Etiket: masal

  • 4. Mehmet Çetin-Emirali Yağan Dersim Kültür ve Sanat Günleri başladı-VİDEO

    4. Mehmet Çetin-Emirali Yağan Dersim Kültür ve Sanat Günleri başladı-VİDEO

    PİRHA-2 gün sürecek 4. Mehmet Çetin-Emirali Yağan Dersim Kültür ve Sanat Günleri başladı. etkinliğin açılışında konuşan Yönetmen Devrim Tekinoğlu, “Mehmet Çetin’in ardından Emirali Yağan’ı bu dünyadan uğurladıktan sonra biz de onların hatırasını, anısını, yarattıkları, ürettikleri ürünleri topluma tanıtmak için başladığımız yolculuk bir süre sonra Dersim Kültür Sanat Günleri’ne dönüştü” dedi.

    2 gün sürecek 4. Mehmet Çetin-Emirali Yağan Dersim Kültür ve Sanat Günleri, Hüseyin Güntaş Kütüphanesi ve Konferans Salonu’nda başladı.

    “MEHMET ÇETİN VE EMİRALİ YAĞAN ANISINA KÜLTÜR-SANAT GÜNLERİ DÜZENLEMEYE KARAR VERDİK”

    Etkinlik, Yönetmen Devrim Tekinoğlu’nun yaptığı açılış konuşmasıyla başladı.

    Tekinoğlu, yaptığı konuşmada şunları dile getirdi:

    “Mehmet Çetin’in ardından Emirali Yağan’ı bu dünyadan uğurladıktan sonra biz de onların anısına kültür sanat günleri düzenlemeye karar verdik. Onların hatırasını, anısını, yarattıkları, ürettikleri ürünleri topluma tanıtmak için başladığımız yolculuk bir süre sonra Dersim Kültür Sanat Günleri’ne dönüştü.”

    Açılış konuşmasından sonra Mehmet Çetin-Emirali Yağan Dersim Kültür ve Sanat Günleri hakkında ‘Hatıradır yak bu fotoğrafı’ adlı video gösterimi yapıldı.

    “KÜLTÜR VAR İSE DİL VARDIR”

    Dersim sözlü kültürünün kuşaklararası aktarımı konulu panel düzenlendi. Moderatörlüğünü Yazar Hüseyin Ayrılmaz tarafından yapılan panele konuşmacı olarak Yazar Haydar Oğur ve Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan katıldı.

    Kültür var ise dilin var olacağını belirten Araştırmacı-Yazar Mesut Özcan, “Kültürel birikim dil ile ifade edilir. Ne yazık ki bizim kuşak öteden beri var olan asimilasyon, kültürel yabancılaşma gibi birçok nedenle dilimizi unuttuk. Dilimizi unuttukça da kültürümüzden uzaklaştık. Biz kendi dilimizi, kendi kültürümüzü korumak için ne yapabiliriz bunları düşünmemiz lazım” dedi.

    Yazılı tarihlerinin olmadığını vurgulayan Yazar Hüseyin Ayrılmaz, “Oysa karşımızdaki güç sanatta, edebiyatta, asimilasyonda, her alanda üstümüze o kadar çabuk geldiler ki başarısız olduk. Yazılı tarihimizin olmaması, uzun yıllar yasaklı toplum olmamız, sürekli istilalara maruz kalmamız bunların nedenleridir. Çünkü toplumun var olabilmesinin önemli araçlarından birisidir yazılı tarih. Bir hafıza merkezi ve çocuklarımıza dilimizi aktarmak için kreşlere ihtiyacımız var” diye belirtti.

    Panelin ardından yönetmenliğini Hüseyin Kete’nin yaptığı ‘Kalanlar da giderse’ adlı belgeselin gösterimi yapılıp, belgeselle ilgili söyleşi yapıldı.

    “BİZLER YAŞADIĞIMIZ PROBLEMLERİ HEP DIŞARIYA  HEVALE ETTİK”

    Göç konusuyla ilgili bir belgesel çekme fikrini hayata geçirmek istediğini söyleyen Yönetmen Hüseyin Kete, “Belgeselin aslında birçok eksikliği var. olabilir. Daha fazla insana ulaşabilirdik. Bizler yaşadığımız problemi hep dışarıya havale ettik. Bizi asimilasyon edip dilimizi ve kültürümüzü yok ettiler. Ancak bunda bizim kendi payımız da var. Ama biz buna yönelik ne yapabiliriz? Bence bunları konuşmak gerekiyor. Diğer türlü dilimiz kayboldu deyip ağlamak bence bizi bir yere götürmeyecek” diye konuştu.

    Belgesel gösterimiyle ilgili söyleşinin ardından etkinliğin birinci günü masal, şiir ve müzik dinletisinin ardından sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • Kişin’in Kırmançki masal kitabı çıktı: Ana dilimde yazmak vicdani ve ahlaki bir sorumluluk

    Kişin’in Kırmançki masal kitabı çıktı: Ana dilimde yazmak vicdani ve ahlaki bir sorumluluk

    PİRHA- Turabi Kişin’in, “Waya Di Birayanê Pê Hawt Koyan” isimli Kırmancki masal derlemesi Vate Yayınları’ndan çıktı. Kırmancki dilinin yok olma tehlikesinin tekçi planın sonucu olduğunu vurgulayan Kişin, “Ana dilimde yazmak benim açımdan vicdani ve ahlaki bir sorumluluğun yanı sıra politik bir duruşun da ifadesi. Okuyucusu az biliyorum ama küçük de olsa bir etkileşim yarattığını biliyorum ve bu çok kıymetli” dedi. 

    UNESCO’ya göre Kırmancki (Zazaca) dili, yok olma tehlikesi altında olan diller arasında yer alıyor. 7 milyona yakın Kırmanc (Zaza) olduğu ve Kırmancki lehçesini konuşanların sayısının azaldı.

    Gazeteci-Yazar Turabi Kişin’in “Waya Di Birayanê Pê Hawt Koyan” isimli Ana dili Kırmancki (Zazaca) yazdığı masal derlemesi 13 Mart 2024 tarihinde Vate Yayınları’ndan çıktı.
    Kişin’in, ‘Ayrıyeten Ona da Selam Ederim’, Sır Olup Gitmek’ adlı iki öykü kitabı da bulunuyor.

    Turabi Kişin ile Kırmançki “Waya Di Birayanê Pê Hawt Koyan” kitabı üzerine konuştuk.

    “DİLLER BÜYÜK BİR BİRİKİMİN, TARİHSEL VE TOPLUMSAL EMEĞİN SONUCUNDA ORTAYA ÇIKAR”

    PİRHA: UNESCO’nun verilerine göre Kırmancki dili yok olma tehlikesi altında olan diller arasında yer alıyor. Daha geniş kesimlere ulaşma şansınız varken neden okuyucusu az olan bu dilde yazmayı seçtiniz?

    TURABİ KİŞİN: Sadece Kırmancki diliyle yazmıyorum. Türkçe de yazıyorum, hem de keyifle yazıyorum. Bana göre her dil tartışmasız güzeldir. Diller büyük bir birikimin, tarihsel ve toplumsal emeğin sonucunda ortaya çıkarlar. Sorun dillerde değil, sorun dillere yaklaşımdadır. Ana dilim Kırmancki öyle durup dururken yok olacak bir dil değil. Biliyoruz ki kökleri insanlık tarihinin en eski zamanlarına kadar uzanan bir dil ailesinin üyesi. Hata anne rolüne sahip bir dil olduğuna dair veriler de az değil. Yok olmuyor, yok edilmeye çalışılıyor. Özellikle 1925 tarihinde yürürlüğe konan ve hala güncelliğini koruyan inkarı ve imhayı esas alan Şark Islahat Planı’nın sonuçları bunlar. Rahat bırakılırsa 10 yıl içinde kendisini yeniden var edebilecek kabiliyette bir dil.

    Kırmancki’nin okuyucusu az olan bir dil haline getirilmesi de bu tekçi planın sonucu. Konuşanı, okuyanı, yazanı olsun istenmiyor. Anti demokratik ve insanlık dışı bir dayatma. Bu dayatmaya karşı durmak ise demokratik, insani ve ahlaki olandır. Ana dilimde yazmak benim açımdan vicdani ve ahlaki bir sorumluluğun yanı sıra politik bir duruşun da ifadesi. Okuyucusu az biliyorum ama küçük de olsa bir etkileşim yarattığını biliyorum ve bu çok kıymetli. Öte yandan kendi cephemden karınca kararınca kayıt altına alıyorum. Belki bazılarına olumlu anlamda örnek de olurum, bunların hepsi kıymetli.

    “VARACAĞINIZ HEDEF NERESİ OLURSA OLSUN, HAREKET NOKTANIZ DURDUĞUNUZ YERDİR”

    -Her üç kitabınızın da mekanı köyünüz Cafran. Neden kitaplarınızda mekan olarak köyünüzü tercih ediyorsunuz?

    Sadece Cafran demeyelim aslında Cafran’ın da içinde olduğu bölgeyi kapsıyor desek daha gerçekçi. Ama şimdilik kendi yerelimden yola koyulduğum ve evrensel olanla buluşmaya gayret ettiğim bir gerçek. Bunu kendi açımdan son derece doğru buluyorum. Varacağınız hedef neresi olursa olsun hareket noktanız durduğunuz yerdir. Bir başlangıç noktasıdır ve sonucu o belirler. “Taş yerinde ağırdır” der eskiler. Evrendeki varlığın durduğun yerdeki varlığın ile ölçülür. Durduğum yerin üzerinden kara bulutlar eksik olmadı, olmuyor. Bir karanlığa gömülmek isteniyor. Bu kara bulutların dağılması için çaba sarf etmeyeceksem ne anlamı kalır yazarlığın, ne anlamı kalır devrimciliğin, sosyalistliğin, demokratlığın ve evrenselliğin.

    “ÖYLE KOLAY PES EDİLECEK BİR DİL DEĞİL”

    -Bir yazar olarak Kürt edebiyatının gelişimi hakkında neler söylemek istersiniz?

    Her şeyden önce karamsar olmadığımı belirtmek isterim. Bu kadar ağır süreçler yaşamış ve hala yaşamakta olan bir dilden bahsediyoruz. Buna rağmen kudretli bir duruşu var diyebiliriz, bütün lehçeleriyle bu böyle. Derin bir sözlü edebiyatın yazılı edebiyata da yansımalarını görüyoruz. Dengbejlerin, destanların, folklorun, masalların, kelamın ve kılamların dili bu. Tarımın ve hayvancılığın dili bu. Bingöllülerin tanımlamasıyla şiirin dili bu. Alevilerin tanımlamasıyla Hızır’ın dili bu. Öyle kolay pes edecek bir dil değil bu. “Dil akar yatağını bulur.”

    “ANADİLDE HİZMET TALEBİNDE BULUNMALI”

    -Yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan Kırmancki dilinin geleceği için bundan sonraki süreçte neler yapılmalı? Edebiyat alanında nasıl eksiklikler görüyorsunuz?

    Hep söylerim; bir güç bir şeyi zorla elinizden almış ise onu durup dururken size geri vermez. Onu geri alacak güç sizin iradenizdir, çabanızdır. Geri almak için gösterdiğiniz kararlılıktır. Bu dile karşı sorumluluk duyan her birey başta günlük yaşantısında bu dili yaşatmak durumundadır. Çocuklarına öğretme gayreti içine girmelidir. Demokratik hak olarak belediyelerden, siyasi partilerden, eğitim, sağlık, hava yolları, TRT gibi kamu kuruluşlarından anadilde hizmet talebinde bulunmalı ve bunun için ulusal ve uluslararası hukuk zorlanmalıdır.
    Bu alana dair çaba sarf eden her bireyin emeği kıymetlidir, küçümsememek lazım. Şairi, edebiyatçısı, müzisyeni, dil eğitimi vereni, araştıranı, kayıt altına alanı, yayınlayanı tek kelimeyle dilimize can suyu veriyordur ve çabası yaşamsaldır. Edebiyat toplum tarafından değer gördükçe gelişir, dal budak salar.

    15 Mayıs 1932 tarihi, Celadet Alî Bedirxan öncülüğünde Şam kentinde Kürtçe Hawar dergisinin yayın hayatına başladığı tarih olarak bilinir. Hawar dergisi, Latin alfabesiyle yayınlanmış ilk Kürtçe dergi olarak tarihi öneme sahiptir. Derginin Kürt dili ve edebiyatının geliştirilmesine katkıları nedeniyle 15 Mayıs tarihi, Kürt Dil Bayramı olarak kutlanmaktadır. Bu vesileyle yüzyıllardır sürdürülen baskı, asimilasyon, inkâr politikalarına karşı Kürt dilini, kültürünü, edebiyatını yaşatmak için emek veren, mücadele eden herkesi saygıyla selamlıyorum, Kürt Dil Bayramlarını kutluyorum.

    PİRHA/BİNGÖL

  • Aydoğdu, çocukluğunun masallarını ‘Dersim Halk Masalları’ kitabında topladı-VİDEO

    Aydoğdu, çocukluğunun masallarını ‘Dersim Halk Masalları’ kitabında topladı-VİDEO

    PİRHA- Yazar Kenan Aydoğdu, çocukluğunda anadilinde dinlediği masalları kitaplaştırdı. Dersim’in pek çok bölgesinden anlatıcıları bizzat dinleyerek ve kayıt alarak ‘Dersim Halk Masalları’ kitabını oluşturan Aydoğdu, “Toplum masal anlatıcısı yaşlıları evin içerisine itmiş, toplumsal ilişkilerinin kalmadığı, ölümü bekleyen ve misyonu dolmuş bir yerdeler” dedi. Aydoğdu, asıl geriye düşenin toplum olduğunu, yaşlıların daha ileride bir yerde konumlandığını vurguladı. 

    Yüzyıllardır dilden dile aktarılan ancak günümüzde yok olmakla karşı karşıya kalan yerel masalları bugüne taşımak için çaba içerisine giren Yazar Kenan Aydoğdu, Dersim’in pek çok bölgesinden anlatıcıları bizzat dinleyerek ve kayıt alarak Dersim Halk Masalları kitabını oluşturdu. Aydoğdu’nun sözlü kültür geleneğini yaşatma çabası önemli bir yerde duruyor.

    Erzincan’ın Tercan ilçesinde geçirdiği çocukluğunda Kırmancki/Zazaca dinlediği masallara, yatılı okula başlamasıyla yabancı bir dil ve inanç ile karşılaşması sonrasında yabancılaşan Aydoğdu, 2018 yılında yeniden çocukluk masallarını bulmak için Dersim, Erzincan, Bingöl, Varto ve İzmir’de birçok masal anlatıcısını kayıt altına almış.

    Dersimin sözlü kültür geleneğinde hala varlığını koruyan halk masallarının neredeyse unutulmaya yüz tuttuğunu aktaran Aydoğdu, dönemin belki de en popüler sözlü anlatıcısı olan yaşlıların, şimdilerde bir evin karanlık odasında kaldığını üzülerek anlatıyor.

    Aydoğdu, masal anlatıcısı yaşlılara dokunduğunda ise toplum hafızasının uğradığı değişimin çok daha anlaşılır olduğunu belirterek, “Görüyorsunuz ki asıl geriye düşen toplum, yaşlı daha ileride bir yerde konumlanıyor” diye yorumladı.

    ‘Dersim Halk Masalları’ kitabının yazarı Kenan Aydoğdu ile masalları, masallara yeniden ulaşma serüvenini, sahadaki kaynağa ulaşmanın zorluk ve heyecanlarını, dönemin masal anlatıcılarının toplumsallıktaki yeri ve güncel durumu, mitolojik masalların inanç ile olan ilişkisini ve bu hikayelerin kitaba dönüşmesi sürecini konuştuk.

    “ANADİLİMİZDE MASALLAR DİNLERDİK”

    PİRHA- Doğduğunuz yerin toplumsal ilişkileri ve kültürel yapısı nasıldı? Masallar ile tanıştığınız ortamı biraz anlatır mısınız?

    KENAN AYDOĞDU: Erzincan Tercan’da doğdum. Köyden çıkıp yatılı okulda okudum ve oradan çıkınca  apayrı bir dünya ile tanıştık. 7 haneli bir köyde, diğer mezra köylerle de ilişkimizin olmadığı, yüksek dağlarla çevrili bir yerdeydik. Herkes Kırmancki/Zazaki konuşurdu. Başka hiçbir dil, inanç yoktu. Dünyanın ondan ibaret olduğunu düşünüyorduk. Köyden çıktığımızda ise deyim yerindeyse ‘hanyayı konyayı’ gördük. Çocukluk yıllarımda köyde elektrik yoktu, bol bol masallar anlatılırdı. Çocukluğumuza ait kendi oyunlarımız vardı ve onları oynardık. Bunlar hep kendi dilimizde ve inancımızda idi. Dilimiz, hiçbir dilden daha öte kültürel bir öge değil, hiçbirinden de daha aşağıda bir yerde durmuyor.

    YATILI OKUL SÜRECİ VE BAŞKA BİR DİLE, KÜLTÜRE TESLİM OLMA

    Dünyanın her yerinde kendi dilimizin ve inancımızın yaşadığını düşünüyorduk ama ilkokula başladıktan sonra bunun böyle olmadığını gördük. Bazı dillerin, inançların yasaklı olmasının dezavantajlı veya yasaklı halleri ile büyüdük. İlkokuldan bu yana yasaklı olduğumuzu bilerek büyüdük. Yatılı okullar, kendimize ait olmayan şeylerle tanışıp, hızlı bir şekilde ona dahil olmamızı isteyen bir sistemle karşılaştık. Sadece öğretmenlere değil başka bir dile, kültüre, inanca teslim edilme durumunuz var. Buradaki teslim olma durumu da çok masum bir teslimiyet değil. Bunun yasağıyla, dayağıyla, asimilasyonuyla teslim oluyorsunuz. Buradaki asıl sorun dilinizin, inancınızın, kültürünüzün sizden çıkması. Çocukluğumuz bambaşka bir gidişatın başlangıcıydı.

    ÇOCUKLUK MASALLARINI ARAMA SERÜVENİ

    – Kentlere göç serüveniniz başladı. Bölgede güçlü olan masal anlatıcılarının, masalları tarihsel hafıza olarak taşıdığı ve bunu sonrakilere aktardığını görüyoruz. Sizin tekrar bu masalları arama maceranız nasıl başladı?

    Çocukluğumuzda televizyon yoktu. Nenem ve dedem bizlere çokça masal anlatırdı. Bu masallar saatlerce sürebilirdi. Masallara yönelmem biraz belgesel oluşturma fikri ile gelişti ve sonrasında kitaba dönüştü. Yaz aylarında köye gittiğimizde artık masalların yerini televizyonlar almıştı. Girdiğimiz politik ortamlarda, hem de kültürel alandaki çalışmalarımda bu masalların içeriğine nasıl ulaşabilirim, diye fikirlerim vardı. Amacım yaşlıların masallarını anlatan bir belgesel çekmekti. Tabi bunları çekmek için ekipmanlar çok pahalıydı ve o dönem işsizdim. Elimde olan kamera ve mikrofonu alarak Dersim’e gittim. Amacım isimlerini bildiğim ama içeriğini bilmediğim o masalları bulmaktı.

    “KAHVELER DOLUSU YAŞLILAR MASAL BİLMİYORDU”

    -Kaynak bulma, o kaynağa ulaşma süreci nasıl gelişti?

    O dönem hiçbir çalışma yoktu. Hiç kimsenin çalışma yapmaması da beni bu işte ısrarcı kıldı. Ovacık ve Hozat’ta ilk dolu kahvehaneyi gördüğümde kendimi şanslı hissetim, yaşlılar doluydu. Kendimce tamam bu iş bu kadar dedim. Ama kimsenin masal bilmediğini öğrendim. Kimilerince bu gereksiz bulundu. Kimileri ise isimler vererek bu kişilerin kendilerine saatlerce masallar anlattığı bilgisini verdi. Büyük bir heyecanın yitip gittiğini o kişilerin yüz ifadelerinden anlıyorsunuz. Kahvelerin dolu, insanların kültürel öge olan o masalları bilmemesi canınızı yakıyor.

    “MASALLAR BÖLÜK PÖRÇÜKTÜ”

    İlk olarak Ovacık’ta bir yaşlı amcayı bulduk. Kamerayı kurup mikrofonu uzattık. Masalın mitolojik bir yerini anlatıyor ve gerisi yok. Hatırlamaya çalışıyor ama olmuyor. Onunla başladık ve o bile bir umuttu. Onun öncesinde de İzmir’de bir arkadaşımın nenesi ‘Alizer’ diye bir masal anlatmıştı ve ses kaydı almıştık. Çok bölük pörçüktü, masalın içi yoktu. Ovacık’ta aynı masalı bilen Emine ismindeki bir teyzeye denk geldim.

    “TOPLUM MASAL ANLATICISI YAŞLILARI EVİN İÇERİSİNE İTMİŞ”

    -Masal anlatıcılar bugünkü haliyle toplumun neresinde duruyor? Kendi dönemlerine göre en popüler olan, hemen herkesin akşamları masal dinlemek için yanına gittiği bir yerde bu masalcılar. Toplumun onlarla ilişkilenme biçimi nasıl?

    Toplum masal anlatıcısı bu yaşlıları evin içerisine itmiş, toplumsal ilişkilerinin kalmadığı, ölümü bekleyen ve misyonu dolmuş bir yerdeler. Kendilerini yeniden üretemedikleri bir bekleyiş. Gençliğini geçirdiği, bir sürü anısının olduğu o evin diğer odalarını terk ederek tek bir karanlık odasında ölümü bekleyen bir yerde duruyorlar. Toplum için belki de artık ‘işe yaramayan’ olmuşlar.

    Teknolojinin gelişmesiyle birlikte, televizyon ve sosyal medyanın girmesiyle birlikte apayrı bir yaşantının içerisine girildi. Bir yaşlı ile sohbet daha az gereksinim olan şeye dönüştü. Yaşlılara ilk dokunduğumda yani ‘masal biliyor musun’ dediğimde Emine teyze birkaç tane bildiğini söyledi. O an elim ayağıma dolandı, beni çok etkiledi. Çok espirili, çok zekiydi. Anlatmaya başladıkça o ‘karanlık’ köşenin mitolojik kahramanlarla dolu olarak aydınlandığını, toplumun hafızanın nasıl bir değişime uğradığına denk geliyorsun.

    “ASIL GERİYE DÜŞEN TOPLUM, YAŞLI DAHA İLERİ BİR YERDE KONUMLANIYOR”

    Görüyorsunuz ki asıl geriye düşen toplum, yaşlı daha ileride bir yerde konumlanıyor. Onu anlatırken kendine güvendiği, anlattığında işe yarar olarak gördüğü, hakim olduğu bir yerde buluyorsunuz. Ona kendisini hatırlatıyorsunuz, o ise hatırladıkça size kültürünüzü hatırlatıyor. Toplumun çok ilerisinde. Sevdiğiniz bir kitabı okuyup kapattığınızdaki his neyse o yaşlının anlattığı masalları dinlemekte o his işte. İlk masalın hissettirdiği şey o oldu. Tamamlanmamış bir cümleyi tamamlamak diye söyleyebiliriz.

    “MASALDA EN ÜST OTORİTE HIZIRDIR”

    -Masallar içerisindeki mitolojik anlatımların toplumsal ilişkilerle, tarihle, inançla bağlantısı olduğunu biliyoruz. Dönem dönem o karakteri alıp ona yansıtıyor. İnançla ve masalların ilişkisine dair ne söylersiniz?

    Masallar kesinlikle toplumun bütün değerlerini içerisinde barındırıyor. Mitolojide ‘dev’ kavramı çok var. Bu ‘dev’ ise o coğrafyanın aşılmayan zorlukları oluyor. O dev bir dağın aşılamaması olabilir. Tabi ki inancın da mitoloji ile bağı var. Çocuk sahibi olamayan bir padişah dağda gezerken biri ona elma verir ve çocuğu olur. Masalın içerisindeki en üst otorite padişah. Onun da üstünde bir otorite, ona çözüm oluşturabilecek yerin Hızır olması, o sözün hiç aksatılmamasına dair birkaç masalda denk geldim.

    “HIZIR VE ZİYARET MASALLARDA GÜÇLÜ OLARAK VAR”

    Yine Alık-Fatık masalında babaların dinleyebileceği, sözünden çıkamayacağı yer olarak ziyaretler gösterilir. Masalda üvey anneleri, babalarından iki kardeş olan Alık ve Fatık’ı kesmelerini istiyor. Ya da bir kötülük olarak onları aç bırakmak istiyor. Baba buna itiraz ettiğinde üvey anne kendisine, ‘git ziyarete sor, o ne derse onu yap’ diyor. Üvey annenin babanın kendisini dinlemeyeceğini bildiği için bunu ziyaret üzerinden yapması bir yerde inancın mitolojide güçlü yerini gösteriyor. Ziyaretler sorgulanmıyor. Hızır ve ziyaret kavramları masallarda güçlü olarak var.

    MASALLARDA KADIN: KÖTÜ ÜVEY ANNE VE DAPİR

    -Masallardaki mitolojik anlatımlarda kadın karakterler nerede duruyor?

    Masallarda dönemin ruhu aktarıldığı için kadınların biraz daha ötelendiği, kötülüklerin kadın eliyle yapıldığı gibi durumlar var. Dapir kadındır ve Avrupa’daki cadılık kavramı ile eş değerdir ve bütün kötülükler o dapir eli ile yapılır. Masal kahramanı olan bir padişahın oğlunun sevgilisi için çıktığı yola varmadan önce diğer padişahların kızları ile zafer kazanıp evlenmesi, bol tercihi olan bir erkek modeli çiziyor. Belki de üzerine daha derinlikli çözümleme yapıldığında bütün masalların bir akışı vardır. Masal kahramanı olan erkeğin dağları aşması, devleri öldürmesi veya orduları yenmesi de aynı zamanda aşkı uğruna yani bir kadın için yaptığı bir şey oluyor. Burada eşitlenen bir durumda var. Mitolojik öğeler bağlamında toplumun yaşadığı argümanlarla şekillenmiş bir hikaye kahramanı görmüyorsunuz. Eşitlenen bir kadın figürü var; üvey anne kötü, dapir kötü.

    KAYITLARIN KİTABA DÖNÜŞMESİ

    -Dersim’in dışında farklı yerlerde de kayıt aldınız değil mi?

    İzmir ve Erzincan’da çekimlere devam ettim. Sosyolojik Dersim denen Varto, Bingöl, Erzincan’dan masallardan oluşan bir kitap. 2018 yılından bugüne kadar süren bir süreç oldu. Sonraki süreçte pandeminin araya girmesi, ekonomik kriz, kağıt ve mürekkebin pahalanması gibi sorunlar araya girdi. Her yayınevinin masal basma gibi durumu yok. Yayın süreci de zor oldu. Bu süreçte çeviriler ile uğraştım, alt yazılar için uğraştım. Belgesel için Zazaca’dan alt yazıya çevirdiğim yazılar kitaba dönüştü.

    “ANLATIMLARA SADIK KALINDI”

    Çeviriler bittikten sonra birkaç yayınevi le görüştük. Nota Bene Yayınevi ile görüşmemiz olumlu geçti ve kitap 2023 yılında basıldı. İlk etapta yakın arkadaş çevresinde çok olumlu tepkiler aldım, çok kişi aradı. Bunun reklam kısmı eksik kalıyor. Masalların kayıt altına alınmasının benim için manevi bir yönü vardı. Sizin dokunabileceğiz, buradayız diyebileceğiniz dernekler de eskisi kadar yok. Sesinizi duyuramayabiliyorsunuz. Derlemelerde edebi yönü pahasına anlatıma sadık kalarak olduğu gibi vermek daha doğru olacaktır.”

    Ersin ÖZGÜL/İZMİR

    Kitaba ulaşmak isteyenler için iletişim numarası: 0505 774 18 17

  • Suna Çelebi, 16 Ekim’de “Bir Dersim Masalı” anlatımıyla PSAKD Ataşehir Şubesi’nde

    Suna Çelebi, 16 Ekim’de “Bir Dersim Masalı” anlatımıyla PSAKD Ataşehir Şubesi’nde

    PİRHA- “Dilden dile yaşasın masallarımız” diyen Suna Çelebi, “Bir Dersim Masalı” anlatımıyla Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Ataşehir Şubesi’nde canlarla buluşacak. Etkinliğe katılım çağrısı yapıldı. 

    Pir Sultan Aabdal Kültür Derneği Ataşehir Şubesi, “Dilden dile yaşasın masallarımız” diyen Suna Çelebi’nin, 16 Ekim Cumartesi günü “Bir Dersim Masalı” anlatımıyla dernekte olacağını bildirdi. Servet Sevinç’in de bağlamasıyla eşlik edeceği belirtildi.

    Yapılan yazılı açıklamada, şöyle denildi:

    “Bir çok dile, kültüre, medeniyete tanık olmuş bir coğrafyada yaşayanlarız. Bu coğrafyada nice destanlar, nice maniler, nice türküler, nice ağıtlar, nice masallar ürettik. Bazılarını unuttuk, bazıları kayboldu ama yaşasın diye unutulmasın diye çabamız da sürüyor. Belki büyükler olarak çocukluğumuzda kalan sobalı ışıksız büyük evlerde nene ve dedelerimizden büyük bir coşkuyla dinlediğimiz masalları bu teknoloji çağında hatırlamak sorumluluğu taşıyoruz.

    “Dilden dile yaşasın masallarımız” diyerek emek veren canımız Suna Çelebi’nin anlatımıyla ” Bir Dersim Masalı” ve Servet Sevinç’in bağlamasıyla büyüteceği etkinliğimize cümle canları bekliyoruz.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • Kitap fuarının en küçük yazarı Tuğçe: Kitap okuyup sizler de yazın-VİDEO

    Kitap fuarının en küçük yazarı Tuğçe: Kitap okuyup sizler de yazın-VİDEO

    PİRHA- Ankara Kitap Fuarı’nın en küçük yazarı Tuğçe Yalçınkaya, sevenleriyle buluştu. 10 yaşındaki Tuğçe 2 masal kitabı kaleme alırken, arkadaşlarına da “Kitap okuyup sizler de yazın” çağrısında bulundu.

     Tuğçe Yalçınkaya, iki yeni kitabı ile 13. Ankara Kitap Fuarı’nın en gözde yazarı oldu. Birçok okuldan yüzlerce öğrencinin ziyaret ettiği kitap fuarının ilk durağı Küçükkaya’nın kitaplarının yer aldığı stand oldu.

    Fuarın en küçük yazarı olmanın kendisinde mutluluk yarattığını söyleyen Tuğçe Yalçınkaya, Pir Haber Ajansı’na yaptığı açıklama ile şunları söyledi:

    “Fuarın en küçük yazarı olmak çok güzel bir duygu. Gelen herkes önce garipseyerek ‘Kitabı yazan bu mu? Çok küçükmüş’ diyor. Bu da güzel hissettiriyor. Büyüklerden de tepkiler alıyorum ama genelde yaşıtlarım bana uğruyorlar. Son kitabımda ailenin öneminden, yani ailenin kıymetini anlamaktan bahsediyorum. İlk kitabımda ise hayal kurmak üzerine yazdım. Üç kız çocuğunun hayallerinin peşinde gitmelerini anlattım. Hayal kurarak geleceği de görebiliyorlar.”

    “YAŞITLARIM DA KİTAP OKUYUP YAZSIN”

    Yazar Yalçınkaya, yaşıtlarına çağrı da yaparak kitap fuarını ziyaret etmelerini, okuyup, aynı zamanda yazmaları mesajını da gönderdi. Yalçınkaya şöyle devam etti:

    “Çocuklar fuara gelsinler. Bu sene çok daha kalabalık ve ilgi büyük. Çok güzel bir ortam var. Yaşıtlarım da kitap okusun, onlar da yazsın.”

    Eren Güven – Cebrail Arslan / ANKARA

  • Koçgiri Derneği, 29 Aralık’da ‘Geleneksel Gağan gecesi’ düzenliyor

    Koçgiri Derneği, 29 Aralık’da ‘Geleneksel Gağan gecesi’ düzenliyor

    PİRHA – İstanbul Ümraniye’de bulunan Koçgiri Kültür Derneği, ‘Geleneksel Gağan gecesi’ düzenliyor. 

    İstanbul Ümraniye’de bulunan Koçgiri Kültür Derneği, 29 Aralık Cumartesi günü ‘Geleneksel Gağan gecesi’ düzenliyor.

    Gecede, geçmişten günümüze Gağan konusunu Yazar Özcan İnce ve Tarihçi Bülent Felekoğlu anlatacak. Sinevizyon gösterisinin yapılacağı gecede ‘Meta Gula’ Gülizar Dağdelen ve ‘Mıso Ezoy’ Mustafa İyidoğan çirok masal anlatımlarıyla geceye renk katacak. Gecede lokma da verilecek.

     

  • Büyük skandal: ‘Keloğlan Ak Ülkede’ adlı masal kitabında Hızır istismarcı gösterildi

    Büyük skandal: ‘Keloğlan Ak Ülkede’ adlı masal kitabında Hızır istismarcı gösterildi

    PİRHA- Hızır, Alevilerde kutsal kabul edilen adı ile kötülüklere karşı yardım çağrısında bulunan kişiyi temsil eder. ‘Keloğlan Ak Ülkede’ adlı bir masal kitabında ise Hızır adında bir karakterin masal kahramanı kız çocuğuna cinsel istismarda bulunması ve çocuğun hamile kalması konusu işleniyor. Kitaba sosyal medyadan tepki geldi. 

    Çocuk kitabı olarak yazılan ‘Keloğlan Ak Ülkede’ kitabında Hızır adında bir karakterin masal kahramanı kız çocuğuna cinsel istismarda bulunması ve çocuğun hamile kalması konusu işleniyor.

    1981 yılından bu yana okutulan ve Yuva yayınlarından çıkan Duran Yılmaz imzalı kitapda, “Hızır, baygın kızın üstüne, eğri büğrü dişlerini, çarpık suratını göstere göstere, şaşı gözleriyle baka baka yaklaştı. Baygın kızın ırzını lekeledi. Sonra oturdu, kızın baş ucuna. Onun ayılmasını bekledi. Kız ayılınca da: ‘Bunu ağabeyine söylersen gebe kalırsın,’ diyerek birden yok oldu.’ bölümü kan dondurdu. Küçük çocukların psikolojik olarak etkileneceği metinlerde ‘Artık sen benim karım oldun. Karnında bir erkek çocuğu var. Yakında doğacak” kelimelerine yer verilmesi sosyal medyada çok tepki çekti.

    Öyküde ayrıca şu ifadeler yer aldı:

    “Ağabeyi ava gittikten sonra bacısı bulaşıkları yıkadı. Bulaşık suyunu bir yarığa döktü. Masal bu ya, Hızır; o pis suratlı, ak sakallı, kocaman kafasıyla bulaşık suyunun döküldüğü yerden çıkmasın mı! Kız, karşısında bu pis suratlı adamı birden görünce bayıldı! Siz, ölen birisi dirildi mi sandınız şimdi? O durmadan dirilen şey, kötülüktür. İyilik, iyi insanlar tarafından yaratılır.”

    “Neyse dönelim Hızır’a. Hızır, baygın kızın üstüne, eğri büğrü dişlerini, çarpık suratını göstere göstere, şaşı gözleriyle baka baka yaklaştı. Baygın kızın ırzını lekeledi. Sonra oturdu, kızın baş ucuna. Onun ayılmasını bekledi. Kız ayılınca da: Bunu ağabeyine söylersen gebe kalırsın, diyerek birden yok oldu.
    Kız ağabeyine olanları söylese çok iyiydi ya korkusundan söyleyemedi. Hızır da her gün gelerek “Seni ağabeyine söylerim” diye korkutup onun koynuna giriyordu. Kızı, memnun değildi, ama yapabileceği bir şey de yoktu. Bir gün Hızır dedi ki:
    “Artık sen benim karım oldun. Karnında bir erkek çocuğu var. Yakında doğacak. O doğunca ağabeyinin avdan döndüğü yola bırakacaksın. Avdan gelirken çocuğu bulacak, kucaklayıp getirecek. “Bacım; al bu çocuğu, bir ninni söyle, ak sütün aksın; emzir, büyütelim. İkiyken üç olalım, diyecek. İşte o zaman sen ‘Götürrrr! İstemem’ diyeceksin”

    YUVA YAYINLARI: YUVA İSMİNİ SATIN ALDIK ANCAK KİTABI BİZ BASMADIK

    PİRHA’nın sorularını yanıtlayan Yuva yayınları yetkilisi, Yuva ismini marka olarak 10 yıl önce satın aldıklarını, kendilerinin bu kitapla ilgilerinin olmadığını savundu.

    Yurtdışında yaşayan yazarın da 1995 yılında öldüğünü belirten Yuva yayınları yetkilisi, ismini satın aldıktan sonra Yuva yayınlarının hiç bir kitabını basmadıklarını kaydetti.

    ‘Keloğalan Ak Ülkede’ kitabına ilişkin sosyal medyadaki tepkilerin bazıları ise şöyle:

    PİRHA/İSTANBUL