Etiket: mazlum abdi

  • Münih’te tarihi eşik: Kürtler küresel diplomasinin merkezinde!

    Münih’te tarihi eşik: Kürtler küresel diplomasinin merkezinde!

    PİRHA-Yaklaşık 65 ülkenin katıldığı Münih Güvenlik Konferansı’nda Rojava heyetinin yer alması, Kürt meselesinde yeni bir diplomatik eşik olarak değerlendiriliyor. Haklar, statü ve anayasal çözüm tartışmaları artık uluslararası masaların da gündeminde.

    13-15 Şubat tarihleri arasında düzenlenen 62. Münih Güvenlik Konferansı, bu yıl yalnızca küresel güvenlik tartışmalarıyla değil, Kürt siyaseti açısından da tarihsel bir gelişmeyle öne çıktı. Yaklaşık 65 ülkeden devlet ve hükümet başkanları ile 100’e yakın dışişleri ve savunma bakanının katıldığı zirvenin en dikkat çeken konukları, Rojava yönetiminden Mazlum Abdi ve İlham Ehmed oldu. Türkiye’de Kürt sorununun çözümüne dair tartışmaların yoğunlaştığı bir dönemde gerçekleşen bu katılım, Kürtlerin uluslararası diplomasi sahnesindeki konumunu köklü biçimde değiştiren bir eşik olarak değerlendiriliyor.

    Mazlum Abdi ve İlham Ehmed ile görüşen gazeteciler arasında yer alan Şükrü Yıldız ile izlenimlerini konuştuk.

    “BU KATILIM KÜRTLER AÇISINDAN YENİ BİR SÜRECİN BAŞLANGICIDIR”

    Münih’teki atmosferi anlatır mısınız? Rojava heyetinin konferansa katılması nasıl bir anlam taşıyor?

    Mazlum Abdi’nin altını çizdiği ilk şey çok netti ‘Bu katılım Kürtler açısından yeni bir sürecin başlangıcıdır.’ Bugüne kadar Kürtler daha çok silahlı mücadele üzerinden tanındı. Direndiler, bedel ödediler, alan tuttular. IŞİD’e karşı mücadelede kritik rol oynadılar. Ama uluslararası masalarda çoğu zaman ya yok sayıldılar ya da kenarda tutulmaya çalışıldılar. Özellikle geçmişde Avrupa’da yürütülen Suriye görüşmeleri ve anayasa hazırlama süreçlerinde Kürtler sistematik biçimde dışarıda tutulmaya çalışıldı.

    Şimdi tablo değişiyor. Artık Kürtler yalnızca ‘sahadaki askeri aktör’ değil, siyasi çözümün, anayasal tartışmaların ve diplomatik denklemin parçası olarak görülüyor. Eskiden Batı’nın dili belliydi ‘IŞİD’e karşı ortak güç’, ‘sahadaki askeri partner’. Bugün konuşulan başka, haklar, statü, anayasa, yönetim modeli. Bu çok kritik bir kırılma. Güvenlik merkezli yaklaşımdan hak ve statü tartışmalarına geçiş anlamına geliyor.

    ‘MEŞRUİET AÇISINDAN CİDDİ BİR KIRILMA NOKTASI’

    Uluslararası meşruiyet açısından ne gibi bir değişim yaşanıyor? Bu katılımın uluslararası kamuoyundaki yansımaları neler?

    Mazlum Abdi’nin en çarpıcı tespitlerinden biri şuydu ‘Uluslararası kamuoyunun harekete geçmesiyle, Kürtlerin bir birlik ruhuyla harekete geçmesi dostlarımızı bile şaşırttı. Çoğu kişi geldi ve dedi ki, Rojava’nın bu kadar etkisi mi var, bu kadar güçlü müsünüz Kürtlerin içerisinde, Kürtlerin sahiplenmesi noktasında?’ Bu dayanışma, Kürtlerin diplomasi masasındaki konumunu önemli ölçüde güçlendirdi.

    Mazlum Abdi özellikle diasporadaki Kürtlere, dünyanın dört bir yanındaki Kürtlerin hareketliliğine vurgu yaptı. ‘Bu süreçteki değişimde, dönüşümde, özellikle dost çevrelerin harekete geçmesinde, diasporadaki Kürtlerin büyük rol oynadığını gördük. Bu dayanışmanın devam etmesi gerekiyor çünkü bu süreç tamamlanmış değil, devam ediyor’ dedi. Bu aslında sürecin henüz tamamlanmadığına, uzlaşmaların ve tartışmaların devam ettiğine dair önemli bir işaret.

    Uluslararası kamuoyunda önemli bir ayrım gözetiliyor, devletler ile halklar arasında. Devletlerin çekincelerine rağmen halklar, sivil toplum ve demokrat çevreler düzeyinde güçlü bir destek var. Bu da hükümetlerin politikalarını etkileyen bir faktör haline geliyor. Kürtlerin Ortadoğu denkleminde yok sayılmasının artık gerçekçi olmadığı kabul ediliyor. Bir hafta öncesine kadar ‘Kürtler denklem dışı kaldı, siyasi olarak denklem dışına itildiler’ yorumları yapılırken, Münih’te üst düzey bir diplomasi safhasında yer almaları farklı bir tabloyu beraberinde getirdi. Bu, meşruiyet açısından ciddi bir kırılma noktası.

    ‘ANLAŞMALARIN GARANTÖRÜ HALKIMIZDIR’

    Mazlum Abdi görüşmede hangi mesajları verdi? Özellikle dikkat çeken başlıklar nelerdi?

    Görüşmede konuşulan ve konuşulmayacak noktalar vardı. Her konuda açıklama yapılamayacağı belirtildi ama genel olarak yapılan değerlendirmede bu sürecin olumlu, Kürtlerin lehine gelişen bir süreç olduğu vurgulandı. Birkaç kritik başlık öne çıktı ve bunların her biri farklı bir diplomasi kanalını, farklı bir siyasi gerçekliği ifade ediyor.

    Belki de görüşmenin en hassas başlıklarından biri İmralı meselesiydi. Mazlum Abdi şöyle dedi ‘İki mektup geldi. Son anlaşmada önemli rol oynadı. Bizim talebimiz var, İmralı ile görüşmek için.’ Bu cümle diplomasi açısından son derece önemli çünkü mesele artık sadece Suriye sahası değil, Kürt meselesinin genel siyasal çözüm zemini. İmralı ile temas talebi, Kürt hareketinin farklı coğrafyalardaki kolları arasında koordinasyon ve diyalog ihtiyacını gösteriyor. Aynı zamanda çözüm süreçlerinin birbirinden bağımsız yürütülemeyeceğinin de altını çiziyor.

    Kürt-Arap ilişkileri üzerine de en net ve sert vurgu geldi. Mazlum Abdi açık konuştu ‘Araplarla ilişkilerimiz bazıları tarafından bilinçli olarak çarpıtılıyor. Bazıları Kürt-Arap savaşı çıkarmaya çalışıyor. Bu provokasyondur.’ ‘Bizim de hatalarımız oldu. Araplarla kalıcı ittifakı yeterince geliştiremedik. Şehitlerimizin yarısı Arap halkındandır.’dedi. Bu coğrafyada kaderler birbirine karışmış durumda. Mücadele ortaktır, bedel ortaktır. Provokasyonu kimin yaptığı sorusuna da net cevap verdi ‘Arapları tahrik etmek isteyenler var. Bunlar daha önce de IŞİD ve El Kaide eli ile bunu yapmak sitediler. Yenildiler. Başarmadılar. Şimdi de başarılı olmayacaklar.’

    Diplomaside genelde garantör devletler konuşulur. Rusya, Amerika, Türkiye… Ama Mazlum Abdi farklı bir şey söyledi. ‘Anlaşmaların garantörü halkımızdır.’ Bu vurgu önemli çünkü sahada yaşayan, bedel ödeyen, sonucu taşıyacak olan halk. Diplomatik metinlerden çok toplumsal sahiplenmeye vurgu yapılması, Rojava projesinin temel felsefesini de yansıtıyor.

    Kürt iç birliği konusunda da önemli bir açıklama geldi. Mazlum Abdi, Kürt siyasi aktörleri arasında daha güçlü bir koordinasyon hedefini açıkladı ‘Kürt meclisi birliği oluşturup onunla görüşmeye oturacağız.’ Bu, Kürtler arası diplomatik ve siyasi bütünleşme arayışının işareti ve Rojava da Kürt siyasetinde yeni bir koordinasyon döneminin başlayabileceğinin işareti.

    Kadın Savunma Bilrlikleri görüşmenin en hassas başlıklarından biriydi. Mazlum Abdi şunları söyledi ‘Kadınlar Asayiş içinde yer alacak. Askerlik sistemindeki yasal sınırlamalar sorun yaratıyor ama bu geçici.’ Ve en net cümle ‘Kadın sorunu bizim kırmızı çizgimizdir.’ Yasal düzenleme tamamlanana kadar kadınların fiili olarak sistemde var olmaya devam edeceğini söyledi. Bu açıklama, Rojava modelinin temel dayanaklarından birinin kadın özgürlüğü olduğunu ve bunun pazarlık konusu yapılmayacağını gösteriyor.

    Mazlum Abdi’nin yaklaşımı romantik değil, gerçekçi. ‘Her şey kötü değil. Avantajlar ve dezavantajlar var.’ Bu, sürecin karmaşıklığını kabul eden bir liderlik dili. Ne tam iyimserlik ne tam kötümserlik, dengeli bir okuma. Abdi, Kürt bölgelerinin korunması, ekonomik gelişimin yerel denetimde olması ve halkın kendisini yönetmesi konusunun kendileri için tartışmasız olduğunu dile getirdi. Rojava projesinin özeti. Toprak, ekonomi, özyönetim.

    STATÜ, ANAYASA VE ÖZ YÖNETİM TARTIŞMASI

    Rojava’nın bu görünürlüğü Suriye denkleminde neyi değiştirebilir? Suriye’nin geleceğinde Rojava’nın yeri nasıl tanımlanıyor?

    Bugün ortada fiili olarak işleyen bir yönetim modeli var. Tartışma artık bu yapının Suriye’nin anayasal sistemine nasıl entegre edileceği üzerine. Yıllardır askeri bir başarı üzerinden tanımlanıyordu SDG çizgisi veya Rojava. Ama artık diplomasi masasında da görünür olmaya başladılar en üst düzeyde. Bu bir statü mücadelesi aynı zamanda. Artık askeri varlığın sürekli tartışıldığı, ‘IŞİD terörüne karşı alandaki ortaklarımız’ diye ifade edilen bir pozisyondan çıkılmış. Suriye’de yaşayan Kürtlerin kendi yaşamlarını, kendi bölgelerini kontrol etme ve orada yaşam standartlarını, yaşam biçimlerini belirleme noktasına gelinmiş durumda.

    Güvenlikçi bir siyasetten ziyade hakların ön planda olduğu ve bunun da anayasaya oturtulması gerektiği noktasında bir tartışmanın yürütüldüğü bir döneme geçildi. Asıl şu anda masadaki tartışma, Kürtlerin bu durumlarını ya da elde etmiş olduğu pozisyonu nasıl Suriye’nin anayasasında temsil edileceği. Rojava yalnızca Kürtler için değil, seküler yaşamı savunan Araplar, Ermeniler, Asuriler, Hristiyanlar, Aleviler ve Dürziler için de bir güvenlik alanı olarak görülüyor.

    Seküler yaşamın, demokratik yaşamın, halkların birlikte yaşamının devam edebilmesi için bir alan gerekiyor ve bu alanın Rojava olduğu artık kabul ediliyor. Bu modelin dışlanması Suriye’de yeni istikrarsızlıklar yaratabilir. O anlamıyla Rojava bir zorunluluk olarak Suriye’de duruyor. Vazgeçilecek bir durum söz konusu değil, özellikle halklar açısından. Bu halklar nezdinde, tarafsız entelektüeller nezdinde, demokrat siyasetçiler nezdinde, hatta bunun karşısında olan kesimler nezdinde bile kabul edilmiş durumda.

    Bir de göz ardı edilmemesi gereken bir nokta var, IŞİD tutukluları meselesi. Suriye’de biliyorsunuz IŞİD tutukluları var. Bu tutuklular rahatlıkla Suriye geçici hükümetine teslim edilecek iken edilmediler. Bunların hepsi Irak’a, Kürt bölgelerine taşındı. Bu da şunu gösteriyor. Suriye hükümetiyle ne kadar ilişkiler beklentiler olsa da, jeopolitik konum itibariyle dönüşümler beklense de, aynı kapasitede bir güvensizlik de ortada duruyor. Amerika ile ilişkileri, Türkiye’nin beklentileri biliniyor. Ama buna rağmen IŞİD’liler Şam hükümetine teslim edilmedi. Bu güvensizliğin bir resmi olarak ortada duruyor.

    ‘ABDİ: BU SÜRECE KOMŞULARIMIZIN TÜMÜNÜN DESTEĞİ VAR’

    Türkiye, ABD, Rusya ve Avrupa Birliği bu katılımı nasıl okumalı? Büyük güçlerin tutumu nedir?

    Bu konuda çok ketum bir durum söz konusu, hiç kimse açıklama yapmıyor. Ama görünen bir gerçeklik var. Türkiye bu tür toplantıları izleyen bir ülke değil, her zaman buralarda kendisini göstermeye çalışan bir ülke. Ama bu sefer MİT Başkanı İbrahim Kalın konferansa katıldı ancak Dışişleri Bakanı, hatta Savunma Bakanı bile böyle bir toplantıda yer almadı. Bunun ana etkenlerinden biri Rojava’yı temsilen bir heyetin çağrılı olup katılacağı yönündeki bilgiler.

    Ancak Mazlum Abdi çok önemli bir açıklama yaptı. ‘Komşularımızın tümünün desteği bu sürece var.’ Bu da Türkiye’nin aslında bu konuda olumlu bir adım attığını gösteriyor olabilir. Çevremizdeki ülkeler, komşu ülkelerin bu anlaşmadaki rolleri, özellikle de en son yapılan anlaşmadaki kararların hayata geçirilmesi yönünde olumlu olduğu vurgulandı. Bunun içerisinde çıkarılacak sonuçlardan biri, Türkiye’nin de bu anlaşmaya olumlu baktığı yönünde bir genel izlenim. Türkiye’nin bu toplantıda Mazlum Abdi’nin katılmasına ya veto etmeye güçü yetmedi ya da onayı verdiğini söyleyebiliriz. Önümüzdeki dönemde sonuçlarını daha rahat görebileceğiz.

    ABD açısından bakıldığında, Senatör Lindsey Graham başkanlığındaki üst düzey Kongre heyetiyle yapılan görüşme son derece anlamlı. Graham, Kürtleri yakından tanıyan, Trump’a da yakın bir Cumhuriyetçi Senatör. Kongre’de HTŞ’ye karşı tutum alan senatörlerin başında geliyor ve Kürtleri Koruma Yasası tasarısını Temsilciler Meclisi’ne sundu. Bu henüz kabul edilmedi ama süreç devam ediyor. Kongre üyelerinden Rojava’yı korumaya, Kürtleri savunmaya devam edeceklerine dair net mesajlar geldi. Özgürlük ve adalet mücadelesini temel ortaklar olarak tanımlıyorlar. Mazlum Abdi özellikle Kürtleri Koruma Yasası’nın gündeme alınması için ABD Kongre üyelerine teşekkür etti.

    Bir de göz ardı edilmemesi gereken önemli bir aktör var, Suudi Arabistan. Şu anda Türkiye’den çok daha etkin bir pozisyonda ve özellikle Suriye geçici hükümetinin siyaseti üzerinde çok belirgin bir etkisi var. Her ne kadar Türkiye’nin ismi sıkça dile getirilse de, Suudi Arabistan’ın çok etkin bir güç olduğunu göz önünde bulundurmak gerekiyor. Mazlum Abdi özellikle Suudi’nin oynadığı rol konusunda kendilerine teşekkür etti. Bu nezaketen kullanılan bir dil olabilir ama aynı zamanda Suudi’nin süreçte zorunlu bir taraf olarak rolü olduğunu da gösteriyor.

    ‘MEŞRUİET ZEMİNİ GÜÇLENDİ’

    Bu katılım ileride resmi diplomatik temasların önünü açabilir mi? Bundan sonrası için ne bekleniyor?

    Kesinlikle açabilir. Mazlum Abdi görüşmede şunu vurguladı ‘Bu süreç tamamlanmamış bir süreç, devam ediyoruz. Bu süreçteki değişimde, dönüşümde, özellikle dost çevrelerin harekete geçmesinde, diasporadaki, dünyanın dört bir yanındaki Kürtlerin hareketliliğinin büyük rol oynadığını gördük. Bu dayanışmanın devam etmesi gerekiyor.’ Bu aslında sürecin henüz tamamlanmadığına, uzlaşmaların ve tartışmaların devam ettiğine dair önemli bir işaret.

    Geçici Suriye Hükümeti’nin Rojava’ya yaklaşımı nasıl? 

    Geçici Suriye Dışişleri Bakanı Şehbani, SDG hakkında çok önemli bir açıklama yaptı. ‘SDG düşmanımız değil, ortağımızdır. Demokratik Suriye güçlerini düşman olarak görmüyoruz, SDG’yi ortaklarımız olarak kabul ediyoruz.’ Dedi. Abdi de ‘Biz birlikte yaşamak zorundayız bu coğrafyada.’ Demişti. Bu tanımlamalar gelecek için umut verici. Ancak aynı zamanda Kobani’deki kuşatma ve yaşanan insani kriz göz önüne alındığında, söylem ile eylem arasındaki tutarlılığın da sorgulanması gerekiyor. Şehbani ‘ortak’ diyor ama Kobani’de bambaşka bir tablo var.

    Son olarak, Münih’te yaşanan bu gelişmeyi nasıl özetlersiniz? Kürtler için ne anlama geliyor?

    Münih’te verilen mesaj açık, Kürtler artık masada. Diplomatik kazanımlar var, uluslararası görünürlük arttı, meşruiyet zemini güçlendi. Ama sahadaki gerçeklik de açık. Diplomasi tek başına yetmez, yaşam korunmalı. Masa ile halkın gündelik hayatı arasındaki mesafe hala çok büyük. Münih’te tarihi adımlar atılırken Kobani’de insanlar açlık ve hastalıkla boğuşuyor. Bu iki gerçeklik arasındaki köprüyü kurmak, sürecin en kritik sınavı olacak.

    Elif SONZAMANCI PİRHA-KÖLN

  • Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Rubio ve Şeybani ile bir araya geldi

    Mazlum Abdi ve İlham Ahmed, Rubio ve Şeybani ile bir araya geldi

    PİRHA- DSG Genel Komutanı Mazlum Abdi ile Özerk Yönetim Dış ilişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed, Münih’te ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Suriye geçici hükümeti Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile bir araya geldi. Abdi, toplantının iyi geçtiğini söyledi. 

    Dünyanın farklı ülkelerinden liderlerin katılımıyla gerçekleştirilen 62. Münih Güvenlik Konferansı’na katılan Demokratik Suriye Güçleri (DSG) Genel Komutanı Mazlum Abdi ve Kuzey ve Doğu Suriye Özerk Yönetimi Dış İlişkiler Dairesi Eş Başkanı İlham Ahmed, bugün Suriye konulu toplantıda ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ve Suriye geçici hükümeti Dışişleri Bakanı Esad Şeybani ile bir araya geldi.

    Görüşmenin ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Abdi, “ABD Dışişleri Bakanıyla bir toplantı yaptık. Suriye Dışişleri Bakanı da hazırdı. Toplantı genel olarak iyi geçti. Biz entegrasyon anlaşması, Kürt halkının hususiyetleri, Suriye’deki durum ve Suriye’nin geleceği konuları hakkında konuştuk. Toplantı iyi geçti” dedi.

    Uluslararası güçlerin sunabileceği garantiler konusundaki soruya ilişkin Abdi, “Biz bu konularda konuştuk, onlar da olumlu yaklaşım gösterdiler” dedi.

    Yarın da çok sayıda toplantıya katılacağını belirten Abdi, Rojava’daki duruma ilişkin soruya, “Bir ateşkes var, fakat sorunlar da var. Biz de bu sorunları çözmeye çalışıyoruz” yanıtını verdi.

    Abdi, Avrupa ülkelerinden de sorunların çözümü konusunda olumlu bir yaklaşım gördüklerini söyledi.

    ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, sosyal medya hesabında toplantının fotoğrafını paylaşarak, “Bir resim bin kelimeye bedeldir – yeni bir başlangıç” yorumunu yaptı.

    HABER MERKEZİ

  • Mazlum Abdi: Kürt kentlerine Suriye ordusu girmeyecek, kazanımlar korunacak!

    Mazlum Abdi: Kürt kentlerine Suriye ordusu girmeyecek, kazanımlar korunacak!

    PİRHA- SDG Genel Komutanı Mazlum Abdi, Şam yönetimiyle imzalanan ateşkes ve entegrasyon anlaşmasının Kürt kentlerinin siyasi, askeri ve idari kazanımlarını güvence altına aldığını belirterek, “Köyler dahil Kürt bölgelerine Suriye ordusu girmeyecek. Amacımız halkımıza yönelik katliam tehdidini durdurmaktı” dedi.

     Suriye Demokratik Güçleri (SDG) Genel Komutanı Mazlum Abdi, Şam yönetimiyle varıldığı duyurulan ateşkes ve entegrasyon anlaşmasına ilişkin kapsamlı açıklamalarda bulundu. Abdi, anlaşmanın Kürt kentlerinin siyasi, askeri ve idari kazanımlarını korumayı hedeflediğini vurguladı.

    Abdi, “Anlaşmada Kürt kentlerine, köyler dahil olmak üzere Suriye ordusunun girmesi söz konusu değildir” diyerek, Cizîr ve Kobani başta olmak üzere Kürt bölgelerinde mevcut yönetim ve güvenlik yapısının korunacağını belirtti.

    “SDG GÜÇLERİ BULUNDUKLARI KENTLERİ KORUMAYA DEVAM EDECEK”

    Mazlum Abdi, SDG’ye bağlı güçlerin tugaylar halinde Suriye ordusu bünyesinde resmi statüyle, ancak bulundukları bölgelerde kalmaya devam edeceğini söyledi. Abdi, “Kamişlo, Dêrik, Kobani ve Cizîr’deki güçlerimiz, kentlerin güvenliğini sağlamayı sürdürecek” dedi.

    Anlaşmanın yürürlüğe girmesiyle birlikte Kobani’ye yönelik ablukanın kalkacağını belirten Abdi, “Suriye ordusuna bağlı güçler Cizîr ve Kobani’den çekilecek, bizim güçlerimiz de kent merkezlerinden çıkacak. Bu süreç tamamlandığında abluka sona erecek” ifadelerini kullandı.

    “KAZANIMLARIMIZ KORUNACAK, MÜCADELE SÜRECEK”

    Abdi, anlaşmanın Kürt halkının bugüne kadar elde ettiği kazanımların korunmasına odaklandığını belirterek, “Hedeflerimiz bugünkünden daha büyüktü ancak verilen emeği küçümsememek gerekir. Kültür, eğitim ve yerel yönetim alanlarında kazanımlar korunacak. Kararlar yerel meclisler tarafından alınmaya devam edecek” dedi.

    Eğitim alanındaki çalışmaların resmi statü kazanacağını ifade eden Abdi, Kürt bölgelerindeki idari kurumların yerel halk tarafından işletilmeye devam edeceğini vurguladı.

    ENTEGRASYON SÜRECİ 2 ŞUBAT’TA BAŞLIYOR

    Mazlum Abdi, entegrasyon sürecinin 2 Şubat’ta başlayacağını belirterek, geçici olarak Hasekê ve Kamişlo’ya Geçici Suriye Hükümeti’ne bağlı bir gücün geleceğini, bu gücün yalnızca entegrasyon sürecini takip edeceğini söyledi. Abdi, kent güvenliğinin İç Güvenlik Güçleri (Asayiş) tarafından sağlanacağını, kurulan ortak komitelerin ise yalnızca idari koordinasyon görevini üstleneceğini kaydetti.

    “BU ANLAŞMANIN TEMEL HEDEFİ KATLİAMI ÖNLEMEKTİ”

    Şam ile yürütülen görüşmelerin 18 Ocak’ta başladığını hatırlatan Abdi, sürecin esas amacının ateşkes sağlamak ve olası bir katliamın önüne geçmek olduğunu ifade etti:

    “Halkımıza yönelik ciddi bir katliam tehdidi vardı. Uluslararası güçlerin bu tehdidi durdurma konusunda yeterince istekli olmadığını gördük. Halkımızın can güvenliğini sağlamak için bu anlaşmayı yaptık.”

    ABD VE FRANSA GARANTÖR

    Abdi, anlaşmanın garantörlerinin ABD ve Fransa olduğunu belirterek, her iki ülkenin de sürecin tüm aşamalarında yer aldığını söyledi. Abdi, “Macron siyasi garantör olacağını bizzat ifade etti. ABD ve Fransa bu süreci izleyecek” dedi.

    “DEVLET KADEMELERİNDE YER ALMAYACAĞIM”

    Mazlum Abdi, devlet yönetiminde görev alması yönünde teklif aldığını ancak bunu kabul etmediğini belirterek, “Bu görevler için arkadaşlarımı önerdim. Ben halkımın arasında kalacağım. Temel görevim Kürt ulusal birliği için çalışmak” dedi.

    Abdi, Afrîn ve Serêkaniyê’nin Kürt kentleri olduğunu vurgulayarak, bu bölgeler için de çözüm sağlanması gerektiğini ifade etti. “Bu anlaşma Kürt şehirlerinin özgünlüğünü korumayı hedefliyor. Afrîn için de bu sürecin işlemesi gerekiyor” dedi.

    HABER MERKEZİ

  • ‘Türkiye’deki Aleviler ile Kürtlerin ittifakını sağlamak gerekiyor!’-VİDEO

    ‘Türkiye’deki Aleviler ile Kürtlerin ittifakını sağlamak gerekiyor!’-VİDEO

    PİRHA – 78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can, hükümetin, Kürt sorununu çözme konusunda bir programının olmadığını söyledi. Can, ilk konuşulması gereken başlığın “silahların bırakılması” konusu olamayacağını belirterek “Haklarla ilgili adım atıldığı oranda güven oluşur” dedi. Celalettin Can, Türkiye’deki Aleviler ile Kürtler arasında yapılacak olası bir ittifakın da demokratikleşme adına büyük kazanım sağlayacağını vurguladı.

    ‘Asrın Çağrısı’ başlığı ile 27 Şubat’ta kamuoyuna açıklanan İmralı’dan gelen mektup ardından “Şimdi neler olacak?” sorusunun cevabı merakla bekleniyor.

    Hükümet kanadı, “Ortada bir müzakere, pazarlık süreci yok” diyerek tek odağının PKK’nin silah bırakması olduğunu vurgularken Kürt hareketi ise demokratikleşme konusunda bir adım beklentisi içinde olduğunu ifade ediyor.

    “HÜKÜMET SAHİCİ DAVRANMADI”

    78’liler Girişimi Sözcüsü Celalettin Can da PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın çağrısına karşılık hükümetten henüz bir yaklaşım gösterilmediğini belirtti. Kürt sorununun çözümü adına iktidarın tavrını yorumlayan Celalettin Can, şunları söyledi:

    “Sayın Öcalan’ın asıl görüşü, Türkiye’de bir demokratik dönüşümün gerçekleşmesidir. Bu demokratik bir dönüşüm. Nasıl demokratik dönüşüm? İlk adımı biz atalım, ‘Demokratik dönüşüm’ diyelim’. Öcalan bir de tarihin bu döneminde Kürt meselesinin çözüm koşullarının kuvvetler ilişkisi açısından olmadığını da gördü. Kürt meselesini öne almadı, daha çok demokrasiyi gündeme aldı. Ve Kürt meselesini gündeme getirdiğinde belki daha yumuşak inişler yaptığında kazanabileceği bazı haklar vardı, onların da kaybedebileceği hesabını yaptı ve ‘demokratik dönüşüm’ dedi. ‘Siz demokratik dönüşüm konusunda adım attığınız takdirde biz de kendimizi yeni duruma göre yeniden inşa ederiz’ dedi. Sayın Öcalan bu adımı atmış olmakla birlikte karşı taraftan bir görüş gelmedi şu ana kadar. Sadece şu söylendi; ‘silahları bırakın’. Öcalan hala ‘Demokratik dönüşüm, demokratik toplum’ diyor. ‘Dönüşümü sağladığınız anda biz de ona göre adım atarız’ diyor. Ama devletin de görüşü ‘Önce siz silahları bırakın. Sonra konuşuruz’ noktasında.

    Diğer yandan ‘PKK’de kongre yapılsın’ deniyordu ama kongre konusunda da hükümet aslında sahici davranmadı. Çünkü Süleymaniye’de bu kongrenin yapılacağı kararı alınmıştı ama henüz o uygulanmadı. Uygulanamazdı da. Bir Amerikalı gazetecinin, Süleymaniye’den yazdığı gibi; ‘Kürtler aslında kongre yapmak istiyor ama sürekli bombalanıyorlar ve kongreyi yapma koşulları yok gibi. Engelliyorlar bunu’ dedi.

    Yani sonuç olarak dünyanın her tarafında bu meselelerin çözümünde ilk konuşulan ‘silahların bırakılması’ olmaz. Haklarla ilgili adım attığı oranda insanlar birbirine güven verir. Haklarla ilgili adım atıldığı oranda silahlı müdahaleyi o güne kadar yürüten hareket de bir güven duyar. ‘Tamam, sorunları çözüyorlar. Korku ve kaygı duymadan ben silahlarımı bırakabilirim’ noktasına gelir.

    PKK ateşkes ilan etti. Hatta ‘ateşkes kavramının kullanılması dahi yanlıştır’ denildi. Yani ateşkes olunca sanki muhatap olunuyor, devlet çok ciddiye alıyormuş gibi bir imaj maker yaptılar. Ama gayet doğal olan bir şey vardı, 40 yıldır savaştığın, 40 yıldır savaşmakla birlikte yenemediğin ve denge durumuna gelen bir hareket ve aşamıyorsun, aşamadığın için anlaşmaya kalkıyorsun. Ama tarihin bir döneminde kendince bir fırsat yakaladığı kanısıyla karşı tarafı daha da aşağı çekmeye çalışıyorsun. Ama kuvvetler ilişkisi senin onu aşağıya çekmeye de müsait değil aslında.

    Mümkün olduğu kadar Kürt özgürlük hareketinin barış yapmak konusundaki baskın tavrını göz önüne alıp ‘bunlar galiba zayıf hissediyorlar, veyahut da işte bunlar madem böyle diyorsa biz daha da tavizsiz davranalım’ falan diye bir noktada hareket ediyorlar. Hatırlarsanız Bahçeli, ‘Öcalan, Mecliste gelsin konuşsun’ demişti. O kadar ileri şeyler söylemişti. Oradan şu anda geldiği nokta ne? Yani kongre yapmanı bile engellemeye çalışıyor, silahları bırakma konusundan başka bir talep getirmiyor gündeme.”

    “KÜRT KUŞATMASINDAN ÇEKİNDİLER”

    Celalettin Can, devlet kanadı ile Abdullah Öcalan arasındaki görüşmelerin nasıl başladığı konusunu da değerlendirdi. “Aslında Türkiye Cumhuriyeti Devleti çok büyük sıkıntılar içerisindeydi” diyen Celalettin Can, şöyle devam etti:

    “Bu sıkıntılı hali çok açıktı. Çünkü aşağıdan Erdoğan’ın deyişiyle İsrail vura vura geliyordu. Soykırım uyguladı. Sonra Suriye’ye doğru girdi, Başer Esad’ın geri çekilmesinin koşullarını yarattı. İran’a doğru gidiyordu ve bütün amacı ne yapıp edip Amerika’nın savaşa girebilmesi için İran’ı da savaşa sokmaktı. Ama Amerika İran temkinli davrandı.

    Bu dönemde en büyük kaygıları şu oldu; Kürt kuşatmasından çekindiler aslında. İsrail, Kürtlere olumlu bakıyor. Amerika da Kobani’ye olumsuz bakmıyor; Kürtlerin elinde kalması şeklinde bir siyaseti var. Sonra İran çok zayıf duruma düşüyor. Rojhelat’ın düşme imkanı var. Yan sırada başka bölgeler de var orada. Orada da Kürtlerin düşme durumu var. Bu gelişme karşısında Barzani çevresi de seyirci kalamaz. Kaldı ki Kandil’de, Gare’de çalışmalar var. Devlet aslında bir Kürt kuşatmasından çekindi. İsrail’in Kürtlere destek vereceği, Amerika’nın seyir bigane kalacağı görüşü var. Dolayısıyla Türkiye, İsrail’in Kürtlere destek vererek, ittifak kurarak kendi aleyhlerine bazı sonuçlar yaratılabileceği gördü. Bunu engellemek için de Kürt meselesini kim gündeme getirdi? Öcalan. Kim gündeme getirmişse onunla çözmek lazım. Öcalan’ı devreye koymaya çalışıp önünü almaya çalıştılar bu sürecin.”

    “HÜKÜMETİN, KÜRT MESELESİNİ ÇÖZME PROGRAMI YOK”

    Celalettin Can, hükümetin “Kürt hareketini güçten düşürmek adına” gözaltı ve tutuklama politikasına başvurduğunu da ifade etti. Abdullah Öcalan’ın, Kürtlerle Türklerin çatışma içine girmesi konusunda engelleyici olduğunu vurgulayan Can, şöyle devam etti:

    “Dikkat edin, son zamanlarda çok bilinen, tanınan insanlar da gözaltına alındı. Bu sadece Kürt tarafında olmadı, sosyal demokrat çevreden de gözaltına aldılar. Ama esasen benim görebildiğim kadarıyla Türkiye Cumhuriyeti Devleti, uluslararası planda epey tecrit oldu. Erdoğan çok yıprandı. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni tabii ki NATO’dan çıkarmazlar, tabii ki Amerika vazgeçmez ama pekala var olan yönetimden vazgeçebilirler. Bir de böyle bir durum söz konusuyken ekonomik durum zaten kötü, kriz hali söz konusu. Kürt hareketinin Rojava’da, Bakur’da, Rojhelat’ta olsun birleşme eğilimi de ortaya çıktı. Barzani’yi de eskisi gibi elinde tutamayacaklarının koşulları çıktı. Kobane komutanı Mazlum Abdi, Barzani’yle görüştü. Türkiye için en büyük tehlike Kürtlerdir aslında. Ama Kürtlere yöneldikleri zaman dünya sahip çıkacak hale geldi. Çünkü Kürtler bir araya geldi. Kürtlerin bir araya gelmesi, kendi hakkına hukukuna sahip çıkması ürküttü. AKP-MHP Hükümeti, Kürt meselesini çözmek için yapmadılar bu işi aslında. Kürtleri belli bir çizgide tutabilmek için, ileriye gitmelerini engellemek için; Kürt meselesini çözme programı yoktu yani. Hala da yok. Ama Abdullah Öcalan bunu yaratmak istiyor. Yani Abdullah Öcalan zeki, kapsayıcı, büyük bir lider ve savaşın Türkiye’ye de yaramayacağını görüyor. Türkiye’yi gözetiyor o anlamda. Gözettiği faşistler değil, Türkiye toplumu. Ve Kürtlerle Türklerin ciddi bir çatışma içine girmesini istemiyor. Çatışma ortamı bu şekilde devam ederken Türkiye’nin daha da büyük çöküntüye uğrayabileceğini görüyor ve bunun Kürtlerin de hayatını etkileyeceğini düşünüyor. Ama en büyük kaygılarından birini de söyleyeyim; katliamdan korktu Abdullah Öcalan. Çünkü Türkiye, çaresizlik içinde büyük bir katliama girebilirdi.

    “ALEVİLER İLE KÜRTLERİN İTTİFAKINI SAĞLAMAK GEREKİR”

    Celalettin Can, Kürt sorununun çözümü konusunda Alevi toplumunun rolüne de değindi. Suriye’deki Alevi toplumuna yönelik katliamları da gündemine alan Celalettin Can, güçler arasındaki ittifakın mümkün olabileceğini söyledi. Can, Türkiye’deki Alevi hareketinin sürece dahil olması konusunda ise şu görüşü paylaştı:

    “Suriye’de Alevilerin bir can güvenliği problemi olduğu, katliamla karşı karşıya oldukları ortaya çıktı. Öcalan o konuda akıllı davrandı ve ‘Alevilere yardım edin’ talimatını verdi, çok güçlü bir katkı sundu. Ben de bir Aleviyim, Suriye’de Kürtler ile Aleviler arasında bir ittifak kurulabilir. Dürzüler ister istemez İsrail’e yanaştılar ve özel bölge oluşturdular. Onlarla da ittifak kurulabilir.

    Türkiye’deki Alevi hareketi, şu anda Suriye’deki gibi tehlikede değil. Bir çatışma perspektifinden uzak. Aslında Aleviler, Kürtlerden daha fazla tehlikede. Çünkü Kürtlerin sonuçta bir örgütlülüğü ve önderliği var. Alevilerin önderliği, örgütlülüğü de yok. Katliamla karşı karşıya gelebilirler ve gelmelerini engelleyen güçlerden biri de Kürt hareketinin varlığıdır. Ama henüz bu konuda yeterli bir bilinç, ortaklaşma, birlik içerisinde olma düşüncesi Kürt Alevilerde var ama daha geniş, diğer etnik gruplarda son derece zayıf. Hala Kürtlere, Kürt hareketine karşı bir ön yargı var ve bu ön yargının kırılması gerekir. Türkiye’deki Aleviler ile Kürtlerin ittifakını, birleştiriciliğini sağlamak gerekir. Alevilerle Kürtler birleşirse bu birleşiklik Suriye’ye kadar uzanılırsa Suriye’nin geleceği Kürt özgürlük hareketiyle beraberdir aslında ve Türkiye’de de demokrasinin gelmesinin çok önemli koşulları da var.”

    Eren GÜVEN/İSTANBUL