Etiket: mehmet antmen

  • Doktor Antmen, Gar Katliamı’nı anlattı: Gülerek gittik, 103 insanın ölümüyle döndük- VİDEO

    Doktor Antmen, Gar Katliamı’nı anlattı: Gülerek gittik, 103 insanın ölümüyle döndük- VİDEO

    PİRHA- 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nda birçok yaralıya ilk müdahaleyi yapan Eski Mersin Tabip Odası Şube Başkanı Doktor Mehmet Antmen, “Güle oynaya gitmiştik ve ne yazık ki 103 insanın ölümüyle döndük. Bu katliam bizi yıllarca bırakmayacak bir psikolojik durum içerisine soktu. Bir daha benzer acıları yaşamamak için barıştan başka çıkar yolumuz yok” dedi.

    DİSK, KESK, Türk Tabipleri Birliği (TTB), TMMOB ve HDP’nin de aralarında bulunduğu pek çok sivil toplum örgütü ve siyasi partinin çağrısıyla 10 Ekim 2015 yılında Ankara Tren Garı önünde düzenlenen Emek, Barış, Demokrasi Mitingi’ne yapılan canlı bombalı saldırıda 103 kişi hayatını kaybetmişti.

    IŞİD’in iki canlı bomba ile gerçekleştirdiği saldırı, Türkiye tarihinde en çok insanın hayatını kaybettiği katliam olarak kayıtlara geçti. Canlı bombalardan birinin, aynı yıl Suruç’ta intihar saldırısını düzenleyen canlı bomba Abdurrahman Alagöz’ün kardeşi Yunus Emre Alagöz olduğu ortaya çıktı.

    Katliamın üzerinden 9 yıl geçse de hafızalardaki yeri ilk günkü gibi. Ankara Katliamı’nda bulunan ve o zaman Mersin Tabip Odası Başkanı olan Doktor Mehmet Antmen, 10 Ekim Katliamı’na ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “10 EKİM, YARATILAN KORKU İKLİMİNİN SONUCUYDU”

    7 Haziran 2015’te yapılan genel seçimlerden sonra AKP iktidarının seçim sonuçlarını hazmedemeyip, korku iklimi yarattığını ve 10 Ekim Ankara Gar Katliamının da bu sebeple yapıldığını söyleyen Mehmet Antmen, “Seçimden sonra AKP’de ciddi bir kriz başlamıştı ve 7 Haziran‘da çoğunluğu oluşturabilmek için çok ciddi terör eylemlerine başlamıştı. İktidar 20 Temmuz’da Suruç‘ta 30 gencin öldürülmesine göz yummuştu. Ardından 22 Temmuz’da 2 polis Şanlıurfa’da öldürülmüştü, faili meçhul cinayete kurban gittiler. Hemen sonrasında da hükümet barış sürecinin sona erdiğini açıkladı. Bir dizi karanlık eylemler meydana geliyordu o süreçte. Ankara’da yaşanan katliam da bu karanlık eylemlerin en korkunç olanlarından biriydi” dedi.

    “POLİSİN GAZ ATMASI ÖLÜMLERE NEDEN OLDU”

    10 Ekim günü emniyet güçlerinin herhangi bir güvenlik önlemi almadığını, meydanda polis görmediklerini belirten Antmen, katliam gününe dair şunları anlattı:

    “Mersin’de tüm emek ve demokrasi güçleri ile birlikte 10 Ekim’e gitmeye karar verdik ve 15’e yakın otobüsle Ankara’ya gittik. 10 Ekim’de Ankara’ya gittiğimizde polisin olmaması dikkatimizi çok fazla çekti. Bütün eylemlerimizde yüzlerce, binlerce polis olmasına rağmen o gün Ankara’da bir tane bile polis göremedik. Ne bir arama vardı ne de bir önlem vardı. Emniyet güçleri tamamen geri çekilmişlerdi ve istasyon alanına girişte hiç kimse aranmadı. En ufak bir emniyet önlemi alınmamıştı.

    TTB kortejinde 50-60 kişiydik ve ilk bomba patladıktan hemen sonra bombanın patladığı yere doğru koşarak gittik. Biz daha varmadan ikinci bomba patladı. Tam bir katliamdı, 100’lerle ifade edilecek kadar yaralı vardı ve çoğunun da durumu çok ağırdı. Yaralıları hayatta tutabilmeye ve yeni can vermiş olanları hayata döndürmeye çalıştık. Hafif yaralıları da ambulansa, özel araçlara bindirip hastaneye yetiştirmeye çalıştık ama daha çok bir canlandırma faaliyeti gördük orada. Bombalar patladıktan 15- 20 dakika sonra ortalık bir gaz bombasına boğuldu. Öncesinde hiçbir önlem almayan emniyet güçleri yakınları ölen ya da yaralanan ve duruma tepki gösteren insanları dağıtmak için biber gazı attı. Kalbi çarpan ama nefes alamayan bir vatandaş vardı, kalp masajı yapıyorduk, solunum desteği sunmaya çalışıyorduk. Ama biber gazı yüzünden o vatandaşı bırakıp, gazın etkisinin dışına çıkmaya çalıştık. Çünkü biz de nefes alamaz duruma gelmiştik ve 5 dakika falan o gaz sahasının dışında nefes almaya çalıştık. Sonra gözlerimiz yana yana bıraktığımız kişinin yanına döndük ancak ne yazık ki yaşamını kaybettiğini gördük. Kurtarabilir miydik bilmiyorum çünkü çok ağır yaralıydı ama polisin attığı gaz sebebiyle bile ölen kişiler oldu.”

    “BARIŞTAN BAŞKA ÇIKAR YOLUMUZ YOK”

    İktidarın barış, demokrasi, insan hakları gibi bir derdi olmadığını; tek derdinin iktidarını sürdürmek olduğunu belirten Antmen, “Güle oynaya gitmiştik oraya ve ne yazık ki 103 insanın ölümüyle döndük. Bu katliam bizi yıllarca bırakmayacak bir psikolojik durum içerisine soktu. 40 yıldır bir yandan Kürt gençleri öldü bir yandan emniyet güçleri öldü ve ne yazık ki hala da ölmeye devam ediyorlar. En başta Kürt sorununun çözülmesi için bile bu savaşın bir an önce durması gerektiğini düşünüyorum. Barış ortamının tesis edilmesi gerekiyor. Emek ve demokrasi güçleri olarak barışın tesis edilmesi konusunda bugüne kadar yaptıklarımızdan daha fazlasını, elimizden gelen her şeyi yapmamız gerektiğini düşünüyorum. Barıştan başka çıkar yolumuz yok” diye konuştu.

    Fatoş SARIKAYA/ MERSİN

  • İHD Mersin Şubesi, hapishanelerdeki hak ihlallerini konuştu- VİDEO

    İHD Mersin Şubesi, hapishanelerdeki hak ihlallerini konuştu- VİDEO

    PİRHA- İHD Mersin Şubesi’nin düzenlediği panelde 19 Aralık Katliamı, hasta tutukluların uğradığı hak ihlalleri, açlık grevi, tecrit ve hapishanedeki tutukluların güncel durumu konuşuldu.

    İnsan Hakları Derneği (İHD) Mersin Şubesi, İnsan Hakları Haftası etkinlikleri kapsamında ‘Dünden Bugüne Hapishaneler ve 19 Aralık Cezaevleri Katliamı’ paneli düzenledi.

    Yenişehir Belediyesi Akademi Salonunda yapılan panelde İHD Onursal Genel Başkanı Akın Birdal, İHD Hapishaneler Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray çevirmen Aykol, Mersin Tabip Odası eski başkanı Mehmet Antmen, İHD Mersin Şube Sekreteri ve 19 Aralık Katliamı tanığı Bekir Sıtkı Keçeci konuşmacı olarak yer aldı.

    Panelin yapıldığı salona “19 Aralık Cezaevleri, 24 Aralık Maraş, 28 Aralık Roboski Katliamlarını Unutmadık, Unutturmayacağız” ve “Hasta Tutsaklar Serbest Bırakılsın” pankartları asıldı. Konuşmalardan önce katliamda yaşamını yitirenler için saygı duruşunda bulunuldu.

    “İNSANLARI DİRİ DİRİ YAKTILAR”

    19 Aralık Katliamı tanığı Bekir Sıtkı Keçeci, 19 Aralık Cezaevleri Katliamının bu ülkede yapılmış en kapsamlı katliam ve bir insanlık suçu olduğunu dile getirdi. Katliamın ölüm oruçlarını bitirmek ve topluma bir gözdağı vermek adına yapıldığına işaret eden Keçeci, o güne ilişkin şunları anlattı:

    “İçerideki mahpusları hücrelere ayırmakla birlikte toplumu da hücreleştirmek adına katliam planı yaptılar. 8 bin 500 jandarma, bin 500 sivil polis bu katliamda vahşice herkese saldırdı. Yukarıdan bombalar attılar, ateş açtılar. Çok sayıda insanımız yaşamını yitirdi, yaralandı. İnsanları diri diri yaktılar. Dönemin Adalet Bakanı yaptığı açıklamada amacın ölüm oruçlarını bitirmek değil, devletin otoritesini sağlamak olduğunu söyledi televizyonlarda. Hayata dönüş dedikleri operasyonda insanları hayattan kopardılar.”

    Bu katliamdan sonra ölüm oruçlarının binlere ulaştığını belirten Keçeci, “Bedenimizle direnmekten başka seçeneğimiz yoktu. Ya boyun eğecektik ya da direnecektik” diyerek sözlerini noktaladı.

    Doktor Mehmet Antmen ise cezaevlerinde dünden bugüne ölüm orucuna giren tutukluların erişemediği tıbbi destek imkansızlıklarından dolayı birçok tutuklunun yaşamını yitirdiğini aktardı. 2000’binli dönemlerde cezaevlerinde tutukluların başlattığı açlık grevlerine değinen Antmen, bu süreçte tutukluların, b1 vitamini kullanmasından dolayı yaşam süresinin uzadığını ve açlıkla mücadele edilebildiğini anımsattı.

    AKIN BİRDAL: AÇLIK GREVLERİNE SES VERMELİ

    İHD Onursal Genel Başkanı Akın Birdal, geçmişten günümüze hapishanelerin değerlendirmesini yaptı. Baskıcı rejime işaret eden Birdal, ülkenin cezaevine dönüştürüldüğünü ifade etti.

    Cezaevlerinde tecride karşı başlatılan açlık grevlerine değinen Birdal, “3 yıl önce de daha önce böyle bir açlık grevi başlatılmıştı. Leyla Güven ve binlerce tutuklu bedenlerini açlığa yatırdılar. O dönem de 7 tutuklu yaşamını yitirdi. Sonra yine bir tecrit gelişti. Şu anda ise Öcalan 3 yıldır ailesiyle ve avukatlarıyla görüştürülmüyor. Bugün de aynı taleplerle açlık grevi eylemleri var. Bu taleplerin dikkate alınması için insanların ölmesi mi gerekiyor? Tecrit demokrasi ve barış kapısıdır. Açlık grevindekilerin sesi olalım ki Kürt sorunun çözümüne katkıda bulunalım” diye konuştu.

    Cezaevlerindeki gazetecilerin durumuna da dikkat çeken Birdal, gerçeğin üstünü örtmek isteyenlere müsaade etmeyen gazetecilerin tutuklanmasına karşı ses çıkarılması gerektiğinin altını çizdi.

    “TÜRKİYE’DE HAPİSHANE REJİMİ VAR”

    İHD Hapishaneler Komisyonu Eş Sözcüsü Nuray Çevirmen, tutukluların güncel durumuna ilişkin bilgiler verdi. Yaşanan hak ihlallerinin günden güne arttığını ve hapishanelerde işkence sisteminin yürütüldüğünü söyleyen Çevirmen, hapishanelerde yaşanan ölümlerin gizlendiğini kaydetti.

    Şu anda 405 açık ve kapalı cezaevinin olduğunu ve 12 cezaevinin daha açılacağını aktaran Çevirmen, “Bu kadar çok hapishanenin yapılması içinin dolduracağı anlamına geliyor. Türkiye’de bir hapishane rejiminin olduğunu söylemek gerek. Tecridi derinleştiren hapishaneler, mahpusları sosyal ortamdan tamamen yalıtan bir işkence biçimidir. Şu anda 6 hapishanede tecride karşı açlık grevi var. Mahpusların yaşadığı sorunlar, toplumun bilgisinden uzak tutuluyor” dedi.

    Engelli, ağır hastalıkları olan ve yalnız başına yaşayamayacak olan hastaların ısrarla cezaevinde tutulduğuna dikkat çeken Çevirmen, hasta tutsakların sağlık haklarının ihlal edildiğini vurguladı.

    Panel, soru ve cevap bölümünün ardından sona erdi.

    PİRHA/ MERSİN

  • MTO Başkanı Antmen’den hükümete çağrı: Her şeyi ben bilirim tavrından vazgeçin

    MTO Başkanı Antmen’den hükümete çağrı: Her şeyi ben bilirim tavrından vazgeçin

    PİRHA- Koronavirüs salgınındaki son durumu ve aşılama çalışmalarını değerlendiren Mersin Tabip Odası Başkanı Mehmet Antmen, koronavirüs aşısı ile ilgili Sağlık Bakanlığı’nın bugüne kadar söyledikleri ile gerçekleşenler arasında çok ciddi bir farklılık olduğuna dikkat çekti. Antmen, “60 milyon kişinin iki kez aşılanmasının bu yıl sonuna dek tamamlanamayacağı çok nettir” dedi.

    Mersin Tabip Odası (MTO) Başkanı Mehmet Antmen, koronavirüs salgınındaki son durumu ve aşılama çalışmalarını PİRHA’ya değerlendirdi.

    “AŞILAMA İÇİN ALTYAPI VAR YETERLİ MİKTARDA AŞI YOK”

    PİRHA: Aşıda son durum nedir?

    MEHMET ANTMEN: Covid aşısı ile ilgili Sağlık Bakanlığı’nın bugüne kadar söyledikleri ile gerçekleşenler arasında çok ciddi bir farklılık vardır. Kasım ayı içerisinde, “11 Aralık’tan itibaren 25 milyon doz Aralık ayında, 25 milyon da Ocak ayı içerisinde gelecek” şeklinde beyanat verilmesine karşın, 10 Şubat tarihine kadar gelen toplam aşının 10 milyon doz olması aslında bugüne değin söylenen şeylerin hiçbirinin gerçekleşmediğinin göstergesidir. İleriye yönelik olarak bugün söylenen şeylerin de gerçekçi olmadığını bu gelişmelerden çıkarmak hiç zor değildir.

    Kasım ayı içerisinde “günde 1.5 milyon doz aşı yapacağız ve çok kısa sürede herkesi aşılamış olacağız” şeklinde bir bakanlık beyanatı olmasına karşın 7 Şubat Pazar günü, sadece 11 bin aşı yapılmış olması da vaatlerin ne denli gerçek dışı olduğunun somut göstergeleri.

    Aslında sosyalizasyon döneminin mirası olan sağlık ocakları bugüne taşınabilmiş olsaydı, o döneminin en önemli koruyucu sağlık hizmeti olan aşılama hizmetlerinin günde bir, bir buçuk milyon doz yapılması işten bile değildi. Ancak burada tartışılması gereken mevzu, aşılama altyapısına sahip olunmasına karşın elimizde yeterli miktarda aşı olup olmadığıdır. Zira Ocak ayı sonuna dek 50 milyon aşı vaadi olmasına karşın, Şubat ayının ortasına geldiğimiz şu günlerde elimizde 10 milyon doz aşı vardır ve önümüzdeki süreçte de ne kadar geleceği tam bir muammadır.

    “İKİ KEZ AŞILANMASININ BU YIL SONUNA DEK TAMAMLANAMAYACAĞI ÇOK NETTİR”

    -İkinci doz aşılar vurulması planlandığı gibi mi gidiyor?

    14 Ocak’ta başlayan ilk doz aşılamaları bugüne değin sadece 2.600.000 kişiye yapılmıştır ve 11 Şubat’tan itibaren ikinci dozlara geçilecektir. Bu anlamda ikinci dozların nasıl gidebileceği konusunda hiçbir ipucu elimizde yoktur. Ancak söylenenlerle yapılanlar arasındaki açı farkı nedeniyle hiçbir şeyin zamanında yetişmeyeceği, toplumsal bağışıklığa kavuşmak için gerekli olan 60 milyon kişinin iki kez aşılanmasının bu yıl sonuna dek tamamlanamayacağı çok nettir.

    “YÜZ YÜZE EĞİTİM, MUTAND VİRÜS NEDENİYLE CİDDİ OLUMSUZLUKLARA YOL AÇABİLİR”

    -Zor bir yıl mı bizi bekliyor?

    Tüm bu aşılama aksaklıklarının yanı sıra mutand virüse yönelik de yeterli önlemlerin alınmaması göz önüne alındığında 2021 yılının da gerek halk sağlığı açısından gerekse de ekonomi açısından ciddi bir kayıpla sonlanacağını söylemek çok gerçekçi bir tahmindir. Bu anlamda da dar gelirli vatandaşları, işçileri, esnafı çok zor bir dönem beklemektedir. Yine eğitim ile ilgili olumlu şeyler söylemek mümkün değildir. 1 Mart’ta başlanacağı söylenen yüz yüze eğitimin mutand virüs nedeniyle ciddi olumsuzluklara yol açması muhtemeldir. Covid’ten ve covid dışı hastalıklardan ölüm sayısının bu yıl da beklenenin çok üzerinde olacağı çok rahat söylenebilir. Zira 15 gün önce beş bine kadar düşmüş olan vaka sayısının son 10 gündür sekiz binlerde dolaşması bu kötü sonun çok belirgin bir göstergesidir.

    “HÜKÜMET ‘HER ŞEYİ BEN BİLİRİM’ TAVRINDAN VAZGEÇMELİDİR”

    -Peki bu olumsuz tablonun olumluya dönüşmesi için ne yapılmalı?

    Bu olumsuzlukların vatandaşa çok yansımaması için sosyal devlet anlayışının hakim kılınması, halka ekonomik ve sosyal yardımların yapılması, özellikle esnafın sorunlarına duyarlı olunması, salgın ile ilgili gerçeklerin halktan saklanmaması, şeffaflık konusunda daha duyarlı olunması gerekmektedir. Tüm bunlar, ancak meslek örgütleri, sendikalar ve diğer demokratik kitle örgütleri ile birlikte salgını yönetmekten geçmektedir. Aksi taktirde hükümet “her şeyi ben bilirim” tavrını devam ettirir ve bugüne dek yaptığı yanlışlıklara yenilerini eklerse, bu salgın tahmin ettiğimizin çok üzerinde zararlar vererek sonuçlanabilir.

    “COVİD-19 MESLEK HASTALIĞI SAYILMALI”

    -Son olarak ne söylemek istersiniz?

    Vatandaşı korumak için öncelikle sağlık çalışanlarını korumak gerekmektedir. Sürecin bir yıl gibi çok uzun bir süre sürmüş olması sağlık çalışanlarını çok yormuştur ve tüm çalışanlar tükenmişlik sendromu yaşamaktadır. Sağlık çalışanlarının ekonomik, sosyal ve özlük haklarında yapılacak düzenlemeler bu süreçte çok belirleyici olacaktır. Ayrıca COVİD—19’un meslek hastalığı sayılması ve bu hastalıktan zarar gören sağlık çalışanlarının zararlarının tazmin edilmesi de sürece olumlu bir katkı sunacak, çalışanlarının moral ve motivasyon açısından güçlenmesini sağlayacaktır.”

    Diren KESER/MERSİN

  • Mersin Tabip Odası: Pandemi sürecinde bilimsellikten çok algı yönetimi yapılıyor

    Mersin Tabip Odası: Pandemi sürecinde bilimsellikten çok algı yönetimi yapılıyor

    PİRHA- Mersin Tabip Odası Başkanı Mehmet Antmen, henüz vaka sayılarında yeterli bir azalma sağlanmadan AVM’ler, ibadet yerleri gibi kapalı alanların açılmasının çok sakıncalı olduğunu söyledi. Antmen, yetkililere “Bizimle iletişime geçin, pandemi yönetimini bundan sonra birlikte yapalım, vaka sayılarını ve bilgilerini kişisel bilgileri koruyarak bizimle paylaşın, bilgiler şeffaf olsun” çağrısında bulundu.

    Mersin Tabip Odası Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Antmen, koronavirüs pandemisine ilişkin açıklama yaptı.

    Mersin’de 15 mayıs tarihine değin resmi olarak 248 vaka ve sekiz ölüm olayı bildirilmiş olmasına karşın, 27 mayıs tarihinde kaynağı belli olmayan bir şekilde yayınlanan bir haberde Mersin’de ölen insan sayısının 25 olduğu açıklandığına dikkat çekti. Antmen, “31 Mayıs tarihli yerel gazetelerde de İstanbul’dan gelen misafirler nedeniyle gerek sivil vatandaşlarımızda gerekse de sağlık çalışanlarında fazla sayıda pozitif vaka olduğu, Covid şüphesi ile hastanelere başvurularda ciddi artışlar meydana geldiği belirtilmektedir” dedi.

    “PANDEMİ SÜRECİ YETERİNCE BİLİMSEL YÖNETİLMEK YERİNE DAHA ÇOK ALGI YÖNETİMİ YAPILIYOR”

    Mersin Tabip Odası olarak pandemi sürecinin yeterince bilimsel yönetilmediğini, yapılmaya çalışılan şeyin daha çok algı yönetimi olduğunu anlatmaya çalıştıklarını ifade eden Antmen, sözlerine şöyle devam etti:

    “Özellikle henüz vaka sayılarında yeterli bir azalma sağlanmadan AVM’ler, ibadet yerleri gibi kapalı alanların açılmasının çok sakıncalı olduğunu, futbol karşılaşmalarının seyircisiz başlatılmasının halkımızı şifreli yayınları kapalı alanlarda izlemeye zorlayacağını, başta İstanbul olmak üzere üç büyük şehirde giriş çıkışların serbest bırakılmasının vaka yoğunluğunu tüm ülkeye yayacağını, bu anlamda da alınan tedbirlerin bilimsel ve sağlıkla ilgisinden ziyade ekonomik olduğunu vurgulamaya çalıştık. Aslında tüm bu sıkıntıların ana kaynağının bilgi aktarımında yeterli şeffaflık olmamasından kaynaklandığını hepimiz biliyoruz. Türkiye’deki hekimlerin tek birliği olan TTB ve Mersin’deki tüm hekimlerin tek meslek örgütü olan Mersin Tabip Odası olarak Çin’de, ABD’de, Rusya’daki vakaların demografik bilgilerine kolayca sahip olmamıza karşın, Türkiye’de ve Mersin’deki vakaların sayısına dahi ulaşma şansımız olmamaktadır. Bu nedenle pandemide öncelikli korunması gereken sağlık çalışanları ve hekimlere yönelik yeterince önlem alınmasının önüne geçilmektedir. Bu durum aslında bugüne değin Türkiye’de ölen 23 hekim ve toplam 42 sağlık çalışanının nasıl bir ihmal ile karşı karşıya olduğunun çok somut bir göstergesidir.”

    “COVİD-19 HALA CİDDİ BİR TEHLİKEDİR VE ÖZELLİKLE AVM GİBİ KAPALI MEKANLARDAN UZAK DURULMALI”

    Antmen, açıklamanın devamında şunları dile getirdi:

    “Bugüne değin sağlık çalışanlarına yönelik yeterli tedbirleri alamayan, kişisel koruyucu donanımların dağıtılmasında ve sağlık çalışanlarına ulaşmasında yeterince başarılı olamayan sağlık bakanlığı özellikle birinci basamağa yönelik hala hiçbir önlem almadığı gibi birinci basamağın iş yükünü arttıran pek çok uygulamayı da hayata geçirmeye başlamıştır. Ayrıca son alınan kararlarla 1 Haziran itibari ile her şey normale dönmüş gibi birinci basamakta hasta kabülleri başlamıştır. Birinci basamağın öncelikli görevi koruyucu hekimliktir.  Gebe, lohusa, bebek, çocuk izlemleri ile bu gruba yapılacak aşıma işlemleri için fiziki şartların sağlanması gerekmektedir. Mersin Tabip Odası olarak halkımızın şunu bilmesini istiyoruz ki, Covid-19 hala ciddi bir tehlikedir ve özellikle AVM gibi kapalı mekanlardan uzak durulmalı, maske, dezenfektan kullanımı, el hijyeni ve fiziksel mesafe gibi temel önlemlerden asla vazgeçilmemelidir.”

    “SÜREÇ ŞEFFAF YÜRÜTÜLSÜN”

    Antmen, Mersin Valiliği’ne ve Sağlık Müdürlüğü’ne de seslenerek şu çağrı yaptı:

    “Bizimle iletişime geçin, bugüne dek yeterince yapılmamış olan pandemi yönetimini bundan sonra birlikte yapalım, vaka sayılarını ve bilgilerini kişisel bilgileri koruyarak bizimle paylaşın, bilgiler şeffaf olsun. Sağlık Bakanlığına ve Cumhurbaşkanına da seslenmek istiyoruz. Bugüne dek ölen 42 sağlık çalışanı göz önünde bulundurularak Covid-19 nedeniyle ölen sağlık çalışanlarını meslek hastalığı ve iş kazası olarak değerlendirilmesi için gerekli hukuki düzenlemeleri bir an önce yapın. Başta meslektaşımız Dr. Erdinç Şahin olmak üzere, Covid-19 tedavisi almış, kliniği ve epidemiyolojisi Covid-19 olan ancak testi negatif çıktığı için Covid-19 tanısı almadan defnedilen pek çok arkadaşımıza gerekli özeni gösterin ve çocuklarının, ailelerinin mağduriyetlerini giderin. Taleplerimiz halkın sağlık hakkı ve hekimlerin çalışma koşullarının iyileştirilmesine yönelik taleplerdir. Biz bugüne değin bu taleplerin takipçisi olduk ve bundan sonra da olmaya devam edeceğiz.”

    Diren KESER/MERSİN

  • Dr. Antmen: Paniğe değil önlem almaya ihtiyaç var-VİDEO

    Dr. Antmen: Paniğe değil önlem almaya ihtiyaç var-VİDEO

    PİRHA- Mersin Tabip Odası Başkanı Mehmet Antmen, koronavirüs ile ilgili yaptığı açıklamada, “Panik havasına gerek yok ancak tedbir almalıyız. Gripten ve nezleden nasıl korunuyorsak, bunun biraz daha arttırarak, özellikle de el temizliğine dikkat ederek korunabiliriz” dedi.

    Haberin videosu;

    Koronavirüsün 125 ülkede görülmesi sonrası Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından kırmızı alarm verilip  ‘pandemi’ ilan edildi. Sağlık Bakanlığı da önceki gün yaptığı açıklamada koronavirüsün Türkiye’deki varlığını kabul etti.

    Konuya dair ajansımıza konuşan, Mersin Tabip Odası başkanı Mehmet Antmen, “Panik havası yaratmaya gerek yok ama gerek biz, gerek iktidarımız, gerekse halkımız panik havası yaratmayla tedbir alamama arasında gidip gelirler” diyerek şunları ifade etti:

    “TTB olarak şunu özellikle vurguluyoruz; paniğe gerek yok ama tedbirleri arttırmaya ve önlem almaya gerek var. Tedbiri de çok basit. Bir grip, nezle veya soğuk algınlığından nasıl korunuyorsanız, aynı yöntemler geçerli. Özellikle temizliktir. Virüs el ve yüz temasıyla bulaştığı için eller sık sık ve en az 20 saniye köpüklü şekilde yıkanmalı. Suyun ve sabunun olmadığı yerde %70’in üzerinde alkol oranı olan kolonyayla eller ovuşturularak da korunabiliriz. Ayrıca sıvı tüketimi çok önemlidir. Direncimiz arttırsın diye c vitamini olan sebze ve meyvelerin tüketilmesinde yarar var.”

    “Herkesin maske takmasına gerek yok, sadece hastalık şüphesi olanların takması yeterlidir” diyen Antmen, salgın yayılacak, gidin AVM’lere stok yapın diye nereden geldiği belli olmayan mesajlar paylaşılarak bir panik havası yaratılıp rant elde edilmeye çalışıldığına dikkat çekerek, “Tıp ve bilim dışı uygulamalardan yurttaşlarımız uzak durmalı, bilime güvenmeliler ve koruyucu önlem almalılar ” dedi.

    Diren KESER/MERSİN

     

  • Mersin Tabip Odası Başkanı: 15 Mart’ta mitingte buluşalım, barışı savunalım-VİDEO

    Mersin Tabip Odası Başkanı: 15 Mart’ta mitingte buluşalım, barışı savunalım-VİDEO

    PİRHA-Mersin Tabip Odası Başkanı Mehmet Antmen, sağlık alanında yaşanan şiddete ve sağlık çalışanlarının sorunlarına dikkat çekmek için 15 Mart’ta Ankara’da “Büyük Beyaz Miting” düzenleyeceklerini söyledi. Antmen, “Sağlık ortamında ne varsa Türkiye ortamında da o var. Yani savaş politikasından bir an önce vazgeçmek ve bir an önce barışı hakim kılmamız gerekiyor” dedi.

    Sağlık alanında yaşanan şiddete ve sağlık çalışanlarının sorunlarına dikkat çekmek için sağlık meslek örgütleri 15 Mart’ta Ankara’da “Büyük Beyaz Miting” düzenleyecek.

    17 NİSAN’DA DA İŞ BIRAKMA EYLEMİ

    Mitinge dair PİRHA’ya konuşan Mersin Tabip Odası Başkanı Dr. Mehmet Antmen, 14 Mart’ın Tıp Bayramı olduğunu ancak yaklaşık 10 yıldır mücadele gününe dönüştüğüne dikkat çekerek, “Ne yazık ki ülkenin içinde bulunduğu durum hem sağlık açısından hem de sosyal ve siyasal açıdan bir kaos ortamına dönüşmüş durumda. Çok ciddi şiddet vakaları söz konusu. Bu anlamda bir yandan sağlıkta şiddet yasasının çıkarılmasını ve çalışma yaşamının düzenlenmesi istiyoruz. Bunun için 15 Mart’ta Ankara’da büyük bir beyaz miting yapacağız. 17 Nisan’da da iş bırakma eylemi gerçekleştireceğiz” dedi.

    “SAVAŞ BİR HALK SAĞLIĞI SORUNUDUR”

    “Sağlık ortamında ne varsa Türkiye ortamında da o var” diyen Dr. Antmen, şunları ifade etti:

    “34 askerin yaşamını yitirmesinden dolayı üzgünüz. TTB olarak ailelere başsağlığı, yaralılara da acil şifalar diliyoruz. Bizim acilen Suriye’den çekilmemiz ve kendi sınırlarımızda kendimizi korumamız gerekiyor. Yani savaş politikasından bir an önce vazgeçmek gerekiyor. Yurtta sulh cihanda sulh, diye bir ilkemiz olması gerektiğine inanıyoruz. Bu açıdan da biz bu tüm bu yanlış politikalara karşı 15 Mart’ta Ankara’da olacağız. Savaş ortamı ne yazık ki bütün sorunları beraberinde getiriyor. Bunun en belirgin göstergelerinden bir tanesi de mülteci sorunudur. Bugün Türkiye’de 4 milyona yaklaşan bir mülteci nüfusu olduğu söyleniyor. Hem Avrupa ülkeleri hem de Türkiye mülteci sorununu çok yanlış şekilde değerlendiriyor ve kullanıyor. Türkiye’nin “Sınırlarımızın dışına atarız” şeklindeki ifadeleri ne kadar yanlışsa, Avrupa’nın da mültecileri siyasi bir koz olarak kullanması bir o kadar yanlıştır. Buradan bakarsak savaş gerçekten bir halk sağlığı sorunudur. Dün olduğu gibi bugün de savaşın karşısında olmaya devam edeceğiz.”

    Bütün kamu işçi ve emekçilerini ve yurttaşları 15 Mart’taki mitinge destek vermeye çağıran Dr. Mehmet Antmen,  “17 Nisan’da yapacağımız iş bırakma eylemi var. Halkımızın sağlık birimlerine şimdiden gelmemek konusunda kendilerini ayarlamalarını ve randevularını o güne almamalarını istiyoruz” dedi.

    Diren KESER/MERSİN