Etiket: meclis komisyonu

  • DEM Parti: Umut hakkı yasalaşmalı, komisyon Sayın Öcalan’ın görüşlerini almalıdır-VİDEO

    DEM Parti: Umut hakkı yasalaşmalı, komisyon Sayın Öcalan’ın görüşlerini almalıdır-VİDEO

    PİRHA- Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin ‘Umut Hakkı’ kararına dair açıklama yapan DEM Parti Hukuk Komisyonu Eş Sözcüsü Öztürk Türkdoğan, komitenin kullandığı dili ve ihlal sürecini başlatmamasını eleştirdi.  Öztürk, Meclis komisyonuna çağrıda bulunarak, “Bu süreci başlatan kişi Sayın Öcalan’dır. O halde Meclis komisyonunun Sayın Öcalan’ın görüşlerine başvurması şarttır. Demokratik entegrasyon yasaları, geçiş dönemi yasaları, barışın hukuku anlamında barış yasaları konusunda Sayın Öcalan’ın görüşlerini almak durumundadır” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Hukuk Komisyonu, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’nin (AKBK) ‘Umut Hakkı’ kararına ilişkin genel merkez binasında basın toplantısı düzenledi. Hukuk Komisyonu Eş Sözcüsü Öztürk Türkdoğan açıklamayı gerçekleştirdi.

    Öztürk Türkdoğan, Türkiye’nin AKBK’nin verdiği süre içerisinde tavsiyeleri yerine getirmediğini belirterek, “Tabii biz bu kavramı hukukçular olarak eleştiriyoruz. Derin üzüntü duyabilirsiniz ama sizin elinizde mekanizmalar var, araçlar var. Üzüntü duymak yerine Sözleşmenin 46. maddesinin 4. fıkrasını işletebilirsiniz. Yani ihlal prosedürünü işletip dava dosyasını yeniden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne intikal ettirip, oradan kararın uygulanmadığına dair bir karar çıkartabilirlerdi ki biliyorsunuz Osman Kavala dosyasında böyle yapılmıştı. Yine Bakanlar Komitesi kararında doğrudan doğruya Adalet Bakanlığı’na çağrı yapıyor ve diyor ki: ‘İnsan Hakları Eylem Planı çerçevesinde infaz hukukunda düzenleme yaparken umut hakkını mutlaka düzenleyin. Bu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi bağlamında bir yükümlülüktür” sözlerini kullandı.

    “BAKANLAR KOMİTESİ ULUSLARARASI TERMINOLOJİYİ KULLANMALIDIR”

    Bakanlar Komitesi’nin ilk defa Türkiye’deki “Barış ve Demokratik Toplum Süreci”ne atıf yaptığını dile getiren Öztürk Türkdoğan, komitenin yaptığı terminolojiyi ise beğenmediklerini kaydetti. Öztürk Türkdoğan, “Uluslararası hukukta Birleşmiş Milletler uzmanlarının kullandığı terminolojiyi kullanması gerekir. Bu, bir çatışma çözüm sürecidir. Türkiye’deki siyasi iktidar çeşitli isimler kullanabilir. Ama biz bu sürece ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ ismini veriyoruz. Bu süreci hatırlatarak, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’ndan da yararlanılması gerektiğini açık bir şekilde ifade ediyor. Komisyona bir atıf yapıyor. Ve daha da önemlisi, Bakanlar Komitesi bu konuda milletvekillerinin verdiği yasa tekliflerinin kanunlaşmasını Türkiye’den talep ediyor” dedi.

    “6 YILDIR AVUKAT GÖRÜŞÜ NEDEN YAPTIRILMIYOR?”

    DEM Parti olarak 24 Eylül 2024’te Meclis’e umut hakkının gereğini yerine getirilmesi için verilen kanun tekliflerini hatırlatan Öztürk Türkdoğan, “O maddeler kaldırılırsa umut hakkının gerçekleşmesi önündeki engeller kalkacaktır. Buna atıf yapıyor. Aslında Bakanlar Komitesi diyor ki: tecride başvurma, yasal haklarını kullandır. Çünkü Sayın Öcalan’ın yasal haklarının kullandırılması konusunda halen sorunlar devam ediyor. Altı yıl sonra avukat görüşünün yapılıyor olmasına kimi çevreler seviniyor ama şu soruyu sormak lazım: Altı yıldır avukat görüşü neden yaptırılmıyor? İnfaz Kanunu’nda açık hüküm var. Biz bunu Sayın Adalet Bakanlığı’na ve bakanlık yetkililerine, AK Parti grubuna, MHP grubuna sürekli ifade ettik. İnfaz Kanunu’ndaki haklar tüm mahpuslar için genel haklardır. Herkes için kullanılmalıdır. Avrupa Konseyi’ndeki benzer iyi ülke örneklerinden yararlanılması gerektiğini ifade ediyor ve Türkiye’ye Haziran 2026’ya kadar süre veriyor” diye konuştu.

    “SAYIN ÖCALAN KOMİSYONLA BULUŞTURULMASININ SAĞLANMASI GEREKİR”

    Öztürk Türkdoğan devamında şunları belirtti:

    “DEM Parti Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonu olarak Bakanlar Komitesi’nden beklentimiz şu: Umarız önümüzdeki birkaç aylık dönemde umut hakkını gerçekten hayata geçiririz. Fakat eğer bu hak hayata geçirilmezse, Bakanlar Komitesi’nin yapması gereken prosedür bellidir. Sözleşmenin 46. maddesinin 4. paragrafını işletmektir. İhlal prosedürünün başlatılabilmesi için dosyayı yeniden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göndermektir. Bunun yerine getirilmesi gerekir. Bizim Türkiye Büyük Millet Meclisi’nden beklentimiz var. Kurulan komisyonun öncelikle Sayın Öcalan’la bir an önce görüşmesi gerekir. Bunun yöntemini elbette ki Sayın Meclis Başkanı kararlaştırır. Komisyonun kendisi kararlaştırır. Ama bir heyetin mutlaka Sayın Öcalan’la İmralı Adası’nda görüşmesi ya da güvenlik önlemlerinin alınarak Sayın Öcalan’ın Meclis’e getirilip Meclis’te komisyonla buluşturulmasının sağlanması gerekir.

    BAŞ MÜZAKERECİNİN GÖRÜŞLERİNİ DE ALMAK DURUMUNDASINIZ

    Bu süreci başlatan kişi Sayın Öcalan’dır. O halde Meclis komisyonunun Sayın Öcalan’ın görüşlerine başvurması şarttır. Demokratik entegrasyon yasaları, geçiş dönemi yasaları, barışın hukuku anlamında barış yasaları konusunda Sayın Öcalan’ın görüşlerini almak durumundadır. Herkesin görüşlerini aldınız. Bu süreci başlatan baş aktörün, ana muhatabın, bu sürecin baş müzakerecisinin görüşlerini de almak durumundasınız.

    CUMHUR İTTİFAKI KAMUOYU ÖNÜNDE VERDİĞİ SÖZÜN GEREĞİNE YERİNE GETİRMELİ

    Yine Meclis’te grubu bulunan partilere, milletvekillerine çağrımız var. DEM Parti olarak biz bu konudaki yasal hazırlıklarımızı yaptık. Hangi kanunlarda ne gibi değişiklikler yapılması gerektiğini ifade ettik. Bununla ilgili kanun tekliflerinin hayata geçirilmesi gerekiyor. Bu kapsamda umut hakkı rahatlıkla düzenlenebilir. Bunun daha fazla geciktirilmemesi gerekiyor. Grup başkanvekillerimizin ve milletvekillerimizin verdiği kanun tekliflerinin de yasalaşmasını özellikle talep ediyoruz.

    Siyasal iktidardan da beklentimiz şu: İnsan Hakları Eylem Planı çerçevesinde infaz hukukunda zaten bir düzenleme yapılması şarttır. Türkiye’nin infaz kanunu eşitsizliklerle doludur. Umut hakkı rahatlıkla düzenlenebilir. Özellikle Cumhur İttifakı’na kendi verdikleri sözü hatırlatıyoruz. Bakın, bir kuşun uçabilmesi için çift kanadının olması gerekir. Tek kanatla kuş uçar mı? Sayın Bahçeli’ye atfen söylüyorum. Bu kuşun bir an önce çift kanatlı olması için de Sayın Öcalan’ın özgürlüğünün sağlanması gerekir. Bu metaforu Sayın Bahçeli sık sık kullanıyor. Biz de hatırlatıyoruz: Bir siyasi ittifak kamuoyu önünde bir söz vermişse, bu sözün gereğini yerine getirmek durumundadır. Barış ve demokratik toplum süreci hepimizi ilgilendiriyor. Sadece Türkiye’yi değil, bütün Ortadoğu’yu ilgilendiren bir süreçtir.

    UMUT HAKKI İÇİN SORUMLU OLAN HERKES ADIM ATMALI

    Sayın Öcalan’ın öncelikle infaz hukukundan kaynaklanan rutin haklarının yerine getirilmesi gerekiyor. Sayın Öcalan’ın Türkiye demokratik kamuoyuyla buluşmasının önündeki engellerin kaldırılması gerekiyor. Avukatlarıyla, ailesiyle, heyetlerle görüşmesinin sağlanması ve bunların rutin hale getirilmesini de özellikle vurguluyoruz. Bu çatışma çözüm sürecini başarmak istiyoruz. Sayın Öcalan bu konuda kararlı, bizler de çok kararlıyız. Barışı getirebilmemizin yolu da Sayın Öcalan’ın mutlaka sağlık, güvenlik ve özgürlük koşullarının sağlanmasından geçiyor. Siyasi iktidar bakımından, uluslararası hukukun gereği olarak bir meşruiyet var zaten. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi karar vermiş. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi size tavsiyede bulunuyor. Yani şu anda kamuoyu önünde herhangi bir yetkilinin çıkıp, ‘Ya biz bu umut hakkını yapamayız,’ diyebilecek tek bir argümanı yok. Mahkeme kararı var, siyasi organ kararı var.

    Bir an önce ‘Umut Hakkı’nın gerçekleşmesi noktasında siyasi iktidarın, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin, bu konuda sorumlu olan herkesin adım atması gerektiğini ifade etmek istiyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

     

  • Baro başkanları dinlenildi: Umut hakkı, hakikat, yüzleşme ve eşit yurttaşlık

    Baro başkanları dinlenildi: Umut hakkı, hakikat, yüzleşme ve eşit yurttaşlık

    PİRHA- Meclis’te kurulan komisyonun 6. toplantısında baro başkanları dinlendi. Baro temsilcileri ‘umut hakkı’, ‘hakikatle yüzleşme’ ve ‘eşit yurttaşlık’ vurgularıyla yeni sürecin yasal güvenceye kavuşturulmasını istedi.

    Kürt sorununun çözümü noktasında Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, bugünkü 6. toplantısında baroları dinledi.

    “ÖZEL YASA ÇIKARILMALI”

    Söz alan Diyarbakır Baro Başkanı Abdulkadir Güleç, “Bu komisyonun aktif bir rol üstlenmesi gerektiğini de düşünüyoruz” diyerek, “Düzenlenen silah bırakma töreni Kürt meselesinin şiddet yoluyla çözümü anlayışının terk edildiğini göstermekte ve kalıcı barışın kapısını aralamaktadır. Bu gelişme cezaevlerinde tutulan binlerce kişi ve Avrupa’da sürgün hayatı yaşayan yurttaşların toplumsal ve siyasal yaşama yeniden katılımını sağlamak amacıyla özel bir yasanın çıkarılmasını zorunlu kılmaktadır” dedi.

    “DEVLET KÜRTÇEYLE BARIŞMALI”

    Kürtlerin en meşru taleplerinin dahi nefret diliyle reddedildiğini söyleyen Abdulkadir Güleç, “Kürtler yalnızca hak arayışları dile getirdikleri için adeta düşmanlaştırılmış, talepleri ise çeşitli yaftalamalarla itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştır. Komisyonumuz ayrıştırıcı bu dili reddederek toplumsal kesimleri yeniden bir araya getirmeli. Barışın dilini, çözümün dilini, hukukun ve demokrasinin evrensel değerlerini esas alan kapsayıcı bir anlayışla bu süreci geliştirmelidir. Bir önceki oturumda Diyarbakırlı bir barış annesi evladına dair acısını Kürtçe anlatmak istediğinde buna izin verilmemesi aslında Kürt meselesinin özünü de ortaya koymaktadır. Bir annenin evladına dair acısını en iyi bildiği diliyle anlatabilmesi insani ve temel bir haktır.  Meclis halkın ve milletin sesi olan en temel kurum olarak böyle bir dilin kullanımına inisiyatif alarak izin verebilseydi bu tutum Kürtçe’nin normalleşmesi ve barışın dili olması bakımından çok kıymetli bir adım olabilirdi.Bu sorunların bir daha yaşanmaması Kürtçe ana dilde eğitim hakkının tanınmasıyla mümkündür. Devlet artık Kürtçe ile barışmalıdır” sözlerini kullandı.

    “YENİ ANAYASA TERCİH DEĞİL ZORUNLULUKTUR”

    Güleç, devamında Baro olarak öncelikleri şöyle sıralandı:

    “Öncelikle Anayasa Mahkemesi kararları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının uygulanması mevcut Anayasaya göre zorunludur.  Hasta mahpusların tahliye edilmelerini mümkün kılacak düzenlemelerin yapılması acil et arz etmektedir. Ceza İdare ve gözlem kurulu kararıyla şartla salıvermeye tahliye önünü kesen uygulamaya dönüşmüş durumdadır. Bu uygulamadan derhal vazgeçilmeli. Kurul yeniden yapılanmalı. Uygulamada sıkça rastladığımız adeta bir gelenek haline gelen belediyelere kayyum atamaları, belediye başkanlarının görevden alınmaları, alınma uygulanmalarıyla son verilmeli. Seçilmiş kişiler görevlerine iade edilmelidir. Türkiye 45 yıldır darbe anayasasının gölgesinde yaşamaktadır. Bu anayasa darbenin otoriter ruhunu tekçi zihniyetini koruyarak toplumsal barışı, eşit yurttaşlığı ve çoğulcu toplumsal yapımızı güvence altına alamamaktadır. Yeni bir Anayasa artık bir tercih değil, tarihsel ve toplumsal bir zorunluluktur. Toplumsal uzlaşıya dayalı, özgürlükleri esas alan ve herkesin kendini eşit yurttaş olarak görebileceği bir anayasa ana dilde eğitimin önünü açacak. 1921 Anayasası’nda yer alan Adem-i Merkeziyetçi ruhu esas alan bir anlayışı hayata geçirecek ve Kürt meselesinin barışçı çözümüne imkan sağlayacaktır.”

    “KAMUOYU ŞEFFAF BİLGİLENDİRİLMELİ”

    İstanbul 2 Nolu Baro Başkanı Yasin Şamlı Sürece zarar verecek manipülasyonların ancak kamuoyunun şeffaf şekilde bilgilendirilmesi ile mümkün olacağına konuşmasında dikkat çekerken, Malatya Barosu Başkanı Onur Demez ise “Meselenin siyasal, iktisadi, tarihsel, sosyolojik ve en önemlisi de hukuki tüm boyutları hakkında kıymetli komisyonun yeterince malumat sahibi olması ve bu malumat üzerinden giderek çözüme yönelik muhakeme yapılması önemlidir” dedi. Mersin Baro Başkanı Gazi Özdemir’de kayyım uygulamaları, tutuklamalar ve eşitsizliklere dikkat çekti.

    “BARIŞLA DEMOKRASİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER DE KALKACAK”

    Kürt sorununun çözümü için kurulan Meclis komisyonunda konuşan Bingöl Barosu Başkanı Yusuf Ketenalp, “Sağlanacak barışla demokrasinin önündeki engeller de kalkmış olacak” dedi.

    Ketenalp, 2013-2015 yılları arasında yürütülen diyalog sürecinde yaşananlara işaret ederek, yeni sürecin geçmiş sürece nazaran umut verdiğini, sürecin farklı kesimlerce desteklenmesinin olumlu olduğunu belirtti. Süreci Türkiye’nin birlik ve beraberliği, barış ve kardeşliği açısından atılan büyük bir adım olduğunu kaydeden Ketenalp, “Kuşkusuz atılan bu büyük adımda temel hak ve hürriyetler ile yine komisyonun adında yer alan demokrasi en temel kısmını oluşturmaktadır. Zira Kürt meselesi aynı zamanda bir demokratikleşme meselesidir. Sürecin nihayete ermesiyle sağlanacak barış ile aslında demokrasi önündeki engellerin de kalkmış olacağını hep birlikte görmüş olacağız” dedi.

    “TCK YENİLENMELİDİR”

    Mardin Baro Başkanı Ahmet Duyan ise şunları belirtti:

    “Bu sürecin başarıya uğramaması halinde ülke ve bilhassa bölge olarak birçok acı yaşayacağımız da aşikârdır. Toplum önerilerinde gelecek olursak olmazsa olmazımız yargı bağımsızlığıdır. Toplantı tutanaklarında tutuklu gazeteciler, siyasiler, geri davası için tahliye taleplerini büyük bir üzüntüyle okuduk. Bu hukukun vefat vesikasıdır. Yasama organından tahliye talep edilmesinin yargının bağımsız olmadığının delili değil de nedir? Bir diğer önerimiz ‘terör örgütü’ tanımının muğlaklığı ve belirlenmesiydi. Bir yapının terör örgütü olup olmadığı siyasi vicdana değil, yargıya bırakılması gerektiği elzemdir. Dolayısıyla bu muhalifliğin giderilmesi için evvela TMK mülga edilip Türk Ceza Kanunu’na yeni hükümler konulmalıdır.

    TOPLUMSAL HAYATA DÖNÜŞ DÜZENLEMELERİ

    Van Baro Başkanı Sinan Özaraz konuşması ise şu şekildi:

    “Meclis üzerinden kurulmuş bir komisyonda gerçeklikle hakiki bir yüzleşme sağlamalıdır. Bu çözüm toplumun gerçekliğini hakiki bir şekilde görme ve bu noktada çözümün de gerçekçi ortaya konması anlamında büyük bir önem arz ediyor. Bu süreci aslında ikiye ayırmamız gerekiyor. Birincisi çatışmasızlık dediğimiz süreci sağlıklı bir sonuca kavuşturma noktasında ‘terörsüz Türkiye’ söylemine sıkışmak yerine Sayın Öcalan’ın çağrısıyla birlikte ve benim de alanda tanık olduğum PKK’nin silahsızlanması ile başlayan süreci nihayete erdirecek somut yasal düzenlemeler noktasında adımlar atılmasıdır. Şu hakikati net bir şekilde görmeliyiz. Eğer gerçek bir barışın adımını atacak ve temennini kuracaksak dağda yer alan insanların da bu ülkenin bir yurttaşı olduğunu ve maalesef ülkedeki hukuksuz ve tekçi yaklaşımın PKK’yi doğuran bir sebep olduğu ve PKK’nin sonuç olduğu bu noktada dağda yer alan insanların ayrım yapılmaksızın durumlarının hukuki zeminde netleştirilmesi gerekiyor. Toplumsal hayata dönüşlerine dair hukuki düzenlemeler yapılması şarttır.

    TEMEL HAK VE ÖZGÜRLÜKLER

    Yine TMK infaz düzenlemesi ve umut hakkı gibi düzenlemeler demokratikleşme adına gerçek barış ve birliktelik sağlanmak adına derhal bekletilmeksizin düzenlemeye dönüştürülmelidir. Bu ebetteki geçiş sürecine ilişkin yapılması ve atılması gereken adımlarken Türkiye’nin Kürt meselesini kalıcı bir şekilde çözümü için ise Türkiye’nin demokratikleşmesi noktasında atması gereken adımlar vardır. Hukuki adımlardan biri temel hak ve özgürlükleri sağlamlaştıracak adımlardır. İkincisi bu ülkede eğer gerçek bir barış ve birliktelik istiyorsak eşit yurttaşlık noktasında etnik, dil, kültür ya da inançsal farklılıklar gözetmeksizin Kürt halkı ve Kürtçe’ye yönelik tutum değiştirilmeli bütün diller, bütün kültürler, bütün inançlar anayasa ve yasal güvenceye kavuşturulmalıdır.

    HAKİKAT İLE YÜZLEŞME

    Cezaevlerindeki reformlar çok büyük bir önem arz ediyor. Yine gözaltındaki kayıplar, özellikle bir önceki çözüm sürecinde yine Sayın Cumhurbaşkanının çağrısıyla birlikte başlayan o faili meçhul cinayetlerin yargılamaları maalesef daha sonrasında aklanmaya dönüşmüş ve beraatlerle sonuçlanmıştır. İşte bu soruşturma ve yargılamalar devam edilmeli, gerekli cezalandırılmalar yapılmalı. Zilan, Dersim, Zini Gedi, 33 Kurşun, Varcinis, Lice, Kuşkonak, Koşaçlı Köyü bombalanması, Roboski gibi gerçekçi bir yaklaşım sergilenerek hakikatle bu durumla yüzleşmeli ve onarıcı bir adalet kullanılmalıdır. Yine Sayın Başkan Şeyh Said Seyit Rıza ve Bediüzzaman Said-i Kürdi’nin halen bile açıklanmayan mezar yerlerinin açıklanması ve Kürt halkının artık kendi acılarını yaşatıp bir durumda anabileceği bir pozisyon yaratılmalıdır. Ortak hafıza inşa edilmeli.”

    PİRHA/ANKARA

  • DEM Parti komisyon üyelerinden açıklama!

    DEM Parti komisyon üyelerinden açıklama!

    PİRHA- DEM Parti’nin komisyon üyeleri, son iki toplantıya dair yaptıkları açıklamada “İki gün boyunca dinlediğimiz tüm sunumlar bize bir kez daha geçmişin yükünün ağırlığını hatırlattı. Bu yükün ağırlığını hissediyoruz ve bu yükü bizden sonraki nesillerin üstüne bırakmamak için elimizden gelen tüm çabayı, komisyon faaliyetleri boyunca gösterme kararlılığımızı vurguluyoruz” dediler.

    Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partili (DEM Parti) üyeleri açıklama yaptı. Komisyon üyeleri Gülistan Kılıç Koçyiğit, Meral Danış Beştaş, Hakkı Saruhan Oluç, Celal Fırat ve Cengiz Çiçek, 19 ve 20 Ağustos tarihlerinde yapılan son iki toplantıya ilişkin yazılı açıklama yaptı.

    “HER HİKÂYE, HER YAŞANMIŞLIK, HER TESPİT VE ÖNERİ BU FOTOĞRAFI TAMAMLAYAN PARÇALARDI”

    Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun dördüncü ve beşinci toplantısını tamamladığını belirten açıklamada, “İki gün boyunca, komisyonda temsiliyeti olan siyasi partilerin mutabakatıyla belirlenen kişiler ve kurumlar dinlendi. Öncelikle gerek yaşadığı acıları ve mağduriyetleri açık bir şekilde paylaşan gerekse de eleştiri, görüş ve önerilerini ifade eden tüm kişi, çevre ve kurumlara partimiz adına teşekkür ediyoruz. Yapılan konuşmalarda, Kürt meselesinin çatışma zemininde seyrettiği yılların başta can kaybı olmak üzere toplumsal, siyasal ve ekonomik etkilerinin bir fotoğrafının çekildiğini söyleyebiliriz. Her hikâye, her yaşanmışlık, her tespit ve öneri bu fotoğrafı tamamlayan parçalardı” denildi.

    “TARİHSEL ÖDEVLER YÜKLEDİĞİNİN FARKINDAYIZ”

    “İki gün boyunca dinlediğimiz tüm sunumlar bize bir kez daha geçmişin yükünün ağırlığını hatırlattı” denilen açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Çok farklı siyasal görüşlerden, toplumsal kesimlerden duygularını ve önerilerini komisyonda paylaşan kişi ve kurumların gerekçeleri, dayanakları ve tanımlamaları farklılıklar arz etse de mevcut sürece desteklerini ve başarılı olması temennilerini beyan etmeleri çok kıymetliydi.

    Elbette bakış açılarının ve önerilerinin arasındaki farkların bilincindeyiz. Ancak dinlediğimiz kişi ve kurumların sürece dair desteklerinin, siyaset kurumuna tarihsel ödevler yüklediğinin de farkındayız. Acılar arasında hiyerarşi kuran, acıları birbiriyle yarıştıran anlayışlar karşısında politikanın, toplumsal sorunların çözümüne dair rolünü bir kez daha hatırlıyor ve hatırlatmak istiyoruz.

    “SÜRECİ ENGELLEME AMAÇLI GİRİŞİMLERİN KARŞISINDAKİ DURUŞUMUZU SÜRDÜRÜYORUZ”

    İki gün boyunca dinlediğimiz tüm sunumlar bize bir kez daha geçmişin yükünün ağırlığını hatırlattı. Bu yükün ağırlığını hissediyoruz ve bu yükü bizden sonraki nesillerin üstüne bırakmamak için elimizden gelen tüm çabayı, komisyon faaliyetleri boyunca gösterme kararlılığımızı vurguluyoruz.

    Bu çerçevede, komisyon çalışmalarını dışarıdan yalan ve provokasyonlarla sabote etme, toplumda gelişmekte olan meşruiyeti baltalama, barış ve Kürt sorununun demokratik çözümü yönünde atılacak adımları engelleme amaçlı tüm girişimlerin karşısındaki kararlı duruşumuzu sürdürüyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Cumartesi ve Barış Anneleri’nden adalet çağrısı ve Hakikat Komisyonu kurulması talebi

    Cumartesi ve Barış Anneleri’nden adalet çağrısı ve Hakikat Komisyonu kurulması talebi

    PİRHA- Cumartesi Anneleri, Meclis komisyonunda kayıplar için adalet çağrısı yaptı. Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini soran aileler, yıllardır süren cezasızlıkla mücadele ettiklerini belirterek, devletin sorumluluğunu kabul etmesini ve Hakikat Komisyonu kurulmasını talep etti. Barış Annesi Nezahat Teke ise, “Silahların bırakılmasını herkes istiyor ama karşılığında somut adım bekliyoruz” dedi. 

    Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun 5’inci toplantısında Cumartesi Anneleri ve Barış Annelerini dinlendi. Cumartesi Anneleri, geçmişe girmeden bugünü anlatamayacaklarını ifade ederek, komisyona taleplerini dile getirdi.

    Cumartesi Annesi İkbal Yarıcı, gözaltında kaybedilen abisi ve tüm kayıplar için adalet talebini dile getirdi. İkbal Yarıcı, “Sayın Başkan geçmişe girmeden bugünü anlatamayız” dedi. İkbal Yarıcı, abisi Hayrettin Eren’in 1954 doğumlu İstanbul Üniversitesi mezunu bir İngilizce öğretmeni olduğunu, ancak mesleğini hiç icra edemediğini belirterek, “Abim, 1980 yılında arkadaşıyla buluşmak üzere evden çıktı. Polis, bu buluşmayı öğrenince abimi gözaltına alarak Fatih Karagümrük Karakolu’na götürdü” dedi.

    Anne ve babasının durumu öğrenir öğrenmez karakola gittiğini anlatan İkbal Yarıcı, şöyle devam etti:

    “Polis, gözaltı defterine bakarak İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne gönderildiklerini söyledi. Ancak emniyete gittiğimizde burada yok dediler. Arabamızın emniyetin bahçesinde olduğu görülüyordu. Annem her sorduğunda polis, annemi tartaklayarak uzaklaştırdı. Gözaltı süresinin bitmesini bekledik ama 90 günlük bu sürenin sonunda da ağabeyimizin akıbetini öğrenemedik. Fatih Karagümrük Karakolu’na geri döndüğümüzde ise bize ‘Size yanlış bilgi verilmiş’ dediler.”

    “DOSYAYI AÇARSAM İŞİMDEN OLURUM’ DENDİ”

    İkbal Yarıcı devamında ise, “Fikri Sağlar, 1986’da milletvekiliyken Hayrettin Eren ile ilgili soru önergesi vermişti, ona da cevap gelmedi. Babam İstanbul Savcılığına başvurdu fakat savcı, ‘Ben bu dosyayı açarsam işimden olurum’ diyerek dosyayı açmadı. Bu psikolojik işkencenin üzerimizdeki yükü düşünmenizi istiyorum. Hayrettin Eren’i hep canlı bekledik, yıllar geçti annem karanfil koyabileceği bir mezara razı oldu” ifadelerini kullandı.

    “KADINLARIN YAŞADIĞI İŞKENCEYİ UNUTMAMAK GEREKİR”

    “Kalanların yaşadığı psikolojik işkenceyi de unutmamak gerekiyor” diyen İkbal Yarıcı, şu sözleri kullandı:

    “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu olarak Cumartesi Anneleriyle görüşme isteğinde bulunmanızı, hem biz kayıp yakınları açısından hem de ülke demokrasisi açısından önemli bir adım olduğunu düşünüyorum. Bu komisyonun çözüm odaklı ve samimi olduğuna inanmak istiyorum. Şayet hep birlikte gerçekten demokratik bir ülkede yaşamak istiyorsak, bu yaraların iyileştirilmesi gerekir. Bunun için de bilimsel yollarla ilerlenecek, hakikatleri ortaya çıkartacak ve doğru çözümler üretecek; içinde bizim de yer alacağımız bir komisyonun kurulması gerektiğini düşünüyorum.”

    “KORKUT EKEN, MEHMET AĞAR VE TANSU ÇİLLER’İN İFADELERİ ALINMADI”

    Cumartesi Anneleri’nden Maside Ocak ise gözaltına alındıktan sonra bir daha haber alamadığı ağabeyi Hasan’ın yaşadıklarını ve adalet mücadelesini komisyonda paylaştı. Ocak, ağabeyinin kaybedilmesinde Korkut Eken, Mehmet Ağar ve Tansu Çiller’in sorumluluğu bulunduğunu savunarak, “Bu kişilerin ifadeleri dahi alınmadı” diye konuştu.

    Ağabeyinin bir ormanlık alanda köylüler tarafından bulunduğunu ve vücudunda işkence izleri bulunduğunu kaydeden Ocak, şu ifadeleri kullandı:

    “Köylüler jandarmaya haber vermişler, jandarma abimi bulduğunda ayakkabı bağcıkları, kemeri yokmuş. Ellerinde parmak izi alınırken kullanılan boya varmış. Tanıklar da zaten abimi gözaltında gördüklerini söylüyordu. Ağabeyimin izleri, devletin kurumlarından geçirilirken silinmek istenmiş. Dönemin insan haklarından sorumlu devlet bakanı, devlet adına bizden özür dilerken kandırıldığını itiraf etmiştir. Abimin kaybedilmesinde sorumluluğu olanların yargılanması için başvurularda bulunduk. Başvurularımız takipsizlikle sonuçlandı. AİHM, ‘Yaşam hakkı ihlaline’ ve ‘Etkin soruşturma yürütülmediğine’ karar verdi. Abimin soruşturma dosyası halen Beykoz Adliyesi’nde. Yaşananlarda sorumluluğu bulunan Korkut Eken, Mehmet Ağar, Tansu Çiller ve yöneticilerinin ifadeleri alınmadı.

    “HAKİKAT KOMİSYONU KURULMALIDIR”

    Ocak,  “Abim Hasan Ocak, atama bekleyen bir ilkokul öğretmeniydi. İş hanında çaycılık yapıyordu. Avcılar’da yaşıyorduk. Bir gün pasta almaya gitti ve bir daha evimize dönmedi. Bekleyişimiz ve arayışımız, iç hukuktan sonuç alamıyor olmamız bizi bir araya getirdi. Neden Galatasaray’a gittiğimizi anlamanızı isteriz. 699 hafta boyunca barışçıl buluşmalar gerçekleştirdik. 25 Ağustos 2018 tarihinde ağır polis şiddetiyle karşılaştık. Galatasaray Meydanı o tarihten beri bize yasaklandı. Yeni ihlallerin ortadan kaldırılması için Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) aldığı kararını valilik ve kaymakamlığa gönderdi. Anayasa Mahkemesi (AYM) meydanın açılması için karar verdi. Ancak Galatasaray Meydanı hâlâ yasaklı bir meydan. Suç unsuru olmamasına rağmen hukuksuz olarak 29 defa gözaltına alındık. Galatasaray Meydanı’nın tüm hak savunucularına açılmasını istiyoruz. Ayrıca Hakikat Komisyonu da kurulmalıdır” şeklinde taleplerini sıraladı.

    “BABAM VE DEDEM ÖLDÜRÜLDÜ”

    Cumartesi Annesi ve insan hakları savunucusu Besna Tosun ise gözaltına alındıktan sonra bir daha haber alamadıkları babası Fehmi Tosun’un başına gelenleri ve ailesinin adalet mücadelesini aktardı.

    Babasının, evlerinin önünden bir araç ile zorla kaçırıldığını ifade eden Tosun, “Polisin sahte dediği plakayı, yıllar sonra İçişleri Bakanlığı’na sorduğumuzda, ‘Özel hayatın gizliliği’ gerekçesiyle bize bilgi verilmedi. Plaka sahte değildi ama devlet, failleri korumayı seçti. Başvurduğumuz hukuk yollarının hiçbiri sonuca ulaşmadı. Hükümet, etkin soruşturma vaadini yerine getirmedi. Dosyamız, zaman aşımına uğratılıp kapatıldı. İtirazlarımız reddedildi. Köyümüz yakıldı, imam olan dedem, seccadenin üzerinde vuruldu. Ben dokuz yaşında buna tanık oldum. Dedem saatlerce can çekişti ve kimsenin ona yardım etmesine izin verilmedi. Köyümüzden sürüldük, evsiz kaldık, yeni bir yaşam bulabilme umuduyla İstanbul’a taşındı. Dedemden sonra bu kez babam, evimizin önünden gözaltına alınarak kaybedildi. Annem, babası öldürüldüğünde 28, kocası öldürüldüğünde 30 yaşındaydı” diye belirtti.

    “30 YILDIR BEYAZ TOROSLARIN PEŞİNDEYİZ”

    Tosun, konuşmasının devamında ise, “30 yıldır hala tüm aile o aracın peşinden koşuyoruz. Babam Fehmi Tosun, 19 Ekim 1995’te evimizden alındı. 30 yıl boyunca başvurduğumuz hukuk yollarının hiçbiri sonuca ulaşmadı. Babamın gözaltına alındığı, tüm devlet kurumları tarafından inkar edildi. Hükümet, AİHM’e ‘Hükümetimiz Fehmi Tosun’un kaybolmasından dolayı üzgündür’ dedi. Kararlara itirazlarımız reddedildi; tüm hak arama yolları bizlere kapatıldı” dedi.

    CUMARTESİ ANNELERİNİN TALEPLERİ

    “Amacımız hakikatin ortaya çıkarılması ve adaletin sağlanmasıdır” diyen Besna Tosun,  Cumartesi Anneleri’nin  ortak taleplerini şu şekilde sıraladı:

    “* Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi  ve Anayasa Mahkemesi kararları uygulansın

    * Galatasaray Meydanı’ndaki keyfi yasaklama son bulsun

    * Millî Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu’nun alt komisyonu olarak gözaltında kayıpları araştırmak üzere “Hakikat Komisyonu” kurulsun

    * Devlet, gözaltında kaybetme suçundaki sorumluluğunu kabul etsin

    * Gözaltında kaybedilenlerin akıbeti açıklansın, kalıntıları ailelerine teslim edilsin

    * Gözaltında kaybetme suçunun fail ve sorumlularını koruyan cezasızlığa son verilsin ve adalet sağlansın

    * Gözaltında kaybetme fiilinin insanlığa karşı işlenen suç olarak düzenlenmesine, önlenmesine ve cezalandırılmasına yönelik yasal düzenlemeler yapılsın. Zamanaşımı kurumu cezasızlığın aracı olmaktan çıkarılsın. Bir daha hiç kimse gözaltında kaybedilmesin

    * Türkiye, imzalamaktan kaçındığı, BM Tüm Kişilerin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Dair Sözleşme ile Uluslararası Ceza Mahkemesi’ni Kuran Roma Statüsü’nü imzalasın, onaylasın ve uygulasın. Barış yalnızca silahların susması değildir. Barış; hakikatin dile gelmesi, adaletin tesis edilmesi ve mağdurların sesi duyulana kadar sürecek toplumsal bir sorumluluktur.”

    “Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu”, 5’inci toplantısını gerçekleştiriyor. Barış Anneleri’ni temsilen komisyonda dinlenen Barış Annesi Nezahat Teke, sürece ilişkin konuştu.

    Nezahat Teke, Türkçe dilinin döndüğü kadar kendisini ifade edeceğini belirtti. Nezahat Teke, “Silahların bırakılmasını herkes istiyor ama karşılığında somut adım bekliyoruz” dedi.

    En çok ölenlerin en çok barış isteyen taraf olduğu vurgusunu yapan Nezahat Teke, kızının 19 yaşında Abdullah Öcalan’a yönelik uygulanan tecride karşı bedenini ateşe verdiğini anımsatarak, “25 yıldır kızımın saçının yanan kokusu burnumdadır. Barış olsa, ‘Kızın geri gelecek mi?’ diyeceksiniz; Elbette kızım gelmeyecek. Ben ağladım; başka analar ağlamasın. Çocuklarımızı değil, silahları toprağa gömelim. Biz barış isteyince savcı bize diyor ki, ‘Savaş yok’ ben 1 yıl ev hapsi aldım. Madem savaş yok, insanlar neden ölüyor? Adına ne derseniz deyin, bir şey var ki insanlar ölüyor” diye belirtti.

    Komisyona büyük görevler düştüğüne vurgu yapan Nezahat Teke “İmralı işin içinde. Biz Öcalan’ın çözüm için çaba gösterdiğini biliyoruz. Komisyon Öcalan ile de görüşmeli ve birlikte yürütmelidir. Ne gerekiyorsa yapalım” diye konuştu.

    PİRHA/ANKARA

  • Numan Kurtulmuş: Acılarımız ortak!

    Numan Kurtulmuş: Acılarımız ortak!

    PİRHA- Barış Anneleri ve Cumartesi Anneleri’nin katıldığı Meclis komisyonu toplantısında konuşan Numan Kurtulmuş, “Acılarımız ortak” vurgusu yaparak, ” Bu komisyon üzerine düşen bütün sorumlulukları yerine getirmektedir” dedi.

    Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu, 5’inci toplantısını gerçekleştiyor. Toplantının açılışında konuşan Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, toplantı öncesi açıklamalarda bulundu. Numan Kurtulmuş, bugünki toplantının ilk oturumunda Cumartesi Anneleri ile Barış Anneleri’ni dinleyeceklerini söyledi.

    “KOMİSYON ORTAK KARARLILIK İÇERİSİNDEDİR”

    Numan Kurtulmuş, “Türkiye’nin 40 yılı aşkın bir süredir devam eden bu süreçte yaşadıkları acılar aslında hepimizin ortak acılarıdır. Bu acıları yarıştırmak, birinin diğerinin önüne geçirmek gibi herhangi bir tavrın içerisinde olmamak gerektiği kanaatindeyim” dedi. Numan Kurtulmuş, süreci zehirlemek isteyen kesimlerin olduğuna işaret ederek, üstü kapalı İYİ Parti Ankara Milletvekili Yüksel Arslan’ın dijital medya üzerinden kamuoyuna sunduğu iddialara değindi.

    Numan Kurtulmuş, “Bu komisyonda hiçbir şekilde konuşulmamış, komisyonun kurulmasından önceki süreçlerde dahi gündeme gelmemiş, komisyonun hiçbir anında komisyon üyeleri tarafından paylaşılmamış bazı konuların gizli oturumlarda konuşulmuş gibi ortaya konulması en hafif tabiriyle açık bir provokatörlüktür. Bu tür provokasyonlar içerisinde olacak çevrelere karşı dikkatli olunmalıdır. Komisyondaki 51 üyenin hepsi ortak bir kararlılık içerisindedir” diye belirtti.

    “KOMİSYON ÜZERİNE DÜŞEN SORUMLULUKLARI YERİNE GETİRMEKTEDİR”

    Numan Kurtulmuş, devamla şunları söyledi: “Mesele, gerçekten bu milletin bir daha yaşadığı acıları yaşamaması, barış, huzur ve yüksek demokrasi standartları içerisinde adaletle yarınlara taşınmasıdır. Bunun için de bu komisyon üzerine düşen bütün sorumlulukları yerine getirmektedir. Türkiye’de 11 siyasi partiyi temsil eden 51 kişiden oluşan bu komisyon, şimdiye kadarki süreçte büyük bir olgunluk içerisinde hizmet etti. Yani barışa, esenliğe, huzura hizmet ederek komisyon çalışmalarını bugüne kadar getirdik. En kısa zamanda tamamlayarak da millete karşı olan ödevlerimizi başarıyla yerine getirmeyi ümit ve temenni ediyoruz.”

    PİRHA/ANKARA

  • Kurtulmuş: Tarihi misyonumuzu en başarılı şekilde yerine getireceğiz!

    Kurtulmuş: Tarihi misyonumuzu en başarılı şekilde yerine getireceğiz!

    PİRHA- Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun dördüncü toplantısı öncesinden konuşan Numan Kurtulmuş, “En önemli vazifelerimizden birisinin toplumsal rızayı arttırmak, toplumsal duyarlılığı geliştirmek ve özellikle bu kardeşlik sürecine toplumumuzun farklı kesimlerinin desteğinin artırılmasını temin etmektir” ifadelerini kullandı.

    Meclis’te kurulan Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonu dördüncü kez toplandı. Meclis Başkanı Numan Kurtulmuş, toplantının birinci oturumu öncesi açıklama yaptı. Kurtulmuş, Türkiye’nin tarihi bir döneme girdiğini ve komisyonun kurulması ile birlikte çalışmaların Meclis çatısı altında yoğunlaştırıldığını kaydetti.

    ‘TARİHİ MİSYONUMUZU YERİNE GETİRECEĞİZ’

    Kurtulmuş, en önemli vazifelerinden birisinin toplumsal rızayı arttırmak olduğunu belirterek, şunları ifade etti:

    “Toplumsal duyarlılığı geliştirmek ve özellikle bu kardeşlik sürecine toplumumuzun farklı kesimlerinin desteğinin artırılmasını temin etmektir. Bunun için Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bütün siyasi partilerin -bir parti hariç-, bütün siyasi partilerin katılımıyla bu geniş kapsamlı komisyon oluşturulmuş ve şimdiye kadar da bütün kararlarını ittifakla alarak yoluna devam etmektedir. Zor bir sürecin içerisindeyiz. Gayretli bir çalışma döneminin içinde olmak zorundayız. Burada bütün meselelerimizi konuşacağız, ilk o iç oturumda nasıl yapılacağını, ne yapacağımızı konuştuk. Şimdi kimleri dinleyeceğimiz tespit ettik. Şehitlerimizin yakınları ve gazilerimizle başlıyoruz. Bu sürece katkı sunabilecek özellikle kurumsal yapıların tamamını burada mümkün olduğunca dinlemeye gayret edeceğiz ve sonunda da sürecin nasıl sağlıklı bir şekilde sonuçlandırır olabileceğini hep birlikte Türkiye kamuoyuna göstereceğiz. Ümit ediyorum ki bu tarihi misyonumuzu en başarılı şekilde yerine getireceğiz.

    Bu süreçte en çok dikkat etmemiz gereken hususlardan birisi de; Türkiye’de kıyamete kadar barış ve kardeşlik olsun isteyenler olduğu gibi, olmasın diye gayret edenlerin de varlığı aşikârdır. İçeride ve dışarıda bu sürecin başarısız olması için gayretler edenlerin, bu süreci zehirlemeye kalkanların olacağı biliniyor. Dolayısıyla burada özellikle bizlerin saflarımızı sıklaştırarak bu konuda hiçbir eksik belge olmaksızın yolumuzda başarıyla devam etmemiz gerekiyor.”

    ‘DEMOKRASİ OLMADAN KARDEŞLİK TEHDİT ALTINDADIR’

    Komisyon toplantısı basına kapalı sürüyor. Türkiye Harp Malulü Gaziler Derneği, Şehit Dul ve Yetimleri Derneği, Türkiye Gaziler ve Şehit Aileleri Vakfı, Türkiye Şehit Yakınları ve Gaziler Dayanışma Vakfı ve Emniyet Teşkilatı Vazife Malulü ve Şehit Aileleri Vakfı’ndan isimler dinlenecek. Toplantının 2’nci oturumunda, dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun yönlendirmesiyle Halkların Demokratik Partisi (HDP) Amed İl Örgütü binası önünde eyleme başlayan kişiler dinlenecek.

    PİRHA/ANKARA

  • Bakırhan’dan yargıya ‘Beyaz Toros’ eleştirisi, CHP’ye ‘çözüm’ çağrısı!-VİDEO

    Bakırhan’dan yargıya ‘Beyaz Toros’ eleştirisi, CHP’ye ‘çözüm’ çağrısı!-VİDEO

    PİRHA- DEM Parti Eş Genel Başkanı Bakırhan, Kürt meselesinin demokratik çözümü konusunda kurucu parti kimliğinden kaynaklı toplumun CHP’den beklentisinin çok yüksek olduğunu belirterek, bu beklentilere uygun bir pratik çalışma tarzı ortaya koymasını beklediklerini kaydetti. Bakırhan, ayrıca yakın zamanda kurulmasu beklenen Meclis komisyonun zamana yayılmadan göreve başlaması gerektiğini ifade ederek, “Bu komisyon Türkiye barış modelini yaratabilir. Bu fırsat bu komisyonun önündedir” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Parti Meclisi, partinin genel merkezinde toplandı. Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan, toplantı öncesi gündemdeki gelişmelere dair açıklamalarda bulundu.

    Bakırhan, konuşmasına HDP eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’a dair Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) verdiği ihlal kararına rağmen tahliye taleplerinin reddedilmesine tepki göstererek başladı. Bakırhan, “Yaklaşık 9 yıldır cezaevinde kalıyor arkadaşlarımız. Hemen tahliye edilmeleri gerekirken bir sessizlik, bir suskunluk. Bu siyasi rehine durumu yönünde kararlar veriliyor. Mahkeme, açıkça uluslararası hukuka, Anayasa’nın 90’ıncı maddesini çiğneyerek ağır bir suç işliyor. Bu ayıba, bu akıl tutulmasına artık bir son verilmesi gerektiğini belirtiyorum. Tam da bu süreçte cezaevindeki tutsak arkadaşlarımızın bizimle birlikte bu süreci yürütmeleri, katkı vermeleri aslında sürecin de hayrına, yararına olacaktır. Umarım arkadaşlığımız tez zamanda özgürlüklerine kavuşarak bizimle birlikte burada çalışmalara aktif bir şekilde katılırlar” dedi.

    SON 3 AYDAKİ KADIN KATLİAMLARI

    Son 3 ayda 100’ün üzerinde kadının katledildiğini ifade eden Bakırhan, “Kadın cinayetleri politiktir. 22 yaşındaki Ayşe Tokyaz’ın katledilmesi de politiktir. Son 3 ayda katledilen kadınların sayısı neredeyse 100’ü geçti. Ama sorumlular bir türlü bunun önüne geçemiyorlar, önlem alamıyorlar. Resmen bir savaş hali gibi. 3 ayda 100’ün üzerinde kadının katledilmesi ve bu konuda hala bu cinayetlerin devam etmesi, kabul edilir değil. Biz DEM Parti olarak dün olduğu gibi bugün de yarın da bu cinayetler karşısında duracağız. Kadınların verdiği mücadeleyi savunacağımızı, onların yanında olduğumuzu belirtmek istiyorum” diye konuştu.

    “ÇOK TARİHİ GÜNLER YAŞANIYOR”

    Bakırhan şöyle devam etti:

    “Ortadoğu’da çok tarihi günler yaşanıyor. Hegemonik güçlerin mücadeleleri şiddetli bir şekilde devam ediyor. Savaş ve güç rekabeti gittikçe Ortadoğu’da, özellikle Suriye’de yoğunlaştığını hep birlikte görüyoruz. Ülkeler bazen gerek kendileri bazen vekil güçler üzerinden orayı kan gölüne çevirdiler. Orada belirsizlikler yaratarak aslında kendi konumlarını güçlendirmeye çalışıyor hegemonik güçler.

    DÜRZİLERE YÖNELİK SALDIRILAR 

    Savaşın yeni yüzüne dair en güncel örnek de Süveyda’da yaşananlardır. Dürzi halkına karşı gelişen katliamlar ve saldırıları lanetlediğimizi belirtmek istiyoruz. Yani farklı bir inanç grubundan insanların böylesine katledilmesi, inançlarının aşağılanması, yani sakallarının bıyıklarının kesilerek kurşuna dizilmeleri kabul edilebilir değil. Bunu kim yaparsa yapsın lanetliyoruz. Bunun karşısında olduğumuz bir kez daha belirtmek istiyorum. Bu vesileyle de bir iki noktaya dikkat çekmek istiyorum. Birincisi Suriye’nin etnik mezhepsel çeşitliliğini ulus devlet potasında eritmeye çalışmak artık bir çare değil. Esat yıllarca bunu yaptı. Suriye halkları on yıllar boyunca büyük bedeller ödedi ve gün yüzü görmediler. Eğer bu tekçilik çare olsaydı Esat ve Ortadoğu’daki diğer ülkelerin uyguladığı politikalar bugüne gelmezdi. Suriye oluşturan Kürt, Dürzi, Alevi Süryani Arap gibi tüm farklı halkların ve inançların kimliklerini ve iradelerini yok sayan zihniyet ülkeleri iç savaşa sürükleyen temel nedenlerden birisidir. Eğer tekçilik olmasaydı bugün bu katliamlar bu savaş ve çatışmalar olmayacaktı. Şayet bu tekçi zihniyetten vazgeçilmesi eskisinden daha şiddetli bir savaş potansiyeli olduğunu Dürzilere yapılan saldırılarda gördük.

    “TEK ÇÖZÜM KÜRTLERİN ÇÖZÜMÜ”

    Yoğun çatışmalar oluyor ama kimsenin bir çözüm projesi yok. Dürziler katledilince fark ediyorlar.  Başka bir pürüz ortaya çıkınca kervanı yolda düzmeye çalışıyorlar. Tek çözüm önerisi olan güç Kürtlerdir, DEM Parti’dir, programımızdır. Halkların kimliğini farklılığını tanıyan eşit yurttaşlar olarak demokratik bir zeminde yaşamalarını sağlayan bir sistemin dışında başka bir çarenin olmadığı hep birlikte şahitlik ediyoruz.

    DEMOKRATİK ENTEGRASYON: KARŞILIKLI DÖNÜŞÜM

    Çalışmalarımız durmayacak, çeşitli biçimlerde devam edecek. Tüm bu çalışmalar Sayın Öcalan’ın ifade ettiği pozitif Demokratik Entegrasyon ve bütüncül hukuk içindir. Peki, nedir pozitif Demokratik Entegrasyon? Demokratik Entegrasyon bir tarafın kendini diğere tarafa tümüyle teslim etmesi değildir. Biraz öyle anlaşılıyor kimi çevreler tarafından. Asimilasyon, tekçi inkarcı politikalar tek taraflı yatmak hiç değildir. Bunların tam tersidir. Karşılıklı dönüşüm ve katılım esasına dayanarak ortak ve eşit yaşamı, eşit yurttaşlığı inşa etmektir. Demokratik toplumdur, Demokratik bir cumhuriyettir. Bu yaşam çabasının garantisinin adı da bütüncül hukuktur. Bütüncül hukuk sadece bir yasal düzenlemenin adı değildir. Demokratik entegrasyonun aynı zamanda sigortasıdır. Bütün hukuk demek geçmiş dönemlerde ders çıkararak bu süreci yasal olarak bağlayıcı ve kurumsallaşmış bir dönüşümle hayata geçirme çabasıdır.

    “SÜRECİ ZAMANA YAYMADAN SORUMLULUKAR YERİNE GETİRİLMELİ”

    Bu süreci, dışarıdan oluşabilecek sabotajlara, provokasyonlara kapalı tutmaktır. Bunun için de bu süreci uzatmadan herkes üzerine düşen görev ve sorumlulukları bir an önce yerine getirmelidir. Değerli arkadaşlar işte bu gerçeklerden yola çıkarak oluşacak yeni komisyona çok büyük bir anlam biçtiğimizi belirtmek istiyoruz. Bildiğiniz üzere 12 Temmuz’da Sayın Erdoğan da bu konuda önemli bir konuşma yaptı. Konuşmasında ilk adım olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde bir komisyon kuracak, sürecin yasal ihtiyaçlarını konuşmaya başlayacağız dedi. Bu kısım gerçekten çok önemlidir. Evet, bu komisyon geçmiş ve önceki deneyimlerden dersler almalıdır. Sonuç alıcı ve net olmalıdır. Biraz önce söylediğim gibi süreci zamana yaymadan gereklerini yerine getirmelidir.

    “ADIMLAR ATILMALI”

    Bakın Sayın Öcalan Türkiye ile Ortadoğu’nun karşı karşıya bulunduğu tehlikeleri fark ederek bu adımları tek taraflı bir biçimde bugüne kadar arttı. Eğer iktidar da aynı riskleri görüyor ve aynı ciddiyetle yaklaşıyorsa ülkenin selameti için gereken adımlar atılmalıdır. Neredeyse 3-4 tek taraflı adım atıldı, gelişmeler yaşandı. AİHM ve AYM kararlarına rağmen halen burada olması gereken Kobanê kumpas davasındaki mahpus yoldaşlarımız aramızda değil. Sadece bunu belirtmek istemiyorum. Birçok alanda atılması gereken adımlar var. Artık ivedikle ve ciddiyetle Kürt tarafının Sayın Öcalan’ın ne kadar samimi ve ciddi olduğunu attığı adımlarla kamuoyu görmelidir. Bunun karşısında yürütme erki gereken adımları bir an önce atmalıdır.

    “BARIŞ MODELİNİ YARATABİLİR”

    Bu komisyon sadece silahları bırakmaya dönük bir çaba içerisinde olmamalıdır. Bu tür şeyler de tartışılıyor. Bu, sürecin sadece bir yönüdür. Esas konu Kürt sorununda demokratik bir çözüm ve bu çözümün önünde büyük engelleri kaldırmak iradesidir. Bu komisyon Türkiye barış modelini yaratabilir. Bu fırsat bu komisyonun önündedir. Gerçekten de dünyada bundan sonra çatışma ve çözüm sürecinde belki de Türkiye’deki barış modeli diye Türkiye’de devam eden süreç bu çatışma ve çözüm tarafları tarafından dikkatle incelenebilinir. 9 ve 11 Temmuz’da gerçekleşen somut adımları ve ortaya çıkan iradeyi yasayla bu komisyon mühürleyebilir.

    “YENİ BİR TARİH YAZALIM”

    Bakın bir konuya daha değinmek istiyorum. Güvenlik bürokrasisi ve yargı da sürece göre adım atmalıdır. Bir süreç yürüyor ama bürokrasi hala durduğu yerde. Yargı zaten bir süreç varmış gibi davranmıyor. Sürecin onlara ulaşması zaman alıyor. Bu kadar uzaktan izliyorlar. Madem Türkiye barışa niyet etmiş, yargı bu niyetin yeşermesini sağlayacak bir an önce kararlar almalıdır. Cezaevlerindeki durum yargının vermiş olduğu kararlar ortadadır. Bu sebeple diyoruz ki gelin tüm enerjimizler on yıllardır beklenen düzenleme ve çözümleri gerçekleştirelim. Yeni dönemin şafağında yeni bir tarih yazalım, demokratik bir cumhuriyet, demokratik bir zemini hep birlikte oluşturalım.

    MÜCADELEYE DEVAM EDERİZ

    Süreç şimdiye kadar büyük bir toplumsal ve siyasal destek aldı. Gittikçe de bu destek yükseliyor. Fakat çok net ifade edelim. Siz de takip ediyorsunuz. Bazı odaklar örtük ve açık bir şekilde bu süreci bozmak için elinden gelen bütün çabaları ortaya koyuyorlar. Silahların yakıldığı, tarihi anların yaşandığı ve kararlılıkların teyit edildiği bir dönemde teslim olun bildirileri atılıp hala operasyon görüntüleri geliyorsa Suriye’deki Kürtlerle ilgisi olmayan hareketlikte bile aman Kürt nefes almasın düşüncesine kapılanlar oluyorsa dil, kültür, kimlik için çözümü konuştuğumuz bu günlerde Kürtçe müzik dinlediği için bir kadın karnındaki bebekle tekmeleniyorsa bir savcı tam da Sayın Erdoğan’ın beyaz Torosları eleştirdiği gün masasına beyaz Toros koyarak mesaj veriyorsa, yargı sopasıyla muhalifler, seçilmişler susturuluyorsa sandıktan çıkan irade eziliyorsa DEM Parti’ye dönük yapay gündemler ve karalama çabaları her gün geliştiriliyorsa, medyada iktidarın sözcüsü kabul edilen kalemlerden barış yerine fitne, fesat yayma ateşi çıkıyorsa, AYM’nin aldığı kararlar uygulandığında bundan faydalanan Kürt halkına terörist diye manşet atan, savaşın ve inkarın sözcüleri halkları birbirine düşürmek istiyorsa kimse kusura bakmasın biz bunlara eyvallah etmeyiz, sesimizi de, sözümüzü de yükselterek doğru bildiğimiz yolda yürümeye devam ederiz.

    “YARGI BEYAZ TOROSLARDAN İNSİN”

    Halliye diyoruz ki yargı beyaz Toroslardan inmelidir. Hukuk Kürtçe düşmanlığı mahkum etmelidir. Anadilimize tekme atma artık son bulmalıdır. Cüppeler siyasetin pelerini olmaktan çıkmalıdır. Savaş değil, barışı büyüten manşetler atılmalıdır. Siyaset iftirayla değil, fikirlerle yapılmalıdır. Biz şu anda barışı inşa etmeye çalışıyoruz, bunun mücadelesini veriyoruz. Kimseye insan ve söz beğendirme derdimiz yok. Böyle bir amacımız da yok. Kimse kusura bakmasın. Onların istediği tipte, profilde insanlar ve onların istediği sözleri asla söylemeyeceğiz. Çünkü onların bugüne kadar uyguladığı politikalar bu ülkeyi çıkmaza, kaosa, krize, çatışma noktasına getirdi. Kimse hakem değil, kimse jüri değil. Kürtler de DEM Parti de yarışmacı değil. Herkes aklını başına alsın, haddini bilsin.

    “PUSULAMIZ DEMOKRATİK ULUS MUTABAKATI”

    DEM parti olarak pusulamız Türkiye’yi oluşturan tüm halkların kimliklerin, inançların ve kültürlerin bir arada eşit ve özgürce yaşayacağı demokratik ulus mutabakatıdır. Ya bir zahmet bu söylediklerimi de bir manşete çıkarın. DEM Parti bunları da diyor deyin. Sizin ne kadar Kürt düşmanı olduğunuzu bilmeyen yok. Sizin aslında direkt bu düşmanlık yerine dolaylı bu süreci bu süreci yürüten, alın teri döken, mücadele eden kadrolarımızı, insanlarımızı, onların sarf ettiği sözleri öne çıkararak o düşmanlığı gizlemeye çalıştığınızı da bilmeyen yoktur. En iyi PM’miz bu işleri bilir. Çünkü sahada olan onlardır, çalışan, bu tür şeylerle yüz yüze kalan kendileridir. Geçtiğimiz süreçlerde yaşadığımız her deneyim atlattığımız her badire bizi zayıflatmadı. Aksine büyük bir değişim ve dönüşümle perçinledi. Bugün bu toplantıyı yaptığımız bu mekan bir zamanlar genel merkezimizin bombalanan, kurşunlanan yöneticilerinin katledildiği genel merkezimizin bodrumuydu. Eğer o zor, baskı, sindirme o beyaz Türkçülerin, ulusal solcuların dediğini yapsaydık bugün Türkiye’nin üçüncü büyük zemini olmazdık.

    “TOPLUMUN CHP’DEN BEKLENTİSİ YÜKSEK”

    Son olarak, son birkaç gündür yaşanan güncel tartışmalar ilişkin de bir iki noktaya değinip bitirmek istiyorum. Değerli basın mensupları Türkiye’nin yüz yıllık yapısal sorunları günümüzün siyasi krizleri iç içe geçmiş durumda ve birbirini besliyor. Bu kısır döngüyü kırmanın yolu bu iki gündemi birbirinden ayırmak değil aralarındaki bağı anlatmak görmekten geçiyor. Çok içten ve inanarak söylüyorum, özellikle Kürt meselesinin demokratik çözümü konusunda kurucu parti kimliği ve tarihsel değerleriyle toplumun CHP’den beklentisi çok yüksek. Çünkü bu mesele Türkiye’nin demokratikleşmesinin ve toplumsal barışın en temel unsurudur. Bu tarihi sorumluluğu üstlenerek çözüm çabasından yer almak hepimiz ve ülkemizin geleceği için atılacak en doğru adım olacağı inancındayız. Tüm toplumun siyaset kurumundan siyasi partilerden beklentisi bu yöndedir. Umarım siyaset ve siyaset kurumu da bu beklentilere uygun bir pratik bir çalışma tarzı ortaya koyar.”

    PİRHA/ANKARA

  • HDP’li Beştaş: Bize kurulan kumpasın farkındayız -VİDEO

    HDP’li Beştaş: Bize kurulan kumpasın farkındayız -VİDEO

    PİRHA- HDP’li Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılması için yapılan toplantıya dair Meclis’te basın toplantısı düzenleyen HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, AKP’nin komisyon üyesi Ali Özkaya’nın gizlilik olan dosyaya dair paylaşımlar yaptığını belirtti. Beştaş, “Tespit ettiğimiz bütün komisyon üyelerinin istifasını istiyoruz. Bize karşı kurulan kumpasın farkındayız” dedi.  

    Halkların Demokratik Partisi (HDP) Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş ve Karma Komisyonu üyesi milletvekilleri, HDP’li Semra Güzel’in dokunulmazlığının kaldırılması için yapılan toplantıya dair Meclis’te basın toplantısı düzenledi.

    Komisyon toplantısının basına ve milletvekillerine kapatıldığını açıklayan Beştaş, AKP’nin gerçeklerin ortaya çıkmasından korktuğu için bu kararı uyguladığını söyledi. Bazı AKP’li Milletvekillerinin gizlilik kararı olan soruşturma dosyası ile ilgili sosyal medyadan paylaşımlar yaptığını da aktaran Beştaş, bu milletvekillerinin suç işlediğini ve komisyon görevlerinden istifa etmeleri gerektiğini vurguladı.

    “HİÇBİR KOMİSYON MİLLETVEKİLLERİNE KAPATILAMAZ”

    Beştaş, konuya ilişkin yaptıkları açıklamada komisyonda yaşananları şu şekilde aktardı:

    “Konumuz Semra Güzel ile ilgili Bugün Karma Komisyon’da ilk toplantısı yapılan iki fezlekeye ilişkindir. Bugün çok ilginç sıra dışı bir komisyon toplantısı yaşadık. Sanki ilk defa Türkiye’de Karma Komisyon toplanıyor gibi. Yeni bir hukuksuzluk yaşandı. Daha sözlerimiz alınmadan dışarıya çıkarılan basın mensupları ve danışman arkadaşlar içeri alınmadı. İkinci adımda da komisyon üyesi olmayan milletvekillerinin dışarı çıkarılması tartışması yaşandı. Bu süreçte yaşananlar oldukça vahimdi. AKP hukuksuzluğun yaşatılmasında ne kadar mahir olduğunu bir kez daha gösterdi. Sayın Bozdağ uzun uzun masumiyet karinesi anlattı bize. Tartışmaların dışarı yansımaması gerektiğini, bu yüzden basın mensuplarının çıkarıldığını ve diğer vekillerinin konuya vakıf olmalarına gerek olmadığını söyledi. Hiçbir komisyon milletvekillerine kapatılamaz.”

    “MİLLETVEKİLLERİ VE BASINDAN NEDEN ÇEKİNİYORSUNUZ?”

    Bugüne kadar dokunulmazlıkların kaldırılması işlemlerinin hep partilerine, milletvekillerine, Kürtlere ve muhalefete yönelik olduğunu vurgulayan Beştaş sözlerine şu şekilde devam etti:

    “Aklımıza şu geldi, AKP medyasıyla 10 günü aşkın bir süredir milletvekilimiz ve partimiz hakkında bir linç kampanyası yürütüyor. Dosyadaki bütün yazışmalar sözde gizliymiş. Öyle diyorlar. Hepsini kendileri yayınladı. Kendi kanallarında servis edildi. Kendi milletvekilleri konuştu. Şimdi komisyon toplantısını basına kapattı, hadi milletvekillerine de kapatalım diyorlar. Neden çekiniyorlar acaba? Attıkları yalanlar, yaptıkları lincin ortaya çıkmasından çekiniyorlar bizce. Bunun başka bir izahı olamaz. Şimdi tabii orada da ileri sürdük burada da ifade ediyoruz, komisyon kısaca şunu söyleyeyim: Karma Komisyon’un anlamı şudur. Yargılamanın yolu açılsın mı açılmasın mı? Tırnak içinde bir soruşturma faaliyetidir. Dosyaya ve delillere bakılır ve objektif bir değerlendirme yapılması gerekir. Bugün gördük ki komisyon üyeleri zaten kararını vermiş.”

    “GİZLİ DİYE SÖYLEDİKLERİ DOSYAYI KENDİLERİ SERVİS ETMİŞ”

    Gizli olması gereken soruşturma bilgilerinin, AKP’li Milletvekilleri tarafından sosyal medya hesaplarından paylaşıldığını ve bunun suç olduğunu belirten Beştaş; “Ali Özkaya, Anayasa Komisyonu üyesi, başkanvekili. Bekir Bozdağ olmadığında başkanlık yapan bir zat. Kendisinin elimde sayısız tweeti var. Bu soruşturmaya ilişkin, Semra Güzel’e ilişkin sadece bir tanesini göstereceğim. Siz de tweet adresine bakabilirsiniz, silmezse tabii. Şu fotoğraflar basında çıkan fotoğraflar değil. Basına servis edilen fotoğraflar değil. Bunlar soruşturma dosyasından çekilmiş. Amatörce daha önce yansımayan fotoğraflar. Ali Özkaya’nın elinde bu dosya. Ve Ali Özkaya ya da onunla birlikte kaç kişi bilmiyoruz, bugün gizli diye söyledikleri dosyayı kendileri servis etmiş” diye konuştu.

    “AKP’Lİ MİLLETVEKİLLERİ YAPILAN LİNCE ORTAK OLDU”

    AKP’li Milletvekillerinin tarafsızlık kuralını ihlal ettiklerini ve komisyondaki görevlerinden istifa etmeleri gerektiğini söyleyen Beştaş; “Biz Ali Özkaya’nın bu komisyonda görev yapamayacağını söylüyoruz. Tarafsız zaten değil, objektif olamaz ve kendisi suç işlemiştir. Bugün kendi ağzıyla suç işlediğini ve ikrar ettiğini ifade ettik. ‘Ben vatan ve millet için suç işlerim’ dedi. Suç işlediğini de itiraf etmiş oldu. Öncelikle Ali Özkaya’nın bu komisyondan çekilmesini ya da el çektirilmesini talep ediyoruz. Zeynep Gül Yılmaz, kendisi de komisyon üyesi. Tweetleri ortada. Kendisi de karar vermiş. Bu kara propagandaya karışmış.

    Diğeri ise Metin Çelik. Anayasa Komisyonu üyesi. Bolca tweetleri var. Bu ilk elden bulduklarımız. Ahmet Özdemir, yine Anayasa Komisyonu üyesi, lince eşlik etmiş. Avukat Emine Zeybek o da Anayasa Komisyonu üyesi. İsmini saydığım ve tespit ettiğimiz bütün komisyon üyelerinin ya istifası ya da yönetimleri tarafından el çektirilmelerini bir an önce istiyoruz. Bunu takip edeceğiz. Bu komisyonu bu koşullarda asla adil ve objektif bir karar veremez” dedi.

    “KUMPASIN FARKINDAYIZ”

    Sistematik ve bilinçli bir şekilde partilerinin her gün çeşitli konularda lince maruz kaldığını ifade eden Beştaş son olarak şunları kaydetti:

    “Herkes farkındadır, manşetlerde yandaş medyada partimizi, vekillerimizi, bizleri her gün manşete çeken her gün hakaret eden ve küfredenler suç işliyor. Biz suç duyurularımızı yapıyoruz. Bu hukuk sisteminde, yargının silah olarak kullanıldığı bu zaman diliminde belki karar verilmeyecek ve büyük olasılıkla takipsizlik kararı verilecek; ama bunun peşini bırakmayacağız. Onlar bunun hesabını verecekler. Bu medya organlarında çalışanlara, normal iş yapanlara, talimatlara ‘uymayın’ çağrısı yapıyorum. Bir partiyi, milletvekilinin bu kadar fütursuzca, aşağılıkça hedef göstermenin bir izahı yoktur. Olamaz. Bu kumpasın farkındayız.

    Hazırlık komisyonu kuruldu. Bu süreci takip edeceğiz. AKP’den biran önce bu komisyon üyeleriyle ilgili istifa etmezlerse işlem yapmalarını bekliyoruz. Bu kumpası bütün Türkiye’ye ilan ediyoruz. Ortada bir kumpas var. Bu kumpas bir seçim kampanyasının stratejisinin ayaklarından bir tanesi. Bunları gördük mesajı aldık ama HDP’ye demokratik siyaset yolunda kesinlikle geri adım attıramayacaklar. Demokratik mücadeleden geri adım ayıramayacaklar. Biz Türkiye haklarının umudu olmaya devam edeceğiz.”

    PİRHA/ANKARA