Etiket: Maraş Pazarcık

  • Pazarcık DEM Parti Kadın Meclisi: Failleri cesaretlendiren bir iktidarla karşı karşıyayız -VİDEO

    Pazarcık DEM Parti Kadın Meclisi: Failleri cesaretlendiren bir iktidarla karşı karşıyayız -VİDEO

    PİRHA-DEM Parti Pazarcık Eş Başkanı Elif Tuğçe Demiroğlu, kadınlara yönelik artan cinayetlere dikkat çekerek, “Sizin iktidarınızda Gülistan Doku kayboldu, sizin iktidarınızda Narin katledildi, 27 Eylül’den bu yana kayıp olan Rojin Kabaiş’ten halen ses yok. İktidar kadın cinayetlerinin üstünü neden kapatıyor, neden yayın yasağı getiriyor?” diye sordu.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Pazarcık ilçesi Kadın Meclisi, 4 Ekim’de İstanbul’da Semih Çelik tarafından öldürülen İkbal Uzuner ve Ayşenur Hilal adına basın açıklaması düzenledi. Parti önünde bir araya gelen kadınlar buradan kadın şiddetine ve cinayetlerine yönelik artan politikalara tepki gösterdi.

    Pazarcık DEM Parti Eş Şube Başkanı Elif Tuğçe Demiroğlu, kadınların ülkede güvende olmadığını, hükümetin kadınları korumaya karşı herhangi bir adım atmadığını belirti. Demiroğlu, “Şiddeti önleyecek olan yaptırımların uygulanması bir yana İstanbul Sözleşmesi’nden çekilerek, kadın kazanımlarını gasp ederek, 6284’ü tartışmaya açarak, şiddet uygulayanları karakollardan adliyelerden serbest bırakarak failleri cesaretlendiren bir iktidar ile karşı karşıyayız” açıklamasında bulundu.

    “KADINLAR ŞİDDETİ KARAKOLLARDAN DEĞİL SOSYAL MEDYADAN DUYURMAKTADIRLAR”

    Kadınlara karşı şiddet olaylarının artmasında iktidarın geliştirdiği cezasızlık politikalarının etkili olduğunu belirten Demiroğlu, şöyle konuştu:

    “Şiddetten korunmak isteyen kadınların isyanını görmeyen kolluk güçleri, kadınların şiddet karşıtı her eyleminde engellemek için kadınlardan önce alanlarda olmaktadır. Beyoğlu’nda bir kadını taciz eden iki erkek suç kayıtlarına rağmen serbest bırakılmış, sosyal medyada tepkiler yükselince yeniden yakalanmışlardır. Devlet yargısıyla kolluğuyla şiddet mağdurlarının beyanlarına göre değil, sosyal medya tepkilerine göre adaleti sağlamaktadır. Şiddet gören kadınlar sesini duyurmak için karakollara değil sosyal medyaya başvurmaktadır. Karakollardan faillerin elini kolunu sallayarak çıktığını, çıktığı gibi kadınları katletmeye devam ettiklerini biliyoruz. Cezasızlık politikasının kadınları yaşamdan kopardığını her gün görmekteyiz. İktidarın cezasızlık politikaları aynı zamanda failleri cesaretlendirmektedir.”

    “ROJİN KABAİŞ’TEN HALA HABER YOK”

    Kadın cinayetlerinin hızla artmasıyla birlikte Van’da 27 Eylül’den beri kaybolan Rojin Kabaiş’ten haber alınamadığına dikkat çeken Demiroğlu, faillerin serbest bırakıldığı için kadın cinayetlerinin arttığına ifade ederek şu konuşmayı yaptı:

    “Şiddeti önleyecek olan yaptırımların uygulanması bir yana İstanbul sözleşmesinden çekilerek, kadın kazanımlarını gasp ederek, 6284’ü tartışmaya açarak, şiddet uygulayanları karakollardan adliyelerden serbest bırakarak failleri cesaretlendiren bir iktidar ile karşı karşıyayız. Sizin iktidarınızda Gülistan doku kayboldu, sizin iktidarınızda Narin katledildi, 27 Eylül’den bu yana kayıp olan Rojin Kabaiş ten halen ses yok. İktidar kadın cinayetlerinin üstünü neden kapatıyor, neden yayın yasağı getiriyor. Kadın cinayetleri politiktir. Sizin iktidarınız da yalnızca eylül ayında 34 kadın katledildi. Kadın katliamları karşısında, kadınlar olarak ses çıkarıyoruz.”

    “ERKEK KATLEDERKEN DEVLET KORUYOR”

    Sokakta kadınlar katledilirken aile bakanlığının ailenin korunduğunu, kadınların nasıl doğum yapacağına karar verdiğini söyleyen Demiroğlu, eşit ve özgür bir yaşam için direneceğini ifade etti.

    Demiroğlu, “Kadın cinayetleri politiktir diyoruz. Bu yüzden söylüyoruz. Erkek katlederken devlet koruyor. Biz kadınlar koruyandan da cesaretlendirenlerden de hesap soruyoruz. Artık Yeter! Yıllardır kadınlar bu sokaklarda mücadele ediyor. Bir kadın daha eksilmemek için ülkenin her yerinde kadınlar isyan ediyor. Gücümüzü bu dayanışmadan bu isyandan alıyoruz. Kadınlara güvenli eşit bir yaşamı kadınlar kuracak. Kadınlarla kuracağız. Kadın dayanışmasıyla umut ve isyanla birlikte kuracağız. Sokaklarında katledilmediğimiz, iş yerlerinde sömürülmediğimiz, “kutsal aile” duvarlarına mahkum olmadığımız özgür bir yaşamı hep birlikte kuracağız. İkbalin Ayşegül’ün, Sonay’ın daha nicesinin hesabını sorarak mücadelemize devam edeceğiz. Çünkü biz birlikte güçlüyüz” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/PAZARCIK-MARAŞ

     

     

  • Pazarcıklı Depremzede yurttaştan çağrı: Topraklarımızı terk etmeyelim-VİDEO

    Pazarcıklı Depremzede yurttaştan çağrı: Topraklarımızı terk etmeyelim-VİDEO

    PİRHA- Depremzede Döne Göksungur, depremden sonra yaşadıklarını anlatarak, “Depremin 3. günü ne bir yardım ne bir devlet görevlisi hiç kimse yoktu. 4 gün orada aç susuzduk, hiçbir şeyimiz yoktu. Kimse bize elini uzatmadı” dedi. Göksungur, “Bu bir asimilasyon politikasıdır, topraklarınıza başkalarını yerleştirmek istiyorlar. Onun için sakın topraklarınızı terk etmeyin, topraklarınıza geri dönün” çağrısında bulundu. 

    6 Şubat günü Maraş merkezli yaşanan depremlerde eşi ile birlikte kurtulan Maraş Pazarcıklı Döne Göksungur, depremden sonra yaşadıklarını anlattı.

    Depremden sonra 4 gün boyunca hiçbir devlet yetkilisinin ve yardımın gelmediğini söyleyen Göksungur, bunun bilinçli bir politika olduğunu, orada yaşayan halkın göç ettirilmek istendiğini belirtti.

    “DEPREMİN ARDINDAN SANKİ BİR KAOS YAŞANDI”

    Pazarcık’ta 6-7 aydır yaşadığını ifade eden Göksungur, “Şubat’ın 6’sında sabah saat 04.17’de öyle bir gürültüyle, öyle bir sarsıntıyla uyandık ki anlatamam, ancak onu yaşayan bilir. Uyanmamla birlikte dolapların üzerindeki eşyalar üzerimize doğru geldi. Dolapların kanatları açıldı, yatak odasının duvarı ortadan ikiye ayrıldı. Eşim bana sarılmış, ‘Ya Hızır Ya Hızır’ diyerek  sakin olmamı söyledi. Depremin sarsıntısı bizi sağdan sola savurdu. Sarsıntı durunca kalktık, orada ne varsa hemen üstümüze başımıza giyindik ve dışarı çıktık. Dışarı çıktık ama nasıl dışarı çıktık, nasıl kendimizi kurtardık onu da bilemiyorum. Karanlık bir taraftan, yağmur bir taraftan, kar bir taraftan  insanlar bağrışıyor. Bir felaket, felaketin ötesinde sanki bir kaos yaşanıyor. Kimin nereye gideceğini bilemiyoruz. Herkesin arabası var ama benim ve eşimin arabası yok. Herkes arabalarına biniyor. Biz orada yağmurda, soğukta durduk. Benim yakınımda amcamın eşi ve ailesi vardı, onlar geldi. Kimisi terliksiz kimi pijamayla kimisi üst başsız. Fakat beni en çok yaralayan karşımızda üçüncü katta yalnız yaşayan yaşlı teyze vardı bas bas bağırıyordu. Herkes kurtulmuş ama o teyzenin kimsesi yok. Kapı kilitlenmiş, ne olursunuz gelin beni buradan kurtarın diyor. Balkonun duvarları gitmiş, o teyzeyi 3 saat sonra çevreden yetişenler kurtardı” dedi.

    “ÇOK ZOR GÜNLER YAŞADIK”

    Bütün ailesinin yok olduğunu dile getiren Göksungur, sözlerine şöyle devam etti:

    “Ben kendim çok acılar yaşadım ama bu depremin acısı, felaketi o acıyı bastırdı. Evin yakınında bir çay bahçesi vardı, oraya yerleştik. Dışarıda soğuktayız. Daha sonra birkaç aile geldi, orada biraz odun falan bulduk onları yaktık. Depremin ikinci günü HDP yardımlarını getirdi. Depremin üçüncü günü bir arkadaş AFAD’ın kurduğu çadırlara gidelim, dedi. Gideceğimize bin pişman olduk. Çünkü incecik birer battaniye vermişlerdi, sabaha kadar soğukta donduk. 10 metrekare bir çadırda 9 kişiydik. Burnumuzun ucunu o çadırdan dışarı çıkarsak buz kesiliyoruz. Sabahı ettik ve tekrar bulunduğumuz alana geldik. Depremin üçüncü günü ne bir yardım ne bir devlet görevlisi hiç kimse yoktu. Daha sonraki günlerde Tayyip Erdoğan geldi. Bütün tırlar ve gelen yardımlar yol kenarında bekletildi, halka ulaştırılmadı. Ne bir belediye, ne bir asker, ne bir jandarma, ne bir polis hiç kimse halkın arasına gelip yardımda bulunmadı. Biz meydandaydık. Bir kapalı spor salonuna girmeye çalışırken ikinci deprem oldu ve tekrar oradan çıktık.

    “DEVLET HALKIN YANINDA DEĞİLDİ”

    Devletin hiçbir şekilde halkın yanında olmadığını gördük ve de bu devletin halka hiçbir şey vermeyeceğini görüyoruz. Artık bundan sonraki günlerimiz yaşamımız nasıl olur bilemiyoruz. Zaten biz kiracıydık, her şeyimiz göçük altında kaldı. Şu saatten sonra ben Pazarcık’a dönsem dahi gidip kalacak yerim yok. Tamam, ben Pazarcıklıyım, topraklarımı terk etmeyeceğim, oraları kimseye bırakmayacağım, bir çadırda da yaşasam orada gidip mücadeleme devam edip, topraklarıma sahip çıkacağım. Ancak 8 gün orada kalabildik. Gelen yardımları koordine ediyorduk. Hatta şunu da gördük: Depremin 3. günü bizim adımıza gelen yardım tırlarından bir tanesini AFAD görevlileri alıp götürmeye çalıştı. Nereye götürüyorsunuz dediğimizde, dağıtmaya dediler.”

    “TOPRAKLARINIZA GERİ DÖNÜN”

    Göksungur Pazarcık’ta halkın perişan olduğunu belirterek, “Orada çok şeyler yaşadık. Depremin 3. günü orada Silopi Belediyesi’nin aşevi açıldı ve 4. günü gittik orada bir çorba içtik. 4 gün orada aç susuzduk, hiçbir şeyimiz yoktu. Kimse bize elini uzatmadı. Şu süreçte elbette ki insanlar bir yerlerde gelip kalıyorlar ama buradan çağrım olsun insanlara. Bu bir asimilasyon politikasıdır, topraklarınıza başkalarını yerleştirmek istiyorlar. Onun için sakın ha sakın topraklarınızı terk etmeyin, topraklarınıza geri dönün” ifadelerini kullandı.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • ‘Failin etkin soruşturulması için elimden geleni yapacağım’

    ‘Failin etkin soruşturulması için elimden geleni yapacağım’

    PİRHA- Maraş’ın Pazarcık İlçesi’nde 12 yaşındaki bir kız çocuğuna zorla uyuşturucu verilerek 1 yıl boyunca tecavüz edildiği ortaya çıktı. Olayı değerlendiren Avukat Hüseyin Göksel, “Antep ve Maraş barosuyla irtibata geçerek oradaki kadın hakları komisyonu ve çocuk hakları komisyonuyla birlikte harekete geçmesi için uğraşacağım. Failin etkin soruşturulması için elimden geleni yapacağım” dedi.

    Yerel kaynakların aktardığı bilgiye göre Pazarcık İstasyon Mahallesi’nde gerçekleşen olayda tecavüz failleri Emrah A., Ali D., Oğuzhan K. ve Ali T.’nin mahallede ikamet eden N. A. isimli kız çocuğuna sürekli olarak tehdit ile uyuşturucu verip tecavüz ettikleri öğrenildi.

     “UZUN SÜREDİR CİNSEL İSTİSMARA UĞRADIĞINA DAİR KARAKOLDA İFADESİ VAR”

    Konuya dair PİRHA’ya konuşan Avukat Hüseyin Göksel, çocuğun uzun süredir cinsel istismara uğradığına dair karakol ifadesi olduğunu söyleyerek, “Mağdur N. A. 20.05.2007 doğumlu. Annesiyle birlikte şikâyetçi olmuş. Olay kuzeniyle konuşmasında ortaya çıkıyor.  Kendisine zarar vereceğinden bahsediyor. Artık dayanamadığından bahsediyor. Kuzeni ve ailesi sorunun ne olduğunu anlamaya çalışırken bastırıyorlar ve anlatıyor. Daha önce korkmuş anlatamamış. Şüphelilerden bir tanesi Oğuzhan K.  ilk olarak onun istismarda bulunduğunu söylüyor. İlk olarak 7 veya 8 yaşlarında bu durumun yaşandığını ancak o yaşlarda bunu idrak edemediğini söyledi. Daha sonra defalarca yapıyor bunu. 2. fail Emrah A.  Bunun kardeşi 3.fail Veysel A., 4. mahallenin bakkalı Ali T. O da haberdar olunca tehdit ve para karşılığı istismarda bulunmuş. Ali dayı ise 5. şüpheli 2004 doğumlu, yaş olarak fazla fark yok. Aralarında da anladığım kadarıyla duygusal bir ilişki var. O da istismarda bulunmuş” dedi.

    “ETKİN SORUŞTURULMASI İÇİN ELİMDEN GELENİ YAPACAĞIM”

    Olayın soruşturma aşamasında olduğunu belirten Avukat Göksel, “Her şey tek başına ayrı bir suç oluşturuyor. Bunların ayrıntısı da yargılama aşamasında ortaya çıkacaktır. Soruşturmada beş failden üçü tutuklanıyor ilk etapta. Ali T. önce serbest bırakılıyor iki gün sonra tekrar tutuklanıyor. Veysel A. ise Gaziantep’te ikamet ediyor. Şu an hakkında yakalama kararı var, kaçmış olabilir. Bugün yine sordum savcılığa hala ulaşılamamış, yakalanamamış kendisi. Aileyle görüştüm olay sıcak. İlk etapta mağdur CMK avukatlarıyla ifade vermiş psikolog eşliğinde. Aileye çok soramıyorum yeni olduğu için, vekâlet konusunda da baskı yapamıyorum.  Antep ve Maraş barosuyla irtibata geçerek oradaki kadın hakları komisyonu ve çocuk hakları komisyonuyla birlikte harekete geçmesi için uğraşacağım. Failin etkin soruşturulması için elimden geleni yapacağım” diye konuştu.

    PİRHA/MARAŞ

  • Pazarcık’ta 12 yaşındaki çocuğa tecavüz

    Pazarcık’ta 12 yaşındaki çocuğa tecavüz

    PİRHA- Maraş’ın Pazarcık İlçesi’nde 12 yaşındaki bir kız çocuğuna zorla uyuşturucu verilerek 1 yıl boyunca tecavüz edildiği ortaya çıktı.

    Yerel kaynakların aktardığı bilgiye göre Pazarcık İstasyon Mahallesi’nde gerçekleşen olayda tecavüz failleri Emrah A., Ali D., Oğuzhan K. ve Ali T.’nin mahallede ikamet eden N. A. isimli kız çocuğuna sürekli olarak tehdit ile uyuşturucu verip tecavüz ettikleri öğrenildi.

    Olay N.A.’nın intihar girişimi sonrasında açığa çıkarken, N.A.’nın devlet korumasına alındığı ifade edildi.

    Olayla ilgili başlatılan soruşturmada ise tecavüz failleri Emrah A. ve Ali D. tutuklanırken, Ali T.’nin adli kontrol şartıyla serbest bırakıldığı, Oğuzhan K.’nin askerde olduğu kaydedildi.

    PİRHA/MARAŞ

  • Kadın cinayetlerine, şiddete karşı pankart astı: Buraya sığınabilirsiniz-VİDEO

    Kadın cinayetlerine, şiddete karşı pankart astı: Buraya sığınabilirsiniz-VİDEO

    PİRHA- Maraş Pazarcık’ta kafe işletmeciliği yapan Ali Sugan kadına yönelik şiddet-cinayetlere tepki amaçlı pankart asarak, şiddet gören kadınlara dükkanlarına sığınma çağrısın bulundu. Sugan, “Kadına yönelik şiddete hayır diyoruz. Kadınlar şiddet gördüğünde bize sığınabilir, gece geç saatlere kadar buradayız” dedi.

    Her gün şiddetini arttırarak devam eden kadın cinayetlerini ve şiddete karşı farkındalık oluşturmak isteyen Pazarcıklı esnaf Ali Sugan, iş yerinin girişine pankart asarak, şiddet gören kadınlara iş yerine sığınma çağrısında bulundu.

    İş yerine ‘Kadına Şiddete Hayır’ çağrısıyla asılan pankartta “Nerede olursanız olun, bir erkek tarafından darp ediliyorsanız, şiddet görüyorsanız, takip edildiğinizi, hissettiğiniz veya fark ettiğiniz an hiç çekinmeden buraya koşun. Gerisini biz hallederiz. Gerekirse polise, gerekirse sizi evinize ulaştırmayı taahhüt ediyoruz. Hepimiz kötü değiliz, çürüklerden birlikte kurtulacağız” ifadeleri yer aldı.

    “ETKİLENDİK VE FARKINDALIK YARATMAK İSTEDİK”

    Kafe işletmecisi Sugan, şiddetini arttıran kadın cinayetleri ile birlikte Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından tek taraflı olarak feshedilen İstanbul Sözleşmesi’nden etkilenerek böylesi bir pankart asma gereği duyduklarını kaydetti.

    Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi Sosyal Bilgiler Öğretmenliği Bölümü’nden mezun ve aslen Pazarcıklı olan Zeynep Şenpınar’ın milli boksör Selim Ahmet Kemaloğlu tarafından katledilmesini hatırlatan Sugan, şunları kaydetti:

    “Son zamanlarda kadına yönelik olan şiddetin artması, İstanbul Sözleşmesi’nin gece yarısı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile feshedilmesinden herkes gibi biz de etkilendik. Zeynep Şenyaşar’a yapılanları bire bir takip ettik. Ondan da çok etkilendik. Kadına yönelik şiddete hayır diyoruz. Şiddet gördüğünde bize sığınabilir, gece geç saatlere kadar buradayız. Yardımcı olmak ve bir farkındalık yaratmaya çalıştık. Bunu kesinlikle ticari amaçla yapmadık. Bir kasa elma düşünün. Bu elmanın içerisinde bir tane çürük olanı ayıklamazsanız o bütün elmalara bulaşır. O çürük elmaları iyi elmaların içerisinden çıkarmaya çalışalım.”

    “SOKAKTA YÜRÜRKEN TEDİRGİNİZ”

    Lise öğrencisi Ilgın Özden ise sokakta yürürken dahi tedirgin olduklarını ifade etti. Asılan bu pankartın az da olsa kadınlara güven verdiğini söyleyen Özden, “Bu gerçekten büyük bir duyarlılık. Kadına yönelik şiddet bu kadar yaygınken bu duyarlılık kadınlara güven veriyor. Buraya şiddet gören bir erkek de gelebilirdi ama maalesef günümüzde şiddet sadece kadına yönelik. 17 yaşındayım ve ben bile sokakta yürürken tedirginim. Ülkenin bu halinden şikayetçiyim. Gelecek kaygısı dışında, hava karardığında bile yalnız başıma yürüdüğümde zorlanıyorum. Bir şeyleri değiştirmek için farkındalık yaratmak istiyorum. Farkındalığı da kadınlar oluşturacak” dedi.

    Mehmet KOCAMER / MARAŞ

  • Çöçelliler ve vekillerden fabrika protestosu: ‘Devlet burayı Alevisizleştirmeyi sürdürüyor’ -VİDEO

    Çöçelliler ve vekillerden fabrika protestosu: ‘Devlet burayı Alevisizleştirmeyi sürdürüyor’ -VİDEO

    PİRHA- Maraş’ın Pazarcık ilçesine bağlı Çöçelli Köyü’nde yaşam alanlarının yanında yapılan taş ocağına ve fabrikaya tepki gösteren köylüler, ‘Çöçelli’de fabrika istemiyoruz. Bu fabrikayı yapmak için kaç kişiyi öldüreceksiniz, kaç kişi çıkar sağlıyor? Burada zeytin topluyor evimize ekmek götürüyoruz. Burası tarım ile uğraşan bir köy” diyerek projesinin iptal edilmesini istedi. 

     

    Çöçelli köylülerin çağrısıyla bir araya gelen yüzlerce kişi, yaşam alanlarını olumsuz etkileyen fabrikanın yapıldığı alana yürüyerek basın açıklaması yaptı.

    Depremlerle gündeme gelen Maraş Çöçelli köyünde yapılması planlanan taşocağı ve fabrika için patlatılan dinamitler nedeniyle evlerinin çatladığını ve çökme tehlikesi oluştuğunu, tarım arazilerinin, zeytinliklerinin de çok zarar gördüğünü dile getiren köylüler, bir an önce bu doğa katliamından vazgeçilmesi çağrısında bulundu.

    Sık sık, ‘Fabrika istemiyoruz’, ‘Köyümüze dokunma’ sloganlarının atıldığı açıklamaya HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Genel Başkanı ve HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu üyesi Turgut Öker, CHP Maraş Milletvekili Ali Öztunç, CHP Adana Milletvekili Ayhan Barutçu, CHP ve HDP il ve ilçe yönetimlerinin yanı sıra çok sayıda yurttaş katıldı.

    “BU FABRİKA İÇİN KAÇ KİŞİYİ ÖLDÜRECEKSİNİZ”

    Açıklamada ilk olarak söz alan Çöçelli Köyü’nden Hanım Sığacı, “Bu fabrikayı yapmak için kaç kişiyi öldüreceksiniz, kaç kişi çıkar sağlıyor?” diyerek isyan etti.

    Sığacı, “Tarımla uğraşıyorum. Fabrikaları istemiyorum. Bu fabrikayı yapmak için kaç kişiyi öldüreceksiniz, kaç kişi çıkar sağlıyor? Burada zeytin topluyor evimize ekmek götürüyoruz. Burası tarım ile uğraşan bir köy. Birçok kişi buradan ekmek yiyor. Çevre felaketi olduğunda kimse buraya ayak basmaz. Direnmek zorundayız. Sesimizi gür çıkartalım. Buraya bir çadır kuralım. Ziyaretimizin üzerinde dumanlarımız tütüyor. Ölmek istemiyoruz” diye konuştu.

    “KÖY MERASINI SATIN ALMALARI YANLIŞ”

    Bir diğer köylü ise, köy meralarının alelacele kamulaştırıldığını belirterek, “İlçe Tarım Müdürü ‘Burası için en saf elektrik elde üretim fabrikası, siz de evinizde odun yakıyorsunuz’ dedi. Bu fabrika yılda 500 bin ton odun yakacak. Bu fabrika çöp atıkları ile elektrik üretiyor. Çimento fabrikaları bölgenin en büyük çimento fabrikalarıdır. Burayı tapulu malı olarak görüyorlar. Köy merasını satın almaları yanlıştır’ dedi.

    “HALKA RAĞMEN BİR ŞEY YAPAMAZSINIZ, TAKİP EDECEĞİZ”

    CHP Adana Milletvekili Ayhan Barutçu, AKP hükümetinin çiftçiyi ve köylüyü gözden çıkardığına işaret etti.

    Barutçu, “Durduk yere kimse buraya gelmiyor. İnsanlar toprağıma dokunma diye isyan ediyor. Yılda üç defa ürün alınan bu bölgede çevreyi kirleten fabrikalar yapılıyor. Çiftçilerin haklı mücadelesini önemsiyoruz. Havayı kirletmeye, tarım alanlarını yok etmeye ve dinamitler patlatarak insanların evlerine zarar vermeye kimsenin hakkı yok. AKP çiftçiyi gözden çıkardı. Halka rağmen bir şey yapamazsınız. Bu davayı takip edeceğiz” ifadelerini kullandı.

    “KATLİAMLA YOK EDEMEKLERİNİ TAHRİBATLARLA YOK KETMEK İSTİYORLAR”

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK) Kurucu Genel Başkanı ve HDP Halklar ve İnançlar Komisyonu üyesi Turgut Öker de, katliamlarla yok edilemeyen Alevilerin yaşam alanlarının doğa tahribatları, baraj, taş ocakları ve madenler ile yok edilmeye çalışıldığına vurguda bulundu.

    Öker, şöyle konuştu:

    “Bu topraklarda büyük doğmuş Avrupa’daki Çöçellilerin de itirazı var. Bu topraklarda yaşayan insanlar katliamlarla yerlerini terk etmek zorunda kaldılar. Sadece katliamlar ile yetinmiyorlar. Katliamla yok edemedikleri bu toprakları tahribatlarla yok etmek istiyorlar. Alevi köylerine özellikle bunları yaptılar. Bu Muaviye, Yezid politikasıdır. Direnmekten başka yaşama şansımız yok. Biz bunu Terolar’dan çok iyi biliyoruz. Direnmeden bu zehir saçan ve doğal yaşamı talan eden sinsi adımları engellememizin başka yolu yok. Avrupa’daki arkadaşlarımız örgütlenip bu mücadeleye destek vermeli.”

    “DEVLET BU TOPRAKLARI ALEVİSİZLEŞTİRMEYE DEVAM EDİYOR”

    “Devlet, bu toprakları insansızlaştırmaya, Alevisizleştirmeye devam ediyor” diyen HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen ise Çöçelli’de yapılmak istenen fabrika ve taş ocağının bu sürecin bir halkası olduğunu söyledi.

    Özen, sessiz kalmanın bu fabrikayı onaylamak olacağına işaret ederek, şunları kaydetti:

    “Çöçelli’de olan bu sürecin bir halkasıdır. Bu topraklar çok katliamlar yaşadı, çok acılar gördü. Devlet bu toprakları insansızlaştırmaya, Alevisizleştirmeye devam ediyor. Bunlar kendisi dışında olana herkese düşman. Sizler buranın öz sahiplerisiniz. Biokütle enerjisi ile ilgili burada bir fabrika kuruluyor. Bu bölgede toplanan tüm atık lastikler burada yanacak. İnsan sağlığına oldukça zararlı. Ayrıca katı çöp atıklar da burada yakılacak. Bir avuç insana rant sağlamak için insanların yaşamını tehlikeye atıyorlar. Kadınlar burada direniyor. Direnmeye başka hakkı yok. Bunun önüne geçilmek zorunda. Her zaman mücadelenizin yanındayız. Bu meselenin partisi yok. Burası yaşam alanı. Bölünmeyelim, parçalanmayalım. Sessiz kalmak bu fabrikayı onaylamaktır. Hızır ayı içerisindeyiz ve oruçlar tutuluyor. Hızır yardımcımız olsun.”

    “ÇÖÇELLİ AKP’DEN ÇEKTİĞİ KADAR KİMSEDEN ÇEKMEDİ”

    Son olarak söz alan CHP Maraş Milletvekili Ali Öztunç ise ÇED raporu yapılmadan bu doğa ve yaşam alanı tahribatını kınayarak, gerekli görüşmelerin sonrasında bu karardan dönülmemesi karşısında eylem başlatacaklarını ifade etti.

    Öztunç, şöyle devam etti:

    “Çöçelli halkı AKP’den çektiği kadar kimseden çekmedi. Sürekli fabrika kuruyorlar. Burayı rant kapısı olarak görüyorlar. Maraş’ta biokütle ile ilgili üç proje var. Köyün içerisinde, yaşam alanında bunlar olmaz. 2 ay önce Meclis’ten bir karar geçti ve biokütle fabrikalarında artık lastikte yakılabilir denildi. Lastik yakmadan çok fazla elektrik üretmeyecek ve kazanamayacak. Birkaç ay önce buraya taş ocağı yapılacaktı. Mücadele ettik ve bunu durdurduk. Buraya ÇED raporu yapılmalı. ÇED raporu onayı verilmemeli. Yaşam alanları etkilenecek ve tarım alanları yok edilecek. Kaz Dağları’nda, Cerattepe’de çadırlar nasıl kurulduysa burada da çadır kurar mücadele ederiz. Gerekirse eylem yapacağız. Buradayız ve burada olmaya da devam edeceğiz. Bunu yaptırmayacağız. Dinamit patlamalar ile ilgili suç duyurusunda bulunuldu. Bu projeyi durduracağız.”

    Cebrail ARSLAN/MARAŞ

  • Maraş Pazarcık’a bağlı Maksutuşağı köyü karantinaya alındı

    Maraş Pazarcık’a bağlı Maksutuşağı köyü karantinaya alındı

    PİRHA- Maraş Pazarcık’a bağlı Maksutuşağı (Maxsiyan) köyü karantinaya alındı.

    Korona vakalarının iki günde 8’i bulması üzerine Pazarcık’a bağlı Maksutuşağı köyü tedbir amaçlı karantinaya alındı.

    Karantinaya alınan köye giriş ve çıkışlar yasaklandı.

    PİRHA/MARAŞ

  • Köylülerden taş ocağı tepkisi: Kimdir bu toprakları öldürmek isteyen?-VİDEO

    Köylülerden taş ocağı tepkisi: Kimdir bu toprakları öldürmek isteyen?-VİDEO

    PİRHA – Alevilerin yaşadığı Maraş’ın Pazarcık İlçesine bağlı Çöçelli Köyü bu defa taş ocağı tehlikesiyle karşı karşıya. Yaşam alanlarının hemen yanında planlanan taş ocağı, hem doğaya hem de insanlara çok ciddi zarar verecek. “Kirli bir yaşam istemiyoruz direneceğiz” diyen Çöçellililer ekliyor: Kimdir bu toprakları öldürmek isteyen, bu topraklardan kan çıkarmak isteyen. 

    Koronavirüs salgını sürecinde doğa talanları devam ediyor.

    Kanal İstanbul ihalesi ardından Salda Gölü talanı ve şimdi de Maraş’ın Pazarcık İlçesine bağlı Çöçelli Köyü’nde taş ocağı yapılmak isteniyor.

    İnsanları yaşadığı yerlerden edecek olan bu plan karşısında birçok çevre hakları savunucuları ve yöre insanları taş ocağı planının iptal edilmesi için direniyor. Bölgede yapılması planlanan taş ocağı tarım arazilerinin neredeyse tamamını olumsuz etkileyecek. 

    “KİRLİ BİR YAŞAM İSTEMİYORUZ, DİRENECEĞİZ”

    Çöçelli Köyü’nden çocuklar yetkililere seslenerek, “Köyümüzde taş ocağı istemiyoruz, sağlıklı yaşamak istiyoruz. Hastalıktan ölmek istemiyoruz. Doğamızın kirlendiğini görmek bizleri üzer, doğamızın talan edildiğini seyretmek bizi incitir” diyorlar.

    Hayvancılık yapan köylüler, taş ocağı olarak planlanan bölgenin köyün tüm hayvanları için en verimli araziler olduğunu belirterek, “Orası taş ocağı olduğunda bizler ne yapacağız? Hayvanlarımızı nasıl otlatacağız? Hayvanlarımız aç kalırlar, biz hayvanlarımızı nereye götüreceğiz. Hayvanlarımız hasta olduklarında nasıl geçimlerimizi sürdüreceğiz. Yine taş ocağı köye çok büyük hasar verecek. Hepimiz ölümcül hastalıklarla karşı karşıyayız. Hepimiz hasta oluruz bunu nasıl koruyacağız? Biz bu topraklardan nasıl gideceğiz, nereye gideceğiz ne yapacağız? Çimento fabrikası kurulmuş bizden uzak biryerde ama biz bile buradan etkileniyoruz. Şimdi köyün hemen yanında koca bir taş ocağı inşa edilecek bu bizi öldürür” diyerek tepkilerini dile getirdiler. 

    “ARAZİLERİNİZİ SATMAYIN TOZ TOPRAK BİZİ YOK ETMESİN”

    Köylü bir kadın da, “Sizin aracılığınız ile köylülere sesleniyorum. Arazilerinizi satmayın ne kadar teklif ederlerse etsinler ne vereceklerse versinler ama bu doğduğumuz, büyüdüğümüz toprağımızdan daha kıymetli olamaz. Tozun toprağın bizi yok etmesine izin veremeyiz. Bu topraklar yıllardır bizim, bizi besliyorlar nasıl bu topraklara kıyarız da kepçelerin dozerlerin üzerinde fidanları çiçekleri yok etmesine tahammül ederiz. Kabul edilmesin, köylerimiz yok edilmesin. Biz burada doğduk, burada yaşamak istiyoruz. Bahçelerimiz, hayvanlarımız, bostanlarımız var onlar ne olacaklar, doğayı yok etmek kolay olmamalıdır. İstemiyoruz bu toprakların yok edilmesini” diye konuştu.

    “KİMDİR BU TOPRAKLARI ÖLDÜRMEK İSTEYEN?”

    Köyün yaşlılarından bir kadın ise, “Kimdir bu toprakları öldürmek isteyen, bu topraklardan kan çıkarmak isteyen? Neyin düşmanlığıdır bu? İstemiyoruz bu topraklarda taş ocağı istemiyoruz” dedi.

    Yine köylülerden bir yurttaş “Çimento fabrikası kuruldu başımıza bela oldu, biz onunla uğraşıyorken şimdi taş ocağı getirip başımıza bela ediyorlar. Dinamitler patladığı zaman suyumuz kesilecek. Nasıl su verecekler köylerimize bunca arazilerimiz tarlalarımız var nasıl sulanacak hepsi? Nasıl altından çıkarız bu işin biz? Antep yanımızda. Orada da birçok köy bu köyün suyunu kullanıyor, nasıl planlama yapacaklar? Nasıl susuz kalmamazı sağlayacaklar bilmiyoruz ama biz bu topraklarda taş ocağı istemiyoruz. Suyumuz ne kadar sağlıklı olacak ki, yediğimiz her şey bu suyun ürünü sağlığımızı nasıl risk edebiliyorlar? Hepimiz buna karşı birlik olacağız. Toprağımıza sahip çıkacağız” diye konuştu. 

    “DAĞLARDA YAŞAM BİTERSE BİZ DE BİTERİZ”

    Geçmiş dönem Çöçelli Köyü muhtarlığı yapan bir yurttaş da, şunları kaydetti:

    “Bizlere çimento fabrikası tek başına olacak dediler, sonra başka planları olduklarını öğrendik. Ben muhtarlık yaptığım dönem duyuyordum ama ihtimal vermiyordum, şimdi davarcılık yapıyorum bu dağların hepsinde yaşamışım, hepsinin kıymetini bilenlerdenim. Bu dağlarımızın taş ocağı için feda edilmesine biz sessiz kalmayız, biz yaşamı savunanlar olarak doğamızı ve her şeyden önce sağlığımızı korumak zorundayız. Taş ocağı gelirse hayat köyümüzde biter. Dağlarda yaşam biterse, biz de biteriz. Biz karşıyız. Herkes bilsin, duysun biz buna karşı mücadele edeceğiz, elimizden gelen her şeyi yapacağız ve taş ocağına karşı durmak zorundayız.”

    “KÖYÜN GELECEĞİ RİSK ALTINDA; BİZLER ÖLECEĞİZ BİRİLERİ KAZANACAK”

    Çobanlık yapan bir Çöçellili bir genç ise, şunları söyledi.

    “Hiç kimse bu köye taş ocağı kuruyoruz ama köylüler ne der, bu insanlar nasıl karşılar diye düşünmüyorlar. Taş ocağı yapıldığı zaman biz ne yapacağız, ne yiyeceğiz nasıl geçimimizi sürdüreceğiz, doğayı talan ederek nasıl başarılı olacağız. Şimdi sorarım size bu taş ocağı yapıldığında bunun pisliği tozu toprağı nereye gidecek, bu köydekiler hava almıyorlar mı, bütün hastalık köylülerin ciğerlerine doluşacak, hayvanlarımıza doluşacak. Bizler öleceğiz birileri kazanacak. Buna karşı mücadele edeceğiz, elimizden ne geliyorsa, ne yapabiliyorsak nasıl ses çıkarabiliyorsak bir şekilde bu taş ocağının yapılmaması için bunu kullanacağız. Hepimiz kanser olabiliriz, sonumuz hiç iyi gözükmüyor. Yetkililere sesleniyoruz köyün geleceği risk altındadır. Dağlarımıza gidemezsek nasıl yaşarız biz. O zaman biz göçelim onlar gelsinler buraya yaşasınlar toprağın hastalığın içinde, yapmayın bu köyü yok etmeyin. Geleceğimiz risk altında olmasın.”

    Mehmet KOCAMER / MARAŞ