Etiket: meclis grup toplantısı

  • GÜNCELLENDİ-DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları: Meclis kapanmasın, sorunlarımızı çözelim!-VİDEO

    GÜNCELLENDİ-DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları: Meclis kapanmasın, sorunlarımızı çözelim!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin TBMM‘deki Grup Toplantısında konuştu. Meclisin kapanmaması çağrısında bulunan Hatimoğulları, “Kimse tatil yapmasın. Gerekirse Meclis 7/24 çalışsın. Meclis yaşadığımız bu sorunların üstesinden gelmek için acilen 10 adım için gelsin çalışsın. Bu 10 adımı sıralayacağım ama altını çizmek istiyorum. Meclis bu yaz tatile girmesin gece gündüz çalışsın ve gerçek anlamda sorunlarımızın çözümüne odaklanan bir çalışma yürütelim” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Meclis’te partisinin grup toplantısına gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    Suriye’de kiliseye yapılan saldırıyı kınayan Tülay Hatimoğulları, bu saldırılara karşı önlem alınması çağrısında bulundu.

    Bu sabah saatlerinde ateşkesin ilan edildiği ancak karşılıklı saldırıların sürdüğü İsrail-İran çatışmasına değinen Tülay Hatimoğulları, “Ne yazık ki küresel nabız barış ritmiyle değil savaşın çılgın temposuyla atıyor. İşte bütün bunlar güç dengelerinin ticaret savaşlarının etnik ve mezhepsel gerilimlerin yeniden yeniden bir çatışma sebebi olmasının önünü açıyor” dedi.

    DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları konuşmasına şöyle devam etti:

    “Hepsi savaşın zeminini hazırlıyor ve savaşı körüklüyor. G-7 Zirvesi’nde ve NATO’nun artan savaş harcamaları taleplerinde bizlere neyi gösteriyor? Sadece Türkiye değil, Ortadoğu değil, bütün dünya ülkelerini yakından ilgilendiren gelişmeler bunlar. Ahmed’in, Fatima’nın, Rojda’nın, Hans’ın, Robert’in, yani bütün dünya yurttaşlarının, insanlarının doğrudan emeğini sömürmek üzerine kurgulanmış ve bu emeğin sömürüsü ile yaşam hakkının sömürüsü üzerine kurgulanmış bir savaşlar silsilesi ile karşı karşıyayız. Her şeye güvenlik gözlüğünden bakılıyor. Oysa bunun anlamı; daha fazla sosyal, siyasal felaket ve daha fazla açlık ile huzursuzluktur. ‘Güvenlik’ denilerek savaşın dehşeti bizlerin gözünde sıradanlaştırılmaya çalışılıyor.

    BU BİR TUZAK

    Bu çatışma iki devlet arasında basit bir kavga değil. Emperyalizmin paylaşım savaşında bölge yeniden dizayn edilmek isteniyor. Soğuk savaş sonrasında bir yeni dünya düzeni kurulmuştu. Ancak şu an 3. Dünya savaşına gebe olan yaşadığımız bu süreç bize yeni dünya düzeninin yıkılmaya başlandığını ve yeni bir dünya düzeninin inşa edilmeye çalışıldığını gösteriyor. Bütün bunlar, Emperyalist güçlerin jeopolitik satranç tahtasında oynadıkları acımasız oyunla yapılıyor. Ve bunların en ağır bedelini halklar ödüyor.

    Ulusal güvenlik diyorlar. Bu bir tuzak. Ulus devletler kendi halklarına güvenlik sunamazken dışarıdan mutlak bir düşman yaratarak kendi içlerindeki anti demokratik uygulamaları da meşrulaştırmaya çalışıyorlar. Bu sözüm bir devlete ilişkin değildir. Ulus devlet anlayışıyla kendisini inşa etmiş her ülke için geçerlidir.

    İRAN DEMOKRATİKLEŞMELİDİR

    Demokratik muhalefet bastırılıyor, sivil toplum susturuluyor. Bakın İran’daki anti demokratik uygulamalara, despotik yaklaşımlara ve yönetim biçimine ilişkin şunu çok net olarak ifade ediyoruz. İran demokratikleşmelidir. Ama bunun panzehiri İsrail’in oraya saldırısı değildir. İsrail’in oraya saldırısına da hayır. İran-İsrail savaşına net olarak hayır diyoruz.

    Ama elbette ki her ülkenin kendi iç demokrasisini inşa etmek gibi bir zorunluluğu vardır. Ve bunu hiç kimse unutmamalıdır ki en önemli güvenlik iç barışı sağlamak, demokratikleşmeyi sağlamak, kendi halkın arasında ayrı gayrı gütmemek, ortak bir hukukla o ülkeyi yönetmekten geçer. Bütün ülkeler bunu idrak etmek durumundadır.

    Bu karanlık tünelden ışığı görebiliriz. Bunun panzehiri emperyalizme karşı güçlü bir direniştir. Yaşam hakkımız başta olmak; üzere özgürlüklerimize, ekmeğimize, kardeşliğimize ve barışa göz dikenlere karşı ortak mücadele yürütmekten geçer. Bir avuç küresel sermayedar için nükleer silahların kullanılması ile karşı karşıya kaldık. Nükleer silah kullanılabilirdi. Hala bu olasılık ortadan kalkmış değil. Bu ne demek biliyor musunuz? Dünyanın tamamının yerkürenin ortadan kalkması, bütün canlıların ölmesi demektir. Çernobillerin bir tanesinin değil, onlarca, yüzlerce çernobil olması demektir.

    DEMOKRATİK ULUS VURGUSU

    İçerideki demokrasi eksikliği, dışarıdaki düşmanlıklardan çok daha tehlikelidir. Eşit yurttaşlığı kutsayan; hak eşitliğini, adaleti ve özgürlüğü temel alan bir siyaset, tüm bu olumsuzlukların panzehiridir. Bu anlayışı benimsediğimiz takdirde hem iç hem de dış barışı birlikte sağlayabiliriz. Demokratik ulus çözümü silahta, kanda aramaz. Demokratik ulus; çok kimlikli, çok kültürlü, çok inançlı halkların kendi kaderlerini özgürce tayin edebileceği, eşit hukukla tesis edilmiş ortak yaşam modelidir. Bizleri, Ortadoğu’yu ve tüm dünyayı kurtaracak olan da bu projenin ve anlayışın yaşama geçmesidir.

    Savaş bir oyun değil. Erasmus 500 yıl önce söylemiş. ‘Tatlı gelir yaşamayana savaş.’ Savaşı yaşamayan insanlar klavye başında oturuyor, şu füze şu savaş uçağı diye oyun konsoluyla oynuyor gibiler. Halklar arası düşmanlığı tetikliyorlar. Savaş bir oyun değildir. Ellerdeki silahlar konsol değil gerçek. Elle tutulan, gözle görülen, isabet edince yakan, yıkan, öldüren oyuncak değil bunlar gerçek füze, bomba.

    BARIŞI HAYKIRALIM

    İran’dan İsrail’den yükselen dumanlar sadece ve sadece geleceği karartır. Savaşın ateşiyle ısınmaya kalkanlar sonunda kendi evlerini küle çevirirler. Ve burada çağrım başta Amerika İsrail İran olmak üzere onların halklarına ve bütün dünya halklarına bu ülkelerin yönetimlerinin savaş oyunu oynamalarına izin vermeyin. Buna ilk önce karşı çıkması gereken Amerika halkıdır, İsrail halkıdır, İran halkıdır, bölge halklarıdır. Buradan çağrımızı yineliyoruz. Gelin bu savaşı ciddi bir biçimde bitirmek için halklar olarak inisiyatif alalım, barışı haykıralım.

    Bildiğiniz üzere, en sıcak gündemlerden biri Türkiye’deki barış süreci. Bu dönemde halkların faydasına olan bu gelişmeler sürüncemede bırakılamaz. Hiçbir şeyi oluruna bırakamayız. Bazen şöyle anlayışlar gelişiyor: ‘Hele bir bakalım, İran-İsrail savaşı nasıl sonuçlanacak? Hele bir bakalım, Suriye’de neler olacak? Suriye’deki düzen kendini inşa edebilecek mi? Orada Kürtlerin, diğer halkların durumu ne olacak? Ve Türkiye’deki diyalog sürecine acaba bunların etkileri ne olacak?’ diye herkes bir bekleme içinde.

    Tarihin fırsatları bizlere bekleme şansı vermez, vermeyecektir de. Yüz yıllık bekleyişin tortusunu omuzlarımızdan atmak istiyoruz. Tarih bize ‘beklemeyin, yol alın’ diyor. Bekledikçe kaybettik, yaralar derinleşti, fırsatlar uçup gitti. İran-İsrail savaşı bizlere barışın ne kadar kritik önemde olduğunu gösterdi. Türkiye, barışı komşu coğrafyada yükselen ateşi söndürmeye öncülük edebilir.

    Sayın Bahçeli’nin sürecin hızlı ve dikkatli gitmesine dair uyarıları çok önemli. Bir kez daha anlıyoruz ki kendi iç demokrasisini kurumsallaştırmayan ülkeler, küresel fırtınalardan çok ağır yara alır. Bu yakın tarihte yaşadığımız deneyimle sabittir. Ancak toplum haklı olarak ‘bizim kaygılarımız kulak ardı ediliyor’ diyor. Siyaset kurumu iktidar devlet, toplumun kaygısını görmüyor. Görmeli diyor. Manisa Turgutlu’da bir lise öğrencisi ‘Jin Jiyan Azadî’ sloganını attığı için tutuklandı. Bu yeni oldu. Barışı konuşurken oldu. Jin Jiyan Azadî sloganı Kürt kadınlarının Türkiye kadın hareketiyle birlikte verdikleri ortak mücadelenin bütün dünya tarafından sahiplenilmesini sağlayan çok önemli bir şiar.

    BARIŞIN YOLU CESARETLE KARARLILIKLA SAMİMİYETLE AŞILIR

    Sayın Öcalan’ın da bizlerin de her kesimin de ortak bir talebi vardı. O da parlamentoda bir komisyonun oluşturulması. Bu komisyon hala oluşturulmadı.  Bu komisyon ne zaman oluşturulacak? Oluşursa nasıl bir nitelikte oluşacak?  Yasal anlamda bir komisyon mu kurulacak yoksa bir araştırma komisyonu mu olacak? Kim nasıl temsil edilecek, nasıl çalışacak? DTK ve STK’leri kadın hareketi başta olmak üzere bütün siyasal ve toplumsal dinamikleri içerecek mi onlarla iletişim kuracak mı. Bütün bunlar yanıt bekleyen sorular. Şuan bizdeki bilgi bugün Sayın Numan Kurtulmuş Meclis Başkanı olarak parlamentoda grubu bulunan bütün siyasi partilerin grup başkanvekilleriyle bu konuyu görüşmek üzere bir toplantı gerçekleştirecek. Bu gerçekten çok olumlu. Ümit ediyoruz ki bugün bu toplantıda somut sonuçlarla çıkılabilir. Barışın yolu cesaretle kararlılıkla samimiyetle aşılır. Adalet ve demokrasiyi biz tesis ettikçe o zaman barıştan daha çok konuşuruz, o zaman çatışmalar biter silahlar susar.

    SAYIN ÖCALAN İLE KESİNTİSİZ BİR DİYALOGUN SAĞLANMASIDIR

    Bu süreçle ilgili önemli noktalardan birisi, gerçekleşmesinin bu süreci hızlandıracağına dair inancımızın perçinlendiği noktalardan biri Sayın Öcalan ile kesintisiz bir diyalogun sağlanmasıdır. Herkes kendisiyle görüşmek istiyor. Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanında, ‘Sayın Öcalan ile görüşmek istiyoruz’ şeklinde yürütülen kampanyalar ve çalışmalar olduğunu da biliyoruz. Önümüzdeki günlerde, kendisiyle görüşmek isteyen Avrupa’dan çok sayıda, kalabalık bir heyetin geleceğini biliyoruz.

    İMRALI KAPILARI BARIŞA AÇILIRSA GERÇEK BARIŞIN İMKANI DOĞAR

    Bu görüşmelerin kapısının açılmasının önemini biz ısrarla vurguladık. Bakın, Sayın Öcalan kendisi de istiyor. ‘Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın toplumda daha güçlü karşılık bulması ve bu sürecin inşa edilebilmesi için Sayın Öcalan, hem Türkiye hem Avrupa hem Ortadoğu, yani dünyanın dört bir yanından aydınlarla, yazarlarla, hukukçularla, akademisyenlerle, siyasetçilerle, her kesimle görüşmeyi talep ediyor. Bizler diyoruz ki; İmralı kapıları barışa açılırsa gerçek barışın imkanı doğar. O kapılar kilit değil, köprü olmalı. Oradan ülkeye, özgürlüğe, demokrasiye, adalete, kardeşliğe dair çözüm fikirleri akmalıdır.

    Bizler diyoruz ki İmralı kapıları barışa açılırsa gerçek barışın imkanı doğar. O kapılar kilit değil köprü olmalı. Oradan ülkeye özgürlüğe demokrasiye adalete kardeşliğe dair çözüm fikirleri akmalıdır. Buradan bir kez daha İmralı’ya selamlarımızı gönderiyorum.

    DEM Parti olarak parlamentoya bir teklifimiz var. Diyoruz ki Meclis kapanmasın, kimse tatil yapmasın. Gerekirse Meclis 7/24 çalışsın. Meclis yaşadığımız bu sorunların üstesinden gelmek için acilen 10 adım için gelsin çalışsın. Bu 10 adımı sıralayacağım ama altınız çizmek istiyorum. Meclis bu yaz tatile girmesin gece gündüz çalışsın ve gerçek anlamda sorunlarımızın çözümüne odaklanan bir çalışma yürütelim.

    SİYASİ ETİK KURULU’NU ÇIKARARAK AKÇELİ KARANLIK İŞLERİ BİTİRELİM

    Emekçilere, asgari ücretlilere, emeklilere ara zam yapalım. Yoksulluğu azaltalım. Vergi mevzuatını değiştirip, yoksula yönelik vergi soygununa son verelim. Azdan az, çoktan çok vergi sistemini hayata geçirelim. Vergide adaleti sağlayalım. Belli gelirin altındaki hanelerin kredilerini kamu bütçesinden ödeyelim. Küçük çiftçilerin borç ve faizlerini silelim, çiftçilere son başvuru ödemelerini kanunda belirlenen oranda yapalım. Açlıkla mücadele eden milyonlarca çocuğun temel ihtiyaçlarını karşılayalım. Faiz lobisini sevindiren faizleri düşürelim, vatandaşı sevindirelim. Türkiye’yi faiz-enflasyon kıskacından kurtaralım. KOBİ’lerin üzerindeki faiz yükünü azaltalım, hatta ortadan kaldıralım. Kamu İhale Kanunu başta olmak üzere bu anlamdaki birçok yasaya düzenleme getirelim ve bu kanunu sermayenin değil, halkın çıkarlarını gözeten bir hale çevirelim. Siyaseti ekonomik kazanç kapısı olmaktan çıkaralım. Siyasi Etik Kurulu’nu çıkararak akçeli karanlık işleri bitirelim.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Bakırhan: Kazanacağımız 32 bölgeye kaçak seçmen yerleştirdiler-VİDEO

    Bakırhan: Kazanacağımız 32 bölgeye kaçak seçmen yerleştirdiler-VİDEO

    PİRHA- Meclis’te yerel seçimler gündemini değerlendiren DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, 32 seçim bölgesine kaçak seçmen kaydırıldığını belirterek “Milimetrik hesap yaptılar” dedi. Kürt sorunun çözümü konusunda hükümeti de muhalefeti de eleştiren Bakırhan, “Ankara’da kurt, Amed’de Kürt oluyorlar” diye konuştu.   

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, Meclis’te partisinin haftalık grup toplantısında gündeme dair değerlendirmede bulundu.

    “KİLİT KONUMUNDAYIZ”

    Bakırhan, yerel seçimlerde kilit parti konumunda olduklarına işaret ederek, “Her gün televizyonlarda farklı mecralarda her ağzını açan DEM Parti’den bahsediyor ama DEM’li kimse yok. Bizim adımıza konuşuyorlar, yorum yapıyorlar. Yine DEM Parti’nin demokratik tercihlerini sorgulamaya çalışarak, bize ayar vermeye ve çizgi belirlemeye çalışıyorlar. Bilmiyorlar ki biz yıllardır halkın belirlediği yollardan yürüyoruz, yürümeye devam edeceğiz. Onların bu çizgi belirlemelerinin bizim için bir önemi de anlamı da yoktur. DEM Parti’yi siyasi parti yerine ‘oy deposu’ olarak görenler; kulaklarını iyice açsınlar bizi iyice dinlesinler” dedi.

    “DEM’İN RENKLERİ İLE BOYAYACAĞIZ”

    DEM Parti’nin 3’üncü Yol perspektifine dikkat çeken Bakırhan, 31 Mart yerel seçimlerinde “Türkiye’yi DEM’in renkleri ile boyayacaklarını” ifade etti.

    Bakırhan, “Türkiye’de başrolünde iktidar ve muhalefetin bulunduğu bir oyun oynanıyor. Halkın gerçek sorunları unutturulmaya çalışılıyor. Bunun için büyük bir çaba harcanıyor. Halk bayat ekmek kuyruğunda yaşam mücadelesi verirken, gençler göç yollarında gelecek arıyor. Emekliler her gün başını yastığa aç koyuyorlar ya da alamadıkları ürünlere ulaşamadıkları gıdaları düşünerek yatıyorlar” şeklinde konuştu.

    “Dünyanın hiçbir yerinde işçiler patronlardan daha fazla vergi ödemiyor” diyen Bakırhan, “Türkiye’de de işçiler patronlardan daha fazla vergi ödüyor. Her yerde yolsuzluk ve hırsızlık almış başını gidiyor. Millet artık az çorba yerine Adana’da olduğu gibi karton bardaklara yarım bardak çay almak durumunda kaldı. Buna da bizi şahit ettirdiler. Yarım bardak karton çay alınan bir ülkeyi yaratanlara lanet olsun diyoruz” diye konuştu.

    İSTANBUL TARTIŞMALARINA DEĞİNDİ

    DEM Parti’nin İstanbul’un da aralarında olduğu birçok kentte aday çıkarma kararı sonrası yaşanan tartışmalara değinen Bakırhan, siyasetin dizayn edilmeye çalışıldığını ifade etti.

    Bakırhan, “Bakın, bunlara karşı iki laf söylemeyen sözde muhalif, özde yandaş yazarlar, yatıp kalkıp DEM Parti’ye ve Kürt halkına hakaret ediyorlar. Kürt halkının meşru temsilcileri rehin alınıyor, belediyelerine kayyım atanıyor yine kimseden çıt yok. İzliyorlar, izlemeye devam ediyorlar. Başta İstanbul olmak üzere her yerde adaylarımızı kamuoyuna açıkladık. Bizi halklarımızı en iyi şekilde İstanbul’da temsil edeceklerine eminiz. Kendilerine inanıyoruz. Bu İstanbul açıklamamızdan hemen sonra aklı başkalarının kesesinde olanların paçalarının tutuştuğuna şahitlik ettik. Köşelerinde, ekranlarda pespayece yorumlar ve tutumlar içerisine girdiler. Siz bu yorumcuların zamlara, hak gasplarına, yolsuzluklara, kayyımlara, kaçak seçmenlerine, Kürt sorunundaki çözümsüzlüğe dair tek bir cümle duydunuz mu? Hayır, duyamadık. Çünkü bunların derdi iktidarla ve muhalefetle birlikte 21’inci yüzyılda Kürt halkını yine sömürge gibi yönetmektir” ifadelerini kullandı.

    “KARAYAĞIZ ÇOCUKLAR BUNLARI CEPLERİNDEN ÇIKARIR”

    Bakırhan şöyle devam etti:

    “Diyorlar ki oy hakkınız var, ama istediğimiz adaya verin. ‘Eşitiz, kardeşiz’ diyorlar ama bunu bir türlü biz göremiyoruz. İşte bu sömürgeci aklı biz reddediyoruz. Kürt halkı bir yüzyıl daha sömürge olarak yönetilmeyecektir. Maaşlarını zengin kulüplerinden alanlar, parti genel merkezlerinden ve plazalardan çıkmayanlar yatıp kalkıp Kürt halkına, DEM Parti’ye rota çizmeye çalışıyorlar. Bunlara göre Kürt halkı yetersizdir. Kürt halkının aklı yetmez, Kürt halkı siyaset yapamaz, siyaset üretemez. Bunlara göre Kürt halkı sadece kendilerinin işaret ettiği kişilere oy verebilir. Bu ülkenin en politik tabanının Kürtler ve DEM Partililer olduğunu belirtmek istiyoruz. Bu yorumları yapanlara şunu söylemek istiyoruz; seçim otobüslerimizin peşinden koşturup ter döken o karayağız çocuklar var ya, ekranlardan sosyal medyadan atıp tutanların yüzlercesini ceplerinden çıkarırlar. Emin olun o karayağız çocuklar o ekranlardan dünya kadar yorum yapanlardan daha politik bir bilince sahiptirler.

    “TALİMATLARI KÖŞKTEN DEĞİL HALKLARIMIZDAN ALIYORUZ”

    Maalesef üstenci bir bakış açısıyla karşı karşıyayız. Ne yapacağımızı bu pespaye yorumları yapanlar karar veremez. Biz kendi kararlarımızı kendimiz alır ve uygularız. Kararlarımızı alırken halkımıza sorarız, halkımızı özne görürüz, onların dedikleri yolda, onların belirlediği rotada yol yürürüz. Biz seçimde kendi gücümüze de yeterliliğimize de güveniyoruz. Bunu sorgulamak kimsenin haddi değil. Kimsenin hesabı değildir. Kürt halkı ve DEM Parti Türkiye’de siyasetin kurucu öznesidir. Bu geçmişte de böyleydi bugün de böyledir. Bu yapılan yorumlardaki insanların tutuşmasının sebebi de özne halimizi halen koruyor olmamızdır. Bunu bizden daha iyi biliyorlar. Şimdi işin ilginç noktası aday çıkarsak bir yerlerde talimat aldılar diyorlar, aday çıkarmasak yine bir yerlerden talimat aldılar diyorlar. Oysa onlar bizden daha iyi gerçeği biliyorlar. Biz talimatları sırça köşklerden, müteahhitlerden değil, halklarımızdan alırız.

    “İKTİDARIN BAŞI SECCADEDE, AKLI HİLEDE”

    Kayyım ve ayrımcılık Kürt halkına yönelik 100 yıllık politikadır. Erdoğan ‘Biz belediyelerde renge bakmadık’ diyor. Evet baktın, Kürtlerin iradesine kayyım atadın. Kayyım atadığın illerde milli irade hırsızlığı yok mu? Şimdi de kaçak seçmenle halkın iradesini yok etmeye çalışıyorlar. Kazanacağımız 32 ilçeye kaçak seçmen, kolluk kuvvetlerini kaydırıyorlar. Milimetrik hesap yapmışlar. İktidarın başı seccadede, aklı hilededir.

    Bir de utanmadan Diyarbakır’da ‘önümüzü açın, sorunlarınızı çözelim diyorlar’ Ankara’da kurt, Amed’de Kürt oluyorlar. Kürt halkının yaşadığı kentlerde yol yapmayan, çöpleri toplamayan AKP’li belediyelerin ampulünü söndürecek, hepsini emekli edeceğiz.

    “KİMSE PAZARLIK OLARAK ALGILAMASIN”

    Söz konusu Kürt sorununun çözümü olunca biz herkesle görüşürüz. Kürt sorunu seçimlerden önemlidir. Makamlardan, belediyelerden önemlidir. Kürt sorununu çözmek isteyen iradenin önünde engel değil destek olmaya her zaman açığız. Aday açıklamamızı da kimse pazarlık gibi algılamasın. Bu, ödenen bedellere hakarettir. Biz değer siyaseti yapıyoruz. Hem iktidara hem muhalefete çağrı yapıyoruz. Varsa bir iradeniz ortaya koyun ortaklaşalım.

    Çözümsüz bırakılan Kürt sorunu aynı zamanda çözülen bir Türkiye’dir. Kürt sorunu çözülmedikçe Türkiye uçurumun kenarında kalmaya devam edecektir. Kürt sorunu devam ettikçe emekliler aç yatmaya devam edecektir. Bu sorunu çözmek hepimizin lehinedir. Herkesin 15 Şubat komplosu vesilesiyle çözüme, barışa ve tartışmaya davet ediyorum.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • Buldan: İktidarın ömrü Yeşil Sol baharına kadardır; bitecekler, gidecekler!-VİDEO

    Buldan: İktidarın ömrü Yeşil Sol baharına kadardır; bitecekler, gidecekler!-VİDEO

    PİRHA- Partisinin Meclis’teki son grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, 2023 seçimlerinin önemine işaret ederek, “Türkiye halkını asla çaresiz ve seçeneksiz bırakmayacağımıza dair tarih önünde herkese söz verdik. Evet, sözümüzü tuttuk ve başardık. Tarihi yeniden ve birlikte yazalım, sandıkların rengi Yeşil Sol olsun” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, 27’inci dönem Meclis’in son grup toplantısında seçim gündemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

    “SALONLARA SIĞMAYACAĞIZ”

    Yeni dönemde en güçlü şekilde tekrar bu kürsüde olacaklarını söyleyen Buldan, “Sesimiz de sözümüz de buradan dışarı taşacak” diyerek, “Her son aynı zamanda yeni ve güçlü bir başlangıçtır. Yeni dönemin en güçlü sözü, en güçlü grubu olarak yine burada, bu kürsüde olacağız. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. Öyle güçlü geleceğiz ki, bu salonlara sığmayacağız. Sesimiz de sözümüz de bu salonlardan dışarı taşacak ve her yere ulaşacak, her yerde bizim sesimiz yankılanacaktır. Evet, hep buradaydık. Burada olmaya devam edeceğiz. Yine buradayız. Yeşil Sol Parti’deyiz. Buradayız. Türkiye’nin yeni ve güçlü umudu, cesareti, değişim ve çözüm gücü olan Yeşil Sol Parti’deyiz. Yeşil Sol’un ağacının köklerini daha derinlere salmak, her bir dalında çiçek açmak için geliyoruz. Ve diyoruz ki; köklü bir ağaçta dal eksik olmaz ve kökü derinde olan bir ağaç asla rüzgârlardan korkmaz! Biz de korkmuyoruz, korkmayacağız, direndik direneceğiz vardık var olacağız. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın” ifadelerini kullandı.

    “SÖZ VERDİK, SEÇENEKSİZ BIRAKMAYACAĞIZ”

    Türkiye halklarını seçeneksiz ve çaresiz bırakmayacaklarına dair verdikleri sözü tuttuklarını belirten Buldan, “Bugüne değin hep söyledik, her yer de ifade ettik, asla umutsuzluğa ve karamsarlığa kapılmadık, kapılmayacağız. Karşımızdaki karanlık yapı hangi engelleri çıkarırsa çıkarsın, halkın başlattığı büyük değişim yürüyüşünün önünde hiçbir gücün duramayacağını kendilerine gösterdik. Şimdi bu hakikati herkese tarih önünde bir kez daha göstermenin ve kanıtlamanın zamanıdır. Karşılaştığımız onca zorluklar ve engeller karşısında asla yılmadık, bir an bile tereddüt etmedik, vazgeçmedik. İnadına demokratik siyaset dedik. İnadına, barış ve adalet dedik. İnadına demokrasi dedik. Demeye devam edeceğiz. Yeni yollar mutlaka vardır dedik. Türkiye halkını asla çaresiz ve seçeneksiz bırakmayacağımıza dair tarih önünde herkese söz verdik. Evet, sözümüzü tuttuk ve başardık” diye konuştu.

    “KADINLARIN BAHARI”

    3’üncü yolu Yeşil Sol’un yoluyla birleştirdiklerini söyleyen Buldan devamla şöyle konuştu:

    “Yeni yolları, yeni seçenekleri, ittifaklarımızla, halklarımızla, emekçilerle, kadınlarla ve gençlerle hep birlikte oluşturduk. İşte oluşturduğumuz yeni yolun adı da adresi de rengi de Yeşil Sol Parti’dir. Bir kez daha altını çiziyorum yolumuz Yeşil Sol’dur. 3’üncü yolumuzu Yeşil’in ve Sol’un yoluyla birleştirdik, Türkiye halklarının ortak değişim yoluna dönüştürdük. Şimdi bu yolu, büyük kazanımlarla buluşturmak için hep birlikte geliyoruz. 30 Mart’ta Yeşil Sol Parti’nin seçim bildirgesini Ankara’da görkemli bir toplantıyla kamuoyuna açıkladık. Yeşil Sol’la birlikte değiştirme sözü verdik Türkiye halklarına. Pazar günü de kadınların muhteşem buluşmasıyla Yeşil Sol Kadın beyannamemizi açıkladık. ‘Disa Jin, Disa Jiyan’  dedik, kadınlarla değiştireceğiz dedik. Evet, 14 Mayıs’ta tek adam rejiminin felaket iktidarını göndermek için kadınlar olarak geliyoruz. Türkiye’yi kadınların baharıyla buluşturmak için geliyoruz.

    “BEYANNAMEMİZ ÇÖZÜMÜN YOL HARİTASIDIR”

    Beyannamemiz, ayrımcılığa uğrayan, dışlanan, yok sayılan, talepleri görmezden gelinen her inanç ve kimliğin, yaşam tarzının, kadre uğrayan bütün mazlumların özgür ve eşit yaşam teminatıdır. Güçlü ve kalıcı demokrasinin, onurlu bir barışın, gerçek adaletin, eşitliğin ve özgürlüklerin temelidir ve çözümün yol haritasıdır. Bildirgemizdeki her bir taahhüdümüz, inanın ki demokratik Türkiye’nin yeniden kuruluş manifestosudur.

    “ÜLKEYİ YEŞİL SOL’A DÖNÜŞTÜRMEK İÇİN GELİYORUZ”

    Değerli Arkadaşlar, evet, umut biziz. Umut Yeşil Sol’dur. Çözüm Yeşil Sol’dur.  Sözümüz var, çözmek için geliyoruz. Kararımız var, değiştirmek için geliyoruz.  Cesaretimiz var, ülkeyi Yeşil Sol’la dönüştürmek için geliyoruz.  Biz çözüme talibiz. Çözümün ortağıyız. Demokrasiye, barışa, özgürlüklere hasret bu topraklarda halklarımızın özlemlerini bir bir gerçekleştirmek için geliyoruz. Meydanlardaki, sokaklardaki, tarlalardaki, fabrikalardaki direniş ve mücadele ortaklığımızı şimdi yeni dönemin kurucu ortaklığına ve demokrasi ittifakına dönüştürmek için geliyoruz. Demokrasiyi birlikte kurmak için geliyoruz. Ama önce bu ülkenin üzerine karabasan gibi çöken bu faşizm düzeninden halklarımızı kurtarmak için geliyoruz. Kutuplaşmadan, çatışmadan, nefret siyasetinden, inanç sömürüsünden, ranttan ve savaştan beslenen AKP-MHP rejim ortaklığından bu ülkeyi hep birlikte kurtarmak için geliyoruz.

    “BİTECEKLER, GİDECEKLER”

    Başka bir yol mümkündür, vardır dedik. Özgür, eşit ve demokratik bir yaşamın yollarını açmak için mücadele verdik. İşte o yolun adı Üçüncü Yol’dur, Yeşil Sol’dur.  Ülkenin üzerine çöken AKP-MHP siyasi enkazını hep birlikte kaldıracağımıza söz verdik. Sadece kaldırmakla yetinmeyeceğiz, 21 yılda bu ülkeye yaşattıkları tüm felaketlerin ve krizlerin siyasi hesabını da mutlaka soracağız. Herkes görecek ki Yeşil Sol Parti, bu ülkenin tarihini ve makûs talihini kesinlikle değiştirecektir. Kışın ömrü bahara kadardır. AKP-MHP iktidarının ülkeye yaşattığı kara kışın ömrü de sandıklardaki Yeşil Sol Baharı’na kadardır.  Baharda bitecekler, baharda gidecekler.

    Halkı tebaa olarak gören, kamu kaynaklarını babalarının parası gibi hoyratça kullanan, ülkeyi haramilerin, 5’li çetelerin çiftliğine dönüştüren, doğayı kevgire çeviren bu arsızlık ve hırsızlık düzenine kesinlikle son vereceğiz. Buradan, AKP-MHP iktidarından bezen, bıkan, yeter artık diyen, bezar olduk diyen tüm yurttaşlarımıza bu kürsüden bir kez daha sesleniyorum: Gelin, size parmak sallayan, hakaret eden, hiçbir talebinizi dikkate almayan bu tehdit ve baskı düzenini bir daha geri dönmemek üzere hep birlikte sandıklara gömelim gitsinler bir daha geri dönmesinler.

    “YEŞİL SOL’U MECLİSİN YENİ 100’ÜNE DÖNÜŞTÜRELİM”

    Bir kez daha değişim isteyen, yeni bir yaşam ve gelecek talep eden herkese sesleniyorum, gelin hep birlikte Yeşil Sol’u, Meclis’in yeni 100’üne dönüştürelim. Siyaseti de geleceği de belirleyen 100’e dönüştürelim.  İnanın ki, yüzünü Yeşil Sol’a dönen herkes, umudu görür, kendi hayalini görür, yaşamak istediği geleceği görür. Baharı görür. Sesini Yeşil Sol’la birleştiren herkes, güzel ve aydınlık bir yaşamın gelmekte olduğunu görür ve duyar. Tercihini Yeşil Sol’dan yana yapan herkes, yaşam tercihinin teminat altında olduğunu görür.”

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Bu kadar açlık, fakirlik varken kimse 50 bin avroluk çantayla gezemez’-VİDEO

    ‘Bu kadar açlık, fakirlik varken kimse 50 bin avroluk çantayla gezemez’-VİDEO

    PİRHA- Partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, AKP iktidarına israf ve haksız kazanç üzerinden yüklendi. Kılıçdaroğlu, “Bu kadar açlık, fukaralık varken kimse 50 bin avroluk çantayla gezemez” dedi.

    CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin TBMM Grup Toplantısı’nda açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu, ekonomiden dış ilişkilere kadar iktidarın politikalarını eleştirdi. Kılıçdaroğlu, “50 bin avroluk çantayla gezemezsiniz. Bu kadar açlık, fukaralık varken kimse 50 bin avroluk çantayla gezemez. Asgari ücretli 2825 TL net para alıyor. Brütü 3577. Her ay devlete 752 lira gelir vergisi veriyor. Zam yapın dedik, 2825 yaptılar. Biz bütün belediyelerde 3100 yaptık. Bizim yaptığımızı onlar yapamadılar. En küçük belediyemizden en büyük belediyemize kadar işçinin haklarını ödemeye çalışıyoruz.” dedi.

    “O ZORBA GİDECEK, İSTANBUL SÖZLEŞMESİ GERİ GELECEK”

    Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesini eleştiren Kılıçdaroğlu, Meclisin iradesinin ipotek altına alındığını ifade ederek “O zorba gidecek, İstanbul Sözleşmesi geri gelecek. Hiç kimse endişe etmesin” dedi. Kılıçdaroğlu, “Bir gece yarısı, bir kararla TBMM’nin iradesine ipotek kondu. Ya ‘TBMM’nin iradesini ipotek altına alamazsın’ diyemiyor. Koltuğunu ona borçlu da ondan. O zorba gidecek, İstanbul Sözleşmesi geri gelecek. Hiç kimse endişe etmesin.” dedi.

    Kılıçdaroğlu’nun konuşmasında öne çıkan başlıklar şöyle:

    “BÖYLE DEVLET YÖNETİMİ OLMAZ”

    “İntikam duygusuyla devlet yönetilmez. Cumartesi Anneleri, Diyarbakır’daki anneler… Nedir bu annelerin derdi? Devletin görevi bu annelerin taleplerini karşılamak. Siz Cumartesi Anneleri’ni topluyorsunuz, yargılıyorsunuz. Hangi devlet anlayışında bu vardır? Hakkı teslim etmesi gereken devlet, kişinin hakkının elinden alıyor. Hangi vicdan, hangi ahlak, hangi insanlık bunu kabul eder? Geçmişte AK Parti’ye oy veren bütün kardeşlerime, MHP’ye oy veren bütün kardeşlerime anlatıyorum. Böyle bir devlet yönetimi olmaz. Biz şiddetten kaostan uzak, huzurlu bir toplum istiyoruz.”

    “Yargıya müdahale ettiğiniz an devlette çürüme başlar. Vatandaş adalete güvenmemeye başlar. ‘Bu mahkemenin başkanı falan partilidir’ der. O nedenle yargı bağımsızlığına devleti yönetenlerin dikkat etmesi gerekir. Bir siyasi partinin genel başkanı mahkemelere hakim tayin edemez. Aksi takdirde devlette çürüme başlar. Devleti yönetenler, adalete gerekli önemi verdikleri zaman huzurlu bir toplum inşa etmiş olurlar.”

    “DEVLETİ YÖNETENLER İŞSİZLERE İŞ BULMAK ZORUNDA”

    “Devleti yönetenler işsizliğin nasıl bir felaket olduğunu bilmek zorundadır. Bütün kötülüklerin anasını işsizliktir. İşsiz insan toplumdan koparılmış insan demektir. İç dünyasında alevlerin yandığı bir kişidir. Hele hele aylardır iş bulamayan bir kişinin derdini kim bilebilir? Devleti yönetenler ne yapmak zorunda? İşsizlere iş bulmak zorunda. Bu olmadığı takdirde ciddi sorunlar çıkar ortaya.

    “HESABINI SORACAĞIZ”

    Bir Borsa İstanbul var, bir de yönetimi var. Maaşlarına zam yaptılar. Yüzde 33. Haydi zam yaptılar, kaç lira alıyorlar? 24 bin lira alıyorlar. Asgari ücretli 2825 alıyor. Ama bir şey var, asgari ücretli 752 lira vergi öderken BIST yönetim kurulu üyeleri 5 kuruş para ödemiyorlar. Sana 2825 lira veriyorlar ama kendi yandaşlarına net 24 bin lira, ayrıca vergilerin tamamını da başkaları ödüyor. Neden? Bu kadar büyük uçurum neden yaratılıyor, bir avuç inana neden dünyanın parası? Bunun hesabını sarayın beslemelerinden soracağız, her birinin burnundan fitil fitil getireceğiz.

    “BİR HAFTADA MİLYARLARCA LİRALIK YÜKÜ MİLLETİN SIRTINA YIKTILAR”

    Neredeyse her hafta Merkez Bankası Başkanı değişiyor. Ne oluyor allah aşkına? 20 Mart ile 27 Mart arası bir vurgunu anlatacağım. Neden Merkez Bankası Başkanı sık sık değişti? Merkezi yönetimin dış borcu; 20 Mart’ta dolar kuru 7.28′ 765 milyar 800 milyon lira dış borcu var. 27 Mart’ta 765 milyar çıktı 841 milyar 600 milyon liraya. Dolar kurunu 8 liradan aldık. Bir haftada milyarlarca liralık yükü milletin sırtına yıktılar. Hesabını ben soracağım. Burunlarından fitil fitil getireceğim. Bu millet sahipsiz değil.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Buldan’dan iktidara hodri meydan: Tabelamızı bile size vermeyeceğiz-VİDEO

    Buldan’dan iktidara hodri meydan: Tabelamızı bile size vermeyeceğiz-VİDEO

    PİRHA- HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, AKP-MHP iktidarına erken seçim çağrısında bulunurken, kapatma davasına ilişkin, “Tabelamızı bile size vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin Meclis’teki grup toplantısında konuştu, gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu.

    “AKP-MHP iktidarı sürdükçe bu ülkede hiç kimse güvende değildir” diyen Buldan, erken seçim çağrısında bulundu. “Kapatma davası kararını büyükşehir belediyelerini kaybettikleri 31 Mart akşamı verdiler. 23 Haziran akşamı da kapatma davasını planlayarak ve takvime bağlayarak düğmeye bastılar” diyen Buldan, iktidara meydan okuyarak “Tabelamızı bile size vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    Pervin Buldan’ın açıklamasından satır başları şöyle:

    KIZILDERE ANMASI

    30 Mart 1972’de Kızıldere’de yaşamını yitiren THKP-C Lideri Mahir Çayan ve arkadaşlarını da anan Buldan, “Onların hayatlarını devrimci dayanışmanın en büyük örneği olarak feda etmesi bugün de mücadelemize ışık tutmaktadır, bizlere yol göstermektedir. Bu yolda hep birlikte dayanışmayla, güç birliğiyle ilerleyeceğiz.” dedi.

     “KRİZ VE KIRILMALARIN YAŞANDIĞI DÖNEMDEN GEÇİYORUZ”

    Hep birlikte büyük kriz ve kırılmaların yaşandığı dönemden geçiyoruz, Türkiye böyle bir dönemden geçiyor. Tüm toplumu kuşatan, tekçi, faşizan bir yönetim anlayışının hukuksuzluğuyla ve krizleriyle karşı karşıyayız.

    “MUHALEFETE SAVAŞ AÇMIŞ DURUMDALAR”

    AKP-MHP iktidarı sürdükçe bu ülkede hiç kimse güvende değildir. Ne toplumun, ne kadınların, ne emekçilerin ne kimlik ve inançların bugünü ve yarını güvende değildir. Bu kriz ve çöküş sistemi ekonomik krizden her anlayışa yönelik şiddete kadar, toplumsal, siyasi ve iktisadi alana kadar her sorunu derinleştiriyor. Parlamento üzerinde, yürütmenin vesayetini kurdular. Meclis’in denetim yetkisini bu iktidar kaldırdı. Kuvvetler ayrılığını sonlandırıp tek adamın kuvvetler birliğine dönüştürdüler parlamentoyu. Yargıyı Saray’ın sopası haline getirdiler. Anayasa’yı ve yasaları rafa kaldırdılar. Kararlar artık Anayasa ve hukuka göre değil, tek adamın iki dudağı arasından çıkacak fermana göre alınmaktadır. Demokrasinin vazgeçilmez unsuru olan muhalefeti dinleme ve ortak akıl oluşturma yerine muhalefete savaş açmış durumdalar. ”

    “MİLYONLARIN İRADESİNİ YOK SAYIP HDP’Lİ BELEDİYELERİ GASP ETTİLER”

    Demokrasinin en temel ilkesi olan seçme, seçilme hakkına darbe yaptılar. Milyonlarca Kürt’ün iradesini yok sayıp HDP belediyesini gasp ettiler, bunun da yarın yıl dönümü. Boğaziçi’ne bile kayyım atadılar. Gezi Parkı’na el koymak için kayyım atadıklarını da geçtiğimiz günlerde gördük. Yurttaşların demokratik, ekonomik ve sosyal haklarını ortadan kaldırmak için baskı ve sindirme yoluna gidiyorlar. 28 Şubatçılar gibi herkesi fişlediler. Bugün Meclis Genel Kurulu’na getirecekleri yeni güvenlik soruşturması yasası bir fişleme yasasıdır, kamuya yönelik büyük bir tasfiyenin hazırlığıdır. Halkın, kamunun ekonomik kaynaklarını tükettiler, insanları işsiz, çaresiz bıraktılar. Halkın vergilerini iktidarlarının beka savaşına harcadılar. Yalanı yol haritası yaptılar, kara propagandayı, nefret dilini eylem planı haline getirdiler.

    “DEMOKRATİK SİYASTEE DARBE SÜRECİ BAŞLATTILAR”

    İstanbul Sözleşmesi’nden çekilerek kadın kazanımlarına saldırdılar. HDP hakkında kumpas davası açtılar. Demokratik siyasete darbe süreci başlattıklarına tanıklık ediyoruz. Plan ve politikaları sadece kendilerini kurtarmak, iktidardan düşmemek için. Ülke batmış halk perişan olmuş bunların umurunda bile değildir. İktidarın ekonomiden adalete, işsizlikten yoksulluğa kadar hiçbir meselede çözüm politikası yok. Sokakta herkes adalet diye feryat ediyor, buldukları çözüm HDP’ye ve hak arayan herkese karşı adaletsizliği büyütmek olmuştur.

    “ÇÖZÜMLERİ HALKI EVE, SİYASETİ HDP’YE KAPATMAK OLMUŞTUR”

    Çaresizlik içindeki halk iş ve aş istiyor, Saray iktidarının sunduğu çözüm HDP hakkında kapatma davası açmak olmuştur. Aşı yok, pandemi her gün can alıyor, buldukları çözüm halkı eve, siyaseti HDP’ye kapatmak olmuştur. Günde en az 2 kadın katledilmektedir, çözümleri erkek şiddetiyle mücadele olan İstanbul Sözleşmesi’nden çıkmaktır. İşkence, çıplak arama, insan hakları ihlalleri ayyuka çıkmıştır, iktidarın bulduğu çözüm insan hakları mücadelesi veren Gergerlioğlu’nu düşürmek, sabah namazında hukuksuzca gözaltına almak olmuştur.

    ERKEN SEÇİM ÇAĞRISI

    Cumartesi Anneleri adalet mücadelesi veriyor, iktidarın çözümü Cumartesi Anneleri’ni yargılamak, hakikatleri karartmak olmuştur. Halk, bu iktidardan bir an önce kurtulmak için seçim sandığını istemektedir ve bunu talep etmektedir. Biz de bir kez daha çağrı yapıyoruz, çözüm erken seçimdedir diyoruz. Tek adam yönetiminin özeti bir az önce saydığım haksızlık ve hukuksuzluklardır. Tek icraatları, huzur ve refah isteyen halka umudun, demokrasi isteyenlere siyasetin, adalet isteyenlere adaletin yolunu kapatmak olmuştur.

    “AÇILAN DAVA SİYASİ BİR İNTİKAM DAVASIDIR”

    İktidar, adaletsizlik ve talan düzenini sürdürebilmek için yüz yıllık demokrasi mücadelesinin temel birikimlerini taşıyan HDP’yi siyaset dışına itmeye çalışmaktadır. Çünkü siyasi hesaplarının önündeki tek engel HDP’dir. Kapatma davası kararını büyükşehir belediyelerini kaybettikleri 31 Mart akşamı verdiler. 23 Haziran akşamı da kapatma davasını planlayarak ve takvime bağlayarak düğmeye bastılar. Açılan dava siyasi bir intikam davasıdır. Bu dava hukuki bir dava değil, siyasi bir davadır ve sandıkta kaybetme davasıdır. Halkın iradesine karşı açılan bir kumpas davasıdır.

    “TABELAMIZI BİLE SİZE VERMEYECEĞİZ”

    Bu davanın kararını ve talimatını veren sarayın iki ortağıdır. Küçük ortak davanın savcısı, büyük ortak davanın başsavcısıdır. Her şey açık ve nettir: AKP-MHP ikilisi seçim kazanmak için HDP’yi kapatmak istemektedir. İki ortak Saray’da bize karşı bir kurtlar sofrası kurdular, bu sofrada HDP’yi bitirmeyi planlıyorlar. HDP öyle sandığınız gibi kolay bir lokma değildir, boğazınızda kalır, düğümlenir ve tıkanırsınız. Kapatma davasıyla sizin HDP’den koparabileceğiniz tek bir parça olsa olsa HDP’nin tabelası olabilir onu da alamazsınız. Tabelamızı bile size vermeyeceğiz!

    “TÜRKİYE HAKLARINI HDP’SİZ BIRAKMAYACAĞIZ”

    HDP’nin mücadele geleneğini ortadan kaldırmaya gücünüz yetmeyecektir. Newroz’a bir kez daha bakın, milyonlar ne dedi, ne mesaj verdi bir kez daha dinleyin. Halk benim irademi durduramazsın, buna izin vermem dedi. Boş yere HDP’siz Türkiye, HDP’siz Meclis hayali kurmayın. Kapatma davasından size iktidar çıkmayacaktır, bu davanın sonucunda en büyük kaybeden ve devranı kapanacak olan sizin iktidarınız olacaktır. HDP, milyonların destek ve gücüyle dünden daha fazla büyüyecek ve güçlenecek. Bizler pes etmeyeceğiz, yolumuzdan dönmeyeceğiz, sonuna kadar mücadele edeceğiz. Türkiye halklarını HDP’siz bırakmayacağız.

    “İMRALI’NIN KIYISINDA HUKUK BİTİYOR MU?”

    Çok önemli bir konudan daha bahsetmek isterim. Toplum olarak yaşadığımız kuşatmanın bir diğer ayağı da İmralı’da sürdürülen hukuksuz tecrittir. Devlet kendi hukukunu İmralı’da yok saymaktadır. Son 10 yılda İmralı’ya yapılan 951 avukat başvurusundan sadece 5’ine, 375 aile görüş başvurusundan ise sadece 26’sına cevap verilmiştir! En insani talep olan aile görüşü ve hukuki talep olan avukat görüşü keyfi olarak engellenmektedir. Böyle bir hukuksuzluk olabilir mi? Sormak istiyorum: Anayasada yazılı olan hukuk devletinin sınırları İmralı’nın kıyısında mı bitiyor? Ötesine geçmiyor mu? Bu sorunun cevabını iktidardan, Adalet Bakanı’ndan bekliyoruz.

    “PARA TUTAN AKP’LİLERDİR”

    Ekmek parasını bulamayan insanlarla alay edercesine yastık altındakileri bankalara getirin diye çağrı yapıyorlar! Biz de kendisine şu çağrıyı yapıyoruz. Yastığın altında para tutan, altın tutan sadece AKP’lilerdir. Siz getirin! Bin odalı sarayınızda, başka yerlerde istiflediğiniz paraları siz getirin! Yandaşlarınız getirsin! İktidarınız boyunca vatandaşların yastık altında bir birikimi hiç olmadı. İnsanlar açlıkla, sefaletle mücadele ederken yastığın altına para koyamaz.

    “KİMSE UMUTSUZLUĞA KAPILMAMALI”

    Yaşadığımız karanlık tabloya bakarak hiç kimse umutsuzluğa ve kaygıya asla kapılmamalıdır. İktidar kaybedecek olmalarının büyük korkusunu yaşamaktadır. Bizler ise kazanacak ve başaracak olmanın umudunu ve heyecanını yaşıyoruz. HDP var olduğu sürece umut da, cesaret de, başarı da hep var olacaktır. İnanın ki onurlu ve adil bir geleceği hep birlikte kuracağız. Değişim ve demokrasi baharını hep birlikte yaşayacağız. Omuz omuza ve yan yana duracağız. Hep birlikte mücadele edeceğiz! Bu çöküşten büyük demokrasi hamlesi ile mutlaka çıkacağız. O günler çok yakın. Yolunuz, yolumuz açık olsun. Hızır hepimizin yoldaşı olsun.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Buldan: Erdoğan Aleviler hakkında karar veremez, haddi de yok yetkisi de

    Buldan: Erdoğan Aleviler hakkında karar veremez, haddi de yok yetkisi de

    Partisinin grup toplantısında konuşan HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan, AKP’nin yeni bir “paralel devlet” rejimi inşa etmeyi amaçladığını söyledi. Buldan, “HDP’ye bu denli yüklenmelerinin sebebini çok iyi biliyoruz. Hedefleri, demokratik siyaset alanını kapatmak, toplumsal muhalefeti tasfiye etmek, Saray iktidarını ve faşizm politikalarını kalıcı hale getirmektir” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Genel Başkanı Pervin Buldan, partisinin grup toplantısında konuştu.

    Buldan, sözlerine Edirne Cezaevi’nde tutuklu bulunan HDP’nin önceki Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın sağlık durumuna bilgi vererek başladı. Buldan, “Sevgili Selahattin Demirtaş’ın 26 Kasım’da nefes daralması ve göğüs sıkışması sonucu geçici bir süre bilinç kaybı yaşadığını üzülerek öğrendik. Kendisi yaşadığı sağlık probleminin kamuoyuna yansımasını istememiştir. Cezaevine giden arkadaşlarımız ve avukatlarla da bu durumu paylaşmamış, bilgi vermemiştir. Bunun özellikle bilinmesini isteriz” dedi.

    Buldan, son günlerde Alevi toplumunu hedef alan saldırıların tesadüf olmadığına değinerek, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Aleviliği tanımlama hakkının olmadığına vurgu yaptı. Buldan, “Bu tehditler AKP’nin mezhepçi, ayrımcı, kutuplaştırıcı politikalarından bağımsız düşünülemez. Diyanet’in Alevi köylerine Sünni din görevlisi göndermesinden ayrı ele alınamaz. Özellikle Türkiye-IŞİD ilişkilerinden ve Suriye’de izlenen mezhepçi politikalardan ayrı düşünülemez. IŞİD ve ÖSO Suriye’de, Humus’ta, Hama’da Alevi katliamları yaptı. Bu cihatçı yapıların AKP iktidarından gördüğü destek Alevi yurttaşlara yönelik tehditlerin tesadüfi olmadığını gösteriyor. Bu tehlikeli durum karşısında Cumhurbaşkanı ‘Ali’siz Alevilik’ tanımı yaparak, Aleviler adına Alevilik tarifi yapmaktadır. Sen Aleviler adına karar veremezsin. Buna yetkin de yok, haddin de. Bugüne kadar Alevilerin hangi sorununu çözdün ki Aleviler adına konuşma cüretine bulunuyorsun. Aleviler bu iktidara asla prim vermemiştir, vermeyecek de. Buradan Alevi toplumuna seslenmek istiyorum: Merak etmeyin sizler asla yalnız değilsiniz. HDP yanınızdadır ve hep yanınızda olmaya devam edecektir” ifadelerini kullandı.

    ‘DEMİRTAŞ’IN DURUMUNU YAKINEN TAKİP EDİYORUZ’

    HDP’li milletvekillerin dün Demirtaş ile görüştüğünü söyleyen Buldan, Demirtaş’ın sağlık durumunun iyi olduğunu paylaştı. Buldan, “Partimizin girişimleri sonucu kendisi tam teşekküllü hastaneye sevk edildi. Gerekli kontrol ve tetkikleri yapıldı. Şuan için genel sağlık durumunun iyi olduğunu ve gelişmeleri yakinen takip ettiğimizi belirtmek isterim. 3 yıldır hukuksuz bir biçimde cezaevinde tutulan Sevgili Demirtaş, Sevgili Figen Yüksekdağ ve tutuklu tüm milletvekili, belediye eşbaşkanı arkadaşlarımız ve yine hasta tutsaklar derhal tahliye edilmeli ve bu hukuksuzluğa, rehine politikasına bir an önce son verilmelidir. Demirtaş, Yüksekdağ ve tüm arkadaşlarımızın sağlığı dahil yaşayacağı her olumsuzluktan bu iktidar sorumlu olacaktır” diye konuştu.

    ‘ÖZGÜR BASINI YILDIRAMADILAR’

    Konuşmasında Özgür Ülke Gazetesi’nin bombalanmasının 25’inci yıl dönümüne olması dolayısıyla saldırıda yaşamını yitirenleri anan Buldan, şunları söyledi: “O dönem özgür basını bombalarla, faili meçhul cinayetlerle, gözaltında kaybetmelerle susturmaya, gerçeklerin üzerini karartmaya çalıştılar. Ama özgür basını yıldıramadılar. Bugün de özgür basını susturmaya çalışan aynı anlayışın devam ettiğini görüyoruz. İktidarın emriyle gazeteciler gözaltına alınıp tutuklanıyor. Ancak biliyoruz ki gerçekler asla karartılamayacak, bu ülkede özgür basın hiçbir zaman susmayacaktır.”

    ‘ENGELLİLERİN YAŞAM STANDARDI ÜLKENİN VİCDANINI YANSITIR’

    3 Aralık Uluslararası Engelliler Günü’nü nedeniyle engelli yurttaşların sorunlarına da değinen Buldan, “Türkiye nüfusunun yüzde 13’ünü engelliler oluşturmaktadır. Engellilerin yaşam standardı bir ülkenin toplumsal vicdanını yansıtır. Eğitimden sağlığa, sosyal ve ekonomik her türlü alanın dışında bırakılmanın yanı sıra, toplumsal sürece katılımda demokratik haklar ve en temel insan haklarından dahi mahrum bırakılan engelliler, meselenin sosyal bir olgu olarak algılanamaması sebebiyle ancak vicdani duygularla üzerinde durulan hayırseverlik faaliyetlerinin konusu olmak durumunda bırakıldılar. Engelliliği kişisel bir trajedi olmaktan çıkarıp, bu konuda engellileri merkeze koyan bir bakışa acilen ihtiyaç vardır. HDP olarak engelli yurttaşlarımızın eşit yurttaşlık başta olmak üzere tüm taleplerinin sonuna kadar yanındayız ve bu talepler gerçekleşinceye kadar birlikte mücadele etmeye devam edeceğiz” dedi.

    ‘KADIN CİNAYETLERİ İKTİDARIN SORUMLULUĞUNDA İŞLENİYOR’

    Her gün yeni bir kadın cinayetinin yaşandığını belirten Buldan, “Sokaklar kadına karşı yeni bir şiddete sahne olmasın. Eskişehir’de Ayşe Tuba Arslan, altı ay önce ayrıldığı ve hakkında uzaklaştırma kararı bulunan kişinin satırlı saldırısı sonucu ne yazık ki hayatını kaybetmiştir.  Saldırgan hakkında 23 kez şikâyette bulunmasına rağmen kadının başvurusu takipsizlikle sonuçlanmıştır. Savcılığın gerekçesi bildik ve tanıdık: ‘Delil ve tanık yokluğu.’ Oysa delilde ortada, fail de ortada, tanık da ortada. Bunları dikkate alacak bir yargı yok. Ve yargının bu takipsizliği kadın cinayetlerini beraberinde getirmektedir Kadın cinayetleri devletin, iktidarın, yargının ve güvenlik kurumlarının sorumluluğunda işlenmektedir” ifadelerini kullandı.

    ‘AMED SPOR AKP’YE GOL ATMAYA DEVAM EDECEKTİR’

    Buldan, açıklamalarını şöyle sürdürdü: “Kadını, yurttaşı korumayan iktidar, 7 gün 24 saat HDP’yle, toplumsal muhalefetle, demokrasi mücadelesi verenlerle uğraşmaktadır. Yetmiyor. Amed Spor’la uğraşıyorlar, hedef gösteriyorlar. Futbol topundan korkan bir iktidar var. Amed Spor’un büyümesi, gelişmesi bunları rahatsız ediyor. Amed Spor başta olmak üzere bölgedeki futbol takımları halkımızın gözbebeğidir. Amed Spor sadece bir takım değildir, bir kimliktir, iddiadır, hedeftir ve halk arkasındadır. Amed Spor, tüm engellemelere ve baskıya rağmen AKP’nin kalesine gol atmaya devam edecektir.

    ‘HDP’NİN NEREDEYSE YARISI İÇERİDEDİR’

    Evet siyasi ligden düşeceğini anlayan AKP iktidarı, ayakta kalabilmek için gece gündüz HDP’ye gözaltı operasyonları yaptırmaktadır. Geçen hafta HDP, DTK, yöneticileri, insan hakları savunucuları, sendikacılar, gazeteciler dahil 150’ye yakın kişi hukuksuzca gözaltına alındı.  Son bir ayda partimize yönelik Van, Ankara, Antalya, Antep, Mardin, Urfa, Batman, Kocaeli ve İstanbul’da gerçekleştirilen operasyonlarda aralarında belediye eş başkanlarımız ve parti yöneticilerimizin de bulunduğu 350’ye yakın siyasetçi gözaltına alındı, büyük çoğunluğu tutuklandı. HDP’nin neredeyse yarısı içeridedir. AKP polisi, AKP savcısı resmen HDP’li avına çıkmıştır.

    ‘GERÇEK SUÇLULAR DIŞARIDA, HDP İÇERİDE’

    Biz bir ayda 350 IŞİD’linin yakalandığını duymadık. 350 suç örgütünün çökertildiğini görmedik. Hırsızlık, yolsuzluk yapan 350 suçlunun gözaltına alındığına tanık olmadık. Gerçek suçlular dışarıda, HDP içeride. 10 Ekim katliamında da ortaya çıktı IŞİD’liler elini kolunu sallaya sallaya dolaşır ama HDP’liler tutuklanır. Kadınlar sokak ortasında göz göre göre öldürülür, faile dokunulmaz, ama basın açıklaması yaptı diye HDP’liler, demokratik kurum temsilcileri gözaltına alınır. Yolsuzluk yapan kayyımlar görev başında tutulur, ancak hırsızlığı ortaya çıkardığı için Diyarbakır Belediye Eşbaşkanımız Selçuk Mızraklı tutuklanır. Bu nasıl bir adalet anlayışıdır. Bu nasıl bir rezil anlayıştır. Ülkeyi getirdikleri yer tam bir çürümedir.

    ‘DEMOKRATİK SİYASETİ SUÇMUŞ GİBİ GÖSTERİYORLAR’

    AKP-MHP ittifakı, yasal demokratik faaliyetleri, demokratik etkinlikleri, siyasi parti faaliyetlerini suç haline getirmek için uğraşmaktadır. Vekillerimizin her konuşması ve katıldığı etkinlik fezleke konusu yapılıyor. Neredeyse nefes alıp vermemize dahi dava açacak düzeye gelmişler. Demokratik siyaseti suçmuş gibi göstermek isteyen AKP, cemaatle birlikte bir dönem işlediği suçlara önce bir baksın. Suç arıyorlarsa, teröre destek arıyorlarsa cemaat geçmişlerine baksınlar. Orada her şeyi görürler. Cemaati 15 Temmuz’da darbe yapacak düzeye getiren, kamunun her kademesine darbecileri yerleştiren, onların her istediğini yapan, darbenin siyasi ayağını kendi içinde sır gibi saklayan kendileridir. Suç arıyorlarsa beraber yürüdükleri yollara baksınlar.

    ‘AKP YENİ BİR PARALEL REJİM İNŞA ETMEYE ÇALIŞIYOR’

    Anayasayı, yasaları çiğneyerek halkın seçtiği belediye başkanlarını tek tek görevden alıp, yerine kayyım atayan bu zihniyet, paralel devlet zihniyetinin devamıdır. AKP, kayyım atamalarıyla tüm ülkeyi kuşatacak yeni bir paralel rejim inşa etmeye çalışıyor. Anayasanın, yasanın, hukukun, adaletin, halk iradesinin, demokrasinin yok sayıldığı bir rejimdir bu.

    HDP’ye bu denli yüklenmelerinin sebebini çok iyi biliyoruz. Hedefleri, demokratik siyaset alanını kapatmak, toplumsal muhalefeti tasfiye etmek, Saray iktidarını ve faşizm politikalarını kalıcı hale getirmektir. AKP-MHP iktidarının önündeki tek engel HDP’dir. 31 Mart’ta ve 23 Haziran’da HDP’nin gücü görüldü. Şimdi bu gücü bitirmenin gayreti içerisindeler. HDP’yi bitirdikleri gün demokratik taleplerin, toplumsal muhalefetin de biteceğini, herkesin susacağını ve iktidarlarının sağlamlaşacağını düşünüyorlar. Bu nedenle bize yöneliyorlar. Ama yanılıyorlar. HDP bitmez, bu mücadele bitmez. Evet, biz bedel ödüyoruz. Ama büyük kaybeden kendileri olacaktır.

    ‘ALEVİ YURTTAŞLARA TEHDİTLERİN TESADÜFİ OLMADIĞINI DÜŞÜNÜYORUZ’

    Şimdi son günlerde Alevi toplumunu hedef alan bir takım tehlikeli oyunların oynandığını görüyoruz. Özellikle İzmir, son olarak Mersin ve Adana’da Alevi yurttaşların yaşadığı evlere işaret konularak Alevi toplumu tehdit edilmektedir. Alevilere yeniden Maraş, Çorum, Sivas hatırlatılmaktadır.

    Bu tehditler AKP’nin mezhepçi, ayrımcı, kutuplaştırıcı politikalarından bağımsız düşünülemez. Diyanet’in Alevi köylerine Sünni din görevlisi göndermesinden ayrı ele alınamaz. Özellikle Türkiye-IŞİD ilişkilerinden ve Suriye’de izlenen mezhepçi politikalardan ayrı düşünülemez. IŞİD ve ÖSO Suriye’de, Humus’ta, Hama’da Alevi katliamları yaptı. Bu cihatçı yapıların AKP iktidarından gördüğü destek Alevi yurttaşlara yönelik tehditlerin tesadüfi olmadığını gösteriyor.

    ‘HDP, ALEVİLERİN YANINDADIR’

    Bu tehlikeli durum karşısında Cumhurbaşkanı ‘Ali’siz Alevilik’ tanımı yaparak, Aleviler adına Alevilik tarifi yapmaktadır. Sen Aleviler adına karar veremezsin. Buna yetkin de yok, haddin de. Senin tek yapman gereken Alevilerin inancına ve kimliğine saygı duymak, ayrımcı, ötekileştirici, dışlayıcı politikalardan vazgeçmek, Alevi toplumunun temel taleplerini acilen yerine getirmektir.  Bugüne kadar Alevilerin hangi sorununu çözdün ki Aleviler adına konuşma cüretinde bulunuyorsun. Aleviler bu iktidara asla prim vermemiştir, vermeyecek de. Buradan Alevi toplumuna seslenmek istiyorum: Merak etmeyin sizler asla yalnız değilsiniz. HDP yanınızdadır ve hep yanınızda olmaya devam edecektir.

    ‘DEMOKRATİK ALANI VE KAZANIMLARI AKP’YE TESLİM ETMEYECEĞİZ’

    Özellikle tecrit politikasını derinleştirerek faşizmi kalıcılaştırmak istiyorlar. Ama tecritle bugüne kadar sonuç almadılar, alamazlar. Bundan sonra da alamayacaklar. Bu halk ne kendisinin, ne de özgür iradesinin tecrit altına alınmasına izin vermez, vermeyecektir. Tarih boyunca mazlumlar zalimler karşısında hiçbir zaman susmadı. Bugün de susmayacaktır. İnanın ki bizlerin yaşadığının milyonda birini AKP yaşasaydı bir saatte tuz buz olurlardı. Ama bizler ayaktayız. Ayakta olmaya devam edeceğiz. Bizleri  bundan öncekiler yıldıramadı, bunlar da yıldıramayacaktır.  Demokratik siyasetten, demokratik mücadeleden, barış ve özgürlük yürüyüşünden bugüne kadar vazgeçmedik, bundan sonra da vazgeçmeyeceğiz. Demokratik alanı ve kazanımları asla AKP’ye teslim etmeyeceğiz. Kaybeden kendileri olacaktır ve yaptıkları zulümlerle, hukuksuzluklarla hep anılacaklar.

    ‘VATANDAŞ EKMEĞİNİ, BUNLAR MERMİ FİYATINI DÜŞÜNÜYOR’

    Hukuku, adaleti bitiren bu iktidarın krizi derinleştirdiği önemli bir başka alan ise ekonomidir. İşsizlik, yoksulluk, açlık her gün daha da tırmanmaktadır. Vatandaş, manava, pazara, kasaba gidemez oldu. AKP vatandaşın sofrasındaki ekmeğine, çocuğun cebindeki okul harçlığına, işçinin, memurun elindeki simit parasına göz dikmiş durumdadır. Yolsuzluklarla, yandaşa dağıtılan rantlarla ve savaşa, silaha harcanan paralarla ekonomideki kara delik giderek büyümektedir. Vatandaşın derdi bırakalım ay sonunu, ayın ortasını bile getiremediği bu dönemde iktidarın  S-400’ün yanına, F35, patriot gibi yeni silahlar almak gibi bir derdi var. Vatandaş, ekmeğini düşünürken, bunlar mermi fiyatının hesabını yapıyor.

    ‘KRİZ HALKIN SOFRASINDA YAŞANIYOR’

    EYT’liler hakkını istiyor. Saray yok diyor. Ama öbür yandan ÖSO çetelerine maaş vermeyi biliyorlar. Şimdi de ekonomik kriz gerçeğini gizlemeye, bunun konuşulmasını dahi yasaklı hale getirmeye çalışıyorlar. EYT’lilere para yok diyen Saray’ın harcamalarına bir bakalım. Tek kullanımlık mutfak takımına eski parayla 1.4 trilyon, çatal bıçak takımına 1.5 trilyon, mefruşata 3.8 trilyon, giyeceklere 6.1 trilyon hediyelere 2 trilyon lira para harcanmış. Vatandaş ekmek parası bulamazken, intihara yönelirken, Saray har vurup harman savuruyor. Kriz halkın sofrasında yaşanıyor. Sarayın sofrasında ve mutfağında değil elbette.

    ‘ASGARİ ÜCRET 3 BİN 200 TL OLMALI’

    Böylesi bir süreçte milyonlarca işçiyi ilgilendiren 2020 asgari ücreti görüşülüyor. Asgari ücret bir aile için geçim ücreti haline getirilmeli, toplumun tüm kesimlerinin görüşleri alınarak belirlenmelidir. Asgari ücret net 3 bin 200 TL olmalıdır, ki bu DİSK’in de bugün açıkladığı bir rakam. Ve bu konuda işçilerin haklı, meşru ve insanca taleplerinin yanındayız, onların mücadelesi bizim de mücadelemizdir.

    ‘TEPKİLER ARTINCA GERİ ADIM ATTILAR’

    Bunların halkı zerre kadar düşünmediklerinin bir başka göstergesi de termik santrallerdir. Biliyorsunuz ölüm saçan 15 kömür termik santraline filtre takılmasını ekonomik maliyeti gerekçe göstererek 2022’ye kadar erteleyen bir yasa maddesi çıkardılar. AKP-MHP oylarıyla kabul edildi bu madde. Sırf yandaş şirketlerin kasasından para çıkmasın diye insanların sağlığıyla oynadılar. Halk zehir mi soluyor, hastalanıyor mu umurlarında olmadı. İnanın bunların zihniyetinin o termik santralin bacasından çıkan zehirli havadan hiçbir farkı yoktur.

    Kamuoyunda tepkinin büyümesi üzerine Cumhurbaşkanı o yasayı veto etmek zorunda kaldı. Tabi şunu iyi biliyoruz ki bu yasayı Erdoğan’ın onayı olmadan Meclis’e getirmediler. Tepkiler artınca geri adım attılar.

    ‘SİVİL YERLEŞİM ALANLARI HEDEF ALINIYOR’

    Siyasi ömürlerini uzatmak için içeride, dışarıda, karada, denizde, Suriye’de, Doğu Akdeniz’de her yerde çatışma ve gerilim politikasını alabildiğine yaymaya çalışıyorlar. 9 Ekim’de girdikleri Kuzey ve Doğu Suriye’de sivilleri, sivil yaşamı hedef almaya devam ediyorlar. Dün Tel Rıfat İlçesinde gerçekleştirdikleri bombardımanda 8’i çocuk 10 sivilin yaşamını yitirdiği haberleri geldi. 10 sivil de yaralı. Çocukları hedef alan bu saldırıyı lanetliyor ve kınıyorum. Suç ve cinayet örgütüne dönüşen ÖSO çeteleri Kuzey ve Doğu Suriye’de her gün savaş suçu işliyor. ÖSO çeteleri, insanları evlerinden alarak sokak ortasında katlediyor. IŞİD yeniden kendisine alan açmaya çalışıyor. Bütün bunlar AKP iktidarının sorumluluğunda yaşanıyor. Türkiye Kuzey Suriye’den çekilmediği sürece bölgeye huzur ve istikrar gelmeyecektir. Siviller her gün hedef alınmaya devam edecektir.

    ‘AKP’SİZ BİR TÜRKİYE ARTIK UZAKTA DEĞİL’

    AKP’siz bir Türkiye artık çok da uzakta değildir. Biz HDP olarak bu sürecin daha fazla uzamaması için erken seçim çağrısı yaptık. Buradan bu çağrıyı bir kez daha yineliyoruz. Ülkenin acil ihtiyacı bir erken seçimdir. Bu iktidardan bir an önce kurtulmak ve yeni anayasa başta olmak üzere büyük bir demokratikleşme sürecini başlatmak ülkenin ve toplumun tüm demokrasi güçlerinin önünde duran acil gündem olmalıdır. Omuz omuza verirsek başarırız. 7 Haziran’da, 1 Kasım’da, 24 Haziran’da, 31 Mart’ta, 23 Haziran’da başardık. Yine başaracağız.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • HDP Eş Genel Başkanı Temelli’den yeni anayasa çağrısı

    HDP Eş Genel Başkanı Temelli’den yeni anayasa çağrısı

    HDP Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, AKP-MHP ittifakının yönetim şeklini gözden geçirme açıklamalarına ilişkin “Gelin bu vesayetçi, tekçi yapıdan kurtulalım. Bu adımı önce biz atalım. Bu sisteme karşı demokratik bir cumhuriyet için, çoğulcu laik bir cumhuriyet için ilk adımı biz atalım” dedi.

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Sezai Temelli, partisinin grup toplantısında konuştu. HDP’nin bu haftaki grup toplantısına 103 kişinin hayatını kaybettiği 10 Ekim katliamında yaşamını yitirenlerin yakınları katıldı.

    Temelli’nin konuşmasından öne çıkan başlıklar şöyle:

    SETA RAPORU

    Bir vakıf var, SETA vakfı. Yaptığı araştırmanın başlığı bile kendini ele veriyor. Fişleme peşinde, yani bildiğiniz andıç. Bu andıç hikayeleri ile iktidara gelenlerin düştüğü duruma bakın. Gazetecilerin “neye hizmet ettiklerini” araştırıyorlarmış. Aykırı bir ses gördüğünde onları suçlayacak taktikler peşindesiniz. 90’larda bu işi karargahlar yapıyordu, şimdi araştırma grupları yapıyor. Demek ki çağ atlamışız! Raporda bizi de es geçmemişler. Bizimle iltisaklı olmak suç olarak gösterilmiş. HDP’nin haberlerini yapmak değil, sizin faaliyetleriniz suç! Bugün Türkiye’de bütün özgürlüklerin lağvedildiği bir süreç yaşıyoruz. Bunun sebebi de Cumhurbaşkanlığı sistemi.

    Geçen hafta bir rehabilite yapacaklardı biliyorsunuz, şimdi sistemin MR’ını çekeceklermiş! Bence siz bu sistemişn kısa filmini çekin de tarihe not olarak düşsün. Bizzat krizi doğuran bir mekanizmaya dönüşüş durumdasınız.

    EKONOMİK KRİZ

    Merkez Bankası başkanı da görevden alındı. Merkez Bankası bağımsız diyorlardı. Şimdi de tezi intihal olan bir Merkez Bankası başkanımız olacak. Biz bunları daha önce de yaşadık, Tansu Çiller döneminde yaşadık. O yüzden diyoruz ki Merkez Bankası özerk olmalı.

    Enflasyondan kurtulmak istiyorsanız ekonomide yapısal sorunlara ciddi çözümler üretmelisiniz. 17 yıldır ekonomiyi içinden çıkılmaz bir hale getirdiniz. Sanki bu işleri bunlar başımıza açmamış gibi, bir “beyaz sayfa” hikayesiyle karşımıza çıkıyorlar. Neyin beyaz sayfasını açacaksınız, kağıt israfından başka bir şey değilsiniz. Hepiniz oradaydınız!

    “Verginin tabana yayılması” diye bir şey söylüyorlar. Bu söyledikleri adaletsizliğe adaletsizlik katmaktır. Zenginlere vergi barışı, yoksullara vergi yükü! Sen vergi almıyorsun, habire vergi barışı çıkartıyorsun, sonra da bedeli halka ödetiyorsun.

    11’inci kalkınma planında, işsizlik 9.9’a düşecekmiş. Sanki iyi bir şey 9.9! 4 yıl önceye göre bütün hedefler yarı yarıya gerilemiş. Halkın bütçe hakkı çalınmıştır. Bütçenin denetimden kaçırıldığı bir yerde bunu düzeltmeniz mümkün değildir. Onlar bu sistemden kurtulmak yerine MR’ını çekmeye devam ediyorlar.

    KADIN ÜNİVERSİTELERİ TARTIŞMASI VE EĞİTİMDE EŞİTSİZLİK

    Eğitim konusunda da ülke ciddi bir kriz içerisinde. Liselere Giriş Sınavı’nda bakanlık “60-70 bin öğrenci girecek” derken 1 milyondan fazla öğrenci girdi. İki yıl önce Erdoğan dedi ki “TEOG’u kaldırın”. TEOG kalktı LGS geldi, sonuç bu… İllerin sıralamasına baktığımızda son iller ağırlıkta Kürt illeri. Eğitim, toplumda eşitsizlik son bulsun diye yapılır. Bizde ise eşitsizlikleri derinleştiriyor. Ayrımcılığın toplumsal yansımasını eğitimde de görüyoruz.

    Anadilinde eğitim haktır dedik, bunu var etmediğiniz sürece ülkenin bu tablosu değişmez.

    Japonya’ya gitti ya, orada bunu keşfetmiş: Kadın üniversiteleri. YÖK Başkanı’na da “işini buna göre yap” demiş. Oradaki kadın üniversitesinin adının “üniversite” olması öyle olduğu anlamına gelmez. Üniversite böyle bir ayırımcı anlayışla kurulamaz. Burada da cinsiyetçi bir ayrışmayı ortaya koyuyorlar.

    Yıllar önce Beyazıt Meydanı’nda başörtülü öğrenciler eylem yaparken bunların hiçbiri ortada yoktu ama biz oradaydık. O öğrencilerin hak mücadelesi vardı ve biz de oradaydık. O öğrencilerin hiçbirinin ayrı kadın üniversitesi talebi yoktu, eğitim haklarını istiyorlardı.

    KÜRT SORUNU VE ERDOĞAN’IN SÖYLEMLERİ

    Şiddetten, savaştan ve çözümsüzlükten beslenen bir iktidar. Erdoğan geçen gün çıktı, “Kürt sorunu yoktur” dedi. Biz de Kürt sorunu vardır ve küresel bir meseledir diyoruz. Türkiye halkları bu konuda inisiyatif almalı. Kürt sorunu yoktur diyenler, sorunun çözümü için çabalayanları hapishanelere attılar.

    Yine baktık, sınıra tank sevk ediyorlar. Diyorlardı ki “Yurtta sulh, cihanda sulh”. Bu lafı her gün tekrar edenler, ne oldu da caydınız şimdi?

    Bütün siyasetçileri, bütün halkları barıştan yana tutum almaya çağırıyoruz. “Kürt meselesi yoktur” diyenler S-400 almak istiyor. Getirsin Saray’ın bahçesine koysun, her sabah çıkar sever biraz.

    DİYADİN BELEDİYESİNE SALDIRI

    Diyadin’de belediyemize saldırdılar. Ortada bir gerekçe yok, biz oradan kayyumu süpürdük ya, aklınca onun intikamını alıyor. Her gelen de “Ben devletim” diyor. Sen devlet değilsin, kamu personelisin. O hizmeti vatandaşların güvenliği için vereceksin, iktidar için değil. Bu sadece Diyadin değil, İstanbul, Trabzon, Uşak belediyelerine saldırıdır, halkın şradesine saldırıdır. Ama maalesef kimseden ses duyamadık. Türklye’de bu sorunların çözümü için demokrasi ittifakı gerekliliktir. Demokrasi ittifakında bir an önce buluşmalıyız. Bu çağrı herkesedir, gelin hep birlikte demokratik bir anayasayı var edelim. 12 Eylül’ün anayasasından, bu tekçi anayasadan kurtulalım. Önümüzdeki günlerde bunun çalışmalarına hız vereceğiz. Önce parlamentoyu çağırıyoruz, gelin bu vesayetçi ve tekçi anlayıştan kurtulalım. Demokratik, laik bir anayasa için parlamento başta olmak üzere tüm siyasi partiler, kurumlar ve sendikalara çağrımızı yineliyoruz.