Etiket: meclis araştırması

  • Kordu: Zini Gediği Katliamı’yla yüzleşilmesi için Meclis Araştırma Komisyonu kurulsun

    Kordu: Zini Gediği Katliamı’yla yüzleşilmesi için Meclis Araştırma Komisyonu kurulsun

    PİRHA-DEM Parti Dersim Milletvekili Ayten Kordu, Zini Gediği Katliamı ile ilgili Meclis Araştırma Komisyonu’nun kurulmasını istedi. Kordu, “Kürt Alevi halkı, yüzyıllardır devam eden soykırım ve asimilasyon politikasının son bulması, kendi ulusal, inanç ve kültürel kimliklerini özgürce yaşamak adına devletin geçmişte yaptıklarıyla yüzleşmesini talep etmektedir” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 8 Ağustos 1938’de Alevi toplumuna yönelik katliamlardan biri olan Zini Gediği Katliamı’yla ilgili Meclis Araştırma Komisyonu’nun kurulmasını istedi.

    “DEVLETİN YAPTIKLARIYLA YÜZLEŞMESİNİ TALEP EDİYORUZ”

    1938 yılında 97 Alevinin Zini Gediği’nde topluca kurşuna dizildiğini belirten Ayten Kordu, “Kürt Alevi halkı, yüzyıllardır devam eden soykırım ve asimilasyon politikasının son bulması, kendi ulusal, inanç ve kültürel kimliklerini özgürce yaşamak adına devletin geçmişte yaptıklarıyla yüzleşmesini talep etmektedir. Bu katliamın ardından Zini Gediği’nin de dahil olduğu bu alan yasak bölge ilan edilerek, görgü tanıklarınca katledilen yurttaşların cesetlerinin kurda-kuşa yem edildiği ifade edilmiştir. Bu kişilere bir mezar yeri ve kefen dahi fazla görülmüştür. Katliamdan geriye kalanlar ise Türkiye’nin batı illerine sürgüne gönderilmiş ve gittikleri yerlerde, sürekli olarak aşağılanmalara maruz kalarak sağ kalanlara nazaran ölümden de beter ızdıraplar yaşamışlardır” dedi.

    “KÜRT ALEVİLERE UYGULANAN SOYKIRIM POLİTİKALARI SON BULSUN”

    Kordu, sözlerinin devamında şunları dile getirdi:

    “Toplumları var eden, toplumlara kişilik veren üç öge vardır; ulusal kimliği, inanç kimliği ve kültürel kimliğidir. Bunlardan biri eksik olursa toplum olma vasfı eksik kalır. Kürt Alevi halkı, yüzyıllardır devam eden soykırım ve asimilasyon politikasının son bulması, kendi ulusal, inanç ve kültürel kimliklerini özgürce yaşamak adına devletin geçmişte yaptıklarıyla yüzleşmesi, Zini Gediği Katliamı’nı gerçekleştiren kamu görevlilerin açığa çıkarılması amacıyla Meclis Araştırılması Komisyonu’nun kurulmasını talep ediyorum.”

    PİRHA/DERSİM

  • HEDEP’li Vekil Kordu, Seyit Rıza ve arkadaşları için Meclis Araştırması açılmasını istedi

    HEDEP’li Vekil Kordu, Seyit Rıza ve arkadaşları için Meclis Araştırması açılmasını istedi

    PİRHA- HEDEP Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 86 yıl önce idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının akıbetinin ve mezar yerlerinin açıklanması için kanun teklifi, soru önergesi ve araştırma teklifi verdi. Kordu, “Kürt ve Alevi halkı için önemli bir yeri olan Seyid Rıza ile birlikte siyasal hukuk uygulamasına tabi tutulan bütün şahsiyetlerin mezar yerlerinin tespit edilerek ailelerine iade edilmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılması son derece önemlidir” dedi. 

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 86 yıl önce idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşlarını Meclis gündemine getirdi. Kordu, Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının akıbetinin ve mezar yerlerinin açıklanması için kanun teklifi, soru önergesi ve araştırma teklifi verdi.

    SORU ÖNERGESİ

    Milletvekili Ayten Kordu, soru önergesinde, “15 Kasım 1937 tarihinde Dersim halkının onurlu direnişinin öncüleri olan Seyid Rıza ve arkadaşları, Elâzığ Buğday Meydanı’nda kurulan bir düzmece mahkemede sonucunda idam edildiler. Kendilerine savunma hakkı dahi verilmeden yaşı küçültülerek idam edilen Seyid Rıza ve arkadaşlarının cenazeleri ise hiçbir zaman ailelerine verilmedi. Aradan geçen 86 yıla rağmen Seyid Rıza, oğlu ve arkadaşlarının mezar yerleri hala gizlenmektedir. Direnişin önderlerinin idamı sonrasında Dersim coğrafyası, kültürü, dili ve inancına yönelik asimilasyoncu bir yaklaşımla birlikte sürdürülen harekâtta binlerce yurttaş yaşamını yitirmiştir. Bunun sonucunda, resmi rakamlara göre 12 bin, bağımsız araştırmacı ve tarihçilere göre ise 70 bin ile 100 bin civarında Dersimli çocuğun, yaşlının ve kadının yaşamını yitirdiği ifade edilmektedir. Dersim halkı 1937-1938 yılında yaşananları “TERTELE” olarak adlandırmıştır. “Tertele” bir daha telafisi olmayan, büyük yıkım, tufan anlamına gelmektedir. Bunun sonucunda binlerce Dersimli zorla yerinden yurdundan koparılarak sürgüne yollanmış, Dersimlilerin köyleri yakılmış, mallarına, topraklarına ve hayvanlarına el konulmuştur. Hayatta kalan kız çocukları evlatlık olarak verilmiş ve yoğun asimilasyona tutulmuştur. Bu politikalarla yalnızca bir direniş bastırılmak istenmemiş, Dersim halkının Rayê Hêqî inancı, Kirmançkî dili, kültürü ve doğası da yok edilmek istenmiştir. Dersim’e ilişkin sayısız rapor hazırlanmış, harekât öncesinde Dersimlilerin silahları toplatılmış, karakol ve kışlalar inşa edilmiştir. Dersim halkı bu duruma karşı engelleyici olmamış ama haklarına ve onurlarına yapılan saldırılara karşı meşru direnişe geçmişlerdir. Yeni kurulan Cumhuriyet için Dersim coğrafyası hep bir tehdit olarak algılanmış, bu tehdit algısı hazırlanan tüm raporlara yansımıştır. 2 Şubat 1926’da Mülkiye Müfettişi Hamdi Bey hazırladığı raporda Dersim’e “Çıban Başı” demiştir. Tedip ve Tenkil Harekatı’yla Dersimlileri yola getirme, uslandırma ve haddini bildirme politikaları uygulanmıştır. Bu süreçte öz savunma yapan Kürt ve Alevi halkına yönelik büyük bir katliam gerçekleştirilmiştir. Günümüzde de Dersim coğrafyası üzerinde inkâr, asimilasyon ve yok etme politikaları devam etmektedir” ifadelerine yer verdi.

    Kordu, Cumhurbaşkanı yardımcısı Cevdet Yılmaz’a, cevaplaması için şu soruları yöneltti:

    1. Seyid Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri aradan geçen 86 yıla rağmen neden hala açıklanmamaktadır?

    2. 1937-1938 Dersim olaylarına ilişkin devlet arşivleri neden açılmamaktadır? 15 Kasım 1937 tarihinde Seyid Rıza ve arkadaşlarının idam edildikleri mahkeme tutanakları kamuoyuyla neden paylaşılmamaktadır?

    3. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 2011 yılında Başbakanlığı döneminde, Dersim olaylarına ilişkin, “Eğer devlet adına özür dilemek gerekiyorsa ve böyle bir literatür varsa, ben özür dilerim ve diliyorum” ifadelerini kullanmasına rağmen Dersim olayları ile neden yüzleşilmemektedir?

    4. 1937/38/39 tarihlerinde Dersim’de kaç yurttaşımız yaşamını yitirmiştir?

    5. 1937-1938 Dersim olayları sonrasında kaç Dersimli zorla göç ettirilmiş, ne şekilde ve hangi bölgelere/yerlere gönderilmiştir?

    6. 37-38 Dersim olayları sonrasında kaç kız çocuğu ailelerinden koparılarak evlatlık verilmiştir? Evlatlık verilen kız çocuklarına ilişkin devlet arşivlerinde resmi kayıtlar bulunmakta mıdır?

    7. Dersim’in tüm tarihsel arka planıyla, gasp edilen hakları, dili, inancı ve kültürüyle yüzleşmek, mağdurlarına karşı uluslararası hukuktan doğan sorumlulukları yerine getirmek amacıyla herhangi bir çalışmanız var mı?

    8. Dersim olaylarıyla yüzleşmeye katkı sunması açısından AB ülkeleri, ABD ve Rusya Federasyonu’nda bulunan arşivlerin toplanması ve kamuya açılmasına ilişkin bir çalışmanız olacak mıdır?

    9. Dersim adının iade edilmesi için bir girişiminiz olacak mıdır?

    KANUN TEKLİFİ

    HEDEP Dersim Milletvekili Ayten Kordu, 15 Kasım 1937’den beri mezar yerleri bilinmeyen Seyit Rıza ve yol arkadaşlarının akıbeti için Meclis’e kanun teklifi sundu.

    Milletvekili Kordun’un TBMM’ye sunduğu kanun teklifinin gerekçesi şöyle:

    “15 Kasım 1937 tarihinde, Elâzığ Buğday Meydanı’nda kurulan bir düzmece mahkemede kendilerine savunma hakkı dahi verilmeden yaşı küçültülerek idam edilen Dersim halkının onurlu direnişinin öncüleri Seyid Rıza, oğlu ve arkadaşlarının cenazeleri aradan geçen 86 yıla rağmen Seyid Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri hala gizlenmektedir. Bu vesileyle TBMM’ye verdiğimiz Kanun Teklifi, Araştırma önergesi ile birlikte Cumhurbaşkanlığına verdiğimiz soru önergemizin gereği yapılarak Seyid Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri açıklanmalı, kendilerine ait eşya ve belgeler mirasçılarına iade edilmeli, buna yönelik devlet arşivleri açılmalı ve İstiklal Mahkemelerin sonuçları ortadan kaldırılmalıdır.

    İnsan, yaşama ve ölüme yüklediği anlamlar etrafında oluşturduğu sembol ve ritüeller ile zamansal ve mekânsal devamlılığını sağlamaktadır. Halklar mezarları ile zamana ve mekâna iz düşer, varlıklarını tarihe ve toprağa kaydederler. Buradan bakıldığında, mezarlıklar, halkların inançları gereği tarihin her döneminde bir hafıza ve anma mekânı olarak kabul edilmiştir. Bununla birlikte bütün inançlarda kutsal sayılan mezarlıklar daima bir dokunulmazlığa sahip olagelmiştir. Çünkü her toplum mezarlıkları kendi geçmişleriyle bağ kurmanın bir aracı olarak görürken mezarlıklar inançların da vazgeçilmez bir parçası sayılmıştır. Buna rağmen geçmişte yürütülen politikalar kapsamında toplumun önde gelen şahsiyetlerinin mezarları ya tahrip edilmiş ya da ortadan kaybedilmiştir. Yıllardır süregelen mezarsızlık politikalarından dolayı bugün bile Seyid Rıza’nın mezar yeri bilinmemektedir. Her ne kadar son yıllarda toplum liderlerinin mezar yerlerinin tespit edilmesi talebi yüksek sesle dile getirilse de şu ana kadar herhangi bir adım atılmamıştır. 1937 yılında 14 Kasım’ı 15 Kasım’a bağlayan gece yarısı 6 yol arkadaşı ve oğlu ile birlikte Elazığ (Xarput) Buğday Meydanı’nda idam edilen Dersim ve Kürt halkının tarihi önderi Seyit Rıza ve Dersim meselesi hâlâ tartışılmaktadır. Seyit Rıza ya da Kırmancki’deki adıyla Sey Rıza’nın kesin doğum tarihi bilinmemekle birlikte 1863 yılında Pulur Lirtik Köyü’nde doğdu. Batı Dersim Şeyh Hesenu, Hesanan aşiretinin Yukarı Abbasan Avasu Kolundan olan Seyid İbrahim Kalmen Sor’un dört oğuldan en küçüğüdür.

    Mezarlıklar tarihin somut delilleridir. Bir yerleşim yerinin ne kadar eski olduğunun göstergelerinden birisi de hiç şüphesiz oradaki mezarlıklardır. Buradan yola çıkınca, Türkiye’de muhalif kesimlerin ölülerinin mezarlardan çıkartılması, mezarlıklarının tahrip edilmesi, yerinden alınıp başka bir yere taşınması, Ermeni mezarlığı üzerine uygunsuz yapı veya mezarlıkların tahrip edilmesi gibi kimi politikalar iktidardaki partinin sadece Türk toplumunun milliyetçilik duygularına seslenen birer çağrısı değildir. Bu durum bir çağrı olmanın çok ötesinde, tekçi ulus yaratma kodlarında yer edinmiş tekçi zihniyettir. Söz ettiğimiz ölümler politik ölümlerdir. Dolayısıyla hem yaşamlarının hem de ölümlerinin toplum üzerinde ciddi etkisi var. Bunun bir sonucu olarak da ölüler arasında ciddi bir hiyerarşi uygulanmaktadır. Kürtlerin maruz kaldığı mezarsızlık meselesi aynı zamanda bir hiyerarşi meselesidir.

    Bu politikalar, Türkiye’nin kurucu siyaseti olan Türklük kimliğinin inşa edilmesinden beri süregelen bir sancıdır. O gün olduğu gibi bugün de aynı politikanın Kürtlerin cenazelerine uygulanması bu tarihsel kodların halen geçerliğini koruduğunu göstermektedir. Dolayısıyla buradan bakınca söz konusu uygulamaların günlük politikaların değil, tarihsel bir politikanın izdüşümü olduğu görülür. Özellikle 1920’li yıllardan bu yana uygulanagelen mezarsızlık politikaları toplumun cezalandırılmasının yanında insanların geçmişleriyle bağını koparmayı amaçlamıştır. Dünya tarihinde birçok iktidar tarafından devreye sokulan bu politikalarla insani değerler ihlal edilip toplum vicdanı incitilirken aynı zamanda demokratik ilkeler de yok edilmiştir. Buna bağlı olarak cezalandırıldığını düşünen toplum kesimleri açısından mezarsızlık politikalarına muhalefet, demokratik bir yaşam talebinde bulunmanın ahlaki ve vicdani gereğini oluşturmaktadır. Çünkü insanlık tarihi boyunca ölülere ve mezarlıklara saygı duyulması, önemli bir insani değer olarak kabul görmüştür.

    Bugün mezar yeri halen bilinmeyen şahsiyetlerden birisi olan ve 15 Kasım 1937 tarihinde Dersim halkının onurlu direnişinin öncüleri Seyid Rıza, oğlu ve arkadaşları, Elâzığ Buğday Meydanı’nda kurulan bir düzmece mahkemede sonucunda idam edildiler. Kendilerine savunma hakkı dahi verilmeden yaşı küçültülerek idam edilen Seyid Rıza ve arkadaşlarının cenazeleri ise hiçbir zaman ailelerine verilmedi. Aradan geçen 86 yıla rağmen Seyid Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri hala gizlenmektedir. Direnişin önderlerinin idamı sonrasında Dersim coğrafyası, kültürü, dili ve inancına yönelik topyekûn bir harekata girişilmiş, resmi rakamlara göre 12-16 bin, bağımsız araştırmacı ve tarihçilere göre ise 70 bin ile 100 bin civarında Dersimli çocuk, yaşlı, kadın yaşamını yitirmiştir.

    Seyit Rıza, Dersim’deki kanlı çatışmalardan sonra barış görüşmeleri yapmak üzere Erzincan’a çağrılır, görüşmeye giderken yolda 5 Eylül 1937’de tutuklanmıştır. Dersim ileri gelenlerinden Seyit Rıza’yla beraber 58 kişi Elâzığ’da kurulan İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmışlardır.

    Yargılama sürecinde, Adalet Bakanlığı’ndan [idam için] şifre gelmesi üzerine duruma çekince koyduğu iddia edilen savcının rapor alması üzerine Dönemin Emniyet Genel Müdürlüğü görevlisi İhsan Sabri Çağlayangil’in hukuktan sınıf arkadaşı savcı yardımcısı görevlendirilerek Adalet Bakanlığı’ndan gelen talimatın gereği üzerine Seyit Rıza, Usene Seyd, Fındıq Ağa, Hesen Ağa, Usene Sey Rızay, Ali Ağa, Hesene İvraime Qız ve oğlu Resik Hüseyin’e idam cezası verilmiştir. Diğerleri ise ömür boyu hapis cezalarına çarptırılmıştır. Seyit Rıza,15 Kasım 1937’de 74 yaşında idam edilirken tutanaklarda yaşı küçültülürken 16 yaşındaki oğlu Resik Hüseyin’in yaşı ise büyütülerek idam edilmişlerdir. Seyit Rıza idam edildiğinde 74 yaşındaydı. O yıllarda da, bu yıllarda da yaşı büyük, küçük olanları asmak “yasalara” aykırıydı. Bu nedenle Seyit Rıza ‘nın yaşı 54’e düşürülerek, Resik Hüseyin’ in 17 olan yaşı, 21 e çıkartılarak idam edilmişlerdir.

    Dönemin Emniyet Genel Müdürlüğü görevlisi İhsan Sabri Çağlayangil o anları yıllar sonra Seyit Rıza’nın idam edilme anını şöyle anlatmaktadır:

    “Seyit Rıza, sehpaları görünce durumu anladı. ‘Asacaksınız’ dedi ve bana döndü: ‘Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin?’. Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyorum. Son sözünü sorduk. ‘Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz’ dedi. Bu sırada Fındık Hafız asılıyordu. Asarken iki kez ip koptu. Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Etrafta kimse yoktu. Ama Seyit Rıza, meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti: ‘Ewlade Kerbelayme. Bexetayme. Ayibi, zulmo, cinayeto’ (Evlad-ı Kerbelayız, günahsızız, ayıptır, zulümdür, cinayettir) dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağıyla tekme vurdu, infazını gerçekleştirdi.”

    Seyit Rıza, oğlu ve arkadaşlarının idam edilmesi ile biten süreci Dersim halkı yaşananları “Tertele” olarak adlandırmıştır. Tertele; bir daha telafisi olmayan, büyük yıkım, tufan ve yok etme (soykırım) anlamına gelmektedir. Tertele sonucunda, binlerce Dersimli zorla yerinden yurdundan koparılarak sürgüne yollanmış, Dersimlilerin köyleri yakılmış, mallarına, topraklarına ve hayvanlarına el konulmuştur. Hayatta kalan kız çocukları askerlere evlatlık olarak verilmiş ve yoğun asimilasyona tutulmuştur. Terteleyle Dersim halkının Rayê Hêqî inancı, Kirmançkî dili, kültürü ve doğası da yok edilmek istenmiştir.

    Alevi ve Kürt halkı için önemli bir yeri ve değeri olan Seyit Rıza, Usene Seyd, Fındıq Ağa, Hesen Ağa, Usene Sey Rızay, Ali Ağa, Hesene İvraime Qız ve oğlu Resik Hüseyin ile birlikte mezar yeri bilinmeyen Şeyh Said, Said-i Kürdi gibi birçok şahsiyet bulunmaktadır. Evrensel inanç ve hukuki değerlerde ölen kişilerin mezar yerilerine saygı gösterilmesi ve kişisel eşyalarının yakın akrabalarının isteği doğrultusunda iade edilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. Ölen bir kişinin mezar yerlerinin ailelerinden ve sevenlerinden gizlenmesi, yasalar ile birlikte vijdana da aykırıdır.

    Bütün bu nedenlerden dolayı mezarsızlık politikası bağlamında ölüler üzerinden uygulanan bu hukuksuzluğa son verilip toplumsal talepler doğrultusunda bir adım atılması, Kürt ve Alevi halkı için önemli bir yeri olan Seyid Rıza ile birlikte siyasal hukuk uygulamasına tabi tutulan bütün şahsiyetlerin mezar yerlerinin tespit edilerek ailelerine iade edilmesi tolumsal barışın inşasına dair önemli bir adım olacaktır.

    Bu bağlamda devlet, Kürt ve Alevi sorunun çözümüne yönelik bir iyi niyet göstergesi olarak söz konusu şahsiyetlerin şahsından Kürt halkından özür diler ve tazminat ödemeyi kabul ederek toplumsal barış adına önemli bir adım atmış olur. Bu adım ile devlet Türkiye’de yaşayan halklar ile geçmişte yaşadığı sorunlar bağlamında bir yüzleşme gerçekleşerek güçlü bir gelecek inşa adına önemli misyon ve rol üstlenmiş olur.

    Bu kapsamda gerekçemizde ismi açıkça zikredilen şahsiyetler ile birlikte isimleri zikredilmeyen ancak tarihsel süreç içerisinde devletin söz konusu uygulamalarına tabi tutulmuş Kürt halkı için tarihe mal olmuş şahsiyetler ile ilgili olarak ilgili kurumlar ve mirasçılar TBMM’de kurulacak komisyona başvurmaları ile süreç işletilmiş olacaktır.

    Kanun teklifinde şu maddeler yer aldı:

    “Madde 1- 4/5/1949 tarihli ve 5384 sayılı İstiklal Mahakimi Kanunu ile kurulan İstiklal Mahkemesi kararlarının sonuçlarının ortadan kaldırılarak, bu mahkemelerde yargılanan Seyit Rıza Şeyh ve arkadaşları ile birlikte İstiklal Mahkemesi kararlarıyla idam edilen, ancak cenazeleri ailelerine teslim edilmeyen şahsiyetlerin cenazeleri ailelerine teslim edilir.

    Madde 2- İstiklal Mahkemesi kararları kapsamında olmayıp idam edilen, öldürülen ve Said-i Kürdi gibi doğal olarak ölen ancak cenazeleri ailelerine teslim edilmeyen şahsiyetlerin cenazeleri de bu Kanun Teklifi kapsamında değerlendirilir ve cenazeleri ailelerine teslim edilir.

    Madde 3- İdam edilen, öldürülen ve doğal olarak ölen şahsiyetlere ait eşya, belge ve mülkiyetinde olup mirasçılarına verilmeyen menkul, ayni ve nakdi bütün varlıkların mirasçılarına iade edilerek tazminat ödenir.

    Madde 4- Bu kapsamda gerekçemizde ismi açıkça zikredilen şahsiyetler ile birlikte isimleri zikredilmeyen ancak tarihsel süreç içerisinde devletin söz konusu uygulamalarına tabi tutulmuş, Kürt ve Alevi halkı için tarihe mal olmuş bütün şahsiyetler ile ilgili olarak ilgili kurumlar ve mirasçılar TBMM’de kurulacak komisyona başvurmaları ile süreç işletilmiş olacaktır.

    “EK MADDE 1 – İstiklal mahkemelerinde yargılananların mirasçılarına tazminat ödenmesine ilişkin usul ve esaslar TBMM’de kurulacak ve ilgili şahsiyetlerin mirasçılarının da üyesi oldukları komisyon tarafından belirlenir”

    MADDE 5 – Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

    MADDE 6 – Bu Kanun hükümlerini Cumhurbaşkanınca yürütülür.”

    ARAŞTIRMA ÖNERGESİ 

    HEDEP Milletvekili Ayten Kordu, TBMM Başkanlığı’na idam edilen Seyit Rıza ve yol arkadaşları hakkında araştırma önergesi verdi. Kordu, önergenin gerekçesine ilişkin şunları kaydetti:

    “Mezarsızlık politikası, Türkiye’nin kurucu siyaseti olduğu gibi ulus inşa süreçlerinde uygulanan temel politikalardan birisidir. Asimilasyona tabi tutulan halkların hafıza kırıma uğratılması bağlamında, söz konusu halkın nezdinde karşılığı olan önderlerin ve şahsiyetlerin mezar yerleri saklı tutulmakta veya var olan mezarlar bilinmeyen yerlere taşınmaktadır. Bu şekilde halk ile tarihi arasında var olan bağın kopartılması amançlanmaktadır. Kürt ve Alevi halkı da tarihsel süreçten günümüze bu politikaya maruz bırakılmakta, halkın önemli birçok önder ve şahsiyetlerinin mezar yerleri bilinmemektedir. Bu nedenle kendileri için tarihi ve manevi önemi olan şahsiyetlerin mezar yerlerinin açıklanmasını talep etmektedir.

    Bu bağlamda, Kürt ve Alevi halkı için önemli liderler ve şahsiyetlerinden olan Seyid Rıza, oğlu ve arkadaşları ile birlikte Said-i Kurdi, Şeyh Sait gibi birçok halk önderinin mezar yerleri bilinmemektedir. Bütün şahsiyetlerin mezar yerlerinin neden gizli tutulduğunun araştırılması ve yerlerinin açıklanmasının sağlanması amacıyla Anayasa’nın 98’inci İç Tüzüğün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis Araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz. İnsan, yaşama ve ölüme yüklediği anlamlar etrafında oluşturduğu sembol ve ritüeller ile zamansal ve mekânsal devamlılığını sağlamaktadır. Halklar mezarları ile zamana ve mekâna iz düşer, varlıklarını tarihe ve toprağa kaydederler. Buradan bakıldığında, mezarlıklar, halkların inançları gereği tarihin her döneminde bir hafıza ve anma mekânı olarak kabul edilmiştir. Bununla birlikte bütün inançlarda kutsal sayılan mezarlıklar daima bir dokunulmazlığa sahip olagelmiştir. Çünkü her toplum mezarlıkları kendi geçmişleriyle bağ kurmanın bir aracı olarak görürken mezarlıklar inançların da vazgeçilmez bir parçası sayılmıştır. Buna rağmen geçmişte yürütülen politikalar kapsamında toplumun önde gelen şahsiyetlerinin mezarları ya tahrip edilmiş ya da ortadan kaybedilmiştir. Yıllardır süregelen mezarsızlık politikalarından dolayı bugün bile Seyid Rıza’nın mezar yeri bilinmemektedir. Her ne kadar son yıllarda toplum liderlerinin mezar yerlerinin tespit edilmesi talebi yüksek sesle dile getirilse de şu ana kadar herhangi bir adım atılmamıştır. 1937 yılında 14 Kasım’ı 15 Kasım’a bağlayan gece yarısı 6 yol arkadaşı ve oğlu ile birlikte Elazığ (Xarput) Buğday Meydanı’nda idam edilen Dersim ve Kürt halkının tarihi önderi Seyit Rıza ve Dersim meselesi hâlâ tartışılmaktadır. Seyit Rıza ya da Kırmancki’deki adıyla Sey Rıza’nın kesin doğum tarihi bilinmemekle birlikte 1863 yılında Pulur Lirtik Köyü’nde doğdu. Batı Dersim Şeyh Hesenu, Hesanan aşiretinin Yukarı Abbasan Avasu Kolundan olan Seyid İbrahim Kalmen Sor’un dört oğuldan en küçüğüdür.

    “MEZARLIKLAR TARİHİN SOMUT DELİLLERİDİR”

    Mezarlıklar tarihin somut delilleridir. Bir yerleşim yerinin ne kadar eski olduğunun göstergelerinden birisi de hiç şüphesiz oradaki mezarlıklardır. Buradan yola çıkınca, Türkiye’de muhalif kesimlerin ölülerinin mezarlardan çıkartılması, mezarlıklarının tahrip edilmesi, yerinden alınıp başka bir yere taşınması, Ermeni mezarlığı üzerine uygunsuz yapı veya mezarlıkların tahrip edilmesi gibi kimi politikalar iktidardaki partinin sadece Türk toplumunun milliyetçilik duygularına seslenen birer çağrısı değildir. Bu durum bir çağrı olmanın çok ötesinde, tekçi ulus yaratma kodlarında yer edinmiş tekçi zihniyettir. Söz ettiğimiz ölümler politik ölümlerdir. Dolayısıyla hem yaşamlarının hem de ölümlerinin toplum üzerinde ciddi etkisi var. Bunun bir sonucu olarak da ölüler arasında ciddi bir hiyerarşi uygulanmaktadır. Kürtlerin maruz kaldığı mezarsızlık meselesi aynı zamanda bir hiyerarşi meselesidir.

    Bu politikalar, Türkiye’nin kurucu siyaseti olan Türklük kimliğinin inşa edilmesinden beri süregelen bir sancıdır. O gün olduğu gibi bugün de aynı politikanın Kürtlerin cenazelerine uygulanması bu tarihsel kodların halen geçerliğini koruduğunu göstermektedir. Dolayısıyla buradan bakınca söz konusu uygulamaların günlük politikaların değil, tarihsel bir politikanın izdüşümü olduğu görülür. Özellikle 1920’li yıllardan bu yana uygulanagelen mezarsızlık politikaları toplumun cezalandırılmasının yanında insanların geçmişleriyle bağını koparmayı amaçlamıştır. Dünya tarihinde birçok iktidar tarafından devreye sokulan bu politikalarla insani değerler ihlal edilip toplum vicdanı incitilirken aynı zamanda demokratik ilkeler de yok edilmiştir. Buna bağlı olarak cezalandırıldığını düşünen toplum kesimleri açısından mezarsızlık politikalarına muhalefet, demokratik bir yaşam talebinde bulunmanın ahlaki ve vicdani gereğini oluşturmaktadır. Çünkü insanlık tarihi boyunca ölülere ve mezarlıklara saygı duyulması, önemli bir insani değer olarak kabul görmüştür.

    Bugün mezar yeri halen bilinmeyen şahsiyetlerden birisi olan ve 15 Kasım 1937 tarihinde Dersim halkının onurlu direnişinin öncüleri Seyid Rıza, oğlu ve arkadaşları, Elâzığ Buğday Meydanı’nda kurulan bir düzmece mahkemede sonucunda idam edildiler. Kendilerine savunma hakkı dahi verilmeden yaşı küçültülerek idam edilen Seyid Rıza ve arkadaşlarının cenazeleri ise hiçbir zaman ailelerine verilmedi. Aradan geçen 86 yıla rağmen Seyid Rıza ve arkadaşlarının mezar yerleri hala gizlenmektedir. Direnişin önderlerinin idamı sonrasında Dersim coğrafyası, kültürü, dili ve inancına yönelik topyekûn bir harekata girişilmiş, resmi rakamlara göre 12-16 bin, bağımsız araştırmacı ve tarihçilere göre ise 70 bin ile 100 bin civarında Dersimli çocuk, yaşlı, kadın yaşamını yitirmiştir.

    Seyit Rıza, Dersim’deki kanlı çatışmalardan sonra barış görüşmeleri yapmak üzere Erzincan’a çağrılır, görüşmeye giderken yolda 5 Eylül 1937’de tutuklanmıştır. Dersim ileri gelenlerinden Seyit Rıza’yla beraber 58 kişi Elâzığ’da kurulan İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmışlardır.

    Yargılama sürecinde, Adalet Bakanlığı’ndan [idam için] şifre gelmesi üzerine duruma çekince koyduğu iddia edilen savcının rapor alması üzerine Dönemin Emniyet Genel Müdürlüğü görevlisi İhsan Sabri Çağlayangil’in hukuktan sınıf arkadaşı savcı yardımcısı görevlendirilerek Adalet Bakanlığı’ndan gelen talimatın gereği üzerine Seyit Rıza, Usene Seyd, Fındıq Ağa, Hesen Ağa, Usene Sey Rızay, Ali Ağa, Hesene İvraime Qız ve oğlu Resik Hüseyin’e idam cezası verilmiştir. Diğerleri ise ömür boyu hapis cezalarına çarptırılmıştır. Seyit Rıza,15 Kasım 1937’de 74 yaşında idam edilirken tutanaklarda yaşı küçültülürken 16 yaşındaki oğlu Resik Hüseyin’in yaşı ise büyütülerek idam edilmişlerdir. Seyit Rıza idam edildiğinde 74 yaşındaydı. O yıllarda da, bu yıllarda da yaşı büyük, küçük olanları asmak “yasalara” aykırıydı. Bu nedenle Seyit Rıza ‘nın yaşı 54 e düşürülerek, Resik Hüseyin’ in 17 olan yaşı, 21 e çıkartılarak idam edilmişlerdir.

    Dönemin Emniyet Genel Müdürlüğü görevlisi İhsan Sabri Çağlayangil o anları yıllar sonra Seyit Rıza’nın idam edilme anını şöyle anlatmaktadır: “Seyit Rıza, sehpaları görünce durumu anladı. ‘Asacaksınız’ dedi ve bana döndü: ‘Sen Ankara’dan beni asmak için mi geldin?’. Bakıştık. İlk kez idam edilecek bir insanla yüz yüze geliyorum. Son sözünü sorduk. ‘Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz’ dedi. Bu sırada Fındık Hafız asılıyordu. Asarken iki kez ip koptu. Seyit Rıza’yı meydana çıkardık. Etrafta kimse yoktu. Ama Seyit Rıza, meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti: ‘Ewlade Kerbelayme. Bexetayme. Ayibi, zulmo, cinayeto’ (Evlad-ı Kerbelayız, günahsızız, ayıptır, zulümdür, cinayettir) dedi. Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap rap yürüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağıyla tekme vurdu, infazını gerçekleştirdi.”

    Seyit Rıza, oğlu ve arkadaşlarının idam edilmesi ile biten süreci Dersim halkı yaşananları “Tertele” olarak adlandırmıştır. Tertele; bir daha telafisi olmayan, büyük yıkım, tufan anlamına gelmektedir. Tertele sonucunda, binlerce Dersimli zorla yerinden yurdundan koparılarak sürgüne yollanmış, Dersimlilerin köyleri yakılmış, mallarına, topraklarına ve hayvanlarına el konulmuştur. Hayatta kalan kız çocuklarjenı askerlere evlatlık olarak verilmiş ve yoğun asimilasyona tutulmuştur. Terteleyle Dersim halkının “Rayê Hêqî” inancı, Kirmançkî dili, kültürü ve doğası da yok edilmek istenmiştir.

    Alevi ve Kürt halkı için önemli bir yeri ve değeri olan Seyit Rıza, Usene Seyd, Fındıq Ağa, Hesen Ağa, Usene Sey Rızay, Ali Ağa, Hesene İvraime Qız ve oğlu Resik Hüseyin ile birlikte mezar yeri bilinmeyen Şeyh Said, Said-i Kürdi gibi birçok şahsiyet bulunmaktadır. Evrensel inanç ve hukuki değerlerde ölen kişilerin mezar yerilerine saygı gösterilmesi ve kişisel eşyalarının yakın akrabalarının isteği doğrultusunda iade edilmesi gerekliliğini ifade etmektedir. Ölen bir kişinin mezar yerlerinin ailelerinden ve sevenlerinden gizlenmesi, yasalar ile birlikte vijdana da aykırıdır.

    Bütün bu nedenlerden dolayı mezarsızlık politikası bağlamında ölüler üzerinden uygulanan bu hukuksuzluğa son verilip toplumsal talepler doğrultusunda bir adım atılması, Kürt ve Alevi halkı için önemli bir yeri olan Seyid Rıza ile birlikte siyasal hukuk uygulamasına tabi tutulan bütün şahsiyetlerin mezar yerlerinin tespit edilerek ailelerine iade edilmesi amacıyla bir Meclis Araştırması açılması son derece önemlidir.”

    (HABER MERKEZİ)

     

     

  • HDP’li Önlü, İliç’te meydana gelen siyanür sızıntısıyla ilgili Meclis araştırması istedi

    HDP’li Önlü, İliç’te meydana gelen siyanür sızıntısıyla ilgili Meclis araştırması istedi

    PİRHA-HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, Erzincan’ın İliç İlçesi’nde meydana gelen siyanür sızıntısı için meclis araştırması yapılmasını istedi. 

    21 Haziran Salı günü saat 02.45’te Erzincan İliç İlçesi Çöpler Mevkii’nde uluslararası bir şirket tarafından işletilen altın madenine siyanür taşıyan boru hattında meydana gelen patlama sonrasında, yaklaşık 20 ton siyanür solüsyon Fırat Nehri ve Keban Baraj havzasına, siyanürlü su da Fırat Nehri üzerinde kurulan İliç Barajına da ulaştı.

    HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, Erzincan’ın İliç İlçesi’nde meydana gelen siyanür sızıntısı için meclis araştırması yapılmasını istedi.

    “OLAY YERİNDE İNCELEME YAPILIP KAMUOYUYLA PAYLAŞILMASI HAYATİ ÖNEMDEDİR”

    Konuya ilişkin TBMM Başkanlığı’na başvuruda bulunan Önlü, “Erzincan’ın İliç ilçesine bağlı Çöpler köyünde bulunan Kanadalı Anagold Madencilik San. ve Tic. A.Ş ve Çalık Holding bünyesindeki Lidya Madencilik ortaklığında işletilen kompleks maden işletmesinde meydana gelen boru patlaması sonucu 20m3 solüsyonun başta Fırat Nehri olmak üzere bölgedeki toprağa ve suya karıştığı iddialarına ciddiyetle yaklaşılmalı, uzmanlardan ve bilirkişilerden oluşan bağımsız heyetlerin acilen olay yerinde inceleme yapması ve elde edilen verileri şeffaf bir biçimde kamuoyuyla paylaşması hayati önemdedir” dedi.

    “Siyanürle altın madeni arama faaliyetinin yarattığı ekolojik tahribat aşikardır” diyen Alican Önlü şunları kaydetti:

    “Kısa ve uzun vadede Erzincan’a ve çevresine vereceği zarar göz önünde bulundurulduğunda sızıntının önlenmesine ilişkin çalışmaların bir an önce tamamlanması ve kamuoyunun aydınlatılması elzemdir. Erzincan’ın İliç ilçesindeki Çöpler köyünde bulunan kompleks maden işletmesinde 21 Haziran 2022 tarihinde Yığın Liç sahasında siyanür içerikli solüsyon taşıyan boru hatlarında meydana gelen bir arıza nedeniyle tonlarca siyanürlü solüsyonun sızdığı ve başta Fırat Nehri olmak üzere bölgedeki toprağa ve suya karıştığı iddialarının tespiti ile birlikte tedbirlerin alınması amacıyla Meclis Araştırması açılması hayati önem taşımaktadır.”

    PİRHA/DERSİM

  • HDP, Gülistan Doku için Meclis araştırması açılmasını istedi

    HDP, Gülistan Doku için Meclis araştırması açılmasını istedi

    PİRHA-HDP Grup Başkanvekilleri Meral Danış Beştaş ve Saruhan Oluç, 5 Ocak 2020 günü kaybolan Gülistan Doku’nun akıbetinin araştırılmasını, Doku’nun kaybolmasına karışan veya suç işleyenlerin tespit edilerek haklarında gerekli soruşturmaların yapılması amacıyla Meclis araştırması açılmasını istedi.

    5 Ocak 2020 tarihinden bu yana haber alınamayan Gülistan Doku 763 gündür kayıp. Doku’ya ilişkin Tunceli Cumhuriyet Başsavcılığı’nca soruşturma başlatılsa da Doku’nun kaybolmasında şüpheli olan Zainal Abakarov’un şimdiye kadar kapsamlı bir ifadesine başvurulmadı.

    Cadde ve sokakları mobese kameralarıyla donatılmış kentte, Doku’ya ilişkin bir ize rastlanmazken, ailesi ve kadın örgütleri kapsamlı bir çalışma yapılarak Doku’nun bulunmasını ve faillerin cezalandırılmasını istiyor.

    HDP Grup Başkanvekilleri Meral Danış Beştaş ve Saruhan Oluç, 5 Ocak 2020 günü kaybolan Gülistan Doku’nun akıbetinin araştırılmasını, Doku’nun kaybolmasına karışan veya suç işleyenlerin tespit edilerek haklarında gerekli soruşturmaların yapılması amacıyla Meclis araştırması açılmasını istedi.

    “GÜLİSTAN DOKU’NUN DURUMUNUN AYDINLATILMASI GEREKİYOR”

    HDP Grup Başkanvekilleri Meral Danış Beştaş ve Saruhan Oluç’un Gülistan Doku için verdiği araştırma önergesinde şu ifadeler yer aldı:

    -Kayıp; kaybolan kişinin akıbetinin bilinmemesinden ötürü bünyesinde beklemeyi de barındırdığından tarifi olanaksız manevi eza niteliğindedir. Tüm kamuoyunun malumu olduğu üzere Gülistan Doku, iki yılı aşkın bir süredir kayıptır ve yaşadığına yahut öldüğüne dair tek bir bulguya dahi ulaşılamamış olması meselenin vahametini ortaya koymaktadır. Bu süreç Doku’nun ailesi başta olmak üzere bütün sevenleri için bir işkence niteliğindedir. Kamuoyunun tepki ve beklentilerine, ailenin çabalarına ve taleplerine karşın Gülistan Doku’nun bulanamamış olması, yoğun bir üzüntünün yanı sıra endişe ve korkuları da artıran bir olgudur.

    -Munzur Üniversitesi Çocuk Gelişimi Bölümü 2’nci sınıf öğrencisi iken kaybolan Gülistan’ın son olarak UzunçayırBaraj Gölü üzerindeki Dinar Köprüsü yakınlarında görüldüğü ihbarı yapılmış ancak arama çalışmaları neticesiz kalmıştır. Yeterli düzeyde yapılmayan arama faaliyetleri en son 2020 yılının 18 Ağustos günü sonlandırılmıştır.

    -Gülistan’ın hala bulunmamış olmasında en büyük etkenin, ilk anda gerekli müdahalelerin yapılmamış olması ve yargı sürecinin hızlı refleks göstermemiş olması aşikârdır. Öte yandan valilikçe yapılan açıklamalar Doku’nun intihar etmiş olduğu yönündeyse de cenazesine ulaşılamamış olması soru işaretlerini artırmakta ve bu olasılığı azaltmaktadır.

    -Gülistan Doku’nun kaybolması ile ilgili kritik olan husus, Tunceli’de görev yapan bir polisin oğlu olarak bilinen ve harp akademisi mezunu olan Rus asıllı Zaynal Abakarov ile olan arkadaşlığıdır. Nitekim, Gülistan’ın bu zat tarafından darp edilerek bir minibüse konulduğuna dair beyanlar mevcuttur. Ancak ne emniyet ne de yargı bu iddiaları araştırmaya dönük ciddi bir çalışma yürütmemiştir. Ayrıca, Gülistan’ın kayıpilanını veren kişinin Abakarov olması ve Abarakov’unyurtdışına çıkmış olması gibi son derece kritik gelişmeler,kayıp olayında Abrakov’un dahli olduğuna delalettir. Yine Gülistan’ın kaybolduğu bölgedeki mobese ve HTS kayıtlarına ulaşılamıyor oluşu, Tunceli alınan yoğun güvenlik önlemleri nazara alındığında hayatın olağan akışına aykırıdır.

    -Gülistan’ın ailesi çeşitli kereler oturma eylemleri gibi çeşitli araçlarla seslerini duyurmaya çalışmışlar ancak her seferinde kolluk şiddeti ve yargı baskısı ile karşılaşmışlardır. Gülistan’ı en son gören Zaynal Abakarov’un bu olaydaki dahli hiçbir şekilde sorgulanmazken; Gülistan’ın aile fertlerine yönelik baskı; Abakarov’un kolluk ve yargı tarafından korunduğu şüphesini artırmaktadır.

    -Ülkede üniversite öğrencisi genç bir kadının tam 2 yıldır kayıp olması, toplumda, bilhassa kadınlar açısından büyük bir endişe, korku ve umutsuzluk yaratmıştır. Gülistan’ın anne ve ablası yaşadıkları acıyı ve manevi ezayı dile getirmekten geri durmamış ancak onların bu sesleri artık duyulmaz olmuştur. Gülistan’ın yaşayıp yaşamadığının, hangi şartlarda kaybolduğunun 2 yılı aşkın bir süredir bilinemiyor oluşu, gerçek manada bir trajedidir. Üstelik olayda dahli olduğu ortaya konulan delillerden açıkça anlaşılan Zaynal Abarakov’un ifade dahi vermeksizin yurtdışına çıkmış olması, meselenin emniyet ve yargı organlarında sahiplenilmediğinin de ifadesidir. Olaydaki tek şüpheli şahsın, emniyet mensubu olan üvey babası tarafından koruma altına alındığına işaret eden gelişmeler, kayıp hadisesine dair ailenin de bilgi sahibi olduğuna dair kuşkuları artırmaktadır. Ancak tüm bunlara rağmen Gülistan’ın bulunmasına yarayacak araçların yargı ve emniyet tarafından irdelenmiyor oluşu, olası başka kayıp vakaları açısından da tehlike içermektedir. Gülistan’ın ailesinde ve toplumda oluşan derin kaygının bir yönünü de bu tehlike oluşturmaktadır.

    -Bunca zamandır ülke gündeminde olan Gülistan Doku’nun kaybolması hadisesinin parlamento gündemine derhal getirilmesi ve bir komisyon kurularak meselenin aydınlatılması elzemdir. Bu bahisle bir komisyon kurulmasını talep zarureti hasıl olmuştur.

    (HABER MERKEZİ)

  • CHP Anadolu Ajansı için Meclis Araştırması istedi

    CHP Anadolu Ajansı için Meclis Araştırması istedi

    CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, Anadolu Ajansı’nın yerel seçimlerde veri akışında aldığı tutum hakkında Meclis Araştırması açılmasını istedi.

    Anadolu Ajansı’nın (AA) yerel seçimlerde veri akışında aldığı tutum meclise taşındı. CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, AA hakkında Meclis Araştırması açılmasını istedi.

    Ajansın açıkladığı seçim sonuçlarıyla ilgili veri akışını yaklaşık 13 saat kesmesi nedeniyle halkın verilere ulaşmasının engellendiğini belirten Ağbaba, “Hem bu durum hem de sonrasında Anadolu Ajansı Genel Müdürü’nün ulusal basına yansıyan açıklamaları, tarafsızlığı kamuoyunca halihazırda tartışma konusu olan Anadolu Ajansı’nın güvenilirliği konusundaki şüpheleri de derinleştirmiştir. Anadolu Ajansı’nın, kamunun imkanlarıyla, kamu yararına, tarafsız ve etkin biçimde kamu yayıncılığı yapmak amacıyla kurulduğu ve faaliyetlerinin de bu amaca istinaden yürütüldüğü unutulmamalıdır. Fakat bugün gelinen noktada, kamu yayıncılığı çizgisinden tamamen uzaklaşıldığı ve kamu kaynaklarının etkin biçimde kullanılmasının engellendiği açıkça görünmektedir” dedi.

    Ağbaba, Anadolu Ajansı’nın kamu kaynaklarıyla gerçekleştirdiği yayıncılığın tarafsızlık, eşitsizlik ve kaynak kullanımındaki verimlilik konularında mevcut durumunun, gerekirse dünya basınındaki benzer kamu yayıncılığı örnekleriyle karşılaştırılarak saptanması ve mevcut veriler değerlendirilerek ajansın tarafsız, eşit, ilkeli, etkin ve kaynak kullanımı bakımından verimli bir yayıncılık yapması için gereken tedbirlerin ve AA’nın faaliyetlerini yürütürken iktidar unsurlarından talimat alıp almadığının araştırılmasını talep etti.

  • Dersim Milletvekili Önlü, orman yangınları için Meclis Araştırması istedi

    Dersim Milletvekili Önlü, orman yangınları için Meclis Araştırması istedi

    PİRHA- Dersim’de askeri operasyonlarda onlarca ormanlık alan yanmıştı. Yaşanan yangında ormanların yanı sıra kutsal mekanların, mezarlıkların ve mezraların bulunduğu alanların keyfi olarak yakıldığını söyleyen HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, Dersim halkının yaşam alanlarını daraltan ve tekrar halkı zorla yerinden etme politikalarıyla karşı karşıya bırakan tüm bu uygulamaların araştırılması ve son bulması amacıyla Meclis Araştırması istedi.

    HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, Dersim’de yaşanan orman yangınlarına ilişkin Meclis Araştırılması açılması gerektiğini kaydetti. Önlü, 7 Haziran seçimlerinin yok sayılmasının ardından, özel güvenlik bölgeleri, köylerin ve mezraların terk edilmesi ile ‘güvenlik’ amaçlı yapılan HES ve baraj projelerine hız verildiğini söyleyerek, 1990’lı yılları aşan uygulamaların devreye koyulduğunu ifade etti.

    Önlü, “Dersim özelinde ise, 1937-38’de bilinçli, planlı, programlı olarak hayata geçirilen katliam, bugün ise daha sinsi politikalarla ‘güvenlik’ amaçlı yapılan ve yapılması planlanan baraj ve HES projeleriyle, Orman yangınlarıyla, madencilik ruhsatları verilerek, özel güvenlik bölgeleri ilan edilerek, ekolojik tahribat yaratarak, halkın doğal yaşam alanları ve ekonomik faaliyetleri ellerinden alınarak, aslında 37- 38 katliamında tam olarak yapılamayan, yapılmak istenmektedir. Yani Dersim’i ‘insansızlaştırmak’ ‘çıban’ başından kurtulmak” dedi.

    “YANGINA ‘GÜVENLİK’ BAHANE EDİLEREK MÜDAHALE EDİLMEDİ”

    “Günlerce Dersim bölgesinde çıkan yangınlara ‘güvenlik’ iddiası ile müdahale edilmezken, halkın kendi imkanları ile söndürme çalışmaları da engellendi” diyen Önlü şunları kaydetti:

    “‘Güvenlik’ adı altında, kolluk kuvvetlerinin açtığı ateş ve kobra tipi helikopterlerin bombardımanı sonucu, halkımızın kutsal mekanları, mezarlıkları, mezraların bulunduğu ormanlık alanlar keyfi olarak yakılmaktadır. Orman yangınlarının çıkarıldığı birkaç bölge hariç, diğer alanlarda yangına müdahale etmek isteyen bölge halkına kolluk kuvvetleri izin vermemiş, bazı bölgelerde ise yangına müdahale etmek isteyen halka kolluk kuvvetleri tarafından taciz ateşi açılmıştır. Dersim halkı bu uygulamalarla tekrar zorla yerlerinden edinme politikalarıyla karşı karşıya gelmiş, Yaban hayat ciddi şekilde etkilenmiş ve binlerce hektarlık alan kül olmuştur.”

    Türkiye Cumhuriyeti devletinin taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri ihlal edip suç işlediğini söyleyen Önlü, yaşananlara ilişkin meclis araştırması istedi.

    “ULUSLARARASI SÖZLEŞMELER İHLAL EDİLDİ”

    Önlü sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Anayasanın 169. maddesine göre, devlet, ormanların korunması ve sahalarının genişletilmesi için gerekli kanunları koyar ve tedbirleri alır. Yanan ormanların yerinde yeni orman yetiştirilir, bu yerlerde başka çeşit tarım ve hayvancılık yapılamaz. Bütün ormanların gözetimi devlete aittir.

    Devlet ormanlarının mülkiyeti devrolunamaz. devlet ormanları kanuna göre, devletçe yönetilir ve işletilir. Bu ormanlar zamanaşımı ile mülk edinilemez ve kamu yararı dışında irtifak hakkına konu olamaz.

    Ormanlara zarar verebilecek hiçbir faaliyet ve eyleme müsaade edilemez. Ormanların tahrip edilmesine yol açan siyasi propaganda yapılamaz; münhasıran orman suçları için genel ve özel af çıkarılamaz. Ormanları yakmak, ormanı yok etmek veya daraltmak amacıyla işlenen suçlar genel ve özel af kapsamına alınamaz.

    Yine Uluslararası Ceza Mahkemesi’nin Roma Statüsü’nde ‘…geniş çapta, uzun vadeli ve ağır bir biçimde doğal çevreye zarar vereceğinin bilincinde olarak saldırı başlatılması; ağır uluslararası bir suç olarak tanımlanmaktadır.

    İktidar, Dersim’e yönelik tüm bu uygulamalarla, Anayasada güvence altına alınmış olan vatandaşın barınma ve çevre hakkını elinden alırken, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin taraf olduğu uluslararası sözleşmeleri ihlal etmekte, suç işlemektedir.

    Dersim’de çıkartılan orman yangınları ile bölge halkının yaşam alanlarını elinden alan, mezarlıklarının ve kutsal mekânlarının tahrip edilmesine yol açan bu uygulamaları devreye koyanların ve sorunluların yargı önüne çıkarılması, yaşanan mağduriyetler, ortaya çıkan ekolojik tahribatlar ve yıkımla yüzleşilmesi için Meclis Araştırılması açılması tarihi sorumluluktur.” (HABER MERKEZİ)