Etiket: mehmet ağar

  • Dersim’de Cumartesi Anneleri açıklaması: Tüm kayıplarımız için adalet istiyoruz-VİDEO

    Dersim’de Cumartesi Anneleri açıklaması: Tüm kayıplarımız için adalet istiyoruz-VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri eyleminin 964. haftasında, İHD Dersim Şubesi Seyit Rıza Meydanı’nda bir basın açıklaması yaptı. Tüm şubelerce eşzamanlı yapılan açıklamada, “Kaç yıl geçerse geçsin; Abdülmecit Baskın için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten ve devletin hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz” denildi.

    İHD Dersim Şubesi, Cumartesi Anneleri eyleminin 964. haftasında Seyit Rıza Meydanı’nda bir basın açıklaması yaptı. Cumartesi Anneleri, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi, Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon ve İHD ortak imzasıyla, tüm İHD şubelerince eşzamanlı yapılan ‘Abdülmecit Baskın ve tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz’ başlıklı açıklamayı Raife Yılmaz okudu.

    Devletin güvenlik güçleri tarafından gözaltına alındıktan sonra bir daha geri dönemeyen, akıbetleri bir sır perdesiyle örtülenlerin aileleri ve insan hakları savunucuları olarak, Türkiye’nin dört bir yanında eş zamanlı olarak seslerini birleştirip haykırdıklarını ifade eden Yılmaz, “İnsana yönelmiş en vahşi saldırı olan gözaltında kaybetme gerçeğini unutturmamak için mücadele etmekte kararlıyız” dedi.

    “ABDÜLMECİT BASKIN İÇİN ADALET İSTEMEYE DEVAM EDECEĞİZ

    964’üncü haftada zaman aşımına sürüklenerek cezasız bırakılan Abdülmecit Baskın dosyasını kamuoyu ile paylaştıklarını belirten Yılmaz, dosya detaylarını aktardı:

    “41 yaşında 3 çocuk babası olan Abdülmecit Baskın, Ankara Altındağ Nüfus Müdürüydü. 2 Kasım 1993 tarihinde iş yerindeki makamından çıktıktan sonra özel harekat polisleri tarafından gözaltına alındı. Gözaltına alındığı inkar edilen Baskın’ın 4 Ekim 1993 tarihinde sorgulandıktan sonra ateşli silahla öldürülmüş, elleri arkadan bağlı cansız bedeni bir çiftçi tarafından Gölbaşı mevkinde bulundu. Bulunduğu yer Milli İstihbarat Teşkilatı Genel Koordine Merkezi’ne çok yakın mesafedeki metruk bir binanın arkasıydı. Ailenin başvurusu üzerine başlatılan soruşturma etkin bir biçimde yürütülmedi. Dosya sürüncemede bırakıldı.

    Olaydan 18 yıl sonra, 26.03.2011 tarihinde özel harekât polisi Ayhan Çarkın’ın, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na verdiği ifadede; 1993 yılında Özel Harekât Daire Başkanı İbrahim Şahin’in emriyle, Abdülmecit Baskın’ı gözaltına aldıklarını ve Baskın’ın özel harekat polisleri Ziya Bandırmalıoğlu ile Ayhan Akça tarafından öldürüldüğünü detaylarıyla anlattı. Ayhan Çarkın’ın Emniyet, Savcılık ve Hakimlik beyanlarındaki anlatımlarının yer tanımları, mekanlar ve olay yeri tutanakları ile birebir örtüştüğü savcılık ve mahkeme kayıtlarına girdi. Çarkın’ın basına da yansıyan itiraflarından sonra Abdülmecit Baskın ve Çarkın’ın beyanlarında isimleri geçen gözaltında kaybedilen veya infaz edilen 18 kişiye ilişkin yeni bir soruşturma başlatıldı.

    Soruşturma sonrası 2014 yılında Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde içlerinde Mehmet Ağar, İbrahim Şahin ve Korkut Eken’in de bulunduğu 19 kişi hakkında “cürüm işlemek için oluşturulan silahlı örgütün faaliyeti kapsamında insan öldürmek” suçundan dava açıldı. Mahkemede dönemin üst düzey kamu görevlileri söz konusu öldürmelerin devletin bilgisi dahilinde gerçekleştiğini beyan ederek detaylı açıklamalarda bulundu. Ayrıca suçların, kimlerin talimatı ile, kimler tarafından ve nasıl işlendiği detayları ile kayıtlara geçti. Ancak kamuoyunda Ankara JİTEM davası olarak bilinen dava 13 Aralık 2019 tarihinde tüm sanıkların beraatleri ile sonuçlandı.

    Yerel mahkemece verilen hükümlere karşı aileler istinaf kanun yoluna başvurdu. 5 Nisan 2021 tarihinde Ankara Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi, beraat hükmünü bozdu ve dosyayı Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderdi. Yeniden görülen davanın 26 Mayıs 2023 tarihli son duruşmasında, istinaf mahkemesinin verdiği bozma kararı sonrası sanıklar hakkında tekrar beraat kararı verildi. Mahkeme, gerekçeli kararı 14 Eylül 2023 tarihinde yazarak adeta dosyada zamanaşımı süresinin dolmasını bekledi. 10 yıllık yargılama sürecinde 41 hakimin ve 8 savcının değiştiği dava zamanaşımıyla sonuçlandı.

    Kaç yıl geçerse geçsin; Abdülmecit Baskın için, tüm kayıplarımız için, adalet istemekten ve devletin hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan vazgeçmeyeceğiz.”

    Açıklamanın ardından Seyit Rıza Meydanı’nda 5 dakikalık oturma eylemi yapıldı.

    PİRHA/DERSİM

  • Meryem Göktepe: Kardeşim için “Duvardan düştü” diyenlerin hepsi suçlu!-VİDEO

    Meryem Göktepe: Kardeşim için “Duvardan düştü” diyenlerin hepsi suçlu!-VİDEO

    PİRHA – Haber takibi sırasında gözaltına alınıp polislerce darbedilerek katledilen Gazeteci Metin Göktepe’nin ablası Meryem Göktepe kardeşinin ölümünün 27. yılında Can Tv’ye konuştu. Göktepe, “Başta Orhan Taşanlar olmak üzere dönemin siyasetçileri yargılanmalı” dedi.

    Tarih 8 Ocak 1996… Metin Göktepe, Ümraniye Cezaevi’nde öldürülen tutukluların cenazesini “Mutlaka ben izlemeliyim” diyerek, izlemek üzere Alibeyköy’e gitmişti. Ancak, “Sarı Basın Kartı” olmadığı gerekçesiyle ilçeye sokulmadı. Haberi izlemekte ısrarcı davrandı ve gözaltına alındı ve yüzlerce insanla birlikte Eyüp Kapalı Spor Salonu’na götürüldü. Burada polislerin şiddetli darbeleriyle dövülerek öldürüldü. Katlediğinde 28 yaşındaydı.

    “OTOSPİYE GİRMEK İSTEDİĞİMDE REŞAT ALTAY, “DAYANABİLECEK MİSİN BAKALIM?” DİYEREK ALAY ETTİ”

    Ablası Meryem Göktepe, Can Tv’de Berfin Yıldız’ın hazırlayıp sunduğu Can Aktüel Bu Sabah programında yaşadıklarını anlattı:

    “8 Ocak’ta Metin yaşıyordu. Ben 9 Ocak’ta aldım haberi. Saat 20.00 civarında bulunduğu söylendi. Çünkü Metin’in gözaltına alındığı önce kabul etmeyip daha sonra avukatlarımıza serbest bırakıldığını söylemişti Orhan Taşanlar. Ertesi sabah biz öğrenebildik.Çok zordu, yaralı diye gittiğim hastanede Metin’in ölmüş olduğunu öğrendim. Hatırlamıyorum yığılıp kaldığımı…Uyandığımda Metin’in duvardan düştüğü iddia edildiğini söylediklerinde adli tıpta otopsiye girmek istediğimi söyledim. Avukatımızın girmesini istiyorduk ama o sırada “Ben girebilirim.” demiştim. Fatih İlçe Emniyet Müdürü Reşat Altay benimle dalga geçercesine bana “Dayanabilecek misin bakalım?” dedi. Metin’in öldüğünü öğrendiğimizden beri yasını tutamadan mücadelesini başlatmak zorunda kaldık. Faili meçhul olmasını istemedik. İlk baygınlık hali geçtikten sonra bir mücadelenin içinde bulduk kendimizi.”

    METİN, BİZİM GÜLEN ÇOCUĞUMUZDU

    Otopsiye avukatımız girdi. 27 yıl geçti avukatımızın otopsiden çıktığındaki yüz halini hiç unutmuyorum. Yeşile dönmüş bir sarı yüz haliyle ve kilitlenmiş bakışlarıyla “bu bir vahşet, bunu nasıl yaparlar bir insana ama Metin niye gülüyordu?” dedi. Metin , bizim gülen çocuğumuzdu.”

    “DELİLLERİ KARARTMAYA ÇALIŞAN, “DUVARDAN DÜŞTÜ” DİYENLERİN HEPSİ SUÇLU”

    Meryem Göktepe, kardeşi Göktepe’nin ölümüyle ilgili sorumluların yargılanması gerektiğini belirterek şunları kaydetti:

    “Dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar başta olmak üzere; İçişleri Bakanı Teoman Ünüsan, Başbakan Tansu Çiller, Adalet Bakanı Mehmet Ağar, Eyüp İlçe Emniyet Müdürü Mehmet Ali Aydın Akdemir, Savcı Erol Can Özkan… Delilleri karartmaya çalışan, “duvardan düştü” diyenlerin hepsi suçlu. Bunların hepsi yargılanmalı.”

    Programın tamamı:  Gazeteci Metin Göktepe’nin ablası Meryem Göktepe, Can TV’de yayınlanan Can’da Bu Sabah’ın konuğu oldu

    PİRHA / İSTANBUL

     

  • Cumartesi Anneleri gözaltında katledilen Süleyman Cihan için adalet talebini yineledi-VİDEO

    Cumartesi Anneleri gözaltında katledilen Süleyman Cihan için adalet talebini yineledi-VİDEO

    PİRHA-Cumartesi Anneleri 906’ncı hafta açıklamasında gözaltına alındıktan sonra öldürülen Süleyman Cihan için adalet istedi.

    Gözaltında kaybedilen yakınlarının akıbetini sormak ve faillerin yargılanması talebiyle başlattıkları eylemin 906’ncı haftasında Cumartesi Anneleri, 29 Temmuz 1981 tarihinde gözaltına alındıktan 85 gün sonra cansız bedeni kimsesizler mezarlığında bulunan Süleyman Cihan için adalet istedi.

    906’ncı hafta buluşmasının basın açıklamasını sanatçı Nur Sürer okudu. “41 yıl sonra aynı kararlılıkla söylüyoruz: Süleyman Cihan’ı ve onu kaybedenleri unutmadık!” başlıklı açıklamada dönemin siyasi aktörlerinden biri olan Mehmet Ağar’a değinildi.

    “MEHMET AĞAR DEVLETİN BİLGİSİ DAHİLİNDE SUÇ ÖRGÜTÜ KURDU”

    Açıklamada öne çıkan satır başları şöyle:

    “906 haftadır yalnız kayıplarımızı değil, onların kaybedilmesinde rol alan aktörleri de unutmuyor, hatırlatıyoruz. Bu aktörlerden biri olan Mehmet Ağar kayıp yakınlarının hayatına Siyasi Şube Müdür Yardımcısı  olduğu 1980 yılında Hayrettin Eren’in gözaltında kaybedilmesi ile girdi. İstanbul Emniyet Müdürlüğü Siyasi Şube Müdür Muavini, Terör ve Asayişten sorumlu İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı ve Ankara Emniyet Müdürü olarak çalıştığı 80’li yıllarda; İstanbul Emniyet Müdürü, Emniyet Genel Müdürü, Adalet ve İçişleri Bakanı olarak görev yaptığı 90’lı yıllarda yüzlerce kişi gözaltında kaybedildi.

    Onun Emniyet Genel Müdürü olduğu dönemde Özel Harekat Dairesi bir suç örgütü gibi faaliyet gösterdi. Bu dönemle ilgili Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nde “cürüm işlemek için silahlı teşekkül oluşturmak” suçlaması ile yargılandı ve beş yıl hapis cezası aldı. Ayrıca aynı dönemle ilgili olarak “cürüm işlemek için oluşturulan silahlı teşekkülün faaliyeti kapsamında insan öldürmek” suçlarından Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmaya devam ediyor.

    Kısacası; Mehmet Ağar devletin bilgisi dahilinde, içinde devlet görevlilerinin de olduğu bir suç örgütü kurdu. Bu örgütün faaliyetleri kapsamında evlatlarımız öldürüldü, kaybedildi. Bu gerçek Devletin raporlarında ve mahkeme tutanaklarında da yer aldı. Ancak Ağar, “her devrin adamı” olmaya ve suçlarına ortak olacak yeni müttefikler yaratmaya devam etti.”

    “CİHAN’IN ÖLDÜRÜLMESİ İLE İLGİLİ OLARAK AĞAR HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULDU”

    Açıklamada Süleyman Cihan’ın gözaltına alınma sürecine de değinilirken; şu ifadelere yer verildi:

    “31 yaşındaki 2 çocuk babası Süleyman Cihan öğretmendi. 12 Eylül Askeri Darbesinin ardından hakkında arama kararı çıkartıldı. 29 Temmuz 1981 tarihinde Edirne’den İstanbul’a gelmek üzere bindiği yolcu otobüsü İstanbul’a yaklaştığı sırada sivil polisler tarafından durduruldu. Gözaltına alınan Cihan, İstanbul Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü.

    Emniyet ve savcılığa başvuran  aileye oğullarının gözaltına alınmadığı söylendi. Aile ve avukatlarının 85 günlük ısrarlı arayışı sonucunda; Cihan’ın Siyasi Şube’de aylarca işkence gördükten sonra öldürüldüğü, ölü bedeninin yüksekten atılarak intihar süsü verildiği ve  kaybedilmek maksadıyla “kimliği meçhul kişi” olarak gömüldüğü gerçeği açığa çıktı.

    Olayın izini süren aile ve gazeteci Kürşat İstanbullu, emniyet tarafından ağır tehditlere maruz kaldı. Somut kanıtlar ve çok sayıda tanık olmasına rağmen, tüm hukuki girişimler sonuçsuz bırakıldı; zamanaşımı devreye sokularak dosya kapatıldı. Bilinen failler cezasızlıkla korundu.

    Süleyman Cihan’ın işkence ile öldürülmesi ve bedeninin kaybedilmesi ile ilgili hakkında suç duyurusunda bulunulan görevlilerden biri de dönemin Emniyet 2. Şube Müdürü Mehmet Ağar oldu. Cihan’ın işkencede ölümüne intihar süsü veren düzmece raporlarda onun da imzasız vardı.

    Gözaltında kaybedilişinin 41. yılında bir kez daha “Süleyman Cihan’ın korunan failleri yargılanıp, cezalandırılana, adalet sağlanana kadar bu dava bizim için kapanmayacak” diyoruz.

    Kaç yıl geçerse geçsin; Süleyman Cihan için, tüm kayıplarımız  için adalet istemekten, devletin evrensel hukuk normları içinde hareket etmek zorunda olduğunu hatırlatmaktan, 207  haftadır bize yasaklanan kayıplarımızla buluşma mekânımız Galatasaray’dan vazgeçmeyeceğiz.”

    PİRHA / İSTANBUL

  • Madımak Katliamı duruşması: Cafer Erçakmak’ın öldüğüne inanmıyoruz, delilleri sunacağız-VİDEO

    Madımak Katliamı duruşması: Cafer Erçakmak’ın öldüğüne inanmıyoruz, delilleri sunacağız-VİDEO

    PİRHA- Sivas’ta Madımak Katliamı’nı gerçekleştiren 3 firari sanığın yargılandığı davanın duruşmasına Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi.  Duruşmada Madımak Katliamı ile Alevi soykırımı yapıldığı bir kez daha dile getirilirken, Tansu Çillerin tanık olarak dinlenmesi talebini mahkeme ret etti. Duruşma 20 Nisan 2022 tarihine ertelendi. 

    2 Temmuz 1993 tarihinde Sivas’ta Pir Sultan Abdal Kültür Derneği tarafından organize edilen Pir Sultan Abdal etkinlikleri sırasında Madımak Oteli’nin binlerce gerici tarafından yakılması ve çoğunluğu Alevi 33 yazar, ozan, düşünür ile 2 otel çalışanının yaşamını yitirmesinin üzerinden 29 yıl geçti.

    2012 yılında zaman aşımına uğratılan Sivas’ta Madımak Katliamı davasında dosyası ayrılan üç firari sanığın yargılandığı davanın duruşmasına bugün Ankara 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam edildi. Duruşmaya, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği (PSAKD), Alevi Bektaşi Federasyonu (ABF), Hacı Bektaşi Veli Anadolu Kültür Vakfı (HBVAKV), Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Ankara şubesi, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Anlara il yöneticileri, Hüseyin Gazi Kültür Sanat Vakfı ve Hollanda Büyükelçiliği’nden iki gözlemci katıldı.

    Duruşma kimlik tespitiyle başladı. Mahkeme başkanı, firari sanıklar hakkında yakalama kararı çıkarıldığı ve buna ilişkin ilgili yerlere yazılar yazıldığını hatırlattı. Yazılan yazılara karşın gelen yanıtlarda ‘sanıklar yerinde bulunamadı’ denildiği aktarıldı.

    KARABABA: CAFER ERÇAKMAK’IN ÖLDÜĞÜNE İNANMIYORUZ

    Duruşmada ilk olarak söz alan Hüseyin Karababa, “Bu topraklarda Koçgiri, Dersim, Ortaca, Malatya, Sivas, Maraş, Çorum ve Gazi’de zincirleme şekilde Alevilere karşı soykırım yapıldı. Bu soykırım olaylarını uluslararası ceza mahkemelerine taşıyacağız. 2007 yılında 5 Nisan’da İBB’de çalışırken yakalattığımız İhsan Çakmak adlı katil bizim sayemizde yakalanıp Sağmalcılar Cezaevi’ne girdi. Önden giren bu sanık arkadan çıktı. İBB’de işine kaldığı yerden devam etti. Net bir şekilde bu sanıkların korunduğu aşikardır. Cafer Erçakmak’ın ise öldüğüne inanmıyoruz. Önümüzdeki mahkemede bunun delillerini sunacağız. İnsanlığa karşı işlenmiş suçlarda zaman aşımı yoktur” dedi.

    Avukat Özgür Piroğlu da, dönemin Başbakanı Tansu Çiller’in  Sivas Katliamı’nın en büyük sorumlularından biri olduğunu söyledi.

    “ALMANYA, KATİLLERİ TÜRKİYE’YE TESLİM ETMELİDİR”

    Piroğlu, şunları dile getirdi:

    “Tansu Çiller dönemin Başbakanıdır. Tanık olarak dinlenmesini istiyoruz. Sönmez Köksal dönemin MİT Müsteşarı. Bu katliamdan sonra da uzun bir süre görevini sürdürdü. Bizim kendisine soracağımız önemli sorular var. Köksal’ın tanık olarak dinlenmesini istiyoruz. Mehmet Ağar Sivas Katliamı’ndan çok kısa süre sonra Emniyet Genel Müdürü oldu. Uzun süre bu görevi yürüttü. Ağar’ın dinlenmesini istiyoruz. Bu üç kişide Sivas Katliamına ilişkin ayrıntılı bilgi vardır. Bu üç kişi konuşursa katliamın arkasındaki güçler ortaya çıkar. Ahmet Karabilgin dönemin Sivas Valisi onun da dinlenmesini istiyoruz. Almanya Beşşar Esad’ın adamlarını Suriye’de insanlığa karşı suçlar işlediği gerekçesiyle yargılarken ve cezalandırırken Sivas’ta Alevi katliamı yapanları koruyor. Almanya ya bu sanıkları kendi yargılanmalı ya da Türkiye ye teslim etmelidir.”

    “KÜLTÜR BAKANLIĞI DAVAYA MÜDAHİL OLMALIDIR”

    Ardından söz alan Avukat Hüsniye Şimşek ise; “Kültür Bakanlığı’ndan gelen evraklarda kamu görevlilerinin suçu bulunmadığını söylüyor. Ancak yeni gelen evraklarda, PSAKD’nın bu katliama uğradığı, ne kadar zarar gördüklerini belgelenmektedir. Kurumsal olarak mağdur oldu. PSAKD kurum olarak müdahil olmak istiyor davaya” dedi.

    Avukat Ali Yılmaz da Kültür Bakanlığı’nın evraklarını anımsatarak; “Kültür Bakanlığı tarafından bu etkinlik organize edildi. Evraklarda var hepsi. Bakanlık bu etkinliğe bütçe bile ayırmış ve harcamış. Bakanlık bu davaya müdahil olmalıdır. Bakanlığa müdahil olup olmayacağı sorulmalı” şeklinde konuştu.

    “KATLİAMIN ARKASINDAKİ GÜÇLER AÇIĞA ÇIKARILMALI”

    Avukat Şenal Saruhan da söz alarak şunları ifade etti:

    “Ek olarak Murat Sonkur’la ilgili kırmızı bülten var. Aranıyor. Adil bir yargılama yapılmıyor bu mahkemede. 15 bin eylemci katılmış ama 170 kişi yargılandı ve çok azı ceza aldı. Arkasındaki güçler açığa çıkarılmadı. Bir avuç çapulcunun yakma ile adam öldürmesi olarak değerlendirildi. Böyle değerlendirilmemesi lazım. Murat Sonkur’un adresini tespit etmek üzereyiz. Kendisi Almanya’da. Cafer Erçakmak’ın adli tıp raporu çelişkili. Öldüğüne inanmıyoruz. Bunun yeterince araştırılması gerekiyor. Sanıklar dava başından bu yana korundu. Hepsi yurt dışına kaçırıldı. Zaman aşımı uygulanınca gelecekler. Bu 3 firari sanık hakkında da zaman aşımı olmaması için insanlığa karşı işlenmiş suçtan yargılanmalılar. Adil bir yargılama yapılmalı. 3 sanığın adresleri belli, Almanya’dalar. Bu kişiler için gerekli adımlar atılmalı ve Türkiye’ye getirilmelidir.”

    BİR SONRAKİ DURUŞMA 20 NİSAN’A ERTELENDİ

    Savcı mütalaasında, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin katılma talebini reddetti. Mahkeme 3 sanık hakkındaki yakalama kararının devamına, sanıklar hakkında yakalama olursa 1 ay içinde yeni duruşma tarihi verilmesine, Adalet Bakanlığı’na yazılan yazının cevabının beklenmesine, Pir Sultan Abdal Kültür Derneği’nin katılma talebinin reddine karar verdi.

    Mahkeme, Çiller’in ve Mehmet Ağar’ın, Sönmez Köksal’ın tanık olarak dinlenmesi talebini ise ret etti. Duruşma 20 Nisan 2022 tarihine ertelendi.

    AV. PİROĞLU: ULUSLARARASI CEZA MAHKEMESİNE GİDECEĞİZ

    Avukat Özgür Piroğlu duruşmadaki bütün taleplerinin reddedilmesini eleştirerek mahkeme sonrasında şu değerlendirmeyi yaptı:

    “Tansu Çiller’in, Mehmet Ağar’ın, Sönmez Köksal’ın dinlenmesine mahkemeden talep ettik ama tümü şimdiye kadar olduğu gibi reddedildi.
    Mahkemenin bundan sonraki seyri bu şekilde olmayacak. Bizler Uluslararası Ceza Mahkemesi’ne gideceğiz. Ayrıca Almanya devleti ile de görüşmeler yapacağız. Bu hususta Alman Büyükelçiliği ile görüşmeler yapacağız. Almanya’daki faaliyetlerimizi hızlandıracağız ve Almanya bu katilleri Türkiye’ye teslim etmelidir. Ya da Almanya bu katilleri kendisi yargılanmalıdır. Almanya, Beşar Esad’ın adamlarını Suriye’de işledikleri suçlar gerekçesiyle yargılıyor ama Madımak Sivas Katliamı’nın katillerini Alevi soykırımı yapanları yıllardır koruyup kolluyor. Almanya artık bu duruma son vermelidir. Ya bu katilleri kendisi yargılamalı ya da Türkiye’ye teslim etmeli.”

    PİRHA/ ANKARA

  • Av. Gülizar Tuncer: Ümraniye Katliamı davasında da cezasızlık politikası işletilecektir

    Av. Gülizar Tuncer: Ümraniye Katliamı davasında da cezasızlık politikası işletilecektir

    PİRHA-15 Mart 1995 tarihinde Gazi Mahallesi’ndeki saldırılar Ümraniye 1 Mayıs Mahallesi’nde protesto edilirken polis tarafından açılan ateş sonucunda 5 kişi ölmüş 14 kişi yaralanmıştı. Olaya ilişkin açılan dava 23 yıl aradan sona tekrar görülmeye başlandı. Dava dosyası kapsamında 220 polis yargılanıyor. Av. Gülizar Tuncer, “Tıpkı Gazi davasında ve Çorum, Maraş, Sivas katliamları sonrasında yaşandığı gibi, açılan göstermelik davalar ve yargılamalar sonrasında cezasızlık politikası işletilecektir” dedi. 

    Bundan 26 yıl önce, 12 Mart 1995 günü ve sonraki günlerde yaşanan saldırılar sonrasında Gazi mahallesinde toplam 17 kişi yaşamını yitirmiş, yüzlerce kişi de yaralanmıştı. Gazi mahallesinde yaşanan ve günlerce süren bu katliamı protesto etmek amacıyla, 15 Mart 1995 tarihinde, Ümraniye 1 Mayıs mahallesi 30 Ağustos İlk Öğretim Okulu önünde toplanan kitleye açılan ateş sonucu ise 5 kişi yaşamını yitirmiş, onlarcası yaralanmıştı.

    Ümraniye Katliamı davasına ilişkin PİRHA’ya konuşan davanın avukatlarından Gülizar Tuncer, “Son dönemde gündeme gelen ifşaatlar da ciddiyetle ele alınmalı ve yeni katliamların gerçekleştirilmemesi için mücadele edilmeli” çağrısında bulundu.

    “AHİM, TÜRKİYE’NİN MAHKUMİYETİNE KARAR VERDİ”

    Av. Gülizar Tuncer, Ümraniye davası sürecini şöyle anlattı:

    “Gazi Katliamı’yla ilgili olarak polisler hakkında açılan davanın yıllar sonra erteleme, sonra beraat kararıyla sona erdirildiğini yani cezasızlıkla sonuçlandırıldığını biliyoruz. Ümraniye Katliamı’yla ilgili olarak ise başlangıçta Ümraniye Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından takipsizlik kararı verilmiş, bu karara karşı ağır ceza mahkemesine yaptığımız itiraz da reddedilmişti.

    Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AHİM)’ne yaptığımız başvurular sonucu AİHM’in hem Gazi hem Ümraniye’de yaşamını yitirenlerin ailelerinin adına yapılan başvuruda sözleşmenin 2. maddesi gereği yaşama hakkı ihlali ve 13. maddesi gereği iç hukuk yollarının etkili olmadığı ve 6. maddesi gereği adil yargılama hakkının ihlal edildiği
    gerekçeleriyle Türkiye’nin mahkumiyetine karar verdi.

    Ümraniye Savcılığı 10 yıl boyunca bu dosyaları beklettikten sonra, 220 polis memuru hakkında davayı açtı ve açılan dava 2015 yılında yine zaman aşımı gerekçesiyle düşürüldü. Dava zaman aşımı nedeniyle düşürülürken iddianamenin kabulü tarihi esas alınarak düşürülmüştü. Oysa şu anki yasal mevzuat gereği iddianamenin kabulü değil iddianamenin hazırlandığı tarihte zaman aşımı süresi kesileceği için Yargıtay’ca bozulan kararın ardından yeniden yargılamaya başlandı.”

    “GÖSTERMELİK DAVALAR VE YARGILAMALAR SONRASINDA CEZASIZLIK POLİTİKASI İŞLETİLECEKTİR”

    Tuncer, yargılamanın bundan sonraki sürecine dair ise şunları söyledi:

    “Tıpkı Gazi davasında ve Çorum, Maraş, Sivas katliamları sonrasında yaşandığı gibi, açılan göstermelik davalar ve yargılamalar sonrasında cezasızlık politikası işletilecektir. Ümraniye davasında da diğer davalarda olduğu gibi yaşanan katliam “insanlığa karşı suç” olarak kabul edilmediği için, yaralamalar açısından zaten zamanaşımı süresi işletilmiş olacak ve ‘adam öldürme’ suçu açısından da Yargıtay aşamasıyla beraber zamanaşımına girecektir.

    Şu anda usulen yapılan bir yargılama söz konusu ve sanık konumundaki yüzlerce polis memuruna ulaşmak mümkün olmadığı gibi, zaten duruşmada dahi dinlenmeyen polisler talimatla alınan ifadelerinde olay yerinde olmadıklarını veya yaşananları görmediklerini söylemektedirler.”

    “İNSANLAR ÜZERİNDE BASKI VE TERÖR UYGULUYORLAR”

    “23 yıl boyunca üstü örtülmeye çalışılan Ümraniye katliamıyla ilgili olarak sahte belgeler, sahte tutanaklar hazırlanarak deliller karartılmış, yok edilmiş ve ateşli silahlarla gerçekleşen ölüm ve yaralanmalara ilişkin balistik incelemeler dahi yapılmamıştır” şeklinde konuşan Tuncer, şunları kaydetti:

    “Polis kurşunuyla öldürülen ve yaralanan insanların vücutlarından alınan mermi çekirdekleri doktorlar tarafından emniyete, yani suçun faili konumundaki insanlara teslim edilmiş. Üstelik olayla ilgili soruşturmayı savcılık makamları değil, polisler yürüttüğü için bunlar yalnızca delilleri karartıp yok etmekle yetinmiyorlar, insanlar üzerinde baskı ve terör uyguluyorlar ve mağdurların bir kısmı can güvenlikleri olmadığı gerekçesiyle yurt dışına çıkmak zorunda kalıyor.

    Dolayısıyla böyle bir yargı işleyişinden bir sonuca ulaşmak mümkün olmadığı gibi o gün olay yerinde bulundukları için haklarında dava açılan polisler dışında, esas olarak katliamın siyasi, askeri ve güvenlik bürokrasisi içindeki sorumluları hakkında dava açılmadığı için de yargılamadan bir sonuç elde etmek mümkün değil.”

    “CEZASIZLIK POLİTİKASI, BİR DEVLET GELENEĞİ OLARAK VARLIĞINI SÜRDÜRECEKTİR”

    Daha önce Gazi ve Ümraniye katliamlarıyla ilgili olarak o dönemin Cumhurbaşkanı Demirel, Başbakan Tansu Çiller, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, Vali Kozakçıoğlu, Emniyet Müdürü Necdet Menzir ve Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu ifade eden Tuncer, “Ancak böylelikle devletin sorumluluğuna varılacağı için dava açılmadı, açılamazdı da. Çünkü bu katliamlar nasıl bir devlet geleneğiyse cezasızlık politikası da bir devlet geleneği olarak varlığını sürdürecektir” dedi.

    “MEHMET AĞAR, ALEVİLERE, KÜRTLERE YÖNELİK KİRLİ SAVAŞ POLİTİKALARININ SORUMLULARINDANDI”

    Organize suç örgütü başı Sedat Peker’in, son günlerde yaptığı açıklamalarda, Mehmet Ağar’ın Gazi’de yaşanan katliama benzer biçimde cemevlerine yönelik yeni saldırılar planladığını ifşa etmesinin ayrıca önem taşıdığına da değinen Tuncer, şöyle devam etti:

    “Biliyoruz ki Mehmet Ağar, Gazi Katliamı’nın gerçekleştirildiği tarihte bu ülkede Emniyet Genel Müdürlüğü yapmaktaydı ve övünerek anlattığı “Bin operasyon” ile 1990’lı yıllarda Alevilere, Kürtlere yönelik olarak gerçekleştirilen kirli savaş politikalarının da sorumlularındandı. Dolayısıyla son dönemde gündeme gelen ifşaatlar da ciddiyetle ele alınmalı ve yeni katliamların gerçekleştirilmemesi için mücadele edilmeli diye düşünüyorum.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Sedat Peker’den yeni iddia: Planları bir cemevine saldırıdır

    Sedat Peker’den yeni iddia: Planları bir cemevine saldırıdır

    PİRHA- Organize suç örgütü başı Sedat Peker, Twitter’dan yaptığı paylaşımda Alevilik konusuna neden değindiğine  açıklık getirerek, “Derin Mehmet’in adamlarının planları bir cemevine saldırıdır” iddiasında bulundu. 

    Organize suç örgütü kurmak gerekçesiyle aranan ve yurt dışında bulunan Sedat Peker, bugün akşam saatlerinde sosyal medya hesabı Twitter’dan yaptığı paylaşımda yeni bir iddiada bulundu.

    “PLANLARI BİR CEMEVİNE SALDIRI”

    Sedat Peker paylaşımında Alevilik konusuna neden sıklıkla değindiğine ilişkin Mehmet Ağar’ı işaret ederek şu iddiada bulundu:  

    “Devamlı Alevilik konusuna değinmemin sebebi derin mehmetin adamları tarafından geçmişte Gaziosmanpaşa’daki kahve saldırısından çok daha büyük bir eylem yapılıp, ülkede kaos çıkarma planlarını boşa çıkarabilmek içindir. Planları bir cemevine saldırıdır.”

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • İzmir Barosu’ndan Soylu, Ağar, Tolga Ağar ve Erkan Yıldırım hakkında suç duyurusu

    İzmir Barosu’ndan Soylu, Ağar, Tolga Ağar ve Erkan Yıldırım hakkında suç duyurusu

    PİRHA- İzmir Barosu, organize suç örgütü başı Sedat Peker, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Mehmet Ağar, Tolga Ağar ve Erkan Yıldırım hakkında suç duyurusunda bulundu.

    Suç örgütü lideri Sedat Peker Youtube kanalından yayınladığı videolar ile ülke gündeminde yerini korumaya devam ediyor. Peker videolarında bir çok kişiye suçlamalar yöneltirken İzmir Barosu Peker’in iddialarının soruşturulması için suç duyurusunda bulundu. Baro ayrıca İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun derhal görevden alınması gerektiğini vurguladı.

    İzmir Barosu tarafından yapılan başvuruda Peker’in yanı sıra İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, eski bakan Mehmet Ağar, oğlu AK Parti Milletvekili Tolga Ağar ve eski Başbakan AK Parti Genel Başkanvekili Binali Yıldırım’ın oğlu Erkan Yıldırım hakkındaki iddiaların soruşturulması istendi.

    Başvuruda, “Ne var ki, üzülerek takip etmekte olduğumuz üzere, bir aya yakın sürede bahsi geçen açıklamalar milyonlarca kez izlenmesine ve konunun tarafları defaatle açıklamalar yapmasına rağmen; Başkanlığımız tarafından bilinen, açılmış bir soruşturma bulunmamaktadır” ifadeleri kullanıldı.

    Açıklamada şunlar kaydedildi:

    “ASLA İNKAR EDİLEMEYECEK GİR SORUMLULUK DOĞURACAKTIR”

    “Anayasa’nın 2. maddesi uyarınca demokratik bir hukuk devleti olmanın ön koşulu, yasama, yürütme ve yargı erklerinin birbirinden tamamen ayrı olması ve yargının bağımsız hareket edebilmesidir. Toplumun çoğunluğunu ilgilendiren, erki dar bir suç grubuna vermeyi ve bundan çıkar sağlamayı amaçlayan eylemlerin soruşturulmaması, söz konusu anayasal niteliklerin artık tamamen ortadan kalktığını gösterecek olup bugünkü kirli tabloda dahi görevinin gereğini yerine getiremeyen yargı mensuplarının, her şeyden önce bağımsız yargı yetkisini adlarına kullanmakta oldukları yurttaşlarımıza karşı asla inkar edemeyecekleri bir sorumluluk doğuracaktır.

    SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULDU

    İzmir Barosu, Avukatlık Kanunu’nun kendisine verdiği yetki uyarınca, hukukun üstünlüğünü korumak ve savunmakla görevlendirilmiş ve tarihi çeteleşmiş siyaset mekanizmalarıyla mücadele ile geçmiş bir hukuk kurumudur. Bu nedenle, 2 Mayıs 2021 – 23 Mayıs 2021 tarihleri arasında Sedat Peker isimli şahsın YouTube hesabında yayınlanan 7 ayrı videoda belirttiği hususlarla ilgili olarak; Sedat Peker, Süleyman Soylu, Mehmet Ağar, Tolga Ağar, Erkan Yıldırım ve videolar incelenip gerekli araştırmalar yapıldığında savcılıkça tespit edilecek diğer kişiler hakkında, Baro Başkanlığımız tarafından suç duyurusunda bulunulmuştur.

    “SOYLU GÖREVDEN ALINARAK SORUŞTURMA BAŞLATILMALI”

    Soruşturmanın selameti açısından, söz konusu iddiaların odağında bulunan Süleyman Soylu’nun amir sıfatıyla soruşturmayı sürdürecek kişilerin üstü konumunda bulunması sebebiyle derhal İçişleri Bakanlığı görevinden alınması, soruşturmanın hızla başlaması gerekmektedir. Türkiye Cumhuriyeti, söz konusu süreci etkin ve etkili bir soruşturma yürüterek çözmek zorundadır. Aksi durum; hukukun tamamen ortadan kalktığı, güçlü olanın, illegal işlere bulaşanın sözünün tek geçer akçe kabul edildiği bir ülke gerçeği ile toplumu baş başa bırakacaktır. Bunun kabulü asla mümkün değildir.

    İzmir Barosu; ülkesine, yurttaşlarına ve meslektaşlarına karşı sahip olduğu tarihsel sorumluluk nedeniyle, yürütme ve yasamanın temsilcileri ile bunların yakınlarının organize suç örgütü liderleriyle geliştirdikleri hukuk dışı ilişkiler ağının açığa çıkması, iddia edilen uyuşturucu ticareti, cinayet, tecavüz, yağma ve diğer benzeri suçların ivedilikle soruşturulması için söz konusu başvuruyu yapmış bulunmaktadır.”

    (HABER MERKEZİ)

  • AABK Eşit Başkanı Mat: 1993 Sivas ve 1995 Gazi katliamlarını kimler organize etti?

    AABK Eşit Başkanı Mat: 1993 Sivas ve 1995 Gazi katliamlarını kimler organize etti?

    PİRHA-Organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in 1993’te evinin önünde bombalı saldırıda yaşamını yitiren gazeteci Uğur Mumcu ile Kürt iş insanları cinayetlerinde Mehmet Ağar’ı işaret etmesinin ardından Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu(AABK) Eşit Genel Başkanı Hüseyin Mat bir açıklama yaptı. Mat, “Aleviler olarak biz de Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi katliamlarının arkasındaki derin devletin kodlarının çözülmesini talep ediyoruz” dedi.  

    Organize suç örgütü lideri Sedat Peker, Youtube üzerinden yayınladığı videoyla, 1993’te evinin önünde bombalı saldırıda yaşamını yitiren gazeteci Uğur Mumcu ile Kürt iş insanlarına yönelik cinayetlerle ilgili eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar ve eski MİT’çi Korkut Eken’i işaret etti.

    Avrupa Alevi Birlikleri Konfederasyonu(AABK) Eşit Genel Başkanı Hüseyin Mat, sosyal medya üzerinden  ‘Hesap soruyoruz’ başlığıyla yazılı bir açıklama yaptı.

    Hüseyin Mat, “Devletin çetelerin ve mafyanın kendi içinde yaşanan çıkar çatışması sonucunda ortada dolaşan iddialarından hareket edip, Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi’de Alevilere yönelik yapılan katliamların arkasında hangi güçlerin olduğunu yeniden gündem getirerek, gerçeklerin ortaya çıkması için mücadele edeceğiz” dedi.

    “ÇEKİN TUĞLAYI YIKILSIN DUVAR, ATINDA KİM VARSA KALSIN”

    Aleviler olarak Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi katliamlarının arkasındaki derin devletin kodlarının çözülmesini talep ettiklerini söyleyen Mat şunları söyledi:

    “Derin devletin, çetelerin, mafyanın kendi içinde yaşanan çıkar çatışması sonucunda ortada dolaşan iddiaların kapsamında, 1993 Sivas ve 1995 Gazi katliamlarını kimler organize etti? 90’lı yılların derin devletinin katil aktörleri kimlerdir? Aleviler olarak biz de Maraş, Çorum, Sivas ve Gazi katliamlarının arkasındaki derin devletin kodlarının çözülmesini talep ediyoruz. Daha sağlam bir duvar örülecekse; kirlenmiş, şaibeli, çürük, tehlike teşkil edecek duvarın yıkılmasıyla ancak mümkün olabilir. Çekin tuğlayı yıkılsın duvar. Altında kim varsa kalsın. Devlet, derin devletin hesabını vermek zorundadır” dedi.

    (HABER MERKEZİ)

  • Mumcu’nun çocuklarından çağrı: Dikkatler saldırgana çevrilmeli

    Mumcu’nun çocuklarından çağrı: Dikkatler saldırgana çevrilmeli

    Organize suç örgütü lideri Sedat Peker’in ölümüyle ilgili iddialarda bulunduğu Uğur Mumcu’nun çocukları, Dikkatler, gazetelere ve gazetecilere değil, saldırgana ve saldırganın örgütüne çevrilmeli” paylaşımı yaptı. 

    Organize suç örgütü lideri Sedat Peker, Uğur Mumcu ve Kürt iş insanlarının cinayetlerinde Mehmet Ağar ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Güvenlik Daire eski Başkan Yardımcısı Korkut Eken’e işaret etti. Peker, Uğur Mumcu’nun öldürülmesinin ardından olay yerine ilk olarak Mehmet Ağar’ın gittiğini iddia. “Uğur Mumcu şehit ediliyor, yanına ilk gelen kim; katil en önce gelir, Mehmet Ağar. Yüce Allah o insanın kanını bize nasip etmedi. Adam namuslu adam, bu günleri görmüş, namuslu adam. Rumlara Kıbrıs’ı satacağı yok. Aradan zaman geçti, döndüler üç dört gün sonra. Denk gelinemedi. Korkut abiyle konuştuk. Dedi sonra gideceğiz. Onlara bağlı başka bir ekip öldürmüş. Karşılaştık Korkut abiyle, ‘Halloldu o iş’ dedi” ifadelerini kullandı.

    “DİKKATLER SALDIRGANA”

    Peker’in iddialarının ardından çocukları Özge Mumcu Aybars ve Özgür Mumcu, sanal medya hesaplarından Uğur Mumcu’nun “Dikkatler, gazetelere ve gazetecilere değil, saldırgana ve saldırganın örgütüne çevrilmeli” sözünü paylaştı.

    Özge Mumcu Aybars ve Özgür Mumcu,  “Bir ülkede devletin güvenliği ile hukukun güvenliği eş anlamlıdır. Devlet güvenliği adına hukuk güvenliğinin ortadan kaldırılması, demokrasi ve hukuk devleti için ileride onarılmaz yaralar açar. Bu gibi dönemlerde daha soğukkanlı olunmasında sayısız yarar bulunmaktadır. Dikkatler, gazetelere ve gazetecilere değil, saldırgana ve saldırganın örgütüne çevrilmelidir” paylaşımında bulundu.

    (HABER MERKEZİ)

     

  • JİTEM davasında karar: Mehmet Ağar ve diğer sanıklar hakkında beraat kararları bozuldu

    JİTEM davasında karar: Mehmet Ağar ve diğer sanıklar hakkında beraat kararları bozuldu

    PİRHA-İstinaf mahkemesi, Susurluk JİTEM davasında eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’ın da bulunduğu sanıklar hakkında beraat kararlarını bozdu. Ağar ve diğer sanıklar yeniden yargılanacak.

    19 kişinin 1990’lı yıllarda zorla kaybedilmesi veya keyfi infaz edilmesine ilişkin 19 kişinin yargılandığı dava sanıklar hakkındaki beraat kararı bozuldu.

    T24’ten Gökçer Tahincioğlu haberine göre kararda sanık Ayhan Çarkın aşamalardaki beyanlarının dosya kapsamındaki diğer bildirim ve deliller ile teyit edilip edilmediğinin, bu beyanların maddi olay-olaylar ile uyuşup uyuşmadığının karar yerinde tartışılmamasına dikkat çekildi.

    Karar şu ifadeler yer verildi:

    “Olaylarda ele geçen kovan ve mermi çekirdeklerinin menşei, kullanımlarına ilişkin aidiyetleri, bunların ve diğer maddi olguların birbirleri ile ilişkisi, itham edilen failler, hedef alınan maktuller, organizasyon, oluş̧ ve netice itibariyle olaylar arasında bir irtibat bulunup bulunmadığının değerlendirilmemesi,

    Sadece sanık Ayhan Çarkın’ın beyanları arasında var olduğu bildirilen bir kısım farklılıklara işaret edilmek; ancak maddi olaylarla uyusan bildirimlerinin ise irdelenmemek suretiyle, yetersiz gerekçe ile hüküm kurulması, Sanıklar hakkında beraat kararları verildiği sırada uygulama maddesinin gösterilmemesi suretiyle CMK’nun 232/6. maddesine aykırı davranılması,

    İddianamede ve gerekçeli karar başlığında adı yazılı olan maktul Hikmet Babataş’ın 28.04.1996 tarihinde öldürülmesi olayı ile ilgili idianamede bir olay anlatılmadığı, dava açılmadığı ve maktulün öldürülmesi olayına ilişkin bir hüküm verilmediği anlaşıldığından, adı geçen maktul ile mirasçıları katılan/müştekiler Ersin, Fatma, Yaşar ve Anıl Babataş’ın isimlerinin gerekçeli karar başlığında yazılarak karışıklığa sebebiyet verilmesi,

    İddianamede ve gerekçeli karar başlığında adları yazılı katılan/müştekiler Semih Tufan Gülaltay, Ümit Bahçacı ve Ruşen Örs’ün bildirdikleri olayların yargılama konusu olaylarla ilgisinin ve maktuller ile yakınlıklarının da olmadığı gözetilmeden katılan/ müştekilerin isimlerinin gerekçeli karar başlığında yazılarak karışıklığa sebebiyet verilmesi

    (HABER MERKEZİ)

  • Suç örgütü lideri Sedat Peker: Mehmet Ağar geçmişini temizlemek için hepsini öldürdü

    Suç örgütü lideri Sedat Peker: Mehmet Ağar geçmişini temizlemek için hepsini öldürdü

    Organize suç örgütü lideri Sedat Peker, gazeteci Uğur Mumcu’nun öldürülmesinden eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar’ı sorumlu tuttu. Peker, ” Uğur Mumcu bence şehittir. Neden öldürüldü? Öldürüldüğü zaman yazdığı yazılara bakın. Hep terör bölgelerinde uyuşturucu tarlaları olur ve silah ticareti. Şehit olduğunda yanına ilk gelen kim? Mehmet Ağar. Katil hep ilk gelir.” dedi.

    Peker, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank ile Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’ye sorduğu soruyla gündem olan Anadolu Ajansı muhabiri Musab Turan’la ilgili olarak “En komiği bir AA muhabiri genç arkadaş Süleyman Soylu ile ilgili soru sordu. Adamın abisi FETÖ’cüymüş dediler. Size devleti anlatacağım. Bunlar kamikaze gibiymiş. Senin elinde devletin imkanlarını yok muydu? Bilmiyor muydun abisinin FETÖ’cü olduğunu. Onun abisi FETÖ’cü ise orada iki bakan bu konularla muhatap onun da abisi FETÖ’cü. Her abisi FETÖ’cü olan FETÖ’cü ise bakan devletin her sırrının olduğu toplantıyı izliyor.” dedi.

    Peker, kokain sevkiyatında Binali Yıldırım’ın oğlu Erkan Yıldırım’ı işaret ederek Venezuela’ya gittiğini ileri sürdü. Peker “Neden kokain yakalanamıyor neden kokainleri Erkan Yıldırım’ın direkt gemisiyle ilgili de değil başka gemiler de koordinasyon alıyor. Peki Mehmet Ağar bunun neresinde. Mehmet Ağar da bu senkronizenin tam ortasında. Erkan Yıldırım Süleyman Soylu dostluğuna bakın.” dedi.

    Organize suç örgütü lideri Sedat Peker, devlet-mafya ilişkisine dair yayımladığı video serisinin 7’ncisini sosyal medya platformu YouTube’dan bu sabah yayımladı. Kendisiyle ilgili bahis oynandığına tepki gösteren Peker, 7’nci videosunda yerini değiştirdi.

    Sedat Peker, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’nun “Karısının iç çamaşırına sığınamaz kimse, edepsiz. Bu kurguyla karşı karşıyayız. Bu kurguyu yapanların boğazından ilmek ilmek getirmezsek Allah bunun hesabını bizden sorar” sözleri için “Söyledikleri cevapsız kalacak sakın zannetmeyin. Pazar günü yayınlayacağım videoda ona hak ettiği her şeyi söyleyeceğim” demişti. Peker Soylu için “Senin boynuna köpek tasması takıp köpek tasmasıyla gezdireceğim” ifadelerini kullandı.

    Peker‘in açıklamalarından bazı satır başları şöyle:

    Süslü Süleyman çok ayıp ettin, yüzündeki boyalar düşünce gerçek halin nasıl ortaya çıktı. Derin Mehmet ameliyat olduğu için hastanede, kendisini bu hafta yoklama almayacağız.

    Türkiye’den kalabalık misafirlerimiz geldi. Aslında ben düşkün Abdülkadir’le, süslü Sülü’yü bekliyordum. Her zaman olduğu gibi yüce devletimizi işin içine karıştırdılar. O yüzden dolayı bir yer değişikliği yaptık, bir yer değişikliği daha yapabiliriz.

    Bazı arkadaşlar bahisler düzenlemişler. Benim üstümden yol bulmaya çalışıyorsunuz, ayıp. Bahisler kapandı. Benim sırtımdan çok para kazandılar, artık işe uyandım. Hiçbirinize yol buldurmam üstümden.

    Eğer ki kim size sokağa çıkın burayı yağmalayın diyorsa o haindir. Bir gün ben size dersem bilin ki ufak kızımın başına silah dayamışlardır. O yüzden onu söylüyorumdur. Sülü gördün mü bak bunu da söyledik, bloke oldu bu da.

    ‘ÇAPSIZ’

    Namus sahibi olan herkes eğer bir gün darbe olursa bütün herkes darbeye direnmekle mükelliftir. Eğer ki bir gün darbe olursa ben size dersem sokağa çıkın darbeye destek verin, ufak kızımın başına silah dayamışlardır. Ben desem bile çıkmayın kardeşlerim.

    Siz patronsuz bu anlattıklarımda kafanıza yatmayanlar olmazsa, bu işlerde gereken ilgi gösterilmedi, namus, şeref üzerine davranılmadı derseniz sandık geldiğinde belirleyen sizsiniz. En komiği, bir şema yapmış. Ben bunun çapını bildiğim için seyretmedim. ‘Başlıkları bana getirin arkadaşlar’ dedim. Çapsız.

    Süleyman sana vallahi devletin ruhunu anlatacağım, inşallah bu sefer anlarsın.

    Görüşeceğiz seninle. Fethullahçılarla düşüncelerimi anlatmak istiyorum. Eğer ki bana Fethullahçılar cennetin anahtarını getirirse ben onlara ‘Ben 80’lerde sizin masumiyetinizi görüp ya bu iyi insanlar diyenlerdenim bütün ülke gibi. Ama ben sizin içinizdeki canavarı gördüm. Bence şehit Kuddusi Okkır’ın memleketine gidecek ambulans parası yoktu. O zaman ambulanslardan para alıyorlardır. Ölüsünü evine getirecek parası olmayan adamı Ergenekon’un finansörü diye ülkeyi inandılar. Seni cenazeye FETÖ’cüler değil şunlar yollamadı sen hakka girdin diye yazıyorlar. Lan bırak.

    Siz yapmadınız mı, evinde arama yapıyorsunuz general adamın çocuk pornosu çıktı diye gazetelere verdiniz. O adam ufak çocuk gelse sevmeye çekinir. Başka bir general otele kız arkadaşıyla gidiyor. Otelde ihbar var deyip kadının çantasını ararken avuç içinde bir ekstaziyi bırakıp, ‘Büyük skandal, general kadın uyuşturucu partisi’ kan tahlili bile yok, çünkü siz koydunuz. General namuslu adamdı istifa etti. Daha örnek vereyim mi Ali Tatar… Herkes uyansın diye adam kafasına sıktı. Bunlar gazetede ‘Hesap vermeden nereye gidiyorsun?’ diye yazdılar. Sizin elinizde cennetin anahtarı olsa ben o cennete girmem. Ya siz Muzaffer abiyi kanser hastası inim inim inlettiniz şehit oldu. Ali Tatar da şehittir.

    Sülü ne oldu? Ama senin devamlı Fethullah Gülen’le yazıların çıkıyor. Röportaj yapmışsın. Danışmanlarının Fethullah Gülen’e övgüleri ortaya çıkıyor. Bak ben bu kadar açık söylüyorum sen? Ben Süleyman’ın buraya maketini koydum.

    ‘BAKANIN ABİSİ DE FETÖCÜ’

    – En komiği bir AA muhabiri genç arkadaş Süleyman Soylu ile ilgili soru sordu. Adamın abisi FETÖ’cüymüş dediler. Size devleti anlatacağım. Bunlar kamikaze gibiymiş. Senin elinde devletin imkanlarını yok muydu? Bilmiyor muydun abisinin FETÖ’cü olduğunu. Onun abisi FETÖ’cü ise orada iki bakan bu konularla muhatap onun da abisi FETÖ’cü. Her abisi FETÖ’cü olan FETÖ’cü ise bakan devletin her sırrının olduğu toplantıyı izliyor. Yaptığınız savunmanın mantıksızlığını anlatıyor. Ciğeri yanmış adam söylüyor. Yarın onu FETÖ’cü bulursunuz. FETÖ’cüler de öyle yapardı. O onu aramış, o onu aramış, o da onu aramış… 7. Aramada köydeki en sade yaşayan bir insan bile dünyada her insanı silsileyle aramış oluyor. Onun mantığı var burada anlatmayayım şimdi onu. Devletin ruhunu yok ettiniz.

    Orada oturmuşun, vücut dili okuyanların hepsinin psikolojisi, suç üstü yakalanmış bir insanın ezikliği hali vardı üzerinde. Gördüm resmini. Gazetecilere de bir atar yapmışsın ya girerken içeri Sülü.

    ‘KATİL HEP İLK GELİR’

    – Uğur Mumcu bence şehittir. Neden öldürüldü? Öldürüldüğü zaman yazdığı yazılara bakın. Hep terör bölgelerinde uyuşturucu tarlaları olur ve silah ticareti. Şehit olduğunda yanına ilk gelen kim? Mehmet Ağar. Katil hep ilk gelir.

    ‘KOKAİN İŞİNİ ANLATAYIM’

    – Kokain işini anlatayım. Yeni güzergah kurmak için Venezuela’ya kim gitti? Binali Yıldırım’ın oğlu Erkan Yıldırım. Ocak ayında 4 gün, Şubat ayında 4 gün Venezuela’da kaldı.

    Binali Bey’in böyle bir şeyin içinde olduğunu düşünmüyorum ancak ilk zamanlar Erkan Yıldırım hakkında çektikleri kasetleri -kumar kasetleri değil başka kasetler rüşvettir vs.- daha sonra bunu bu işe yönlendirdiler bu işin aparatı haline geldiler. Türkiye’ye gelişi gidişi tüm organizasyonun ağları bu şekilde. Neden kokain yakalanamıyor neden kokainleri Erkan Yıldırım’ın direkt gemisiyle ilgili de değil başka gemiler de koordinasyon alıyor. Peki Mehmet Ağar bunun neresinde. Mehmet Ağar da bu senkronizenin tam ortasında. Erkan Yıldırım Süleyman Soylu dostluğuna bakın. Erkan Yıldırım’ın Süleyman Soylu’nun çevresinde bu konularla ilgili dostluğuna bakın.

    Bir de diyorlar devleti zora sokmak için anlatıyor. Hayır ben devleti zora sokmak için anlatmıyorum.

    SOYLU’YA YANIT

    – Gazetecilere operasyon yaptırmışsın, komikliğe bak. Neden HTS kayıtlarını açıklamıyorsun, devletin bakanısın niye Face-Time’la, Whatsapp’la konuşuyorsun gazetecilerle, niye müdürünün telefonunda, Reşat babayla onla bunla. Sana sözüm olsun, bugüne kadar üzdüğün bütün çocuklar ve aileleri için, devletin o şerefli makanından ayrıldığında seninle yüzleyeceğiz, bu dünya böyle sürmez. Senin boynuna köpek tasması takıp köpek tasmasıyla gezdireceğim.

    NE OLMUŞTU?

    Anadolu Ajansı (AA) muhabiri Musab Turan’ın, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’ye yönelttiği Süleyman Soylu sorusu gündem olmuştu.

    Musab Turan, şunları söylemişti:

    “Sayın bakanım, Anadolu Ajansı Musab Turan. Efendim, son günlerde gündemi meşgul eden konular var. Burada nakrobürokrasiyle ilgili iddialar ülkemizi uluslararası arenada zora soktu mu? Hükümetin buna ilişkin bir planı var mı? Ve de 19 yıllık bir toplum hareketi olarak başlayan, milletin teveccühünü kazanan Ak Parti, ismi şaibelerle anılan Süleyman Soylu’dan daha mı küçük? Çarşıda, pazarda, metrobüste çocuklar herkes bunu konuşuyor ama sayın bakanlarımız buna ilişkin tek kelime etmiyor. Sayın Pakdemirli bakanımıza sorum da… Sayın Soylu, kabine toplantısında buna ilişkin bir açıklama yaptı mı, savunma yaptı mı? Savunması sizleri tatmin etti mi? Sayın bakanım, üç buçuk yaşında oğlumun yüzüne bakarken bu maskeli balodan dolayı ben utanıyorum. Sizin çocuklarınız yok mu?”

    (HABER MERKEZİ)

  • Ankara JİTEM davasında, Mehmet Ağar dahil tüm sanıklar beraat ettirildi

    Ankara JİTEM davasında, Mehmet Ağar dahil tüm sanıklar beraat ettirildi

    Ankara ve çevre kentlerinde 1993-1996 yılları arasında 19 kişinin zorla kaybedilip infaz edilmesine ilişkin davada Mehmet Ağar dahil 17 sanık beraat etti.

    Ankara ve çevre kentlerinde 1993-1996 yılları arasında 19 kişinin öldürülmesine ilişkin açılan ve kamuoyunda “Ankara JİTEM Davası” olarak bilinen dava Ankara 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. 23’üncü duruşmaya, öldürülen 19 kişi arasında yer alan Savaş Buldan’ın eşi HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ve çok sayıda HDP milletvekili katıldı.

    SAVCILIK BERAAT TALEP ETTİ

    “Cürüm işlemek için oluşturulan silahlı teşekkülün faaliyeti kapsamında insan öldürmek” suçlamasıyla yargılanan sanıklar duruşmaya katılmazken savcılık mütalaasını okudu. Tanıkların dosyadaki ifadelerini okuyan savcılık, “Tanıkların ifadeleri denetime tabi tutulamayacak derecededir” dedi.

    Bugüne dek yakalanamayan ve ‘Yeşil’ kod adıyla bilinen sanık Mahmut Yıldırım’ın dosyasının ayrılmasını talep eden savcılık ölen Ahmet Yıldırım hakkında da düşme kararı talep etti. Savcılık geriye kalan tüm sanıklar yönünden beraat kararı verilmesini talep etti.

    Savcılığın mütalaasını ardından konuşan mağdur avukatlarından Mehmet Emin Aktar, “Bizim için şaşırtıcı değil. Sanıksız yargılama yapıldı. Adalet çıkmayacağını biliyorduk. Mahmut Yıldırım’a da beraat kararı verilsin kurtulalım hepimiz. Siz ne karar verirseniz verin vicdanlarımızda mahkumlardır” diye konuştu.

    Gazete Duvardan Serkan Alan‘ın haberine göre; mağdur avukatları, “Davanın açılmasına karşı çıkanların iddialarının aynısı iddia makamının mütalaasında da belirtilmiş” ifadeleriyle savcının mütalaasına itiraz etti.

    SANIK AVUKATI: BEN KATİL MİYİM?

    Mağdur avukatlarından Murat Yılmaz, “Bu mütalaa hiç şaşırtıcı değil. Bu ülkede cezasızlık politikası devam ediyor. Devletler katildir. Bazı çeteler suç işler. Bunların suç işlediğini siz de sanık avukatları da herkes de biliyor” dedi.

    Sanık avukatlarından, “Ben katil miyim biz bilmiyoruz” ifadeleriyle mağdur avukatına tepki geldi. Mağdur avukatları, “Herkes her şeyi iyi biliyor” ifadelerini kullandı.

    “SAVCI UZAYDA MI YAŞADI BİLMİYORUM”

    Öldürülen Yusuf Ekinci’nin oğlu ve aynı zamanda mağdur avukatlarından Sertaç Ekinci, “Sayın savcı uzayda mı yaşadı bilmiyorum. Mütalaada siyasal içeriğine dair hiçbir şey yok. Bu soruşturma aşamasında sanırsınız Tansu Çiller tanık olarak dinlenmemiş. Bunlar varken siz mahkemeye reddi hakim mi yaptın diyorsunuz? Bizimle dalga geçmeyin” sözleriyle mütalaaya tepki gösterdi.

    Mağdur avukatlarından Nuray Özdoğan, “Siyasi içerikli cinayetlerin aydınlatılmasında uluslararası kararlar devleti yükümlü kılar. Hali hazırda bu çeteler devlet içinde olduğu için bu davanın yürümeyeceği belliydi. Cinayetlerin aydınlatılmasına dönük etkin bir yargılama yapmalıydınız. Aydınlatmaya dönük karar veremeyecekseniz zaten sürdürmeyin. Bu yargılama sürdürülemeyecekse buna dönük adım atmalısınız” diye konuştu.

    MAĞDUR AVUKATLARI DURUŞMA SALONUNU TERKETTİ
    Mağdur avukatlarından Ahmet Özmen, “Savcılık 25 yıl geçti toplaşın evinize gidin bundan sonra yapmayacağız diyor. Kamu görevlileri sizler tarafından korunmaktadır. Bu mütalaa bundan sonra bir şey yapılmayacak anlamındadır” diye konuştu.

    Sanık avukatlarının mütalaaya ilişkin beyanları sırasında mağdur avukatlarının büyük bir kısmı ve HDP Eşbaşkanı Pervin Buldan’ın da aralarında bulunduğu HDP milletvekilleri, mahkemeyi protesto ederek duruşma salonundan çıktı.

    Sanık avukatları mütalaaya katıldıklarını ifade ederek müdafilerin beraat etmesini talep etti.

    TÜM SANIKLARA BERAAT

    Mahkeme heyeti avukatların beyanlarının ardından kararını açıkladı. Sanık Ahmet Demirel’in ölümü nedeniyle atılı suçların düşmesine karar veren mahkeme heyeti Lazem Esmaeılı ve Asker Smıtko’nun ölümüne ilişkin suçlanan tüm sanıkların dosyalarının ayrılmasına karar verdi.

    Mahkeme heyeti 17 kişinin ölümüne ilişkin ise suçlanan tüm sanıkların beraatine karar verdi.

    CUMARTESİ ANNELERİ: BU CİNAYETLERİ KİM GERÇEKLEŞTİRDİ?

    Kayıp yakınlarının faillerini sormak için her hafta bir araya gelen Cumartesi Anneleri, mahkemenin beraat kararına tepki gösterdi.

    Cumartesi Anneleri yaptığı açıklamada, “Ceza yargılamasının amacı hakikati ortaya çıkarmaktır. Söyleyin o zaman; Polis Özel Harekat envanterinde bulunan silahla işlenen bu cinayetleri kim gerçekleştirdi?” dedi.

    DAVANIN SANIKLARI

    Duruşmanın sanıkları şu şekilde:

    Eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, Eski Özel Harekat Daire Başkanı İbrahim Şahin, MİT’çi eski Yarbay Korkut Eken ve özel harekat timi polisleri Ayhan Çarkın, Ayhan Akça, Ziya Bandırmalıoğlu, Ercan Ersoy, Ahmet Demirel, Ayhan Özkan, Seyfettin Lap, Enver Ulu, Uğur Şahin, Alper Tekdemir, Yusuf Yüksel, Abbas Semih Sueri, Lokman Külünk, Mahmut Yıldırım, Nurettin Güven, Muhsin Korman.

    ÖLDÜRÜLEN 19 KİŞİ

    Öldürülen 19 kişinin ismi şu şekilde: Namık Erdoğan, Metin Vural, Recep Kuzucu, Behçet Cantürk, Savaş Buldan, Hacı Karay, Adnan Yıldırım, İsmail Karaalioğlu, Yusuf Ekinci, Ömer Lutfi Topal, Hikmet Babataş, Medet Serhat, Feyzi Aslan, Salih Aslan, Lazem Esmaeili, Asker Smitko, Faik Candan, Abdulmecit Baskın, Tarık Ümit.

    (HABER MERKEZİ)

  • ‘Mahkemede olmayan tek şey sanıklardı’ – VİDEO

    ‘Mahkemede olmayan tek şey sanıklardı’ – VİDEO

    PİRHA- Cumartesi Anneleri 756. Haftada da bir araya geldi. İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi önünde bir araya gelen aileler kayıplarımızdan vazgeçmeyeceğiz dediler. Açıklamada konuşan Abdülmecit Baskın’ın oğlu Eren Baskın, babasının mahemesinde 30. celseye geldiklerini fakat mahkemede olmayan tek şeyin sanıklar olduğunu söyledi. 

    Haberin Videosu

    Abdülmecit Baskın, Ankara Altındağ Nüfuz Müdürüyken özel harekat polisleri tarafından gözaltına aslınmış 4 Ekim 1993 tarihinde elleri arkadan bağlı üç kurşunla öldürülmüş olarak bulunmuştu. 756. Haftada bir araya gelen Cumartesi Anneleri Abdülmecit Baskın adına süren davadan adalet istediler.

    Cumartesi insanları adına basın metnini okuyan Sevda Arcan, 26 yıl evlat acısıyla yaşayan ve adalete ulaşmadan hayatını kaybeden Meryem Baskın’ın bıraktığı yerden Abdülmecit Baskın için adalet istediklerini belirtti.

    Sevda Arcan, Abdülmecit Baskın’ın gözaltında kaybol sürecini şöyle açıkladı;

    “41 yaşında 3 çocuk babası olan Abdülmecit Baskın, Ankara Altındağ Nüfus Müdürüydü. İş yerindeki makamından çıktıktan sonra özel harekat polisleri tarafından gözaltına alındı. 4 Ekim 1993 tarihinde elleri arkadan bağlı, üç kurşunla öldürülmüş bedenini bir çiftçi Ankara Gölbaşı mevkiinde buldu. Bulunduğu yer Milli İstihbarat Teşkilatı Genel Koordine Merkezi’ne çok yakın mesafedeki metruk bir binanın arkasıydı. Ailenin tüm başvuruları sonuçsuz kaldı. Abdülmecit Baskın’ın gözaltına alındığı inkar edildi. Tanık başvuruları etkin bir soruşturma yapılmadan sonuçsuz bırakıldı.”

    “İFADELER VE OLAY YERİ TUTANAKLARI UYUŞUYOR”

    Ayhan Çarkın’ın verdiği ifadelerin olay yeri tutanaklarıyla örtüştüğünü vurgulayan Arcan, “26.03.2011 tarihinde özel harekât polisi Ayhan Çarkın, İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’na verdiği ifadede; 1993 yılında Özel Harekât Daire Başkam İbrahim Şahin’in emriyle, Abdülmecit Baskın’ı gözaltına aldıklarını ve Baskın’ın Ziya Bandırmalıoğlu ile Ayhan Akça tarafından öldürüldüğünü detaylarıyla anlattı. Ayhan Çarkın’ın anlattıkları, olay yeri tutanakları ile karşılaştırıldı. İfadeler ile yer gösterme tutanaklarının “örtüştüğü” savcılık dosyasına eklendi.”

    “MAHKEME ADİL YARGILAMA İLKESİNE UYMUYOR”

    Adil yargılama ilkesinin mahkemece ihlal edildiğine vurgu yapan Arcan sözlerini şöyle tamamladı;

    “Aile avukatlarının taleplerini geri çeviren mahkemeler “cürüm işlemek için oluşturulan silahlı teşekkülün faaliyeti kapsamında insan öldürmek” suçlarından yargıladığı Mehmet Ağar, İbrahim Şahin, Korkut Eken ve diğer 16 kişiyi bırakın tutuklamayı duruşmalardan vareste tuttu, Aile avukatlarının sanıklara soru sorma hakkı engellendi. Adil yargılama ilkesine uymayan mahkeme tarafsız bir yargılama yapılmadığı kuşkumuzu derinleştirdi.Artık yeter! Yargının asıl işlevi suç işleyenlerin yargılanıp, cezalandırılması ve adaletin yerine getirilmesidir. Ankara JİTEM Davası inkarın, sanıkları aklamanın, cezasızlığın bir parçası olmasın. Türkiye’nin yaşadığı hakikat ve adalet krizini sonlandırmanın başlangıcı olsun. Adaletin tecelli etmesi ve geçmişle hesaplaşma imkanı sunması talebimizi karşılasın!”

    “SANIKLAR MAHKEMEYE HİÇ GETİRİLMEDİ”

    Açıklamada söz alan Abdülmecit Baskın’ın oğlu Eren Baskın mahkemenin gidişatına dair şunlardan bahsetti,”30. Celseye geldik. Babamla birlikte 19 ailenin bulunduğu bir dava. Mahkeme salonunda olmayan tek şey sanıklardı. Mehmet Ağar mahkeme salonuna hiçbir şekilde getirilmedi. Mehmet Ağar’ın verdiği tek ifade ‘olayla ilgim yok hiçbirini tanımam’ oldu. Evet sadece bu kadar. Benim tek amacım babamın katillerinin düzgün bir şekilde yargılanmalarıdır.”

    “MAHKEME SERGİLEDİĞİ TUTUMLA AKITILACAK KANLARA DAVETİYE ÇIKARTMAKTADIR”

    Aile avukatı Serdar Ekinci, mahkemenin adil bir yargılama yapmadığını belirterek şunları ifade etti, “Haklarında yüzlerce binlerce dava açılan Tansu Çiller, Mehmet Ağar hakkında ki suçlamalar adeta geçiştiriliyor ve gerçekliği olmayan iddialar olarak değerlendiriliyor. İlgili bu unsurlar hiçbir şekilde mahkemeye gelmiyorlar. Mahkeme adeta siz istediğiniz kadar uğraşın ama bunlar mahkemeye gelmeyecekler tavrını sergiliyor. Hakimlere sesleniyorum; önümüzdeki yıllarda akıtılacak kanları siz şimdiden aldığınız kararlarınızla meşrulaştırıyorsunuz.”

    VERİLEN İFADELER DİKKATE ALINMIYOR

    Son olarak göz altında katledilen Adnan Yıldırım’ın kızı Leyla Yıldırım ise mahkemenin sanıklardan Ayhan Çarkın’ın itiraflarına rağmen dikkate alınmadan sürdürüldüğünü belirti. Yıldırım, yargının bağımsız olmadığını tek kişinin elinde olduğunu kaydederek, mahkemelerden beklentilerinin olmadığını söyledi. Yıldırım, mahkemenin devam ettiğini ve bunun takipçisi olacakalrını kaydetti.

    PİRHA/İSTANBUL