Etiket: mazot

  • ‘Bu bütçe çiftçiye destek değil, borç yazıyor’-VİDEO

    ‘Bu bütçe çiftçiye destek değil, borç yazıyor’-VİDEO

    PİRHA- Çiftçi-Tarım yazarı, Abdullah Aysu, 2026 yılı bütçesinin çiftçiye destek olmaktan çok borç yükü anlamına geldiğini vurgulayarak, “Bu bütçe çiftçiye destek değil, borç yazıyor” dedi.

    Tarım yazarı, Abdullah Aysu, 2026 yılı bütçesinde tarıma ayrılan payı PİRHA’ya değerlendirdi. Aysu, 2006 yılında çıkarılan Tarım Kanunu’nu hatırlatarak şunları söyledi:

    “O yasa 2007 yılında yürürlüğe girdi ama bugüne kadar uygulanmadı. Kanunda, destek oranı gayri safi milli hasılanın yüzde 1’inden az olamaz deniliyor. Şimdiye kadar hiçbir yıl yüzde 1 oranında destek verilmedi. En fazla yüzde 0,5’e ulaştı, o da bir yıl gecikmeli olarak ödendi.”

    ÇİFTÇİ DESTEĞİNİ ALAMAYINCA BANKAYA GİTTİ” 

    Aysu, desteklerin zamanında ödenmemesi nedeniyle çiftçilerin borç batağına sürüklendiğini belirtti:

    “Çiftçi desteğini alamayınca bankaya gitti, faizle borç aldı. Devlet desteği zamanında ödemeyince kaybeden yine çiftçi, kazanan yine banka oldu.”

    Aysu, 2026 bütçesinde tarıma ayrılan 186 milyar liralık payın, faize ayrılan paranın yanında “devede kulak” kaldığını söyledi:
    “Bir yanda toprağa alın teri döken milyonlar, diğer yanda hiçbir şey üretmeden para kazananlar… Faizcilere ayrılan bütçe, tarımın 16 katı. Hükümetin kimden yana olduğu artık tartışmasız.”

    “MAZOT DESTEĞİ KALKTI ÇİFTÇİ DEVLETİ FİNANSE EDİYOR”

    Mazot desteğinin kaldırılmasına da tepki gösteren Aysu, şunları kaydetti:

    “Türkiye’de çiftçiler yılda 3,5 milyar litre mazot tüketiyor. Bu kadar mazottan alınan KDV ve ÖTV’yi üst üste koyduğunuzda çiftçi artık devleti destekliyor. Hükümet ekranlara çıkıp ‘çiftçiyi destekliyoruz’ diyor ama sahaya inmeye cesaret edemiyor.”

    Aysu, desteklerin alan bazlı olmasının küçük çiftçileri dışladığını belirtti:

    “Destekler alan bazlı olduğu için büyük arazisi olan daha çok alıyor, küçük üretici yok sayılıyor. Türkiye’de tarımsal yapının yüzde 87’si küçük aile çiftçiliğinden oluşuyor. Bu kesim ayakta kalamazsa hem üretim düşer hem de ülkenin gıda güvenliği tehlikeye girer.”

    “BU BÜTÇE TOPRAĞA DEĞİL FAİZE SU VERİYOR”

    Yeni kredi düzenlemesine de değinen Aysu, çiftçilerin kredi alabilmesi için vergi ve SGK borcu bulunmaması şartına dikkat çekti:

    “Zaten çiftçilerin çoğu Bağ-Kur borcu içinde. Bu şartla kimse kredi alamaz. Üstelik çiftçi borcuna en sadık kesimdir; takibe giren oran yüzde 1’in bile altında. Hükümet kendi sözünü tutmuyor ama çiftçiden mucize bekliyor.”

    Aysu, çözümün küçük aile çiftçiliğini esas alan bir tarım politikasında olduğunu vurguladı:

    “Doğru destek verilirse Türkiye, nüfusunun 1,5 katını doyuracak kapasiteye sahip. Ama yanlış politikalar yüzünden üretim çöküyor, ithalat artıyor, gıda fiyatları uçuyor. Bu bütçe, üreticinin değil ithalatçının bütçesi.”

    Aysu sözlerini şöyle tamamladı:

    “Çiftçi üretmek istiyor, borç değil destek istiyor. İktidar ise çiftçiyi değil faizi besliyor.”

    EREN GÜVEN/İSTANBUL

    İLGİLİ DOSYA

    Ayşegül Devecioğlu: Savaş bütçesiyle barış olmaz

     

  • Milletvekili Ayhan Barut, 43 liraya dayanan mazot fiyatlarına Meclis’te isyan etti!-VİDEO

    Milletvekili Ayhan Barut, 43 liraya dayanan mazot fiyatlarına Meclis’te isyan etti!-VİDEO

    ANKARA- CHP Adana Milletvekili Ayhan Barut, Türkiye’de çiftçilerin yıllık 3.5 milyar litre mazot kullandığına dikkat çekerek, mazottaki zamların üretim ve üreticiyi bitirdiğini söyledi. Meclis’te mazot zamlarına isyan eden Barut, “Cumhurbaşkanlığı seçimi yapıldığında 20 lira olan mazot fiyatı, bitmeyen zamlarla bugün 43 liraya dayandı. Zam yüzde 115 oranını geçti. AKP elini artık cebimizden çek” dedi.

    Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu’nda söz alarak zamlara itiraz eden CHP Adana Milletvekili, TBMM Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu Üyesi Ayhan Barut, “Çiftçinin en büyük girdi maliyeti mazot ama zamlar çiftçiyi vurdu. AKP iktidara geldiğinde 1.48 lira olan 1 litre mazotun fiyatı, şimdi 43 liraya dayandı. Yine yakın zamanda 2 lira 30 kuruş zam geleceği söyleniyor. AKP, mazotla bizi terbiye etmeye çalışıyor. Bu yanlışı sonlandırın, çiftçimizi ve halkımızı rahat bırakın” diye konuştu.

    “ZAM ORANI YÜZDE 115”

    Seçimden bu yana mazota yüzde 115 oranında zam yapıldığına işaret eden Ayhan Barut, “Cumhurbaşkanlığı seçiminin yapıldığı 28 Mayıs’ta yaklaşık 20 liraydı. Aradan geçen 8 ayda yüzde 115 zam geldi. Bu sene asgari ücretin açıklandığı gün fiyatlar 36 lira seviyesindeydi. O günden beri yüzde 18 zamlandı. Türkiye’de çiftçimiz yılda yaklaşık 3.5 milyar litre mazot kullanıyor. Zamlar bitmiyor ama çiftçimiz bitiriliyor. Üretime düşmanlık anlayışını kınıyoruz. Bitmek bilmez zamların geri alınmasını, mazotta KDV ve ÖTV indirimi istiyoruz” şeklinde konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • Mersin’de kamyoncular kontak kapattı-VİDEO

    Mersin’de kamyoncular kontak kapattı-VİDEO

    PİRHA- Artan yakıt fiyatları Mersin’de kamyoncular tarafından protesto edildi. Eyleme dair ajansımıza konuşan Ümit Karahanlı adlı nakliyeci, artan maliyetlerden kaynaklı kontak kapattıklarını vurgulayarak, taleplerinin karşılanana kadar eylemelerine devam edeceklerini söyledi.

    Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın imzasıyla Resmi Gazete’de yayımlanan düzenlemeyle akaryakıtta Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) tutarları arttı. Zamla birlikte benzin ve mazot 35 TL bandında olurken, LPG 14 TL’ye yükseldi.

    Zamlara yurttaş ve meslek örgütlerinden tepki yükselirken, iktidar yetkilileri çeşitli gerekçelerle zammı savundu.

    Yakıt fiyatlarının artması bir çok kaleme de zammın olacağını işaret ederken, ulaşım sektöründe kriz derinleşiyor.

    Mersin’de gelen zamlara tepki göstermek amacıyla kontak kapattı. Tırmıl Meydanı’nda bir araya gelen kamyon şoförleri, zamlar sonucu iş yapamaz hale geldiklerini belirterek, zamları protesto etti.

    Ümit Karahanlı adlı nakliyeci PİRHA’ya eylemlerine dair bilgi verdi.

    Limana iş yaptıklarını ancak artan malyetlere karşın işverenlerin 2022 tarfesinin kendilerine dayattığını belirten Karahanlı, yakıta 5 liralık artış dahil her şeye zam geldiğini, ama kendilerinin hala bize eski fiyatla çalıştırılmak istenmesini kabul etmedilerini söyledi.

    Taleplerinin en az yüzde 40 zam olduğunu vurgulayan Karahanlı, taleplerinin karşılanmaması halinde eylemlerinin süreceğini ifade etti.

    PİRHA/MERSİN

  • ‘Fabrikadan çok cami var; bıraksınlar artık din tüccarlığını, Diyanetle milleti sömürüyorlar’-VİDEO

    ‘Fabrikadan çok cami var; bıraksınlar artık din tüccarlığını, Diyanetle milleti sömürüyorlar’-VİDEO

    PİRHA – Seyyar satıcılık yapan 71 yaşındaki Zehra Canan, mevcut ekonomik krize dair “Dışa bağımlılıktan kurtulup içte üretim sağlanmalı” vurgusu yaptı. Mevcut hükümetin “din siyaseti” yaptığını söyleyen Canan, “Cemevlerine ticarethane diyorlar. Asıl ticarethane günümüz camileri. Sorarım, o Diyanet, halkı sömürmekten başka ne işe yarar?” sözleriyle tepkisini dile getirdi.

    Sivas’ın Kangal ilçesine bağlı Bahçeliyurt Köyünde dünyaya gelen Zehra Canan, ilkokul 3. sınıfa kadar eğitimini tamamlayabilmiş. Babasının Hakk’a yürümesinin ardından aile, 1969 yılında Ankara’ya gelmiş. Elli seneden beri de Ankara’da yaşadıklarını anlatan Zehra Canan, PİRHA’ya konuştu.

    20 yıla yakın süredir seyyar satıcılık yapan 71 yaşındaki Canan’ın ilk sözleri mevcut ekonomik krizin halk nezdinde derin hissedildiği yönünde oldu. Canan, şu an geçimini yaptığı örgüleri Ankara Kızılay Metrosunda satarak sağlıyor. Geçmişte esnaflık yaptığını belirten Zehra Canan, iş hayatını şöyle özetliyor:

    “Daha evvelden esnaflık yapıyordum. 1990 yılından 2003 yılına kadar bakkal işlettim. İşlerim iyi gitmedi. Büyük marketler çıktı ve ondan sonra kapatmak zorunda kaldım. Ardından orada burada çalışmaya başladık. Ama tabi sonrasında yüklü vergi cezaları geldi, 20 milyar kadar aldılar. Ardından ben de işportaya çıktım. O borcumu da kredi çekerek kapattım.
    Mamak’ta yaşıyorum ve her gün otobüsle Kızılay’a gelip tezgah açıyorum. Mesela bir günde yaptığım bir el işi lif ya da patiği 20-25 liraya satıyorum ama artık bu dahi insanlara pahalı geliyor. Haricinde yazma ve çorap da satıyorum ama bunlar bile zor satılıyor. Önceden aldığımız malzemeler ucuzdu. Şimdi ipler 15-20 liraya çıktı ama alıcıya bunu anlatamıyorum. Geçen yıl 3,5 liraya ip alıyorduk Bu sene 20 liraya fırladı ve bir de bunun emeği var. Piyasa 10 kat arttı. Oturduğum ev dahi kredi ile alınmış durumda ve halen borçlarını ödüyoruz. Bu yaşıma geldim halen borç ödüyorum. Emekliliğim dahi yok.”

    “70’Lİ YILLARDA ET VE SÜT ALABİLİYORDUK ÇÜNKÜ SERBEST PİYASA YOKTU” 

    Zehra Canan, ekonomik gidişata dair de yorumlarını paylaştı. Tarımsal üretimin önemine vurgu yapan Canan şunları söyledi:

    “Geçen gün gazetede okudum; 150 ülkeden mal alıyormuşuz. Şimdi bu ülke nasıl kalkınsın? Bütün ürünler dolar üzerinden geliyor. Neden? Çünkü bu Turgut Özal, Tansu Çiller dönemindeki özelleştirmeler sebebiyle oldu. Yani dışa bağımlılık sebebiyle oldu. Amerika’nın koyduğu bu ekonomi anlayışı nedeniyle böyle oldu. Gidişat böyle olursa da hiçbir şey düzelmez. Kendi ülkenin tarımını, hayvancılığı yok edersen olacağı budur. Neden dış pazara bağımlısın? Düze çıkmak için iç pazara dönmek lazım. Mazotu, tohumları ucuz verip, köylüye destek sunup tarımı geliştirmek lazım. Bir de şu gümrük vergilerine çok kızıyorum. Vergileri sıfıra çekiyor ki malı oradan kolay soksun. Neden bu durumu sıfıra çekiyorsun? Benden vergi almayı biliyorsun peki onlardan neden almıyorsun? Patatesten, soğandan, ekmekten dahi benden vergi alıyorsun peki gümrükten neden vergi almıyorsun?
    Türkiye’de ekonominin iyi olduğu bir döneme hiç rastlamadım. Ancak 1970’li yılların başında hayat ucuzdu. Et ve süt alabiliyorduk. Neden biliyor musunuz? Çünkü serbest piyasa yoktu. Marketler bugünkü gibi yoktu, sadece kasaplar vardı ama ucuzdu. Ecevit geldi ve ondan sonra 1980’lere doğru bunlar Amerika’ya bağlandı. Habire zam ve ardından özelleştirmeler başladı. 1980 yılına kadar özelleştirme yoktu. Kenan Evren’e darbe yaptırıp, -tabii o da Amerika’nın adamı- ülke ekonomisini ele geçirmeyi amaçladı. Muradına da erdi ve ülkenin pazarını ele geçirdiler.”

    “GAZ ÇIKARDIKLARINI SÖYLÜYORLARDI, YALAN!”

    Zehra Canan, iktidar yanlılarının “ülkede ekonomik kriz yok” söylemlerini de sert eleştirdi. Emperyalist güçlerle olan bağın koparılması gerektiğini söyleyen Canan şöyle devam etti:

    “Ülke içerisindeki bu oligarklar, iş insanları, sermayedarlar, kendi partililerini işe aldılar ya onlar, nemalananlar, ülkede ekonomik krizin olmadığını söylüyor. Bir şey de bilmiyorlar, cahiller. Pastadan pay alıp paylaşıyorlar. Bankaları boşalttılar. Soruyorum nereye gitti bu paralar? Bir de diyorlar ki ‘2023’te Lozan Antlaşması bitecek ve tarım, ekonomi, petrol, doğalgaz, madenler çıkacak’. Hadi canım sende. Madenleri sana Amerika verecek mi sanıyorsun? ‘Gaz çıkardık’ diyorlardı yalan. Yerinde yeller esiyor. Neymiş bu Amerika, böylesine taptılar anlayamıyorum. Düze çıkmak için bu emperyalist güçlerle işbirliğini kesmek lazım. Biz bağımsız Türkiye’yiz ne işimiz var onlarla?”

    “BİZLERİ ZATEN BU DURUMA GETİREN O SAĞ PARTİLER DEĞİL Mİ?”

    Altı siyasi partinin kurmuş olduğu Millet İttifakını da eleştiren Zehra Canan, mevcut birleşmenin halkta karşılık bulmayacağını ifade etti. Önceliğin doğru ekonomi politikası olması gerektiğini vurgulayan Canan, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “‘Parlamenter sisteme geçelim’ diyorlar başka da bir şeyden bahsetmiyorlar. Ekonomiden falan da bahsettikleri yok. Ama şöyle de bir şey var; bunların bir kısmı sağ kesimden gelme ve benim onlardan hiçbir ümidim yok. Sağdan gelen hangi parti ülkeye bir umut olmuş? Bizleri zaten bu duruma getiren o sağ partiler değil mi?
    Ekonomi anlayışıma uyan hiçbir siyasi parti göremiyorum. Sosyal devlet anlayışı olan bir partinin yönetime gelmesi lazım. Mevcut sosyalist partiler birleşirlerse bir kazanım olacaktır. Umut Sosyalizmde. Öncelikle ekonomiyi düzeltmek için bu özelleştirmeleri kaldırmak lazım. Bugün Türkiye’deki bütün illerin elektrik dağıtımını özel şirketler yapıyor. Bunları devletin yapması gerekiyor, şahıslara verirsen olacağı budur.”

    “ASIL TİCARETHANE CAMİLER”  

    Zehra Canan, elektrik kullanımındaki fahiş oranda artışların ardından cemevlerine gönderilen faturalara da değindi. Cemevlerine ‘ticarethane’ statüsü verilmesini eleştiren Canan, “Asıl ticarethane günümüz camileri” dedi. Canan sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Niye her cuma ‘camiye yardım’ diye para topluyorlar? Türkiye’de bugün fabrikadan çok cami var. Toplanan bu paralar peki nereye gidiyor? Bu nedenle asıl ticarethane camiler. Özellikle cemaatlerde muazzam paralar var peki bu paraları nereden topluyorlar? Ayrıca bu Diyanet ne işe yarıyor? Hiçbir işe yaramıyor, ne bir üretimi var ne de bir eğitim sağlıyor. Oraya verdikleri paraları hastanelere aktarsınlar. Diyanetle milleti resmen sömürüyorlar. Yani Diyanet onların merkezi. Ben, Diyanet’i hiçbir şeyden saymıyorum; tamamen sömürücü. Onlar din tüccarları.
    Sosyalizm gelecek ve Diyanet’e bu kadar aktarılan paranın önü kesilecek. Ardından ülke iyi bir düzeye çıkacak. Bu cemaatler, tarikatlar hepsi kapatılsın. Artık bunlar Türkiye’yi yedi bitirdi. Bunlar ülkeyi ayrıca birbirine düşürüyor. Alevi’yi, Sünni’yi ayırarak ülkede adeta ırkçılık yapıyorlar. Dünyadaki en büyük sömürü düzeni dindir. Bizler zaten eziliyoruz, her gün şiddet görüyoruz. Sokakta yürümeye dahi korkuyoruz. Özgürlük istiyoruz. Öyle bir düzene geldik ki şimdi insanların adımlarını dahi kameralarla takip ediyorlar. Şimdi bu durumdan kurtulmak için mevcut siyasi partilere bakıyorum. Örneğin Millet İttifakındaki Davutoğlu, Babacan, Akşener, bunlar ülkücü. Açıkçası bu nedenle ümidim yok. Temel Karamollaoğlu da dinci. Şimdi bunlardan ne hayır gelir? Bunlara oy verip vermeme konusunda çok düşünüyorum ama TKP’nin fikirlerini beğeniyorum. Mevcut düzen partileri sermayeye çalışıyorlar. CHP de solcu ise ‘solcuyum’ desin. Neden gidip o sağ partilerle ittifak kuruyorsun? Erkan Baş var, Kemal okuyan var, Mehmet Maçoğlu var. Örneğin Maçoğlu Cumhurbaşkanı seçilebilir. Tam Sosyalist adam. Sosyalizmden insana zarar gelmez. Sağ partiler insanın gözünü yiyorlar.”

    “BUNLARLA ÜLKE DÜZELMEZ”

    Zehra Canan, son olarak toplumun artık sağlıklı beslenemez hale geldiğine işaret ederek, “Mevcut devlet anlayışı her pisliğe bulaştı. Bunların içerisinde mafya var, uyuşturucu var. Ayıp. Bankaları boşalttınız, her yeri kapatıp özelleştirmeyi hayata geçirdiğiniz. Ve halen diyorlar ki ‘ekonomi güzel’. Utan utan, tüm dünyadan mal alıyorsun. Bir kilo domatesin kilosu 40 lira olmuş. İnanın Kurban Bayramı’ndan beri evimize et alamıyoruz. Menderes bile özelleştirme yapmamıştı. O Özal var ya Turgut Özal, Çiller ile birlikte getirip liberal ekonomiyi ülkeye soktu. Özal 24 Ocak kararlarında şunu söylemişti: ‘Tarım dediğiniz ne ki gelsinler şehirde çalışsınlar, istihdam yaratsınlar’ ve köylüye hizmeti rafa kaldırdı. Bunlarla ülke düzelmez. Tabi bir de başka sorunlar var. Benim gözümde Kürt, Türk, Alevi, Sünni aynı. Ayırt etmem. Hepsine aynı gözle bakmak lazım. Artık Kürtlerin haklarını da ver. Keşke ben de Kürtçe bilsem, ne var bunda. Ama maalesef Türkçe’den başka bir şey bilmiyorum.”

    Eren GÜVEN/ANKARA

  • Sarıbal: Yaş çay alım fiyatı 2.7 liraya düştü

    Sarıbal: Yaş çay alım fiyatı 2.7 liraya düştü

    PİRHA-Milletvekili Orhan Sarıbal, üreticilerin, çayı açıklanan fiyatın çok altında bir fiyata özel sektöre satmak zorunda kaldığını söyleyerek “Yaş çay alım fiyatı 4 lira olarak açıklandı ama günlük alım 15-20 kilo ile sınırlandı. Çiftçi şimdi çayını 2,7 liraya özel sektöre satmak zorunda kalıyor” dedi. Sarıbal, Refahiye yaylalarına sürülerini götüren besicilerin yaşadığı mağduriyeti de gündeme getirdi.

    Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal, uygulanan kota nedeniyle üreticilerin, çayı açıklanan fiyatın çok altında bir fiyata özel sektöre satmak zorunda kaldığını söyledi. Sarıbal, “Primle birlikte yaş çay alım fiyatı 4 lira olarak açıklandı ama günlük alım 15-20 kilo ile sınırlandı. Çiftçi şimdi çayını 2,7 liraya özel sektöre satmak zorunda kalıyor” dedi.

    Üretilen 1.5 milyon ton yaş çayın yarısının ÇAYKUR tarafından alındığını, kalan yarısını ise özel sektöre mecburen satıldığını belirten Sarıbal, “Bunu bilen özel sektör istediği kadar fiyat düşürüyor. Üreticilerin mağdur edilmemesi için açıklanan fiyatın taban fiyat olarak uygulanmalı. Bu yapılamıyorsa ürününü ucuza satmak zorunda kalan üreticilerin kaybı özel devlet tarafından karşılansın” diye konuştu. 

    “VERİLEN DESTEĞİ ÖTV İLE GERİ ALDILAR”

    CHP’li Sarıbal, TBMM’de düzenlediği basın toplantısında, akaryakıtta yapılan özel tüketim vergisi (ÖTV) artışının çiftçiyi zor durumda bıraktığını ve bu durumun tarımsal üretimi olumsuz etkileyeceğini söyledi. Sarıbal, konuya ilişkin şu açıklamayı yaptı:

    “Ülkemizde tarım sektöründe ortalama 3 milyar litre mazot kullanılmaktadır. Çiftçimiz yılda yaklaşık 20 milyar lira mazota para ödemektedir. Son zam ile çiftçimize ek 2 milyardan fazla yük bindi. Oysa iktidar 2020 yılında 2 milyar 901 milyon olan mazot desteğini 2 milyar 724 milyona düşürdü. Yapılan ÖTV zammı ile çiftçimize verilen ek 2 milyardan fazla yük bindi. Bütçeden çiftçiye verdikleri mazot desteği son yapılan zam ile geri alındı.”

    “İHMAL FELAKETE NEDEN OLDU”

    21 Mayıs 2021’de Bursa’nın Karacabey İlçesinde yaşanan sel felaketiyle ilgili de konuşan Sarıbal, aşırı yağışlar nedeniyle Karacabey’in 4 köyünde ekili alanların su altında kaldığını aktardı. Yaşanan sel sonrası 10 bin dönüm ekili alanın zarar gördüğünü kaydeden Sarıbal, bazı evleri su bastığını, tarım ekipmanlarının zarar gördüğünü ve bölgeye çalışmaya gelen mevsimlik tarım işçilerinin çadırlarının tahrip olduğunu anlattı. Sarıbal, şu konulara dikkat çekti:

    “Bu ihmalin getirdiği bir sonuç. Dere yataklarında gereken bakımlar yapılmış olsaydı bu su baskınları yaşanmayacaktı. Her sonbaharda DSİ bölgedeki dere yataklarında gereken bakımı yapması, su kanallarını açık tutması, dere yataklarına yakın ağaçları budaması gerekiyor. DSİ özel sektöre işi ihale etmeden, işin uzmanı olarak bizzat kendisi bu bakımı yapmalı.” 

    YAYLA ENGELİ

    Konuşmasının sonunda Dersim’in Çemişgezek ilçesinden Erzincan’ın Refahiye yaylalarına sürülerini götüren besicilerin yaşadığı mağduriyeti de aktaran Sarıbal, şunları söyledi:

    “Hayvancılığımızın can çekiştiği bir dönemde yetiştiricilerimize de her türlü zorluk çıkarılmaktadır. Bunun son örneği ise Erzincan’da yaşandı.

    Hayvanlarını yaylaya çıkarmak için Tunceli Çemişgezek’ten yola çıkıp Erzincan Refahiye’ye gitmek isteyen yetiştiricilere kaymakamlık izin vermedi. Hayvanların yüklü olduğu kamyonlar 28 saat yolda bekletildi. Ama izin verilmedi. Sürü sahipleri 30 saate yakın hayvanlarına yem ve su vermeden tekrar evlerine geri dönmek zorunda bırakıldı. Yol boyunca bu insanları güvenlik güçleri takip etti. Her yıl hayvanlarını beslemek için bölgeye giden vatandaşlar ilk kez böyle bir olayla karşılaştılar. Bu haksızlığın biran önce giderilmesi gerekmektedir. Bu yaylalar, meralar halkındır.”

    PİRHA/ANKARA

  • İzmir’de hayvan satıcıları dertli: Satışlarımız yüzde 70 düştü-VİDEO

    İzmir’de hayvan satıcıları dertli: Satışlarımız yüzde 70 düştü-VİDEO

    PİRHA- İzmir’de hayvan satıcıları yem, mazot fiyatlarındaki artışlara ithal etin de eklenmesiyle birlikte satışlarının yüzde 70 düştüğünü ifade etti. Geçen yıllarda Xızır ayında 30-40 kurbanlık satarken bugün daha hiç satış yapmadıklarına dikkat çekerek, insanların alım gücünün son yıllarda azaldığını vurguladılar.  

    Türkiye’de özellikle son yıllarda Tarım ve Orman Bakanlığı’nın hayvancılık sektörüne katkısının olmamasının yanı sıra ithal hayvanların piyasaya girmesi, saman, yem ve mazot fiyatlarının artması, hayvancılıkla uğraşanları zor durumda bırakıyor. İzmir’in Çiğli ilçesinde adaklık kurban satıcıları da mazot, yem fiyatlarından şikayetçi. Her yıl belli miktarda da kira ödeyen ve satışların geçen seneye oranla yüzde 70 düştüğünü ifade eden hayvan satıcıları, bu yönde bir iyileştirme olmadığı takdirde hayvancılık yapacak kimse kalmayacağını belirttiler.

    “SATIŞLAR YÜZDE 70 DÜŞTÜ”

    20 yıldır bu işi yapan Erdal Doğan, artık işlerinin eskisi gibi olmadığını söyledi. İnsanların ekonomik sorunlar yaşadığını belirten Doğan, pazara gidemeyen insanların kurbanlık koyun hiç alamayacaklarını kaydetti.

    Hayvan satışlarının yüzde 70’lere kadar düştüğünün altını çizen 20 yıllık satıcı Doğan, “İnsanların alım gücü yok. O yüzden halkımız perişan durumda. Bizi  tamamen etkiledi, bütün işlerimiz durdu. Şu anda satış yok derecede” diye konuştu.

    “BU İŞİ YAPAN SON NESİLİZ”

    Yem ve akaryakıt fiyatlarının sürekli olarak artmasından şikayet eden Erdal Doğan, hayvan fiyatlarının da ona göre arttığının altını çizdi. Doğan, hayvancılığın devlet tarafından kesinlikle desteklenmediğini kaydederek, “Desteklense insanlar bu hale gelmez. Birçok insan elindeki hayvanları satıp bu işi bıraktı, biz son nesiliz. Bizden sonra bu işi yapacak yok. Çiğli’de birkaç kişi kaldık. Bundan sonra da zor” diye konuştu.

    Daha önce 200 keçisi olan Doğan, maliyetini çıkaramadığı için o işi bırakıp keçilerini de satmış. İnsanların alım gücünün olmadığına dikkat çeken Doğan, “Bizim aldığımız yerde de yüksek. Bizim kar oranımız yüzde 10 yoktur. Maliyetimiz yüksek. Hayvanın yemi var, hayvanı getirirken mazot yakıyorsun. O sebeple çok zor durumdayız. Biz veresiye vermemeye çalışıyoruz ama eş dost, akraba gelince de geri çeviremiyoruz” şeklinde konuştu.

    XIZIR AYINDA BU YIL SATIŞLAR  DURGUN

    Hayvancılık işini sevdiğinden dolayı yaptığını ancak kazançlarının yetmediğinin de altını çizen Doğan, haftanın yedi gün yirmi dört saati hayvanlarla uğraştıklarını belirtti. Doğan, önceki yıllarda Xızır ayında son haftaya gelmeden 40-50 hayvan sattıklarını ancak bu yıl henüz satılmış hayvanın olmadığını belirtti.

    CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’A ÇAĞRI

    20 yıldır Büyükşehir’de hayvancılık ile uğraşan Erdal Doğan, son olarak Cumhurbaşkanı’nın çiftçiyi ve hayvancılık yapanları fırsatçı gösterdiğini hatırlatarak, şöyle seslendi:

    “Ama sen önce bir mazotu düşür, yemi düşür, haliyle hayvan da düşecek, üretim artacak ve fiyatlar daha çok düşecek.”

    “METROPOL ŞEHİRLERDE BU İŞİ YAPMAK ZOR”

    Babasından kalma bir iş olan ve 25 yıldır hayvancılık ile uğraşan Hasan Acar da metropol şehirde bu işi yapmanın zor olduğunu belirtti. Acar, “Şikâyetler oluyor. İnsanlarla uğraşmak, belediye ile uğraşmak zor. Başka iş yap ama hayvancılık yapma diyorlar. Hayvan kokularından rahatsız oluyormuş insanlar” dedi.

    Yapılan şikayetlere rağmen mücadele ettiklerini çünkü yapacak başka işlerinin olmadığını belirten Acar, eskiden hayvan beslediklerini ancak yem fiyatlarının fazla olmasından dolayı artık çok fazla hayvan beslemediklerini köylerden hayvan alıp sattıklarını kaydetti.

    XIZIR AYINDA KURBAN SATIŞLARI ARTIYOR

    Hayvan satışlarının Kurban Bayramı’nda ve Xızır ayında daha fazla olduğunu vurgulayan Hasan Acar, “Xızır ayında normal günlere göre daha fazla olur. Ama genelde her zaman da satıyoruz” dedi.

    İnsanların alım gücünün son yıllarda azaldığına dikkat çeken Acar, eskiden haftada 50-60 hayvan sattıklarını ancak ekonominin bozulmasından dolayı bu satışların yirmiye kadar düştüğünün altını çizdi.

    “YEM FİYATLARINDAN DOLAYI BİR ÇOK KİŞİ İŞİ BIRAKTI”

    Şarbon hastalığının ve ithal etin ülkeye sokulmasının işlerini etkilediğini belirten Hasan Acar, “O zaman insanlar tedirgindi. Et yemekte biraz daha temkinli davranıyorlardı. Nitekim o da unutuldu. İthal et gelince otomatik olarak etkiliyor bizi. Mesela şu anda sığırda çok düşüş var. O saklanan etler ve dışarıdan gelen etler etkiliyor” diye konuştu.

    Türkiye’de hayvancılık sektörünün yeteri kadar desteklenmediğini kaydeden Acar, yem fiyatlarının pahalılığından şikayet ederek, insanların bu işleri bıraktığını çünkü çalışıp kazandıklarını yem satıcılarına verdiklerini söyledi.

    Acar son olarak, “Ne uzuyor ne kısalıyorum. Yine de hayvanları seviyorum. İşimi de değiştirmek istemiyorum. Bilmediğim bir işe Türkiye’nin bu şartlarında ben cesaret edemem. Bu işimde ustayım hayvandan da anlarım. O yüzden başka bir işe giremem” dedi.

    PİRHA/İZMİR

  • Köy yaşamında artık hiçbir şey eskisi gibi değil -VİDEO

    Köy yaşamında artık hiçbir şey eskisi gibi değil -VİDEO

    PİRHA- Türkmen Alevi köyü Ardahan Seyitören’de yaşayan Veli Alşan’ın kentleşme ve göçün başlamasıyla birlikte değişen köy hayatındaki değişikliklere dair tespitleri şöyle: “Hane çok olsa da nüfus az. Tarım ve hayvancılık bitik. Eskisi gibi rençberlik yok. Gurbet çıktı eski cemleri göremiyoruz şimdi. Cemevleri yapıldı ama 12 hizmeti sürdüremiyorlar. Eskiden kara lastik bile yoktu ama insanlar daha sağlıklıydı.”

    Bir akşam yolumuz Seyitören köyünün yaylasına düşüyor. Türkmen Alevi köyü olan Seyitören Ardahan’ın Damal ilçesine bağlı. Yayla Damal’ın en yüksek ziyaretlerinden Ilgar Dağı’nın eteklerinde yer alıyor. Bütün köyler gibi Seyitören de büyük şehirlere göç vermiş ve nüfusu yarı yarıya azalmış. Köyün temel geçim kaynağı tarım ve hayvancılık. Ancak gençler büyük şehirlere göç ettiğinden dolayı artık tarım da hayvancılık da eskisi gibi yapılmıyor.

    HANE ÇOK NÜFUS AZ

    Yaylada Veli Alşan amcaya mihman oluyoruz. 1953 doğumlu olan Veli amca şimdi 65 yaşında. Bu yaşına rağmen yaylaya çıkan Veli amcanın 11 tane torunu var. Torunlarından sadece üçü yanında. Veli amcayla eskilere dair hummalı bir sohbete başlıyoruz. “Eskiden” diye söze başlayan Veli amca, “Her evde 10, 12 nüfus olurdu. Şimdi yoktur. Şimdi köyün yarısı gurbette bir hanede 2, 3 nüfus var. Hane çok olsa da nüfus azaldı” sözleriyle özlemini dile getiriyor.

    KÖYLERDEKİ VAHİM DURUM, ÇOBANLAR BİLE İTHAL

    Hayvancılık, ekin ekmek, rençberlik, artan mazot ve gübre fiyatları, çobanlık ve tabi ki köyde Alevi inancının eskiden nasıl yaşandığı gibi birçok konuda muhabbet ediyoruz Veli amca ile. Hayvancılığın giderek tükendiğini söyleyen Veli amca, köylerdeki vahim durumu şöyle özetliyor bize:

    “Burada geçimimizi hayvancılıkla sağlıyoruz ama artık o da bitiyor. Ekin ekme bitmiştir. Eskisi gibi rençberlik de yok. Gübresine gücümüz yetmiyor, traktörle sürüyoruz mazota gücümüz yetmiyor. Mazotun litresi 6 liraya çıkmış. Kontağı çevirdiğin zaman bir inek versen o senenin işini göremiyorsun. Hayvancılıkta para var ama hayvanı beslemek çok zor oldu. Bir ton saman eski paraya göre bir milyar. Bir ineği versen 3 milyara, dört milyara veriyorsun. İki, üç tonu yiyor kışın o inek. Bir ineği sattığın paraya bir ineğin yemesini anca kurtarıyorsun. Yani bir hayvan vereceksin birisini besleyeceksin. Şimdi hayvancılık yapıyorsak da dışarıdan çocuklarımız çalışıp para getiriyor da anca onların yemesini karşılayabiliyoruz. Önceleri çok iyiydi. Herkes ekinini ekerdi, şimdi köylerde hiç ekin var mı? Sayacak olsan 50 tane tarlaya çıkmıyor. Gözümüzün alabildiğine tarla ekilirdi eskiden. Şimdi hep bıraktılar. Kimsenin gücü yetmiyor. Traktörle ot götürüyorlar bir dönemini 100 liraya bile götürmezler şimdi. Çünkü kurtarmıyor. Bir de ekinciliğin gübresi para, sürdürmesi para, patosu para, otunu balya yaptırması para, hepsi para. Gel de bu koşullarda tarla ek, biç, hayvancılık yap. Çoban dahi bulamıyoruz şimdi. Bu sene Iğdır’dan getirdik çobanı. Şimdi çobanlar da ithal.” Tam burada gülüyor Veli amca. Biz de gülüyoruz onunla birlikte, aslında ağlanacak halimize. Ardından Veli amca eskiyle şimdiyi karşılaştırıyor ve devam ediyor anlatmaya: “Eskiden daha iyiydi. Eskiden traktör yoktu misal mazot derdin yoktu. Kendi gücümüzle, öküzle, atla bunlarla işimizi görüyorduk. Ama şimdi mazota gücümüz yetmiyor ki. 6 liraya çıkmış mazotun litresi nasıl iş göreceksin ki. Kurtarmıyor yani, kurtarmadığı için de iş bitmiştir.”

    “O DÖNEMİN İNSANLARI DAHA SAĞLIKLIYDI”

    Yaşından dolayı çarık devrine de yetişen Veli amca “Fakirlik çok vardı” diyor ve ekliyor: “Kara lastik bile yoktu o zamanlar. Ama o dönemin insanları daha sağlıklıydı. Doktor yoktu eskiden ama bu kadar hastalık da olmuyordu. Şimdiki iyi gençler eski adamların 40 yaşındaki hali gibi yolda gidemezler. Derelerde tırpan biçerdik yaylaya 10 dakikaya çıkardık biz. Şimdiki gençler bir saate değil iki saate de çıkamaz. Eski adamlar öyleydi. Eskiden çay yokmuş hep yoğurt yerlermiş. Bitik şimdi. Arpa unu yapardın, buğday unu yapardın doğal şeylerdi yediklerin. Şimdi ekmek bile zararlı. Bile bile yiyoruz. Ne yapacaksın.”

    “ESKİ CEMLERİ GÖREMİYORUZ ŞİMDİ”

    Veli amca eskiden kışın sık sık tutulan cemlerin, ziyaretlere gidip kurban kesmelerin azalmasından ve eski tadı vermediğinden de yakınıyor:

    “Eskiden cemlerimiz sık sık olurdu. Şimdi gurbet çıktı insanlar azaldığı için pek olmuyor cemler. Olsa da eski dönemdeki gibi olamıyor. Eskiden musahip olunuyordu. Görülüyordu, soruluyordu, kurbanlar kesiliyordu. Eski cemleri göremiyoruz şimdi. O zaman dedelerimiz bu yöreden değil Antep’ten gelirdi Musa-i Kazım ocağından. Şimdi öyle cemler yok. Olsa da 12 hizmeti sürdüremiyorlar şimdi. 12 talip şarttı halkayı doldurması için, şimdi o yok. Eski büyük evlerde olurdu cemler. Şimdi evler küçüldü, insanlar sığamıyor. Şimdi cemevleri yapıldı. Daha güzel herkes toplanabilir ama toplanamıyorlar. Gurbet çıktı zaten köy halkı hep gurbete gitti.”

    “ZİYARETE ÇIKIŞLAR DA AZALDI”

    Eskiden Ilgar dağındaki ziyarete çıkışların daha fazla olduğunu söyleyen Veli amca, şimdilerde bunun da azaldığını üzülerek belirtiyor. Şimdi tek tük çıkıp ziyarette kurban kesenlerin olduğunu bunun yanında da gurbetten gelenlerin merak edip çıktıklarını söylüyor Veli amca ve yine dayanamayarak eskiyle şöyle kıyaslıyor: “Eskiden kalabalık çıkardı oraya, ailece çıkarlardı. Traktörlerle çıkarlardı, atla çıkarlardı. Kurbanları götürürlerdi kurban keserlerdi. Yani kurban kesersen dostunu, komşunu, hısım akrabalarını hep davet ediyorsun. Geliyorlar kurbanı pay ediyoruz orada. Ama şimdilerde pek o kadar giden yoktur.”

    Veli amcayla konuşurken zamanın nasıl geçtiğini anlamıyoruz. Saate baktığımızda yaylada uyumak için geç bir saat olduğu fark ediyoruz ve mihmanlığı burada sonlandırarak evimizin yolunu tutuyoruz.

    Suay ABAK/ARDAHAN