Etiket: mamak

  • Kadınların iğnelerle yazdığı direniş-VİDEO

    Kadınların iğnelerle yazdığı direniş-VİDEO

    PİRHA- Kadın yoksulluğuna karşı 2004 yılında Ankara’da kurulan Zeytindalı Kadın Kooperatifi, yıllardır ayakta kalmaya çalışıyor. ‘İğnelerin Dansı’ atölyesi sorumlusu Nurcan Narin Yalçın, “Ayakta durmalıyız ki diğer kadınlara da destek olabilelim” diyerek dayanışma çağrısında bulundu.

    Zeytindalı Kadın Kooperatifi ‘İğnelerin Dansı’ atölyesi sorumlusu Nurcan Narin Yalçın, 2004 yılında Ankara’da kurulmaya başlayan kooperatif ağını anlattı.

    Zeytindalı Kadın Kooperatifinin 2004 yılında kadın yoksulluğuyla mücadele etmek için kurulduğunu belirten Yalçın, “2014 yılında da atölyeler sistemine geçti. Her atölye kendi finansını kendisi yaratarak zararını ise kendisi karşılıyor” dedi.

    “KİM NE ÖRNEK GETİRİRSE GENELDE BİZ ONU YAPIYORUZ”

    Her atölyenin 2 veya 3 sorumludan oluştuğunu belirten Yalçın, “Gümüş atölyemiz, giyim baskı atölyemiz var. Ayrıca pandemi döneminde yaşanan sıkıntılardan dolayı çok güzel giden kültür mantar atölyemiz vardı. Sadece mantar olarak değil, kültür mantarını da işliyorduk. Yani turşusunu yapıyor, kurutuyorduk. Ne yazık ki pandemi nedeniyle mantar atölyemizi kapatmak zorunda kaldık” diye ifade etti.

    Çankaya bölgesinde giyim atölyeleri olduğunu da belirten Yalçın, “Burada sadece kişiye özel giyim yapıyoruz. Şu anda Balgat’ta da gümüş atölyemiz var. Buradaki atölyemizde ham gümüşü minerallere çevirip kolyeler yapılıyor” şeklinde konuştu.

    Tuzluçayır’da bulunan atölyede ise bez çantalar diktiklerini belirten Yalçın, bütün atölyelerin sipariş üstüne çalıştığını söyledi. “Biz kendimiz üretip satmıyoruz, sipariş üstüne çalışıyoruz. Onun için de kim ne örnek getirirse genelde biz onu yapıyoruz” dedi.

    “KUMAŞI BASKISI ÇOK PAHALANDI”

    Piyasanın çok kötü olmasından dolayı işlerinin çok zorlaştığını belirten Yalçın, “Pandemiden dolayı zaten çoğu atölyeleri kapatmak zorunda kalmıştık. Şu anda ise ham maddeyi alamaz duruma geldik. Niye derseniz, kumaşı baskısı çok pahalandı. Piyasa çok kötü olduğu için yaptığımız işi pazarlarken emekten düşüyoruz. Kira, vergi, elektrik, su, telefon, internet derken çok zorlanıyoruz” şeklinde konuştu.

    Eskiden işlerinin daha iyi olduğunu ifade eden Yalçın, “Eskiden piyasa böyle değildi. Serbest piyasa zaten bizi mahvetti. Şu anda kooperatiflerin durumu gerçekten çok zor. Gıdacılar bizden biraz daha iyiler. Niye derseniz? Belediyeler, valilikler, kaymakamlıklar gıdacıları daha çok destekliyor, buna da seviniyoruz ama ne yazık ki tekstil alanında ne belediyeden, ne kaymakamlıktan, ne valilikten böyle bir destek olmuyor. Neden derseniz? Çünkü gıdayı insanlar yiyor ama çantayı almak zorunda değil” dedi.

    “EKONOMİ ŞU ANDA ÇOK KÖTÜ”

    Türkiye’de şu anda ekonomi çok güzel gösterilse de ekonominin çok kötü noktada olduğunu halkın bildiğini belirten Yalçın, “Ekonomi şu anda çok kötü. Piyasanın içinde olduğumuz için bize çok yansıyor. Bu durumda sıkıntı çekiyoruz” dedi.

    Zeytindalı Kadın Kooperatifi’nin Çankaya Belediyesi’ne bağlı olan bir kooperatif olduğunu aktaran Yalçın, “Çankaya Belediyesi mesela bize yılda bir kez destek verdiği için onunla biraz ayakta durmaya çalışıyoruz” dedi.

    “EN BÜYÜK DESTEKÇİLERİMİZİ KAYBETTİK”

    En büyük destekçilerinin Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) olduğunu belirten Yalçın, “ILO’nun kadınlar için üretilen projeler bölümü vardı. Şu anda o kadın birimi kapandı. Çünkü finansını direkt Avrupa Birliği’nden alıyordu. Ne yazık ki Trump’ın gelmesiyle orada öyle kesildi ve en büyük destekçilerimizi kaybettik” ifadelerini kullandı.

    2012 yılından bu yana belediyelerden ve kendi yerellerinden görmedikleri yardımı Alman büyükelçiliğinden gördüklerini belirten Yalçın, “Biz ilk işe el makinalarıyla başladığımızda bize ilk dikiş makinelerimizi Alman büyükelçiliği almıştı. Onlarda şöyle bir şey var: ‘Biz makineleri size verdik ama bu makinelerin yaşaması ve atıl olarak durmaması lazım’ deyip bize yılda bir iki kez iş veriyorlar. Yani burada işi de veriyorlar, hem de makinalarını da çalıştırıyorlar. Böyle bir politikaları var. Hem takipçiler hem de seni yaşatmak için elinden geleni yapıyorlar” dedi.

    “GÜNDEM DEĞİŞTİKÇE ÜRETİCİ OLARAK GERİDE KALIYORUZ”

    Kooperatiflerinin aynı zamanda sosyal ayağı sağlam olan bir kuruluş olduğunu belirten Yalçın, “Kadınların bir meslek sahibi olması anlayışından hareket ediyoruz. Yani bir makine kullansın, bir ütü bilsin, bir kesim öğrensin diye yılda bir kez Alman Frederik Rebek Vakfı’yla yapıyoruz. Hem kadınlar bilinçleniyor hem de ellerinde bir meslek oluyor. Bizim de çok hoşumuza gidiyor” şeklinde konuştu.

    Son yıllarda işlerin çok zorlaştığını belirten Yalçın, “Bundan 10 yıl, 15 yıl öncemize bakıyoruz, şu anda çok zor durumdayız. Atölyemiz kurulduğunda aslında güzel işler yapıyorduk. Bizi ayakta tutan STÖ, Avrupa Birliği’nin ve Birleşmiş Milletler’in kadın birimi, Uçan Süpürge, KADER gibi kurumlar da şu anda zor durumdalar” dedi.

    Her kuruma, kuruluşa kayyumların atandığını belirten Yalçın, “Her kurum tehlikede. Bakıyorsun ki bir gün kooperatife de kayyum atanmış. Gündem değiştikçe üretici olarak geride kalıyoruz” ifadelerini kullandı.

    “ÖZ KAYNAKLARIMIZLA AYAKTA DURAN BİR KOOPERATİFİZ

    Kooperatif olarak STK’lara ve sendikalara kendilerine destek vermeleri çağrısında bulunan Yalçın, “Lütfen bizi görsünler. Yani bir kadın örgütü olarak kendimiz güçlenirken dışarıdaki kadınları da güçlendiriyoruz. Bir iş geldiği zaman evlere veriyoruz. Evlerde 10-15 tane şu anda desteklediğimiz kadın var. O kadınların da güçlenmesi için biz de güçlenmeliyiz ki onları da güçlendirelim. Zaten sizin aracılığınızla bize çok rahat ulaşırlar. Bizi Avrupa görür ve bizi desteklerse biz de diğer kadınlara destek veririz. Bizim ayakta durmamız için lütfen bizi desteklesinler” dedi.

    Kooperatifçiliğe 17-18 yıl önce başladıklarını, 11 yıldır da Zeytindalı Kadın Kooperatifi ile birlikte çalışma yürüttüklerini belirten Mamak Dikiş Atölyesi’nin “İğnelerin Dansı” atölyesi sorumlularından Hülya Önder, “Pandemi ile birlikte son birkaç yıldır ekonomik şartlar bizi çok etkiledi. Yine de öz kaynaklarımızla ayakta duran bir kooperatifiz. Hiçbir destek almadan ayakta durmak için mücadelemizi veriyoruz. Hem kendimizi ayakta tutmaya hem de başka kadınlara destek vermeye çalışıyoruz” dedi.

    “TÜKETİCİ OLMAYALIM HER ZAMAN ÜRETİCİ OLALIM”

    Kurumlara kendilerine destek olmaları noktasında çağrıda bulunan Önder, “Kurumlardan destek bekliyoruz. Bugüne kadar hiç kimseden maddi destek beklemedik, istemedik. Ama iş olarak hani bizi desteklemelerini isterim. Bazı ajanslar şirketler üzerinden işlerini yapıyorlar. Onlara ulaşmamız çok zor olduğundan iş alma olanağımız da kısıtlandı. Bir şekilde idare ediyoruz, ayakta tutmaya çalışıyoruz” dedi.

    Her zaman tüketmekten çok üretmekten yana ilkeleri olduğunu belirten Önder, “Tüketmek değil, üretmek çok önemli. Tüketici olmayalım, her zaman üretici olalım. Kadınlar aslında bu konuda gerçekten verimli. Her zaman bir geri dönüşüm, noktasında ürünleri değerlendirme konusunda çok ustalar. Sadece istemeleri ve bir yerden başlamaları gerekiyor. Bu konuda kadınlara eğitimler veriyoruz. Aslında geniş çaplı yapmayı çok isteriz ama tabii ki bizim imkanlarımıza bağlı olan bir şey. Çok kadına dokunmak isteriz. Kadınlar içlerindeki üretim gücünü  ayağa kaldırmaları lazım. Kadınlar çok güçlü, isterlerse her şeyi yapabilirler. Tüketici olmaktan vazgeçip ülke olarak hepimizin üretime önem vermesi gerekiyor” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Mamak’ta ‘Barış ve Demokratik Toplum Buluşması’ gerçekleşti-VİDEO

    Mamak’ta ‘Barış ve Demokratik Toplum Buluşması’ gerçekleşti-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti “Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları” kapsamında Mamak’ta halk buluşması gerçekleştirdi. Buluşmaya katılan yurttaşlar, süreci desteklediklerini söylerken, devletin adım atmamasının güvensizlik yarattığını belirtti.

    “Barış ve Demokratik Toplum Buluşmaları” kapsamında Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mamak Tuzluçayır’da halk buluşması gerçekleştirdi. Halk buluşmasına DEM Parti Hakkari Milletvekili Vezir Coşkun Parlak, Demokratik Kitle örgüt temsilcileri ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    Saygı duruşu ile başlayan buluşma, konuşmalar ile devam etti. Vezir Coşkun Parlak, Abdullah Öcalan’ın çağrısı ve sürecin önemine değindi.

    Soru-cevap kısmında ise yurttaşlar, siyasi mahpusların durumuna ve süreç hakkındaki bilgi kirliliklerine dikkat çekerek süreci desteklediklerini ifade eden yurttaşlar devletin gerekli adımları atmamasının güvensizlik yarattığını belirttiler.

    PİRHA/ANKARA

     

     

  • Mamak’ta “Ege 100. Yıl Park Etkinliği’ şöleni yapıldı-VİDEO

    Mamak’ta “Ege 100. Yıl Park Etkinliği’ şöleni yapıldı-VİDEO

    PİRHA-Ankara’da çok sayıda köy derneği, siyasi parti ve sivil toplum kuruluşları ‘Ege 100. Yıl Park Etkinliği’ şenliğinde buluştu. Etkinlikte konuşma yapan kurum yöneticileri 1 Mayıs’a katılım çağrısında bulundu.

    Çevre illerin köy dernekleri ile sivil toplum örgütlerinin ortaklaşa yapmış oldukları ‘Ege 100. Yıl Park Etkinliği’ gerçekleştirildi. Mamak ilçesinde bulunan parkta yapılan şenliğe çok sayıda yurttaşlar katıldı. Konuşmaların yapıldığı etkinlikte 1 Mayıs’a katılım gösterilmesi yönünde çağrı yapıldı.

    Konuşmalarda emekliler ve asgari ücretle çalışmak zorunda kalınan emekçilere değinildi.

    “BİZ HER KATLİAMIN ARDINDAN ‘BARIŞ’ DİYENLERİZ”

    Programın sunuculuğunu yapan Aze Eylül Aytekin, Suriye’de yaşanan Alevi katliamına değinerek, “Geçtiğimiz aylarda Sivas Katliamı’nda yitirdiğimiz 33 canımızın katilleri olarak gösterilen maşalar beraat etti. Roboski’den, Çorum’dan, Maraş’tan, 10 Ekim’den günümüze hiçbir katliamın gerçek sanıkları cezalandırılmadığı gibi Sivas Katliamı’nın sanıkları da cezalandırılmadı. Ancak bizler her katliamın ardından “Barış!” diyenleriz. Halklara Alevilere, kadınlara gerçekleştirilen tüm katliamlara karşı bu topraklara kendi ellerimizle barışı getirmek, özgürlüğü, kardeşliği getirmek için mücadeleden bir adım geri durmayanlarız. Şimdi ise hemen yanı başımızda Suriye’de cihatçı çeteler Alevileri katlediyor” dedi.

    “ALEVİ KATİLİ COLANİ KIRMIZI HALILARLA KARŞILANIYOR”

    Aytekin, Alevilere yönelik yapılan katliamlarda protesto ettikleri polis şiddetine maruz kalındıklarını, Alevileri katleden Colani’nin ise kırmızı halılarla karşılanmasının katliamı meşrulaştırmak olduğunu belirterek şunları söyledi:

    “Bizler biliyoruz ki Suriye’de Alevilere yönelik kan kanlı katliamlarla beslenen şeriatçı karanlığın arkasında Amerika ve İsrail vardır. Biz açıkça görüyoruz ve açıkça söylüyoruz ki bu iktidar da bu katliamın ortağıdır. Alevi katliamı durdurulsun diyoruz. Hemen önümüze barikatlar çekiliyor. Hemen bir polis şiddeti ile karşılaşıyoruz ama aynı sırada katil Colani Türkiye’ye geliyor, kırmızı halılar seriliyor. Bizler Suruç’ta, Ankara Garı’nda IŞİD’i gördük. Şimdi de Colani’yi görüyoruz. Bizler yalnız Colani’yi değil, onun piyonu olduğu bu karanlık oyunun bütün kurucularını, Trumpları, Erdoğan’ları hep beraber göndereceğiz.”

    “MİLYONLARCA İNSAN GÜVENCESİZLİKLE KARŞI KARŞIYA”

    Etkinlikte ilk olarak konuşan Eğitim Sen Ankara 1 Nolu Şube Başkanı Mehmet Aydoğdu, 1 Mayıs koşullarına giderken ülkede kölece çalışma koşullarının daha da yoğunlaştığını, asgari ücretin çok altında çalışılmak zorunda kalındığını ifadede ederek, “Bütün bunlar aslında ülkemizde, burada yaşayan arkadaşlarımız, işte parkta olanlar, milyonlarca insan bu güvencesizlikle karşı karşıya. Aynı zamanda adaletsizlikle karşı karşıyayız. İşte 19 Mart’tan bugüne bütün hepimiz içimizde, yüreğimizde taşıyoruz, sokaklara, meydanlara taşıyoruz. Ama haksızlığa uğramayan yok, adaletsizliğe uğramayan yok neredeyse” diye konuştu.

    “BU FAŞİZM NEDİR?”

    Ankara’da yürümek isteyen öğrencilerin tutuklanmasına da değinen Aydoğdu, “Sadece açıklama yapacaklardı, bu faşizm nedir? İşte bugün daha dün gençlerimize işkence şeklinde sokaklarda sürükleye sürükleye gözaltına aldılar. Ne istediler Konur sokaktan? Adalet Bakanlığı önüne gidip açıklama yapmak istediler. Toplam kaç kişi? 300 kişi. Bu faşizm nedir? Böyle bir şey olabilir mi? Yani insan hakikaten algılayamıyor bir şeyi. Daha bu sabah yeniden işte 47 kişiye İstanbul’da bir operasyon çekildi. İkinci dalga olduğunu yeniden duyduk” sözlerini kullandı.

    “ÖRGÜTLÜLÜGÜMÜZ EN BÜYÜK CEVAPTIR”

    Ortadoğu Teknik Üniversite’si (ODTÜ) öğrencisi Ilgın Şahin tutuklanan öğrenci arkadaşlarına değinerek, tüm gençliğin büyük bir sorumluluk alması gerektiğinin altını çizdi. Ilgın, konuşmasında şunları belirtti:

    “Protestolarda ve orada gösterdiğimiz örgütlülüğümüz en büyük cevaptır. Ancak hala tüm gençlik kesimlerinin önünde büyük bir sorumluluk duruyor. Bu mücadeleden öğrendiklerimizi, deneyimlerimizle daha da güçlendirerek bu mücadeleyi büyütmek, 1 Mayıs’la birleştirmek, daha örgütlenerek, sonrasında da hep beraber daha özgür, daha eşit, insanca yaşayabileceğimiz bir hayata kavuşana dek her gün aynı ısrarla ve kararlılıkla mücadelemizi sürdürmek Bundan sonra hepimizin görevidir.”

    “ÜRETEN BİZİZ YÖNETEN DE BİZ OLACAĞIZ”

    Tüm Emeklilerin Sendikası Mamak Şube Başkanı Aytekin Çelikcan ise emeklilerin koşullarından söz ederek, “Bugün Türkiye’de de dünyanın her yerinde de egemen sınıfların hepsi topu topu yüzde 1’dir. Bizler yüzde 99’uz, tüm emekçiler yüzde 99’uz. Hepimiz bölünmeden birleşik bir şekilde mücadele etmeliyiz. Peki bunlar olurken emekçiler bunu seyretmeli mi? Hayır, üreten biziz, yöneten de biz olacağız. Söz, yetki, karar, iktidar halka dediler ve o zamanki oluşan egemen sınıfa karşı mücadele verdiler yenildiler. Bazen devlet mekanizmasının zor gücüyle yenildiler. Bazen de din, ırk, mezhep ayrımı yapılarak bölünmeyle yenildik. Bizim önümüzdeki, emekçilerin önündeki %99’un önündeki en büyük engel bu farklılıklardır. Egemenler de bu farklılıklarımız üzerinden bizleri eziyor, sömürüyor” diye konuştu.

    Yapılan konuşmaların sonrasında sanatçılar tarafından türküler okundu.

    PİRHA/ANKARA

  • Mamak’ta İnsanca Yaşam Mitingi: Mücadelemizi büyüteceğiz-VİDEO

    Mamak’ta İnsanca Yaşam Mitingi: Mücadelemizi büyüteceğiz-VİDEO

    PİRHA- Mamak Emek ve Demokrasi Güçleri “insanca yaşam için alanlardayız” şiarı ile miting düzenledi. Mitingte yapılan ortak açıklamada, “Haklarından ve yaşamlarından yoksun bırakılan biz işçiler, emekçiler, emekliler, kadınlar ve öğrenciler direnişimizi bir araya getirmek, hayatlarımızı ellerimize almaktan başka bir yolumuzun olmadığını bilmeliyiz. Bu düzen hep birlikte yeni yaşamı kuracağımız sosyalizm ile mümkün olacaktır” denildi.

    Mamak Emek ve Demokrasi Güçleri “insanca yaşam için alanlardayız” şiarı ile miting düzenledi. Emek ve Demokrasi Güçleri’nin gerçekleştirdiği miting öncesi kitle Tekmezar Parkı’ndan Tuzluçayır Meydanı’na yürüdü. Yürüyüşün ardından ortak açıklama okundu. Açıklamayı, Hümeyra Hanrarici okudu.

    “ÖLÜM SON DERECE UCUZ HÂLE GELMEKTEDİR”

    Ülkede çalışan her iki kişiden en az birinin asgarî ücretle çalışmakta olduğunu belirten Hümeyra Hanrarici, şunları söyledi:

    “Bu demektir ki her iki kişiden en az biri açlık sınırının altında yaşamaktadır. 2025 yılında da milyonlarca işçi, milyonlarca aile yine açlıkla sınanacaktır. Asgarî ücret zam oranı da, 2025 bütçesi de işçi emekçilere sefaleti dayatacaktır. Uluslararası sermayeye göbekten bağlı olan ülke ekonomisi bir krizin içindedir. Bu kriz yağma, rant, savaş ekonomisinin ihtiyaçları doğrultusunda, uluslararası tekellerin çıkarlarını koruyacak şekilde işçi sınıfının üzerine yıkılmıştır. Bu yeni değildir.
    Sermaye işçi sınıfına sadece hayatta kalabileceği koşulları dayatarak krizin yükünü hafifletmek istemektedir. Krizden işçi sınıfının payına üç kuruş ücret, hayat pahalılığı, uzayan iş saatleri düşmüştür. İş cinayetleri, derinleşen borçlanma ve intiharlar açığa çıkan sonuçların en görünür olanlarıdır. Tüm bunlara eşlik eden çürüme giderek derinleşmektedir. Açlık, sefalet ne kadar normalleşirse günü kurtarma hâli o kadar normalleşmekte ve genelleşmektedir. Emekliler, asgarî ücretliler, okulların temiz olması, çocukların tok olması, devlet hastanelerinde bir muayenenin 4 dakikayı geçmesi, ulaşımın ücretsiz ya da indirimli olması onlar için hep zarar hep masraftır. Açlıkla sınananların yaşadıkları mahalleler, sokaklar hem satan için hem içen için uyuşturucu cennetidir; her bir cep telefonu günü kurtarmak zorunda kalan için kumarhaneye dönüşmüştür. Çaresizce sanal bahis, kumarhane ve uyuşturucu ağının içerisine çekilen milyonlarca işçinin maaş diye eline geçen üç kuruşa da bir başka yağmacı sürüsü göz dikmiştir. Devletle kol kola girmiş bu mafyatik ağ, işçileri, kadınları, gençleri hedefine alan devasa bir saldırıyı yönetmektedir. Her an her yerden yükselen şiddet bu çürümenin etkisi altında genelleşmiştir. Hayat pahalıdır, geçinmek pahalıdır, ayın sonunu getirmek oldukça zordur, çalışma koşulları insanî değildir. Ve hayat bu denli zorlaşırken, ölüm son derece ucuz hâle gelmektedir. Hepsi bir kurşun değerindedir.”

    “İKTİDAR ÜÇ KURUŞLUK BİR HAYATI NORMALLEŞTİRMEK İSTEMEKTEDİR”

    Bu saldırılar ile işçi sınıfına, kadınlara, gençlere diz çöktürmeyi hedeflediklerini belirten Hümeyra Hanrarici, “Bu saldırı hem ekonomik bir rant ve yağma üzerine kuruludur hem insana ait ne varsa bütünüyle hedefine alarak üç kuruşluk bir hayatı normalleştirmek istemektedir. İşçi sınıfına yönelen bu bütünlüklü saldırı karşısında elbette direnenler de vardır. Eski Bakanlardan Hüseyin Çelik’in ‘Gezi bizim şaftımızı kaydırdı’ itirafı gerçektir. Dahası Gezi’den bugüne sayısız direniş gerçekleşmiştir. Bu direnişler başta ekonomik temellidir ancak içinden geçtiğimiz son dönemde sendikal örgütlenme taleplerini içerecek şekilde nitelik kazanmaktadır. Yarın siyasal talepler de öne çıkacaktır. Bu aynı zamanda direnişle öğrenen ve gelişme gösteren bir sürecin işaretidir. Egemenler bu gerçeği çok iyi biliyorlar. İktidar iki cephede savaşmaktadır. İç cephe, bir yandan Kürt hareketine karşı savaş, diğer yandan da Gezi Direnişi ile birlikte başlayan ve süren direnişe karşı savaş demektir. Bu savaşın, Kürt cephesinde, keskinleşmiş emek sermaye çatışması ile Kürt halkına yönelik saldırılar tüm çıplaklığı ile açıktır. Seçim sonrası başlatılan kayyum politikaları, sınır bölgelerinde sürekli saldırıların gelişmesi, yarattıkları iç savaşın boyutunu bizlere göstermektedir. Bir yandan normalleşme gibi gösterdikleri söylemleri, diğer yandan bitirmedikleri ve daha da fazlalaştırdıkları saldırıları devam etmektedir. Seçilmiş belediye başkanlarından, muhtarlara kadar uydurdukları türlü türlü teoriler ile halkın iradesini hiçe sayıp, kendi gelecekleri için iç savaş koşullarında hareket etmektedirler. Demokratik kitle örgütlerine, sendika yöneticilerine kadar baskının boyutu artmıştır. Halklara tarihi boyunca katliamı gösterenler, mayalarının değişmediğini ve gerçek yüzlerini anlamayanlara da göstermeye devam etmişlerdir. Bizler Aleviler, Kürtler, Ermeniler, Lazlar,Çerkezler Anadolu halkları olarak kan ve katliamdan başka bir şey göstermeyenler, kendi örgütlülüğü ile iradesi ile mücadele yürüten halklara savaşın her boyutuyla saldırmaktadır” dedi.

    “EMPERYALİST SAVAŞIN KARŞISINDA DURMAK BUGÜN ZORUNLULUKTUR”

    Hanrarici, “Bizler halklar ortak mücadele ile halkların kardeşliği şiarımız ile topyekün saldırılara karşı birlikte örgütlü güç ile hareket etmemiz gerekmektedir” diyerek şunları söyledi:

    “7 Ekim ile birlikte direnişini daha da büyüten Filistin halkına karşı tetikçi İsrail’in saldırıları devam etmektedir. Ortadoğu’da ki savaş gün geçtikçe daha da genişlemekte ve bizlere etkilerini daha da sıcak hissetmektedir. Suç makinesi ABD ve NATO tetikçileri ile birlikte bölgeyi kana bulamaya devam etmektedirler. Bölge de gelişen direnişleri büyütmek ve sahip çıkmak, emperyalist savaşın karşısında durmak bugün zorunluluktur. İçeride yarattıkları savaşın, kürt illerinde yürütülen savaş ile birlikte savunma sanayi adı altında harcadıkları paraların ülke ekonomisine etkisini de bizlerin omuzlarına yüklemektedirler.”

    “HALKLARIN ORTAK MÜCADELESİNİ BÜYÜTECEĞİZ”

    İnsanca ve onurlu bir yaşam için örgütlenmekten başka çaremiz olmadığının altını çizen Hümeyra Hanrarici, şu ifadeleri kullandı:
    “Ne savaşları bizim savaşımızdır ne de ekonomik krizleri bizim krizimizdir. Kendi cennetleri söz konusu olduğunda, bizlerin hiç bir önemi yoktur. Bu sebeple bizler kendi gücümüze güveneceğiz ve örgütleneceğiz. Bu nedenle işçilerin, kadınların, öğrencilerin, doğa ve yaşam savunucularının birlikteliği ile gelişen bir örgütlenme ve böylesi bir örgütlenmenin alabileceği her türden kazanım onların korkulu rüyası olacaktır. Bu olmasın diye, Soma madencileri Polonez işçileri ile birlikte mücadele etmesin, direnişler birbirleri için ve aynı zamanda kendi talepleri ile bir araya gelmesin istiyorlar. Çünkü yan yana gelen direnişlerin talepleri daha güçlü açığa çıkacaktır, direnenler örgütlü hareket etmenin gücünü göreceklerdir ve sonuç almayı öğreneceklerdir. İşte o zaman üç kuruşluk değil insanca ve onurlu bir yaşam talebi büyüyecektir ve direnişler tüm bu çürümüş, her yanından pislikler akan sistemin yıkılması için tek ve gerçek odak olacaklardır. Bize düşen, eğitimin, sağlığın, ulaşımın, temel ihtiyaçların ücretsiz olabilmesi koşulu ile sosyalizm için mücadele etmektir. Hastanelerin sağlık emekçileri tarafından, okulların, üniversitelerin öğretmenler, öğrenciler ve çalışanlar tarafından yönetilmesini sağlayacak yapılar kurmaktır. Haklarından ve yaşamlarından yoksun bırakılan biz işçiler, emekçiler, emekliler, kadınlar ve öğrenciler direnişimizi bir araya getirmek, hayatlarımızı ellerimize almaktan başka bir yolumuzun olmadığını bilmeliyiz. Bu düzen hep birlikte yeni yaşamı kuracağımız sosyalizm ile mümkün olacaktır. Bu birliktelik ve kardeşleşme mümkündür. Dahası başka bir çözüm yolu yoktur. Böylesi bir birlikteliği ve kardeşleşmeyi sağlayacak örgütlenme Birleşik Emek Cephesi’dir. Zaman direnişleri örgütleme, büyütme ve bir araya getirmeyi zorunlu kılıyor. Nasıl ki kriz kendi koşullarını bizlere dayatıyor, Birleşik Emek Cephesi ihtiyacı da mücadeleye kendini öyle dayatmaktadır. Birbirimizin kaderi birbirimizin ellerindedir. Halkların ortak mücadelesini büyüteceğiz. İnsanca ve onurlu bir yaşam için mücadelemizi büyüteceğiz.”

    “DAYATILAN ANLAYIŞ ÜLKEYİ YAŞANMAZ HALE GELİRMİŞTİR”

    Emek Partisi (EMEP) Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili İskender Bayhan’ın mektubunun okunmasının ardından konuşan Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi DEM Parti Bitlis Milletvekili Hüseyin Olan, “İçinden geçtiğimiz bu günlerde hem ülkede hem de Ortadoğu’da önemli gelişmelere tanık oluyoruz. Geldiğimiz konumum hep birlikte acısını cekiyoruz. Dayattıkları anlayış ülkemizi yaşanmaz hale gelmiştir. Emeğin pazarlığı yapılmaz, emek kutsaldır. Kayyum anlayışından vazgeçilmelidir. iktidara şunu söylüyoruz Kürtler barış istiyor” dedi.
    Konuşmaların ardından miting açık kürsü şeklinde devam ederken; mitinge Tersname, Murat Yılmaz, İlmek Kadın Müzik Topluluğu şarkıları ile eşlik etti.

    PİRHA/ANKARA

  • Sınav öncesi öğrencileri namaza çağıranlar hakkında suç duyurusunda bulunulacak

    Sınav öncesi öğrencileri namaza çağıranlar hakkında suç duyurusunda bulunulacak

    PİRHA – Laiklik Meclisi, LGS sınavı öncesi öğrencileri namaz kılmaya camiye götürenler hakkında suç duyurusunda bulunup ardından basın açıklaması yapacak.

    Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, 2 Haziran’da yapılan Liselere Geçiş Sistemi (LGS) öncesinde okullara “Ailecek Huzurda Kıyamdayız, Gençler için Duadayız” adı altında bir program bildirisi göndermişti.

    Laiklik Meclisi, öğrencilerin ve velilerin camide namaza çağrılması yönündeki resmi yazıya ilişkin harekete geçti. Söz konusu girişimin Anayasa’ya ve eğitim ilkelerine aykırı olduğunu vurgulayan Laiklik Meclisi, “Bu durum ülkemizin karşı karşıya olduğu karanlığı bir kez daha gözler önüne sermektedir” ifadelerini kullandı.

    SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULACAK!

    “İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün bu hamlesi, münferit değildir” denilen yazılı açıklamada şu vurgu yapıldı:

    “Gelecek kuşakların yüzlerce yıl öncesinin karanlığına teslim edilmesi, toplumun ilerleme iradesinin ortadan kaldırılması hedeflenmektedir. Karşı devrim hamlesine ve bu hedeflerin gerçekleştirilmesine izin verilemez.

    Laiklik Meclisi söz konusu talimatı hazırlayan, imzalayan ve parçası olan bütün görevliler hakkında 5 Haziran Çarşamba günü suç duyurusunda bulunacaktır. 5 Haziran Çarşamba günü 12.30’ da Ankara Adliyesi önünde yapacağımız basın açıklamasına laikliğe sahip çıkan yurttaşları çağırıyoruz. Laiklikten vazgeçmiyoruz!”

    PİRHA/ANKARA

  • Laiklik Meclisi: Öğrencileri sınav öncesi duaya çağırmak bilim ve laiklik dışıdır!

    Laiklik Meclisi: Öğrencileri sınav öncesi duaya çağırmak bilim ve laiklik dışıdır!

    PİRHA – Laiklik Meclisi, Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün, LGS sınavı öncesi öğrencilere camide namaz kıldırılması yönündeki kararını eleştirdi. Söz konusu talimatı hazırlayan, imzalayan ve uygulayan bütün görevliler hakkında suç duyurusunda bulunacağını açıklayan Laiklik Meclisi “Öğrencileri sınav öncesi duaya çağırmak bilim ve laiklik dışıdır!” dedi.

    Laik ve bilimsel eğitim anlayışına ters olduğu gerekçesiyle Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum (ÇEDES) projesine tepkiler dinmiyor.

    Laiklik Meclisi, Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün, 2 Haziran’da yapılacak Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sınavına ilişkin “Ailecek Huzurda Kıyamdayız, Gençler için Duadayız” adı altında öğrencilere camide namaz kıldırılmak istenmesine tepki gösterdi.

    “İDEOLOJİK KUŞATMA GÜÇLENDİRİLMEKTE”

    Konuya ilişkin yazılı açıklama paylaşan Laiklik Meclisi, “Öğrenci ve velileri sınav öncesi duaya çağırmak bilim ve laiklik dışıdır! Kabul edilemez!” ifadelerine yer verdi. Açıklamanın devamında şu cümleler yer aldı:

    “ÇEDES projesi adıyla yaygınlaşarak sürdürülen gerici uygulama, siyasi iktidarın ‘Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli’ adı altında yürürlüğe koyduğu ‘yeni müfredat’la eğitim programının temeli haline getirilmekte, gerici ve piyasacı ideolojik kuşatma güçlendirilmektedir.

    2 Haziran’da yapılacak Liselere Geçiş Sistemi (LGS) sınavına günler kala Ankara, Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün, “Ailecek Huzurda Kıyamdayız, Gençler için Duadayız” adı altında öğrencilerin ve velilerin camide namaz kılınıp, dualar okunacak programa katılımını istediği resmi yazı Anayasa’ya da eğitim ilkelerine de aykırıdır ve ülkemizin karşı karşıya olduğu karanlığı bir kez daha gözler önüne sermektedir.

    Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün “ÇEDES Yıl Sonu Kültür Şenlikleri” konu başlığı ve Şube Müdürü Ahmet Fevzi Özdemir imzasıyla tüm okullara gönderdiği resmi yazıda “Mamak Kaymakamlığı İlçe Müftülüğünün ÇEDES Yıl Sonu Kültür Şenlikleri kapsamında; 01.06.2024 Cumartesi günü LGS’ye girecek ögrencilere moral ve motivasyon açısından Merkez Camiinde Sabah Namazı Kur’an-ı Kerim Tilaveti, Namaz, Tesbihat ve Dua ile ‘Ailecek Huzurda Kıyamdayız, Gençler İçin Duadayız’ programı gerçekleştirileceğine ilişkin ilgi yazı ekte gönderilmiş olup öğrenci ve velilerin teşvik edilmesi hususunda; bilgilerinizi ve gereğini rica ederim.” şeklinde yer alan ifadeler siyasi iktidar ve onun oluşturduğu bürokrasi kadrolarının ülkeyi sürüklemeye çalıştığı karanlığın ifadesidir.

    Açıktır ki, Ankara Mamak Kaymakamlığı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün bu hamlesi, Laiklik Meclisi’nin laiklik ihlalleri raporlarında da görüldüğü gibi, münferit değildir. Gelecek kuşakların yüzlerce yıl öncesinin karanlığına teslim edilmesi, toplumun ilerleme iradesinin ortadan kaldırılması hedeflenmektedir. Karşı devrim hamlesine ve bu hedeflerin gerçekleştirilmesine izin verilemez.

    Laiklik Meclisi söz konusu talimatı hazırlayan, imzalayan ve uygulayan bütün görevliler hakkında gerekeni yapmak üzere Cumhuriyet Savcılarını göreve çağırmakta ve suç duyurusunda bulunacağını ilan etmektedir.”

    PİRHA/ANKARA

  • Öğrencilere namaz dayatmasına tepki: Karanlığa çocuklarımızı teslim etmeyeceğiz-VİDEO

    Öğrencilere namaz dayatmasına tepki: Karanlığa çocuklarımızı teslim etmeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA – Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün, ÇEDES kapsamında LGS’ye girecek öğrencileri camiye götürüp namaz namaz kıldırma projesine halktan tepki geldi. Yapılan basın açıklamasında “Bizler, çocuklarımıza vadettiğiniz bu dünyayı ve geleceği, ÇEDES’inizi, Maarif Modelinizi reddediyoruz; ama siz de şunun farkında olun ki, bu karanlığa çocuklarımızı teslim etmeyeceğiz” denildi.

    Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, Mamak Kaymakamlığı İlçe Müftülüğünün ilgili yazısı üzerine 29 Mayıs Perşembe günü tüm resmi ve özel okul kurum müdürlüklerine tepkilere sebep olan bir yazı gönderdi. Bu yazıya göre “ÇEDES Yıl Sonu Kültür Şenlikleri” kapsamında 1 Haziran Cumartesi günü LGS’ye girecek öğrencilere “moral ve motivasyon” adı altında Mamak Merkez Camii’nde Sabah Namazı, tilavet, tesbihat ile “Ailecek Huzurda Kıyamdayız, Gençler İçin Duadayız” etkinliği yapılacağı belirtildi.

    Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün bu kararına Mamak Laik ve Bilimsel Eğitim Platformu’ndan tepki geldi. Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü önünde eylem yapan platform üyeleri, “Cemaat ve tarikatlarla yapılan protokoller iptal edilsin! ÇEDES geri çekilsin!” pankartı açtı.

    “OKULLARDAKİ EKSİKLERİ GİDERMEK YERİNE OKULLARA İMAM ATIYORSUNUZ” 

    Platform adına basın açıklamasını Mehmet Aydoğdu okudu. “ÇEDES adını verdiğiniz projelerinizle ne yapmaya çalıştığınızı biliyoruz” denilen basın metninde şu ifadelere yer verildi:

    “Sınav stresi ile baş etmenin ve öğrencileri sınav sürecine hazırlamanın pedagojiye uygun yolları var. Okullarda var olan rehber öğretmenler; grup çalışmaları, seminerler ve öğrencinin ihtiyacına göre bireysel çalışmalar zaten yürütmekteler. Ancak Ankara’nın merkezinde Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne bağlı Ahmet Kabaklı Orta Okulu, Kıbrısköy İlk Okulu, Zafer İlk Okulu, Şehit Teğmen Ertuğrul Platin İlk Okulu, Refet Bele İlk Okulu, Büyükşehir Anfa İlk Okulu ve Orta Okulu gibi okullarda 40 Rehber Öğretmen eksiği var. Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü kendi sınırları içerisinde yer alan okullarda bu eksikleri gidermek yerine bu eksikleri görmezden gelerek çeşitli projelere hizmet ediyor. Motivasyonun içindeki inanç ile sizin tarikat ve cemaat inançlarınızın aynı olmadığını siz de çok iyi biliyorsunuz. Psikolojik Danışman-Rehber Öğretmen binlerce arkadaşımız atama bekliyor. Ama manevi rehber adı altında imam, vaiz, din hizmetleri uzmanı atıyorsunuz okullara. Açlık sınırının altında bir ücretle geçinmeye çalışan milyonlarca emekçiye, onların çocuklarına tek çözümünüz ‘şükretmek’.”

    “HALKIN VERGİLERİNİ CEMAATLER AKITIYORSUNUZ”

    Yapılan basın açıklamasında Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün, aynı zamanda okullara yazı göndererek, ilkokul öğrencilerinin İmam Hatip Orta Okullarına teşvik edilmesi yönünde de bir çaba sergilediğine de dikkat çekildi.

    Açıklamanın devamında şunlar söylendi:

    “Özel afişler hazırlayarak ve çalışma ekipleri oluşturarak sınıf sınıf propaganda yapıyorlar. Çocukların kıyafetinden servisine kadar, hatta yemeğine kadar karşılayacaklarını söylüyorlar. Ama bir şartları var: İmam Hatiplere kayıt olmak. Sadece İmam hatiplere para aktarma gayreti diğer devlet okullarında Okul-Aile Birlikleri ile sponsordan, veliden para toplama son hızla devam ediyor. Bu eşitsiz uygulama kabul edilemez!

    MESEM’lerde son bir yılda 8 çocuğun ölümünün ardından bir çocuk daha öldü geçen hafta. Bu çocukları atölye tezgahlarında ölüme mahkum ediyor, sonra da o ölümlerde hiç payınız yokmuş gibi hayatınıza devam ediyorsunuz. Eğer eğitim adına çocuklarımız adına bir şey yapmak istiyorsanız; ÇEDES’in, MESEM’in iptali için çaba harcayın Kaymakam Bey, Müdüre Hanım.

    Maarif Vakfı’na bir süredir düzenli paralar akıtılıyor. Bu yıl MEB’in bütçesinden 5.7 milyar TL aktarıldı. ‘Bütçede para yok, tasarruf yapıyoruz’ diyordunuz! Halkın vergilerini halka değil cemaatlere, sermayeye akıtıyorsunuz.

    Evet, eğer eğitim adına çocuklarımızın üstün yararı adına bir şey yapmak istiyorsanız; yoksul, emekçi bir bölge olan ilçemizde çocuklar, okullara aç geliyor; evine aç dönüyor. Bir öğün ücretsiz yemek için çaba harcayın; çocuklarımızın temiz suya ulaşmasını sağlayın; ama sizlerin çocuklarımızın yararına olan şeyleri duymamakta ısrarcı olduğunuzu zaten biliyoruz.

    ÇEDES’le, yeni müfredatla ve bu yaptığınız etkinliklerle neyi amaçladığınızı biliyoruz. Kendisi gibi düşünene ‘Adalet’, kendisi gibi yaşayana ‘Sevgi’, kendisi gibi davranana ‘Saygı’yı anlatıp, toplumu bölüp, kutuplaştırmak istiyorsunuz. Kendi deyiminizle kindar bir nesil yetiştirmek istiyorsunuz. İmamlar derse giriyor, çocuklar okuldan alınıp camilere taşınıyor. Çevre, denilince aklınıza mezar temizliği, cami avlusu süpürme geliyor; üstelik bunu öğrencilere yaptırıyorsunuz. Değer, denilince asla ‘Eşitlikten’ bahsetmiyor; çünkü kendi lüks ve şatafatlarınızı saklamak istiyorsunuz. Evrensel değerler yerine kanaat, şükür, iffet, mahremiyet, fıtrat gibi kendi değer yargılarınızı ‘Değer’ diye toplumun her kesimine dayatıyorsunuz.

    Bizler, çocuklarımıza vadettiğiniz bu dünyayı ve geleceği, ÇEDES’inizi, Maarif Modelinizi reddediyoruz; ama siz de şunun farkında olun ki: Bu karanlığa çocuklarımızı teslim etmeyeceğiz.

    Her okulda, her mahallede, her sokakta halk düşmanı Maarif modelinizle, ÇEDES’inizle, örümcekleşmiş rantçı zihniyetinizle mücadele etmeye devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Aleviler Mamak’ta LGS sınavı öncesi öğrencilere namaz dayatmasına karşı eylemde!

    Aleviler Mamak’ta LGS sınavı öncesi öğrencilere namaz dayatmasına karşı eylemde!

    PİRHA – DAD Ankara Şube, Mamak Kaymakamlığı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün öğrencileri camiye götürmelerine tepki gösterdi. “Sünnileştirme politikalarının devam ettiğini belirten DAD, bugün saat 16:00’da bileşeni oldukları Mamak Laik Bilimsel Eğitim Platformu ile Mamak ilçe Milli Eğitim Müdürlüğü önünde basın açıklaması yapacaklarını bildirdi. 

    AKP-MHP hükümetinin yürürlüğe koyduğu “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında laik eğitim karşıtı uygulamalar sürüyor.

    Okullarda derslere giren imam ve vaizler, din içerikli derslerin yanı sıra öğrencileri camiye de götürüyor.

    Ankara’da ÇEDES kapsamında öğrencilere dayatılan tartışmalı yeni bir karar daha ortaya çıktı. Mamak Kaymakamlığı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü, özel okullar da dahil olmak üzere kurum müdürlüklerine yazı göndererek Mamak Kaymakamlığı İlçe Müftülüğü’nün öncülüğünü yapacağı namaz etkinliği hakkında kararı duyurdu.

    Okullara gönderilen yazıda ÇEDES Yıl Sonu Kültür Şenlikleri kapsamında 2 Haziran’da LGS’ye girecek öğrencilere moral ve motivasyon olması için Mamak Merkez Camiinde Sabah Namazı Kur’an- Kerim Tilaveti, Namaz, Tesbihat ve Dua ile “Ailecek Huzurda Kıyamdayız, Gençler İçin Duadayız” programı gerçekleştirileceğini açıkladı.

    “SÜNNİLEŞTİRME POLİTİKALARI DEVAM ETMEKTE”

    Mamak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’nün bu kararına Alevi kurumları başta olmak üzere sivil toplum örgütlerinden de tepki geldi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara Şube, konuya ilişkin açıklamasında “Siyasal iktidarın ÇEDES projesi adı altında Sünnileştirme politikaları devam etmektedir” dedi.

    Çocukların namaza götürülmesinin “laik, özgür, bilimsel ve anadilde eğitimden uzak” olduğunu belirten DAD Ankara Şube, “Dinci, gerici bir sistemi uygulamaya koymak isteyen bu zihniyeti kınıyoruz” eleştirisini yaptı.

    MAMAK İLÇE MİLLİ EĞİTİM MÜDÜRLÜĞÜ ÖNÜNDE EYLEM YAPILACAK

    DAD Ankara Şube, konuyla ilgili bugün saat 16:00’da bileşeni oldukları Mamak Laik Bilimsel Eğitim Platformu ile Mamak ilçe Milli Eğitim Müdürlüğü önünde basın açıklaması yapacağını da duyurdu.

    PİRHA/ANKARA

  • ‘Artık sabır noktası taşıyor’; LGS’ye katılacak öğrenciler ve velileri, sabah namazına çağrıldı

    ‘Artık sabır noktası taşıyor’; LGS’ye katılacak öğrenciler ve velileri, sabah namazına çağrıldı

    PİRHA- Mamak İlçe Müftülüğü, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne yazı göndererek, ÇEDES Yıl Sonu Kültür Şenlikleri kapsamında LGS’ye girecek öğrencileri ve velilerini sınav öncesi sabah namazına çağırdı. Konuya ilişkin konuşan Eğitim Sen Genel Başkanı Kemal Irmak, “Eğitimin dinsel öğelerle kurtarılacak bir şey gibi görülmesi sadece akıl tutulması ile izah edilebilir.Bütün bunlara sert tepkiler vermemiz gerekiyor” dedi.

    Mamak Kaymakamlığı’na bağlı İlçe Müftülüğü, İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne yazı göndererek, ÇEDES Yıl Sonu Kültür Şenlikleri kapsamında düzenlenecek etkinliklere LGS’ye girecek öğrenciler ve velilerinin çağrılmasını istedi.

    ÇEDES projesine ve eğitimde dinselleşmeye yönelik tepkiler günden güne büyümeye devam ederken gönderilen yazıda, LGS’ye girecek öğrencilere moral ve motivasyon açısından, 1 Haziran’da Mamak Merkez Camii’nde Sabah Namazı Kur’an-ı Kerim Tilaveti, Namaz, Tesbihat ve Dua ile “Ailecek Huzurda Kıyamdayız, Gençler için Duadayız” programı gerçekleştirileceği bilgisi yer aldı.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Genel Başkanı Kemal Irmak konuya ilişkin PİRHA‘ya konuştu.

    “MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞI TOPLUMU TEPETAKLAK ETMEYE KARARLI”

    Kemal Irmak, eğitimin dinselleşerek bilimsellikten uzaklaşmasına karşı öncelikli olarak velilerin sert tepkiler göstermesi gerektiğinin altını çizdi. Irmak şunları söyledi:

    “Bu müfredat değişikliği ile eğitimi çok sorun ediyorlarmış ve yol arıyorlarmış gibi gözükmeye çalışıyorlar ama görüldüğü üzere; her kesimin aynı inancı varmış gibi, herkes camiye gidiyormuş gibi, belli kesimleri de yok sayarak, ayrıştırıcı ve kutuplaştırıcı bir yaklaşımla, ÇEDES kapsamında bu faaliyetleri yapıyor olmaları artık bardağı taşıran son damla oluyor. Bugün 1 No’lu Şubemiz ÇEDES’e karşı bir açıklama yaptı ve ailelere de bir çağrı da bulundu. Yapılması planlana etkinlik bu çağrılan çocukların birçoğu muhafazakâr aileden bile olsa duygu durumunu olumsuz etkileyecek bir şey. Milli Eğitim ile alakası olmayan bir kurumun Milli Eğitim politikalarının içine sızmış olması artık sabır noktalarını taşırıyor. Bu müfredat ile dinsel uygulamaları taçlandırmaya çalışıyorlar. Bütün bunlara sert tepkiler vermemiz gerekiyor. Velilerin çok sert tepkiler koyması gerekiyor. Yoksa Milli Eğitim Bakanlığı, saray bu toplumu tepetaklak etmeye kararlı.”

    “GİDİŞAT BİZİ ORTA ÇAĞ KARANLIĞINA SÜRÜKLEYECEK”

    Eğitim Sen Ankara 1 No’lu Şubesi’nin yarın Kaymakamlığın önünde açıklama yapmayı planladığını belirten Irmak, “Karanlığa doğru bir gidişi zorluyorlar, ülkemiz çok şey kaybedecek. Eğitimin dinsel öğelerle kurtarılacak bir şey gibi görülmesi sadece akıl tutulması ile izah edilebilir. Oysa dünya başka bir yere doğru gidiyor, dünya teknolojik gelişmeler ışığında yapay zekayı konuşuyor. Umarım toplum buna karşı harekete geçer de bu gidişata bir yeter der. Yoksa gidişat bizi orta çağ karanlığına sürükleyecek. Bilimin yolundan gitmeyen her türlü eylem karanlığa sürüklüyor bizi” diye ekledi.

     PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti Mamak İlçe Örgütü: Kobane davasının kararlarını tanımıyoruz

    DEM Parti Mamak İlçe Örgütü: Kobane davasının kararlarını tanımıyoruz

    PİRHA- DEM Parti Mamak İlçe Örgütü, Kobane davasında verilen cezalara tepki gösterdi. Yapılan açıklamada, “Selahattinler, Figenler, Bülent Parmaksızlar, Günay Kubilaylar, Alp Altınörsler, Ali Ürkütler, yani Kobanî kumpas davasında yargılanan tüm arkadaşlarımız, Kürtlerin, Türklerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin ve bu topraklardaki tüm ötekileştirilenlerin gönüllerinde ve vicdanlarında beraat etmişlerdir, özgürlerdir. Onları ortak mücadelemizle fiziken de özgürleştireceğimiz günler çok uzak değildir” denildi.

    Eski HDP Eş Genel Başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ ile MYK üyelerinin de aralarında bulunduğu 18’i tutuklu 108 kişinin yargılandığı Kobane davasında karar açıklandı. Demirtaş’a 42 yıl, Figen Yüksekdağ’a 30 yıl 3 ay hapis cezası verildi. Gültan Kışanak, Sebahat Tuncel ve Ayla Akat Ata’nın tutukluluk süreleri göz önüne alınarak tahliye edilmelerine hükmedildi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mamak İlçe Örgütü, Kobane davasında verilen ağır hapis cezaları nedeniyle basın açıklaması yaptı.

    Açıklama metnini Mehmet Salih Gönüldaş okudu.

    “TÜRKİYE’DE YARGI DİYE BİR ŞEY KALMAMIŞTIR”

    Sincan’da AKP-MHP yargısı tarafından bir hukuk katliamına daha imza atıldığını söyleyen Mehmet Salih Gönüldaş, “Sincan’da alınan kararla Selahattin Demirtaş’a 43 yıl 6 ay, Figen Yüksekdağ 30 yıl 3 ay ve diğer arkadaşlarımıza toplamda yüzlerce yılla varan hapis cezaları verilmiştir. İddianame nasıl Saray’da ve MHP Genel Merkezinde yazıldıysa, bu karar da aynı odaklar tarafından verilmiştir. Türkiye’de yargı diye bir şey kalmamıştır. Türkiye’de şu anda yargının almış olduğu bu karar askeri cunta mahkemelerine rahmet okutacak bir karardır. Kobani davasında bir hukuki darbe daha, bir siyasi darbe daha gerçekleştirilmiştir.

    “DAVANIN SONUÇLARI AKP-MHP İKTİDARININ BİLDİĞİ YOLDAN ŞAŞMAYACAĞININ İŞARETİDİR”

    Yalanlar ve sahte deliller bir yana apaçık talimatlarla sürdürülen Kobani kumpas davasının sonuçları, AKP-MHP iktidarının bildiği yoldan şaşmayacağının, baskı, şiddet ve zorbalıkla iktidarını sürdürmeye çalışacağının işaretidir.  Aynı sürece denk getirilen 28 Şubat hükümlüsü generallerin yaşlılık ve kocama gerekçesiyle affı, yaşlı ve hasta Kürt tutsakların yine es geçilmesi, ki, örneğin 83 yaşındaki Makbule Özer, 87 yaşındaki Sıddık Güler, 81 yaşındaki Abdülhalim Kaya, 75 yaşındaki Hatice Yıldız, 76 yaşındaki Hanife Arslan bunlardan bir kaçıdır. Yine Van prtotestolarındaki ve Taksim’de 1 Mayıs sloganıyla alana çıkmak isteyen sosyalistlere yönelik tutuklamalar; üst makamdan dile getirilen ‘yumuşama’ söyleminin ve mevcut sürecin, kime düşmanlık, kime yumuşama olduğunun ve olacağının da belirtisidir” dedi.

    “KARAR BİR KEZ DAHA IŞİD’İN YANINDA OLUNDUĞUNUN İFADESİDİR”

    Kobane davasının kararlarını tanımadıklarını belirten Gönüldaş şunları ekledi:

    “Savaştan, ranttan beslenen, IŞİD artığı çeteleri beslemeye devam eden, giderek çeteleşen, hak hukuk yasa ve Anayasa tanımayan, Kürt düşmanı, halklar ve farklı inançlar düşmanı, emek düşmanı politikalarını sürdüren ceberrut iktidarın yumuşama balonu çabuk söndü, yeni Anayasa yapma gibi imaj düzeltme hamleleri şimdiden boşa çıktı. Açıklanan karar, bir kez daha halk düşmanı, kadın düşmanı, insanlık düşmanı olan ve Ortadoğu’ya büyük bir felaket yaymak isteyen IŞİD’in yanında olunduğunun da ifadesidir.

    Kürtler için ve Kürdün hakkını dert edinen, bunu mücadelelerine yansıtan sosyalistler ve demokratlar için ayrı hukukun, düşman hukukunun son göstergesi olan Kobani kumpas davasının kararlarını tanımadığımızı, tanımayacağımızı; Kürtler ve halklarımız nezdinde açıklanan bu hükümlerin yok sayıldığını, Hukuk ve yargı tarihine sürülen bu büyük kara lekenin bu kararı verdirenler ve verenlerin boyunlarında asılı kalacağını; çetelerin, mafyaların, güpegündüz kent meydanlarında çakarlı araçlarla serbest dolaştığı, serbest bırakıldığı bir süreçte; Kürtleri asit kuyularında katleden, binlerce faili meçhul cinayet işleyen Jitem davalarının aklandığı bir süreçte, İstiklal Mahkemeleri vb. mahkeme kararları gibi tarih önünde mahkum olacağını yineleyelim.”

    “İÇERİDE VE DIŞARIDA MÜCADELEMİZ SÜRECEK”

    Mehmet Salih Gönüldaş, “faşizme asla geçit vermeyeceğiz” diyerek, “Faşizme karşı daha çok omuz omuza olmanın, daha çok dayanışmanın olması gerektiği biz zaman dilimindeyiz. Selahattinler, Figenler, Bülent Parmaksızlar, Günay Kubilaylar, Alp Altınörsler, Ali Ürkütler, yani Kobanî kumpas davasında yargılanan tüm arkadaşlarımız, Kürtlerin, Türklerin, emekçilerin, kadınların, gençlerin ve bu topraklardaki tüm ötekileştirilenlerin gönüllerinde ve vicdanlarında beraat etmişlerdir, özgürlerdir. Onları ortak mücadelemizle fiziken de özgürleştireceğimiz günler çok uzak değildir.

    Haksız ve hukuksuz yere ceza verilen arkadaşlarımız, bütün dünya kamuoyunun vicdanında beraat etmişlerdir. İçeride de dışarıda da mücadelemiz sürecek ve tüm ezilenlerin hakları için birlikte kazanacağız. Selahattin Başkanımızın dediği gibi, bunu da halaylarımızla ve tilililerimizle karşılayacak, zalime boyun eğmeyeceğiz. Figen Başkanımızın dediği gibi ‘son sözü direnenler söyler’” ifadelerini kullandı.

    PİRHA/ANKARA

  • 8 Mart için çağrı yapan kadınlardan ‘Gültan Kışanak gibi karşınızdayız’ mesajı-VİDEO

    8 Mart için çağrı yapan kadınlardan ‘Gültan Kışanak gibi karşınızdayız’ mesajı-VİDEO

    PİRHA- Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), DEM Parti Kadın Meclisi, İlmek Kadın Dayanışması ve Sosyalist Kadın Hareketi “8 Mart’tan aldığımız güçle, isyanımız taşsın sokaklara” diyerek bir araya geldi. Kadınlar, 8 Mart saat 18:00’de Kolej meydanında yapılacak mitinge katılım çağrısı yaptı.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), DEM Parti Kadın Meclisi, İlmek Kadın Dayanışması ve Sosyalist Kadın Hareketi’nden kadınlar, 8 Mart’ta giderken bir araya gelerek, basın açıklaması düzenledi.

    Açıklamadan önce yapılan yürüyüşte “Kadın cinayetleri politiktir. Jin, jîyan, azadî” sloganları attı.

    Kurumlar adına basın metnini İlmek Kadın Dayanışma üyesi Zarife Çamalan okudu.

    “ERKEK EGEMEN DEVLET HAKLARIMIZI GASP ETMEKTE”

    “Özgürlüğün tutkusuyla, direnişin ateşiyle ve mücadeleyi beraber büyütmek için birlikteyiz” diyen Zarife Çamalan, “Sesimiz çınlasın, yankılansın tüm şehirde! Kapitalist sistem her zaman olduğu gibi yine emekçilere ve ezilen halklara baskıyı ve yoksulluğu dayatmakta. Erkek egemen devlet haklarımızı gasp etmekte ve kadın katliamını teşvik etmekte. Kadın yoksulluğu her geçen gün artmakta ve kadınlar artan yoksulluk sebebiyle yok sayıldıkları, şiddet gördüğü ve adına ‘aile- ev’ diyerek meşrulaştırdıkları dört duvar arasında mecbur bırakılıyor” dedi.

    “8 MART’I YARATAN, 40 BİN TEKSTİL İŞÇİSİ KADININ GREVE ÇIKMASIDIR”

    Kadınların mücadelelerini hatırlatan Çamalan, şu açıklamayı yaptı:

    “Bizleri tarihsel olarak yıllardır bir araya getiren, 8 Mart’ı yaratan; ABD’nin New York kentindeki 40 bin tekstil işçisi kadının daha iyi koşullarda çalışmak için greve çıkmasıdır. Polis saldırısından kurtulmak için çalıştıkları fabrikaya kendilerini kapatan ve çıkan yangında yanarak hayatını kaybeden 120 kadın arkadaşımız… Onların nezdinde yıllar sonra 26-27 Ağustos 1910’da Danimarka’nın Kopenhang kentinde, 2’nci Enternasyonal’e bağlı kadınlar toplantısında (Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı) Almanya Sosyal Demokrat Partisi önderlerinden Clara Zetkin ve Rosa Luxemburg’un önerisi ile ilan edildi.

    25 Kasım 1960’da Dominik Cumhuriyeti’nde diktatör Trujillo Hükümet’ine karşı ezilenlerin verdiği bu büyük mücadelede yer alan; trujillo tarafından ‘ülkenin en büyük iki sorunu kilise ve mirabel kardeşler’ görülmüş ve Mirabel kardeşler işkence edilerek, tecavüz edilerek öldürülmüştür. Bir yıl sonra hükümet devrildi ve Trujillo öldürüldü. 1981 yılında Kolombiya’nın Bogoto şehrinde bir araya gelen Latin Amerikalı ve Karaipli Kadınlar Kongresinde, Mirabal Kardeşlerin anısına 25 Kasım tarihi ‘Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü’ olarak ilan edildi.

    “KADINLAR BİZE EN BÜYÜK MİRAS OLAN DİRENMEYİ BIRAKTI”

    Rojava’da ISİD’e karşı en önde savaşan kadınlar devrim sonrası kendi anayasalarını hayata geçirip tüm yönetim alanlarında söz sahibi oldular. Kadınlar tarihler boyunca hakları, özgürlükleri için bedeller ödese de mücadeleden vaz geçmemiş ve bugün bizlere en büyük mirası olan direnmeyi bırakmıştır. Bugün hala devam eden direnişlere bu mirası taşıyoruz.

    İş yerlerinde çalışma koşulları, sendikal örgütlenme hakları gibi talepler ile direnişe geçen ve kazanımla sonuçlanan direnişlerde ön saflarda direngen kadınlar var. Agrobay ve Patiswis işçileri gibi…

    Depremde, yangında selde en öde koşan, dayanışmayı örenler arasında yine direngen kadınlar var. Tüm saldırılara, yok sayılmaya, aşağılanmaya karşı var olduklarını tüm direngenlikleri ile haykıran lgbti+ var. Her alanda ötekileştirilen, yok sayılan eşit, erişilebilir, engelsiz bir hayat isteyen yeti farklılığı olan kadınlar var. Hapishanelerde tecride, hak ihlallerine ve infaz yakmalara karşı; sözümüz, eylemimiz, irademiz tecrit edilemez diyen siyasi kadın tutsaklar var.”

    “GÜLTAN KIŞANAK GİBİ KARŞINIZDAYIZ”

    Kadınların, erkek egemen sistemini yıkıp yeni yaşamı kurmayı hedeflediğini söyleyen Zarife Çamalan, 8 Mart için katılım çağrısı da yaptı. Çamalan, açıklamasında şunları dile getirdi:

    “Bugün yerel yönetimler de dahil olmak üzere her alanda karşınızda bulacaksınız bizi. Göçük altında bıraktığınız kentleri yeniden kurarken yönetmeye gözünü diken kadınlar olarak karşınızdayız. Halkın iradesini yok sayıp tutukladığınız tüm kadın siyasiler adına belediye eş başkanlığına aday olan Gültan Kışanak gibi karşınızdayız. Ve tekrar etmek itiyoruz bizler bir arada olduğumuzda, seslerimizi birleştirip daha gür çıkardığımızda kazanımlarımız artacak ve insanca bir yaşamı kurmanın temelleri atılırken bizim kazanımlarımızla atılacak. Ve bugün bu irade ile burada bulunan tüm kadınları ve lgbti+ arkadaşlarımızı 8 Mart saat 18:00’de Kolej meydanına davet ediyoruz”

    PİRHA/ANKARA

     

  • ‘Bu kişi şeklen Alevi; Yol düşkünlerinin gittiği Yol bizim Yolumuz değildir’-VİDEO

    ‘Bu kişi şeklen Alevi; Yol düşkünlerinin gittiği Yol bizim Yolumuz değildir’-VİDEO

    PİRHA-Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ülkücü Ali Rıza Özdemir’in atanmasını değerlendiren Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Mamak Şube Başkanı Fadime Türkyılmaz, “Eğer gerçek Alevi’yse Yol ve erkanını biliyorsa insanlık yolundan gider ve benliğini hiçleştirir. Zaten MHP’liyse bizden değildir, onlar sadece şeklen Alevidir” dedi.

    Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, gece yarısı kararnamesiyle eski İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun eski danışmanı Ali Arif Özzeybek’in başkanı olduğu Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na ülkücü olarak bilinen Ali Rıza Özdemir’i atadı.
    MHP destekli AKP hükümeti tarafından Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı olarak kurulan Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Alevi toplumu açısından tartışmalı bir isim olan ülkücü Ali Rıza Özdemir’in getirilmesi büyük tepki çekiyor.
    Aleviler ve örgütlü oldukları Alevi kurumları, Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’nın da bir asimilasyon merkezi olduğunu başından beri vurguluyor.

    “BELDEN DÜŞEN DEĞİL YOLDAN GİDEN ALEVİDİR”

    Ülkücü olarak bilinen Ali Rıza Özdemir’in Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na getirilmesini değerlendiren Türkyılmaz, başkanlık bünyesine katılan hiçbir Alevi’nin gerçek Alevi öğretilerine sahip olmadığını vurguladı.

    Başkanlığın düşkünlerden oluştuğuna vurgu yapan Türkyılmaz şunları söyledi:

    “Kültür Bakanlığı’na bağlı daire başkanlığı oluşturuldu. Ne kadar satılmış dede varsa, satılmış Alevi varsa oraya doldurdular. Yani Aleviler eğer gerçek Alevi’yse yol ve erkanını biliyorsa insanlık yolundan gider ve benliğini hiçleştirir. Zaten MHP’liyse bizden değildir. Onlar sadece şeklen Alevidir. Alevi anne babadan doğmak, Alevi olduğun anlamına gelmiyor. Hacı Bektaş Veli diyor ‘Belden düşen değil, Yol’dan giden Alevi’dir.’ Biz Yol’dan giden, Yol ve erkanımızı süren Alevileriz. O Kültür Bakanlığı’nın yarattığı ya da yaratmaya çalıştığı bazı dedeler Yol düşkünleridir. Bu yol düşkünlerinin gittiği Yol bizim Yolumuz değildir. Bunlar satılmışlar. Biz Kültür Bakanlığı’nın oluşturduğu Alevi Dairesi’ni asla ve asla tanımıyoruz, tanımamaya da devam edeceğiz. Bizim dinimiz sevgidir. Bunun aksini söyleyen, Yol ve erkanımızdan gitmeyen bizden değildir. Eğer insanlar hiçbir şey bilmiyorlarsa açsınlar, baksınlar, deyişlerimizi tek tek incelesinler. Her şeyin orada olduğunu göreceksiniz. Niye deyişler diyoruz? Bizim Kur’an’ımız telli sazımızdır. Bin yıllardır Osmanlı, elinde kitap bulunduranı kesti, astı, yüzdü. Bizimkiler ne yaptı? Diyorum IQ’muz yüksek. Köyde ezberi güçlü olan insanlara deyişlerimizi, tarihlerimizi ezberlettiler ki kuşaktan kuşağa aktarılsın diye. İşte onun için bizim deyişlerimiz, rehberimizdir.”

    “YOLUMUZ KADINDIR”

    Alevi inancında kadınların yerine de değinen Türkyılmaz, “Yolumuz kadındır, erkeklerimiz erkandır” dedi.

    Türkyılmaz, “Bence Ana eşittir. Ana, Yoldur; erkek, erkandır. Cemlerimizi kadınlar yürüttüğünde ‘kadın cem yürütür mü?’ diyen o erkek egemen beyinlere de buradan sesleniyorum. Evet kadınlar cem yürütürler. Çünkü bizim Yolumuz kadındır, erkeklerimiz erkandır. El ele birlikte, özgür günlere… Biz başaracağız, biz yılmıyoruz, en son cümlem yine şu: Vardık, varız, var olacağız. Kültür Bakanlığı’nın dairesini bize rağmen oluşturanlara, biz varken Aleviliği bizim yerimize tanımlayanlara ve bizi tanımayanlara yine buradan bağırıyoruz, Cemevleri ibadethanemizdir. Cem ibadetimizdir. Cemevlerimiz’den ve ibadetlerimizden elinizi çekin” çağrısında bulundu.

    Buse Nehir DEMİR/ANKARA

    İLGİLİ HABERLER:

    Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı’na Ali Rıza Özdemir getirildi
    > ‘Özdemir, ülkücü faşist bir gelenekten geliyor; Alevilere vereceği bir şey yok’
    >‘Aleviler olarak ne kadar büyük bir tehlikenin içerisindeyiz, hatırlatıyorum!’
    >“Resmi kurumlar inancımızı temsil edemez; yeni Balım Sultanlar kabulümüz değildir”
    > ‘Cemevi Başkanlığı, Alevi örgütlerine, pirlerine, yoluna atanmaya çalışan bir kayyumdur’- VİDEO

    >‘Ali Rıza Özdemir, AKP’nin Alevileri asimilasyon politikasını en iyi uygulayan kişilerden biri’

    > ‘Kendilerine ev içinden insanları devşiriyorlar; Alevileri kandırabileceklerini düşündüler’ 

  • Mamak’ta okul önlerinde ‘Okulda imama hayır’ dilekçeleri dağıtılmaya başlandı- VİDEO

    Mamak’ta okul önlerinde ‘Okulda imama hayır’ dilekçeleri dağıtılmaya başlandı- VİDEO

    PİRHA-Alevi kurumları, demokratik kitle örgütleri ve meslek örgütleri, okullara imam atanması projesi olan ÇEDES’in iptali için ortak dilekçe kampanyasına başladı. Okullara imam atama projesine karşı ortak çatı altında birleşen kurumlar, ‘Mamak Bilimsel Eğitim Platformu’ adı altında Mamak’ta okul önlerinde dilekçe dağıtımına başladı.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), Alevi örgütleri ve dernekler, sivil toplum örgütleri, siyasi parti ve sendikalar; Diyanet İşleri Başkanlığı, Milli Eğitim Müdürlüğü (MEB) ile Gençlik ve Spor Bakanlığı ortaklığında imzalanan, “Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesi kapsamında okullara imam atanmasının iptali için ortak dilekçe çalışması başlattı.

    Mamak Bilimsel Eğitim Platformu, Mamak’ta okul önlerinde stantlar açarak ÇEDES projesinin iptal edilmesine ilişkin bildiriler ve dilekçeleri velilere dağıtıyor. Platform açılan stantlarda ortak bildirilerini de okuyor.

    “ZENGİNE FEN DERSİ, YOKSULA DİN DERSİ”

    Ortak bildiride şu ifadeler yer alıyor:

    “AKP iktidarı, kindar nesil projesinin yeni bir ayağını örüyor. ÇEDES projesi ‘Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum’ gibi masum bir sloganla okullara ‘manevi danışman’ adı altında imam, vaiz, müezzzin, Kur’an Belletlerini atıyor. MEB’in yeni programıyla tüm ülkede ve Mamak’ta okullarda din dersleri, laik bilimsel, çağdaş eğitimin üstüne çıkarıldı.

    Bu program ve projedeki amaçları çocuklarımızı laik bilimsel eğitimden yoksun bırakmak, yeterli bir eğitim olmadan geleceğe hazırlıksız yetiştirmek bu sayede düşünmeyen, sorgulamayan, araştırmayan, kendilerine itaatkar, istedikleri makul dindar, kindar nesli yetiştirmektir. Matematik, fen bilgisi gibi derslerin sayısı 4 saate kadar düşerken, din ve ahlak dersi adı altındadaki ders grupları zorunlu seçmeli halde, haftada 6 saate kadar çıkartıldı. Çocuklarımızı ve geleceğimizi karanlığa bırakmamak için laik, bilimsel, eşit eğitim demekten vazgeçmeyeceğiz.”

    Mamak Bilimsel Eğitim Platformu, dilekçeleri teslim ederken evrak numarası ve tarih alınması gerektiğini belirterek, “ÇEDES projesine karşı çıkıyoruz. Bilimsel eğitim hakkımızı tekrar savunmak adına imamlar camiye, atanamayan öğretmenler okula gitsin istiyoruz. Velilerimize bir itiraz dilekçesi sunuyoruz. Velilerimiz bunu doldurduktan sonra okul aile birlikleri ile birlikte, müdür ya da müdür yardımcısına teslim edip resmi işlem olarak adlandırılması için evrak numarası ve tarih almaları gerekiyor” dedi.

    “ÇOCUKLARIMIZIN BÖYLE BİR PROJEYE ALET EDİLMEMESİ GEREKTİĞİNİ DÜŞÜNÜYORUZ”

    ÇEDES projesinin iptaline ilişkin çalışmalarda yer alan öğrenci velisi Aslıhan Han, dilekçe ve bildiri çalışmaları hakkında şu bilgileri verdi:

    “Milli Eğitim Bakanlığı’nın ve hükümetin bazı uygulamalarından velilerin haberi yok. Özellikle bu son yıllarda yapmaya çalıştığı eğitimin dinselleştirilmesinin bir parçası olarak ÇEDES projesini uygulamaya koydu ve biz bunun başka illerde uygulandığını biliyoruz. Bu illerde özellikle bizim bulunduğumuz okulda da bu çalışmaların başlayacağını, ÇEDES projesi kapsamında buraya din görevlilerinin atanacağını duymuştuk. Bu nedenle biz veliler olarak ve Mamak’taki demokratik kitle örgütleri olarak, burada hem velileri bilgilendirmek hem de buna karşı bir farkındalık yaratmak ve duyarlı olunması için bir çalışma başlattık. Bu çalışmanın bir kısmı ‘ÇEDES projesi nedir?’ bunu anlatan bildirileri dağıtmak. Diğeri de okul idarelerine dilekçe vererek böyle bir projeyi bu okulda kabul etmiyoruz, çocuklarımızın böyle bir projeye alet edilmemesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu konuda da velilerin görüş ve önerilerini içeren bir dilekçe hazırlıyoruz. Velilere bunu sunuyoruz ve veliler idareye iletiyorlar.”

    “ÇOCUKLARIMIZIN BİLİMSEL EĞİTİM ALMASI KONUSUNDA AİLELER İLE ORTAKLAŞIYORUZ”

    Din görevlilerinin okullarda ‘manevi danışman’ olarak yer almaması konusunda ailelerin ortak bir noktada buluştuğunun altını çizen Han, “Bizim bugün yaptığımız çalışmada şunu fark ettik. Mamak gibi böyle daha demokrat, laikliği savunan bir bölgede bile ÇEDES projesinden birçok velinin haberi yok. Bu kapsamda velilerin bilgilendirilmesine ağırlık verilmesi gerektiğini anladık” diye konuştu.

    Aslıhan Han şöyle devam etti:

    “Şunu açıkça ifade etmek gerekirse, çocuğunu yazın Kur’an kursuna gönderen, bazı çocuklarını da imam hatip okullarına gönderen aileler bile bu okula Diyanet’in bir görevli atamasını ya da bir vakıftan bir görevli gelmesini, manevi danışman olarak atanmasını kabul etmiyorlar. Çünkü onlar da şöyle söylüyor: Her şeyin bir yeri var isteyen aileler zaten çocuğunu Kur’an kursuna gönderiyor. İsteyen çocuğunu imam hatibe gönderiyor. Ayrıca Milli Eğitim Bakanlığı’nın okullarına böyle dini ifadelerle, dini argümanlarla din görevlisinin atanmasını ve görevlendirilmesini doğru bulmuyoruz.
    Bu sadece bizim için değil. Yani belki siyaseten farklı düşünebiliriz, belki görüşlerimiz farklı olabilir bu tür ailelerle ama kaybımız ortak, çocuklarımız. Çocuklarımızın bilimsel eğitim alması konusunda ailelerle ortaklaşıyoruz. Bence bu bizim hareket noktamız aynı zamanda.”

    Buse Nehir DEMİR/ Ankara

     

     

     

  • Kaymakamın konforu için okulu boşaltıp 820 öğrenciyi uzak liselere gönderdiler!-VİDEO

    Kaymakamın konforu için okulu boşaltıp 820 öğrenciyi uzak liselere gönderdiler!-VİDEO

    PİRHA – Mamak Yunus Emre Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencileri, okulun depreme karşı güçlendirilmesi gerekçesiyle Mamak Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ne nakil edildi. MEB, riskli görülen okul binasını Mamak Kaymakamlığı’na tahsis ederken eğitimciler, “Kaymakam için başka bina yok muydu?” diye sordu.

    İktidarların, eğitim alanına dönük baskıcı ve keyfi kararlarının ardı arkası kesilmiyor. Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin, yargı kararlarını tanımadan Beşevler’deki okul arazisine cami planı ardından Mamak’taki bir lisenin kaymakam için boşaltılması tepkiye sebep oldu.

    Mamak Yunus Emre Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nin 820 öğrencisi, Ekim 2022’de Mamak Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’ne nakledildi. Gerekçe olarak okul binasının depreme karşı dayanıksız olduğu ifade edildi.

    Öğrencilerin nakli sonrası yaklaşık 1 yıl boyunca okul binasında güçlendirme işlemi yapıldı. Tüm bina yenilendikten sonra projenin arka planı da gün yüzüne çıktı. Öğrenciler, 2023-2024 eğitim öğretim yılını yeni okul binalarında görmeyi umarken Milli Eğitim Bakanlığı, yenilenen liseyi Mamak Kaymakamlığının hizmetine sundu.

    Yunus Emre Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi öğrencileri, keyfi uygulamaya karşı eylemler yaparak seslerinin duyulmasını istedi ancak bir sonuç alınamadı. Öğrenciler, Mamak Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde zorlu bir eğitim süreci gördüklerini, 21.45’te son ders zilinin çalması sebebiyle de tedirginlik içerisinde olduklarını yetkililere iletti.

    “KAYMAKAMLIK İLLE DE BU OKUL OLSUN DİYE ISRARCI OLDU”

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Ankara 1 Nolu Şube Başkanı Sacit Ünalmış, tadilatı biten Yunus Emre Mesleki Teknik Anadolu Lisesi binasının önünden yetkililere seslendi. Nakil işlemi yapılan öğrencilerin, diğer okullarda zorluk yaşadığını belirten Ünalmış, “Öğrenciler, sabahçı ve öğrenci olarak değil de normal eğitime geçmeyi beklerlerken kaymakamlığın kendine idari bina olarak burayı seçmesi nedeniyle öğrencilerimiz mağdur oldu” dedi. Veli ve öğretmen sendikalarının itirazlarına kulak verilmediğini belirten Sacit Ünalmış, şunları söyledi:

    “Kaymakamlığın olanakları geniş. Mamak Belediyesi’nin bir sürü binası var. Bunun yanı sıra başka okulların hemen yanı başında yenilenmiş binalar da var. Bu yenilenen binalar sonucu eskileri atıl durumda. Müfettişlerin de yaptığı incelemeler ve verdiği raporlarda atıl binaların kullanılabileceği ifade edilirken Mamak Kaymakamlığı ille de bu okulda ısrarcı oldu.

    Öğrenci ve veliler, okul tercih ederken evlerine yakın ve ulaşımın kolay olmasını öncelik görür. Öğrenciler burada bir arkadaşlık kurmuşlardı, kendilerine uygun bölümlere alışmışlardı, bu okulun teknik donanımı vardı. Şimdi öğrenciler başka okullara nakil edildiğinde atölyeden yoksun kalabilirler. Ayrıca öğrenciler, kendilerini misafir görüp eğitim ortamına ısınamayabilir.”

    “MEB, BİNALARINI BİLEŞENLERİNE TAHSİS ETMELİ”

    Sacit Ünalmış, yaşananlara karşın yapılan itirazlara ise herhangi bir cevap alamadıklarını da belirtti. Eğitimci Ünalmış, okulların açıldığı ilk hafta Ankara İl Milli Eğitim Müdürü ile görüştüklerini söyleyerek “Bize ‘çözüm bulduk’ denildi ancak bulunan çözüm okulun değiştirilmesi imiş! Şimdi çocuklar, uzak bir okula taşındı. Milli Eğitim Bakanlığı’nda Teknik Eğitim Genel Müdürlüğüne başvurduk ancak henüz bir yanıt alamadık. Yaptığımız basın açıklamalarında sorunun çözülmesi yönünde çağrılar yaptık ama yanıt alamadık. Milli Eğitim Bakanlığı’nın önceliği, öğretmen ve öğrenciler olmalı. Bakanlığa ait olan binaların kendi bileşenlerine tahsis etmesi gerekir. Sayın Milli Eğitim Bakanı, Eğitim Sen olarak bu soruna çözüm bulmanızı ivedilikle istiyoruz” dedi.

    BAKANIN AÇIKLADIĞI GENELGEYE İŞARET ETTİ!

    Eğitim Sen Genel Örgütlenme Sekreteri Ramazan Gürbüz ise Yunus Emre Mesleki Teknik Anadolu Lisesi’nin 1997 yılında faaliyete başladığının altını çizerek şu hususlara işaret etti:

    “Burası bir kamu okulu. 2 yıl önce depreme dayanıksız olması nedeniyle boşaltılarak onarımdan geçiriliyor. Tabii ki tüm okullar için talebimiz ivedilikle depreme dayanıklı olup olmadığının tespitleri ve gerekli onarımların ivedi olarak yapılmasıdır. Çocuklarımızın ve ülkemizin geleceği açısından bu son derece önemlidir. Fakat burada şu hususa dikkat çekmek istiyorum; 1997 yılında eğitim öğretime başlayan bir kamu binasının 23 yıllık süre içerisinde nasıl depreme dayanıksız olduğu ve bunun nasıl ihale edilip teslim alındığı, kamu kuruluşlarının hangi bilimsel verilerle yapılıp; yani yapı ruhsatlarının verilip verilmediğinin de masaya yatırılması gerekiyor. Bizim karşı çıktığımız nokta şu; sayın bakanın, eğitim öğretim yılı başlarken bir genelgesi var, bu genelgede diyor ki ‘tüm kamu okullarının öncelikle amacına uygun kullanılması, bunun dışında hiçbir şekilde idari hizmetler sınıfında kullanılmaması, kullanılacak ise de bakanlığın onayına tabi tutulması…’ diyor. Bu okul bir meslek lisesi olarak projelendirilmiş. Bu okul laboratuvarları olan bir meslek lisesi olarak yapılmış fakat lise boşaltılıyor ve burası herhangi bir kamu kurumunun idari binası olarak kullanılmaya çalışılıyor. Şu anda masa ve sıralar okuldan tahliye ediliyor; bu son derece üzücü ve kabul edilebilir bir durum değil. Kaldı ki bu bölgenin nüfusu yoğun. Çocuklarımızın başka okullara servislerle sabahın çok erken saatlerinde götürülüp akşamın geç saatlerinde gelmesi bu okulun kapanması sayesinde. Kabul edilebilir bir durum değil. Okulun tekrar okul olarak faaliyetlerine devam etmesi ve çocuklarımızın bir an önce okullarına dönmesini talep ediyoruz.”

    Eren GÜVEN / ANKARA

  • Mamak’ta okullara imam atanmasına karşı bildiri dağıtılacak, okullara dilekçeler verilecek

    Mamak’ta okullara imam atanmasına karşı bildiri dağıtılacak, okullara dilekçeler verilecek

    PİRHA – Alevi kurumları, demokratik kitle örgütleri ve meslek örgütleri, okullara imam atanması projesi olan ÇEDES’in iptali için ortak dilekçe kampanyasına başlıyor. Okullara imam atama projesine karşı ortak çatı altında birleşen kurumlar, ‘Mamak Bilimsel Eğitim Platformu’ adı altında dilekçe, bildiri ve afiş çalışmaları yürütecek. 

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), Alevi örgütleri ve dernekler, sivil toplum örgütleri, siyasi parti ve sendikalar; Diyanet İşleri Başkanlığı, Milli Eğitim Müdürlüğü (MEB) ile Gençlik ve Spor Bakanlığı ortaklığında imzalanan, “Çevreme Duyarlıyım Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) projesinin iptali için ortak dilekçe çalışması başlattı.

    Pir Sultan Abdal Mamak Şube önderliğinde hazırlanan bin adet dilekçenin Mamak’ta dağıtılması için hazırlıklar sürüyor. Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Mamak Şube Başkanı Fadime Türkyılmaz yürütülecek çalışmaya dair PİRHA’ya konuştu.

    “EV EV DOLAŞIP BİLDİRİLERİ DAĞITACAĞIZ”

    Kurumların ortak bir çatı altında birleştiklerini vurgulan Türkyılmaz, “İki hafta önce Mamak Pir Sultan olarak, Mamak yerelindeki bütün demokratik kitle örgütlerine, emekten yana partilere, sivil toplum kuruluşlarına, köy derneklerine ÇEDES’le ilgili çağrı yaptık. Okullara imam atanmasına dair Mamak’ta toplantı aldık. Bu toplantıda ‘hiçbir dernek öne çıkmaksızın bu sorun hepimizin ortak sorunudur, hepimizin karşı durması gereklidir, bu karşı duruşu birlikte örelim ve örgütleyelim’ dedik. Adımızı ‘Mamak Bilimsel Eğitim Platformu’ koyduk” dedi.

    “İlk toplantımızda afiş hazırlayalım, bildiri hazırlayalım, dilekçeleri hazırlayalım dedik” diyen Türkyılmaz, şöyle devam etti:

    “Zaten bizim dernek, Eğitim Sen aracılığıyla dilekçeleri hazırlamıştı ve bugün onlar çoğaltıldı, elimize ulaşacak. Mamak Pir Sultan olarak toplantı alacağız. Yine Mamak’ta yer alan demokratik kitle örgütlerine, emekten yana partilere dağıtacağız. Bildirilerimizi pazarlarda, parklarda, halka açık alanlarda hep beraber dağıtacağız. Bildirilerin okul önlerinde, okul aile birlikleri ile irtibata geçerek verilmesini sağlayacağız. Sadece veli olanlar için geçerli değil, veli olmayanlar için de hazırlanmış bir bildirimiz var, onları da dağıtacağız. Gerekirse ev ev gezip dağıtacağız.”

    “DİLEKÇELER, EVRAK GİRİŞ KAYDI ŞARTIYLA VERİLMELİ”

    Mamak Bilimsel Eğitim Platformu’nun ilerleyen süreçte çalışmalarına devam edeceğine işaret eden Türkyılmaz, “Bu bildiriler okul idaresine evrak giriş kaydı şartıyla verilmeli. Çünkü okul idaresi evrak girişi almazsa dilekçeleri göndermeyebiliyorlar. Evrak giriş kaydı alınarak okul idarelerine verilecek topluca. Laikliğin, eşit yurttaşlığın olmaması önce bizi vuruyor. Özellikle biz kadınları vuruyor, o yüzden Pir Sultan Abdal Kültür Derneği olarak bunun öncülüğünü, örgütleyiciliğinin nüvesini oluşturmak bizim görevimizdir” diye konuştu.

    Buse Nehir DEMİR/ANKARA

  • Av. Akkal: Cemevleri saldırı davasında İstinafa başvurmak için gerekçeli kararı bekliyoruz

    Av. Akkal: Cemevleri saldırı davasında İstinafa başvurmak için gerekçeli kararı bekliyoruz

    PİRHA – Cemevlerine yönelik saldırı davasında üç sanığa verilen beraat ve tahliye kararının ardından Aleviler, itiraz etmek için İstinaf Mahkemesi’ne başvuracak. Davanın avukatlarından Ebru Akkal, mahkemenin, sanıkları yönlendirenlerin ortaya çıkmasını engellediğini söyledi ancak cemevlerinin ibadethane olduğuna dair karar verilen ilk dosya olduğuna da işaret etti. 

    Ankara’daki Alevi kurumlarına yönelik 30 Temmuz 2022’de yapılan saldırılara ilişkin biri tutuklu üç sanığın yargılandığı davada karar 7 Temmuz’da açıklandı. Tutuklu sanık Ahmet Ozan Karaca, 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırıldı ve tahliyesine karar verildi.

    Mahkeme, sanık Karaca hakkında, “İnanç, düşünce ve kanaat hürriyetinin kullanılmasını engelleme ve halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” suçlarından hüküm kurulmasına yer olmadığına hükmetti. Hâkim, diğer iki sanık Çağdaş Can Bardakçı ve Baver Gül hakkında, “Eylemlerin sanıklar tarafından işlediğinin sabit olmadığı” gerekçesiyle beraatlarına karar verdi.

    Alevi kurumlarının avukatları, kararı İstinaf Mahkemesi’ne taşıyacaklarını belirtti.

    “GEREKÇELİ KARAR BEKLENİYOR”

    Demokratik Alevi Derneği’nin (DAD) avukatlığını yapan Ebru Akkal, itiraz dilekçelerini, gerekçeli karar tebliğ edildikten sonra sunacaklarını belirterek, “Karar açıklandıktan sonra istinaf süresi başlıyor. Henüz gerekçeli karar ise gelmedi. Normalde yasaya göre bir ay içinde yazılması gerekiyor ama hiçbir mahkeme bir ay içinde yazmıyor. Muhtemelen adli tatil bitmeden, bir iki hafta içinde gelir” dedi.

    “SANIKLARI YÖNLENDİRENLERİN ORTAYA ÇIKMASI ENGELLENMİŞ OLDU”

    Av. Ebru Akkal, mahkeme heyetinin birçok eksiklikte bulunduğunun ise altını çizdi. Akkal, adil bir yargılama yapılmadığı konusunda itirazda bulunacaklarını söyleyerek şöyle devam etti:

    “Duruşmada çok sayıda tevsii tahkikat (kovuşturmanın genişletilmesi) talebinde bulunduk. O taleplerin kabul edilmesi dosyanın aslında bu olayı kimlerin, nasıl bir organizasyon ile gerçekleştirildiğinin açığa çıkması için önemliydi. Mahkeme bu talepleri reddederek aslında bu olayın arkasında olup olayı gerçekleştiren Ahmet Ozan’ı, Baver’i ya da Çağdaş’ı yönlendiren kişi ya da kişilerin ortaya çıkmasını engellemiş oldu. Ceza hukukunun amacı, maddi gerçeği açığa çıkarmaktır. Ülkemizdeki Ceza Mevzuatında da, Evrensel Ceza Hukuku’nda da bu şekildedir. Dolayısıyla bu dosya maddi gerçeği, hakikati ortaya çıkarmadan, olayı gerçekleştirdiği görünen kişilerin cezalandırılmasında suçlar bakımından yetersiz ve geçiştirilmiş oldu.

    “ADİL BİR YARGILANMA YOK!”

    İlk itiraz gerekçelerimizden bir tanesi, dosyada mevcut olan HTS kayıtları, araştırma raporları, tanık beyanları doğrultusunda dinlenmesi gereken tanıkların huzurda dinlenmemesi olacak. Çünkü bazı tanıkların olayla ilgili olduğunu düşünüyoruz. Bu tanıkların dinlenmesinin reddedilmesi, bizim o tanıkları sorguya çekme hakkımızı elimizden almış oldu. Öncelikle buna itiraz edeceğiz. Yine aynı şekilde Ahmet Ozan’ın, delillere baktığımızda görünen ama detaylı olarak araştırıldığı halde ortaya çıkabilecek olan bazı ilişkilerinin ortaya çıkarılmasına dair taleplerimizin reddine ve bu kararlarının bizim açımızdan adil bir yargılanma oluşturmadığına dair bir itirazımız olacak. İddianamede ve mütalaada savcının istediği farklı suçlardan da cezalar vardı. ‘Halkı kin ve düşmanlığa tahrik, ibadethanelere zarar, din ve inanç hürriyetini engelleme’ suçları yer alıyordu. Mahkeme sadece ibadethanelere zarar vermek suçundan ceza verdi. Diğer iki suçtan karar verilmesinde yer olmadığına karar verdi. Diğer suçlardan da cezalandırılmasının gerektiğini düşünüyoruz, çünkü orada din ve inanç hürriyetini engelleme durumu söz konusu. Sanıkların saldırısının gerçekleştiği gün Muharrem ayının ilk günüydü ve orada bir cem yapılıyordu, dolayısıyla cem yarım kalmış oldu. En basit haline baktığımızda bile suçun gerçekleştirilmiş olduğu ortada.

    Diğer yönüyle halkı kin ve düşmanlığa tahrik açısından da olayın gerçekleştirilme şekli, aynı anda birden fazla cemevine aynı gün içerisinde saldırı düzenlenmesi, eğer başarabilseydi başka kişilere de fiziki yaralanmalı saldırı yapabileceğinin ortada olması, olayın sonrasında gelişebilecek olaylar ve en azından Aleviler açısından bu toplumda daha önceden yaşanan travmalar, katliamlar, saldırılar gözetildiğinde mümkün.

    “CEMEVLERİNİN İBADETHANE OLDUĞUNA DAİR KARAR VEREN İLK DOSYA OLDU”

    Halkı kin ve düşmanlığa tahrik bağlamında da ceza verilmesi gerekiyordu. Tek eylem söz konusu olabilir ama bir eylemde birden fazla suç işlenmiş oldu. Mahkeme sadece ibadethanelere zarar verme yönünden ceza tesis ederek bunu göz ardı etmiş oldu. Ama bir yönüyle de bu zamana kadar cemevleri ile ilgili olarak ‘ibadethane’ tartışmasına neden olan bütün yargılamalar hukuk dosyalarıyla ilgiliydi, özel hukuk bağlamındaydı. Ceza Hukuku anlamında, cemevlerinin ibadethane olduğuna dair karar veren ilk dosya bu oldu. Bu anlamıyla da önemli olduğunu düşünüyoruz.”

    “MAHKEMEDE EKSİKLİKLER OLDU”

    İstinaf Mahkemesi’nin, gerçeği makul bir sürede açığa çıkarması gerektiğine vurgu yapan Av. Ebru Akkal, “Normalde İstinaf Mahkemesi’nin çok uzun bir zaman geçirmemesi gerekir. Yani 6 ile 8 ay içerisinde İstinaf Mahkemesi’nden bir karar çıkması gerekir. Hukuki anlamda baktığımızda mahkemede bazı eksiklikler oldu. İstinafın, önceki mahkemenin yapmadığı araştırmaları açarak kendisinin yapması gerekir. Amacımız çok kısa bir sürede sonuçlanması değil, gerçeğin açığa çıkarılması olmalı. Bu anlamıyla da makul bir süre olmasını istiyoruz ve talep ediyoruz.” diye ekledi.

    PİRHA/ANKARA

  • Ankara Deprem Dayanışma Platformu: Sorunlar ağırlaşıyor, dayanışmaya ihtiyaç var-VİDEO

    Ankara Deprem Dayanışma Platformu: Sorunlar ağırlaşıyor, dayanışmaya ihtiyaç var-VİDEO

    PİRHA- Ankara Deprem Dayanışma Platformu, depremzedelerin temel ihtiyaçlarını karşılamak için çalışmalarını sürdürüyor. Platform üyeleri Sevinç Koçak ve Mustafa Karabudak, en temel sorunun barınma konusunda olduğunu belirterek “Ankara’ya gelenler halen yerleşik bir hayat kurabilmiş değil. Eşya ihtiyacı devam ediyor. Yardımların sürdürülebilir olması için dayanışmaya ihtiyaç var” çağrısında bulundular.

    İnsan Hakları Derneği Ankara Şubesi’nin çağrısıyla 12 Şubat’ta kuruluşu ilan edilen Ankara Deprem Dayanışma Platformu, depremzedeler için dayanışma çağrısını sürdürüyor.

    Platform üyelerinden Sevinç Koçak, depremzedeler için halen çok sayıda ihtiyacın olduğunu ifade etti. Koçak, 6 Şubat’tan sonra en çok göç alan illerden birinin de Ankara olduğunu belirtti.

    EN BÜYÜK İHTİYAÇ BARINMA!

    Sevinç Koçak, deprem bölgesinde geçici barınma alanlarının hızlı şekilde yapılmamış olması nedeniyle göçlerin yaşandığını belirterek şunları söyledi:

    “Depremin ilk haftası buradaki sivil toplum örgütleri ve gönüllüler, bölgeye yardım için büyük bir dayanışma gösterdi. Ama sonrasında Ankara’da ciddi bir ihtiyaç da ortaya çıktı. Çünkü çok sayıda depremzede geldi. Onun için bizler, bir araya geldik ve Ankara Deprem Dayanışma Platformu‘nu oluşturduk.

    Platform sahada aktif çalışma yürütmeye çabalıyor. Her türlü çalışma grubumuz var. Hem temel ihtiyacı karşılayabilecek hem de özel alanlara dair çalışma gruplarımız var. Barınma çalışma grubumuz, gıda, giysi ve eşya ihtiyaçlarını karşılayan bir grubumuz; kadın, çocuk, mülteci, engelli, sağlık, eğitim, psikososyal, hukuk, lgbti+ gibi çok sayıda çalışma grubumuz da var. Şu an Ankara’daki temel en büyük ihtiyaç barınma ile ilgili sorunlar. Yerel yönetimler üzerinden geçici barınma alanları öncelikle koordine edildi. Ancak şu anda Ankara’da tam olarak kaç insanın ikamet ettiğinin sayısı ne yazık ki veri olarak elimizde mevcut değil. 750 bin ile 850 bin arasında bir rakamdan söz ediliyor.”

    “İSTİHDAM KONUSUNDA CİDDİ BİR SORUN MEVCUT”

    Sevinç Koçak, deprem bölgesinden halen Ankara’ya bir göçün söz konusu olduğunu belirterek şöyle devam etti:

    “Ankara’ya göçün yanı sıra tersine bir göç de söz konusu. Barınma sorunu, insanların uzun süre burada kalmasına engel oluyor. Mesela birkaç gün önce Kızılcahamam ilçesinde kalan 3 aileye, 15 Nisan’a kadar termal tesislerde kalabileceği söylenmişti ama 1 Nisan itibariyle çıkmaları talep edildi. O insanlar, bölgeden alınıp hızlı bir şekilde Araplar Aile Yaşam Merkezi’ne yerleştirildi. Buradaki böyle geçici barınma alanlarında da sıkıntılar var. Ayrıca istihdam sorunu da önemli. Bir şekilde insanlara gıda temin edilebiliyor ama istihdam konusunda ciddi bir sorun olduğu için buradaki kalıcılık sürdürülebilir olamıyor. O nedenle tersi bir göç de mümkün. Ancak kötü hava koşullarından kaynaklı kalınmaz durumda olan çadır alanlarından insanlar göç etmek için hala destek istiyorlar.”

    “ZAMAN GEÇTİKÇE İNSANLARIN GÜNDEMİ DE DEĞİŞİYOR”

    “İlk kaygımız, insanların güvenli bir alanda temel ihtiyaçlarını karşılayabiliyor olması” diyen Sevinç Koçak, acil ihtiyaçlar konusunda yurttaşlara şu çağrıda bulundu:

    “Yerle bir olmuş şehir ve hayatlar içerisinde insanlar, yeni bir hayat kurma çabası içerisindeler. İlk haftalarda insanlar büyük bir motivasyon ile ellerinden gelen her türlü yardımı yaptılar. Ama zaman geçtikçe insanların gündemi de değişiyor. Ancak depremden etkilenip Ankara’ya gelen insanlar için hayat öyle değil. Hala yerleşik bir hayat kurabilmiş değiller ve çok sayıda ihtiyaç var. Mesela temel ihtiyaçlar; gıda sürekli ihtiyaç olan bir durum. Bu nedenle bizlerin de hala dayanışmaya ihtiyacımız var. Deprem dediğimiz şey şöyle değil; 3 ay sonra her şey yoluna girecek değil. Coğrafyanın büyük bir kesimini etkileyen bir afetten bahsediyoruz. Dolayısıyla bu uzun soluklu bir süreç. Bu sadece deprem bölgesi için değil Ankara için de durum böyle. Dolayısıyla da burada da dayanışmayı güçlendirip büyütmeye ihtiyacımız var.”

    SEÇİM SÜRECİ DEPREMİN ÖNÜNE GEÇTİ!

    Ankara Deprem Dayanışma Platformu üyesi Mustafa Karabudak ise belediyelerin gösterdiği yerleşim yerlerinin dışında birebir evler bulup eşya temini yaptıklarını anlattı. “Ancak nakliye sorunumuz var ve bir türlü çözemedik” diyen Karabudak, “Hijyen malzemesi ve gıda sorunu da halen devam ediyor. Ayrıca iş ihtiyacı da kendini göstermeye başladı. İnsanlar gelip bir ev kiralayıp, eşyalarını bir şekilde denkleştirdiler ancak şu anda iş ihtiyaçları var. Dayanışma bir yere kadar oluyor ve sorunlar da gittikçe ağırlaşıyor. Seçimle birlikte depremzedelerin durumu gündemden düşüyor” diye belirtti.

    “GERİ DÖNMEK İÇİN HAVALARIN ISINMASINI BEKLİYORLAR”

    Mamak Afet Dayanışma Platformu’nun da depremzedeler ile dayanışmak adına yeni girişimlerde bulunduğunu belirten Karabudak şöyle devam etti:

    “Son yaptığımız toplantıda depremin gündemden düştüğü öngörüldü ve bu sebeple Mamak’ta pazarlarda, kalabalık mekanlarda bildiri dağıtılıp insanlar duyarlı olmaya çağrıldı. Ayrıca bu konuya ilişkin basın açıklamaları yapmayı da düşünüyoruz. Çünkü bu konuyu bir şekilde gündemde tutmalıyız. Hala depremzedeler gelip bizlere başvuruyorlar. Ben, eşya komisyonundayım. Sabah kalktığımda telefonumda birçok arama ve ihtiyaç listesi gönderenlerle karşılaşıyorum. Özellikle gelenlerin beyaz eşyaya ihtiyacı var ve biz bu ihtiyaçları tam anlamıyla çözemiyoruz. Özellikle gönüllülerin oluşturacağı ağı genişletmek lazım. Koordineli şekilde çalışmamız gerekir. Başka türlü bu süreci aşamayız. Depremin hemen sonrasında depremzedelerin hesaplarına 10 bin lira gibi bir paranın yatırılacağı söylenmişti ancak görüştüğümüz kişilerin hemen hemen hiçbiri bu parayı da alamamış. Evlerin hasar durumuna göre o parayı veriyorlarmış. Çok sayıda aile, havaların ısınmasını bekliyor. Geri dönme gibi bir düşünceleri mevcut. ‘Memleketimizde kalmak istiyoruz’ diyorlar. Gelenlerin uyum sorunu da oluşuyor.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Depremzedelerin ‘Haklarımız neler?’ sorusuna avukatlar cevap verdi

    Depremzedelerin ‘Haklarımız neler?’ sorusuna avukatlar cevap verdi

    PİRHA – Mamak Afet ve Dayanışma Platformu, depremzedeler ile avukatları bir araya getirdi. Yapılan toplantıda avukatlar, depremzedelerin hakları konusunda bilgi verdi.

    6 Şubat’ta Maraş’ta yaşanan depremler ardından Ankara’ya göç eden depremzedeler, Yuva-Külahlı Köyleri Derneğinde avukatlar ile bir araya geldi.

    Toplantıya Ankara Deprem Dayanışma Platformunun Hukuk Komisyonu avukatlarından Ümran Hakverdi, Cemalettin Gürsu, Barış Altınsoy, Sema Demir, Hazal Aktepe, Nergiz Görnaz, Betül Çetin ve Kerem Eser katıldı.

    Buluşmada, öncelikle depremde yaşamını yitirenler için saygı duruşu yapıldı. Sonrasında Mamak Afet ve Dayanışma Platformu adına Mustafa Karabudak kısa bir konuşma yaparak iktidarın deprem politikalarını eleştirdi.

    Mamak Afet ve Dayanışma Platformu tarafından düzenlenen toplantıda “Haklarımız neler?” sorusuna cevaplar arandı. Ardından, Ankara Deprem Dayanışma Platformu Hukuk Komisyonu’ndaki avukatlar, hukuksal süreci değerlendirip hak kayıplarından, hukuk ihlalinden ve bundan sonra neler yapılması gerektiği hakkında bilgilendirme yaptılar.

    Toplantının devamında depremzedelerden gelen sorular cevaplandırıldı. Depremzedelerin en çok dile getirdiği sorun barınma konusu oldu. Deprem sonrası kiralardaki artışa dikkat çeken depremzedeler, devletin vaat ettiği maddi desteğin de henüz kendilerine ulaşmadıklarını aktardılar. Hiçbir yardım taleplerinin devlet tarafından yerine getirilmediğini söyleyen depremzedeler, yıkılan evlerin yeniden nasıl tahsis edileceği sorusunu da gündeme getirdiler. Depremzedeler ayrıca, krediyle aldıkları evlerin yerle bir olduğunu, bu durumda bankaların nasıl bir süreç işleteceği sorularına da avukatlar aracılığı ile cevap buldu.

    Avukatlar, bundan sonraki zorlu sürecin birlikte atlatılabileceğini ifade ederek, sürekli iletişim halinde kalınması gerektiğini vurguladılar. Dayanışmanın önemine dikkat çeken avukatlar, yapılan toplantıların belirli aralıklarla tekrarlanması gerektiğini de ifade ettiler.

    PİRHA/ANKARA

  • Cemevlerine saldırı davasının 3. duruşması 22 Mart’ta!

    Cemevlerine saldırı davasının 3. duruşması 22 Mart’ta!

    PİRHA – Ankara’daki dört Alevi kurumuna yapılan saldırının üçüncü duruşması 22 Mart’ta görülecek. Davaya katılım çağrısında bulunan Ana Fatma Cemevi, “İnancımıza, davamıza ve cemevlerimize sahip çıkıyoruz” dedi. 

    Ana Fatma Cemevi, Şah-ı Merdan Cemevi, Gökçebel Köy Derneği ve Türkmen Alevi Bektaşi Vakfı’na yönelik 30 Temmuz 2022’de yapılan saldırının üçüncü duruşması 22 Mart Çarşamba, saat 10:00’da görülecek.

    Demokratik Alevi Dernekleri Ana Fatma Cemevi, Ankara Adliyesi 63. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülecek duruşmaya dair çağrıda bulunarak, “İnancımıza, kimliğimize, yolumuza, davamıza ve cemevlerimize sahip çıkıyoruz. 30 Temmuz 2022 tarihinde saldırıya uğrayan Cemevi davamızın üçüncü duruşmasına tüm kamuoyunu davet ediyoruz” dedi.

    DAVANIN GEÇMİŞİ…

    2022 Yılında, Muharrem Orucu’nun ilk günü yapılan saldırının ardından saldırıyla ilgili 3 kişi gözaltına alınmıştı. 2 sanık, adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken saldırıyı gerçekleştiren Ahmet Ozan Karaca ise tutuklanmıştı. Sanık Karaca, görülen iki duruşmada mahkemeye getirilmemiş, SEGBİS aracılığıyla verdiği ifadelerdeki rahat davranışları nedeniyle eleştirilmişti. Saldırgan Ahmet Ozan Karaca, kendisinin mehdi olduğunu, Allah tarafından görevlendirildiğini de savunmuştu. Saldırgan ayrıca “Eskişehir’de cemevi aradım ama bulamadım. Sonra Ankara’ya geldim. Bir derneğin önünde sosyalizm vs. yazıyordu ona saldırdım. Sonra telefondan cemevleri yazdım. Önüme çıkan yerlere bu saldırıları yaptım. Mehdi olduğum için sosyalistleri sevmiyorum. Din düşmanı onlar. Ben hiçbir inanca saygısızlık etmedim. Pişmanım. Beraatimi ve tahliyemi istiyorum” sözleriyle savunmasını yapmıştı.

    Saldırganın avukatları ise “Cemevleri ibadethane değil. Dernek adı altında faaliyet gösteriyorlar. O yüzden kanunilik ilkesine göre inançlara saldırı söz konusu değil” sözleriyle savunma yapmıştı.

    Saldırıya uğrayan Alevi kurumlarının avukatları da sanığın ilişkide olduğu herkesin dinlenmesi gerektiğini ve dosyanın “Nefret suçu” kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini talep etmişti.

    Sanık Ahmet Ozan Karaca’nın akıl sağlığının yerinde olmadığı iddialarına karşılık Adli Tıp Kurumu’ndan, “akli dengesinin yerinde olduğu” yönünde karar çıktı.

    Saldırıya uğrayan Alevi kurumları yöneticileri ve avukatları ise yapılan saldırıda bir perde arkasının olduğuna vurgu yaparak, “Bu saldırının arkasında başkaları var” vurgusunu yapmıştı.

    PİRHA/ANKARA

  • Malatyalı depremzede: Ev sahiplerine ‘Benim yaşadığımı sen de yaşa’ dahi diyemiyoruz-VİDEO

    Malatyalı depremzede: Ev sahiplerine ‘Benim yaşadığımı sen de yaşa’ dahi diyemiyoruz-VİDEO

    PİRHA – Duygu Mehtap Bektaş, 6 Şubat’ta yaşanan depremin ardından Malatya’dan 17 yakını ile Ankara’nın Tuzluçayır Mahallesine geldi. Bektaş, hem evini hem de işini kaybetti ancak “Henüz hayat bitmedi” diyerek mücadelesini anlattı.

    28 yaşındaki Duygu Mehtap Bektaş, 6 Şubat depreminin mağdurlarından biri. Yakın zamanda evlilik yapıp yeni bir hayat kuran Bektaş, Malatya’nın Dilek Mahallesinde yaşamaktaydı. Depremle birlikte tüm yaşam alanları da yerle bir oldu.

    Duygu Mehtap Bektaş, yaşanan felaketin ardından 17 kişilik akrabasıyla birlikte Ankara’nın Mamak ilçesine geldi. Tuzluçayır Mahallesinde yakınlarının evlerine sığındıklarını anlatan Bektaş ile Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Mamak Şubesi’nde bir araya geldik.

    “BİR HAFTA KADAR KÖYDE, AMBARDA YAŞADIK”

    Duygu Mehtap Bektaş, Alevi örgütlerinin, depremzedeler için topladıkları yardımların önemli olduğunun altını çizerek yaşadıklarını anlattı.

    İlk depreme Malatya merkezde yakalandıklarını ve henüz 6 ay önce kiracı olarak taşındıkları evin de yıkıldığını anlatan Bektaş, şunları paylaştı:

    “Depremi yaşadıktan sonra bir hafta kadar yine Malatya’da kaldık. Geçer diye bekledik ama olmadı. Bir hafta kadar köyde, ambarda yaşadık. Çünkü evlere giremiyorduk. Evlerin çoğu ağır hasarlıydı. İlk gün çoğunlukla devlet, merkeze ilerliyordu, köy ve ilçelere gelen olmadı. Bizler kendi imkanlarımızla köylere gitmeye çalıştık. Zaten ikinci depreme de yolda yakalandık. Ardından 6 şiddetindeki Doğanşehir depremi vurdu. İlk gün şebeke suyundan mikrop bulaşma riskinden dolayı ‘içmeyin’ demişlerdi. Halen bildirim geliyor ve ‘şebeke suyu kullanmayın’ diyorlar. Depremin 2. gününden sonra yardım olarak sadece su gelmeye başladı. Gıda da yoktu. 3. günden sonra erzak yardımı gelmeye başlamıştı.”

    “TAM ‘OLDU’ DEMİŞKEN”

    Ankara’ya gelme kararını anlatan Duygu Mehtap Bektaş, sözlerini şu cümlelerle sürdürdü:
    “Evimiz ağır hasarlı. Eşim de ben de Malatya’da çalışıyorduk. Gidebileceğimiz bir yer yoktu ve şu an yeni evliyiz. Bir düzen oturtmaya çalışıyorduk. Tam ‘oldu’ demişken her şeyimiz darmaduman oldu. Ben tekstilde, eşim ise bir markette çalışmaktaydı. Eşimin çalıştığı market de zarar gördü. Mamak’ta eşimin amcası yaşamakta. Geçici olarak onların evindeyiz. Sığıntı gibi bir durumdayız. Depremzedeyiz evet ama bir yerden sonra da insan yük olmaya başlıyor. Kimse kimseye yük olmak istemez. Büyük ihtimalle kendi evimizi tutacağız ve artık Ankara’da yaşayacağız.”

    “MALATYA ESKİ DÜZENİNE KAVUŞTUĞUNDA GERİ GİDERİZ”

    Duygu Mehtap Bektaş “İnsanın bir memleket duygusu var. İlerleyen zamanlarda belki Malatya düzelir” diyerek geri dönme ihtimallerini de paylaştı. Bektaş şöyle devam etti:

    “Haberlerden gördüğümüz kadarıyla Malatya şu anda darmaduman. Çoğu bina ağır hasarlı. O binaların düzelmesi 10 seneyi de bulabilir. Malatya’da Dilek Mahallesi’nde yaşıyorduk. Malatya eski düzenine kavuştuğunda tabii ki de gideriz. Sonuçta bizi burada bağlayan bir şey yok. Hemen Ankara’da çalışmayı düşünüyorum ancak depremden önce kadınsal bir hastalıktan ötürü ameliyat geçirmiştim. Zaten raporluydum. Ondan kaynaklı tedavimin devam etmesi de lazım. Bir süre daha iş için beklemek zorundayım ancak eşim şu an iş arayışında. Artık bir süreliğine memleketimiz Ankara olacak.”

    HER DEPREMZEDEYİ YARALAYAN DURUM: EV KİRALARI!

    Deprem sonrası artan ev kira fiyatlara da Duygu Mehtap Bektaş’ın yakındığı bir diğer konu oldu. “Zaten mağdur bir toplumdan, ilden geliyoruz” sözleriyle başlayan Bektaş, mağduriyetlerini “İmkanı olan bu fiyatları karşılar evet ama bir yıllık peşin kira isteyenler var. Ev arayışına başladığımızda 1+1 daireye bile 1 yıl peşin, aylık 3000 lira da kira bedeli istenildi. Ev sahiplerine ‘Benim yaşadığımı sen de yaşa’ dahi diyemiyoruz. Benim yaşadığımı kimse yaşamasın” sözleriyle anlattı.

    “KARAMSAR OLMAYALIM, HAYAT DEVAM EDİYOR”

    Duygu Mehtap Bektaş, Alevi kurumlarındaki dayanışmaya değinerek “Burada bir sıcaklık hissettik. Malatya Dilek Mahallesi’nde de cemevinden çok yardım gördük. Kendi toplumumuz olduğu için daha kolay insan derdini anlatabiliyor” dedi.

    Bektaş, depremzedelere ilişkin “Bugün yaşadık ancak yarının neler getireceğini bilemeyiz. Belki de daha iyiye gideceğiz. Yaşadıklarımızı karamsarlığa bağlamanın bir anlamı yok. Hayat devam ediyor” diyerek mücadelenin önemli olduğunu söyledi.

    Eren GÜVEN/ANKARA