Etiket: medya

  • Basın meslek örgütlerinden ‘Etki ajanlığı’na tepki: Toplumu baskı altına almayı hedefliyor

    Basın meslek örgütlerinden ‘Etki ajanlığı’na tepki: Toplumu baskı altına almayı hedefliyor

    PİRHA – Basın meslek örgütleri, gazeteciliği hedef alan ‘Etki ajanlığı’ yasasına karşı açıklama yaptı. Söz konusu yasanın ciddi belirsizlik içerdiğine vurgu yapan basın örgütleri, “Bu düzenleme Türkiye’de ifade özgürlüğünün daha da kısıtlanmasına yol açacak ve halkın doğru bilgiye ulaşma hakkını ciddi şekilde ihlal edecektir” diye belirtti.

    Basın Konseyi, DİSK/Basın-İş, Diplomasi Muhabirleri Derneği, Çağdaş Gazeteciler Derneği, Gazeteciler Cemiyeti, Ekonomi Muhabirleri Derneği. Haber-Sen, İzmir Gazeteciler Cemiyeti, Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği, Türkiye Gazeteciler Sendikası, ‘etki ajanlığı’ düzenlemesine ilişkin ortak açıklama yaptı.

    “BELİRSİZLİK İÇEREN DÜZENLEME”

    “Etki ajanlığı düzenlemesi basın ve ifade özgürlüğüne açık bir saldırıdır!” başlıklı açıklamada söz konusu yasanın, iktidara yönelik eleştirileri bastırmak amaçlı yapıldığı vurgulandı.

    Yazılı yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

    “Gazetecilik faaliyetlerini hukuki belirsizliklerle suç unsuru haline getirecek olan ‘etki ajanlığı’ düzenlemesi AKP iktidarı tarafından yeniden TBMM gündemine getiriliyor.

    Geçtiğimiz Mayıs ayında 9’uncu Yargı Paketi taslağında yer alan ve tepkilerle geri çekilen bu düzenleme, şimdi farklı bir torba yasa teklifi kapsamında yeniden karşımıza çıkmıştır. Bu yasa, iktidar eleştirisini bastırmak ve gazetecilik faaliyetlerini hukuki belirsizliklerle dolu bir alan içine itmek amacıyla oluşturulmaktadır.

    ‘Etki ajanlığı’ kavramının ceza kanununa eklenmesi, basın özgürlüğünü ciddi bir tehdit altına sokan bir adım olup, ‘iç ve dış siyasal yararlar aleyhine’, ‘yabancı organizasyon’ ve ‘savaş etkinliği’ ifadelerinin getirdiği muğlaklık, bu düzenlemenin her türlü gazetecilik faaliyeti üzerinde baskı oluşturma potansiyeli taşıdığına işaret etmektedir.

    Bu düzenleme, gazetecilerin mesleklerini icra ederken her an ‘etki ajanı’ olarak damgalanma riski ile karşı karşıya kalacakları bir ortam yaratacaktır.

    Ciddi bir şekilde belirsizlik içeren bu düzenleme Türkiye’de ifade özgürlüğünün daha da kısıtlanmasına yol açacak ve halkın doğru bilgiye ulaşma hakkını ciddi şekilde ihlal edecektir. Basın ve ifade özgürlüğü, demokratik bir toplumun temel taşlarından biridir. Ancak yapılması planlanan düzenleme, bu temeli sarsmayı ve toplumu baskı altına almayı hedeflemektedir.

    Unutulmamalıdır ki, gazetecilik sadece bir meslek değil, aynı zamanda toplumun bilgilenmesini sağlama görevidir. İktidarın bu tür yasalarla toplumu sindirmeye çalışması, gazetecilik mesleğinin onuruna ve varlığına yapılmış açık bir saldırıdır. Aşağıda imzası bulunan Medya Dayanışma grubu üyesi basın meslek örgütleri olarak, bu saldırılara karşı duracağız ve bu yeni suç düzenlemesine karşı tüm meslektaşlarımızla birlikte güçlü bir ses çıkaracağız.

    Gazeteciler olarak, halkın haber alma hakkını savunmak ve gerçeği ortaya koymak adına üzerimize düşen her sorumluluğu yerine getireceğiz.

    Bu nedenle, tüm meslek örgütleri ve sivil toplum kuruluşlarıyla dayanışma içinde bu hukuk dışı yasal düzenlemeye karşı çıkacak ve kamuoyunu bilgilendirmeye devam edeceğiz. Bizler, özgür bir basının ve ifade özgürlüğünün savunucusuyuz. Bu mücadelemizi, her koşulda sürdüreceğiz.”

    (HABER MERKEZİ)

  • Eril medyayla mücadele alanında yeni bir ses: Kadın Gazeteciler Derneği kuruldu- VİDEO

    Eril medyayla mücadele alanında yeni bir ses: Kadın Gazeteciler Derneği kuruldu- VİDEO

    PİRHA- Kadın Gazeteciler Derneği Başkanı Fatoş Sarıkaya, meslek hayatlarında yaşadıkları eşitsizlikler, cinsiyet temelli adaletsizlikler, mobbing ve hak ihlallerine karşı örgütlü mücadele yürütmenin önemine vurgu yaparak, “Biz gazeteciler hak ihlaline maruz kalan herkesin sesi olurken kendi yaşadığımız sorunları gündeme getirmekte oldukça eksik kalıyoruz. Bu nedenle kalemimizi kendi sesimiz için kullanmak amacıyla bir araya gelerek bu derneği kurduk” dedi.

    Patriyarkanın kadınların hayatını ağ gibi sardığı bir sistemde medya sektöründe de çeşitli eşitsizlik ve ayrımcılıklar yaşanıyor. Baskıyla, sansürle, hak gasplarıyla ve cinsiyetçilikle karşı karşıya kalan kadın gazeteciler, eril sistemin yarattığı tüm bu sorunlarla baş etmeye çalışarak mesleklerini icra etmeye çalışıyorlar.

    Haziran ayında kuruluşunu ilan eden Kadın Gazeteciler Derneği, sektörde yaşanan tüm bu sorunlarla mücadele etmek adına yeni bir eşik olmayı hedefliyor.

    Kadın Gazeteciler Derneği Başkanı Fatoş Sarıkaya, derneğin kuruluş amacını ve hedeflerini PİRHA’ya anlattı.

    “SEKTÖRDE CİNSİYETÇİLİK YOK SAYILIYOR”

    Yükselen kadın hareketiyle birlikte çeşitli meslek kollarında kadınların örgütlendiğini ancak medya sektöründe bu tarz bir örgütlenmenin oldukça zayıf kaldığını belirten Fatoş Sarıkaya, “Basın sektörü belki de cinsiyetçiliğin en had safhada yaşandığı bir alanken ne yazık ki temelde yatan sorunların kaynağının cinsiyetçilik olduğu fark edilmiyor. Hala birçok kadın ve erkek meslektaşımız iş yaşamında kadın erkek ayrımının yaşandığını kabul eden bir yerde değiller. Dolayısıyla bu anlamda bir örgütlü mücadele kökleşmek için uygun zemini kendine yaratamamış durumda” dedi.

    “KENDİ SESİMİZ OLMAK İÇİN”

    Kadın gazetecilerin karşılaştığı sorunlara toplumsal cinsiyet eşitsizliği perspektifinden bakılması gerektiğinin altını çizen Sarıkaya, bu sorunlarla mücadele etmek için dernek çatısı altında bir araya geldiklerini anlattı. Sarıkaya, derneğin kuruluş amaçlarına dair şunları söyledi:

    “Biz gazeteciler hak ihlaline maruz kalan herkesin sesi, sözü olurken kendi yaşadığımız sorunları gündeme getirmekte oldukça eksik kalıyoruz. Medyada hakim eril ideoloji sebebiyle kadın gazeteciler şiddete, mobbinge, ikincileştirilmeye oldukça açık durumdalar. Feminist bir kadın gazeteci olarak medyada haberin dilinden, kurgusundan, görselinden tutun da iş yaşamında yaşadığımız sorunlara kadar her alanda müthiş bir cinsiyet eşitsizliğine maruz kalmak benim hep dert edindiğim bir meseleydi.

    Tüm bunlarla mücadele etmek adına ilk olarak Kadından Haber gazetesini kentteki kadınlarla hazırlamak kadın gazeteci örgütlülüğü için önemli bir adımdı fakat yeterli değildi. Daha örgütlü, sürekliliği olan bir güç oluşturmaya ihtiyaç duyduk. Yaşadığımız sorunlar böylesine fazlayken neden kalemimizi kendi sesimiz için kullanmayalım diyerek kentteki kadın gazetecilerle bir araya geldik ve bu derneği kurduk.”

    ÖRGÜTLENME ÇAĞRISI

    4 aylık süreçte haksızlığa maruz kalan kadın gazetecilerle dayanışmak için çeşitli basın açıklamaları, dava takipleri yapan dernek; ilerleyen süreçte mesleki eğitim ve dayanışma adına çeşitli çalışmalar gerçekleştirmeyi hedefliyor.

    Özellikle sektörde işe yeni başlamış gazeteciler ve iletişim bölümü öğrencilerine mesleğe dair ön açıcı bir alan yaratmayı önemsediklerini dile getiren Sarıkaya, “Mesleki dayanışmayı, kadın ve LGBTİ+ gazetecilerin haklarını, cinsiyet eşitliğine dayanan haber dilini omuz omuza örmek istiyoruz. Bu nedenle bu sektörde çalışan tüm kadın+ gazetecileri dernek çatısı altında örgütlenmeye çağırıyoruz” diye konuştu.

    Diren KESER/ MERSİN

     

  • Alevi kurumlarının başkanları medya ile buluştu; İstanbul mitingine çağrı yapıldı- VİDEO

    Alevi kurumlarının başkanları medya ile buluştu; İstanbul mitingine çağrı yapıldı- VİDEO

    PİRHA- Alevi kurumlarının genel başkanları Taksim Hill Otel’de medya ile kahvaltılı toplantı yaptı. Buluşmada 10 Aralık’ta İstanbul’da yapılacak “Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye” mitingine katılım çağrısı yapıldı. Toplantıda konuşan Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, “İnadına eşit yurttaşlık demek için, insanca yaşamdan yana olan her kesimi Kadıköy’deki mitinge bekliyoruz” dedi. 

    İzmir Mitingi’nin ardından yeni 10 Aralık’ta İstanbul’da “Laik Eğitim, İnsanca Yaşam, Demokratik Türkiye” mitingi düzenleyeceğini duyuran Alevi kurumları, bugün saat 12.00’de İstanbul’da bulunan Taksim Hill Otel’de basın ile bir araya geldi.

    Medya ile buluşmayı Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE), Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu (AABK), Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Alevi Kültür Dernekleri (AKD), Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD), Demokratik Alevi Dernekleri (DAD), Cem Vakfı, Anadolu Alevi Canlar Federasyonu düzenledi.

    Basın ile kahvaltılı toplantıya, Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Başkanı Mustafa Aslan, Alevi Dernekleri Federasyonu (ADFE)Genel Başkanı Zeynel Abidin Koç, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Eş Genel Başkanı Kadriye Doğan, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği(PSAKD) Genel Başkan yardımcısı İbrahim Karakaya, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkez Yöneticisi Hüseyin Ağcal, Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF) Genel Başkan Yardımcısı ve Hubyar Sultan Alevi Kültür Dernekleri (AKD) Genel Başkanı Aydın Deniz, Bahçelievler Hacı Bektaş Veli Kültür ve Tanıtma Derneği Başkanı Ufuk Emre Bektaş, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD) Ataşehir Şube Başkanı Gülsev Kaya, Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) İstanbul Eyüp Şube Eş Başkanı İmam Balsever, Yazar Ayhan Aydın ve çok sayıda basın mensubu katıldı.

    Alevi kurumları adına bir açıklama yapan Alevi Bektaşi Federasyonu(ABF) Genel Başkanı Mustafa Aslan, 10 Aralık’ta İstanbul’da yapılacak mitinge tüm toplumsal kesimleri beklediklerini söyledi.

    “AKP İKTİDARI TÜM OKULLARI İMAM HATİPLERE ÇEVİRDİ”

    Aslan, 21 yıllık AKP iktidarının eğitim başta olmak üzere yaşamın her alanına müdahale ettiğini ifade ederek, “21 yıldır AKP iktidarı eğitim başta olmak üzere yeni politikalarla yaşamın her alanına müdahale ediyor. İnanç kimliklerinin yok sayıldığı ve tek tip bir dini eğitimin yaşamın her alanına girdiği bir süreçte laik ve bilimsel eğitimin ne kadar önemli olduğunu söylüyoruz. AKP iktidarı tüm okulları neredeyse imam hatiplere çevirdi. Alevi kurumları ‘zorunlu din dersleri kaldırılsın’ derken seçmeli zorunlu din dersleri geldi. Anaokullarında dahi din dersi zorunlu hale geldi. Eğitimin tümü dini referanslarla veriliyor” diye hatırlattı.

    10 ARALIK MİTİNGİNE ÇAĞRI

    Ülkede yaşayan farklı inanç, sınıf ve kimliklerin barış içerisinde yaşamak istediklerini ve mücadele verdiklerini kaydeden Aslan, eşit yurttaşlık çağrısını yineledi. 10 Aralık’ta Kadıköy’de yapılacak mitinge tüm toplumsal kesimleri beklediklerini dile getiren Aslan şunları ifade etti:

    “Anayasaya Mahkemesi’nin kararını yok sayan bir iktidarla, yargı sistemiyle karşı karşıyayız. 198o Askeri Darbesi sonrasında yapılan darbe anayasasını dahi arar olduk. İnsanların siyasette, yaşamda kurduğu her söz sonrasında ‘başıma ne gelecek’ diye düşünüyor. Bizler barış içerisinde eşit yurttaş olarak bu ülkede yaşamak istiyoruz. Birilerinin haddini aşarak eşit yurttaşlık söylemi ülkeyi böler diyor. Demokratik ve laik bir Türkiye istiyoruz. Bugün de bu mücadelenin ne kadar önemli olduğunu görüyoruz. Hepimiz eşit yurttaş olarak bu topraklarda yaşamak istiyoruz. Anadilini kullanamayan Kürtlerle, yoksullarla, Aleviler olarak eşit yurttaş olarak yaşamak istiyoruz.
    Biz bu ülkenin yurttaşlarıyız ve bu ülkede her birey gibi eşit haklara sahip olmak istiyoruz. İnadına eşit yurttaş demek için insanca yaşamdan yana olan her kesimi bekliyoruz. ‘Bu ülkede ben nefes almak istiyorum’ diyen herkesi mitingimize bekliyoruz.”

    Alevi örgütleri ile medya buluşması, soru cevap ile sona erdi.

    PİRHA/İSTANBUL

  • USGH raporu: İkinci tur Cumhurbaşkanı seçiminde basın özgürlüğü daha da kısıtlandı

    USGH raporu: İkinci tur Cumhurbaşkanı seçiminde basın özgürlüğü daha da kısıtlandı

    PİRHA- Uluslararası Seçim Gözlem Heyeti raporuna göre; Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turunda, kamu görevlilerine hakaret gerekçesiyle açılan davalar da dahil olmak üzere, gazetecilere ve blog yazarlarına yönelik kovuşturma devam ederek ifade özgürlüğü daha da kısıtlandı.

    Uluslararası Seçim Gözlem Heyeti, Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci turuna ilişkin raporunu açıkladı. Raporda, seçim sürecinin adil yürütülmediğine, basın özgürlüğünün kısıtlandığına dair bulgular ve birinci turun sonuçlarının belirlenen tarihten sonra açıklanması üzerine Yüksek Seçim Kurulu’na yönelik eleştiriler mevcut. Raporda, ikinci turun, ilk turdaki dinamikleri yansıtan, tamamen kutuplaşmış bir ortamda gerçekleştiği vurgusu yapıldı.

    TARAFLI MEDYA ELEŞTİRİSİ

    Medya izleme çalışmasına göre, medya kuruluşlarının her iki aday için adil bir yayın politikası izlemediği görülüyor. İzlenen yayın kuruluşlarının çoğu, cumhurbaşkanının resmi ve adaylık faaliyetlerini birbirinden ayırmadan Recep Tayyip Erdoğan’a açık bir destek gösterdi.

    Anayasa ile tarafsızlık güvence altına alınmasına rağmen, kamu televizyonu TRT-1 ve TRT Haber, ağırlıklı olarak olumlu bir tonla siyasi içerikli haberlerin yüzde 64 ve 73’ünü kendilerine ayırarak Recep Tayyip Erdoğan‘a destek vermeye devam etti. Kemal Kılıçdaroğlu ise kullanılan tonun büyük ölçüde olumsuz olduğu bu tür haberlerin yüzde 36’sı ve yüzde 27’sinde yer aldı.

    Özel TV kanalı ATV de Erdoğan’a yüzde 44’lük bir pay ayırarak, neredeyse tamamen olumlu bir üslupla, kampanyada Erdoğan’ı destekleyen haberler yaptı. Kılıçdaroğlu, çoğunlukla olumsuz olmak üzere yüzde 46 oranında haberlerde yer aldı. ATV, kanundaki hükümlerin aksine siyasi haberlerine sık sık arka plan müziği, Erdoğan için tören, Kılıçdaroğlu için rahatsız edici içerikler ekledi ve haberlerinde Kılıçdaroğlu’nun grotesk (gülünç) görüntülerini kullandı.

    “MEDYA YANLIŞ BİLGİ YAYARAK ALGI YARATTI”

    Raporda taraflı medya kuruluşlarının doğru olmayan bilgileri gerçekmiş gibi yayarak algı yaratıldığı bulgularına yer verilen raporda şu ifadeler bulunuyor:

    CHP ve Kılıçdaroğlu’nun Halkların Demokratik Partisi (HDP) ile ittifak ettiği iddiasını vurgulayarak, kendilerini terör örgütleriyle işbirliği yapmakla suçladıkları görülmüştür.

    İkinci tur kampanya döneminde etkili bir medya denetimi yapılmamıştır. Düzenleyici kurum olan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK), sistematik herhangi bir medya izlemesi yapmamış ve ikinci tura özel bir yönergeyle medyaya bu turla ilgili resmi olarak yardımcı olmamıştır.”

    “YSK VE İÇİŞLERİ BAKANLIĞI ŞEFFAF OLMADI”

    YSK ve İçişleri Bakanlığı’nın, seçim günü yapılan şikayetler hakkında bilgi yayınlamayarak şeffaflığı sınırlandırdıkları yönünde ifadelerin de bulunduğu raporda “YSK şikayet ve itiraz sürecinin sonuçlandırılması gerektiği için milletvekili genel seçimleri kesin sonuçlarının açıklanmasını ikinci turun sonrasına ertelemiştir ve bu vesileyle daha önce belirlediği süreyi aşmıştır. Kanuna aykırı olmamakla birlikte YSK, kesin sonuçları açıklamadan önce sandıklara göre ayrıştırılmış ön sonuçları yayınlamamıştır” eleştirisi yöneltildi.

    “AÇILIŞ ETKİNLİKLERİ YASAĞI İKİ KEZ İHLAL EDİLDİ”

    Propaganda döneminde açılış etkinlikleri yasağının iki kere ihlal edildiği belirtilen raporda şu bulgular öne çıktı:

    “Bu örneklerle beraber idari kaynakların pek çok kez seçim kampanyası amacıyla kullanılması kampanyanın ilk turunda da olduğu gibi görevdeki Cumhurbaşkanı için haksız bir avantaj sağlamıştır.

    YSK, uluslararası iyi uygulamanın aksine, ikinci turda seçim sonrası şikayet ve itirazların değerlendirilmesi için usule uygun olmayan ölçüde kısa bir süre belirleyerek, etkili hukuk yoluna başvurma hakkını baltalamıştır.

    USGH gözlemcilerinin bazı merkezlere girişine ve yurtdışı oyların sayımını gözlemlemek için bulunmalarına müsade edilmemiştir. Gözlemciler, Sandık Kurulu iş ve işlemlerine yetkisiz kişilerin müdahale ettiği birkaç vaka gözlemlemiştir”

    (HABER MERKEZİ)

  • 12 gazetecinin yargılandığı davanın ilk duruşması sürüyor

    12 gazetecinin yargılandığı davanın ilk duruşması sürüyor

    PİRHA-JINNEWS ve MA muhabirlerinin aralarında olduğu 10’u tutuklu 12 gazeteci hakkında açılan davanın ilk duruşması başladı. Elleri kelepçeli duruşma salonuna getirilen gazeteciler, yaptıkları iş olan gazeteciliğin suç olmadığını belirtiyorlar.

    Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 20 Ekim 2022 tarihinde başlattığı soruşturma dahilinde 29 Ekim’de tutuklanan Mezopotamya Haber Ajansı (MA) Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, MA Ankara Haber Şefi Deniz Nazlım, MA muhabirleri Berivan Altan, Selman Güzelyüz, Hakan Yalçın, Emrullah Acar, Ceylan Şahinli, JinNews muhabirleri Habibe Eren, Öznur Değer ve adli kontrol tedbirleri ile serbest bırakılan MA muhabiri Zemo Ağgöz ile eski MA stajyeri Mehmet Günhan’ın “örgüt üyeliği” ile yargılandıkları davanın ilk duruşması başladı.

    Ankara 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde saat 10.00’da başlayan duruşmayı birçok yurttaş da takip ediyor.

    Tutuklu gazeteciler hakkında oluşturulan 210 sayfalık iddianamede, gazetecilerin çalıştıkları haber ajansları, yazılan haberlerin dili, yasaklı olduğu iddia edilen kitap ve dergiler, haber kaynakları ile yaptıkları telefon görüşmeleri delil olarak gösterildi.

    İddianamede “örgüt üyesi olmak” ile suçlanan 9’u tutuklu 11 gazeteci hakkında değerlendirme yapıldı. İlgili savcı, gazetecilerin “örgüt üyesi olarak kabul edilmelerinin gerektiğini” öne sürmüştü.

    GAZETECİLER KELEPÇELİ GETİRİLDİ

    Tutuklu gazeteciler, yoğun jandarma ve polis eşliğinde kelepçeli şekilde salona getirildi. Yoklama yapılmasının ardından ifade işlemlerine başlandı.

    HAKİMDEN GAZETECİLERE ‘OKUMA-YAZMAN VAR MI?’ SORUSU

    Duruşmada ilk olarak gazetecilerin kimlik bilgileri soruldu. Mahkeme başkanının, Gazeteci Diren Yurtsever’e “Ne iş yaparsın?” sorusuna Yurtsever “Gazeteciyim” diye cevap verdi. Mahkeme başkanının sonraki sorusu “Üniversite mezunu musun?” şeklinde oldu. Yurtsever, soruyu “Halen okuyorum” diye cevapladı. Mahkeme başkanı “Yani henüz mezun olmadın mı?” diye sorunca, Yurtsever “3. üniversiteyi okuyorum” dedi.

    Duruşmada ilk olarak Gazeteci Öznur Değer ifade verdi. Kürtçe ifade veren Değer, şunları söyledi:

    “Ben bir kadınım, Kürtüm ve gazeteciyim. Bu üç kimlikten dolayı buradayım. 3 yıldır gazetecilik yapıyorum. Bu süreç içerisinde yüzlerce haber oluşturdum. Özellikle kadın, çocuk haberleri yaptım. Ape Musa Anter Basın Şehitleri Ödülü’nü de aldım. Gazetecilik bir sorgulama işidir. Yaşamın tamamını sorgulamaktır gazetecilik. Gazetecilik yazdıkça bir tarih oluşturuluyor. Özellikle son 11 ayda 33 Kürt gazeteci tutuklandı.
    Peki neden gazeteciliğe başladım? Özellikle 2016’dan bugüne kadar yapılan baskıları hissetmekteyiz. Ekonomik, sağlık, askeri açıdan baskılar var. Özellikle 2016’dan bugüne kadar demokrasiyi özledik. İnanıyorum ki sizler de demokrasiyi özlemişsinizdir. 2016’dan bu yana binlerce kadın öldürüldü, binlerce çocuk istismar edildi, insanların yaşam hakkı kaybedildi. Ben size soruyorum, bu tablo karşısında insan kendisini nasıl mutlu hisseder? Ben de bu sorgu sonucu gazeteciliği seçtim. Kimse o insanların sesini duymuyor. Ezilenlerin sesini bütün dünyaya duyurmak için baş koydum. Bu sebepledir ki bir Kürt gazeteci olarak burada karşınızdayım.”

    “TEM’İN BİZE YAPTIĞI ZULÜM KAYITLARA GEÇSİN”

    Öznur Değer’in savunmasının iddianameden uzak olduğunu belirterek araya giren mahkeme başkanı, “Asıl konuya gelin” dedi. Öznur Değer ise yaptığının gazetecilik olduğunu ve neden JinNews’te çalıştığını şu sözlerle anlattı:

    “İpek Er, asker Musa Orhan tarafından tecavüz edildi ve ardından intihar etti. İpek bir Kürt kadındı ve karşısında asker bir erkek vardı. İpek, bütün kadınlara bir miras bıraktı. Bu miras, İpek’in haykırışıydı. Peki İpek’in haykırışını kim dünyaya duyurdu? JinNews. Bu sebeple JinNews’te yazıyorum. Türkiye ve Orta Doğu’da kadınlara yönelik zulmü duyuran JinNews’tir. İyi ki JinNews var. Peki neden JinNews neden terörize ediliyor?
    Yüzlerce yıldır kadın haberlerini erkekler yazıyor. JinNews çalışanlarının bütünü kadındır ve yeni bir yaşamı benimsiyor. Bu sebeple JinNews’te yazıyorum.
    Ayrıca Ankara TEM’in bize uyguladığı işkencelerden bahsetmek istiyorum. Ankara TEM’in bize yaptığı zulmün kayıtlara geçmesini istiyorum. Özellikle gözaltına alınmamızdan itibaren bir mizansen uygulanıyor. Başlarımızı eğmek istediler, kelepçeli şekilde bayrak önünde fotoğraf çekmeye çalıştılar, bu fotolar ile Kürt gazetecileri terörize etmeye çalıştılar. TEM işkenceleri ile 3 gün hücrede kaldım. Ellerim kelepçeli şekilde polise saldırdığım iddia edildi. Sormak isterim, kelepçeli halde saldırıp, darp edebilir miyim? Bana işkence yapılan yerde kameralar da vardı.”

    Öznur Değer’in savunmasını bölen mahkeme başkanı “Bunları anlatmanızın anlamı yok. JinNews’in PKK terör örgütü ile bağı ne? Buna gelin” dedi.
    Sonrasında Öznur Değer şöyle devam etti:

    “İşkence raporlarını yok etmek için çalışıyorlar. İddianame hakkında bir şeyler söylemek istiyorum. İnanıyorum ki iddianame TEM’in fezlekesi ile yazılmış. Mesela banka hesabımın çalışmadığı yazılmış. Ancak bu bilgi yanlış. Mesela Mezopotamya Ajansı çalışanı olduğum yönünde maddi hata var. Diyorlar ki ‘Öznur Değer yazılan adreste yaşamıyor.’ Ancak ben o yazılan adreste gözaltına alındım. Evimde birçok yasaklı kitap bulunduğu iddia edildi. Ancak sadece telefonuma el koyulduğu kayıtlarda var. Bu da maddi bir hatadır. Özellikle gizli tanık hakkında konuşmak istiyorum. Söylediklerinin tümünü reddediyorum. Üzerime yapılan suçlamalar kadın kimliğime karşıdır. Bunlara karşı savunma yapmayı gerek duymuyorum.”

    “BİZ KİMSEDEN TALİMAT ALMAYIZ”

    Duruşmaya 5 dakika ara verilmesinin ardından duruşmaya Gazeteci Emrullah Acar‘ın ifadesi ile devam edildi.

    “Kürtçe kendimi daha iyi ifade edebildiğim için Kürtçe savunma yapacağım” dedi. Gazeteci Acar, iddianamede yer alan suçlamalara karşı şu savunmayı yaptı:

    “Özgür basın üzerindeki saldırıları kınıyorum. Mezopotamya Ajansı doğrular üzerinden habercilik yapar. O nedenle burayı tercih ettim. Onlarca kez bu adliyede haber takibi de yaptım. Polisler tarafınca ajanlık teklif edildi, çalışmalarımız engellendi. Ancak bizler gazeteciyiz. Fezlekelere baktığımızda bizden intikam almaya çalışıyorlar. Gözaltında kaldığım sürede MİT’ten gelip ajanlık dayattılar. Kabul etmediğimde ‘seninle görüşeceğiz’ denildi.
    Şimdi ise gizli bir tanığın suçlamaları iddianamede yer alıyor. Dicle Fırat Gazeteciler Derneği’ne (DFG) üye olmakla suçlanıyoruz. E-devlet üzerinden DFG’ye üye oldum. Burada yargılanan Mezopotamya Ajansı’dır. Biz haberlerimizi 5N 1K kuralının yanında vicdanı da ekliyoruz. Bu nedenle bugün yargılanıyoruz. MA, toplumun sesidir. Biz bugün hakikati savunuyoruz. Bazı haberleri rt yapmam suç olarak görülmüş. Kendi evimde gözaltına alındığımda kimi kitaplar yasak görülüp el konuldu. Ancak o kitapları satın aldığımda yasak oluşmuyor. Biz kimseden talimat almayız.”

    Hakimin, “Örgütsel talimatla mı Mezopotamya Ajansı’na girdin?” sorusuna ise Acar, “Kimseden talimat almadım. Gazetecilik bölümünü bitirdikten sonra kendi başvurumla işe başladım. Değer ailesi olduğum için işe başladıktan sonra bana para aktarıldığı söyleniyor. Madem öyle neden işsiz olduğum sürede bu para bana verilmedi?” diye belirtti.

    “GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR”

    Duruşmaya MA Yazı İşleri Müdürü Gazeteci Diren Yurtsever‘in savunması ile devam edildi. 8 yıldır gazetecilik yaptığını belirten Yurtsever, mahkemenin duruşma süresini 17:30 ile sınırlamasını eleştirerek şunları söyledi:

    “Resmi, meşru bir ajans kriminalize ediliyor. Peki neden suçlanıyoruz? En kritik süreçlerde biz bunu hep yaşıyoruz. Seçimlere giderken, ekonomi dibe vurmuşken gazeteciler üzerinde hiç olmayan bir baskı iklimi oluştu. İnsanlar ‘Bu ülkeye adalet lazım’ dediklerinde gözaltına alınıyorlar. Gazeteciliğin kendisi vicdandır. Bizler iktidarın belirlediği sınırlarda kalmadığımız için buradayız. Bizler özgür Kürt basını mensubuyuz. Bizler hak haberciliğini esas alırız. Toplumu ayrıştıran dili benimsemiyoruz. Bizim yaptığımız iş hakikat haberciliğidir. Gazetecilik suç değildir. İktidarın, görünmesini istemediği, Kürt sorununu işleyen haberlerimiz var. Kürt halkının yaşadığı ihlallerin görünmesi istenmiyor.”

    Diren Yurtsever’e, “PKK-HDP aleyhine hiç haber yaptın mı? Diyarbakır anneleri ile ilgili haber yaptın mı?” sorularının yöneltilmesi üzerine avukatlar, “Böyle sorularla savunmayı bölmeyin” diyerek itiraz etti.
    Diren Yurtsever, savunmasının devamında “Ben tarafsız bir gazeteciyim. Sürekli üzerimizden bir algı yaratılıyor. Gazetecilik itibarsızlaştırılıyor. Artık herkes yargının baskısı altında. Peki yargı kimin baskısı altında?
    Evimde hasta tutsakların yazılı olduğu listeye el konuldu. Bu İHD’nin raporlarından alınmadır. Mesleğim gereği açık yaşıyorum, gizli bir şeyim yok. Mesleğimden ötürü onur duyuyorum.”

    “TALİMAT ALAN HİÇ KİMSE GAZETECİ OLAMAZ”

    MA muhabiri Deniz Nazlım ise savunmasında, “Mezopotamya Ajansı, alternatif bir haber ajansıdır. Reuters Haber Ajansı, AFP gibi mecralara dahi haber satan bir ajanstır MA” dedi. Gazeteci Nazlım, “Kimse bana talimat vermedi. Talimat alan hiç kimse de gazeteci olamaz” diyerek şunları söyledi:

    “İddianamede ‘sözde gazeteci’ ifadesi var. Ben bunu kabul edemem. 7 yıldır vergi veren, insanları çalıştıran bir ajans nasıl yasa dışı görülür? Ben gizli bir iş yaparsam neden denetlenebilir bir hesap kullanayım? Usulsüz bir iş olsa elden verilmez miydi? Ben de diğerleri de emeğimizin karşılığını alarak haber yapmışız.
    Bana örgüt kuryesi gibi bir suçlama da yöneltilmiş. Ayrıca haber notları da iddianameye eklenmiş. Ancak o notların bazıları bana ait değil.
    Nagihan Akarsel’in cenazesine katıldığım yazılıyor. Haber takibi için orada olduğum belli. Elimde fotoğraf makinası mevcut. Örgütsel bir yapılaşma içerisinde bulunmadım, bu mesleğime aykırıdır.”

    “BU ÜLKEDEN BENİ KOVSANIZ DA GİTMEM”

    Gazeteci Berivan Altan da savunmasında, yaptığı haberler nedeniyle yargılandığını vurguladı. Yazılan haberlerin illegal gösterildiğini belirterek şunları söyledi:

    “Nagihan Akarsel’in cenaze töreninin olduğu gün haber takibine gittik ancak engellendik. Gizli tanığın suçlamalarını kabul etmiyorum. Beni kriminalize etmeye çalışmış. Örneğin Konya’da Dedeoğlu ailesinin tehdit edildiğini haberleştirdiğim için suçlanıyorum. Ancak o aileden 7 kişi, haberlerim sonrasında vahşice katledildi.
    İşkenceyle, mizansenle gözaltına alınıp tutuklandım. Kürtlere karşı davaların yanı sıra sizin de başkanlığını yaptığınız 10 Ekim Gar Katliamı Davası’nı da MA kimliğimle takip ettim. Benim için ‘kuvvetli suç unsuru var, kaçabilir.’ deniliyor. Bu ülkeden beni kovsanız da gitmem. Ben hakikat gazeteciliğini tercih ettim.”

    “BARIŞ UMUDU DA YARGILANIYOR”

    Gazeteci Ceylan Şahin ise, “Gazetecilik illegal bir meslek gösterilerek” yargılanıyor diyerek şu savunmayı yaptı:

    “Gazeteciler insanlığın dil, din, sınıf ayrımı yapmadan, tüm bireylerin sorunlarıyla ilgilenir. Bu yargılamalar sadece gazetecilerin değil, barış umudunun da yargılanması anlamına gelir. Haberlerimde hiçbir ayrıştırmaya gitmedim.”

    “SOSYAL MEDYA PAYLAŞIMLARIM SUÇ OLARAK GÖRÜLMÜŞ”

    Gazeteci Selman Güzelyüz de yaptığı savunmada, “Disk Basın İş ve Uluslararası Gazetecilik Federasyonu üyesiyim ancak ‘sözde gazeteci’ diye suç isnat ediliyor. İddianamede gizli tanık ‘HDP haberlerini yapanların başında geliyor’ demiş. Ancak ben ağırlıklı olarak ekonomi muhabirliği yaptım.
    Öğrenciyken aldığım bursları ödeyemediğim için hesaplarıma haciz kararı vardı. O nedenle yakınlarımın hesap kartlarını kullandım. Bundan dolayı farklı ifadeler var. Ayrıca sosyal medya paylaşımları da suç görülmüş. Bana isnat edilen suçları kabul etmiyorum” ifadelerini kullandı.

    JinNews çalışanı Gazeteci Habibe Eren, yaptığı haberlerin suça delil olarak sunulduğunu belirterek savunmasında şunları söyledi:

    “Kadın gazeteci olarak yıllardır çoğunlukla cezasızlık haberleri yazdım. Yığınla suçlu insan dışarıda serbest dolaşırken biz gazetecilik faaliyetimiz nedeniyle buradayız. Toplumun ötekilerine mikrofon uzattığımız için aslında bugün yargılanıyoruz.
    JinNews, ‘erkekler ne der?’ demeden yayına başladı. Eril dili reddeden medyanın kadın gözüdür. Peki neden böyle bir medyaya ihtiyaç var? Sistematik olarak kadın katliamları, çocuk istismarı sistematik işlenmekte. Karadenizde Yeşil Yol Projesi’ne karşı ‘devlet benim’ diyen ya da Diyarbakır’da çocuğunun bedenini buzdolabında tutmaya çalışan annenin sesi oldu JinNews. Bugün kamu gazeteciliği yürüttüğümüz için yargılanıyoruz. Demokrasi bekçiliği görevi yürütüyoruz. Kürt kadın gazeteci olduğum için yargılanıyorum. Çin’den sonra en fazla gazeteci tutuklayan ülke Türkiye. Bizim şahsımızda toplum yargılanıyor. Yargılanmamızı gerelen somut birşey yok. Talimatla haber yapıldığı söyleniyor. Bu mümkün müdür? Dokuz yıldır habercilik yapıyorum. Binlerce haberim var. Yani benim ömrüm talimat beklemekle mi geçti?”

    “AA’YA HELAL OLAN BİZE NEDEN HARAM OLUYOR?”

    Gazeteci Hakan Yalçın ise tutuklanmadan önce Van’da çalıştığını belirterek, “Adliye muhabirliği yapmaktaydım. Her gün onlarca kişi düşünce suçlusu olarak tutuklanıyordu. Fikren muhalifseniz malesef bu tür baskılar da oluyor. Van’dan gözaltına alınıp Ankaraya getirildim. Havaalanında polis, kafama silah dayayıp tehditlerde bulunup ağır sözler kullandı. Gizli tanık ifadelerini kabul etmiyorum. Yaptığım binlerce haber içerisinden 3 tane Kürt sorununa ilişkin haber delil olarak önümüze getiriliyor. Geçen hafta Millet İttifakı lideri Van’da Kürt sorununa ilişkin konuştu. Anadolu Ajansı bunu haberleştirdi. AA’ya helal olan bize neden haram oluyor?” sözleriyle tahliyesini talep etti.

    Yeniyaşam Gazetesi dağıtımcısı Hamdullah Ayhan ise Musa Anter’in katledilmesi sonrası gazeteciliğe ilgi duyduğunu belirtti. Daha önceki yıllarda benzer yargılamalara maruz kaldığını ifade eden Ayhan, “Farklı illerdeki çalışmalarım sorgulanmakta. Seyahat özgürlüğüm yok mu? Ayrıca gittiğim illerde çalışıyor görünüyorum. Gazete dağıtımcılığı kapsamında iyi bir maaş alıyorum. Parayı da örgüte gönderiyormuşum. Bunu kabul etmiyorum” dedi.

    “GÖRÜNMEYENİ GÖRÜNÜR KILDIKLARI İÇİN MEZOPOTAMYA AJANSI’NDA ÇALIŞTIM”

    Duruşmada son dinlenen isim ise Mehmet Günhan oldu. Günhan, yaptığı kısa savunmada, “Görünmeyeni görünür kıldıkları için Mezopotamya Ajansı’nda çalıştım. Arkadaşlarımla birlikte kısa da olsa çalışma yürütmekten ötürü onur duyuyorum. Adli kontrol şartımın kaldırılmasını talep esiyorum. Eğer o imza atma zorunluluğum olmasaydı deprem bölgesine yardıma gidecektim” dedi.

    Avukat savunmalarına geçildi.

    “MÜVEKKİLLERİN TAHLİYESİNİ TALEP EDİYORUZ”

    Zamanın kısıtlı olması nedeniyle tüm avukatlar adına Avukat Resul Tamur konuştu. Tamur, “İddia makamı, kollukla birlikte sürekli “sözde gazeteci” ibaresini kullanıyor. Bu hukuki değil. Yok saymaya, itibarsızlaştırmaya yöneliktir. Anayasaya göre ‘basın hürdür ve sansür edilemez’ denilmekte. Van’da helikopterden atılan 2 Kürt vatandaşın haberini yaptıkları için gazetecilerin ‘örgütsel bağları var’ suçlaması söz konusuydu. O dosyada yargılanan gazeteci Cemil Uğur hakkında mahkeme, tutuklanamaz kararı verdi ve yargılanan gazeteciler beraat etti. Devlet reklamcılığı yapmadıkları için, suçlama konusu oluyor. Devlet yanlısı haber yapan fazlaca kurum var. Bir de karşıdan bakmak gerekiyor. Kürt basını, devlet reklamcılığından sıyrıldığı için özgür basın alanını yaratmış bulunuyor. Mezopotamya Ajansı, tutuklananlar hariç 80 çalışanı ile yayına devam ediyor. Dosya, savcılık ve kolluğun kendi ifadeleriyle oluşturulmuştur. El konulan kitaplar da iddianamede söz konusu. Suç delili olarak değerlendirilemez. Gizli tanık beyanı çıplak şekilde ortada duruyor. Müvekkillerin tahliyesini talep ediyoruz” dedi.

    Duruşmaya 20 dakika ara verildi.

    PİRHA/ANKARA

  • 26. Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri sahiplerine verildi

    26. Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri sahiplerine verildi

    PİRHA-Bu yıl 26’ıncısı düzenlenen Metin Göktepe Gazetecilik Ödülleri sahiplerine verildi.

    Gözaltına alındıktan sonra katledilen Evrensel Gazetesi muhabiri Metin Göktepe ile görevi başında yitirilen gazetecilerin anılarını yaşatmak, genç gazetecileri gerçekleri esas alan bir habercilik konusunda özendirmek amacıyla ilki 1998 yılında verilen Metin Göktepe Gazetecilik Ödüllerinin 26’ıncısı düzenlendi.

    Ödüller, Göktepe’nin doğum günü vesilesiyle Şişli Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Evi’nde düzenlenen törenle sahiplerine verildi.

    Dersim Gazetesinde yayımlanan “Herkesin sesini duyan var, onların yok: Abdallar depremde de ayrımcılığa uğruyor” başlıklı haberiyle Yerel Gazetecilik Ödülüne layık görülen Murat Güneş ödülünü Şişli Belediye Başkanı Muammer Keskin’in elinden aldı.

    “Ferhat Encü’ye tokat, gazetecilere engelleme” başlıklı haberiyle Görüntülü Haber Ödülüne layık görülen Artı TV’den Mehmet Zeki Kaya ödülünü gazeteci Elif Ilgaz’ın elinden aldı.

    İŞTE ÖDÜL KAZANAN İSİMLER 

    Bu yıl Yazılı Haber Ödülü’nü Timur Soykan, BirGün’de ‘Karanlık dünya bir çocuğu yuttu’ başlığıyla yayımlanan haberiyle kazandı. Görüntülü Haber Ödülü’nü, Artı TV’de yayımlanan “Ferhat Encü’ye tokat, gazetecilere engelleme” başlıklı haberiyle Mehmet Zeki Kaya aldı.

    Görüntülü Haber dalında, Muhabir Tunca Öğreten, Kameramanlar Murat Baykara ve Ömer Çakan, Voys Media Youtube kanalında yayımlanan ‘Med Çıkmazı’ başlıklı haberle Jüri Özel Ödülü’nü almaya hak kazandı.

    Bu yılki yarışmada Fotoğraf Ödülü’nü, 19 Şubat 2023 tarihini taşıyan, BirGün’de yayımlanan “Biz de öldük ama gömülmedik” isimli fotoğrafıyla Uğur Şahin kazandı.

    Yerel Gazetecilik Ödülü’nü de Murat Güreş, Dersim gazetesinde 26 Şubat 2023 tarihinde “Herkesin sesini duyan var, onların yok: Abdallar depremde de ayrımcılığa uğruyor” başlığıyla yayımlanan haberiyle kazandı.

    Jüri, son dönemde toplu tutuklamalara maruz kalan Mezopotamya Ajansı ve Jin News muhabirleri ile depremde yaralanan gazetecilerden İskenderun Ses Muhabiri Akın Bodur’a Jüri Özel Ödülü verilmesini kararlaştırdı.

    Ödülleri Banu Tuna, Celal Başlangıç, Meltem Akyol, Hüseyin Aykol, Mustafa Kemal Erdemol, Nazım Alpman, Pelin Ünker, Semra Kardeşoğlu, Yücel Göktürk’ten oluşan jüri belirledi.

    Devrim FINDIK/ İSTANBUL

  • Dicle Fırat Gazeteciler Derneği: Mart ayında 8 gazeteci saldırıya uğradı, 1’i tutuklandı

    Dicle Fırat Gazeteciler Derneği: Mart ayında 8 gazeteci saldırıya uğradı, 1’i tutuklandı

    PİRHA-Dicle Fırat Gazeteciler Derneği’nin Mart ayı raporuna göre, 8 gazeteci saldırıya uğradı, 16’sı gözaltına alındı, 1’i tutuklandı, 330 habere ve bin 84 sosyal medya içeriğine erişim engeli getirildi.

    Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), Mart ayı Gazetecilere Yönelik Hak İhlalleri Raporu’nu yayımladı. 14 Mayıs seçimlerine dikkat çekilen raporda, “Bu kadar önem atfedilen seçimlere giderken seçim güvenliği de tartışılan konuların başında yer alıyor. Seçim güvenliğinin ana unsurlarından olan basın özgürlüğü ise abluka altında. Seçim yaklaştıkça basına yönelik baskılar da bu süreçte gün geçtikçe artıyor. İktidar yanlısı haber yapmayan her gazeteci, her haber sitesi, ajans, radyo ve televizyon kanalı hedef alınıyor, cezalar yağdırılıyor” ifadeleri kullanıldı.

    Raporda, gazetecilere yönelik gözaltı işlemlerinde “Sansür Yasası” maddelerinin gerekçe olarak kullanıldığı vurgulanırken, “Seçimler yaklaştıkça iktidarın politikalarına karşı sesini yükselten, rahatsızlıklarını dile getiren yurttaşlara mikrofon uzatan gazeteciler, bu yasa kapsamında gözaltına alınmaya, haklarında dava açılmaya devam ediliyor. Bu kapsamda yasa tasarısının ilk meclise sunulduğu günden itibaren diğer meslek örgütleriyle birlikte yaşanabileceklere işaret edip, basın ve ifade özgürlüğünün önünde engel olabileceğini belirtmiştik. Bu nedenle bir kez daha verdiğimiz mücadeleyi yasa geri çekilinceye kadar sürdüreceğimizi vurguluyoruz” denildi.

    8 GAZETECİ SALDIRIYA UĞRADI

    Toplumsal eylemlere müdahale sırasında polislerin gazetecileri hedef aldığı belirtilen raporda, şunlar kaydedildi:

    “Ay içerisinde 8 gazeteci saldırıya uğradı, 16’sı gözaltına alındı ve 1’i de tutuklandı. Gazetecilere yönelik yargı kıskacı da Mart ayında devam etti. 4 gazeteci hakkında soruşturma, 5’i hakkında ise dava açıldı. 41 ayrı yargılamanın devam ettiği geçtiğimiz ayda gazetecilere 2 yıl hapis ile 48 bin 746 TL para cezası verildi. 2 meslektaşımız ise işten çıkartıldı. Çağımızın iletişim araçlarından olan internet yayıncılığına yönelik iktidarın ve yargının baskıcı tutumu değişmedi. 8 internet sitesi kapatılırken 330 habere bin 84 sosyal medya içeriğine erişim engeli getirildi.

    Özellikle seçimler yaklaşırken RTÜK’ün iktidar propagandası yapmayan kanalları daha fazla hedef almaya başladı. Bu durumun dozajı öyle bir arttı ki RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, gazetecileri hedef alan, hakaret içerek açıklamalarını sanal medya üzerinden yapmaya başladı. TV yayınında tutuklu bir siyasetçi olan Selahattin Demirtaş’ın kitabından söz eden programcıyı ‘provokatörlük yapma’ diye hedef aldı ve kanalı da ceza vermekle tehdit etti. Nitekim bu açıklamanın ardından kanallara ceza yağdı. Halk adına yayıncılığı denetlemesi gereken RTÜK’ü iktidar denetçisi olmaktan çıkmaya çağırıyoruz.”

    8 Haziran’da Diyarbakır’da gözaltına alınıp 16 Haziran’da tutuklanan 16 gazetecinin durumuna da değinilen raporun değerlendirme kısmında şu ifadelere yer verildi:

    “10 ayın ardından tamamlandı. Savcılık tarafından Diyarbakır 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’ne sunulan iddianameye dair henüz bir karar çıkmadı. 28 Mart’tan bu yana iddianameyi inceleyen mahkemenin en kısa sürede duruşma tarihi vererek tutuklu meslektaşlarımızın özgürlüğü noktasında bir karar vermesini bekliyoruz, bu sağlanıncaya kadar da mücadelemizi sürdüreceğimizi belirtiyoruz.”

    Rapora yansıyan hak ihlalleri ise şöyle sıralandı:

    GAZETECİNİN YAŞAM HAKKI VE GÜVENLİĞİNE YÖNELİK İHLALLER

    *Saldırıya uğrayan gazeteciler: 8
    *Evine baskın düzenlenen gazeteciler: 1
    *Gözaltına alınan gazeteciler:16
    *Tutuklanan gazeteciler:1
    *Kötü muameleye maruz kalan gazeteciler:4
    *Tehdit edilen gazeteciler:1
    *Haber takibi engellenen gazeteciler: 12

    GAZETECİYE YÖNELİK DÜŞÜNCE VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ İHLALLERİ

    *Hakkında Soruşturma Açılan Gazeteciler: 4
    *Hakkında Dava Açılan Gazeteciler: 5
    *Cezalandırılan Gazeteciler Kişi Sayısı: 3
    * Hapis Cezası: 2 yıl
    * Para Cezası: 48.746 TL

    YARGILAMASI DEVAM EDEN GAZETECİLER

    * Dosya Sayısı: 41
    * Kişi Sayısı: 77
    * Tutuklu Gazeteci Sayısı (01 Nisan 2023 itibariyle): 87
    * Gazetecinin Ekonomik/Sosyal Haklarına Yönelik İhlaller
    * İşine Son Verilen Gazeteciler: 2

    BASIN –MEDYA KURULUŞLARINA YÖNELİK ENGELLEME VE SANSÜR

    * RTÜK Cezaları Program Durdurma: 13
    * Ceza Sayısı: 10
    * Yayın Yasağı Kararı: 1

    İNTERNET- DİJİTAL MEDYA MECRALARINA YÖNELİK ERİŞİM ENGELİ

    * Kapatılan İnternet Sitesi:8
    * Erişim Engeli Getirilen Haberler: 330
    * Erişim Engeli Getirilen Sosyal Medya İçeriği: 1084

    Devrim FINDIK/ İSTANBUL

  • Gazeteci Sezgin Kartal’ın duruşmasına çağrı: 4 Nisan’da Çağlayan’dayız!

    Gazeteci Sezgin Kartal’ın duruşmasına çağrı: 4 Nisan’da Çağlayan’dayız!

    PİRHA-Gazeteci Sezgin Kartal’ın 4 Nisan Salı günü görülecek olan ilk duruşmasına yönelik yapılan çağrıda, ” Bizler biliyoruz ki Sezgin Kartal tüm diğer özgür basın çalışanları gibi emekçilerin, halkların, öğrencilerin, Alevi hak mücadelesini ve kadınların sesini duyuran bir gazetecidir” denildi.

    10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde gözaltına alınan daha sonra tutuklanarak Marmara Kapalı Cezaevi’ne gönderilen gazeteci Sezgin Kartal’ın ilk duruşması 4 Nisan Salı günü Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nda görülecek.

    22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde saat 14.00’te başlayacak olan duruşma öncesi saat 13.00’te adliye önünde basın açıklaması yapılacak. Kartal’ın arkadaşları duruşmaya çağrı yaparken, şu ifadelere yer verildi:

    “ALEVİ HAK MÜCADELESİNİN SESİNİ DUYURAN BİR GAZETECİDİR”

    “10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde gazeteci Sezgin Kartal ev operasyonu ile gözaltına alındı. Ve 13 Ocak’tan beri tutuklu. Düzmece iddialarla tutuklanan Sezgin Kartal’ın özgürlüğüne kavuşması için 4 Nisan Salı günü Çağlayan Adliyesi’nde olacağız.

    Bütün demokrasi için mücadele edenleri ilk duruşmasına bekliyoruz. Bizler biliyoruz ki Sezgin Kartal tüm diğer özgür basın çalışanları gibi emekçilerin, halkların, öğrencilerin, Alevi hak mücadelesini ve kadınların sesini duyuran bir gazetecidir.

    Emekten, haktan, özgürlükten yana olan gazetecileri gözaltına alarak yıldıramazsınız. Bu ülkede gazeteciler gerçekleri yazdığı için tutuklanıyor. Binlerce gazeteci hapishanede. Gazetecilere dönük bütün bu saldırılar; gazeteciler şahsında bütün topluma, demokrasiye ve özgürlüğe saldırıdır.

    Bizler buradan bir kez daha sesleniyoruz özgür basın üzerindeki baskılar kaldırılsın, cezaevlerinde olan gazeteciler serbest bırakılsın.”

    PİRHA / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    >Gazeteci Sezgin Kartal tutuklandı
    >Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu: Sezgin Kartal yalnız değildir!
    >Gazeteci Sezgin Kartal: 3 gün boyunca içme suyu verilmedi!
    >Gazeteci Kartal hakkında iddianame hazırlandı: Saç, alın, burun, yanak benzerliği ‘suç’

  • TV10 davasında aleyhte karar: Erdoğan’ın avukatlarının ücretlerini de istiyorlar-VİDEO

    TV10 davasında aleyhte karar: Erdoğan’ın avukatlarının ücretlerini de istiyorlar-VİDEO

    PİRHA- Anayasa Mahkemesi’nin kararına rağmen TV10’nun KHK ile kapatılmasına karşı açılan davada aleyhte karar verildi. Kapatılan TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, “Anayasa Mahkemesi geçtiğimiz yıl ilgili KHK’yı iptal etti. KHK’nın anayasaya aykırı olduğu, televizyonların bu şekilde kapatılamayacağını söyledi. Birkaç gün önce de bu dava Anayasa Mahkemesi’nin kararına rağmen aleyhimize sonuçlandı. Sarayda oturan Cumhurbaşkanının avukatlarının parasını benden tahsil etme kararı da almışlar” dedi.

    15 Temmuz 2016’da darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hal (OHAL) ile birlikte birçok televizyon, radyo, gazete, ajans ve dergi Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile kapatıldı. Televizyon kanallarına yönelik 28 Eylül 2016 günü gerçekleşen ikinci dalga da Hayatın Sesi TV, Jiyan TV, Van TV ile TV10’un da aralarında bulunduğu 12 televizyonun da yayını herhangi bir bildirim yapılmadan kapatıldı.

    15 Temmuz darbe girişiminin ardından, Alevilerin sesi TV10, 28 Eylül 2016 tarihinde Resmi Gazete’de yayımlanan 668 sayılı KHK ile kapatılmış, 04 Ekim 2016 tarihinde mühürlenmiş ve mal varlıkları TMSF tarafından satılmıştı.

    Yaşana sürece ilişkin açtıkları davanın geçtiğimiz günlerde aleyhleri yönünde sonuçlandığını açıklayan TV10’un Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, Can TV’de yayımlanan “Can Aktüel Gün Ortası” programında kararı değerlendirdi. Hükmün, Anayasa Mahkemesi kararına aykırı olduğunu belirten Büyükşahin, “İlginç olan bir diğer yön ise sarayda oturan Cumhurbaşkanının avukatlarının parasını benden tahsil etme kararı da almışlar” dedi.

    “CUMHURBAŞKANI AVUKATLARININ VEKALET ÜCRETLERİNİ DE BENDEN İSTİYORLAR”

    Büyükşahin‘in açıklamaları şöyle:

    “Olağanüstü hallerden, bu sistemden en çok mağdur olan emekçiler, yoksullar, Aleviler, Kürtler gibi toplumsal kesimlerdir. TV10 Alevi toplumunun araçlarından bir tanesiydi. Görünür olma, ihtiyacını belirleme, asimilasyona dur deme araçlarından bir tanesiydi. Yeni sonuçlanan bir davamız var. Danıştay’a bir dava açmıştık. Anayasa Mahkemesi ilgili KHK’yı iptal etmişti. Bunun üzerine yeni davalar açtık. Yeni sonuçlandı ve reddedildi. İlginç olan bir diğer yön ise sarayda oturan Cumhurbaşkanının avukatlarının parasını benden tahsil etme kararı da almışlar. TV10 ile ilgili hiçbir mahkeme kararı olmadan, uyduruk bir KHK ile kapatıldı. Anayasa Mahkemesi geçtiğimiz yıl ilgili KHK’yı iptal etti. KHK’nın anayasaya aykırı olduğu, televizyonların bu şekilde kapatılamayacağını söyledi.

    Bunun üzerine biz bunu gerekçe yaparak Danıştay’a bir kez daha dava açtık. Yürütmenin durdurulmasını talep ettik. Cumhurbaşkanlığı ve RTÜK’ün de aralarında olduğu belli kurumlara dava açtık. Birkaç gün önce de bu dava Anayasa Mahkemesi’nin kararına rağmen aleyhimize sonuçlandı. AYM kararına göre bütün haklarımızın olduğu gibi teslim edilmesi, süreç içerisindeki maddi, manevi kayıplarımızın giderilmesi gerekiyordu. Fakat mahkeme AYM’nin kararına karşı bir karar alıyor ve aynı zamanda Cumhurbaşkanı ve RTÜK avukatlarının vekalet ücretlerinin de benden tahsil edilmesine hükmediyor.

    “ALEVİ TOPLUMU İLK DEFA BU KADAR GÖRÜNÜR OLDU”

    TV10 süreci Alevi ve Türkiye demokratik kamuoyu açısından çok önemli. Alevi toplumu belki de ilk defa bu kadar görünür oldu. Asimilasyonun önüne bir set çekti. Aynı zamanda Türkiye demokratik muhalefeti ile Alevileri bir araya getirdi. Ana akım medyanın, belli sermaye gruplarının beslediği, yönlendirdiğinin ötesinde daha katılımcı, demokratik, basın, yayın ilkelerine uyan, bunu kendine rehber edinen ve Alevi toplumunun lokmalarıyla ayakta duran bir televizyon oldu. Dolayısıyla bu toplumda çok büyük karşılık buldu. TV10’nun kapatılma sürecinde yalnızca Alevilere bir darbe vurulmadı. Kadın, çevre hareketi, demokratik muhalefet, Kürtler, gençlere vuruldu bu darbe.

    Soma katliamı olduğunda günlerce canlı yayın yaptık. Tek gündemimizdi bu. Çünkü Soma Alevidir. Yani inanç olarak demiyorum. Orayı Alevi olarak görürüz. Emekçiyi Alevi olarak görürüz. Kadın Alevidir. Çevre katliamlarına Alevi bakış açısı olarak baktığımızda sahipleniriz. Toplumun her kesimine yönelik bütün saldırılarda, katliamlarda TV10 sorumluluk alanı olarak gördü. Bunun için mücadele etti. Ekranlarına taşıdı. Ayrıca çok dilli bir televizyon. Türkçe, Kürtçe, Zazaca, Arapça’yı ve farklı sürekleri ekrana taşıdı. Tam da devletin, sistemin rahatsız olduğu noktalar bunlardı.”

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

     

  • Tutuklu Gazeteci Sezgin Kartal’ın ilk duruşması 4 Nisan’da görülecek

    Tutuklu Gazeteci Sezgin Kartal’ın ilk duruşması 4 Nisan’da görülecek

    PİRHA-Tutuklu bulunan Gazeteci Sezgin Kartal’ın ilk duruşması 4 Nisan 2023 günü Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nda görülecek.

    13 Ocak 2023 tarihinde tutuklanan Karşı Mahalle muhabiri Sezgin Kartal’ın ilk duruşması 4 Nisan 2023 günü Çağlayan’daki İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde saat 14.00’te görülecek. Kartal için saat 13.00’te ise adliye önünde basın açıklaması yapılacak.

    Devrim FINDIK/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    >Gazeteci Sezgin Kartal tutuklandı
    >Avusturya Alevi Birlikleri Federasyonu: Sezgin Kartal yalnız değildir!
    >Gazeteci Sezgin Kartal: 3 gün boyunca içme suyu verilmedi!
    >Gazeteci Kartal hakkında iddianame hazırlandı: Saç, alın, burun, yanak benzerliği ‘suç’

  • DFG’den “Depremde Gazetecilere Yönelik Hak İhlalleri” raporu

    DFG’den “Depremde Gazetecilere Yönelik Hak İhlalleri” raporu

    PİRHA-“Depremde Gazetecilere Yönelik Hak İhlalleri” başlıklı bir rapor yayımlayan Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), deprem bölgelerinde zor şartlar altında çalışan gazetecilerin uğradığı hak ihlallerini paylaştı.

    Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) “2023 Depremde Gazetecilere Yönelik Hak İhlalleri Raporu” yayımladı. Raporda, merkez üssü Maraş olan depremlerde 26 gazetecinin enkaz altında hayatını kaybettiği belirtilirken, bölgede çalışan gazetecilerin uğradığı hak ihlalleri paylaşıldı.

    “YAŞANANLARI GÖRÜNTÜLEYEN GAZETECİLER ENGELLENDİ”

    Raporda şu ifadelere yer verildi:

    Biliyoruz ki meslektaşlarımızın büyük bir bölümü de arama ve kurtarma çalışmalarının geç başlaması sonucu can verdi. Adıyaman, Malatya ve Hatay başta olmak üzere bu kentlerde yerel gazetecilik yapan meslektaşlarımızın geride kalan çalışma arkadaşları da bürolarının yıkılması nedeniyle ya çadırlarda çalışmaya başladı ya da çalışamaz hale geldi. Yıkımlarla birlikte bürolarını, teknik malzemelerini kaybeden gazetecilerin arşivleri de yok oldu.

    Böylesi büyük bir yıkıma gecikmeli ve eksik müdahale eden iktidar Olağanüstü Hal (OHAL) ilan etmekte gecikmedi. OHAL ile birlikte de ilk iş olarak sahada, enkaz başlarında yaşananları görüntüleyen gazeteciler engellendi. Yapılan başvurular üzerine ise gazetecilerin ya iktidar yandaşları dışında kimseye verilemeyen “turkuaz kart” taşımaları istendi ya da valiliklerden izin almaları istedi. Gözaltına alınan gazeteciler “sahtecilikle” ya da haber kaynaklarının kullandığı ve henüz yayınlanmayan ifadeleri nedeniyle “yanlış bilgi yaymak” iddiasıyla suçlandı. DFG olarak diğer meslek örgütleriyle birlikte karşı çıktığımız “Sansür Yasası” da bu süreçte devreye konuldu.

    “GAZETECİLİK SUÇ DEĞİLDİR”

    Sahada engellemelerin yanı sıra sansür ve erişim engelleri de getirildi. Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından aralarında internet siteleri ve Youtube kanallarının da olduğu 340 URL’ye erişim engeli getirildi. Türkiye’de baskılı yayın yapan tek Kürtçe gazete olan Xwebûn gazetesi ile Ortadoğu merkezli kadın yayıncılığı yapan NuJİNHA’nın Twitter adresleri de kapatıldı.

    Tüm bu engelleme, baskı ve sansüre rağmen gazeteciler sahada olmaya devam etti. Deprem, yıkım, savaş ne olursa olsun hakikat arayışçısı olan sahadan ayrılmayacağız, kalemimizi, fotoğraf makinemizi bırakmayacağız. DFG olarak da zor şartlarda çalışan meslektaşlarımızla dayanışma içinde olmaya devam edeceğiz. Bir kez daha vurguluyoruz: Gazetecilik suç değildir. Gazetecilik engellenemez.”

    SALDIRIYA UĞRADILAR, GÖZALTINA ALINDILAR

    Rapora göre 14 gazeteci saldırıya uğradı, 4 gazeteci gözaltına alındı. 5 gazeteci kötü muameleye maruz bırakılırken, 6 gazeteci tehdit edildi. 19 gazetecinin de haber takip etmesi engellendi. 6 gazeteci hakkında soruşturma açıldı. 3 gazetecinin işine son verildi. RTÜK tarafından yayın yasağı, para cezası ve ekran karartma cezası verildi. 2 internet sitesi kapatıldı. 2 habere erişim engeli getirildi. 345 sosyal medya içeriğine erişim engeli getirildi.

    HAYATINI KAYBEDEN GAZETECİLER

    Raporda, hayatını kaybeden gazetecilerin isimleri de yer aldı. Buna göre Adıyaman’da Burak Alkuş (Adıyaman Ses), Hidayet Özdemir (Gazeteci -Yazar), İskender Korkut (Mercan TV), Kemal Öner (Adıyaman Telgraf), Muhammed Akan (Adıyaman Haber), Ruhi Akan (Jet Haber), Yunus Emre Doğan (Mercan TV), Zübeyir Pektaş (Halkın Sesi), İsmail Hakkı Koçak (Mercan TV), Fatih Bayın (Radyo Tek) ile Barış Can Tabakçı yaşamını yitirdi.

    Hatay’da Ayşe Figen Arlı (İskenderun Ses), Burak Milli (AA), Gökhan Aklan (İHA), İzzet Nazlı (DHA), Neşet Alkan (Haber Ekspres), Erhan Yılmaz (23 Temmuz Gazetesi), Mehmet Tekin (Emekli Gazeteci), Hasan Seid Okay (Emekli Gazeteci) ve Berkay Akay hayatını kaybetti.

    Maraş’ta Mustafa Yüzbaşıoğlu (Bugün), Aziz Çevlik (Manşet), Fatih Nalbantbaşı (Maraş Medya Merkezi), Adana’da Meltem Özgen (CRT/TV sunucusu) Antep’te de Fatma Erdoğan yaşamını yitirdi.

    PİRHA / İSTANBUL

  • MA’da yayımlanan 149 haberden gazetecilere iddianame hazırlandı

    MA’da yayımlanan 149 haberden gazetecilere iddianame hazırlandı

    PİRHA-9’u tutuklu 11 gazeteci hakkında üç ay sonra iddianame hazırlayan savcılık, Mezopotamya Ajansı’nda yayımlanan 149 haberi iddianamede sıraladı. Irkçı saldırılara dair haberler de dahil birçok haber suçlama konusu yapıldı.

    Ankara merkezli soruşturma kapsamında 9’u tutuklu 11 gazeteci hakkında üç buçuk ay sonra iddianame hazırlandı. Mezopotamya Ajansı tüzel kişiliği olmasına rağmen iddianamede sanık olarak gösterilirken, ajansta yer alan 149 haber iddianamede sıralandı.

    Mezopotamya Ajansı’ndan Özgür Paksoy’un haberine göre tutuklu Mezopotamya Ajansı (MA) Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, muhabirleri Berivan Altan, Ceylan Şahinli, Deniz Nazlım, Selman Güzelyüz, Emrullah Acar ile JINNEWS muhabirleri Habibe Eren ve Öznür Değer, tutuksuz yargılanan MA muhabiri Zemo Ağgöz ile bir süre MA’nın Ankara bürosunda stajyer olarak çalışan Mehmet Günhan hakkında yürütülen soruşturma tamamlandı.

    IRKÇI SALDIRILARIN HABERLERİ DE SIRALANDI

    Üç buçuk ay sonra tamamlanan 210 sayfalık iddianamenin büyük bölümünde Mezopotamya Ajansı’nda yer alan 149 habere yer verildi. Haberlerin yanı sıra gazetecilerin ifadeleri, el konulan dijital materyallerin inceleme sonuçları ile HTS kayıtları delil olarak gösterildi.

    Konya’nın Meram ilçesinde ırkçı saldırı sonucu katledilen Dedeoğulları ailesiyle ilgili haberler de suçlama konusu yapıldı. İddianamede, katledilen ailenin yakınlarının katliam sonrası olaya dair tanıklıklarının yer aldığı haberlerin yer alması dikkat çekti. Öte yandan Dedeoğulları ailesinin katledilmesine dönük protesto eylemleri ve açıklamalarla ilgili haberler, gazetecilere suçlama olarak yöneltildi.

    GAZETECİNİN HALAY ÇEKMESİ SUÇLAMA KONUSU YAPILDI

    Gazetecilerin legal/illegal eylemlere katıldığını iddia eden savcılık, söz konusu eylemlere ilişkin herhangi bir delil sunmadı. İddianamede gazetecilerin haber yapmak için katıldıkları cenaze törenleri de suçlama konusu yapıldı. Gazetecilerin ailelerinden bireyler hakkında açılan dava ya da var olan arama kararlarının yanı sıra hala iletişim halinde olmaları da suçlama konusu yapıldı. Gazeteci Zemo Ağgöz’un hakkında bir dosyadan dolayı yakalama kararı bulunan ve Fransa’da iltica eden ablasıyla irtibatlı olması da iddianameye konu edildi.

    Gazetecilerin halay çekip şarkı söylemesi de suçlama konusu yapıldı. Gazeteci Selman Güzelyüz’ün katıldığı bir piknik etkinliğinde şarkı söyleyip halay çekmesi de suç olarak gösterildi. Ancak söz konusu suçlamaya dair herhangi bir belge ve görüntü sunulmadı.

    11 GAZETECİYE TOPLAM 165 YIL HAPİS TALEBİ

    İddianamede, gazeteciler hakkında 17 Şubat 2021 ile 8 Eylül 2021 tarihleri arasında iletişim dinlenmesinin yapıldığı ortaya çıktı. İddianamede, PKK/KCK tarihine üç kez, gizli ve açık tanıkların gazetecilerle ilgili olmayan beyanlarına 2 kez yer veren savcı, gazetecilerin “örgüt üyesi” olduğunu iddia etti. Savcı, 11 gazeteci hakkında ayrı ayrı 7 buçuk yıldan 15 yıla kadar hapis cezası verilmesini talep etti. İddianame, Ankara 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Tutuklu Gazeteci Sezgin Kartal için sosyal medya kampanyası düzenlenecek

    Tutuklu Gazeteci Sezgin Kartal için sosyal medya kampanyası düzenlenecek

    PİRHA-13 Ocak gününden beri tutuklu bulunan Gazeteci Sezgin Kartal için bu akşam saat 21.00’de “Sezgin Kartal’a Özgürlük” talebiyle sosyal medya kampanyası düzenlenecek.

    İstanbul’da 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü’nde evi polis tarafından basılarak gözaltına alınan, daha sonra tutuklanan Gazeteci Sezgin Kartal‘ın serbest bırakılması ve daha fazla hak ihlaline uğramaması için bu akşam saat 21.00’de #SezginKartalaÖzgürlük etiketiyle sosyal medya kampanyası düzenlenecek.

    Kartal, avukatı aracılığıyla gönderdiği mesajında 6 gün boyunca tek kişilik hücrede tutulduğunu, kendisine 3 gün boyunca da içme suyu verilmediğini söylemişti.

    PİRHA/İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER:

    Sezgin Kartal için tutuklama talebi: ‘Alevi dünyasının sesi, soluğuydu’-VİDEO
    >Gazeteci Sezgin Kartal tutuklandı
    >Gazeteci Sezgin Kartal: 3 gün boyunca içme suyu verilmedi!

  • ‘Cumhurbaşkanı’na hakaret’ iddiasıyla yargılanan Gazeteci Ender İmrek beraat etti

    ‘Cumhurbaşkanı’na hakaret’ iddiasıyla yargılanan Gazeteci Ender İmrek beraat etti

    PİRHA-Evrensel Gazetesi Yazarı Ender İmrek, kaleme aldığı ‘Türkiye yanıyor, saray izliyor’ başlıklı yazısı nedeniyle ‘Cumhurbaşkanı’na hakaret’ suçlamasıyla açılan davada beraat etti.

    Evrensel Gazetesi Yazarı Ender İmrek’in 30 Temmuz 2021 tarihinde kaleme aldığı “Türkiye yanıyor, saray izliyor” başlıklı yazısı nedeniyle ‘Cumhurbaşkanı’na hakaret’ suçlamasıyla açılan davanın ikinci duruşması Bakırköy 44. Asliye Ceza Mahkemesinde görüldü.

    Bir önceki duruşmada İmrek’in gazeteci olup olmadığının Türkiye Gazeteciler Sendikası’na (TGS) sorulmasına karar verilmişti. Bugünkü duruşmada TGS’ye yazılan müzekkereye cevap verildiği görüldü.

    SAVCI BERAAT İSTEDİ

    Mütalaasını açıklayan cumhuriyet savcısı, yangınlar nedeniyle yazılan yazının tümü itibarıyla yangınların söndürülmesindeki olayları eleştiri niteliği bulunduğundan cumhurbaşkanına yönelik herhangi bir hakaret olmadığı nedeniyle İmrek hakkında beraat talep etti.

    Mütalaaya karşı söz alan gazeteci İmrek ise “Arkadaşlarımın 10 Ocak Dünya Çalışan Gazeteciler Günü’nü kutluyorum. Basına yönelik iktidarın bir tutumu var. On binlerce gazeteci işsiz kaldı, binlerce gazeteci cezaevine girip çıktı. Hala cezaevinde gazeteciler var. İktidarı eleştirdikleri için ceza aldılar. Düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamında bir yazı yazdım. Beraatime karar verilsin” dedi.

    Avukat Yıldız İmrek ise “Yazı, basılı bir basın organında yazılmıştır. Basın kanunu kapsamında yazılmış bir yazı söz konusu. Düşünce ve ifade özgürlüğü niteliğindedir. Beraat kararı verilmesini talep ediyoruz” dedi.

    Kararını açıklayan mahkeme İmrek hakkında beraat kararı verdi.

    PİRHA / İSTANBUL

  • MKGP ile DFG: 16 gazeteci arkadaşımız derhal serbest bırakılmalı-VİDEO

    MKGP ile DFG: 16 gazeteci arkadaşımız derhal serbest bırakılmalı-VİDEO

    PİRHA-16 gazetecinin tutukluluklarının üzerinden 6 ay geçti. Konuya ilişkin açıklama yapan Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu (MKGP) ile Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) meslektaşlarının serbest bırakılmasını istedi. 

    Mezopotamya Kadın Gazeteciler Platformu (MKGP) ile Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG) tutuklu bulunan 16 gazeteci için Diyarbakır Adliyesi önünde basın açıklama yaptı. Gazeteci Dicle Müftüoğlu tarafından yapılan açıklamada, “Özgür basın susturulamaz” sloganı atıldı.

    Tutukluluklarının üzerinden 6 ay geçtiğinibelirten Dicle Müftüoğlu,  “Musa Anter’lerden, Gurbetelli Ersöz’lerden devraldığımız bu gelenek sürecek. Gazetecileri, basın özgürlüğünü hedef almaktan vazgeçin. Arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalı ve haklarındaki yargılama durdurulmalı” ifadelerini kullandı.

    “ÖZGÜR BASIN GELENEĞİNİ HEDEF ALMAK HİÇ DEĞİŞMEDİ”

    Dicle Müftüoğlu, açıklamanın devamında, şunları ifade etti:

    “İktidar yargı ortaklığıyla tüm muhaliflere dönük saldırıların hız kesmeden devam ettiği Türkiye koşullarında, bu saldırıları gören, yazan özgür basın, aynı ortaklık tarafından hedef alınıyor. İktidara gelerek sadece isimleri değişen partiler için değişmeyen tek şey ise özgür basın geleneğini hedef almak.

    Hukuki olmayan gözaltı sürecinin ardından, yine kendi hukukunu dahi çiğner şekilde 16 Haziran günü 16 arkadaşımızın tutuklanmasına tanıklık ettik. Yarattığı korku ikliminde yine de cesurca gerçekleri yazdığı için “örgüt üyeliği” iddiasıyla arkadaşlarımızı tutuklayan yargı, gazeteciliğimizde “talimat” aradı. Ancak talimatla, desturla haber yapanlar aranıyorsa, gündemleri sarayda belirlenen yandaş medyaya bakmak yeterli olacaktır. Böylelikle özgür basının talimatla haber yaptığı için değil, iktidarın talimatlarına uymadığı için, itiraz ettiği için hedef alındığı görülecektir.

    “ARKADAŞLARIMIZ DERHAL SERBEST BIRAKILMALI”

    İktidar yargısı, 16 Haziran’da olduğu gibi 25 Ekim’de bir kez daha özgür basına gözaltı ve tutuklama saldırısı gerçekleştirdi. Bu kez de talimat Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na verildi. 9’u Ankara soruşturması kapsamında olmak üzere 10 gazeteci arkadaşımız bir kez daha tutuklandı. Gazetecilik faaliyetleri gerekçe yapılarak, adeta sonucu başından belirlenmiş bir operasyonla gazetecilere yönelim, biz özgür basın emekçilerine geri adım attırmak bir yana, daha fazla hakikat mücadelesini büyütmemizin gerekliliğini bizlere yeniden hatırlattı.

    Daha önce belirttik, bir kez daha belirtiyoruz. Özgür basın katletmelerle, tutuklamalarla, gözaltılarla, sansürle bitirilecek bir gelenek değil. Özgür basın kökleriyle hakikate bağlı, hakikatten beslenen ve susmayacak-bitmeyecek bir gelenek.”

    Gazetecilerin hedef alındığı bir haftada, 16 arkadaşlarının tutukluluğunun üzerinden 6 ay geçtiğini vurgulayan Dicle Müftüoğlu, “Arkadaşlarımız 6 aydır tutsak ve 6 aydır hala kendilerine ilişkin bir iddianame hazırlanmış değil. Çünkü ortada, arkadaşlarımıza yöneltilebilecek bir suç-suçlama yok! Çünkü biliyoruz ki gazetecilik suç değildir! Ancak yargının arkadaşlarımızı bir gerekçesi olmadan mesleklerinden uzak tutması suçtur. Gazeteciliği hedef almak suçtur. Düşünce ve ifade özgürlüğüne, basın özgürlüğüne saldırı suçtur.

    Bizler, buradan yeniden belirtiyoruz. Musa Anter’lerden, Gurbetelli Ersöz’lerden devraldığımız bu gelenek sürecek. Gazetecileri, basın özgürlüğünü hedef almaktan vazgeçin. Arkadaşlarımız derhal serbest bırakılmalı ve haklarındaki yargılama durdurulmalı. Gazetecilere özgürlük” diye konuştu.

    PİRHA/DİYARBAKIR

  • Meslektaşlarından, 6 aydır iddianamesiz şekilde tutuklu bulunan 16 gazeteci için çağrı-VİDEO

    Meslektaşlarından, 6 aydır iddianamesiz şekilde tutuklu bulunan 16 gazeteci için çağrı-VİDEO

    PİRHA-28 gazeteci, 16 Haziran’dan beri iddianamesiz bir şekilde tutuklu bulunan 16 meslektaşı için video ile mesaj gönderdi. DİSK Basın-İş tarafından yayımlanan mesajda “Basın özgürlüğü fıkrasının tam ortasındayız. Arkadaşlarımız haber yaptıkları için suçlanıyorlar. Serbest bırakılana kadar herkesi ses çıkarmaya çağırıyoruz” ifadelerine yer verildi. 

    Meslektaşları, 16 Haziran 2022 tarihinden beri tutuklu bulunan ama henüz iddianamelerinin dahi ortada olmadığı 16 gazeteci için seslendi: Meslektaşlarımızı serbest bırakın.

    “BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ FIKRASININ TAM ORTASINDAYIZ”

    28 gazetecinin gönderdiği mesajda, tutukluluğun fiili cezaya dönüştüğü belirtildi. Videoda şu ifadelere yer verildi:

    “16 Haziran’dan 16 Aralık’a tam 6 ay yapıyor. Diyarbakır’da tutuklanan 16 meslektaşımız 6 aydır iddianamesiz tutuklu. Sabah evleri basıldı, günlerce gözaltında tutuldular. Üstelik sadece haber yazdıkları, insanlara bilgi verdikleri için suçlanıyorlar. Sırf gazetecilik yaptıkları için tutuklandılar. Neden tutuklandıkları belli değil? Gazeteciler üzerinden esasında topluma sopa gösteriyorlar. Türkiye hala dünyada en çok gazeteci tutuklayan beş ülkeden biri. Türkiye her geçen gün gazetecilerin cezaevlerinde uzun süre kaldığı bir ülke haline geliyor. Basın özgürlüğü fıkrasının tam ortasındayız. Herhangi bir baskı yöntemiyle gazetecileri ve gazeteciliği engelleme şansınız yoktur. Cezaevlerinde olma sebeplerinin habercilik yapmaktan başka bir şey olmadığını biliyoruz. Bu haksız ve hukuksuz tutukluğa bir an önce son verilmeli ve serbest bırakılmalılar. 6 aylık iddianamesiz tutuklama zaten ağır bir cezalandırma yöntemiydi. Hakikatin peşinden koşan gazetecileri serbest bırakın. Herkesi ses çıkarmaya çağırıyoruz.”

    PİRHA/İSTANBUL 

  • RSF’nin 2022 bilançosu: Dünyada 553 gazeteci tutuklu, 57 gazeteci öldürüldü

    RSF’nin 2022 bilançosu: Dünyada 553 gazeteci tutuklu, 57 gazeteci öldürüldü

    PİRHA-RSF örgütünün 2022 senesine yönelik olarak açıkladığı rapora göre dünyada 553 gazeteci tutuklu bulunuyor. Yine rapora göre 57 gazeteci öldürüldü. 110 tutuklu gazeteci ile Çin listede başı çekiyor. Raporda, önceki yıllarda ‘gazeteci hapishanesi’ diye anılan Türkiye’ye de kısa bir yer ayrıldı.

    Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler (RSF) örgütü, 2022 yılına ilişkin raporunu açıkladı. Rapora göre dünyada 533 gazetecinin kamuoyunu bilgilendirme çabası içerisindeyken tutuklandığı, 57’sinin de öldürüldüğü bildirildi. Tutuklama ve cinayetlerdeki rekor artışa işaret eden RSF, 65 medya temsilcisinin rehin, 49’unun da kayıp durumda olduğunu açıkladı.

    Merkezi Paris’te bulunan RSF kuruluşu, gazetecilik haklarında 2022 yılında ciddi gerileme yaşandığını belirttiği basın açıklamasında, 1 Aralık itibarıyla 533 tutuklu gazetecinin tespit edildiğini, bunun bir önceki yıla oranla yüzde 13,4’lük bir rekor artışa işaret ettiğini duyurdu.

    ÇİN LİSTEDE BAŞI ÇEKİYOR

    Çin, 110 tutuklu gazeteciyle listede başta yer alırken, Çin’i 62 gazeteciyle Myanmar, 47 gazeteciyle İran, 39 gazeteciyle Vietnam, 31 gazeteciyle Belarus izledi. Dünya çapında tutuklu gazetecilerin yüzde 54’ü bu beş ülkede hapiste bulunuyor. Raporda, dünyadaki toplam tutuklu gazetecilerden sadece yüzde 36,4’ünün hüküm giydiğine, kalan yüzde 63,6’sının yargılanmadığı tespitine de yer verildi.

    RSF Genel Sekreteri Christophe Deloire, 2022 Bilançosu’nun yayımlanması dolasıyla yaptığı açıklamada, “Diktatörlükler ve otoriter yönetimler, hapishanelerine gazeteci doldurmada hızlandırılmış bir süreç işletiyorlar. Gazeteci tutuklamadaki bu yeni rekor artış, bu vicdansız güçlere direnilmesine ve haber özgürlüğü, bağımsızlığı ve çoğulculuğu hedeflerini savunan herkesle aktif dayanışma içinde bulunulmasına olan yakıcı ihtiyacı teyit ediyor” ifadelerini kullandı.

    TUTUKLU KADIN GAZETECİLERİN ORANI ARTTI

    Açıklamada, sayısı 78 olarak tespit edilen tutuklu kadın gazetecilerle ilgili de, “RSF, 2021’e göre yüzde 30 artış yaşanan kadın gazeteci tutukluluğunda hiçbir zaman bu kadar yüksek bir rakama ulaşmamıştı” denildi. Beş yıl önce, tutuklamalarda kadın haberci oranı yüzde 7 iken 2022 yılında bu oran yüzde 15’i aştı.

    Raporda görevi başında ölen ve hedef alınarak öldürülen gazetecilere de yer verildi. Bu yıl öldürülen toplam 57 gazeteciden 11’i Meksika’da, 6’sı Haiti’de, 3’ü de Brezilya’da can verdi. 24 Şubat’ta başlayan Ukrayna’daki savaşı haberleştirirken 8 gazeteci altı aylık bir dönemde öldürüldü.

    RAPORDA TÜRKİYE’YE DE YER AYRILDI

    Raporda, önceki yıllarda “gazeteci hapishanesi” diye anılan Türkiye’ye de kısa bir yer ayrıldı. Raporun Türkiye bölümünde Haziran ayından bu yana üç kadın gazeteci ve bir kadın medya çalışanının tutuklu bulunduğu bildirildi. Tutuklu gazetecilerden Jin News Yazı İşleri Sorumlusu Safiye Alağaş’ın 2019 yılında tutuklanıp hakkında “terör örgütü propagandası” suçundan dava açıldığı, ancak ardından tahliye edildiğine dikkat çekilerek Haziran 2022’deki tutuklamaların Kürt medyasına yönelik yeni bir baskı dalgasına işaret ettiği kaydedildi.

    (HABER MERKEZİ)

  • IFJ raporuna göre 2022 yılında en az 67 gazeteci katledildi

    IFJ raporuna göre 2022 yılında en az 67 gazeteci katledildi

    PİRHA-Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ), yayımladığı rapor ile 2022 yılında 67 gazetecinin görevi başında katledildiğini duyurdu.

    Dünyada 140’tan fazla ülkedeki sendikalar ve derneklere üye 600 bin medya çalışanını temsil eden Uluslararası Gazeteciler Federasyonu (IFJ) tarafından yayımlanan rapora göre bu yıl 67 gazeteci ve medya çalışanı görevini yaparken katledildi. Geçen yıl ise 47 kişi öldürüldü. Geçen yıldan beri yüzde 43’lük bir artış yaşandı.

    TÜRKİYE CEZAEVİNDEKİ GAZETECİ SAYISINDA 3’ÜNCÜ SIRADA

    Brüksel merkezli federasyon, çoğunluğu Türkiye, Myanmar ve Çin’de olmak üzere 375 gazetecinin de cezaevinde olduğunu belirtti. Çin’de 84, Myanmar’da 64, Türkiye’de 51 gazetecinin hapiste olduğu kaydedildi. Geçen yıl hapisteki toplam gazeteci sayısı 365 düzeyindeydi. Görevi başında katledilen medya çalışanlarının sayısındaki artış nedeniyle örgüt hükümetleri gazetecileri ve özgür basını korumak için somut adımlar atmaya çağırdı.

    IFJ Genel Sekreteri Anthony Bellanger yaptığı yazılı açıklamada “Harekete geçilmemesi özgür enformasyon akışını baskı altına almaya çalışan ve liderlerinden hesap soranları zayıflatmak isteyenleri cesaretlendirecektir” ifadelerini kullandı.

    Rapora göre en fazla gazeteci Ukrayna savaşında görev yaparken yaşamını yitirirken, 12 gazetecinin katledildiği ülke gazeteci cinayetlerinde birinci sırada yer aldı. Ölümler daha çok savaşın ilk haftalarında gerçekleşti, ancak basın çalışanları çatışmalar nedeniyle hala risk altında.

    MEKSİKA GAZETECİLER İÇİN EN TEHLİKELİ ÜLKE

    IFJ’ye göre Meksika’da suç örgütlerinin artan şiddet eylemleri ve Haiti’de kamu düzeninin bozulması da gazeteci cinayetlerindeki artışta başta gelen nedenler arasında yer alıyor. Örgüt 2022’nin gazeteciler için Meksika’da ‘en ölümcül’ yıllardan biri olduğunu belirtti. Meksika savaş bölgesi olmayıp da en fazla gazetecinin öldürüldüğü en tehlikeli ülke olarak görülüyor.

    IFJ Pakistan’daki siyasi kriz esnasında bu yıl 5 gazetecinin öldüğünü kayıt altına alırken, Kolombiya ve Filipinlerde de gazetecileri tehlikeye karşı uyardı. Ayrıca Al Jazeera muhabiri Şirin Abu Akıle’nin bir Filistin mülteci kampından bildirirken vurulmasını da kınadı. Al Jazeera bu hafta Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne Şirin’in ölümünün soruşturulması için resmen başvurdu.

    (HABER MERKEZİ)

  • MLSA’dan tutuklu gazeteciler için rapor: Neden habere gittin?

    MLSA’dan tutuklu gazeteciler için rapor: Neden habere gittin?

    PİRHA-Ankara merkezli soruşturma kapsamında 9 gazetecinin tutuklanma sürecine dair “Soruldu: Neden habere gittin?” başlıklı bir rapor yayımlayan Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), gazetecilerin yaptıkları haberler nedeniyle suçlandığını kaydetti.

    Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği (MLSA), Ankara merkezli soruşturma kapsamında 11 gazetecinin gözaltına alınması ile 9 gazetecinin tutuklanmasına ilişkin “Soruldu: Neden habere gittin?” başlıklı bir rapor yayımladı.

    Mezopotamya Ajansı (MA) Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, MA muhabirleri Deniz Nazlım, Berivan Altan, Zemo Ağgöz, Selman Güzelyüz, Hakan Yalçın, Emrullah Acar, Ceylan Şahinli ile JINNEWS muhabiri Habibe Eren, Öznur Değer, eski MA stajyeri Mehmet Günhan ve Yeni Yaşam Gazetesi çalışanı Hamdullah Bayram’ın ikamet ettiği adreslere yapılan baskınların derlendiği raporda, soruşturma sürecine ilişkin kapsamlı bilgiye yer verildi.

    AVUKATLARA GÖRÜŞ KISITLILIĞI

    Raporda, 8 Haziran tarihinde Diyarbakır’da 16 gazetecinin tutuklandığı hatırlatılırken, 5 aydır tutuklu yargılanan gazeteciler hakkında henüz bir iddianamenin de hazırlanmadığına dikkat çekildi. Kapatılan Özgür Gündem, Yeni Ülke ve Özgür Ülke gazetelerinin ciltler halindeki gazete arşivinin sayfa sayfa tarandığı belirtilen raporda, söz konusu arşivlerde ajansa ait yayın olmamasına rağmen tamamına el konulduğu belirtildi.

    MA ve JINNEWS çalışanlarının kullandığı ortak büroya sabah 07.00’de baskın yapılarak arama yapıldığında değinilen raporda, polis ablukası altında süren büro aramasında MA’ya ait beş bilgisayar, iki harddisk, bir mikrofon, bir telefon ve haber notlarının bulunduğu ajandalar ile büroda bulunan kitaplara ve 90’lı yıllarda katledilen gazetecilerin fotoğraflarına, ev baskınlarında ise gazetecilerin bilgisayar, not defteri, basın kartı, kamera ve fotoğraf makinesi gibi ekipman ve materyallerinin yanı sıra evlerinde bulunan gazete ve kitaplara da el konulduğu aktarıldı.

    UZUN NAMLULU SİLAHLARLA BASKIN 

    Gözaltı görüntülerinin servis edildiğine dikkat çekilen raporda, avukatlara gazeteciler ile ilgili ‘kısıtlılık’ gerekçesiyle bilgi verilmediği kaydedildi. Bunun yanı sıra gazetecilerin boyunlarının eğdirilmeye çalışıldığı ve evlerinden uzun namlulu silahlar ile çıkarıldığı görüntülerin paylaşıldığına vurgu yapılan raporda, Sulh Ceza Hakimliği ve Emniyet Genel Müdürlüğü’nün çelişkili açıklamalarına yer verildi.

    “NEDEN HABERE GİTTİN?”

    Raporda, Ankara Emniyeti’nde tutulan 10 gazetecinin 27 Ekim’de ifadelerinin alındığı belirtilirken, gazetecilerin emniyette ifade vermeyi reddederek, savcılığa ifade verdiklerinin altı çizildi. Gazetecilerin yaptıkları haberler ve haber kaynakları ile yaptıkları görüşmeler nedeniyle suçlandığı vurgulanırken; Deniz Nazlım’a, “Neden habere gittiği” sorusunun sorulduğu aktarıldı. Bunun yanı sıra gazetecilerin yaptıkları haberler için aldığı ücretler, aileleri ve yakınları ile yapılan para alışverişleri de suçlama konusu oldu.

    (HABER MERKEZİ)

  • Gazeteci Kuray: Daha önce bizi yargılayanlar şu an içerde; biz susmayacağız-VİDEO

    Gazeteci Kuray: Daha önce bizi yargılayanlar şu an içerde; biz susmayacağız-VİDEO

    PİRHA-Gazeteci Zeynep Kuray, 9 gazetecinin tutuklanmasına tepki gösterirken, “Bizi yargılayan savcı ve hakimden, gözaltına almaya gelen polislere kadar hepsi içeride. Özgür basın zaten susmaz. Kürt meselesi olduğu zaman herkes geri çekiliyor. Bu benim çok canımı sıktı. Biz susmayacağız, İnsan onuruyla yaşar” diye konuştu.

    Mezopotamya Ajansı (MA) Yazı İşleri Müdürü Diren Yurtsever, MA muhabirleri Berivan Altan, Deniz Nazlım, Selman Güzelyüz, Hakan Yalçın, Ceylan Şahinli, Emrullah Acar ile JİNNEWS muhabirleri Habibe Eren ile Öznur Değer, “örgüt üyeliği” iddiasıyla 29 Ekim günü tutuklandı. Gazeteci Zeynep Kuray, PİRHA‘ya yaptığı açıklamada gazetecilerin tutuklanmasına tepki gösterdi.

    “DAHA ÖNCE BİZİ YARGILAYANLAR ŞU AN İÇERİDE”

    Gazetecilik faaliyetleri nedeniyle daha önce tutuklandığını belirten Kuray, şunları söyledi:

    “Göründüğü gibi yine basına yönelik bir zulümle karşı karşıyayız. Biz bu filmi daha önce yaşadık. O zaman AKP ve FETÖ beraber tasfiye operasyonu yaptılar. Bugün de gördüğümüz gibi aynı şekilde bize “KCK basın komitesi” dediler. Bizi içeri attılar. Şimdi “KCK, PKK basın komitesi” diyerekten de arkadaşlarımızı aldılar. Kaç tane komite var? Onu da sormak gerekir. Kamuoyunda bunun bir karşılığının olduğunu düşünmüyorum. Artık bu kumpaslar açığa çıktı. Bugün bizi tutuklarsınız ama bu işler parayla değil sırayla. Bizi yargılayan savcı ve hakimden, gözaltına almaya gelen polislere kadar hepsi içeride. Özgür basın zaten susmaz. Bunu anlatamadık. Tabii ki biz devam edeceğiz. Araştırmakla, sorgulamakla mükellefiz. Resmi açıklamaları koşulsuz, direkt kabul eden bir basın yoktur. O zaman İranlı arkadaşlarımızın da söylediği gibi lağvedin bu mesleği hakikaten.”

    “KÜRT MESELESİ OLDUĞUNDA HERKES GERİ ÇEKİLİYOR”

    Kuray, gazetecilik meslek örgütlerini de eleştirirken, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Artık öyle bir konuma geldi ki bu işi, mesleği yapmak zaten kriminalize olmanın bir bedeli olarak geri dönüyor. Kim sorguluyor, haber yapıyor, üzerine gidiyorsa içeri atılıyor, dava açılıyor. Bugün meslektaşlarımız da değişti bu ülkede. Geçmişte en azından herkes bir araya geliyordu. Bunu zaten Amasra’da da gördüm. Soma’da herkes sahiplenirdi ama Amasra’da görüntü veren kaçtı. Yani dayanışma olmadığı takdirde bu durumlar bugün bize yarın size. Kürt meselesi olduğu zaman herkes geri çekiliyor. Bu benim çok canımı sıktı. Geçmişte de böyleydi ama en azından bir refleks vardı. Bu kadar gazetecinin alanda işkenceyle gözaltına alındığı, bu kadar üzerimize gelindiği bir noktada meslek örgütleri ne işe yarıyor? Kapatın, gidin o zaman. Burası sertleşecek belli. Çünkü iktidarda kalmak için her şeyi yapacaklar. Biz susmayacağız. İnsan onuruyla yaşar.”

    PİRHA / İSTANBUL