Etiket: medeni yıldırım

  • Medeni Yıldırım davasında ‘yetkisizlik’ kararı

    Medeni Yıldırım davasında ‘yetkisizlik’ kararı

    Medeni Yıldırım’ın öldürülmesinde ateş emri verdiği belirtilen iki karakol komutanı hakkındaki suç duyurusuna ‘yetkisizlik’ kararı verildi, mahkemenin ikinci kez talep ettiği rapor ATK’den gelmedi.

    Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı, Medeni Yıldırım’ın öldürülmesi olayında ateş emri verdiği belirtilen iki karakol komutanı hakkındaki suç duyurusuna ‘yetkisizlik’ kararı verirken, mahkemenin ikinci kez talep ettiği rapor ise İstanbul ATK’den gelmedi.

    Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Kayacık Mahallesi’nde 2013’te yapılan kalekol protestosunda askerlerin açtığı ateş sonucunda yaşamını yitiren 19 yaşındaki Medeni Yıldırım’ı “kasten öldürmekten” yargılanan asker Adem Çifti hakkında Diyarbakır 7’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın 8’inci duruşması görüldü.

    Duruşmaya Yıldırım’ın annesi Fahriye, ağabeyi Mehmet Yıldırım ve avukatları Mehmet Emin Aktar, Raci Bilici ve Zeynep Işık katılırken, sanık Çiftçi ve avukatı katılmadı. Duruşmayı HDP Diyarbakır Milletvekili Musa Farisoğulları ve gazeteciler izledi.

    ATK RAPOR HAZIRLAMADI

    Duruşmada, İstinaf Mahkemesi’nin bozma kararı gerekçesi arasında bulunan ve mahkemenin bir önceki celsede hazırlanması yönünde karar aldığı bilirkişi raporunun İstanbul Adli Tıp Kurumu’nca hazırlanmadığı görüldü. Mahkeme, 16 Mayıs’ta müzakere yazdığı İstanbul ATK ile TÜBİTAK ve TRT’ye, rapor hazırlamaları için iki celse arasında müzakere yazdığı ortaya çıktı. Yazılan müzakereye rağmen hiçbir kurum tarafından bilirkişi raporunun hazırlanmadığı belirtildi.

    SAVCIDAN SUÇ DUYURUSUNA YETKİSİZLİK

    Soruşturmanın tamamlanmasından sonra avukatların, karakolda ateş emri veren görevli iki karakol komutanı hakkında bulundukları suç duyurusunun Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca takipsizlik kararı verilerek Lice Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği mahkeme tarafından aktarıldı.

    ‘7 YILDIR ADALET BEKLİYORUM’

    Duruşmada söz alan Yıldırım’ın annesi Fahriye Yıldırım, oğlunun öldürülmesinin üzerinden 7 yıl geçtiğini hatırlatarak, “7 yıldır adalet bekliyorum. Artık bir an önce karar verilmesi, faillerin cezalandırılmasını istiyorum” dedi.

    ‘BİLİRKİŞİ RAPORU HAZIRLANMALI’

    Yıldırım ailesi avukatı Mehmet Emin Aktar ise İstinaf ilamı doğrultusunda bilirkişi raporunun hazırlanmasını istedi.

    DURUŞMA ERTELENDİ

    Mahkeme heyeti, İstanbul ATK, TÜBİTAK ve TRT’ye yazılan müzakereye verilecek cevabın beklenmesine karar vererek, duruşmayı 20 Şubat’a erteledi.

    (MA)

     

  • Medeni Yıldırım davasında ilerleme kaydedilmedi

    Medeni Yıldırım davasında ilerleme kaydedilmedi

    Diyarbakır’ın Lice ilçesinde kalekol protestosu sırasında vurularak öldürülen Medeni Yıldırım davasında ilerleme sağlanamıyor. 2019’un başındaki talepleri yerine getirilmeyen mahkeme, yeniden aynı talepler için müzekkere yazılmasına karar verdi.

    Diyarbakır’ın Lice ilçesine bağlı Kayacık Mahallesinde, 28 Haziran 2013’te yapılan kalekol protestosunda yaşamını yitiren 19 yaşındaki Medeni Yıldırım’ı “kasten öldürmekten” asker Adem Çiftçi hakkında açılan davanın duruşmasına Diyarbakır 7. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Duruşmaya tutuksuz yargılanan sanık Adem Çiftçi katılmazken, Yıldırım ailesinin avukatları Reyhan Yalçındağ, Serdar Çelebi ve Sidar Avşar ile Yıldırım’ın annesi Fahriye Yıldırım ile yakınları duruşmada hazır bulundu. Duruşmayı, Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekilleri Meral Danış Beştaş, Saliha Aydeniz de takip etti.

    SUÇ DUYURUSUNUN AKIBETİ

    Duruşmada söz alan Avukat Reyhan Yalçındağ, karakolda görevli 2 komutan hakkında suç duyurusu yapıldığını, 7 Şubat’ta karakolda görevli olan 2 komutan için yapılan suç duyurusunun akıbetinin sorulması için mahkemenin karar aldığını, ancak aradan geçen süreye rağmen suç duyurusunun akıbetinin ne olduğunun mahkemeye gönderilmediğini söyledi.

    “RAPOR HAZIRLANMADI”

    Yalçındağ, mahkemenin 16 Mayıs’ta görülen davanın 6. duruşmasında İstanbul Adli Tıp Kurumu’ndan yeni bir rapor istediğini, ancak raporun hazırlanmadığını belirterek, zaman aşımına uğratılan diğer dosyaları hatırlattı.

    “YAŞAM HAKKINA KASTEDİLDİ”

    Meydana gelen olayın diğer toplumsal olaylarda kullanılan orantısız güç olmadığını ifade eden Yalçındağ, söz konusu olayda direkt yaşam hakkına kast edildiğini söyledi.

    “KOMUTANLARIN YARGILANMASI GEREKİYOR”

    Sanık Adem Çiftçi’nin olayı kendi başına gerçekleştirmediğini vurgulayan Yalçındağ, olayın komutanların emriyle gerçekleştirildiğine işaret ederek, emri veren komutanların yargılanması gerektiğini dile getirdi.

    Yalçındağ, daha önce karakolda görevli 2 komutan hakkında yapılan suç duyurusunun akıbetinin sorulmasına ve ATK’den raporun hazırlanmasının istenerek bir an evvel mahkemeye gönderilmesini talep etti.

    Mahkeme heyeti, Yalçındağ’ın her iki talebini kabul ederek duruşmayı erteledi.

    Kaynak: MA

  • Mamak Platformu Girişimi: Gezi, ötekileştirilen herkestir – VİDEO

    Mamak Platformu Girişimi: Gezi, ötekileştirilen herkestir – VİDEO

    PİRHA – Mamak Platformu Girişimi, Gezi direnişinin 6. yıldönümünde bir araya gelerek Tuzluçayır meydanında yaşamını yitirenleri andı.

    Mamak Platformu üyeleri, Gezi eylemlerinde yaşamını yitirenler için önce saygı duruşunda bulundu, ardından ise basın açıklaması yaptı.

    Kurumlar adına ortak metini Zarife Çamalan okudu. Çamalan “2013’ün Mayıs ayının son günlerinde İstanbul’un ciğerlerini sökmeyi, tarihini yağmalamayı ifade eden bir saldırının düğmesine basılmıştı diyerek şöyle devam etti:

    “Bu saldırı karşısında bedenlerini ağaçlara siper ederek tutum alanların üstüne şiddeti giderek artan polis terörüyle gidilmişti. Gezi’deki ağaçların halkın akciğeri olduğunu haykırıp, orayı terketmeyen bu bir avuç insanının üzerine TOMA’lar, coplar, gaz bombaları yağdırılıyordu.

    Söz konusu gözüdönmüşlük, olup bitenleri uzaktan seyreden milyonların her şeyden önce vicdanını harekete geçirmişti. Sonrasını hepimiz biliyoruz… Sessiz milyonlar, meselenin hem birkaç ağaç ama hem de ondan daha fazlası olduğunu bilerek, alanlara akmaya başladı. Gezi, bir halkın isyanına ebelik etmişti. Mayıs ayının son günlerinden başlayarak Haziran’a ve daha sonraki aylara yayılan bir isyanın fitilini ateşlemişti.

    Alanlara akan milyonlar, biriktirdikleri tüm öfkeleri ve talepleriyle kendilerini bedeller pahasına özgürleştirilen kent meydanlarına atıyorlardı. Kimler yoktu ki aralarında… Hakkı yenilmiş, posası çıkıncaya kadar sömürülen, ücretini bile alamayan, çalışması ölümle özdeşleşen işçiler; kaç çocuk doğuracakları, sokakta nasıl yürümeleri-gülmeleri-konuşmaları, nasıl bir işte çalışabilecekleri buyurulan kadınlar; geleceksizlik duygusunun o karanlık dehlizlerinde çıkışsızca dolaşan gençler; sözü-bestesi-senaryosu-sesi istenen kalıba dökülmeye çalışılan aydınlar-sanatçılar; en basit demokratik talepleri için sokağa çıktıklarında ya da seslerini çıkardıklarında karşılarına cezaevleri-polis copu-gözaltı çıkarılan tüm bir halk; hayatlarını kurdukları, sosyal ilişkilerini soludukları mekanlardan zorla koparılarak kentlerin dışına sürülen emekçiler… Kısacası iradeleri teslim alınmaya ve gasp edilmeye çalışılan Türk ve Kürt halkları mevcut sömürü-yağma-talan politikalarına, örülmeye çalışılan faşist hücrelere; dayatılan gündelik yaşam ve alışkanlıklara; ‘makbul’ olarak çizilen tüm zorbaca sınırlara karşı birikmiş ne kadar öfkesi varsa onları, kent meydanlarında kurulan devasa isyan korusunun uyumlu bir sesine dönüştürdü.”

    “GEZİ HALKTI, GEZİ UMUTTU; GENÇTİ, GELECEK BEKLENTİSİYDİ”

    “İnşa edilmeye çalışılan faşist zorbalık düzeninin krizini derinleştiren, onun halk korkusunu kabusa dönüştüren halkın bu isyanı; dayanışmayı, hesapsızlığı, güveni, dostluk ve gelecek umudunu yeniden mayalaması, kapitalist barbarlık düzeninin cenderelerini zorlayarak yeni ilişkiler, anlayışlar, düşünüş ve eyleyiş biçimleri mayalamasıyla ‘başka bir dünyanın’ kapısını aralamıştı. Türkiye’nin hemen tüm illerinde kitleler haftalarca sürecek bir özgürlük rüzgarı ile yıkanmıştı. Onun içinden sınırsız-hesapsız-riyasız ilişkilere duyduğu özlemi dile getirmiş, dayatılan tüm yabancılaşma biçimlerine duyduğu tepkiyi o zincirleri çözerek ifade etmişti.

    Bu büyük anlamlar aynı zamanda Ethem’ler, Berkin’ler, Mehmet’ler, Abdullah Cömert’ler, Ali İsmail’ler, Medeni’ler, Ahmet Atakan’lar, Hasan Ferit’lerin polis kurşunları, gaz bombalarıyla dökülen kanlarıyla buluşmuş, halkın manevi dünyasında sökülüp atılamayacak derinlikte kök salmıştır.

    “GEZİ’Yİ YARGILAMAYA KİMSENİN GÜCÜ YETMEZ”

    İnşa edilmeye çalışılan rejimin tüm dengesini sarsan, krizini derinleştiren bu halk isyanı şimdi birkaç kişinin komplosu olarak yaftalanıp, yargılanmaya çalışılıyor. Yıllar sonra rejimin başındakilerin direktifiyle hazırlanan akıllara zarar bir iddianameyle Gezi’den mağduriyet çıkarmaya çalışıyorlar. Onun bir halk isyanı olduğunu bilmenin korkusu yüreklerini titretirken, bu korkuyu mezarlıkta ıslık çalmak misali ondan büyük bir komplo hikayesi kurarak sıyrılmaya çalışıyorlar.

    Fakat nafile… Onlar da biliyorlar ki bu ülkenin işçi ve emekçileri Gezi’de ciğerlerine çektikleri o temiz havayı halen hücrelerinde taşıyorlar. Fırsatını buldukları her anda da yeni Gezi’ler yaratacak bir enerjiye dönüştürüyorlar.

    Bizler o ruhun yaratıcı-dönüştürücü-kurucu doğasının halkın hafızasından silinmeyeceğini biliyoruz. Gezi’nin bir halkın özgürlük türküsü olduğunu, komplo teorilerine, yargılamalarına sığdırılamayacağını biliyoruz! Onu istedikleri kalıplara sığdırarak kendilerine meşruiyet zemini yaratmaya çalışanlar da biliyor… Bilmiyorlarsa da bir halkın isyanının, direnme hakkının böyle kalıplara sığdırılamayacağını tarih onlara öğretecektir diyoruz.

    Gezi biziz, Gezi ezilen-sömürülen-horlanan-aşağılanan-bu barbarlık sistemi içinde ötekileştirilen herkestir! Onu yargılamaya hiç kimsenin gücü yetmez!”

    PİRHA / ANKARA

     

  • Taksim Dayanışması: Gezi’den umut doğdu, karanlık gider Gezi kalır-VİDEO

    Taksim Dayanışması: Gezi’den umut doğdu, karanlık gider Gezi kalır-VİDEO

    PİRHA-Gezi direnişinin 5. yıl dönümünde açıklama yapan Taksim Dayanışması, “Gezi’den umut, dayanışma, bir arada yaşama arzusu, kardeşlik, paylaşmak, kararlılık, irade ve sevgi doğdu… Gezi 5 yaşında. Karanlık gider, Gezi kalır” denildi.

    Taksim Meydanı’ndaki Gezi Parkı’nı yıkıp yerine Topçu Kışlası yapmak isteyen AKP hükümetine karşı 15 Şubat 2012’de 68 bileşenin bir araya gelerek oluşturduğu Taksim Dayanışması, Gezi Parkı eylemlerinin beşinci yılında açıklama yaptı.

    “Gezi 5 yaşında! Karanlık gider #Gezi Kalır!” şiarıyla gerçekleşen açıklamada, 31 Haziran saat 19.00’da Gezi Parkı’ndaki anma etkinliğine çağrı yapıldı. Açıklamaya Taksim Dayanışması ve bileşenlerinin yanı sıra HDP İstanbul Milletvekili Adayı Ahmet Şık, CHP İstanbul Milletvekili Ali Şeker, Gezi Parkı eylemleri sırasında polisin attığı biber gazı fişeğinin kafasına isabet etmesi sonucu yaşamını yitiren Berkin Elvan’ın annesi Gülsüm Elvan, EMEP İl Başkanı Sema Barbaros da katıldı.

    “ETKİN BİR YARGILAMA GERÇEKLEŞTİRİLEMEDİ”

    Gezi davalarıyla ilgili bilgi veren Avukat Yalçın Deniz Özen, Gezi’de yaşanan polis şiddetinin sorumlularından hesap sorulmadığını ve etkin bir yargılama gerçekleştirilmediğini kaydetti.

    Özen şunları belirtti:

    “Antakya’da öldürülen Ahmet Atakan için henüz bir dava bile açılmadı. Ahmet Atakan’ın ölüm nedeni hukuken belirlenemedi ve soruşturma dosyası hala bir davaya dönüşmüş değil.

    Mehmet Ayvalıtaş‘ın ölümü sanki basit bir trafik kazasıymış gibi geçiştirilmek isteniyor ve ‘Maktul kendi ölümünden kendisi sorumludur’ diyen bilirkişi raporuna inanmamız bekleniyor.

     Ali İsmail Korkmaz davasında cezalandırılan sanıklar bile takribi indirim nedenleri uygulanarak cezaları hafifletildi ve bir çoğu hala serbest.

    Ethem Sarısülük dosyasında, Ethem Sarısülük’ü silahla vuran polis memuru yalnızca 10 bin yüz lira para cezası aldı.

    Medeni Yıldırım‘ı vuran asker merminin hangi silahtan çıktığı belirlenmediği gerekçesiyle beraat etti. Emri verdiği düşünülen karakol komutanı ve jandarma özel harekat tim komutanı hakkında henüz bir dava açılmadı, takipsizlik kararları verildi.

    Abdullah Cömert’i vuran sanık polis hakkında olası kast ile öldürmeden 13 yıl ceza verilmişti ancak buna rağmen sanık tutuklanmamıştı. Yeni bir gelişmeyle Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından cezanın fazla bulunduğu, olası kast ile değil taksirle öldürmeden ceza verilmesi gerektiğine dair bir talep geldi.

    Berkin Elvan dosyası Berkin’in vurulmasından üç buçuk yıl sonra ancak açılabildi ve davanın tek bir sanığı var Berkin’i vuran polis memuru. Bu sanığa talimat veren amirler hakkında takipsizlik kararı verildi. Bu sanığın birlikte hareket ettiği polis memurları hakkında takipsizlik kararları verilmiş, yalnızca tanık olarak dosyada dinlenebiliyorlar ve tanıklıklarını da gördük; bütün tanıklıklar ‘Bilmiyorum, görmedim, hatırlamıyorum’ üzerine kurulmuş durumda. Bu da dosyadaki delil karartma çabasını yoğun bir biçimde baskın olduğunu ortaya koyuyor. Öte yandan sanığın avukatlarının Emniyet Genel Müdürülüğü tarafından görevlendirildiğini kendilerinde biliyoruz. Bu da delil karartma çabasının bir başka sonucu olarak karşımızda.”

    “DAVALARI TAKİP EDENLER HER ŞEHİRDE SIKINTILARLA KARŞILAŞTILAR”

    Gezi Şehitleri ve Gazileri Platformu adına Gezi direnişi sırasında gözünden vurulan Volkan Kesanbilici konuştu.

    Aileler ve davayı takip eden gönüllülerin yargılama sürecinde yaşadıkları zorlukları anlatan Kesanbilici, birçok davanın güvenlik gerekçesiyle başka şehirlere taşındığına dikkat çekerek “Her bir kaçırılan dava için aileler yüzlerce kilometre yol yaparken, sanıklar duruşmalara oldukları yerden SEGBİS ile bağlandı. Davaları takip eden gönüllüler her şehirde ayrı sıkıntılarla karşılaştılar kimi zaman mahkeme salonlarına dahi giremediğimiz duruşmalar oldu” dedi.

    “GÖRÜNTÜ YOKSA DAVAYA DÖNÜŞEMEZ MANTIĞINI KABUL ETMİYORUZ”

    Gezi direnişi sırasında yaralananların ceza davalarının açılmadığını vurgulayan Kesanbilici, “Kendi davamdan örnek verecek olursam, gözümden vurulduktan sonra CHP Milletvekili İlhan Cihaner, dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler’e cevaplaması için soru önergesi vermişti. Bakan, envanterlerinde böyle bir plastik mermi olmadığını söylemişti. İçişleri Bakanı envanterinde ne olduğunu bilmiyor. Soruşturma dosyalarımızın davaya dönüşmesi için sanıklara ihtiyaç vardı ama İçişleri Bakanlığı, Emniyet ve devlet hangi saatte, nerede, hangi polis, TOMA görevli bilmiyor. Avukatlar 5 yıl boyunca buna cevap bulamadı. Polislerin durumu daha fena. Biz sabah ne yediğini unutanları ayıplarken polisler yedikleri en büyük haltı, yanlarındaki arkadaşlarının, hangi silahı kullandıklarını hatırlamıyor. En ufak bir suçta işe yarayan MOBESE kameraları bizler için çalışmıyor. TOMA ve akreplerin de görüntüsünü alamadık. Adaletin tarihi görüntü kaydedici cihazlardan eski. Görüntü yoksa davaya dönüşemez mantığını kabul etmiyoruz. Görüntü yokken de adalet, hukuk vardı” şeklinde konuştu.

    TAZMİNAT DAVALARINDAKİ CEZASIZLIK

    Kesanbilici tazminat davalarında da aynı cezasızlık örneklerinin yaşandığına dikkat çekerek, “Tazminat davası açabilmek için harç yatırmak gerekiyordu. Hakan Barış Yaman ve Mustafa Halit Tombul bu yüzden tazminat davası açamamış. Açılan davalarda ise yargı, iktidarın tutumunu bekledi, karar vermekten kaçındı. Benim davamda alınan 2 olumlu karardan sonra heyet sürüldü. Daha sonra gelen heyet de tazminat davasını reddetti. Gerekçe ise yasadışı protestolara katılmaktı. Yasa dışı kısmını kabul etmiyoruz. Hukukun ve adaletin üstünlüğünü savunan insanlardı Gezi direnişçileri. Protestoların yasa dışı olmadığı tescillenmiştir hukuktan böyle bir karar çıkmamıştır. Buna rağmen böyle bir gerekçe gösterilmesi yargının gerçeği saptırmasıdır. İktidar baskısının ardına saklanma lüksü olmayan yargıya, simit satın onurlu yaşayın diyoruz.” diye konuştu.

    Direnişlerde bedel ödeyen insanlara sahip çıkılması gerektiğinin önemine vurgu yapan Kesanbilici, “Gezi anmaları yenilgi gibi geçsin istemiyoruz. Yenilgi bize ait değil. Coşku, dayanışma ve umuttur ortada olan. Yıl dönümlerini bu şekilde yaşayıp coşkuyu gelecek nesillere taşıyalım.” dedi.

    “İKTİDARIN EN BÜYÜK KABUSU OLMAYI SÜRDÜRÜYOR”

    “Karanlık gider, Gezi kalır!” başlıklı açıklamayı Taksim Dayanışması adına Mimar Mücella Yapıcı okudu. 27 Mayıs 2013’te yıkım için Gezi Parkı’na girilmesi ile ülkenin dört bir yanında direniş başladığını hatırlatan Yapıcı, “Milyonlarca yurttaşın güzel bir geleceğe dair umudunu yeşerten Gezi Direnişi, en zor zamanlarımızda dahi bizlere yaşam enerjisi olurken iktidarının devamı uğruna bütün insani değerleri yok etmeye çalışan siyasi iktidarın bir türlü unutamadığı en büyük kabusu olmayı sürdürüyor” dedi. 70 binden fazla öğrencinin, 140’tan fazla gazetecinin, milletvekillerinin, belediye başkanlarının ve on binlerce siyasinin tutuklu olduğunu anımsatan Yapıcı, “Demokrasiden, hukuktan, adaletten, insanlıktan, barıştan ve doğadan yana her türlü sesin giderek artan baskı ve şiddetle kısılmaya çalışıldığı 2018 yılının Mayıs ayında her şeye rağmen yaşamın sesi gürleşmeye başlıyor ve bir umut iklimi ülkemizi sarıyorsa bu dayanışmamızın ve direnişimizin gücünden ve haklılığındandır” diye konuştu.

    “KARANLIK GİDER GEZİ KALIR”

    Gezi eylemleri sırasında 36 kişinin gözlerini yitirdiğini, binlerce insanın yaralandığını ve onlarca kişinin sonsuzluğa uğurlandığını anımsatan Yapıcı şöyle devam etti:

    “Onlar bize Gezi’yi emanet ettiler. Gezi’den umut, dayanışma, bir arada yaşama arzusu, kardeşlik, paylaşmak, kararlılık, irade ve sevgi doğdu” dedi. Gezi’nin taleplerine sahip çıkmak için 31 Mayıs saat 19.00’da Gezi Parkı’na çağrı yapan Yapıcı, “Bulunduğunuz her yerde bir slogan söyleyin, bir döviz yazıp resmini çekin, paylaşın; bir ağaca çaput bağlayın; parklara çıkın, forum yapın, sohbet edin, şarkılarımızı söyleyin. Gezi bulunduğumuz her yerde. Çünkü biliyoruz ki, Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Ali İsmail Korkmaz, Medeni Yıldırım, Ahmet Atakan, Hasan Ferit Gedik, Ethem Sarısülük, Berkin Elvan ve Mehmet İstif hala bize bakıyor. Karanlık gider, Gezi kalır!” (HABER MERKEZİ)