidir.
    Biliyoruz ki, bu katliamlarla yüzleşme gerçekleşmedikçe, yüzyıllar geçse de açılmış olan yaralar hiç bir zaman kapanmayacaktır. Geçmişlerindeki acı olaylarla yüzleşemeyen toplumların, demokratik ve ortak bir geleceği inşa edemeyeceklerini düşünüyor ve bu nedenle de nefret suçlarının ülkemizde devam ettiğini biliyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Fırat: 8 canımızın yaşamını yitirdiği Malatya Katliamı’nı lanetliyoruz

    Fırat: 8 canımızın yaşamını yitirdiği Malatya Katliamı’nı lanetliyoruz

    PİRHA- Malatya Katliamı’nın üzerinden 46. yılı nedeniyle yazılı bir açıklama yapan DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, “3’ü çocuk olmak üzere 8 canımızın yaşamını yitirdiği, çok sayıda insanın yaralandığı, 1000’e yakın ev ve iş yerinin tahrip edilip yakıldığı ve insanların güvenlik kaygılarından dolayı göç etmek zorunda bırakıldığı Malatya Katliamı’nı lanetliyoruz” dedi. 

    17-20 Nisan 1978 Malatya Katliamı’nın üzerinden 46 yıl geçti. Dönemin Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’na yapılan suikastı gerekçe gösteren faşistler, Malatya’da “Milletim Uyan” başlıklı bir bildiri dağıttı. Belediye hoparlöründen kuran okunup, “Din elden gidiyor. Camilere de bomba konuluyor” anonslarının yapıldığı katliamda 8 kişi yaşamını yitirirken yüzlerce kişi de yaralandı.

    Yazılı bir açıklama yapan DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat, “3’ü çocuk olmak üzere 8 canımızın yaşamını yitirdiği, çok sayıda insanın yaralandığı, 1000’e yakın ev ve iş yerinin tahrip edilip yakıldığı ve insanların güvenlik kaygılarından dolayı göç etmek zorunda bırakıldığı Malatya Katliamı’nı lanetliyoruz” dedi.

    “DEVLETİN VE KARANLIK GÜÇLERİN ROLÜNÜ AÇIĞA ÇIKARMAK İÇİN MÜCADELE EDECEĞİZ”

    Fırat şunları ifade etti:

    “Sağ güçlerin desteğiyle seçilen dönemin Malatya Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu bombalı bir paketle öldürüldü. Yine aynı karanlık güçlerin desteğiyle CHP Maraş Pazarcık Belediye Başkanı Memiş Özdal’a da gönderilen bomba şüpheli olduğundan açılmamış, paketi açan PTT memuru hayatını kaybetmiştir.

    Fendoğlunun ölümü üzerine çevre il, ilçe ve köylerden gelen kitle kışkırtılarak Alevi mahallelerine saldırtılmıştır. Güvenlik güçleri bu saldırılara seyirci kaldığı gibi devletin rolü ve tutumu açığa çıkarılmamıştır. Devletin ve karanlık güçlerin rolünü açığa çıkarmak için mücadele ve hesap sormaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER

    Faşistlerin gerçekleştirdiği Malatya Katliamı’nın üzerinden 46 yıl geçti

  • Faşistlerin gerçekleştirdiği Malatya Katliamı’nın üzerinden 46 yıl geçti

    Faşistlerin gerçekleştirdiği Malatya Katliamı’nın üzerinden 46 yıl geçti

    PİRHA- Malatya Katliamı’nın üzerinden 46 yıl geçti. Dönemin Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’na yapılan suikastı gerekçe gösteren faşistler, Malatya’da “Milletim Uyan” başlıklı bir bildiri dağıttı. Belediye hoparlöründen kuran okunup, “Din elden gidiyor. Camilere de bomba konuluyor” anonslarının yapıldığı katliamda 8 kişi yaşamını yitirirken yüzlerce kişi de yaralandı.

    17 Nisan 1978’de Maraş’taki faşist provokasyon Malatya’da devreye girmişti. Faşist-gerici grupların belediye başkanına bombalı paket gönderip katletmesiyle katliam başlatılmıştı.

    Diğer katliamlarda olduğu gibi ilerici, demokrat insanların ev ve iş yerleri ve Alevilerin evleri önceden işaretlenmişti.

    18 Nisan 1978 Salı. Sabahın erken saatlerinden itibaren kente, komşu il ve ilçelerden, köylerden akın akın insan gelmeye başlamıştı. Gelenlerin bir bölümü belediyenin önünde, diğer bir bölümü de Samanpazarı’nda toplandı. Toplananların sayısı kısa sürede on bini aştı. Çoğu 15-20 yaşlarında gençlerdi. Ellerinde özel hazırlanmış sopalar, zincirler, nacak gibi saldırı aletleri bulunuyordu. Yüzleri maskeli olan çok sayıda kişi de toplanan grupların önüne geçtiler. Bir kol, Cezmi Kartay Caddesi’ne yöneldi. Burada bulunan işyerlerinin çoğunluğu Alevilere aitti. Bir kol, Fuzuli Caddesi’ne, bir kol Akpınar, Yoğurtpazarı, Mısırlı Çarşısı ve eski Halep Caddesi’ne; bir kol da Turan Emeksiz Caddesi’ne doğru ‘Kahrolsun Komünizm!’, ‘Müslüman Türkiye!’, ‘Dan dan Hamido’ya intikam!’ sloganlarıyla yürüyüşe ve saldırıya geçtiler.

    Saldırganların önünde bulunan maskeliler; solcu ve Alevilere ait önceden işaretlenmiş işyerlerini göstererek tahrip ettiriyor, arkasından gaz dökerek yakıyorlardı. Yanan yağların, mobilyaların, halıların, deterjanların kokusu ve dumanı tüm Malatya’yı sardı.

    MASKELİ SALDIRGANLAR, YAKTI, YAĞMALADI!

    Yeni katılanlarla saldırganların sayısı 20 bine yaklaşıyordu. Denetim elden çıkmıştı. İşaretlenmiş iş yerleri ve konutlar tahrip ve yağma edilerek ateşe veriliyordu.

    Ortaklıkta başlarında maskeliler olduğu halde, ellerinde benzin bidonuyla dolaşan on binlerce saldırgandan başka kimse yoktu. Polis de yoktu. Yalnızca jet uçakları alçaktan uçarak ve sesleriyle saldırganları caydırmaya çalışıyorlardı. Ancak bu bir işe yaramamıştı. Sokaklara dökülen eşyalar yanıyordu. Cadde ve sokaklar buzdolapları, mobilyalar, televizyon ve radyolar, içki şişeleri, yağ kutuları, kumaşlar, ayakkabılar, sebze ve meyveler, cam parçaları, kapı ve pencere kırıkları, gaz tüpleri, devrilmiş otolardan geçilmiyordu. Ateşi söndürmeye gelen itfaiye araçları, hortumları kesilmiş olarak sokaklarda bekletiliyordu.

    SALDIRGANLAR ALEVİ MAHALLELERİNE YÖNELİP, TACİZLERE BAŞLADILAR!

    Şehir merkezinde sağlam yer kalmamış ve saldırganların da işi bitmişti. Bu kez mahallelere yöneldiler. Rastladıkları genç kızlara sarkıntılık etmeye, yaşlı kadınları dövmeye başladılar. Bu ortamda nereden geldiği bilinmeyen bir kurşun, saldırganlar arasında bulunan İnönü Üniversitesi öğrencisi Tahir Kökçü’yü kafasından ağır yaralamıştı. Hastaneye kaldırılan yaralı kurtarılamamış, yaşamını yitirmişti. Olayları yatıştırmak amacıyla bir konuşma yapan Malatya Cumhuriyet savcılarından Necati Sezener ile Adıyaman‘dan gelen Jandarma Komando Birliği Komutanı Yüzbaşı Arif Doğan saldırıya uğradı ve her ikisi de bıçak ve kurşunla yaralandı. Kalabalık bir grup, Alevilerin yoğun olduğu Ata (Haçova), Cemal Gürsel ve Başharık Mahallelerine doğru yürüyüşe geçti. Turan Emeksiz Caddesi’nin üzerinde bulunan yüzlerce işyeri ve evin camlarını kırarak eşyalarını sokaklara atıyor, gaz dökerek yakıyorlardı.

    FAŞİSTLER, 3 LİSELİ ALEVİ ÇOCUĞU KAÇIRIP, İŞKENCE EDEREK KATLETTİLER!

    Çilesiz Mahallesi, Malatya’nın güneybatısında, bahçeli bir semtti. Yüzyıllardır Aleviler ve Sünnilerin iç içe yaşadığı kentin eski mahallelerinden biriydi. Hamit Fendoğlu’nun öldürülmesini fırsat bilenler saldırılarını bu semte de yönelttiler. Saat 12.00’ye doğru bir araba, top oynayan çocuklara yaklaşır. Arabadan biri iner, ‘Naci, Sait, Özcan’ diye ismen çağırdığı üç çocuğu arabaya alır ve uzaklaşırlar. Üçü de Alevi ailenin çocuklarıdır. Birkaç saat sonra acı haber gelir. Çocuklar önce işkence görmüş, sonra kafalarına sıkılan kurşunlarla öldürülmüştü. Cansız bedenleri Malatya’ya 8 kilometre uzaklıktaki Beylerderesi’nde demiryolu tüneli önünde rayların üstüne bıraktılar. Üzerlerinden tren geçen cesetler paramparça olarak bulunmuştu. Çocukların aileleri, katillerin bulunması için kuşkulandıkları bazı isimleri ilgili makamlara verdiler ancak dava sonuçsuz kaldı.

    KATLİAMIN ÖN HAZIRLIĞI GÜNLER ÖNCESİNDEN YAPILDI

    Dönemin Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’na yapılan suikastı gerekçe gösteren faşistler Bilim ve Kültür Derneği adlı kuruluş adı altında Malatya’da “Milletim Uyan” başlıklı bir bildiri dağıttı. Tarihte yaşanan diğer katliamlar gibi zemin hazırlanıyordu. Günler geçtikçe gerginlik artıyor, Alevilerin bulunduğu evler işaretleniyordu.

    BELEDİYE HOPARLÖRLERİNDEN “DİN ELDEN GİDİYOR” ANONSU

    18 Nisan günü, Malatya’da saldırı başladığı saatlerde Belediye hoparlöründen kuran okumaya başlanır. Kuran okunmasından sonra faşist bir grubun hoparlörden yaptığı “Din elden gidiyor, camilere de bomba konuluyor” anonsları aralıksız akşama kadar sürmüştür. Böylece halkın dini duyguları kışkırtılarak katılımın çoğaltılmasına, saldırıların yaygınlaştırılmasına çalışılmıştır. ‘Güçlü devlet’ in Malatya’daki temsilcileri ise bu tahriklere seyirci kalmıştır.

    8 KİŞİ KATLEDİLDİ, 100 KİŞİ YARALANDI

    17 Nisan 1978 akşamı başlayan saldırı, tahrip ve silahlı çatışma, 20 Nisan akşamına kadar sürdü. Üç gün aralıksız süren saldırılarda 8 kişi katledilmiş, 20’si ağır olmak üzere yüz kişi yaralanmış, 100 işyeri ve konut tamamen olmak üzere, toplam 960 iş yeri ve konut tahrip edilmişti.

    Yapılan inceleme sonucu bu paketlerdeki patlayıcıların, daha önce İstanbul Üniversitesi’nde öğrencilerin üzerine atılan bomba ve ADMMA yakınlarında atılarak beş kişinin yaralanmasına neden olan bombalarda kullanılanla aynı olduğu belirlenmişti. Bu türden patlayıcıların ancak Atom Enerjisi Araştırma Merkezi’nde yapılabileceğini belirtmişlerdi. Bunun üzerine Ankara Nükleer Araştırma Merkezi’nde arama yapılmıştı. Bu merkezde çalışanların büyük çoğunluğu Ülkü Ocakları üyesiydi. Ülkü Ocakları’nın eski Genel Başkanı Muharrem Şemsek de burada çalışıyordu. Muharrem Şemsek ve birkaç arkadaşı gözaltına alındı ve Nükleer Araştırma Merkezi de bir süre için kapatıldı. Muharrem Şemsek ve arkadaşları daha sonra mahkemece serbest bırakıldı.

    ALEVİLER GÖÇ ETMEK ZORUNDA KALDI

    12 Eylül 1980’de gelen askeri darbeden sonra, demokratlara, devrimcilere ve Alevilere yönelik baskılar yoğunlaştı. Neredeyse her gün evleri, işyerleri aramadan geçirilen bu insanlar, uyduruk gerekçelerle gözaltına alınıyor, işkencelerden geçiriliyordu. Bunca baskıyla karşılaşan demokrat, devrimci ve Aleviler, sonunda Malatya’yı terk etmek zorunda kaldılar. İş sahibi olanlar, işyerlerini günün değerinin çok altında fiyatlara satarak Mersin, Adana, İstanbul, İzmir gibi kentlere göç etmeye başladılar. Ekonomik gücü olmayanlar da köylerine döndüler. Böylece Malatya’nın etnik ve kültürel mozaiği, siyasal yapısı esaslı bir değişime uğratılmış oldu.

    (HABER MERKEZİ)

  • DAD Ankara Şube: Malatya Katliamı, devletin asimilasyon politikalarından biridir

    DAD Ankara Şube: Malatya Katliamı, devletin asimilasyon politikalarından biridir

    PİRHA – Ana Fatma Cemevi/Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, Malatya Katliamı’nın 45. yıldönümü nedeniyle açıklama yaparak, “Malatya Katliamı devletin yıllardır sistematik olarak uyguladığı, sürgün, yozlaştırma, inançsızlaştırma ve asimilasyon politikalarının devamıdır” dedi. 

    Ana Fatma Cemevi/DAD Ankara Şubesi, 45 yıl önce faşistler Malatya’da yapılan katliam nedeniyle yaşamını yitirenleri andı.

    Yazılı yapılan açıklamada “Malatya katliamı, devletin asimilasyon politikalarından biridir” denildi.

    “ASİMİLASYON POLİTİKALARININ DEVAMIDIR” 

    18 Nisan 1978’de başlayıp 20 Nisan’a kadar süren saldırılar sonucu 8 kişinin katledildiğini belirten Ana Fatma Cemevi/DAD Ankara Şubesi, şu açıklamayı yaptı:

    “Koçgiri ve Dersim’e silahlı güçleriyle mazlum halka savaş açan devlet, Malatya’da ise sivil faşistleri örgütleyerek bir katliam gerçekleştirmiştir.

    Diğer katliamlarda olduğu gibi Malatya, etnik ve inançsal bir arındırmaya tabi tutulmuştur.

    Malatya Katliamı’nın tarihçesine bakıldığında; kent merkezine yerleşen ve ekonomik anlamda birikim sağlayan Alevilerin varlığından rahatsız olan devlet ve işbirlikçi çeteler, Alevi toplumuna baskı yaparak Alevileri göçe zorlamışlardır.

    Katliamın zeminini, Alevi- Sunni, Türk-Kürt ayrımını koyarak; Kürtleri, Alevileri baskı altında tutup, gerici faşist güruhu güçlendirip kışkırtmıştır. Mezhepsel ve etnik ayrışma ve saldırılar merkezde başlayıp ilçe ve köylere de yavaş yavaş yayılmıştır. Bu saldırı ve baskılar 11 Aralık 1977’de belediye başkanı olan faşist Hamit Fendoğlu’nun göreve gelmesiyle daha da yoğunlaşmıştır.

    Aylarca küçük çaplı çatışmalar sürerken, 15 Nisan 1978’de Bilim ve Kültür Derneği Malatya merkezinde “Milletim Uyan” başlıklı bir bildiri dağıtılmıştır. Bildiride şu ifadeler yer almaktadır:

    “Milletini seven subay, öğretmen, memur, talebe, işçi, köylü, kendini devletin ve milletin temiz ideallerine adayan değerli kardeşlerimiz bizleri yok etmeye yönelen İslam ve millet düşmanlarının karşısında müdafaa kavgasında birleşelim. İçinde bulunduğumuz zor günler bütün Müslümanları bir araya getirmelidir.”

    Bu kışkırtmalar sonrasında Alevi mahalleleri ve evleri tespit edilip bazı evler işaretlenmiştir.

    17 Nisan 1978 sabahı Hamit Fendoğlu’nun evine postayla gönderilen bombalı bir paketle öldürülmesiyle akşam saldırılar başlamıştır.

    18 Nisan 1978 sabahı erken saatlerde kent merkezine çevre il ve ilçelerden, köylerden akın, akın insanlar gelmeye başlamış, toplanan binlerce güruh ellerinde sopalar, zincirler ve baltalarla yüzleri maskeli kişilerin yönlendirdiği şekilde saldırılarına başlamışlardır.

    “İntikam” yeminleri ve sloganlarla kalabalığı yönlendiren maskeli kişilerin önderliğinde işyerleri tahrip edilip yakıldıktan sonra mahallelere yönelip saldırılarına devam etmişlerdir.

    Bu olayların devamında devletin Alevilere yönelik baskıları yoğunlaşmış. Neredeyse her gün evleri işyerleri basılıp aramadan geçirilen bu insanlar keyfi olarak gözaltına alınıp işkencelere tutulan insanlar sonunda kendini güvende hissetmediği için yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalmışlardır. Böylece Malatya’nın etnik, inançsal, kültürel ve siyasal yapısı ciddi bir değişime uğramıştır.

    Malatya Katliamı devletin yıllardır sistematik olarak uyguladığı, sürgün, yozlaştırma, inançsızlaştırma ve asimilasyon politikalarının devamıdır. Malatya Katliamı’nın 45. Yılında katledilen canlarımızı saygıyla anıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Malatya Katliamı’nın 45. yılı: Faşistler Alevileri katledip, evlerini yağmalamıştı

    Malatya Katliamı’nın 45. yılı: Faşistler Alevileri katledip, evlerini yağmalamıştı

    PİRHA- Malatya Katliamı’nın üzerinden 45 yıl geçti. Dönemin Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’na yapılan suikastı gerekçe gösteren faşistler, Malatya’da “Milletim Uyan” başlıklı bir bildiri dağıttı. Belediye hoparlöründen kuran okunup, “Din elden gidiyor. Camilere de bomba konuluyor” anonslarının yapıldığı katliamda 8 kişi yaşamını yitirirken yüzlerce kişi de yaralandı.

    Yıl 1978, günlerden 17 Nisan. Maraş’taki faşist provokasyon burada da devreye girmiş, gerici gruplar kendi belediye başkanlarına bombalı paket göndererek katledilmesi ile katliam başlatılmıştı.

    Diğer katliamlarda olduğu gibi ilerici, demokrat insanların ev ve iş yerleri ve Alevilerin evleri önceden işaretlenmişti.

    18 Nisan 1978 Salı. Sabahın erken saatlerinden itibaren kente, komşu il ve ilçelerden, köylerden akın akın insan gelmeye başlamıştı. Gelenlerin bir bölümü belediyenin önünde, diğer bir bölümü de Samanpazarı’nda toplandı. Toplananların sayısı kısa sürede on bini aştı. Çoğu 15-20 yaşlarında gençlerdi. Ellerinde özel hazırlanmış sopalar, zincirler, nacak gibi saldırı aletleri bulunuyordu. Yüzleri maskeli olan çok sayıda kişi de toplanan grupların önüne geçtiler. Bir kol, Cezmi Kartay Caddesi’ne yöneldi. Burada bulunan işyerlerinin çoğunluğu Alevilere aitti. Bir kol, Fuzuli Caddesi’ne, bir kol Akpınar, Yoğurtpazarı, Mısırlı Çarşısı ve eski Halep Caddesi’ne; bir kol da Turan Emeksiz Caddesi’ne doğru ‘Kahrolsun Komünizm!’, ‘Müslüman Türkiye!’, ‘Dan dan Hamido’ya intikam!’ sloganlarıyla yürüyüşe ve saldırıya geçtiler.

    Saldırganların önünde bulunan maskeliler; solcu ve Alevilere ait önceden işaretlenmiş işyerlerini göstererek tahrip ettiriyor, arkasından gaz dökerek yakıyorlardı. Yanan yağların, mobilyaların, halıların, deterjanların kokusu ve dumanı tüm Malatya’yı sardı.

    MASKELİ SALDIRGANLAR, YAKIYOR, YAĞMALIYOR!

    Yeni katılanlarla saldırganların sayısı 20 bine yaklaşıyordu. Denetim elden çıkmıştı. İşaretlenmiş iş yerleri ve konutlar tahrip ve yağma edilerek ateşe veriliyordu.

    Ortaklıkta başlarında maskeliler olduğu halde, ellerinde benzin bidonuyla dolaşan on binlerce saldırgandan başka kimse yoktu. Polis de yoktu. Yalnızca jet uçakları alçaktan uçarak ve sesleriyle saldırganları caydırmaya çalışıyorlardı. Ancak bu bir işe yaramamıştı. Sokaklara dökülen eşyalar yanıyordu. Cadde ve sokaklar buzdolapları, mobilyalar, televizyon ve radyolar, içki şişeleri, yağ kutuları, kumaşlar, ayakkabılar, sebze ve meyveler, cam parçaları, kapı ve pencere kırıkları, gaz tüpleri, devrilmiş otolardan geçilmiyordu. Ateşi söndürmeye gelen itfaiye araçları, hortumları kesilmiş olarak sokaklarda bekletiliyordu.

    SALDIRGANLAR ALEVİ MAHALLELERİNE YÖNELİP, TACİZLERE BAŞLADILAR!

    Şehir merkezinde sağlam yer kalmamış ve saldırganların da işi bitmişti. Bu kez mahallelere yöneldiler. Rastladıkları genç kızlara sarkıntılık etmeye, yaşlı kadınları dövmeye başladılar. Bu ortamda nereden geldiği bilinmeyen bir kurşun, saldırganlar arasında bulunan İnönü Üniversitesi öğrencisi Tahir Kökçü’yü kafasından ağır yaralamıştı. Hastaneye kaldırılan yaralı kurtarılamamış, yaşamını yitirmişti. Olayları yatıştırmak amacıyla bir konuşma yapan Malatya Cumhuriyet savcılarından Necati Sezener ile Adıyaman‘dan gelen Jandarma Komando Birliği Komutanı Yüzbaşı Arif Doğan saldırıya uğradı ve her ikisi de bıçak ve kurşunla yaralandı. Kalabalık bir grup, Alevilerin yoğun olduğu Ata (Haçova), Cemal Gürsel ve Başharık Mahallelerine doğru yürüyüşe geçti. Turan Emeksiz Caddesi’nin üzerinde bulunan yüzlerce işyeri ve evin camlarını kırarak eşyalarını sokaklara atıyor, gaz dökerek yakıyorlardı.

    FAŞİSTLER, 3 LİSELİ ALEVİ ÇOCUĞU KAÇIRIP, İŞKENCE EDEREK KATLETTİLER!

    Çilesiz Mahallesi, Malatya’nın güneybatısında, bahçeli bir semtti. Yüzyıllardır Aleviler ve Sünnilerin iç içe yaşadığı kentin eski mahallelerinden biriydi. Hamit Fendoğlu’nun öldürülmesini fırsat bilenler saldırılarını bu semte de yönelttiler. Saat 12.00’ye doğru bir araba, top oynayan çocuklara yaklaşır. Arabadan biri iner, ‘Naci, Sait, Özcan’ diye ismen çağırdığı üç çocuğu arabaya alır ve uzaklaşırlar. Üçü de Alevi ailenin çocuklarıdır. Birkaç saat sonra acı haber gelir. Çocuklar önce işkence görmüş, sonra kafalarına sıkılan kurşunlarla öldürülmüştü. Cansız bedenleri Malatya’ya 8 kilometre uzaklıktaki Beylerderesi’nde demiryolu tüneli önünde rayların üstüne bıraktılar. Üzerlerinden tren geçen cesetler paramparça olarak bulunmuştu. Çocukların aileleri, katillerin bulunması için kuşkulandıkları bazı isimleri ilgili makamlara verdiler ancak dava sonuçsuz kaldı.

    KATLİAMIN ÖN HAZIRLIĞI GÜNLER ÖNCESİNDEN YAPILDI

    Dönemin Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’na yapılan suikastı gerekçe gösteren faşistler Bilim ve Kültür Derneği adlı kuruluş adı altında Malatya’da “Milletim Uyan” başlıklı bir bildiri dağıttı. Tarihte yaşanan diğer katliamlar gibi zemin hazırlanıyordu. Günler geçtikçe gerginlik artıyor, Alevilerin bulunduğu evler işaretleniyordu.

    BELEDİYE HOPARLÖRLERİNDEN “DİN ELDEN GİDİYOR”

    18 Nisan günü, Malatya’da saldırı başladığı saatlerde Belediye hoparlöründen kuran okumaya başlanır. Kuran okunmasından sonra faşist bir grubun hoparlörden yaptığı “Din elden gidiyor, camilere de bomba konuluyor” anonsları aralıksız akşama kadar sürmüştür. Böylece halkın dini duyguları kışkırtılarak katılımın çoğaltılmasına, saldırıların yaygınlaştırılmasına çalışılmıştır. ‘Güçlü devlet’ in Malatya’daki temsilcileri ise bu tahriklere seyirci kalmıştır.

    8 KİŞİ KATLEDİLDİ, 100 KİŞİ YARALANDI

    17 Nisan 1978 akşamı başlayan saldırı, tahrip ve silahlı çatışma, 20 Nisan akşamına kadar sürdü. Üç gün aralıksız süren saldırılarda 8 kişi katledilmiş, 20’si ağır olmak üzere yüz kişi yaralanmış, 100 işyeri ve konut tamamen olmak üzere, toplam 960 iş yeri ve konut tahrip edilmişti.

    BOMBALI PAKETİN ADRESİ NÜKLEER ARAŞTIRMA MERKEZİ

    Yapılan inceleme sonucu bu paketlerdeki patlayıcıların, daha önce İstanbul Üniversitesi’nde öğrencilerin üzerine atılan bomba ve ADMMA yakınlarında atılarak beş kişinin yaralanmasına neden olan bombalarda kullanılanla aynı olduğu belirlenmişti. Bu türden patlayıcıların ancak Atom Enerjisi Araştırma Merkezi’nde yapılabileceğini belirtmişlerdi. Bunun üzerine Ankara Nükleer Araştırma Merkezi’nde arama yapılmıştı. Bu merkezde çalışanların büyük çoğunluğu Ülkü Ocakları üyesiydi. Ülkü Ocakları’nın eski Genel Başkanı Muharrem Şemsek de burada çalışıyordu. Muharrem Şemsek ve birkaç arkadaşı gözaltına alındı ve Nükleer Araştırma Merkezi de bir süre için kapatıldı. Muharrem Şemsek ve arkadaşları daha sonra mahkemece serbest bırakıldı.

    ALEVİLER GÖÇ ETMEK ZORUNDA KALDI

    12 Eylül 1980’de gelen askeri darbeden sonra, demokratlara, devrimcilere ve Alevilere yönelik baskılar yoğunlaştı. Neredeyse her gün evleri, işyerleri aramadan geçirilen bu insanlar, uyduruk gerekçelerle gözaltına alınıyor, işkencelerden geçiriliyordu. Bunca baskıyla karşılaşan demokrat, devrimci ve Aleviler, sonunda Malatya’yı terk etmek zorunda kaldılar. İş sahibi olanlar, işyerlerini günün değerinin çok altında fiyatlara satarak Mersin, Adana, İstanbul, İzmir gibi kentlere göç etmeye başladılar. Ekonomik gücü olmayanlar da köylerine döndüler. Böylece Malatya’nın etnik ve kültürel mozaiği, siyasal yapısı esaslı bir değişime uğratılmış oldu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Soylu’ya: Malatya’daki Protestanlara yönelik katliamı, devlet içinde kimler planlamıştır?

    Soylu’ya: Malatya’daki Protestanlara yönelik katliamı, devlet içinde kimler planlamıştır?

    PİRHA- 2007 yılındaki ‘Zirve Yayınevi Katliamı’ndan sonra, Malatya’da 2016 yılında Protestanlara yönelik başka bir katliam planlandığının geçen günlerde ifşa olduğunu belirten HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, “İfşa olan şahsıma yönelik suikast planı ile Malatya’daki katliam planının arasındaki bağlantıyı soruşturdunuz mu?” diye sordu.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na, İçişleri Bakanı Sayın Süleyman Soylu tarafından cevaplandırılması istemiyle soru önergesi verdi.

    2007 yılındaki ‘Zirve Yayınevi Katliamı’ndan sonra, Malatya’da 2016 yılında Protestanlara yönelik başka bir katliam planlandığının geçtiğimiz günlerde ifşa olduğunu aktaran Paylan, soru önergesinde şunları dile getirdi:

    “Malatya Protestan Kurtuluş Kilisesi Temsilcisi Vedat Serin, savcılığa yaptığı suç duyurusunda; dönemin Malatya Kuyulu Ülkü Ocakları Başkanı Tolgahan Aban’ın kilise dernek binasına gelerek, Protestanlara yönelik katliam planını detaylıca anlattığını ifade etmiştir. Dönemin Malatya Kuyulu Ülkü Ocakları Başkanı Tolgahan Aban’ın katliam planı ifşaatına göre; JİTEM’ciler ve askeri personel, ülkü ocağına gelerek, ‘Malatya’da misyonerler var, bu durum vatan için iyi değil’ minvalinde sözler söylemiş ve Vedat Serin’in, Dernek Genel Başkanı İhsan Özbek’in ve daha önce Malatya’da yaşayan Timothy Wesley Stonen’in isimlerini, adreslerini ve fotoğraflarını vererek, “Bunları öldürün, size ne isterseniz verelim” demişlerdir. Ayrıca bahsi geçen JİTEM’ciler, silah vererek, Aban’ı ve yanındaki bir kişiyi, katliamın planlandığı kilise dernek binasına iki kez göndermiş; fakat her iki seferde de katliam planının uygulanmasından çeşitli nedenlerle vazgeçilmiştir. Dönemin Malatya Kuyulu Ülkü Ocakları Başkanının açık ifadeleri, Malatya’daki Protestanlara karşı devlet içindeki odakların azmettirdiği katliam planını tüm detaylarıyla ortaya dökmektedir.”

    Paylan, Süleyman Soylu tarafından cevaplandırılması istemiyle şu soruları sordu:

    “-Malatya’daki Protestanlara yönelik katliamı, devlet içinde kimler planlamıştır?

    -Zirve Yayınevi Katliamı’nın devlet içindeki azmettiricilerinin üzerine gidilmemesi, bu planı yapanları cesaretlendirmemiş midir?

    -Azınlıklara yönelik suç işleyen devlet içindeki geleneğin neden üzerine gitmiyorsunuz?

    -Azınlık toplumu üyelerini hedef alan nefret suçlarında yaratılan cezasızlık zırhını ortadan kaldırmak için bir adım atacak mısınız?

    -Geçtiğimiz günlerde ifşa olan şahsıma yönelik suikast planı ile Malatya’daki katliam planının arasındaki bağlantıyı soruşturdunuz mu?”

    PİRHA/ANKARA

  • HDP’li Bülbül Malatya Katliamı’nı Meclis gündemine taşıdı-VİDEO

    HDP’li Bülbül Malatya Katliamı’nı Meclis gündemine taşıdı-VİDEO

    PİRHA- HDP Milletvekili Kemal Bülbül, Malatya Katliamı’nı Meclis gündemine taşıyarak; “Malatya dosyası yeniden açılmalı, insanlığa karşı işlenen bu suçun davası tekrar görülmeli” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Antalya Milletvekili Kemal Bülbül, Malatya Katliamı’nın 44. yıldönümü dolayısıyla Meclis’te konuşma yaptı.

    Malatya Katliamı’nı Meclis gündemine taşıyan Bülbül, katliamın Alevilere ve solculara yönelik olduğunu belirterek insanlığa karşı işlenmiş bu suçun davasının tekrar görülmesini istedi.

    “İNSANLIĞA KARŞI İŞLENEN BU SUÇUN DAVASI TEKRAR GÖRÜLMELİ”

    Bülbül, Meclis’te yaptığı konuşmada şunları dile getirdi:

    “17-20 Nisan 1978’de Malatya Katliamı gerçekleşti. Malatya Katliamı’na sebep olan derin devlet tarafından merhum Belediye Başkanı Hamit Fendioğlu’nun katledilmesiydi. Hamit Fendioğlu’nu ne Aleviler ne solcular katletti. Fendioğlu’nu derin devlet gönderdiği bir bombayla katletti ve bu katliamı da Alevi toplumunu, solcuları hedef göstermeye bahane etti. 3’ü çocuk 8 kişi katledildi ve yüzden fazla ağır yaralı oldu, bine yakın iş yeri de tahrip edilip yağmalandı. Malatya dosyası yeniden açılmalı, insanlığa karşı işlenen bu suçun davası tekrar görülmelidir.”

    PİRHA/ANKARA

  • DAD Ankara Şubesi: Malatya Katliamı’nda yaşamını yitirenleri saygıyla anıyoruz

    DAD Ankara Şubesi: Malatya Katliamı’nda yaşamını yitirenleri saygıyla anıyoruz

    PİRHA- DAD Ankara şubesi, Malatya Katliamı’na ilişkin yazılı bir açıklama yaparak, “Malatya Katliamı devletin yıllardır sistematik olarak uyguladığı, sürgün, yozlaştırma, inançsızlaştırma ve asimilasyon politikalarının devamıdır” denildi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi ve Ana Fatma Cemevi, Malatya Katliamı’nın 44. yıldönümü dolayısıyla yazılı bir açıklama yaptı.

    Yapılan açıklamada, katliamın etnik ve inançsal bir soykırım olduğu ifade edildi.

    “MEZHEPSEL VE ETNİK AYRIŞMA VE SALDIRILAR MERKEZDE BAŞLAYIP YAYILMIŞTIR”

    18 Nisan 1978 tarihinde yaşanan Malatya Katliamı’nı devletin Malatya’da sivil faşistlerle birlikte gerçekleştirdiğinin vurgulandığı açıklamada; “Diğer katliamlarda olduğu gibi Malatya, etnik ve inançsal bir arındırmaya tabi tutulmuştur. Malatya katliamının tarihçesine bakıldığında; kent merkezine yerleşen ve ekonomik anlamda birikim sağlayan Alevilerin varlığından rahatsız olan devlet ve işbirlikçi çeteler, Alevi toplumuna baskı yaparak göçe zorlanmışlardır. Katliamın zeminini, Alevi- Sünni, Türk-Kürt ayrımını koyarak; Kürtleri, Alevileri baskı altında tutup, gerici faşist güruhu güçlendirip kışkırtmıştır. Mezhepsel ve etnik ayrışma ve saldırılar merkezde başlayıp ilçe ve köylere de yavaş yavaş yayılmıştır” denildi.

    “ALEVİ MAHALLELERİ VE EVLERİ TESPİT EDİLİP BAZI EVLER İŞARETLENMİŞTİ”

    Bu saldırı ve baskıların 11 Aralık 1977’de belediye başkanı olan Hamit Fendoğlu’nun göreve gelmesiyle daha da yoğunlaştığının belirtildiği açıklamada, devletin Alevilere yönelik baskılarının yoğunlaştığı ifade edilerek, şunlar aktarıldı:

    “Neredeyse her gün evleri işyerleri basılıp aramadan geçirilen bu insanlar keyfi olarak gözaltına alınıp işkencelere tutulan insanlar sonunda kendini güvende hissetmediği için yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalmışlardır. Böylece Malatya’nın etnik, inançsal, kültürel ve siyasal yapısı ciddi bir değişime uğramıştır. Malatya Katliamı devletin yıllardır sistematik olarak uyguladığı, sürgün, yozlaştırma, inançsızlaştırma ve asimilasyon politikalarının devamıdır. Malatya katliamının 44. Yılında katledilen canlarımızı saygıyla anıyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Malatya Katliamı’nın 44. yılı

    Malatya Katliamı’nın 44. yılı

    PİRHA- Malatya Katliamı’nın üzerinden 44 yıl geçti. Dönemin Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’na yapılan suikastı gerekçe gösteren faşistler, Malatya’da “Milletim Uyan” başlıklı bir bildiri dağıttı. Belediye hoparlöründen kuran okunup, “Din elden gidiyor. Camilere de bomba konuluyor” anonslarının yapıldığı katliamda 8 kişi yaşamını yitirirken yüzlerce kişi de yaralandı.  

    Yıl 1978, günlerden 17 Nisan. Maraş’taki faşist provokasyon burada da devreye girmiş, gerici gruplar kendi belediye başkanlarına bombalı paket göndererek katledilmesi ile katliam start almıştı.

    Diğer katliamlarda olduğu gibi ilerici, demokrat insanların ev ve iş yerleri,  ilerici kurumlar ve Alevilerin evleri önceden işaretlenmişti.

    18 Nisan 1978 Salı. Sabahın erken saatlerinden itibaren kente, komşu il ve ilçelerden, köylerden akın akın insan gelmeye başlamıştı. Gelenlerin bir bölümü belediyenin önünde, diğer bir bölümü de Samanpazarı’nda toplandı. Toplananların sayısı kısa sürede on bini aştı. Çoğu 15-20 yaşlarında gençlerdi. Ellerinde özel hazırlanmış sopalar, zincirler, nacak gibi saldırı aletleri bulunuyordu. Yüzleri maskeli olan çok sayıda kişi de toplanan grupların önüne geçtiler. Bir kol, Cezmi Kartay Caddesi’ne yöneldi. Burada bulunan işyerlerinin çoğunluğu Alevilere aitti. Bir kol, Fuzuli Caddesi’ne, bir kol Akpınar, Yoğurtpazarı, Mısırlı Çarşısı ve eski Halep Caddesi’ne; bir kol da Turan Emeksiz Caddesi’ne doğru ‘Kahrolsun Komünizm!’, ‘Müslüman Türkiye!’, ‘Dan dan Hamido’ya intikam!’ sloganlarıyla yürüyüşe ve saldırıya geçtiler.

    Göstericilerin önünde bulunan maskeliler, solcu ve Alevilere ait önceden işaretlenmiş işyerlerini göstererek tahrip ettiriyor, arkasından gaz dökerek yakıyorlardı. Yanan yağların, mobilyaların, halıların, deterjanların kokusu ve dumanı tüm Malatya’yı sardı.

    MASKELİ SALDIRGANLAR İŞ BAŞINDA

    Yeni katılanlarla göstericilerin sayısı 20 bine yaklaşıyordu. Denetim elden çıkmıştı. Artık kimin ne yaptığı bilinmez olmuştu. İşaretlenmiş iş yerleri ve konutlar tahrip ve yağma edilerek ateşe veriliyordu.

    Ortaklıkta başlarında maskeliler olduğu halde, ellerinde benzin bidonuyla dolaşan on binlerce saldırgandan başka kimse yoktu. Güvenlik güçleri de yoktu. Yalnızca jet uçakları alçaktan uçarak ve sesleriyle saldırganları caydırmaya çalışıyorlardı. Ancak bu bir işe yaramamıştı. Sokaklara dökülen eşyalar yanıyordu. Cadde ve sokaklar buzdolapları, mobilyalar, televizyon ve radyolar, içki şişeleri, yağ kutuları, kumaşlar, ayakkabılar, sebze ve meyveler, cam parçaları, kapı ve pencere kırıkları, gaz tüpleri, devrilmiş otolardan geçilmiyordu. Ateşi söndürmeye gelen itfaiye araçları, hortumları kesilmiş olarak sokaklarda bekletiliyordu.

    SALDIRGANLAR ALEVİ MAHALLELERİNE YÖNELDİLER

    Şehir merkezinde sağlam yer kalmamış ve saldırganların da işi bitmişti. Bu kez mahallelere yöneldiler. Rastladıkları genç kızlara sarkıntılık etmeye, yaşlı kadınları dövmeye başladılar. Bu ortamda nereden geldiği bilinmeyen bir kurşun, saldırganlar arasında bulunan İnönü Üniversitesi öğrencisi Tahir Kökçü’yü kafasından ağır yaralamıştı. Hastaneye kaldırılan yaralı kurtarılamamış, yaşamını yitirmişti. Olayları yatıştırmak amacıyla bir konuşma yapan Malatya Cumhuriyet savcılarından Necati Sezener ile Adıyaman‘dan gelen Jandarma Komando Birliği Komutanı Yüzbaşı Arif Doğan saldırıya uğradı ve her ikisi de bıçak ve kurşunla yaralandı. Kalabalık bir grup, Alevilerin yoğun olduğu Ata (Haçova), Cemal Gürsel ve Başharık Mahallelerine doğru yürüyüşe geçti. Turan Emeksiz Caddesi’nin üzerinde bulunan yüzlerce işyeri ve evin camlarını kırarak eşyalarını sokaklara atıyor, gaz dökerek yakıyorlardı.

    NACİ, SAİT VE ÖZCAN, 3 LİSELİ ÇOCUK

    Çilesiz Mahallesi, Malatya’nın güneybatısında, bahçeli bir semtti. Yüzyıllardır Aleviler ve Sünnilerin iç içe yaşadığı kentin eski mahallelerinden biriydi. Hamit Fendoğlu’nun öldürülmesini fırsat bilenler saldırılarını bu semte de yönelttiler. Saat 12.00’ye doğru bir araba, top oynayan çocuklara yaklaşır. Arabadan biri iner, ‘Naci, Sait, Özcan’ diye ismen çağırdığı üç çocuğu arabaya alır ve uzaklaşırlar. Üçü de Alevi ailenin çocuklarıdır. Birkaç saat sonra acı haber gelir. Çocuklar önce işkence görmüş, sonra kafalarına sıkılan kurşunlarla öldürülmüştür. Cansız bedenleri Malatya’ya 8 kilometre uzaklıktaki Beylerderesi’nde demiryolu tüneli önünde rayların üstüne bırakmışlardır. Üzerlerinden tren geçen cesetler paramparça olarak bulunmuştur. Çocukların aileleri, katillerin bulunması için kuşkulandıkları bazı isimleri ilgili makamlara vermişler ancak dava sonuçsuz kaldı.

    KATLİAMIN ÖN HAZIRLIĞI GÜNLER ÖNCESİNDEN YAPILDI

    Dönemin Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’na yapılan suikastı gerekçe gösteren faşistler Bilim ve Kültür Derneği adlı kuruluş adı altında Malatya’da “Milletim Uyan” başlıklı bir bildiri dağıttı. Tarihte yaşanan diğer katliamlar gibi zemin hazırlanıyordu. Günler geçtikçe  gerginlik artıyor, Alevilerin bulunduğu evler işaretleniyordu.

    BELEDİYE HOPARLÖRLERİNDEN “DİN ELDEN GİDİYOR”

    18 Nisan günü, Malatya’da saldırı başladığı saatlerde Belediye hoparlöründen kuran okumaya başlanır. Kuran okunmasından sonra faşist bir grubun hoparlörden yaptığı “Din elden gidiyor, camilere de bomba konuluyor” anonsları aralıksız akşama kadar sürmüştür. Böylece halkın dini duyguları kışkırtılarak katılımın çoğaltılmasına, saldırıların yaygınlaştırılmasına çalışılmıştır. ‘Güçlü devlet’ in Malatya’daki temsilcileri ise bu tahriklere seyirci kalmıştır.

    8 KİŞİ KATLEDİLDİ

    17 Nisan 1978 akşamı başlayan saldırı, tahrip ve silahlı çatışma, 20 Nisan akşamına kadar sürdü. Üç gün aralıksız süren saldırılarda 8 kişi katledilmiş, 20’si ağır olmak üzere yüz kişi yaralanmış, 100 işyeri ve konut tamamen olmak üzere, toplam 960 iş yeri ve konut tahrip edilmişti.

    BOMBALI PAKETİN ADRESİ NÜKLEER ARAŞTIRMA MERKEZİ

    Yapılan inceleme sonucu bu paketlerdeki patlayıcıların, daha önce İstanbul Üniversitesi’nde öğrencilerin üzerine atılan bomba ve ADMMA yakınlarında atılarak beş kişinin yaralanmasına neden olan bombalarda kullanılanla aynı olduğu belirlenmişti. Bu türden patlayıcıların ancak Atom Enerjisi Araştırma Merkezi’nde yapılabileceğini belirtmişlerdi. Bunun üzerine Ankara Nükleer Araştırma Merkezi’nde arama yapılmıştı. Bu merkezde çalışanların büyük çoğunluğu Ülkü Ocakları üyesiydi. Ülkü Ocakları’nın eski Genel Başkanı Muharrem Şemsek de burada çalışmaktaydı. Muharrem Şemsek ve birkaç arkadaşı gözaltına alınır ve Nükleer Araştırma Merkezi de bir süre için kapatıldı. Muharrem Şemsek ve arkadaşları daha sonra mahkemece serbest bırakıldı.

    İNSANLAR GÖÇ ETMEK ZORUNDA KALDI

    12 Eylül 1980’de gelen askeri darbeden sonra, demokratlara, devrimcilere ve Alevilere yönelik  baskılar yoğunlaştı. Neredeyse her gün evleri, işyerleri aramadan geçirilen bu insanlar, uyduruk gerekçelerle gözaltına alınıyor, işkencelerden geçiriliyordu. Bunca baskıyla karşılaşan demokrat, devrimci ve Aleviler, sonunda Malatya’yı terk etmek zorunda kaldılar. İş sahibi olanlar, işyerlerini günün değerinin çok altında fiyatlara satarak Mersin, Adana, İstanbul, İzmir gibi kentlere göç etmeye başladılar. Ekonomik gücü olmayanlar da köylerine döndüler. Böylece Malatya’nın etnik ve kültürel mozaiği, siyasal yapısı esaslı bir değişime uğratılmış oldu.

    (HABER MERKEZİ)

  • PSAKD Malatya: Katliamla Malatya’nın inançsal ve etnik yapısı değişime uğradı

    PSAKD Malatya: Katliamla Malatya’nın inançsal ve etnik yapısı değişime uğradı

    PİRHA-Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD) Malatya Şubesi, üzerinden 42 yıl geçen Malatya Katliamı’na ilişkin açıklama yaptı. Açıklamada, “Üzerinden 42 yıl geçen 24 Aralık 1978 tarihin en karanlık günlerinden biridir. Bizlere bu günü yaşatanların yakalarına yapışmalı ve onlara bu ayıplarını unutturmamalıyız” denildi.

    Malatya Katliamı’nın üzerinden 43 yıl geçti. Dönemin Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’na yapılan suikastı gerekçe gösteren faşistler, Malatya’da “Milletim Uyan” başlıklı bir bildiri dağıttı. Belediye hoparlöründen kuran okunup, “Din elden gidiyor. Camilere de bomba konuluyor” anonslarının yapıldığı katliamda 8 kişi yaşamını yitirirken yüzlerce kişi de yaralandı.

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Malatya Şube Başkanı Latife Ulutaş tarafından yazılı olarak yapılan açıklamada, 17 Nisan 1978 Malatya Katliamı’nda yaşamını yitirenler anıldı. Yapılan açıklamada “42 yıl geçse bile bu işin faillerini bulup gereken şekilde cezalandırılmasını sağlamalıyız” denildi.

    Açıklamada şunlar kaydedildi:

    “MALATYA KATLİAMI’NIN İZLERİ MALATYA’DA BUGÜN DE GÖRÜNMEKTEDİR”

    17-20 Nisan 1978 tarihinde gerçekleşen Malatya olaylarının üzerinden yaklaşık 43 yıl geçti. Türkiye tarihinin en çalkantılı dönemlerinde gerçekleşen Malatya Katliamı’nın izleri Malatya’da bugün de görünmektedir. Hamit Fendoğlu’nun ölümünden iki gün önce Bilim ve Kültür Derneği adlı bir kuruluş, Malatya’da “Milletim Uyan” başlıklı bir bildiri dağıtır. Bildiride şu ifadeler yer almaktadır: “Milletini seven subay, öğretmen, memur, talebe, işçi, köylü, kendini devletin, milletin temiz ideallerine adayan değerli kardeşlerimiz, komünistler tarafından kahpece şehit edilmişlerdir. Müslümanlar bizi yok etmeye yönelen İslam ve millet düşmanlarının karşısında, müdafaa kavgasında birleşelim. İçinde bulunduğumuz zor günler bütün Müslümanları bir araya getirmelidir. Vedatlar, İbrahimler; sizlerin bıraktığınız yerden davamız daha da yükselecek, komünist katillerden intikamınız mutlaka alınacaktır.

    “YAKILIP YIKILAN İŞYERLERİNİN %90’I DEMOKRAT, SOLCU VE ALEVİLERE AİTTİ”

    Hamit Fendoğlu’nun öldürülmesinin ardından çıkarılan olaylarda 1000’e yakın işyeri tahrip edildi ve yakıldı. Yakılıp yıkılan işyerlerinin yüzde 90’ı demokrat, solcu ve Alevilere aitti. Saldırıdan yaralananların da çoğunluğu bu kesimin insanlarıydı. Artık Malatya’da demokratların, solcuların ve Alevilerin yaşamlarını sürdürme ve iş yapma olanakları zorlaşmıştı. Bu nedenle Malatya’dan göç başladı. 12 Eylül 1980’de yapılan askeri darbeden sonra da, demokrat, solcu ve Alevilere yönelik faşist baskılar yoğunlaştı. Bunca baskıyla karşılaşan demokrat, solcu ve Aleviler, sonunda Malatya’yı terk etmek zorunda kaldılar. İş sahibi olanlar, işyerlerini günün değerinin çok altında fiyatlara satarak Mersin, Adana, İstanbul, İzmir gibi kentlere göç etmeye başladılar. Ekonomik gücü olmayanlar da köylerine döndüler. Böylece Malatya’nın inançsal, etnik ve kültürel mozaiği, siyasal yapısı esaslı bir değişime uğramış oldu.

    “21. YÜZYIL İNSAN HAKLARI, ÖZGÜRLÜKLER VE BİLİM ÇAĞI OLMALIDIR”

    Ortak ülkemizin devrimci, ilerici güçleri, emekten ve emekçiden yana güçleri, tüm ötekileştirilen toplum kesimlerinin insan olmaktan doğan haklarını savunan sosyalistleri, kararlı bir şekilde bir arada yaşama kültürünü tahrip eden karanlıkta kalmış bütün katliamların aydınlığa kavuşturulması için mücadele etmeli ve laikliği, bireyin ve emeğin özgürleştirilmesini, devletin demokratikleştirilmesini savunan güçlerle omuz omuza olmayı ana ilkelerinden biri edinmelidir. Bu uğurda verilecek mücadelenin farklı kültürlerin ve inançların bir arada yaşayabileceği bir Türkiye özleminin gerçekleşmesine katkı sunacağını, Maraş katliamını unutturmak isteyen çevrelere etkili bir cevap olacağına inanıyorum.21. Yüzyıl insan hakları, özgürlükler ve bilim çağı olmalıdır. İnsan hakları, özgürlük ve bilim gibi kutsal değerlere ve katliamlarda yitirdiğimiz evlatlarımıza, saygının bir gereği olarak diyorum ki ; devletin derin çekmecelerinde gizli arşivler açılmalı, katliamların yaşayan tanıkları dinlenmelidir. Arşivlerin, yaşayan tanıkların, kitap, belge ve o dönemdeki mahkeme tutanaklarının ışığında katliamda suçu, hatası ve ihmali bulunan birey ve kurum her kim varsa evrensel hukuk verileri çerçevesinde yargılanmalı, gerekli cezalar verilmelidir. Anlamlı anma, kayıplarımızın katillerinden hesap sorulmasıyla mümkün olabilir.

    “FAİLLER BULUNUP CEZALANDIRILMALI”

    Katliamların önlenmesi de ancak kararlı bir direnişle mümkündür. Maraş gerçeğinde ortaya çıkan derslerden biri de örgütlü olunan mahallelerde kayıpların asgari düzeyde kalabildiğidir. İşte Yörükselim Mahallesi, işte Karamaraş mahallesi gerçeği bunu göstermiştir. Faşist katillerin en çok katliam yapmak istediği bu iki mahallede kahramanca direnişler sonucunda faşistler mahallelere sokulmamış ve onlara önemli kayıplar da verdirilmiştir. Üzerinden 42 yıl geçen 24 Aralık 1978 tarihin en karanlık günlerinden biridir. Bizlere bu günü yaşatanların yakalarına yapışmalı ve onlara bu ayıplarını unutturmamalıyız. 42 yıl geçse bile bu işin faillerini bulup gereken şekilde cezalandırılmasını sağlamalıyız. Türkiye’de hak arama tarihi uzun, zorlu bir süreç ve bazen tahammül sınırlarını zorluyor. Ancak bu zorlukların bizleri yıldırmaması gerekiyor, gerekiyorsa bayrağı evlatlarımıza devredeceğiz, ama asla boyun eğmeyeceğiz. Bu yoldaşlara, halka, verdiğimiz emeklere, ödediğimiz bunca bedele bağlılığımızın bir gereğidir de aynı zamanda.

    (HABER MERKEZİ)

  • DAD Ankara Şube: Malatya Katliamı devletin sistematik politikalarının devamıdır

    DAD Ankara Şube: Malatya Katliamı devletin sistematik politikalarının devamıdır

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şubesi, Malatya Katliamının 43. yılında yaşamını yitirenleri andı. Yapılan açıklamada “Malatya Katliamı devletin yıllardır sistematik olarak uyguladığı, sürgün, yozlaştırma, inançsızlaştırma ve asimilasyon politikalarının devamıdır” denildi.

    Demokratik Alevi Dernekleri Ankara Şubesi, 17 Nisan 1978 Malatya Katliamında can verenleri andı. Yazılı yapılan açıklamada “Malatya, devletin asimilasyon politikalarından birisidir” denildi.

    “MALATYA ETNİK VE İNANÇSAL ARINDIRMAYA TABİ TUTULMUŞTUR”

    Katliam zemininin Alevi-Sünni, Türk-Kürt ayrımı olduğuna vurgu yapan DAD Ankara Şubesi, devletin, Kürt ve Alevileri baskı altında tutup, gerici güçleri kışkırttığını ifade ederek şu açıklamayı yaptı:

    “Kanlı toprakların, kanlı tarihinden biri de 18 Nisan 1978 tarihinde yaşanan Malatya Katliamı’dır. Koçgiri ve Dersim’e silahlı güçleriyle mazlum halka savaş açan devlet, Malatya’da ise sivil faşistleri örgütleyerek bir katliam gerçekleştirmiştir. Diğer katliamlarda olduğu gibi Malatya etnik ve inançsal bir arındırmaya tabi tutulmuştur.

    “ÇETELER ALEVİLERİ GÖÇE ZORLADI”

    Malatya katliamının tarihçesine bakıldığında; kent merkezine yerleşen ve ekonomik anlamda birikim sağlayan Alevilerin varlığından rahatsız olan devlet ve işbirlikçi çeteler, Alevi toplumuna baskı yaparak göçe zorlanmışlardır. Mezhepsel ve etnik ayrışma ve saldırılar merkezde başlayıp ilçe ve köylere de yavaş, yavaş yayılmıştır. Bu saldırı ve baskılar 11 Aralık 1977’de belediye başkanı olan faşist Hamit Fendoğlu’nun göreve gelmesiyle daha da yoğunlaşmıştır.

    “8 CAN KATLEDİLDİ, 20’Sİ AĞIR OLMAK ÜZERE 100 CAN YARALANDI”

    Bu kışkırtmalar sonrasında Alevi mahalleleri ve evleri tespit edilip bazı evler işaretlenmiştir. 17 Nisan 1978 sabahı Hamit Fendoğlu’nun evine postayla gönderilen bombalı bir paketle öldürülmesiyle akşam saldırılar başlamıştır. 18 Nisan 1978 sabahı erken saatlerde kent merkezine çevre il ve ilçelerden, köylerden akın, akın insanlar gelmeye başlamış toplanan binlerce güruh ellerinde sopalar, zincirler ve baltalarla yüzleri maskeli kişilerin yönlendirdiği şekilde saldırılarına başlamışlardır.

    İntikam yeminleri ve sloganlarla kalabalığı yönlendiren maskeli kişilerin önderliğinde iş yerleri tahrip edilip yakıldıktan sonra mahallelere yönelip saldırılarına devam etmişlerdir.

    20 Nisan 1978 akşamına kadar süren bu saldırılarda 8 can katledilmiş, 20’si ağır olmak üzere 100 can yaralanmış. 100 işyeri ve konut tamamen olmak üzere toplam 960 işyeri, konut ve araç tahrip edilmiştir.

    “MALATYA ETNİK, İNANÇSAL OLARAK CİDDİ DEĞİŞİME UĞRADI”

    Bu olayların devamında devletin Alevilere yönelik baskıları yoğunlaşmış. Neredeyse her gün evleri işyerleri basılıp aramadan geçirilen bu insanlar keyfi olarak gözaltına alınıp işkencelere tutulan insanlar sonunda kendini güvende hissetmediği için yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalmışlardır. Böylece Malatya’nın etnik, inançsal, kültürel ve siyasal yapısı ciddi bir değişime uğramıştır.

    Malatya Katliamı devletin yıllardır sistematik olarak uyguladığı, sürgün, yozlaştırma, inançsızlaştırma ve asimilasyon politikalarının devamıdır. Malatya katliamının 43. Yılında katledilen canlarımızı saygıyla anıyoruz.”

    Açıklamada imzası olan kurumlar:

    Ankara Dersimliler Derneği.

    Gürün Yuva ve Külahlı Köy Dernekleri.

    Ankara Varto Derneği.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Malatya Katliamı’nın 43. yılı

    Malatya Katliamı’nın 43. yılı

    PİRHA- Malatya Katliamı’nın üzerinden 43 yıl geçti. Dönemin Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’na yapılan suikastı gerekçe gösteren faşistler, Malatya’da “Milletim Uyan” başlıklı bir bildiri dağıttı. Belediye hoparlöründen kuran okunup, “Din elden gidiyor. Camilere de bomba konuluyor” anonslarının yapıldığı katliamda 8 kişi yaşamını yitirirken yüzlerce kişi de yaralandı.  

    Yıl 1978, günlerden 17 Nisan. Maraş’taki faşist provokasyon burada da devreye girmiş, gerici gruplar kendi belediye başkanlarına bombalı paket göndererek katledilmesi ile katliam start almıştı.

    Diğer katliamlarda olduğu gibi ilerici, demokrat insanların ev ve iş yerleri,  ilerici kurumlar ve Alevilerin evleri önceden işaretlenmişti.

    18 Nisan 1978 Salı. Sabahın erken saatlerinden itibaren kente, komşu il ve ilçelerden, köylerden akın akın insan gelmeye başlamıştı. Gelenlerin bir bölümü belediyenin önünde, diğer bir bölümü de Samanpazarı’nda toplandı. Toplananların sayısı kısa sürede on bini aştı. Çoğu 15-20 yaşlarında gençlerdi. Ellerinde özel hazırlanmış sopalar, zincirler, nacak gibi saldırı aletleri bulunuyordu. Yüzleri maskeli olan çok sayıda kişi de toplanan grupların önüne geçtiler. Bir kol, Cezmi Kartay Caddesi’ne yöneldi. Burada bulunan işyerlerinin çoğunluğu Alevilere aitti. Bir kol, Fuzuli Caddesi’ne, bir kol Akpınar, Yoğurtpazarı, Mısırlı Çarşısı ve eski Halep Caddesi’ne; bir kol da Turan Emeksiz Caddesi’ne doğru ‘Kahrolsun Komünizm!’, ‘Katil Ecevit!’, ‘Müslüman Türkiye!’, ‘Dan dan Hamido’ya intikam!’ sloganlarıyla yürüyüşe ve saldırıya geçtiler.

    Göstericilerin önünde bulunan maskeliler, solcu ve Alevilere ait önceden işaretlenmiş işyerlerini göstererek tahrip ettiriyor, arkasından gaz dökerek yakıyorlardı. Yanan yağların, mobilyaların, halıların, deterjanların kokusu ve dumanı tüm Malatya’yı sardı.

    MASKELİ SALDIRGANLAR İŞ BAŞINDA

    Yeni katılanlarla göstericilerin sayısı 20 bine yaklaşıyordu. Denetim elden çıkmıştı. Artık kimin ne yaptığı bilinmez olmuştu. İşaretlenmiş iş yerleri ve konutlar tahrip ve yağma edilerek ateşe veriliyordu.

    Ortaklıkta başlarında maskeliler olduğu halde, ellerinde benzin bidonuyla dolaşan on binlerce saldırgandan başka kimse yoktu. Güvenlik güçleri de yoktu. Yalnızca jet uçakları alçaktan uçarak ve sesleriyle saldırganları caydırmaya çalışıyorlardı. Ancak bu bir işe yaramamıştı. Sokaklara dökülen eşyalar yanıyordu. Cadde ve sokaklar buzdolapları, mobilyalar, televizyon ve radyolar, içki şişeleri, yağ kutuları, kumaşlar, ayakkabılar, sebze ve meyveler, cam parçaları, kapı ve pencere kırıkları, gaz tüpleri, devrilmiş otolardan geçilmiyordu. Ateşi söndürmeye gelen itfaiye araçları, hortumları kesilmiş olarak sokaklarda bekletiliyordu.

    SALDIRGANLAR ALEVİ MAHALLELERİNE YÖNELDİLER

    Şehir merkezinde sağlam yer kalmamış ve saldırganların da işi bitmişti. Bu kez mahallelere yöneldiler. Rastladıkları genç kızlara sarkıntılık etmeye, yaşlı kadınları dövmeye başladılar. Bu ortamda nereden geldiği bilinmeyen bir kurşun, saldırganlar arasında bulunan İnönü Üniversitesi öğrencisi Tahir Kökçü’yü kafasından ağır yaralamıştı. Hastaneye kaldırılan yaralı kurtarılamamış, yaşamını yitirmişti. Olayları yatıştırmak amacıyla bir konuşma yapan Malatya Cumhuriyet savcılarından Necati Sezener ile Adıyaman‘dan gelen Jandarma Komando Birliği Komutanı Yüzbaşı Arif Doğan saldırıya uğradı ve her ikisi de bıçak ve kurşunla yaralandı. Kalabalık bir grup, Alevilerin yoğun olduğu Ata (Haçova), Cemal Gürsel ve Başharık Mahallelerine doğru yürüyüşe geçti. Turan Emeksiz Caddesi’nin üzerinde bulunan yüzlerce işyeri ve evin camlarını kırarak eşyalarını sokaklara atıyor, gaz dökerek yakıyorlardı.

    NACİ, SAİT VE ÖZCAN, 3 LİSELİ ÇOCUK

    Çilesiz Mahallesi, Malatya’nın güneybatısında, bahçeli bir semtti. Yüzyıllardır Aleviler ve Sünnilerin iç içe yaşadığı kentin eski mahallelerinden biriydi. Hamit Fendoğlu’nun öldürülmesini fırsat bilenler saldırılarını bu semte de yönelttiler. Saat 12.00’ye doğru bir araba, top oynayan çocuklara yaklaşır. Arabadan biri iner, ‘Naci, Sait, Özcan’ diye ismen çağırdığı üç çocuğu arabaya alır ve uzaklaşırlar. Üçü de Alevi ailenin çocuklarıdır. Birkaç saat sonra acı haber gelir. Çocuklar önce işkence görmüş, sonra kafalarına sıkılan kurşunlarla öldürülmüştür. Cansız bedenleri Malatya’ya 8 kilometre uzaklıktaki Beylerderesi’nde demiryolu tüneli önünde rayların üstüne bırakmışlardır. Üzerlerinden tren geçen cesetler paramparça olarak bulunmuştur. Çocukların aileleri, katillerin bulunması için kuşkulandıkları bazı isimleri ilgili makamlara vermişler ancak dava sonuçsuz kaldı.

    KATLİAMIN ÖN HAZIRLIĞI GÜNLER ÖNCESİNDEN YAPILDI

    Dönemin Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’na yapılan suikastı gerekçe gösteren faşistler Bilim ve Kültür Derneği adlı kuruluş adı altında Malatya’da “Milletim Uyan” başlıklı bir bildiri dağıttı. Tarihte yaşanan diğer katliamlar gibi zemin hazırlanıyordu. Günler geçtikçe  gerginlik artıyor, Alevilerin bulunduğu evler işaretleniyordu.

    BELEDİYE HOPARLÖRLERİNDEN “DİN ELDEN GİDİYOR”

    18 Nisan günü, Malatya’da saldırı başladığı saatlerde Belediye hoparlöründen kuran okumaya başlanır. Kuran okunmasından sonra faşist bir grubun hoparlörden yaptığı “Din elden gidiyor, camilere de bomba konuluyor” anonsları aralıksız akşama kadar sürmüştür. Böylece halkın dini duyguları kışkırtılarak katılımın çoğaltılmasına, saldırıların yaygınlaştırılmasına çalışılmıştır. ‘Güçlü devlet’ in Malatya’daki temsilcileri ise bu tahriklere seyirci kalmıştır.

    8 KİŞİ ÖLDÜRÜLDÜ

    17 Nisan 1978 akşamı başlayan saldırı, tahrip ve silahlı çatışma, 20 Nisan akşamına kadar sürdü. Üç gün aralıksız süren saldırılarda 8 kişi ölmüş, 20’si ağır olmak üzere yüz kişi yaralanmış, 100 işyeri ve konut tamamen olmak üzere, toplam 960 iş yeri ve konut tahrip edilmişti.

    BOMBALI PAKETİN ADRESİ NÜKLEER ARAŞTIRMA MERKEZİ

    Yapılan inceleme sonucu bu paketlerdeki patlayıcıların, daha önce İstanbul Üniversitesi’nde öğrencilerin üzerine atılan bomba ve ADMMA yakınlarında atılarak beş kişinin yaralanmasına neden olan bombalarda kullanılanla aynı olduğu belirlenmişti. Bu türden patlayıcıların ancak Atom Enerjisi Araştırma Merkezi’nde yapılabileceğini belirtmişlerdi. Bunun üzerine Ankara Nükleer Araştırma Merkezi’nde arama yapılmıştı. Bu merkezde çalışanların büyük çoğunluğu Ülkü Ocakları üyesiydi. Ülkü Ocakları’nın eski Genel Başkanı Muharrem Şemsek de burada çalışmaktaydı. Muharrem Şemsek ve birkaç arkadaşı gözaltına alınır ve Nükleer Araştırma Merkezi de bir süre için kapatıldı. Muharrem Şemsek ve arkadaşları daha sonra mahkemece serbest bırakıldı.

    İNSANLAR GÖÇ ETMEK ZORUNDA KALDI

    12 Eylül 1980’de gelen askeri darbeden sonra, demokratlara, devrimcilere ve Alevilere yönelik  baskılar yoğunlaştı. Neredeyse her gün evleri, işyerleri aramadan geçirilen bu insanlar, uyduruk gerekçelerle gözaltına alınıyor, işkencelerden geçiriliyordu. Bunca baskıyla karşılaşan demokrat, devrimci ve Aleviler, sonunda Malatya’yı terk etmek zorunda kaldılar. İş sahibi olanlar, işyerlerini günün değerinin çok altında fiyatlara satarak Mersin, Adana, İstanbul, İzmir gibi kentlere göç etmeye başladılar. Ekonomik gücü olmayanlar da köylerine döndüler. Böylece Malatya’nın etnik ve kültürel mozaiği, siyasal yapısı esaslı bir değişime uğratılmış oldu.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • HDP: Malatya Katliamı’nı lanetliyoruz

    HDP: Malatya Katliamı’nı lanetliyoruz

    Malatya Katliamı’na dair açıklama yayımlayan HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Tülay Hatimoğulları, “42 yıl önce katledilen canları saygıyla anıyor, Malatya Katliamı’nı bir kez daha lanetliyoruz” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Halklar ve İnançlar Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Tülay Hatimoğulları, 18 Nisan 1978’de yaşanan Malatya Katliamı’na dair yazılı açıklama yayımladı.

    Katliam öncesi yaşananlara dikkat çekilen açıklama da şu bilgiler yer aldı: “11 Aralık 1977’deki yerel seçimlerde Malatya Belediye Başkanlığı’nı ilk kez sağ güçlerin desteklediği bağımsız aday Hamit Fendoğlu kazandı. Fendoğlu, kargo yoluyla gönderilen bomba düzeneğinin patlaması sonucu 17 Nisan 1978’de vefat etti. Benzer bir bomba düzeneği de CHP Maraş Pazarcık Belediye Başkanı Memiş Özdal’a da gönderildi, ancak şüphe üzerine geri gönderilen paketi açan bir memur hayatını kaybetti. Fendoğlu’nun ölümü; çevre il, ilçe ve köylerden binlerce insanın Malatya’ya gelmesine neden oldu ve hazırlıklı olan bu kitlenin saldırısının fitilini ateşledi. Sayısı 20 bine yaklaşan faşist göstericiler, işaretlenmiş işyerlerini ve konutları tahrip ve yağma ederek ateşe verdi. Dönemin Malatya Belediyesinin hoparlörlerinden cihat çağrıları yapılıp, tahrik edici bir rol oynanırken, güvenlik güçleri günlerce saldırılara ve katliama seyirci kaldı.”

    Katliam sonrasında Alevilerin büyük bir kısmının Malatya’yı terk etmek zorunda kaldığının belirtildiği açıklamada, “Malatya Katliamı; aynı yılın Aralık ayında gerçekleşen ve yüzlerce yurttaşın katledildiği Maraş Katliamı’nın da provası oldu” denildi.

    42 YILDIR AYDINLATILMADI

    Katliamın 42 yıldır aydınlatılmadığı belirtilen açıklamada, “Onlarca yurttaşımızın yaralandığı, 8 canımızın katledildiği Malatya Katliamı hala acısını koruyor. Malatya’da yaşananlar farklı halkların, inançların, kültürlerin beşiği olan Anadolu ve Mezopotamya topraklarında görülen ve dinmeyen acılardan sadece biridir. Koçgiri, Dersim, Ortaca, Malatya, Sivas, Maraş, Çorum, Madımak ve Gazi katliamları da aynı zihniyetin sonuçlarıdır. Bu katliamlar, devletin Kürt halkına ve Alevi toplumuna geleneksel bakışından, inkâr ve asimilasyon politikalarından ayrı düşünülemez” denildi.

    KATLİAM LANETLENDİ

    Yaşanan katliamlar için hiçbir zaman Alevi toplumundan özür dilenmediği hatırlatılan açıklamanın devamında, devletin katliamdaki rolünün ve tutumunun mahkum edilmesi gerektiği belirtildi. Katliamlarla yüzleşme gerçekleşmedikçe yüzyıllar geçse dahi açılan yaraların kapanmayacağı vurgulanan açıklamada, “Geçmişlerindeki acı olaylarla yüzleşemeyen toplumların, demokratik ve ortak bir geleceği inşa edemeyeceklerini düşünüyor ve bu nedenle de nefret suçlarının ülkemizde devam ettiğini biliyoruz. 42 yıl önce katledilen canları saygıyla anıyor, Malatya Katliamı’nı bir kez daha lanetliyoruz” diye belirtildi.

  • Ankara DAD: Malatya Katliamı, devletin asimilasyon politikalarından biridir

    Ankara DAD: Malatya Katliamı, devletin asimilasyon politikalarından biridir

    PİRHA – Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi, Malatya Katliamı’nın 42. yılı vesilesiyle yaptığı açıklamada, “Malatya Katliamı, devletin yıllardır sistematik olarak uyguladığı, katliam, sürgün, yozlaştırma, inançsızlaştırma ve asimilasyon politikalarından biridir” dedi.

    Demokratik Alevi Derneği (DAD) Ankara Şubesi, Malatya Katliamı’nın 42. yılı vesilesiyle yazılı bir açıklama yaptı.

    Açıklamada, “Kanlı toprakların, kanlı tarihinden biri de 18 Nisan 1978 tarihinde yaşanan Malatya Katliamı’dır.  Koçgiri ve Dersim’de silahlı güçleriyle mazlum halka savaş açan devlet, Malatya’da ise sivil faşistleri örgütleyerek bir katliam gerçekleştirmiştir” ifadelerine yer verildi.

    Açıklamada katliama giden koşullar şöyle aktarıldı:

    “Malatya Katliamı’nın tarihçesine bakıldığında kent merkezine yerleşen ve ekonomik anlamda birikim sağlayan Alevilerin varlığından rahatsız olan devlet ve işbirlikçi çeteler, Alevi toplumuna baskı yaparak göçe zorlanmışlardır.

    Katliamın zeminini, Alevi- Sünni, Türk-Kürt ayrımını koyarak, Kürtleri Alevileri baskı altında tutup, gerici faşist güruhu güçlendirip kışkırtmıştır. Mezhepsel ve etnik ayrışma ve saldırılar merkezde başlayıp ilçe ve köylere de yavaş, yavaş yayılmıştır.

    Bu saldırı ve baskılar 11 Aralık 1977’de belediye başkanı olan faşist Hamit Fendoğlu’nun göreve gelmesiyle daha da yoğunlaşmıştır.

    “DEVLETİN ALEVİLERE YÖNELİK BASKILARI YOĞUNLAŞTI”

    Aylar süren küçük çaplı çatışmalar sürerken, 15 Nisan 1978’de Bilim ve Kültür Derneği Malatya merkezde “Milletim Uyan” başlıklı bir bildiri dağıtır. Bildiride şu ifadeler yer almaktadır:

    “Milletini seven subay, öğretmen, memur, talebe, işçi, köylü, kendini devletin ve milletin temiz ideallerine adayan değerli kardeşlerimiz bizleri yok etmeye yönelen İslam ve millet düşmanlarının karşısında müdafaa kavgasında birleşelim. İçinde bulunduğumuz zor günler bütün Müslümanları bir araya getirmelidir.”

    Bu kışkırtmalar sonrasında Alevi mahalleleri ve evleri tespit edilip bazı evler işaretlenmiştir.

    17 Nisan 1978 sabahı Hamit Fendoğlu’nun evine postayla gönderilen bombalı bir paketle öldürülmesiyle akşam saldırılar başlamıştır.

    18 Nisan 1978 sabahı erken saatlerde kent merkezine çevre il ve ilçelerden, köylerden akın, akın insanlar gelmeye başlamış, toplanan binlerce güruh ellerinde sopalar, zincirler ve baltalarla yüzleri maskeli kişilerin yönlendirdiği şekilde saldırılarına başlamışlardır.

    İntikam yeminleri ve sloganlarla kalabalığı yönlendiren maskeli kişilerin önderliğinde iş yerleri tahrip edilip yakıldıktan sonra mahallelere yönelip saldırılarına devam etmişlerdir.

    20 Nisan 1978 akşamına kadar süren bu saldırılarda sekiz can katledilmiş, 20’si ağır olmak üzere 100 can yaralanmış. 100 işyeri ve konut tamamen olmak üzere toplam 960 iş yeri, konut ve araç tahrip edilmiştir.

    Bu olayların devamında devletin Alevilere yönelik baskıları yoğunlaşmış. Neredeyse her gün evleri iş yerleri basılıp aramadan geçirilen bu insanlar keyfi olarak gözaltına alınıp işkencelere tutulan insanlar sonunda kendini güvende hissetmediği için yaşam alanlarını terk etmek zorunda kalmışlardır. Böylece Malatya’nın etnik, inançsal, kültürel ve siyasal yapısı ciddi bir değişime uğramıştır.”

    “KATLİAM, ASİMİLASYON POLİTİKALARININ DEVAMIDIR”

    Açıklamada, “Malatya Katliamı devletin yıllardır sistematik olarak uyguladığı, sürgün, yozlaştırma, inançsızlaştırma ve asimilasyon politikalarının devamıdır. Malatya Katliamı’nın 42. yılında katledilen canlarımızı saygıyla anıyoruz” denildi.

    PİRHA/ANKARA

     

  • Malatya Katliamı’nın üzerinden 42 yıl geçti; hala aydınlatılmadı

    Malatya Katliamı’nın üzerinden 42 yıl geçti; hala aydınlatılmadı

    PİRHA- Malatya Katliamı’nın üzerinden 42 yıl geçti. Dönemin Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’na yapılan suikastı gerekçe gösteren faşistler, Malatya’da “Milletim Uyan” başlıklı bir bildiri dağıttı. Belediye hoparlöründen Kur’an okunup, “Din elden gidiyor. Camilere de bomba konuluyor” anonslarının yapıldığı katliamda 8 kişi yaşamını yitirirken yüzlerce kişi de yaralandı.  

    Yıl 1978, günlerden 17 Nisan. 1920’den bu yana sağın hakim olamadığı Malatya’da Hamit Fendoğlu ile sağcılar ilk kez belediyeyi kazanmışlardı. Maraş’taki faşist provokasyon burada da devreye girmiş, gerici gruplar kendi belediye başkanlarına bombalı paket göndererek katledilmesi ile katliam start almıştı.

    Diğer katliamlarda olduğu gibi ilerici, demokrat insanların ev ve işyerleri,  ilerici kurumlar ve Alevilerin evleri önceden işaretlenmişti.

    18 Nisan 1978 Salı. Sabahın erken saatlerinden itibaren kente, komşu il ve ilçelerden, köylerden akın akın insan gelmeye başlamıştı. Gelenlerin bir bölümü belediyenin önünde, diğer bir bölümü de Samanpazarı’nda toplandı. Toplananların sayısı kısa sürede on bini aştı. Çoğu 15-20 yaşlarında gençlerdi. Ellerinde özel hazırlanmış sopalar, zincirler, nacak gibi saldırı aletleri bulunuyordu. Yüzleri maskeli olan çok sayıda kişi de toplanan grupların önüne geçtiler. Bir kol, Cezmi Kartay Caddesi’ne yöneldi. Burada bulunan işyerlerinin çoğunluğu Alevilere aitti. Bir kol, Fuzuli Caddesi’ne, bir kol Akpınar, Yoğurtpazarı, Mısırlı Çarşısı ve eski Halep Caddesi’ne; bir kol da Turan Emeksiz Caddesi’ne doğru ‘Kahrolsun Komünizm!’, ‘Katil Ecevit!’, ‘Müslüman Türkiye!’, ‘Dan dan Hamido’ya intikam!’ sloganlarıyla yürüyüşe ve saldırıya geçtiler.

    Göstericilerin önünde bulunan maskeliler, solcu ve Alevilere ait önceden işaretlenmiş işyerlerini göstererek tahrip ettiriyor, arkasından gaz dökerek yakıyorlardı. Yanan yağların, mobilyaların, halıların, deterjanların kokusu ve dumanı tüm Malatya’yı sardı.

    MASKELİ SALDIRGANLAR İŞ BAŞINDA

    Yeni katılanlarla göstericilerin sayısı 20 bine yaklaşıyordu. Denetim elden çıkmıştı. Artık kimin ne yaptığı bilinmez olmuştu. İşaretlenmiş işyerleri ve konutlar tahrip ve yağma edilerek ateşe veriliyordu.

    Ortaklıkta başlarında maskeliler olduğu halde, ellerinde benzin bidonuyla dolaşan on binlerce saldırgandan başka kimse yoktu. Güvenlik güçleri de yoktu. Yalnızca jet uçakları alçaktan uçarak ve sesleriyle saldırganları caydırmaya çalışıyorlardı. Ancak bu bir işe yaramamıştı. Sokaklara dökülen eşyalar yanıyordu. Cadde ve sokaklar buzdolapları, mobilyalar, televizyon ve radyolar, içki şişeleri, yağ kutuları, kumaşlar, ayakkabılar, sebze ve meyveler, cam parçaları, kapı ve pencere kırıkları, gaz tüpleri, devrilmiş otolardan geçilmiyordu. Ateşi söndürmeye gelen itfaiye araçları, hortumları kesilmiş olarak sokaklarda bekletiliyordu.

    SALDIRGANLAR ALEVİ MAHALLELERİNE YÖNELDİLER

    Şehir merkezinde sağlam yer kalmamış ve saldırganların da işi bitmişti. Bu kez mahallelere yöneldiler. Rastladıkları genç kızlara sarkıntılık etmeye, yaşlı kadınları dövmeye başladılar. Bu ortamda nereden geldiği bilinmeyen bir kurşun, saldırganlar arasında bulunan İnönü Üniversitesi öğrencisi Tahir Kökçü’yü kafasından ağır yaralamıştı. Hastaneye kaldırılan yaralı kurtarılamamış, yaşamını yitirmişti. Olayları yatıştırmak amacıyla bir konuşma yapan Malatya Cumhuriyet savcılarından Necati Sezener ile Adıyaman‘dan gelen Jandarma Komando Birliği Komutanı Yüzbaşı Arif Doğan saldırıya uğradı ve her ikisi de bıçak ve kurşunla yaralandı. Kalabalık bir grup, Alevilerin yoğun olduğu Ata (Haçova), Cemal Gürsel ve Başharık Mahallelerine doğru yürüyüşe geçti. Turan Emeksiz Caddesi’nin üzerinde bulunan yüzlerce işyeri ve evin camlarını kırarak eşyalarını sokaklara atıyor, gaz dökerek yakıyorlardı.

    NACİ, SAİT VE ÖZCAN, 3 LİSELİ ÇOCUK

    Çilesiz Mahallesi, Malatya’nın güneybatısında, bahçeli bir semtti. Yüzyıllardır Aleviler ve Sünnilerin iç içe yaşadığı kentin eski mahallelerinden biriydi. Yüzyıldan beri Alevilerle Sünniler iç içe yaşıyorlardı. Sorun yaşamadan ortak iş yapmışlar, az da olsa birbirlerinden kız alıp vermişlerdi. Hamit Fendoğlu’nun öldürülmesini fırsat bilenler saldırılarını bu semte de yönelttiler. Çilesiz Mahallesi’nin halkı, Malatya Merkezi’ndeki saldırı olayını üzüntü ve kuşkuyla izlerken mahallenin çocukları da bahçede top oynamaktadırlar.

    Saat 12.00’ye doğru bir araba, top oynayan çocuklara yaklaşır. Arabadan biri iner, ‘Naci, Sait, Özcan’ diye ismen çağırdığı üç çocuğu arabaya alır ve uzaklaşırlar. Üçü de Alevi ailenin çocuklarıdır. Birkaç saat sonra acı haber gelir. Çocuklar önce işkence görmüş, sonra kafalarına sıkılan kurşunlarla öldürülmüştür. Cansız bedenleri Malatya’ya 8 kilometre uzaklıktaki Beylerderesi’nde demiryolu tüneli önünde rayların üstüne bırakmışlardır. Üzerlerinden tren geçen cesetler paramparça olarak bulunmuştur. Çocukların aileleri, katillerin bulunması için kuşkulandıkları bazı isimleri ilgili makamlara vermişler ancak dava sonuçsuz kaldı.

    KATLİAMIN ÖN HAZIRLIĞI GÜNLER ÖNCESİNDEN YAPILDI

    Dönemin Belediye Başkanı Hamit Fendoğlu’na yapılan suikastı gerekçe gösteren faşistler Bilim ve Kültür Derneği adlı kuruluş adı altında Malatya’da “Milletim Uyan” başlıklı bir bildiri dağıttı. Tarihte yaşanan diğer katliamlar gibi zemin hazırlanıyordu. Günler geçtikçe  gerginlik artıyor, Alevilerin bulunduğu evler işaretleniyordu…

    Bildiride şu ifadeler yer alıyordu:

    “Milletini seven subay, öğretmen, memur, talebe, işçi, köylü, kendini devletin, milletin temiz ideallerine adayan değerli kardeşlerimiz, komünistler tarafından kahpece şehit edilmişlerdir. Müslümanlar, bizi yok etmeye yönelen İslam ve millet düşmanlarının karşısında, müdafaa kavgasında birleşelim. İçinde bulunduğumuz zor günler bütün Müslümanları bir araya getirmelidir. Vedatlar, İbrahimler; sizlerin bıraktığınız yerden davamız daha da yükselecek, komünist katillerden intikamınız mutlaka alınacaktır.”

    BELEDİYE HOPARLÖRLERİNDEN “DİN ELDEN GİDİYOR”

    18 Nisan günü, Malatya’da saldırı başladığı saatlerde Belediye hoparlöründen Kur’an okumaya başlanır. Kur’an’ın okunmasından sonra faşist bir grubun hoparlörden yaptığı “Din elden gidiyor. Camilere de bomba konuluyor” anonsları aralıksız akşama kadar sürmüştür. Böylece halkın dini duyguları kışkırtılarak katılımın çoğaltılmasına, saldırıların yaygınlaştırılmasına çalışılmıştır. ‘Güçlü devlet’ in Malatya’daki temsilcileri ise bu tahriklere seyirci kalmıştır.

    8 KİŞİ ÖLDÜRÜLDÜ

    17 Nisan 1978 akşamı başlayan saldırı, tahrip ve silahlı çatışma, 20 Nisan akşamına kadar sürdü. Üç gün aralıksız süren saldırılarda 8 kişi ölmüş, 20’si ağır olmak üzere yüz kişi yaralanmış, 100 işyeri ve konut tamamen olmak üzere, toplam 960 işyeri ve konut tahrip edilmişti.

    BOMBALI PAKETİN ADRESİ NÜKLEER ARAŞTIRMA MERKEZİ

    Yapılan inceleme sonucu bu paketlerdeki patlayıcıların, daha önce İstanbul Üniversitesi’nde öğrencilerin üzerine atılan bomba ve ADMMA yakınlarında atılarak beş kişinin yaralanmasına neden olan bombalarda kullanılanla aynı olduğu belirlenmişti. Bu türden patlayıcıların ancak Atom Enerjisi Araştırma Merkezi’nde yapılabileceğini belirtmişlerdi. Bunun üzerine Ankara Nükleer Araştırma Merkezi’nde arama yapılmıştı. Bu merkezde çalışanların büyük çoğunluğu Ülkü Ocakları üyesiydi. Ülkü Ocakları’nın eski Genel Başkanı Muharrem Şemsek de burada çalışmaktaydı. Muharrem Şemsek ve birkaç arkadaşı gözaltına alınır ve Nükleer Araştırma Merkezi de bir süre için kapatıldı. Muharrem Şemsek ve arkadaşları daha sonra mahkemece serbest bırakıldı.

    İNSANLAR GÖÇ ETMEK ZORUNDA KALDI

    12 Eylül 1980’de gelen askeri darbeden sonra, demokratlara, devrimcilere ve Alevilere yönelik  baskılar yoğunlaştı. Neredeyse her gün evleri, işyerleri aramadan geçirilen bu insanlar, uyduruk gerekçelerle gözaltına alınıyor, işkencelerden geçiriliyordu. Bunca baskıyla karşılaşan demokrat, devrimci ve Aleviler, sonunda Malatya’yı terk etmek zorunda kaldılar. İş sahibi olanlar, işyerlerini günün değerinin çok altında fiyatlara satarak Mersin, Adana, İstanbul, İzmir gibi kentlere göç etmeye başladılar. Ekonomik gücü olmayanlar da köylerine döndüler. Böylece Malatya’nın etnik ve kültürel mozaiği, siyasal yapısı esaslı bir değişime uğratılmış oldu.  (HABER MERKEZİ)