PİRHA-Mamak Emek ve Demokrasi Güçleri, Gezi Direnişi’nin 12’inci yıl dönümüne ilişkin açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Gezi ruhuyla direnişi büyüteceğiz. Meydanları özgürlük rüzgarı dolaşırken marşlarımızı söyleyeceğiz. Gezi şehitlerimizi direnişimizin her anında yaşatacağız” denildi.
Mamak Emek ve Demokrasi Güçleri, Gezi Direnişi’nin 12. Yıl dönümü sebebiyle Çiçek İş Merkezi önünde basın açıklaması yaptı. “Geziyi unutma, unutturma. Gezi şehitleri ölümsüzdür” pankartı açılan açıklamada “Bu daha başlangıç mücadeleye devam”, “Gezi’de düşene dövüşene bin selam”, “Kurtuluş yok tek başına ya hep beraber ya hiçbirimiz” ve “Devrim şehitleri ölümsüzdür” sloganları atıldı.
Açıklamayı kurumlar adına Deniz Karabudak okudu.
“GEZİ’NİN RUHUYLA MEYDANLARDAYIZ, SOKAKLARDAYIZ”
“Bu topraklarda, Gezi Direnişi özgürlüğün ne olduğunu herkese yaşatan bir direniştir” diyen Deniz Karabudak, “Gezi Direnişi bilinçli bir şekilde adım adım planlanıp, örgütlenen bir direniş değildir. Fakat Gezi Direnişi öncesindeki süreci hatırlamakta fayda vardır. Ankara’da Sakarya Meydanı’na çadır kuran Tekel işçileri, ‘1 Mayıs alanı Taksim’dir’ diyen, 2007-2008-2009 1 Mayıs’ları ve Taksim’in kazanılmasıyla dünyada Küba’dan sonra en kalabalık yapılan 1 Mayıs’lar, Karadeniz’de HES’lere, Gerze’de termik santrallere karşı yürütülen direnişler, ‘Kürtaj haktır Uludere katliamdır’ diyerek sokaklara çıkan kadınlar, ODTÜ’de ‘Başkaldırıyoruz’ diyen üniversiteliler, YGS’de şifreli çıkan sorulara karşı meydanlara çıkan liseliler, Emek Sineması için sokağa çıkıp ‘Bu daha başlangıç, mücadeleye devam!’ diyenler, Taksim’de eylem yasaklarına karşı düzenli eylem geliştiren devrimciler… Örnekleri artırmak mümkündür, tüm bu eylemlilikler adım adım Gezi Direnişi’ni var etmiştir. Bugün Gezi’den öğrenerek, Gezi’nin ruhuyla meydanlardayız, sokaklardayız” dedi.
“19 MART İLE BAŞLAYAN DİRENİŞİN HERKESE UMUT OLDU”
19 Mart ile başlayan direnişin herkese umut olduğunu belirten Karabudak şunları kaydetti:
“Kayyumlarla, tutuklamalarla, eylem yasakları ile yönetmeye çalışan saray rejimine, biz buradayız, demiştir. Milyonlarca insanın iradesinin kayyum ve tutuklanmayla gasbedilmeye çalışılması bardağı taşıran son damla olmuş; İstanbul Üniversitesi öğrencilerinin aştığı barikatla, yıllardır sefalete, yoksulluğa, adaletsizliğe, geleceksizliğe karşı biriken öfke sokaklara çıkmıştır. Direniş öğretiyor!
Eyleme giden gençlere evlerde sandviç hazırlayan mahallelilerden gazdan gözü yananlara Talcid sıkanına, metrolarda hep beraber marşlar okuyanından üniversitelerde boykot için fakülte fakülte hep beraber konuşanına, direnişe kendini katan herkes daha ilk andan bir başınalığı atıp yeniden yaşamaya başladığını hissetmeye başlamıştır. Kira-fatura derdi, işsizlik korkusu, geleceksizlik kaygısı, tutuklanma tehdidi karşısında tek başına hisseden kim varsa, direnişe geçince yalnız olmadığını görmüştür; direniş öğretmektedir.”
“GEZİ RUHUYLA DİRENİŞİ BÜYÜTECEĞİZ”
Her alanda direnişin büyütülmesi gerektiğini belirten Deniz Karabudak, şunları ekledi:
“Direnişlere dışarıdan bakılarak bu ruh anlaşılmaz. Direnişleri bir adım daha ileri taşımak için mücadele edenler ise görmektedir ki aslında tüm bu direnişlerin içinde bir parça da Gezi Direnişi vardır. Ethem, Abdullah, Ahmet, Hasan Ferit, Medeni, Mehmet, Ali İsmail, Berkin bugün gelişen eylemliliklerin, direnişlerin içinde mücadeleye devam etmektedir.
Gezi ruhuyla direnişi büyüteceğiz. Meydanları özgürlük rüzgarı dolaşırken marşlarımızı söyleyeceğiz. Gezi şehitlerimizi direnişimizin her anında yaşatacağız. Gezi’yi Unutma! Bu Daha Başlangıç Mücadeleye Devam!”
PİRHA-Mamak Emek ve Demokrasi Güçleri, Alevilere dönük katliamları protesto etti. Yapılan açıklamada, ” Koçgiri’den Gazi’ye, Ümraniye’den Suriye’ye kadar Aleviler sistematik mezhepçi ve gerici saldırıların hedefi olmuştur. Uluslararası kamuoyunu, insan hakları örgütlerini ve vicdan sahibi herkesi, Suriye’deki Alevi soykırımına karşı harekete geçmeye çağırıyoruz!” denildi.
Mamak Emek ve Demokrasi Güçleri, Suriye’deki Alevi katliamı ve Gazi Katliamının yıldönümü sebebiyle Hacı Bektaş Veli Parkı’nda bir araya geldi. Hacı Bektaş Veli Parkı’ndan başlayan yürüyüşün ardından Tuzluçayır Meydanı’nda basın açıklaması gerçekleştirildi.
Basın metnini kurumlar adına Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ankara Şube Başkanı Rukiye Kara okudu.
“ALEVİLER SİSTEMATİK MEZHEPÇİ VE GERİCİ SALDIRILARIN HEDEFİ OLMUŞTUR”
Alevilere yönelik katliamların sürdüğünü, görmezden gelindiğini belirten Kara, “Koçgiri’den Gazi’ye, Ümraniye’den Suriye’ye kadar Aleviler sistematik mezhepçi ve gerici saldırıların hedefi olmuştur. 1978 Maraş Katliamı’nda, yüzlerce Alevi öldürülmüş ve binlerce kişi evlerini terk etmek zorunda kalmıştır. 1993 Sivas Katliamı’nda, Pir Sultan Anmaları sırasında Madımak Oteli’nin yakılması sonucu 33 canımız yakılarak katledilmiştir. 1995’ de Gazi Mahallesi’nde devlet eliyle Alevi yurttaşlar saldırıya uğramış ve birçok insan hayatını kaybetti. Bugün ise Suriye’de ABD-İsrail destekli cihatçı çeteler, Alevi köylerini kuşatıyor, kadınları tecavüz tehditleri ile sindirmeye çalışıyor, gençleri işkenceyle kaybediyor, köyleri talan ediyor” dedi.
“BU ZULÜM, EMPERYALİSTLERİN BÖLGEYİ YENİDEN YAPILANDIRMA PLANININ BİR PARÇASIDIR”
“Suriye’deki iç savaş, Alevi toplumu için büyük bir tehdit oluşturmuş” diyen Rukiye Kara şunları ekledi:
“İŞİD ile El Nusra gibi radikal gruplar, Alevilere yönelik katliamlar gerçekleştirmiştir. Son dönemlerde Lazkiye ve Tartus’ta Arap Alevilere yönelik saldırılar yaşanırken, Hama, Humus ve birçok köyde HTŞ’nin sebep olduğu katliamlara tanık olmaktayız.
Bu zulüm, emperyalistlerin bölgeyi yeniden yapılandırma planının bir parçasıdır. AKP iktidarı ise cihatçı çeteleri besleyerek bu kanlı plana ortak olmaktadır. Katliamlar karşısında Dışişleri Bakanlığı’nın ‘güvenlik tehdidi’ söylemi, Alevilere yönelik mezhepçi saldırıları gizlemeye yöneliktir.”
“Türkiye bu katliamların neresinde?” diye soran Rukiye Kara, şunları kaydetti:
” Colani’yi ‘istikrar figürü’ gibi sunmak zulmü aklamaktır! Suriye’deki ‘güvenli bölge’ politikaları, Alevilere ve azınlıklara yönelik etnik temizliğin adıdır. Medya ve uluslararası kurumlar bu vahşeti görmezden gelerek gerçeği çarpıtıyor. Haykırıyoruz! Colani ve onu destekleyenler bu katliamların sorumlusudur!
Herkese çağrımızdır: Masum insanların katledilmesine sessiz kalmayın! Zulmü onaylamayın! Colani’yi meşrulaştırmayın! Uluslararası kamuoyunu, insan hakları örgütlerini ve vicdan sahibi herkesi, Suriye’deki Alevi soykırımına karşı harekete geçmeye çağırıyoruz! Susarsak, bu vahşetin suç ortağı oluruz!
Bölgemizde halkların kardeşliğinin ve barışın tesisi, yoksul emekçi halkın emperyalizme, işbirlikçi iktidarlara ve cihatçı çetelere karşı ortak mücadele ve dayanışmasını örgütlemekten geçmektedir. Cihatçı-mezhepçi saldırganlığa karşı alevi halkının yanındayız.”
Açıklama sloganlar ve alkışlar eşliğinde sona erdi.
PİRHA-Mamak Emek ve Demokrasi Güçleri, Aralık ayında yaşanan katliamları protesto etti. Yapılan açıklamada, “Aralık ayı; katliamlara karşı tarihsel direnişlerin sergilendiği, devrimci iradenin teslim alınamadığı, Kürtlere diz çöktürülemediği, bir direngenlik ve mücadeleyle karşılık bulduğu da bir aydır” denildi.
Mamak Emek ve Demokrasi Güçleri; Maraş Katliamı, Roboski Katliamı ve 19 Aralık Hapishaneler Katliamı’nda hayatını kaybedenleri anmak için basın açıklaması yaptı.
Çiçek İş Merkezi’nin önünde yapılan basın açıklamasında basın metnini Kazım Sönmez okudu.
Kazım Sönmez, aralık ayının katliamlar ayı olduğunun altını çizerek, “Aynı zamanda bu katliamlara karşı tarihsel direnişlerin sergilendiği, devrimci iradenin teslim alınamadığı, Kürtlere diz çöktürülemediği, bir direngenlik ve mücadeleyle karşılık bulduğu da bir aydır” dedi.
Maraş Katliamı’nın 12 Eylül Askeri faşist darbesine giden dönemeç noktalarından biri olduğunu belirten Sönmez, şunları söyledi:
“Osmanlı İmparatorluğunun çöken yıkıntıları arasından kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devletinin hem korkuları çok derindi. Hem de çok önemli bir hedefi vardı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduğundan beri Komünistlerden, Kürtlerden, Alevilerden ve yoksul köylü halkın isyan etmesinden çok korkuyordu. Diğer taraftan ise hayali olan Türk Sünni Müslüman bir devlet yaratmak istiyordu. Bu topraklarda direniş, baş eğmemezlik ne kadar köklü ise Türk’ ve ‘Sünni müslüman’ olmayana düşmanlık, şovenizm ve mezhepçi gericilik de maalesef o denli derin ve yaygındır. Sömürücü egemen sınıflar ve onların devleti tarafından sistemli olarak körüklenip beslenen bu tarihsel gericilik birikimi, özellikle ekonomik, siyasal ve toplumsal kriz kesitlerinde özellikle kışkırtılıp devreye sokulur. 70’lerin ortalarından itibaren işçi sınıfının ve devrimci hareketin yükselişiyle Türk burjuvazisinin korkuları daha da büyüyordu. Ve işçi sınıfının ve devrimci hareketin yükselişini önleyemiyorlardı. Maraş ise o yıllarda yoğun bir şekilde göç alıyordu. Maraş’a göç edenlerin çoğunluğu alevi, Kürt ve ilerici devrimcilerden oluyordu. Göç edenlerin birçoğu artık köylerden şehir merkezine yerleşerek esnaflık yapmaya da başlayarak belli bir şekilde birikimleri ve sözü geçer halede gelmişlerdi. Maraş Katliamı da böylesi bir kesitte hayata geçirilmiştir”
“HEM İNANÇ HEM ETNİK OLARAK ASİMİLASYONA DAHA AÇIK HALE GETİRİLMİŞ OLDU”
Maraş Katliamı’nın Aleviler, devrimciler ve Kürtler açısından ne ilk, ne de son katliam olduğunu söyleyen Sönmez, “19-26 Aralık 1978 Maraş katliamıyla Alevi, Kürt ve sol-sosyalist katliamları serisine bir yenisi daha eklenmiş, 12 Eylül askeri darbesiyle halklarımız, devrimci-demokratlar, emekçi ve kadınlar için daha karanlık bir dönem başlatılmıştı. Maraş kıyımının kayıpları sadece yitirilen canlarla sınırlı değildir. Bu vahşetin ardından, Maraş adeta Alevisiz ve Kürtsüz bir bölgeye çevrilmiştir ki en temel hedeflerden biri de böyle bir sonuca ulaşılmasıydı. Maraş katliamıyla canlarımız tarihsel yaşam alanlarından koparılarak yurt dışına ve metropollere göçertilmiş, toplumsal ve kültürel parçalanma yaratılmış olup hem inanç hem etnik olarak asimilasyona daha açık hale getirilmiş oldu” diye ekledi.
“İÇERDE VE DIŞARDA TECRİT EN KATI BİÇİMLERİYLE DERİNLEŞTİRİLMEK İSTENİYOR”
19 Aralık 2000 tarihinde aynı anda 20 hapishaneye operasyon başlatıldığını hatırlatan Sönmez, şunları kaydetti:
“Tutsaklar içerde hücrelere konulup sayısız yaptırıma maruz bırakılırken dışarı da örülen hücre duvarlarıyla işçiler, emekçiler korkuya hapsedilecekti. Dahası bu bir toplumsal projeydi. Toplumu hücrelerine kadar ayrıştırmanın, dayanışma ve örgütlü hareket etmenin kendisini hedefliyordu. İçerde de dışarda da hücreleştirilmek isteniyordu hayat! Sistemin o dönemde yaşadığı ağır kiriz bu politikalarla aşılmak isteniyordu, 19 Aralık 2000’de hapishanelere yapılan bu kanlı katliam saldırıları ile devlet, siyasi tutsakların ve iradelerini teslim alamadı. O plan şimdi tecridin derinleştirilmesiyle sonuçlandırılmak isteniyor. İçerde ve dışarda tecrit en katı biçimleriyle derinleştirilmek isteniyor. Bunun en somut simgesi İmralı’daki tecrit rejimidir. O gün nasıl teslim olmadıysak bugün de aynı inanç ve kararlılıkla direneceğiz, içerde de dışarda da o hücreleri er ya da geç yıkacağız.”
“KÜRT HALKI ALDIĞI TUTUMLA TESLİM OLMAYACAĞINI BİR KEZ DAHA GÖSTERDİ”
28 Aralık 2011 tarihinde Şırnak’ın Uludere ilçesine bağlı Roboski Katliamı’nda 17’si çocuk 34 Kürt köylüsünün öldürüldüğünü belirten Söznmez, “Kürt halkının ezeli hikayesini hatırlatırcasına… İki tarafın sınırlarının bu kadar rahat kullanılması, ulusal ilişkilerin süreklileşmesi tahammül edemedikleri konuların başında geliyordu. Kürt halkının uzun mücadeleler sonucu elde ettiği kazanımların yarattığı moral ve özgüveni kırmak için herhangi bir gerekçelerinin olması gerekmiyordu. Roboski’yle siyasal Kürt bilinciyle şu ya da bu düzeyde buluşmuş tüm Kürtlerin devlet düşmanı olarak kodlandıkları gerçeğinin altı çizilmişti. Açılan mahkemelerde de aynı tutum sergilendi. Emri verenler adeta aklandı, ödüllendirildi! Tüm bu gerçeklere karşı Kürt halkı aldığı tutumla teslim olmayacağını bir kez daha gösterdi. Diz çökmedi, baş eğmedi!” diye konuştu.
PİRHA- Mamak Emek ve Demokrasi Güçleri “insanca yaşam için alanlardayız” şiarı ile miting düzenledi. Mitingte yapılan ortak açıklamada, “Haklarından ve yaşamlarından yoksun bırakılan biz işçiler, emekçiler, emekliler, kadınlar ve öğrenciler direnişimizi bir araya getirmek, hayatlarımızı ellerimize almaktan başka bir yolumuzun olmadığını bilmeliyiz. Bu düzen hep birlikte yeni yaşamı kuracağımız sosyalizm ile mümkün olacaktır” denildi.
Mamak Emek ve Demokrasi Güçleri “insanca yaşam için alanlardayız” şiarı ile miting düzenledi. Emek ve Demokrasi Güçleri’nin gerçekleştirdiği miting öncesi kitle Tekmezar Parkı’ndan Tuzluçayır Meydanı’na yürüdü. Yürüyüşün ardından ortak açıklama okundu. Açıklamayı, Hümeyra Hanrarici okudu.
“ÖLÜM SON DERECE UCUZ HÂLE GELMEKTEDİR”
Ülkede çalışan her iki kişiden en az birinin asgarî ücretle çalışmakta olduğunu belirten Hümeyra Hanrarici, şunları söyledi:
“Bu demektir ki her iki kişiden en az biri açlık sınırının altında yaşamaktadır. 2025 yılında da milyonlarca işçi, milyonlarca aile yine açlıkla sınanacaktır. Asgarî ücret zam oranı da, 2025 bütçesi de işçi emekçilere sefaleti dayatacaktır. Uluslararası sermayeye göbekten bağlı olan ülke ekonomisi bir krizin içindedir. Bu kriz yağma, rant, savaş ekonomisinin ihtiyaçları doğrultusunda, uluslararası tekellerin çıkarlarını koruyacak şekilde işçi sınıfının üzerine yıkılmıştır. Bu yeni değildir.
Sermaye işçi sınıfına sadece hayatta kalabileceği koşulları dayatarak krizin yükünü hafifletmek istemektedir. Krizden işçi sınıfının payına üç kuruş ücret, hayat pahalılığı, uzayan iş saatleri düşmüştür. İş cinayetleri, derinleşen borçlanma ve intiharlar açığa çıkan sonuçların en görünür olanlarıdır. Tüm bunlara eşlik eden çürüme giderek derinleşmektedir. Açlık, sefalet ne kadar normalleşirse günü kurtarma hâli o kadar normalleşmekte ve genelleşmektedir. Emekliler, asgarî ücretliler, okulların temiz olması, çocukların tok olması, devlet hastanelerinde bir muayenenin 4 dakikayı geçmesi, ulaşımın ücretsiz ya da indirimli olması onlar için hep zarar hep masraftır. Açlıkla sınananların yaşadıkları mahalleler, sokaklar hem satan için hem içen için uyuşturucu cennetidir; her bir cep telefonu günü kurtarmak zorunda kalan için kumarhaneye dönüşmüştür. Çaresizce sanal bahis, kumarhane ve uyuşturucu ağının içerisine çekilen milyonlarca işçinin maaş diye eline geçen üç kuruşa da bir başka yağmacı sürüsü göz dikmiştir. Devletle kol kola girmiş bu mafyatik ağ, işçileri, kadınları, gençleri hedefine alan devasa bir saldırıyı yönetmektedir. Her an her yerden yükselen şiddet bu çürümenin etkisi altında genelleşmiştir. Hayat pahalıdır, geçinmek pahalıdır, ayın sonunu getirmek oldukça zordur, çalışma koşulları insanî değildir. Ve hayat bu denli zorlaşırken, ölüm son derece ucuz hâle gelmektedir. Hepsi bir kurşun değerindedir.”
“İKTİDAR ÜÇ KURUŞLUK BİR HAYATI NORMALLEŞTİRMEK İSTEMEKTEDİR”
Bu saldırılar ile işçi sınıfına, kadınlara, gençlere diz çöktürmeyi hedeflediklerini belirten Hümeyra Hanrarici, “Bu saldırı hem ekonomik bir rant ve yağma üzerine kuruludur hem insana ait ne varsa bütünüyle hedefine alarak üç kuruşluk bir hayatı normalleştirmek istemektedir. İşçi sınıfına yönelen bu bütünlüklü saldırı karşısında elbette direnenler de vardır. Eski Bakanlardan Hüseyin Çelik’in ‘Gezi bizim şaftımızı kaydırdı’ itirafı gerçektir. Dahası Gezi’den bugüne sayısız direniş gerçekleşmiştir. Bu direnişler başta ekonomik temellidir ancak içinden geçtiğimiz son dönemde sendikal örgütlenme taleplerini içerecek şekilde nitelik kazanmaktadır. Yarın siyasal talepler de öne çıkacaktır. Bu aynı zamanda direnişle öğrenen ve gelişme gösteren bir sürecin işaretidir. Egemenler bu gerçeği çok iyi biliyorlar. İktidar iki cephede savaşmaktadır. İç cephe, bir yandan Kürt hareketine karşı savaş, diğer yandan da Gezi Direnişi ile birlikte başlayan ve süren direnişe karşı savaş demektir. Bu savaşın, Kürt cephesinde, keskinleşmiş emek sermaye çatışması ile Kürt halkına yönelik saldırılar tüm çıplaklığı ile açıktır. Seçim sonrası başlatılan kayyum politikaları, sınır bölgelerinde sürekli saldırıların gelişmesi, yarattıkları iç savaşın boyutunu bizlere göstermektedir. Bir yandan normalleşme gibi gösterdikleri söylemleri, diğer yandan bitirmedikleri ve daha da fazlalaştırdıkları saldırıları devam etmektedir. Seçilmiş belediye başkanlarından, muhtarlara kadar uydurdukları türlü türlü teoriler ile halkın iradesini hiçe sayıp, kendi gelecekleri için iç savaş koşullarında hareket etmektedirler. Demokratik kitle örgütlerine, sendika yöneticilerine kadar baskının boyutu artmıştır. Halklara tarihi boyunca katliamı gösterenler, mayalarının değişmediğini ve gerçek yüzlerini anlamayanlara da göstermeye devam etmişlerdir. Bizler Aleviler, Kürtler, Ermeniler, Lazlar,Çerkezler Anadolu halkları olarak kan ve katliamdan başka bir şey göstermeyenler, kendi örgütlülüğü ile iradesi ile mücadele yürüten halklara savaşın her boyutuyla saldırmaktadır” dedi.
“EMPERYALİST SAVAŞIN KARŞISINDA DURMAK BUGÜN ZORUNLULUKTUR”
Hanrarici, “Bizler halklar ortak mücadele ile halkların kardeşliği şiarımız ile topyekün saldırılara karşı birlikte örgütlü güç ile hareket etmemiz gerekmektedir” diyerek şunları söyledi:
“7 Ekim ile birlikte direnişini daha da büyüten Filistin halkına karşı tetikçi İsrail’in saldırıları devam etmektedir. Ortadoğu’da ki savaş gün geçtikçe daha da genişlemekte ve bizlere etkilerini daha da sıcak hissetmektedir. Suç makinesi ABD ve NATO tetikçileri ile birlikte bölgeyi kana bulamaya devam etmektedirler. Bölge de gelişen direnişleri büyütmek ve sahip çıkmak, emperyalist savaşın karşısında durmak bugün zorunluluktur. İçeride yarattıkları savaşın, kürt illerinde yürütülen savaş ile birlikte savunma sanayi adı altında harcadıkları paraların ülke ekonomisine etkisini de bizlerin omuzlarına yüklemektedirler.”
“HALKLARIN ORTAK MÜCADELESİNİ BÜYÜTECEĞİZ”
İnsanca ve onurlu bir yaşam için örgütlenmekten başka çaremiz olmadığının altını çizen Hümeyra Hanrarici, şu ifadeleri kullandı:
“Ne savaşları bizim savaşımızdır ne de ekonomik krizleri bizim krizimizdir. Kendi cennetleri söz konusu olduğunda, bizlerin hiç bir önemi yoktur. Bu sebeple bizler kendi gücümüze güveneceğiz ve örgütleneceğiz. Bu nedenle işçilerin, kadınların, öğrencilerin, doğa ve yaşam savunucularının birlikteliği ile gelişen bir örgütlenme ve böylesi bir örgütlenmenin alabileceği her türden kazanım onların korkulu rüyası olacaktır. Bu olmasın diye, Soma madencileri Polonez işçileri ile birlikte mücadele etmesin, direnişler birbirleri için ve aynı zamanda kendi talepleri ile bir araya gelmesin istiyorlar. Çünkü yan yana gelen direnişlerin talepleri daha güçlü açığa çıkacaktır, direnenler örgütlü hareket etmenin gücünü göreceklerdir ve sonuç almayı öğreneceklerdir. İşte o zaman üç kuruşluk değil insanca ve onurlu bir yaşam talebi büyüyecektir ve direnişler tüm bu çürümüş, her yanından pislikler akan sistemin yıkılması için tek ve gerçek odak olacaklardır. Bize düşen, eğitimin, sağlığın, ulaşımın, temel ihtiyaçların ücretsiz olabilmesi koşulu ile sosyalizm için mücadele etmektir. Hastanelerin sağlık emekçileri tarafından, okulların, üniversitelerin öğretmenler, öğrenciler ve çalışanlar tarafından yönetilmesini sağlayacak yapılar kurmaktır. Haklarından ve yaşamlarından yoksun bırakılan biz işçiler, emekçiler, emekliler, kadınlar ve öğrenciler direnişimizi bir araya getirmek, hayatlarımızı ellerimize almaktan başka bir yolumuzun olmadığını bilmeliyiz. Bu düzen hep birlikte yeni yaşamı kuracağımız sosyalizm ile mümkün olacaktır. Bu birliktelik ve kardeşleşme mümkündür. Dahası başka bir çözüm yolu yoktur. Böylesi bir birlikteliği ve kardeşleşmeyi sağlayacak örgütlenme Birleşik Emek Cephesi’dir. Zaman direnişleri örgütleme, büyütme ve bir araya getirmeyi zorunlu kılıyor. Nasıl ki kriz kendi koşullarını bizlere dayatıyor, Birleşik Emek Cephesi ihtiyacı da mücadeleye kendini öyle dayatmaktadır. Birbirimizin kaderi birbirimizin ellerindedir. Halkların ortak mücadelesini büyüteceğiz. İnsanca ve onurlu bir yaşam için mücadelemizi büyüteceğiz.”
“DAYATILAN ANLAYIŞ ÜLKEYİ YAŞANMAZ HALE GELİRMİŞTİR”
Emek Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili İskender Bayhan’ın mektubunun okunmasının ardından konuşan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi DEM Parti Bitlis Milletvekili Hüseyin Olan, “İçinden geçtiğimiz bu günlerde hem ülkede hem de Ortadoğu’da önemli gelişmelere tanık oluyoruz. Geldiğimiz konumum hep birlikte acısını cekiyoruz. Dayattıkları anlayış ülkemizi yaşanmaz hale gelmiştir. Emeğin pazarlığı yapılmaz, emek kutsaldır. Kayyum anlayışından vazgeçilmelidir. iktidara şunu söylüyoruz Kürtler barış istiyor” dedi.
Konuşmaların ardından miting açık kürsü şeklinde devam ederken; mitinge Tersname, Murat Yılmaz, İlmek Kadın Müzik Topluluğu şarkıları ile eşlik etti.
PİRHA-DAD Ankara Şube/Ana Fatma Cemevi Başkanı Mustafa Karabudak, Mamak Emek ve Demokrasi Güçleri’nin 8 Aralık’da düzenleyeceği İnsanca Yaşam Mitingi’ne tüm Ankara halkını davet etti.
Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şube Başkanı Mustafa Karabudak, 8 Aralık’ta Mamak Emek ve Demokrasi Güçleri’nin düzenleyeceği “insanca bir yaşam için alanlardayız” mitingine çağrı yaptı.
“MAMAK HALKI OLARAK DUR DEMEK İSTİYORUZ”
Mustafa Karabudak, “insanca yaşam için alanlardayız” diyerek, “Siyasal iktidarın Ortadoğu’da sürdürdüğü yanlış politikalar doğrultusunda yaşattığı kriz ve kaos ortamı, yaklaşık elli yıldır kirli savaş bizleri bu duruma getirmiştir. Ekonomik anlamdaki kıyım, krizler, yoksulluk, çaresizlik ve bunun bedelini bize ödettirmeye çalışan siyasal iktidar. Bizler Mamak halkı olarak buna bir dur demek istiyoruz, bu savaş bizim savaşımız değil. Bu kaos, kriz ortamı bizim krizimiz değil. Biz bunlara karşı çıkmak istiyoruz. Devletin bu savaş politikalarını kabul etmiyoruz. Sadece ekonomik anlamda savaş değil artı hakların iradesine ipotek koymak, kayyumlar, sağlıkta ve eğitimdeki çürümeler bunların hepsine topyekun olarak hayır demek için pazar günü alanlarda olacağız. Yaklaşık 20 gündür tüm sokakları, caddeleri, esnafları, evleri tek tek gezerek halkımızı alanlara davet ettik. Afişlerimizle, bildirilerimizle bir çalışma yürütüyoruz” dedi.
“TÜM ANKARA HALKINI MİTİNGE DAVET EDİYORUZ”
Karabudak, mitingin saat 1’de başlayacağını belirterek, “Ortak metnimizden sonra kürsüde kadınlar, işçiler, emekçiler, öğrenciler kendileri sıkıntı ve sorunlarından doğru kürsü kullanacaklar. Bu minvalde biz Ankara halkını yarınki Mamak’ta yapacağımız mitingimize davet ediyoruz. Saat 1’de Tekmezar Parkı’nda toplanıp Tuzluçayır Meydanı’na yürüyeceğiz orada da mitingimizin program akışı devam edecek. Mamak Emek ve Demokrasi Güçleri olarak alandayız. Yarınki mitingimizde de tüm canlarımızı, tüm Mamak’lıları, tüm Ankara halkını davet ediyoruz” diyerek herkesi Mamak’ta yapılacak mitinge davet etti.
PİRHA- Mamak Emek Ve Demokrasi Güçleri, Tuzluçayır’da 1 Mayıs nedeniyle açıklama yaptı. Açıklamada herkes Tandoğan alanına davet edildi.
Bugün 1 Mayıs. Mamak Emek Ve Demokrasi Güçleri, Ankara Merkezi 1 Mayısı’nın yapılacağı Tandoğan alanına gitmeden önce Tuzluçayır Meydanı’nda açıklama yaptı. Ortak açıklama metnini kurumlar adına Eğitim Sen 1 No’lu Şube Başkanı Mehmet Aydoğdu okudu.
Yapılan açıklamada, “İşçi sınıfının birlik mücadele ve dayanışma günü 1 Mayıs, ülkemizde olduğu gibi tüm dünyada işçilerin, emekçilerin, gençlerin, kadınların, ezilen halkların, tüm ötekileştirilen, yok sayılanların alanlara çıkıp taleplerini haykırdığı Emeğin Uluslararası Birlik, Mücadele ve Dayanışma günüdür. İşçi sınıfının büyük bedeller ödeyerek kazandığı gün olan 1 Mayıs’ta biz de taleplerimizi haykırmak için alanlardayız.
Dünya tarihinde ve ülkemizde 1 Mayıs’lar kanlı katliamlara sahne olmuştur. 77 Taksim 1 Mayıs’ında miting alanına silahlarla ateş açılması sonucu 34 kişi katledilmiş, 136 kişi yaralanmıştır. 29 Nisan1980’de Tuzluçayır Lisesi’nde yapılan 1 Mayıs eylemine polis ve asker silahlarla ateş açarak saldırmış Menekşe Erbay ‘Çocuklarımızı öldürecekler’ diyerek saldırıyı engellemeye çalışırken kalbinden vurularak burada katledilmiştir. Bizler bu mücadelede toprağa düşenlerin anılarını Tuzluçayır’da-Taksim’de her yerde yaşatmak ve onların mücadele ettiği işçi sınıfının birlik mücadele ve dayanışmasını büyütmek için 1 Mayıs alanlarındayız” denildi.
“İŞÇİLERİN PAYINA AÇLIK VE SEFALETTEN BAŞKA BİR ŞEY DÜŞMÜYOR”
İçinden geçilen dönemde eşi benzeri olmayan bir servet-sefalet kutuplaşması yaşandığı belirtilirken açıklama şu ifadeler ile devam etti:
“Son bir kaç yıl içinde reel ücretler hızla gerilerken sermayedarlar kâr rekorları kırdı. Ücretli çalışanların büyük çoğunluğu asgari ücrete mahkum edildi. AKP iktidarının övünmeyi pek sevdiği ekonomik büyüme gerçekte kapitalist para babalarının büyümesidir. O çok övündükleri ekonomik büyümeden işçi emekçilerin payına açlık ve sefaletten başka bir şey düşmemektedir. Sermaye ve para babalarının zenginliği katlanırken, ağır çalışma koşulları altında azgınca sömürülen milyonlarca emekçi en temel gereksinimlerini dahi karşılayamaz hale getirilmiştir. Bu yıkım karşısında hak arayan işçi ve emekçilerin karşısına polis ve jandarma copuyla devletin zor aygıtı dikilmiştir. Bunları her işçi grevinde, her işçi eyleminde açık açık gösteriyorlar. Daha dün Urfa Özak İşçileri grevinde Devlet, valisiyle, jandarması, polisiyle patronun yanında nasıl durduysa bugün de İzmir’de Lezita işçilerinin grevinde devletin tüm kurumları patronun arkasına sıralanıyor. AKP’nin sermaye iktidarı döneminde, bu direnişlerde yaşanan baskıların, grev yasaklamalarının yüzlerce örneğini saymak mümkündür. Bizler sömürüye, baskıya ve sosyal yıkım saldırılarına karşı 1 Mayıs alanlarındayız.
İşçi sınıfı ve emekçileri yeni saldırı yasaları bekliyor. Sermaye devleti, işçi ve emekçilerin elinde kalan kırıntı düzeyindeki hakları da ortadan kaldırmak istiyor. Sermayeye ucuz işgücü cenneti yaratılırken, çalışma koşulları tamamen güvencesiz hale getirilmek isteniyor. Yıllardır planlanan kıdem tazminatının gaspı, yapılan yeni düzenlemelerle yeniden gündeme alınarak işten atmaların kolaylaşması hedefleniyor. Bizler herkese iş, tüm çalışanlara iş güvencesi talebiyle 1 Mayıs alanlarındayız.
“1 MAYIS ALANLARINDAYIZ”
Çocuklarımızın okula aç gitmediği, bir öğün yemek ve temiz su verildiği, MESEM projesi adı altında çocuk işçi haline getirilmediği, ÇEDES projesiyle laik ve bilimsel eğitimden mahrum bırakılmadığı parasız, kamusal, anadilinde eğitim hakkı için, her mahalleye ve işyerine 7/24 kreş hakkı için 1 Mayıs alanlarındayız.
Parası olana en iyi hastanelerde sağlık hizmeti anında ve zamanında verilirken biz emekçiler nitelikli, gününde sağlık hakkımızı daha gür bir sesle istiyoruz. Hastane hizmetleri eşit ve parasız olmalıdır. Emeklileri sefalet ücretine mahkum edenlere, gençlerimize geleceksizliği reva görenlere karşı 1 Mayıs alanlarındayız.
Kadınlara yönelik çifte sömürü, cinayet, şiddet, taciz ve tecavüzün son bulduğu, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin ortadan kaldırılması için İstanbul Sözleşmesinin feshinin iptal edildiği, 190 sayılı ILO sözleşmesinin imzalanması için, kadın sığınma evlerinin yaygınlaştırılması için 1 Mayıs alanlarındayız.
“AKP İKTİDARI HER ALANDA BASKI VE ZORBALIĞINI ARTTIRMAKTA”
Emperyalist savaş ve saldırganlık politikaları her geçen gün tırmandırılırken halklar katledilmektedir. Ortadoğu’da bitmek tükenmek bilmeyen enerji hakimiyet savaşları bölgemizi kan gölüne çevirmeye devam etmektedir. İsrail Siyonizmine karşı direnen Filistin Halkının yanındayız. Filistin için timsah gözyaşları döküp her türlü ticari anlaşmaları son hızla devam edenlerin ve bu anlaşmaların önünü açanların kimler olduğunu Türkiye Halkları görüyor ve biliyor. Ülkemizde inançların ve halkların eşit yurttaşlığını savunmak için, halkların eşitliğini ve özgürlüğünü savunmak için, Kürt Sorununda Gerçek ve Kalıcı çözüm için 1 Mayıs alanlarındayız.
İşçi, emekçilere ve halklara dönük tüm bu saldırılar, aykırı her türlü ses baskı altına alınarak susturulmaya çalışılıyor. AKP iktidarı, her alanda baskı ve zorbalığını arttırmakta, grevleri yasaklamakta, direnişlere saldırmakta, her türlü muhalif sesi polis ve yargı zoru ile bastırmaya çalışmaktadır. İşçi sınıfı ve emekçiler ve Türkiye Halkları koşullarından ancak örgütlenerek, mücadele ederek, alanları doldurarak kurtulabilir. Sermayenin saldırılarına, iktidarın baskı ve saldırganlık politikalarına karşı mücadele ve direnişle karşı koyabiliriz.
İşçi Sınıfı ve sermaye sınıfının karşı karşıya geldiği gün olan 1 Mayıs’ta el ele, kol kola, omuz omuza haklarımız, geleceğimiz ve özgürlüğümüz için alanlardayız”
Açıklamanın ardından “Buradan Ankara Merkezi 1 Mayısı’nın yapılacağı Tandoğan alanına geçeceğiz” denilerek çağrı yapıldı.
PİRHA- Mamak Emek ve Demokrasi Güçleri, 13 Şubat’ta yapacakları etkinliğe katılım çağrısı yaparak “Bu etkinlikteki asıl amaç sorunlarımızı konuşmak, bu ülkedeki faşizan baskının karşısında nasıl yan yana gelinir ve birlikte karanlıktan nasıl aydınlığa çıkarız noktasıdır. Bir demokrasi örgütlenmesi yaparak tekrar kendi kurtuluşumuzun kendi ellerimizde olduğunu gündeme getirmek istiyoruz” dedi.
Mamak Emek ve Demokrasi Güçleri, “Geçinemiyoruz, insanca bir yaşam istiyoruz” talebiyle 13 Şubat saat 14:00’te dayanışma etkinliği yapacak. Müzik dinletisi ve konuşmaların da olacağı etkinliğe dair bilgi veren Hüseyin Yılmaz, Tuzluçayır’da var olan siyasi partiler, kitle örgütleri, köy dernekleri ve tüm muhalif yurttaşların biraraya geleceğini söyledi.
Hüseyin Yılmaz, tüm muhalif kesimi yan yana getirip Tuzluçayır’da yeni bir örgütlenmeyi amaçladıklarını belirterek, şu bilgileri paylaştı:
“İnsanları yan yana getirerek Tuzluçayır’da yeniden varoluşu gündeme getirmek, yeniden örgütlenmeyi omuz omuza, birlikte bir mücadeleyi sergilemek asılı niyetimiz. Bunu yaparken hiçbir siyasi partinin ya da kitle örgütlerinin öne çıkmadığı, adının ‘Mamak Emek ve Demokrasi Güçleri’ olduğu bir yapılanmayı oluşturmak niyetindeyiz.
Buradaki niyet sol-sosyalist düzene muhalif herkesi yan yana getirmek ve birlikte mücadele etmek. Sorunlarımızı oturup birlikte konuşmak ve bu sorunlara karşı da birlikte mücadele platformu sergilemek istiyoruz.”
“ÇÖZÜMÜ ORTAKLAŞA BULMAK ZORUNDAYIZ”
Hüseyin Yılmaz, yapılacak etkinlikle birlikte Tuzluçayır semtinin eski ruhuna ulaşması için çalışma yürüteceklerinin de altını çizdi. Ülke genelindeki sol yapılanmalarda dağınıklık olduğunu dile getiren Yılmaz şunları söyledi:
“Muhalif partilere baktığımızda Türkiye’de bir demokrasi var anlayışı içerisinde hareket ediyor, demokratik bir sistemde yaşıyormuş gibi yapıyorlar. Aslında bu tam tersi, demokrasinin olmadığı bir yerde demokratik bir mücadelenin olmayacağını ve bu mücadelenin de sokaktan geçeceği inancındayız. İnsanların bu konuda yan yana gelip örgütlenmesi gerekiyor. Çünkü sorunlarımız, dertlerimiz bir. Çözümü de ortaklaşa bulmak zorundayız. Bu ayın 13’ünde buradaki muhalif güçleri bir araya getirerek etkinlik düzenlemek istedik. Bu etkinlikteki asıl amaç şu; yan yana gelişi pekiştirmek, sorunlarımızı konuşmak, bu ülkedeki faşizan baskının karşısında nasıl yan yana geliriz ve birlikte karanlıktan nasıl aydınlığa çıkarız onları konuşmak, ortak bir akıl mücadelesi ile bir demokrasi örgütlenmesi yaparak tekrar kendi kurtuluşumuzun kendi ellerimizde olduğunu gündeme getirmek…” “TEK TEK DERDİMİZİ ANLATACAĞIZ”
Yapılacak etkinliğe dair konuşan bir diğer isim de DAD Ankara Şube Eşbaşkanı Mustafa Karabudak oldu. Ülke genelinde benzer çalışmaların yürütüldüğünü belirten Karabudak, “Gerçekten zor zamanlardan geçiyoruz. Ekonomik ve siyasi anlamda sıkıntılar var. Bugün yaşananlar iktidarın savaş, rant ve kendi yetersizliğinin bir sonucudur. Buradan hep beraber nasıl çıkarız, onun için böyle bir çalışma yürütüyoruz. Dayanışma etkinliğimizde kurumlar olarak tek tek derdimizi anlatacağız. Amaç; Mamak halkını bir arada tutmak, dertlerimizi konuşup, çözüm yolu üretmektir. Kaostan çıkmanın tek yolunun sokak ayağı olduğunu düşünüyoruz. Bu çalışmanın içerisinde 20’yi geçkin bileşen var” ifadelerini kullandı.