Etiket: meclis araştırma önergesi

  • HDP’li Gülüm’den Alevilere yönelik nefret suçlarına karşı araştırma önergesi

    HDP’li Gülüm’den Alevilere yönelik nefret suçlarına karşı araştırma önergesi

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, Türkiye’de Alevilerin maruz kaldığı nefret söylemleri ve nefret suçlarına karşı önlemlerin alınması, faillere uygulanan cezasızlık politikalarının ortadan kaldırılması ve söz konusu söylem ve suçlara karşı gerekli hukuksal düzenlemelerin yapılması için Meclis Araştırması açılmasını istedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, Alevilerin maruz kaldığı nefret söylemleri ve nefret suçlarına karşı önlemlerin alınması amacıyla araştırma önergesi verdi.

    Gülüm, İnanç Özgürlüğü Girişimi tarafından din veya inanç temelli nefret suçlarının önlenmesi ve nefret suçlarıyla ilgili cezasızlık politikalarının önüne geçilebilmesi amacıyla hazırlanan raporda 14 nefret suçundan 8’inin Alevilere yönelik gerçekleştiğini hatırlatarak, “Türkiye’de Alevilerin maruz kaldığı nefret söylemleri ve nefret suçlarına karşı önlemlerin alınması, faillere uygulanan cezasızlık politikalarının ortadan kaldırılması ve söz konusu söylem ve suçlara karşı gerekli hukuksal düzenlemelerin yapılması amacıyla bir Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederim” dedi.

    Türkiye’de ayrımcılık, nefret söylemi ve buna bağlı olarak nefret suçlarının arttığına dikkat çeken Gülüm, medya organlarında ve iktidar yetkilileri tarafından kimi zaman farklı etnik ve dini gruplara, kadınlara, LGBTİ bireylere, mültecilere, yabancı uyruklu kişilere ve diğer pek çok kesime yönelik önyargılı, aşağılayıcı ve ayrımcı söylemlerin kullanılması zaman zaman bu kesimleri hedef haline getirerek saldırılara maruz bıraktığını işaret etti.

    HDP’li Züleyha Gülüm’ün verdiği meclis araştırma önergesinde şu ifadelere yer verildi:

    “HAK İHLALİ OLAN NEFRET SUÇLARI HERGÜN ARTIYOR”

    Bir insan hakları ihlali olarak ayrımcılık suçu, Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler ve Avrupa Konseyi’nin aldığı kararlarda yasaklanmış olmakla birlikte taraf olan her devlete, ayrımcılığın ve ırkçılığın önlenmesi için gerekli yasal ve idari bütün tedbirleri alma yükümlülüğünü getirilmiştir.

    İnançları nedeniyle Türkiye’de ayrımcılığa, nefret söylemine ve nefret suçlarına en çok maruz kalan toplumlardan biri olan Alevi toplumu ibadethanelerine saldırılar, evlerinin işaretlenmesi ve tehdit içeren yazıların yazılması gibi pek çok saldırıya ve nefret söylemine maruz kalmaktadır.

    2020’DE 14 NEFRET SUÇU İŞLENDİ, 8’İ ALEVİLERE YÖNELİK

    İnanç Özgürlüğü Girişimi tarafından din veya inanç temelli nefret suçlarının önlenmesi ve nefret suçlarıyla ilgili cezasızlık politikalarının önüne geçilebilmesi amacıyla hazırlanan ‘Türkiye’de Din veya İnanç Temelli Nefret Suçları 2020′ raporuna göre; Ocak – Aralık 2020 tarihleri arasında din veya inançla bağlantılı işlenmiş 14 nefret suçu veya olayı tespit edilmiştir. Bunlardan 8’i Alevilere yönelik gerçekleştirilmiştir.”

    Rapora göre; 3 Ocak 2020’de Malatya’nın Akçadağ ilçesinde Alevilere ait beş evin kapısına ve duvarlarına “Aleviler gitsin, Türkiye Müslümandır” ifadelerinin yazıldığını,  “X” işaretinin çizildiğini, 19 Ocak 2020’de İstanbul’un Sultanbeyli ilçesinde bulunan Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Cemevi’ne giren kişilerin kapı ve camları kırıp, zemine “Bitmedi”, “Öl” gibi tehdit içerikli yazılar yazıldığını aktaran Gülüm, örnekleri şöyle sıraladı:

    “28 Ocak 2020’de İstanbul’un Pendik ilçesinde Alevilerin yaşadığı bazı evlerin kapılarına çarpı işareti çizildi.

    5 Mart 2020’de wushu sporcusu Sadık Pehlivan, Alevi olduğu ve namaz kılmadığı gerekçesiyle Wushu Federasyonu Başkanvekili Abdurrahman Akyüz tarafından milli takıma alınmadığı belirtildi. 3 Temmuz 2020’de Nazımiye ilçesinde bulunan ve bölge halkı için kutsal sayılan Düzgün Baba Ziyaretgâhı’nda, kayalığa ‘Üç hilal’ ve ‘MHP’ yazılaması yapıldı.

    17 Ekim 2020’de  İstanbul’un Pendik ilçesinde bir apartmanın duvarına ‘Alevilere ölüm’ yazıldı ve çarpı işareti konuldu.

    23 Kasım 2020’de bir belediye çalışanı cemevine gittiği için Maltepe Belediyesi yetkilileri tarafından ‘Cemevine niye gittin, ne işin var orada, bir daha gidersen işten atılırsın’ denilerek işten atılmakla tehdit edildi.
    19 Aralık 2020’de İzmir’in Menemen ilçesinde yaşayan Alevi bir ailenin kapısına çarpı işareti konuldu.”

    ANAYASA ‘HERKES KANUN ÖNÜNDE EŞİT’ DİYOR AMA…

    Anayasa’nın 10’uncu maddesinin, herkesin dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasi düşünce, felsefi inanç, din mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetmeksizin kanun önünde eşit olduğunu belirttiğini hatırlatan Gülüm, “Benzer şekilde 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 3’ncü Maddesi de adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesini koruma altına almaktadır. Ancak tüm bu yasal düzenlemelerin hayata geçirilmemesi, nefret saikiyle işlenmiş suçların suç kapsamında cezalandırılmaması nedeniyle benzer suçlar artarak devam etmektedir.

    Bu nedenle Türkiye’de Alevilerin maruz kaldığı nefret söylemleri ve nefret suçlarına karşı önlemlerin alınması, faillere uygulanan cezasızlık politikalarının ortadan kaldırılması ve söz konusu söylem ve suçlara karşı gerekli hukuksal düzenlemelerin yapılması amacıyla bir Araştırma Komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederim” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Alevi kurum başkanları: Mevcut iktidar Alevilerin sorunlarını çözmez

    Alevi kurum başkanları: Mevcut iktidar Alevilerin sorunlarını çözmez

    PİRHA- HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Alevilerin çözüm bekleyen sorunlarına ve taleplerine ilişkin TBMM Başkanlığı’na araştırma önergesi verip, Meclis araştırma sürecinin başlatılmasını talep etti. Alevi kurum başkanları Kenanoğlu’nun vermiş olduğu önergeyi desteklediklerini belirttiler ancak önergenin AKP ve MHP oylarıyla reddedilebileceğini ifade ettiler. Alevi Başkanlar, “Tüm muhalefet partileri de Alevilerin sorunlarını gündeme getirmelidir. Alevilerin sorunlarının çözülmesi için kardeşliğin, barışın, özgürlüğün olması lazım” dediler. 

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, 12 Temmuz günü Alevilerin çözüm bekleyen sorunlarına ve taleplerine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Başkanlığı’na araştırma önergesi verdi.

    Kenanoğlu, Meclis’e sunduğu araştırma önergesinde Alevilerin sorunlarının ve taleplerinin kamu otoritelerince zaman zaman tartışma konusu yapılsa da çözüme kavuşturulmadığını belirterek, Alevilerin yaşadığı sorunlar ile talep ve isteklerinin neler olduğunun tespit edilmesi ve yasalar çerçevesinde eşit yurttaşlık haklarının tanınabilmesi amacıyla Anayasa’nın 98. ve Meclis İçtüzüğünün 104. ve 105. maddeleri uyarınca Meclis araştırma sürecinin başlatılmasını talep etti.

    Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) Genel Başkanı Remzi Akbulut, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan ve Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat, Kenanoğlu’nun Meclis’e vermiş olduğu araştırma önergesini desteklediklerini belirterek, verilen önergenin AKP-MHP oylarıyla reddedileceğini ve mevcut hükümetin Alevilerin sorunlarını çözemeyeceğini ifade ettiler.

    “DİNLEMEKLE OLMAZ”

    Alevi Vakıfları Federasyonu (AVF) Genel Başkanı Remzi Akbulut Kenanoğlu tarafından Meclis’e verilen araştırma önergesinin reddedileceğini söyleyerek konuya ilişkin şunları dile getirdi:

    “Verilen bu araştırma önergesi AKP ve MHP oylarıyla yine reddedilecektir. Çünkü zaten teklifi veren HDP Milletvekili Ali Kenanoğlu. Bizim bu hak ve taleplerimizi Ali Kenanoğlu ve Kemal Bülbül dışında Meclis’te gündeme getiren yok. Biz Alevi kurumları olarak geçtiğimiz ay Kemal Kılıçdaroğlu’yla da bir görüşme yapmıştık. Bizzat bu sorunu ben kendisine söyledim. Alevilerin hak ve taleplerini Ali Kenanoğlu ve Kemal Bülbül dışında gündeme getiren yok dedim. Meclis’e taşıyan yok dedim. Siz ana muhalefet partisisiniz. Neden Alevilerin sorunlarına böyle sessiz kalıyorsunuz diye sordum. Kendileri cevap vermedi, sadece dinlediler. Yanında Veli Ağbaba vardı. İkisi de sadece dinlediler. Bu dinlemekle olmaz.”

    “İÇİŞLERİ BAKANLIĞI EKİBİ CEMEVLERİNİ GEZİYOR, BU SAÇMALIK”

    Alevilerin demokratik hak ve taleplerinin dillendirilmesi gerektiğini belirten Akbulut,  “Alevi kurumların açtığı davalar ve kazandığı haklar var. Buna rağmen hiçbir şey yapılmıyor. AİHM kararlarına rağmen hala direniyorlar. Muhalefet de buna sessiz kalmamalı. İçişleri Bakanlığı bir ekip oluşturmuş ve Alevi kurumları geziyor. Alevilerin talepleri, istekleri nedir diye soruluyor. Bu saçmalıktan başka bir şey değil. Onlara hadi oradan diyorum. Bizim boş laflara artık karnımız tok. Ali Kenanoğlu çok yerinde bir hareket yaparak Meclis’e önerge verdi. Bunu çok doğru buluyorum ve destekliyorum. Samimilerse eğer hodri meydan, önergeyi kabul etsinler. Meclis’te sorunlarımızı, taleplerimizi görüşsünler.

    “TÜM MUHALEFET PARTİLERİ ALEVİLERİN SORUNLARINI GÜNDEME GETİRMELİDİR”

    Meclis’te ki tüm muhalefet partileri birleşmeli ve bu önerge üzerinden bir çözüm üretmeliler. Bu önergeye sahip çıkmalılar ve desteklemeliler diye düşünüyorum. Ali Kenanoğlu ve Kemal Bülbül var Alevilerin sorunlarını dile getiren. Onlar da bizim kurumlarımızdan gittiği için bizi sık sık gündeme taşıyorlar. Onların dışında Alevileri dillendiren yok. Muhalefet de Alevilerin sorunlarını gündeme getirmelidir.”

    “CEMEVLERİNİN İBADETHANE SAYILMASI İÇİN İSLAM TARİHİNİ YENİDEN YAZMALARI GEREKİYOR”

    Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Genel Başkanı Gani Kaplan ise Alevi kurumlarından giden birisi olarak Ali Kenanoğlu’nun Alevilerin sorunlarını Meclis gündemine getirmesinden memnuniyet duyduklarını belirterek şunları ifade etti:

    “Ancak Alevilerin taleplerinin yerine getirilmesi mümkün değil. Çünkü bu ülkede demokrasi yok. Demokrasi olmadığı sürece, barış olmadığı sürece, barışın olduğu bir ortam olmadığı sürece Alevilerin sorunları da çözülmez çözülemez. Tabii gündeme getirilmesi, Meclis’e taşınması Aleviler açısından olumlu bir şeydir. Biz diğer bütün siyasi partileri geziyoruz ve diyoruz ki sakın seçim bildirgenize ‘Cemevlerini yasal statüye kavuşturacağız’ diye yazmayın. ‘Alevilerin haklarını vereceğiz’ diye yazmayın diyoruz. Çünkü HDP’sinden CHP’sine hiçbirisi bizim taleplerimizi yerine getiremez. Getirmeleri mümkün değil çünkü AİHM’den bile yasal olarak kararlarımız var ama bunlar uygulanmıyor. Alevilerin sorunlarının çözülmesi ve en başta da Cemevlerinin ibadethane sayılması için İslam tarihinin yeniden yazılması lazım. Bir dinin iki ibadethanesi olmaz gözüyle bakılırsa bu iş çözülmez. Ayrı bir mezhep olarak kabul ederlerse, ayrı bir din olarak kabul ederlerse yine İslam tarihini yeniden yazmaları gerekiyor. İslam tarihini yeniden yazacak bir hükümette yok. Türkiye Cumhuriyeti devletinde bunu yeniden yazacak bir siyasi parti, bir hükümet geleceğine de inanmıyoruz. Daha önce yapılan Alevi çalıştaylarının önünün tıkanmasının sebebi de buydu.

    “KENANOĞLU’NUN VERDİĞİ ÖNERGE BİZİM İÇİN KIYMETLİDİR”

    Buna yönelik tartışmalarda Kenanoğlu’nun verdiği önerge bizim için kıymetlidir. En azından taleplerimizi, isteklerimizi gündeme getiriyor. Meclis’te dillendiriyor ama ben bu önergenin AKP ve MHP oylarıyla reddedileceğini düşünüyorum. Zaten Cumhur İttifakı muhalefetten gelen her şeyi reddettiği için bunu da reddedecektir. İçişleri Bakanlığı cemevlerini geziyor, isteğiniz talebiniz var mı diye. Bunda samimi olsalar zaten Meclis’te çözerler de bu işi. Ama onlar sadece seçim için saha çalışması yapıyor. O gezdikleri cemevlerini yasal olarak tanısınlar önce.”

    “ALEVİLERİN SORUNLARININ ÇÖZÜLMESİ İÇİN KARDEŞLİĞİN, BARIŞIN, ÖZGÜRLÜĞÜN OLMASI LAZIM”

    Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE) Genel Başkanı Celal Fırat da Milletvekili Ali Kenanoğlu’nun vermiş olduğu araştırma önergesine katıldığını ve desteklediğini vurgulayarak şunları kaydetti:

    “Aynı şekilde Kemal Bülbül de Alevilerin sorunlarını meclise taşıyan bir diğer vekil. İkisine de teşekkür ediyorum. İktidar kendi Alevisini yaratma peşinde. Kendi gibi düşünmeyen, kendi yaptıklarına onay vermeyen herkese ‘terörist’ diyerek ötekileştiren bir mantıkla hareket ediyor iktidar. Bana karşı olanlara Türkiye’de yaşam hakkı tanımam diyor. İçişleri Bakanlığı köy köy, kasaba kasaba geziyor. Alevilerin sorunlarını öğrenmek istiyoruz diyor. Alevilerin talepleri yıllardır belli. Eğer iktidar ve ortağı samimi ise Alevi örgütleri ile ve bu konuda sözü olan herkesle otursun konuşun ve bu sorunu çözsün. Araştırma önergesine ‘Evet’ desinler ve Meclis’te bu konuyu gündemlerine alıp çözsünler. Ama samimi değiller. Türkiye’nin bu sevgisizlikten, bu ötekileştirmeden bir an önce çıkması lazım. Sevginin egemen olması lazım. Kardeşliğin, barışın, özgürlüğün olması lazım. Herkesin kendi dini, dili, inancıyla beraberce yaşadığı bir toplum olmasını istiyoruz. Bunun için mücadele ediyoruz. Ne olursa olsun biz mücadelemize devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kenanoğlu, Başbağlar Katliamı’nın araştırılması için Meclis’i göreve çağırdı

    Kenanoğlu, Başbağlar Katliamı’nın araştırılması için Meclis’i göreve çağırdı

    PİRHA – HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Erzincan’ın Kemaliye İlçesine bağlı Başbağlar Köyüne 5 Temmuz 1993 akşamı gelen silahlı bir grup tarafından düzenlenen baskında 33 sivil kişi hayatını kaybettiği olayın, aradan geçen 27 yıla rağmen  aydınlatılmamış olması nedeniyle, yaşanan olayın bütün ayrıntıları ile incelenmesi ve gerçek sorumlularının yargı önüne çıkartılması amacıyla Meclis’e Araştırma Önergesi verdi.

    Halkların Demokratik Partisi(HDP) İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Erzincan’ın Kemaliye İlçesine bağlı Başbağlar Köyüne 5 Temmuz 1993 akşamı gelen silahlı bir grup tarafından düzenlenen baskında 33 sivil kişi hayatını kaybettiği olayın, aradan geçen 27 yıla rağmen bu güne kadar aydınlatılmamış olması nedeniyle, yaşanan olayın bütün ayrıntıları ile incelenmesi ve gerçek sorumlularının yargı önüne çıkartılması amacıyla Meclis’e Araştırma Önergesi verdi.

    “BAŞBAĞLAR KÖYÜ ADALET ARAMAKTADIR”

    Türkiye’de, 1993 yılının Temmuz ayında meydana gelen iki katliamın ülke tarihinin en acı hatıraları olarak kayda geçtiğini belirten Kenanoğlu, verdiği araştırma önergesinin gerekçeli kararında şunlar kaydedildi:

    “2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal Anma Etkinlikleri için Sivas’ta bulunan yazar ve sanatçılardan oluşan 33 kişi kaldığı otelde yakılarak öldürülmüştür. Bu katliamın ardından üç gün sonra ise Erzincan’ın Kemaliye ilçesine bağlı Başbağlar köyüne silahlı bir grup tarafından düzenlenen baskında 33 kişi hayatını kaybetmiştir.

    Katliamda eşi ve yakınlarını kaybeden 53 yaşındaki Hatice Özdemir, katillerin aradan geçen 27 yıla rağmen bulunamamasından yakınmaktadır. Katliamdan yaralı kurtulan Başbağlar Köyü Muhtarı Ali Akarpınar, yaşanan acının taze kalmasındaki en büyük etkenlerden birinin dava süreci olduğunu söylemiştir.

    Akarpınar, “Bu dava süreci, maalesef 1998’de o zamanki İzmir Devlet Güvenlik Mahkemesinde yapılan 24 duruşma sonunda takipsizlikle sona erdi. Tabii ki bu içimizde bir yara olarak kaldı. Gerçekleştirilen katliamla adeta haritadan silinen köyümüzdeki olayın maalesef sanığı yoktur. Bu nedenle şehitlerimizin kanı yerde kalmıştır. Başbağlar köyü mazlumları adalet aramaktadır. Adaleti yalnız Başbağlar köyümüz için aramıyoruz, bizim durumumuzda olan mazlum, mağdur ve cümle insanlar için arıyoruz.” demiştir.

    Aradan geçen 27 yıla rağmen katliamın gerçek sorumlularının bulunup yargı önüne çıkartılmaması bir yana o tarihten günümüze iktidarda yer alanların söz konusu katliamı 2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı’na karşıtlık üzerinden siyaset malzemesi yaptığı da bilinmektedir.

    Erzincan Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (DGM) 1994 yılında başlayan Başbağlar Katliamı davası daha sonra ailelerin sürgün olarak nitelendirdikleri İzmir DGM’ye taşınmış, 1998’de dava takipsizlikle kapatılmış, 2013 yılında ise mevcut iktidar döneminde dava zaman aşımına uğratılmıştır.

    “ESAS SORUMLULARI AÇIĞA ÇIKARTILMADI”

    Aynı yıl katliamda yakınlarını kaybeden ailelerin meclis araştırma komisyonu kurulması talebi de reddedilmiştir! JİTEM tetikçisi Ayhan Çarkın’ın Başbağlar da dahil bir çok katliama bizzat katıldığını açıklaması soruşturulmamıştır! Mahkeme hakimlerinden Şakir Kadıoğlu’nun ‘o davada hiçbir sanık suçlu değildi. Olay yeri incelemelerini savcı değil, oradaki görevli bir asker yaptı. O kimin adını yazdıysa, mahkeme karşısına da o çıkarıldı. Başbağlar Türkiye’nin hukuk tarihinde bir yüz karasıdır. Yazıktır, günahtır’ açıklaması dahi davanın yeniden görülmesini sağlayamamıştır.

    Tıpkı Sivas Madımak Katliamı, Maraş Katliamı, Çorum Katliamı gibi failleri, esas sorumluları açığa çıkarılmayan; göstermelik yargılamalarla geçiştirilen katliamlardan bir tanesi de Başbağlar Katliamı’dır.

    Katliam yerine 25 kilometre ötede bulunan jandarmanın olay yerine neden 14 saat sonra geldiği, katliam yerinde bulunan 558 kovanın neden balistik incelemeden geçirilmediği hala gizemini korumaktadır.

    “BAĞLAR KATLİAMI’NDA ADALET SAĞLANMALI”

    Başbağlar Katliamı’nın üzerindeki ‘sis perdesi’nin kaldırılması toplumsal vicdan ve barış için zorunludur! Başbağlar Katliamı hakkında gerçek adalet tesis edilmelidir.

    Halkların Demokrasi Partisi Grubu olarak yukarıda açıkladığımız üzere, 5 Temmuz 1993 yılında Erzincan Başbağlar köyünde 33 köylünün öldürülmesi olayının, Türkiye kamuoyu nezdinde tam anlamıyla aydınlatılmamış olması ve birçok yönüyle gizemini korumaya devam eden bu katliamın bütün ayrıntıları ile incelenmesi ve gerçek sorumluların yargı önüne çıkartılması amacıyla araştırma komisyonunun kurulmasını çok önemli ve gerekli görmekteyiz.” (HABER MERKEZİ)

  • HDP’li Toğrul’dan Sivas Katliamı’nın aydınlatılması için araştırma önergesi

    PİRHA – HDP Antep Milletvekili Prof. Dr. Mahmut Toğrul, Sivas Katliamı’nın faillerinin tespit edilmesi amacıyla TBMM’ye araştırma önergesi sundu.

    Halkların Demokratik Partisi(HDP) Antep Milletvekili Prof. Dr. Mahmut Toğrul, 2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak otelinin yakılması ve çoğunluğu Alevi 33 yazar, ozan, düşünür ile 2 otel çalışanının yanarak hayatlarını kaybetmesi ile yapılan katliamın aydınlatılması için Meclis araştırma önergesi sundu.

    Toğrul, Meclis’e sunduğu önergenin gerekçesinde şu ifadelere yer verdi:

    “2 Temmuz 1993 tarihinde Pir Sultan Abdal Şenlikleri kapsamında, pek çok sanatçı, ozan ve fikir insanı, dönemin Sivas Valisi Ahmet Karabilgin’in özel davetlisi olarak kente gitmiştir. Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında Madımak otelinin yakılması, çoğunluğu Alevi 33 yazar, ozan, düşünür ile 2 otel çalışanının yanarak hayatlarını kaybetmesiyle sonuçlanmıştır. Geçen bu 27 yıllık zaman zarfında, Madımak Katliamı aydınlatılmamış, adalet yerini bulmamıştır.

    “15 KİŞİ HALA ARANIYOR”

    Adalet Bakanlığı verilerine göre, Sivas katliamına ilişkin 111 sanık hakkında dava açıldı. Hakkında dava açılan 79 sanık ağırlaştırılmış müebbet hapis ve süreli hapis cezaları ile cezalandırıldı. İki sanık hakkında kamu davası zamanaşımı nedeniyle düştü. 26 sanığın beraatına karar verildi. Cezaları kesinleşen sanıkların da aralarında bulunduğu 15 kişi ise hâlâ aranıyor. Cezaları kesinleşen ancak yurtdışına kaçan sanıklardan 9’u Almanya’da yaşıyor. Son olarak cezaevindeki Sivas katillerinden birisi yüzlerce yaşlı ve ağır hasta mahpus cezaevlerinde ölüme terk edilirken, AKP’li Cumhurbaşkanı tarafından yaşı ve sağlık sorunları gerekçesiyle affedildi.

    “SİVAS KATLİAMI DAVASI ZAMAN AŞIMI GEREKÇESİYLE KAPATILDI”

    Sivas Katliamı’nın ilk dava süresince çeşitli mahkemelerde başlatılan soruşturmalar o dönem kapatılmamış olan Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde (DGM) son buldu. Mahkeme ise görevsizlik kararı vererek dosyayı Yargıtay’a gönderdi. Yargıtay ise dosyaya bakması gereken yerin Ankara DGM olduğuna karar vererek dosyayı geri gönderdi. Mahkemeler arası dava dosyasına “al gülüm ver gülüm’’ mantığı ile bakılması, Madımak Katliamı’nı tam 27 yıldır aydınlatamamıştır. Süren davalar, temyizler, müdahil avukatların talepleri yıllarca devam etmesine rağmen Sivas Katliamı davası 20 yılın ardından zaman aşımı gerekçesiyle kapatılmıştır. Böylece 5 firari sanık ceza almaktan kurtuldu. İlk açıklamada dönemin Başbakanı Erdoğan’dan gelmişti… Sivas davasında alınan zamanaşımı kararı için grup toplantısında yaptığı konuşmada “Milletimiz ve ülkemiz için hayırlı olsun” açıklamasında bulunmuştu. Zamanaşımına iki gün kala HSYK Başkan Vekili İbrahim Okur “sona yaklaşıldı, bu saatten sonra Madımak için yapılabilecek bir şey yok” diyerek kararın adeta önceden alındığını söyler niteliğinde açıklamalarda bulunmuştu.

    “İNSANLIĞA KARŞI İŞLENEN SUÇLAR ZAMAN AŞIMINA UĞRAYAMAZ”

    İnsanlığa karşı işlenen suçlar zaman aşımına uğrayamaz. Nitekim katliam ile ilgili hala birçok iddia hafızalarda canlılığını korumaktadır. Katliamdan önce halkı, Sivas kentine gelen aydın ve yazarlara karşı kışkırtan bildirilerin dağıtılması ve bu bildirilerin hangi kişi ve/veya örgütler tarafından dağıtıldığı hala bilinmemektedir. Sivas Katliamı’nda ölenlerin 17’sinin yangından önce kurşunlanarak öldürüldüğü ve bunun adli tıp raporuyla da kanıtlandığı, raporun sonradan yok edildiği iddiaları toplum vicdanın da hala sorgulanmaktadır. Katliamı gerçekleştiren birçok kilit ismin uzun yıllar saklanabilmiş olması kimisinin hiç yargılanmamış olması, örgütlü suç tezini açık ve net bir şekilde doğrulamaktadır. Nitekim katliamla ilgili aranan şahısların karakola 100 metre mesafede yaşadığı ortaya çıkmıştır.

    “OLAYDA SORUMLULUĞU OLANLAR YARGILANSIN”

    27 yıl önce televizyon aracılığı ile tümümüzün tanıklığında yaşanmış olan bu katliamı Sivas Emniyet Müdürlüğü’nün 3 Temmuz 1993 günlü olay tutanağına göre 15 bin saldırgan gerçekleştirdi. Katliamın eylemcilerini ve arkalarındaki örgütlerini ve bu örgütleri araştırmayan güvenlik güçleri Jandarma, Emniyet, Vali, diğer idari birimler ve savcılık makamı yetkilileri hakkında adli ve idari bir işlem yapılmaması Sivas Katliamı’nın hala aydınlatılmadığının en önemli göstergeleridir. Katliamın yapıldığı dönemde görevde bulunan, Cumhurbaşkanı, Başbakan, Başbakan yardımcıları, Bakanlar ve olayda sorumluluğu olan en üsttekilerden en alttakilere kadar her bir sorumlunun, kurumun ve olayın açığa çıkarılması ve yargı mekanizmasının işletilerek meclis araştırma komisyonu kurulmasını talep ediyoruz.” (HABER MERKEZİ)

  • Milletvekili Özen: Çorum Katliamı’nın araştırılması elzemdir

    Milletvekili Özen: Çorum Katliamı’nın araştırılması elzemdir

    PİRHA- 39. yılında Çorum Katliamı’nın araştırılması için soru önergesi veren HDP Milletvekili Zeynel Özen, “Katliamla ilgili devlet arşivlerinde yıllardır saklı kalan belgelerin araştırılıp kamuoyuyla paylaşılması, perde arkasındaki sorumlularının açığa çıkması ve böylece katliam mağdurlarının az olsa acılarını dindirilmesi için Çorum Katliamı’nın araştırılması elzemdir” dedi.

    HDP İstanbul Milletvekili Zeynel Özen, 57 Alevi yurttaşın yaşamını yitirdiği Çorum Katliamı’nın 39. yılında, katliamın aydınlatılması için Meclis Araştırma Komisyonu kurulması önergesi verdi.

    Özen, önergede Çorum’da yaşananları hatırlatarak, katliam mağdurlarının az da olsa acılarının dindirilmesi için Çorum Katliamı’nın araştırılmasının elzem olduğuna dikkat çekti.

    Önergede şu ifadelere yer verildi:

    “27 Mayıs 1980 günü Gün Sazak’ın öldürülmesinin arkasından Çorum’da bir yerlerden düğmeye basılan bazı paramiliter gruplar karışıklıklar çıkartmak için solculara ve Alevilere saldırdılar. 27 Mayıs 1980’de Çorum sokaklarında tekbirler eşliğinde Alevi mahallelerine başlattıkları saldırılar yaklaşık 1,5 ay boyunca 10 Temmuz 1980’e kadar devam etti. Özellikle 4 Temmuz Cuma günü Çorum’da sokağa çıkma yasağı kaldırıldıktan sonra saldırganlar uzun menzilli silahlar ve bombalarla topyekün bir saldırıya geçerek, ikinci bir Maraş Katliamı yaratmayı amaçladılar. Önceden planladıkları saldırılarla Çorum tamamen bir savaş alanına döndü.

    Cuma günü, Milönü mahallesinde bulunan Alaaddin Camiinin bombalandığı ve kurşunlandığı şeklinde yalan haberlerin şehre yayılmasıyla katliam doruk noktasına çıktı. Camilerden boşalan vatandaşların büyük bir kısmı haberin yalan olduğunu anlayınca saldırganların peşinden gitmedi. Ancak, “Komünistler camileri yakıp yıkıyor” söylentileri şehirde yoğun bir şekilde işlendi ve bir kısım yurttaşlar tahrik edildi. Gösteri ve saldırılar daha sonra sol görüşlü kişilerin oturduğu mahallelere yayıldı ve yüzlerce ev çıkarılan yangınlar sonucu hasar gördü. Saldırıların yöneldiği semtlerde, saldırgan gruplarla halk arasında yoğun çatışmalar oldu. Öncesinde yaşanan Maraş Katliamı’ndan ötürü tedbirini alan halk sokaklara barikatlar kurarak kendilerini savunmaya çalıştı. Saldırganlar her seferinde bu barikatların ardındaki halk tarafından püskürtüldü.

    Bu katliamda resmi rakamlara göre 57 can yaşamını yitirdi. Yüzlercesi de yaralandı. Solcuların ve Alevilerin işyerleri ve evleri yağmalandı. Birçoğu ise Çorum’u terk edip başka şehirlere göç etmek zorunda bırakıldılar. Bu katliamda yaşanan en korkunç cinayetlerden biri Veli Solmaz adlı bir Alevi dedesinin faşistler tarafından fırında diri diri yakılmasıydı. Tarihte kaldığı düşünülen Nazi yöntemleri bu katliamla Anadolu’nun ortasında bir kabus gibi yeniden ortaya çıkmıştı. Çorum’da 1,5 ay boyunca içlerinde kadınlar, çocuklar, ve yaşlılar dahil saldırganların eline geçen masum insanlar çeşitli işkencelerle katledildi, onlarca kadın tecavüze uğradı, malları mülkleri talan edildi.

    Çorum Katliamı kanlı 1 Mayıs olaylarıyla başlayan ve Malatya, Maraş, katliamları ile devam eden solculara ve Alevilere karşı bir plan dâhilinde gerçekleştirilen katliamlar zincirinin bir parçasıdır. 12 Eylül 1980 darbesinin hemen öncesinde meydana gelen Çorum katliamı, solun güç kaybetmesi ve küresel sermayenin Ortadoğu’da yayılımlarını başarılı bir şekilde sağlayabilmesi için gerekli “Yeşil Kuşak Projesine” müsait bir iklimin yaratılması için planlanan askerî darbenin zeminini oluşturan bir son aşama niteliğindedir.

    Bu nedenlerle 27 Mayıs 10 Temmuz 1980 tarihleri arasında bir buçuk ay boyunca Çorum’da onlarca solcu ve Alevinin hunharca katledilmesine ve yüzlerce masumun yaralanmasına, kalanların ise önemli oranda şehri terk etmek zorunda kalmasına sebep olan Çorum Katliamı’nın aydınlatılması, arkasında gizli kalan gerçeklerin ortaya çıkarılması, katliamla ilgili devlet arşivlerinde yıllardır saklı kalan belgelerin araştırılıp kamuoyuyla paylaşılması, perde arkasındaki sorumlularının açığa çıkması ve böylece katliam mağdurlarının az olsa acılarını dindirilmesi için Çorum Katliamı’nın araştırılması elzemdir.”

    (HABER MERKEZİ)