Etiket: mehmet aşkın

  • Anlıyorum ama konuşamıyorum: Kirmanckî sessizliğini kırmaya çalışıyor-VİDEO

    Anlıyorum ama konuşamıyorum: Kirmanckî sessizliğini kırmaya çalışıyor-VİDEO

    PİRHA- Kirmanckî’nin günümüzdeki durumu, tarihsel baskılar ve toplumsal pratik eksikliği ile şekilleniyor. Kirmanckî Whatsapp kanalı kurarak bir insiyatif geliştiren Mehmet Aşkın, dilin geri bırakılmasının nedenlerini ve yeniden canlandırılması için atılması gereken adımları PİRHA’ya değerlendirdi.

    Kirmanckî, tarihsel baskılar ve ekonomik sebeplerle gündelik yaşamın dışında kalıyor. Mehmet Aşkın, “Anlıyorum ama konuşamıyorum” ifadesinin hem sorunu hem de çözüm yolunu işaret ettiğini söylüyor. Hata yapma korkusu ve psikolojik baskı, dili pasif hâlde tutuyor. Aşkın’a göre çözüm, demokratik bir öğrenme kültürü oluşturarak insanların çekinmeden, utanmadan pratik yapabileceği alanlar yaratmaktan geçiyor.

    “KİRMANCKÎ GÜNDELİK YAŞAMIN DIŞINDA KALDI”

    -Kirmanckî’nin bugünkü durumunu nasıl tanımlarsınız? Sizce en kritik sorun nedir?

    MEHMET AŞKIN: Kirmanckî bugün gündelik yaşamın dışında kalan bir dildir. Bunun tarihsel nedenleri ve günümüzde daha çok ekonomi üzerinden değerlendirebileceğimiz çeşitli nedenleri var. Tarihsel olarak Kirmanckî sürekli baskılanan, konuşanların cezalandırıldığı bir dil olduğu için gündelik yaşamdan kopmuş günümüze de oldukça zayıf bir şekilde gelmiştir. Bu Kirmanckî’nin doğasının zayıf bir dil olduğunu değil dış baskılardan dolayı gerilediğini göstermektedir. Ve aynı zamanda konuşanların cezalandırılması da bu dilin geri kalmasındaki önemli nedenlerden biridir. Günümüze geldiğimizde ise gündelik yaşamda insanlar hayatı daha çok ekonomi üzerinden değerlendirmektedir. Bir dilin öğrenilip öğrenilmeyeceğinin temel unsuru o dilin getireceği maddi kazançlardır. Hangi dil maddi kazanç sağlıyorsa o dilin öğrenilmesi yönünde ve onun teşvik edilmesi yönünde Bir anlayış söz konusu açıkçası. Bu durumda da Kirmanckî herhangi maddi bir kazanç getirmediği için de gündelik yaşamdan dışlanmakta, öğrenilmesi de teşvik edilmemektedir. Belirli bir kesim tarafından açıkçası.

    ANLIYORUM AMA KONUŞAMIYORUM”

    -“Anlıyorum ama konuşamıyorum” ifadesi, dilin bu hâlini nasıl özetliyor?

    MEHMET AŞKIN: Anlıyorum ama konuşamıyorum ifadesi bize çok şey anlatmaktadır. Sorunu da çözümü de göstermektedir. Umudu da umutsuzluğu da göstermektedir bu cümle. Anlıyorum demek kişilerin bu dile yeterince maruz kaldığı anlamına gelmektedir. Yani Dersim’de yaşayan insanlar  bu dili anladıklarını ifade ederken gündelik yaşamda bu dile yeterince maruz kaldıklarını ifade etmektedirler. Anlamıyorum kısmı ise sorunun kaynağını göstermektedir. Anlamıyorum denilen yerde ise sorun bu dilin aktif bir şekilde kullanılamaması, bir üretime dönüştürülememesidir. Yani dil pasif konumdan aktif konuma bir türlü geçirilemiyor. Sorun buradadır. Dersim’de bu dilin konuşulamamasının en temel nedeni pasif durumdan aktif bir üretim sürecine bir türlü geçilememesidir. Özellikle bu dilin üretime, dilsel üretime dönüştürülememesinin en büyük nedeni insanların bu dili konuşurken,  konuşmaya çalışırken yaşadığı tereddütlerdir. İnsanlar psikolojik olarak özellikle yanlış yapmaktan çekindikleri ve utandıkları için bu dili konuşma konuşmama yönünde bir eğilim geliştirmektedirler. Eğer bu dili iyi konuşamıyorsam hiç konuşmamalıyım şeklinde bir yönelime sahip oluyorlar ve bu da dilin konuşanların sayısının gün ve gün azalmasına neden olmaktadır.

    AKTİF KULLANIM İÇİN STRATEJİLER

    -Pasif dil bilgisini aktif kullanıma dönüştürmek için belirlediğiniz stratejiler nelerdir?

    MEHMET AŞKIN: Kirmanckî bugün gündelik yaşamda yeterince yaygın olarak kullanılmamaktadır. Bunun en büyük nedeni de daha önce de bahsettiğimiz gibi bu dili insanların anlayıp ama konuşamamasıdır. Bunun konuşamamasının temel nedeni ise insanların yeterli düzeyde tekrarı ve üretimi dilsel üretimi sağlayamamasıdır. Bunun en büyük nedenlerinden bir tanesi olarak elbette sistemin yarattığı sorunlardan tarihsel olarak yaşanan sorunlardan bahsedebiliriz.
    Örneğin bu dilin bilinçli bir şekilde yasaklanması, konuşanın cezalandırılması ya da bu dilin gündelik yaşamda ekonomik anlamda bir yer bulamaması bu sorunlardan bir kaçıdır. Ama ben özellikle Dersim’de yaşanan bu sorunu farklı bir bakış açısıyla değerlendirmek istiyorum. Burada dili konuşanlar ile konuşamayanlar arasındaki bir hiyerarşiden bahsetmek istiyorum.
    Dili konuşanlar bu dili iyi konuşamayanlar üzerinde sürekli olarak eğer bu dili iyi konuşamıyorsan hiç konuşmamalısın şeklinde telkinlerde bulunuyor. Dolayısıyla da bu dili konuşmaya çalışan insanların psikolojik bir baskı altında hissetmelerine neden oluyorlar ve bu insanlar hem çekingenlik hem utanmadan kaynaklı olarak bu dile hiçbir şekilde pratik anlamda başlamıyorlar.
    Bizim bu kanalı kurmamızdaki temel hedefimiz insanların kendilerini rahat hissedecekleri bu dili yer ve zamandan bağımsız olarak bu kısıtlamalara tabi olmadan devamlı süreklilik arz eden düzenli bir tekrar pratik ortamı sağlamaktır. Hedefimiz budur. Dinleyicilerimiz bu ses kayıtlarını istedikleri yer ve zamanda dinleyerek bunları yüksek sesle tekrar ederek kendi bulundukları ortamda hiç kimsenin baskısı altında kalmadan, hata yapma korkusunu yaşamadan, çekinmeden, utanmadan bunları tekrar edip pratiğini sağlamalarını istiyorduk. Kuruluş amacımız, hedefimiz de buydu.

    “TARİHSEL BASKILAR VE DİLİN GERİ BIRAKILMASI ASLINDA KONUŞANIN CEZALANDIRILMASIDIR”

    -Kirmanckî’nin tarihsel olarak geri bırakılmış olması, bugünkü kullanımını nasıl etkiliyor?

    MEHMET AŞKIN: Kirmanckî tarihsel olarak sürekli bir yasaklamayla karşı karşıya kaldı. Konuşanın cezalandırıldığı bir politika yürütüldü. Dolayısıyla sürekli baskı altında olan bir dilin de gelişmesi açıkçası beklenmez. Dilin geri kalması geri kalmasının temel nedeni ona uygulanan baskı ve şiddettir. Konuşanın cezalandırılmasıdır. Bu Kırmanckî’yi günümüze getirirken zayıf ve güçsüz bir şekilde gelmesine neden olmuştur. Buna benzer en temel iddiamız şudur ki, bir dilin gelişebilmesi için onun güvenli ve bir barış ortamında olması gerekir. Böyle bir ortamda ancak dil büyür ve gelişir. Ama sürekli baskı altında ve tehdit altında olduğu zaman dilin gelişmesi mümkün değildir. Çünkü insanlar öncelikli olarak hayatta kalmaya çalışırlar, güvende olmaya çalışırlar. Daha sonra iletişim kurar, bilimi, sanatı, teknolojiyi geliştirirler. Ama Dersim coğrafyası için bunu söylemek mümkün değil açıkçası.
    Sanatın, kültürün, siyasetin gelişebileceği bir alan söz konusu değildir. Çünkü sürekli insanların temel kaygıları güvenlik olmuştur. Böyle bir ortamda da dil kendisini geliştirememiştir.
    Buna benzer örnekleri açıkçası Afrika’da da görebiliyoruz. Örneğin orada sürekli bir çatışma, bir savaş ortamı olduğundan insanlar birbirleriyle iletişim kurmuyorlar ve sadece hayatta kalmaya çalışarak, güvende olmaya çalışarak sürekli bir kaçış halinde oluyorlar. Dolayısıyla topluluklardan ve çevreden koparak yaşadıkları için Afrika’da o diller hiçbir şekilde gelişmemiş ve geri bırakılmıştır. Geri kalmış demiyorum, geri bırakılmıştır. Çünkü bu ona dışarıdan uygulanan baskının bir sonucudur. Yoksa dilin kendisinin doğasında bir zayıflık olmasından kaynaklanan bir durum değildir.

    -Kirmanckî’nin yeniden gündelik hayatın parçası hâline gelmesi için toplumsal ve kurumsal olarak neler yapılmalı?

    MEHMET AŞKIN: Biz insanların hiçbir psikolojik baskı altında kalmadan, utanmadan, çekinmeden bu dili öğrenecekleri ve pratik yapacakları bir alan oluşturmak istedik. Çünkü açıkçası şunun farkındayız: İnsanlar hata yapmaktan korkuyorlar. Hata yaptıklarında başkaları tarafından küçümseneceklerini düşünüyorlar. Bu durum temelsiz de değildir.
    Maalesef toplumda bu dili iyi konuşamayanlara yönelik çeşitli Küçümseyici tavırlar yaşandı. Zaten WhatsApp kanalımızın kuruluş gerekçesi de tam olarak budur. Bizim Dersim’de Kirmanckî’yi yeniden canlandırabilmemiz, gündelik yaşamın içerisine tekrar koyabilmemizin en büyük koşulu Dersim’de demokratik bir öğrenme kültürünü oluşturmaktır. Demokratik bir öğrenme kültürüne ihtiyacımız var. Öğrenenlerin hiçbir şekilde hata yapmaktan çekinmeyeceği, bu dili iyi bilenlerin de bu dili öğrenmeye çalışanlara karşı tepeden bakan, küçümseyici, damgalayıcı davranışlardan uzak durması üzerine kurulmuş, karşılıklı anlayış üzerine kurulu bir öğrenme kültürüne ihtiyacımız var. Biz bu demokratik öğrenme kültürünü oluşturduğumuz zaman işte o zaman gerçekten dili gündelik hayatın içerisine yeniden koymaya başlayacağız.

    Aşkın, son olarak herkesi kurdukları Whatsapp kanalına davet ederek, Kirmanckî’yi anlayıpta konuşamayanların bu kanala gelerek kendilerini geliştirmesi gerektiğini ifade etti:

    https://whatsapp.com/channel/0029VbCJny7BlHpYEwkNkr26

    Cem EKİNCİ/DERSİM

  • Dersim’de 21 Şubat söyleşisi: Dil yasakları insan varoluşuna yöneliktir!- VİDEO

    Dersim’de 21 Şubat söyleşisi: Dil yasakları insan varoluşuna yöneliktir!- VİDEO

    PİRHA- Emek Partisi(EMEP) Dersim İl Örgütü, 21 Şubat Dünya Anadil Günü vesilesiyle, “Anadilde Eğitim ve Sosyal, Kültürel, Yaşamsal Boyutları” konulu söyleşi gerçekleştirdi. Söyleşi de, “Dil yasaklarının, insan ve toplum varoluşuna karşı alınmış yasaklar olduğu” ifade edildi.

    Emek Partisi (EMEP) Dersim İl Örgütü, 21 Şubat Dünya Anadil Günü kapsamında bir söyleşi gerçekleştirdi. Etkinlikte, anadilde eğitimin yanı sıra sosyal, kültürel ve yaşamsal boyutlar ele alındı.

    Söyleşide konuşmacılar, anadilin yalnızca bir iletişim aracı değil, aynı zamanda toplumsal hafızanın ve kültürel kimliğin taşıyıcısı olduğuna dikkat çekti. Anadilde eğitimin önemine vurgu yapılan etkinlikte, dilin yok olmasının kültürel değerlerin yitimi anlamına geldiği ifade edildi.

    “BİZLER İÇİN HÜZÜNLÜ BİR GÜN, KUTLAMA DEĞİL”

    Söyleşide moderatörlük görevini yürüten Eğitim-Sen Dersim Şube Eş Başkanı Mehmet Aşkın, anadil mücadelesinin hüzünlü bir süreç olduğuna dikkat çekerek, dilin yok oluş sürecinde sistemin baskısına ve yerelde oluşan sorunlara vurgu yaptı.

    Aşkın, konuşmasında anadilde eğitimin temel bir hak olduğunu hatırlatarak, Türkiye’deki dil politikalarının asimetrik bir güç ilişkisi yarattığını belirtti: “Bugün içinde yaşadığımız durum tamamıyla asimetrik bir güç ilişkisi. Bir tarafta kendi dilini korumaya çalışan bizler, diğer tarafta hegemonyasını dayatan bir sistem var. Biz varlığımızı sürekli hatırlatmak, dilimizi yaşatmak için mücadele etmek zorundayız” dedi.

    21 Şubat’ın kendisi için bir kutlamadan ziyade hüzün anlamına geldiğini söyleyen Aşkın, dil kaybının yarattığı kırılganlığa dikkat çekti:

    “Ana dil dendiğinde hep bir hüzün yaşanıyor. Çünkü bu, dilin kaybolması, yok olması ve kırılganlığı ile ilgili. Sistem Türkçe dışındaki dilleri normdan sapma olarak görüyor ve bu yok oluşu hızlandırıyor. Bizler bu sürecin sorumlusu değiliz ama paydaşıyız.”

    Aşkın, konuşmasında dilin yaşatılmasında toplumsal tutumun önemini de vurguladı. Kendi deneyimlerinden örnek vererek, özellikle gençlerin anadilde konuşurken hata yapmalarının hoşgörüyle karşılanması gerektiğinin altını çizdi.

    Dilin nesilden nesile aktarımı için hoşgörülü ve demokratik bir öğrenme kültürüne ihtiyaç olduğunu belirten Aşkın, Dersim’de bu konuda eksiklikler yaşandığını ifade etti: “Kirmanckî’yi öğrenmeye çalıştığımda hatalar yaptım ve bu hatalar bazen hor görülerek düzeltilmeye çalışıldı. Oysa dil ancak konuşularak gelişir. İnsanların hatalarına tolerans göstermeden, onları damgalayarak dili yaygınlaştıramayız” dedi ve anadilin yaşatılması için toplumsal dayanışmanın ve hoşgörünün önemine vurgu yaparak, sürecinin demokratik bir öğrenme kültürü oluşturmakla başlayacağını söyledi.

    “ANADİLDE EĞİTİM HAKKI, İNSAN VAROLUŞUNUN TEMELİDİR”

    21 Şubat Dünya Anadili Günü kapsamında gerçekleştirilen etkinlikte konuşan Prof. Dr. Hasan Demirtaş, anadilde eğitimin hem pedagojik hem de hukuki boyutlarını ele aldı. Demirtaş, eğitimde anadil kullanımının önemini vurgularken, anadilde eğitim yapılmamasının bireysel ve toplumsal düzeyde ciddi travmalara yol açtığını belirtti.

    Demirtaş, konuşmasında öncelikle “ana dil” kavramını tartışmaya açtı: “Anadil biyolojik bir miras değildir. Bir Kürt çocuk İngiliz bir aile tarafından büyütülürse anadili İngilizce olur. Anadil, bireyin doğduğu sosyolojik ortamda kendiliğinden ve doğal olarak öğrendiği dili olduğunu” belirtti.

    Anadilde eğitimin yalnızca bir eğitim meselesi değil, aynı zamanda sosyolojik ve psiko-pedagojik bir konu olduğuna dikkat çeken Demirtaş, dilin iktidar aracı olarak kullanımına değindi: “Bir çocuğa kendi anadilinden farklı bir dille eğitim verdiğinizde, sınıf farkında olmadan iktidarın meşrulaştırıldığı bir mekâna dönüşebilir. Çünkü siz o çocuğa sadece bir dil değil, o dil üzerinden yeni bir kültür ve sosyal sermaye inşa ediyorsunuz.”

    Demirtaş, bu durumun öğrencilerde derin travmalara neden olduğunu ve özellikle okuma-yazma süreçlerini olumsuz etkilediğini ifade etti. Türkiye’de üniversite ve uluslararası sınav sonuçlarının da bu tabloyu desteklediğini belirterek, Hakkâri, Şırnak, Ardahan gibi illerin sıralamalarda sürekli sonlarda olduğunu hatırlattı.

    Prof. Dr. Demirtaş, Türkiye’de anadilde eğitim yapılmasının önünde hem hukuki hem de yapısal engeller bulunduğunu söyledi. Anayasa’nın 42. maddesinin bu konuda belirleyici olduğunu aktardı. Ancak esasen pedagojik kayıpların ve psikolojik travmaların üzerinde durulması gerektiğini vurguladı.

    Kanada, İsviçre, İspanya-Katalonya ve ABD gibi çok dilli eğitim modellerinden örnekler veren Demirtaş, Türkiye’de de kademeli bir geçiş ya da hibrit sistemlerin uygulanabileceğini belirtti.

    “Bir çocuğun kendi anadilinde eğitim alması, onun kimliğini, düşünme ve anlama kapasitesini güçlendirir. Anadilde eğitim hakkı, tıpkı yürümek veya konuşmak gibi insanın varoluşsal bir parçasıdır” diyen Demirtaş, konuşmasını, anadilde eğitimin bireylerin hem akademik başarıları hem de ruhsal bütünlükleri için elzem olduğunu vurgulayarak tamamladı.

    PİRHA/DERSİM

  • Bu da oldu; Üniversite kampüsünün ortasına adliye!

    Bu da oldu; Üniversite kampüsünün ortasına adliye!

    PİRHA- Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, Munzur Üniversitesi kampüsünde yer alan kütüphane binasının adliye ve valilik birimlerine geçici olarak tahsis edilmesine tepki göstererek, “Bu karar eğitim ve bilimin mekanına doğrudan müdahaledir” dedi.

    Munzur Üniversitesi kampüsünde yer alan ve öğrenciler ile akademisyenler tarafından yoğun biçimde kullanılan kütüphane binasının, “depreme hazırlık” gerekçesiyle adliye ve valilik birimlerine geçici olarak tahsis edileceği açıklandı.

    Kararın ardından kampüs bileşenlerinden tepki gelirken, Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın süreci PİRHA’ya değerlendirdi.

    “BİLİM ORTAMINI ZEDELEYECEK BİR KARAR” 

    Kütüphane binasının adliyeye dönüştürülmesini “bilimin mekanına doğrudan müdahale” olarak nitelendiren Aşkın, bu kararın üniversitenin asli işlevi olan eğitim, araştırma ve özgür düşünce ortamını zedeleyeceğini vurguladı.

    Adliyenin kampüs içerisine taşınmasının kabul edilemez olduğunu belirten Aşkın, “Üniversitenin içinde adliyenin ne işi var? Depreme hazırlık için başka bir yer mi bulunamadı da üniversite kampüsü tercih edildi? Kampüs içinde başka bir seçenek yok muydu da özellikle kütüphane binası seçildi? Üstelik kampüs alanında adliyenin izole edilmesi de oldukça zordur; bu durum öğrencilerin gündelik yaşamını doğrudan etkileyecektir. Bizim için şaşırtıcı olan, bu durum başlı başına anormal olmasına rağmen muhatapların kampüs içinde bir adliyenin uygun olmayacağını düşünmemiş olmasıdır” diye konuştu.

    “ÜNİVERSİTE BİLEŞENLERİ YOK SAYILDI”

    Rektörlüğün bu kararı üniversite bileşenlerinin görüşü alınmadan tek taraflı biçimde almasına da tepki gösteren Aşkın, “Rektörün, öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin haklarını savunmak yerine bu taşınmaya hevesle destek vermesi, üniversitenin önceliğinin bilim değil bürokratik kurumların ihtiyaçları olduğunu gösteriyor” dedi.

    Aşkın, üniversite yönetiminin temel sorumluluğunun öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin haklarını ve özgür araştırma ortamını korumak olduğunu vurgulayarak, “Bu karardan derhal vazgeçilmeli, kampüs içerisindeki eğitim alanları kamusal ve bilimsel işlevlerine uygun biçimde korunmalıdır” çağrısında bulundu.

    PİRHA/ DERSİM

     

  • ‘Demokratikleşme ile birlikte ana dilde eğitimin de hak ettiği yeri alacağına inanıyoruz’-VİDEO

    ‘Demokratikleşme ile birlikte ana dilde eğitimin de hak ettiği yeri alacağına inanıyoruz’-VİDEO

    PİRHA-Tekçi ve inkârcı sistemlerde ana dilin yok sayılıp, eğitim ve kamusal alandan uzaklaştırıldığını belirten Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, “Ancak içinde bulunduğumuz süreçte demokratikleşme ile birlikte ana dilde eğitimin de hak ettiği yeri alacağına inanıyoruz” dedi.

    Türkiye’de 2025-2026 eğitim ve öğretim yılı, yıllardır çözüme kavuşturulamayan zorunlu din dersleri tartışmaları, laik, bilimsel, ücretsiz ve ana dilde eğitim talebi ile açıldı.

    Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, ana dilde eğitime ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “DİL BİR TOPLUMUN KÜLTÜRÜNÜ, HAFIZASINI VE KİMLİĞİNİ ORTAYA KOYAR”

    Evrensel bir hak olan ana dilde eğitim hakkını önemsediklerini belirten Mehmet Aşkın, “Ana dilde eğitim hem pedagojik açıdan önemlidir hem de çocuğun gelişimi açısından gereklidir. Dil bir toplumun kültürünü, hafızasını ve kimliğini ortaya koyar. Bizler ana dilde eğitimi çoğulcu ve demokratik sistemlerde görürüz. Bunun karşısında tekçi ve inkârcı sistemlerde ise ana dil toptan yok sayılır, eğitim ve kamusal alandan uzaklaştırılır” dedi.

    “DEMOKRATİKLEŞME ANA DİLİN GÜÇLENMESİNİ SAĞLAYACAK”

    Ana dil sadece bir iletişim aracı değil aynı zamanda toplumların kimliğini, kültürünü ve ortak hafızasını yansıttığının altını çizen Aşkın, “Otoriter rejimler de kendisi gibi olmayan kültürü ve kimliği ötekileştirerek şiddet uygular. Bu şiddetin başka bir boyutu da o ana dilin sadece eğitim alanından uzaklaştırılması değil aynı zamanda toplumda bir suç unsuru olarak gösterilmesidir. Ülkemizde şu an yeterli düzeyde olmadığını biliyoruz. Ancak içinde bulunduğumuz süreçte demokratikleşme ile birlikte ana dilde eğitimin de hak ettiği yeri alacağına inanıyoruz” ifadelerine yer verdi.

    PİRHA/DERSİM

  • Eğitim-Sen Dersim Şubesi: Okul ve kırtasiye masrafları velilerin sırtına yıkılamaz-VİDEO

    Eğitim-Sen Dersim Şubesi: Okul ve kırtasiye masrafları velilerin sırtına yıkılamaz-VİDEO

    PİRHA-Eğitim-Sen Dersim Şubesi, 2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı’nın başlamasıyla okul ve kırtasiye masraflarının artmasına dikkat çekmek için basın açıklaması yaptı. Yapılan açıklamada, “Bugün ilkokul seviyesindeki bir öğrencinin okul çantası ortalama 3 bin liraya, ortaokul ve lise seviyesinde ise 5 bin liraya dolmaktadır. Asgari ücretli bir aile için yalnızca bir çocuğun kırtasiye masrafı aylık gelirin %15–20’sine denk gelmektedir” denildi.

    Eğitim-Sen Dersim Şubesi, 2025-2026 Eğitim Öğretim Yılı’nın başlamasıyla okul ve kırtasiye masraflarının artmasına dikkat çekmek için Sanat Sokağı’nda basın açıklaması yaptı. Açıklamayı Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın okudu. Açıklamada, ‘Çocuklarımızın okul çantasını bile dolduramayan düzene karşı kamusal, nitelikli, parasız ve ana dilinde eğitimi, savunuyoruz’ pankartı açıldı.

    “EĞİTİM HARCAMALARINDAKİ ARTIŞ 560’IN ÜZERİNDEDİR”

    Okul ve kırtasiye masraflarını artık velilerin karşılayamayacağı bir noktaya geldiğini belirten Mehmet Aşkın, “Bu gidişat tesadüf değildir; iktidarın sürdürdüğü siyasal ve ekonomi politikalarının doğrudan sonucudur. Bugün ilkokul seviyesindeki bir öğrencinin okul çantası ortalama 3 bin liraya, ortaokul ve lise seviyesinde ise 5 bin liraya dolmaktadır. Asgari ücretli bir aile için yalnızca bir çocuğun kırtasiye masrafı aylık gelirin %15–20’sine denk gelmektedir. TÜİK verileri enflasyonun düşüş eğiliminde olduğunu iddia etse de eğitim harcamalarındaki artış %60’ın üzerindedir. Bu çelişki, resmi istatistiklerle toplumsal gerçeklik arasındaki uçurumu ortaya koymaktadır. İktidarın neoliberal politikaları, okulları ticarethane, velileri müşteri konumuna indirgemiş; çocukların eğitim hakkını piyasa ilişkilerinin insafına bırakmıştır” dedi.

    “EĞİTİM BİR HAKTIR VE PİYASANIN İNSAFINA BIRAKILAMAZ”

    Kırtasiye ve okul masraflarındaki artışın eşitsizlikleri derinleştirdiğini vurgulayan Aşkın, “Bu durum yoksul ve dar gelirli ailelerin çocuklarını daha baştan dezavantajlı konuma mahkûm etmektedir. Bu yalnızca bireysel bir ekonomik güçlük değil; toplumsal eşitsizliğin kurumsallaşmasıdır. Eğitim Sen Dersim Şubesi olarak, eğitimin bir hak olduğunu ve piyasanın insafına bırakılamayacağını vurguluyoruz. Çocuklarımızın kalem, defter ve çantaya erişimi aile bütçesine bağlı olamaz. Devletin asli görevi bu hakkı güvence altına almaktır. Öğrencilere ücretsiz kırtasiye ve temel okul malzemeleri sağlanmalı, zorunlu bağış uygulamalarına son verilmelidir. Eğitim bütçesi en az iki katına çıkarılmalı, tüm okulların ihtiyaçları kamusal kaynaklarla karşılanmalıdır” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Silahlar terk edildikten sonra ülkenin bir bütün halinde demokratikleşmesi gerekiyor’-VİDEO

    ‘Silahlar terk edildikten sonra ülkenin bir bütün halinde demokratikleşmesi gerekiyor’-VİDEO

    PİRHA- “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” ardından sürecin en önemli adımının silahların terk edildiği aşama olduğuna değinen Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, “Bir sonraki aşamada ülkenin bir bütün halinde demokratikleşmesi beklenir” dedi.

    Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim-Sen) Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, Kürt sorununun çözümü adına, yürütülen süreci PİRHA’ya değerlendirdi.

    “SÜRECİN EN ÖNEMLİ ADIMI SİLAHLARIN TERK EDİLDİĞİ AŞAMADIR”

    Barışın birkaç aşamadan oluşan dinamik bir süreç olduğunu belirten Mehmet Aşkın, “Bu sürecin en önemli adımı savaşın, şiddetin, baskının ve ölümün olmadığı; yani silahların terk edildiği aşamadır. Bu aşama en zorlu aşama ve ciddi bir irade gerektiren bir süreçtir. Bu aşama tamamlandıktan sonra bir sonraki aşama da ülkenin bir bütün halinde demokratikleşmesi beklenir. Bunun için öncelikle demokratik bir kültürde olmaması gereken dilin, anlayışın ve kurumların ortadan kaldırılması ve bu kurumların zaman içerisinde yarattığı zararların ortadan kaldırılması ve tazmin edilmesidir. Örneğin kayyum uygulamasının bir an önce ortadan kaldırılmasıdır” dedi.

    “KURUMLARIN, DEMOKRATİKLEŞMESİ GEREKİYOR”

    Aşkın, ülkenin demokratikleşmesi için yapılması gerekenleri şu şekilde anlattı:

    “Bir sonraki adım ise kurumların demokratikleşmesidir. Eğitimde, sağlıkla, güvenlikte, adalette kurumların demokratikleşmesi beklenir. Örneğin eğitim alanında demokratikleşme müfredata çok dilli, çok kültürlü ve çok inançlı bir anlayışın entegre edilmesiyle mümkündür. Bu aşamalar gerçekleşirse yani savaşın, şiddetin olmadığı demokratik bir ülkede bir refahın oluşması beklenir. Bu refahın toplumun bütün kesimlerine eşit bir şekilde paylaştırılması ise barışın nihai adımıdır.”

    PİRHA/DERSİM

  • Öğrencilere zorunlu iftar programı dayatması Dersim’de protesto edildi-VİDEO

    Öğrencilere zorunlu iftar programı dayatması Dersim’de protesto edildi-VİDEO

    PİRHA- Eğitim-Sen Dersim Şubesi, Tunceli İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından öğrencilerin ve velilerin onayı alınmadan dayatılan zorunlu iftar programına tepki göstermek için açıklama yaptı. Yapılan açıklamada, “Öğrencilere belirli bir inanç doğrultusunda dini pratiklerin zorla benimsetilmeye çalışılması, pedagojik değil, ideolojik bir tercihtir. Farklı inançlara mensup ya da inançsız öğrencileri baskı altında bırakmaktadır” denildi.

    Eğitim-Sen Dersim Şubesi’nin Tunceli İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından öğrencilerin ve velilerin onayı alınmadan dayatılan zorunlu iftar programına tepki göstermek için Cumhuriyet Mahallesi’ndeki Spor Lisesi pansiyonu önünde yapmak istediği açıklama polis tarafından engellenirken, basının görüntü çekmesi de ‘turkuaz basın kartın yok’ denilerek izin verilmedi.

    Pansiyon önünde izin verilmemesinin ardından kitle Yeraltı Çarşısı üstünde açıklama yaptı. Açıklamayı Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın okudu. Açıklamada ‘Laik, bilimsel ve demokratik eğitimi savunuyoruz’ pankartı açıldı. Açıklamaya Dersim’deki siyasi parti, demokratik kitle örgütleri ve inanç kurumlarının temsilcileri destek verdi.

    “ÖĞRENCİLER BASKI ALTINDA BIRAKILMAKTADIR”

    Öğrenci ve velilerin bilgisi ve onayı alınmaksızın planlanan etkinliğin Alevi öğrencilerin inanç ve kimliklerini yok sayan dayatmacı bir yaklaşımın ürünü olduğunu belirten Mehmet Aşkın, “Zorunlu tutuma dönüşen bu uygulama, kamusal eğitimin laiklik ilkesine aykırıdır. Öğrencilere belirli bir inanç doğrultusunda dini pratiklerin zorla benimsetilmeye çalışılması, pedagojik değil, ideolojik bir tercihtir. Bu durum çocukların psikolojik ve sosyal bütünlüğünü zedelemekte, farklı inançlara mensup ya da inançsız öğrencileri baskı altında bırakmaktadır” dedi.

    “HİÇBİR ÖĞRENCİNİN DİNİ RİTÜELLERE ZORLANMASINA İZİN VERMEYECEĞİZ”

    Kamusal eğitimin laik, bilimsel, demokratik ve eşit olması gerektiğini vurgulayan Aşkın, “Hiçbir öğrencinin inancı ya da inançsızlığı üzerinden ayrımcılığa uğramasına, baskı altına alınmasına ve dini ritüellere zorlanmasına izin vermeyeceğiz. Tüm kamuoyunu, bu dayatmalara karşı ses çıkarmaya; çocukların özgür, eşit ve laik bir eğitim ortamında büyümesi için mücadeleyi birlikte yükseltmeye çağırıyoruz” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • Öğrencilerin okul masrafları velileri zorluyor; Her şey çok pahalı!-VİDEO

    Öğrencilerin okul masrafları velileri zorluyor; Her şey çok pahalı!-VİDEO

    PİRHA-Türkiye’de ekonomik krizin etkisiyle birlikte veliler öğrencilerin okul masraflarını karşılayamıyor. 3 tane öğrencisi olan Diren Koç isimli yurttaş, “Çocuklarımın ihtiyaçlarını karşılayamıyorum. Şu anda en ucuz bir kitabın fiyatı 200-250 TL” derken. Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın ise, “Eğitim ve öğretimin açılışı ve öğrenciler için yapılan alışveriş bir heyecan olmaktan çıkıp bir stres kaynağı haline dönüşmüştür. Çünkü ailelerin çocuklarının masraflarını karşılayabilecekleri bir ekonomik durumları yok” dedi.

    Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) bağlı ilk ve ortaöğretim kurumlarındaki yaklaşık 20 milyon öğrenci ve 1,2 milyona yakın öğretmen için 2024-2025 eğitim öğretim yılı başladı. Yeni ders yılı, her yıl olduğu gibi birçok sorunla başladı.

    Türkiye’de ekonomik krizin etkisiyle birlikte veliler öğrencilerin okul masraflarını karşılayamıyor. 2 üniversite öğrencisi ve bir de 8. sınıf öğrencisi olan Diren Koç, isimli yurttaş ile Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, eğitim ve öğretim döneminde yaşana ekonomik zorluklara dair PİRHA’ya konuştu.

    “BU SENE 9 TANE KİTAP ALDIM 4000 TL VERDİM”

    3 tane kızını okuttuğunu söyleyen Diren Koç, “2 tanesi üniversiteye gidiyor, 1 kızım da 8. sınıfa gidiyor. Çocuklarımın ihtiyaçlarını karşılayamıyorum. Şuanda en ucuz bir kitabın fiyatı 200-250 TL. Çocuklarımız geleceğini düşünemiyor. 8. sınıfa giden kızım şuanda ekonomiyi konuşuyor. Bu sene sadece 9 tane defter aldım 4000 TL verdim. Ayakkabı, pantolon ve tişört aldım 5000 TL verdim. Daha almam gerekenler var ama tamamlayamıyorum, her şey o kadar pahalı ki. Eskiden daha iyiydi ama gün geçtikçe daha kötü duruma geliyoruz. Şuanda üniversiteye giden kızlarımın geçmişte elbise veya okul ihtiyaçlarını rahatlıkla alabiliyordum ama şimdi 8. sınıfa giden kızımın ihtiyaçlarını rahatlıkla alamıyorum” dedi.

    “EĞİTİME VERİLEN BÜTÇENİN ARTTIRILMASINI İSTİYORUZ”

    Eğitimde yaşanan pahalılığın gündelik yaşamdan bağımsız olmadığını belirten Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, “Eğitim ve öğretimin açılışı ve öğrenciler için yapılan alışveriş bir heyecan olmaktan çıkıp bir stres kaynağı haline dönüşmüştür. Çünkü ailelerin çocuklarının masraflarını karşılayabilecekleri bir ekonomik durumları yok” şeklinde konuştu.

    İnsanların ekonomik durumlarının olmayışının nedeninin AKP iktidarının yürüttüğü yanlış ekonomi politikaları olduğunu vurgulayan Aşkın, “İktidarın başarısızlığı ekonomik olarak halka dönmektedir. Hayat pahalılığı önemli ölçüde öğrencilerin geleceğini etkilemektedir. Eğer elinizde konuyla ilgili materyaliniz yoksa sanat, spor ve akademik anlamda bir başarı elde etmeniz oldukça zor olacaktır”diye belirtti.

    Eğitim-Sen olarak eğitime verilen bütçenin arttırılmasını istediklerini dile getiren Aşkın, “Arttırılan bütçeyle beraber öğrencilerin kırtasiye giderlerinin bir kısmının devlet tarafından karşılanabileceğini düşünüyoruz. Yapılacak bu desteklerle birlikte hayat pahalılığı veliler üzerinden kısmen de olsa alınmış olacaktır” diye konuştu.

    Cihan BERK/DERSİM

  • Dersim’de okul bahçesine cami ayarına tepki: Öğrencilerin hayatını etkiliyor-VİDEO

    Dersim’de okul bahçesine cami ayarına tepki: Öğrencilerin hayatını etkiliyor-VİDEO

    PİRHA-Dersim’deki Munzur Ortaokulu’nun bahçesi, cami arsasına girdiği gerekçesiyle daraltıldı. Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, okul bahçesinin alanının daralmasının öğrencilerin akademik başarılarını ve davranışlarını ciddi anlamda etkileyeceğini söyledi. Aşkın, “Tunceli Milli Eğitim Müdürlüğü’nün de bu sorunu çözmesi için girişimlerde bulunmasını istiyoruz. Bu ortam hiçbir şekilde eğitim-öğretim için uygun değildir” dedi.

    Dersim’in Atatürk Mahallesi’nde bulunan ve yaklaşık 300 öğrencinin eğitim-öğretim gördüğü Munzur Ortaokulu’nun bahçesinin bir kısmı bitişiğindeki cami bahçesinin arsasına geçtiği gerekçesiyle geçtiğimiz günlerde daraltılarak müftülük talebiyle yeniden düzenlendi.

    Söz konusu düzenlemeyle okul bahçesinin daraltıldığını, dolayısıyla sosyal alan yetersizliği sebebiyle çocukların mağdur edildiğini söyleyen eğitimciler duruma tepkili.

    Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, konuya ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “MUNZUR ORTAOKULU’NUN ALANINI CAMİYE DEVREDİLMESİYLE DAHA DA KÜÇÜLDÜ”

    Munzur Ortaokulu’nun dar alanının caminin okulun bahçesini devralmasıyla daha da küçüldüğünü söyleyen Mehmet Aşkın, “Okul bahçesinin alanının daralması öğrencilerin akademik başarılarını ve davranışlarını ciddi anlamda etkileyecektir. Enerjisini ve stresini atamayan öğrencinin derslerine konsantre olamayacağını düşünüyoruz. Derslerine konsantre olamayan öğrencinin de akademik başarısının düşeceğini düşünüyoruz. Dersim’de bilim insanlarının deprem beklentisi var. Olası depremin okul saatleri sırasında olması durumunda öğrencilerin, velilerin ve eğitim emekçilerinin toplanabilecekleri alan ortadan kalktığı için ciddi anlamda da bir hayati risk oluşturacaktır. Tunceli Milli Eğitim Müdürlüğü gerekli adımları atarak bu alanın camiye devredilmemesi konusunda ısrarcı olması gerekiyordu ancak bu konuda çok da başarılı olamadıklarını görüyoruz” dedi.

    “BU SORUNUN ÇÖZÜLMESİ İÇİN GEREKLİ ADIMLARIN ATILMASI GEREKİYOR”

    Munzur Ortaokulu’nda okuyan öğrencilerin, velilerin ve eğitim emekçilerinin sağlıklı ve güvenli eğitim ortamı hakkını savunmaya devam edeceklerini ifade eden Aşkın, şunları dile getirdi:

    “Konuya ilişkin önümüzdeki hafta bir basın açıklaması yapmayı düşünüyoruz. Bu konuda velilerin duyarlılık göstermesini istiyoruz çünkü yapılan şey öğrencilerinin hayatını etkileyebilecek önemli bir durumdur. Aynı zamanda Tunceli Milli Eğitim Müdürlüğü’nün de bu sorunu çözmesi için girişimlerde bulunmasını istiyoruz. Bu ortam hiçbir şekilde eğitim ve öğretim için uygun bir ortam değildir. Bunun düzeltilmesi gerekiyor ve gerekli adımların atılması şarttır.”

    PİRHA/DERSİM

  • TÜGVA Dersim’de yaz okulu açıyor; Eğitim-Sen: Çocukları dinci vakıflara teslim etmeyin-VİDEO

    TÜGVA Dersim’de yaz okulu açıyor; Eğitim-Sen: Çocukları dinci vakıflara teslim etmeyin-VİDEO

    PİRHA-TÜGVA’nın Dersim’de yaz okulu çalışmasına tepki gösteren Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, “Velilerimizi dinci vakıfların yaz okulu adı altında yürüttükleri faaliyetlere karşı öğrencilerini koruması konusunda uyarıyoruz” dedi.

    Laiklik karşıtı faaliyetlerini sürdüren AKP iktidarının desteklediği TÜGVA, 24 Haziran-16 Ağustos tarihleri arasında Dersim’de ortaokul öğrencilerine yaz okulu programı başlatacak.

    Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, TÜGVA’nın Dersim’deki yaz okulu çalışmasına tepki gösterdi.

    “GERİCİ VAKIFLARIN PROGRAMLARININ TEMELİNDE DİNCİ EĞİTİMLER VAR”

    AKP iktidarının eğitimde dinselleşme politikası yürüttüğünü söyleyen Mehmet Aşkın, “AKP iktidarı, ÇEDES projesi ve yeni müfredat ile birlikte dinselleştirilmiş bir eğitim sistemi oluşturdu. Yaz ayında da dinci vakıfların çalışması var. Dersim’de dinci, gerici bir vakfın yaz okulu adı altında yürüttüğü dinci faaliyetleri söz konusu. Velilerimizi dinci, gerici vakıfların yaz okulu adı altında yürüttüğü faaliyetlere karşı öğrencilerini koruması konusunda uyarıyoruz. Bu vakıflar matematik, İngilizce, sosyal faaliyet gibi derslerle öğrencileri eğittiklerini iddia etseler de programlarının temelinde dinci eğitimler var. Örneğin günlük 4 saatlik dersin 3 saatini dini dersler 1 saatini de matematik, İngilizce dersleri üzerine kurduğunu biliyoruz. Velilerimiz öğrencilerini yaz okuluna teslim etmemeliler” diye konuştu.

    PİRHA/DERSİM

  • 1 Mayıs Dersim’de coşkuyla kutlandı: Bu düzene son verelim-VİDEO

    1 Mayıs Dersim’de coşkuyla kutlandı: Bu düzene son verelim-VİDEO

    PİRHA-Dersim’de 1 Mayıs İşçi Bayramı coşkuyla kutlandı. Seyit Rıza Meydanı’nda gerçekleşen mitinge sendikalar, siyasi partiler, sivil toplum örgütleri ve yüzlerce yurttaş katıldı. Yapılan açıklamalarda, “Zamlara hayır demek, savaşa karşı barışı savunmak, kıdem tazminatımıza dokundurmamak, insanca yaşamak ve çalışmak için her günümüzü 1 Mayıs’a çevirme zamanıdır” denildi. 

    Dersim’de Sanat Sokağı’nda toplanan sendikalar, sivil toplum örgütleri ve siyasi partiler ve yüzlerce yurttaş Seyit Rıza Meydanı’na yürüyerek 1 Mayıs’ı kutladı. Yürüyüşte sık sık ‘İşçiyiz haklıyız kazanacağız’ , ‘Gün gelecek devran dönecek AKP halka hesap verecek’ , ‘Yaşasın 1 Mayıs’ ve ‘Her yer Taksim her yer direniş’ sloganları atıldı.

    “BİRLİKTE MÜCADELE EDELİM”

    Bozuk düzenin çarkları ile ezilen milyonların 31 Mart seçimlerine damga vurduğunu belirten Eğitim Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, “Unutmayalım ki emeğimizi hedef alan saldırılara karşı dalga kıran yine bizleriz. Yeter ki dünyanın en büyük korosu, emeğin çok sesli korosu olarak bizi bölmeyi, parçalamayı hedef alan oyunları boşa çıkaralım. Yeter ki, yaşadığımız bu güzelim ülkeye özlenen baharı, beklenen aydınlığı getirmek için birlikte mücadele edelim” dedi.

    “YAŞASIN 1 MAYIS”

    Halkın geleceğine ipotek koymaya çalışan iktidarın saldırısı karşısında örgütlü güçleriyle direndiklerini ifade eden DİSK Genel İş Dersim Şubesi Başkanı Çetin Yolluk da “İşimize, aşımıza ve geleceğimize sahip çıkıyoruz. Sömürüye karşı duruyoruz. Demokrasi, adalet ve barıştan yana insanca bir düzeni biz kuracağız. Yaşasın işçilerin birliği, yaşasın 1 Mayıs” diye belirtti.

    “ARTIK HER GÜNÜMÜZÜ 1 MAYIS’A ÇEVİRME ZAMANI”

    Emek Partisi Dersim İl Başkanı Ergin Tekin, ülkenin dört bir yanında 1 Mayıs alanlarına yürüyen emekçilerin omuz omuza haklarını savunduğunu vurgulayarak,  “Bizler üretiyoruz, bizler çalışıyoruz, bizler bu ülkenin tüm değer ve güzelliklerini emeğimizle var ediyoruz ve insanca yaşamayı hak ediyoruz. Ama bugünlerde değil insanca yaşamak, hayatta kalmak dahi giderek zorlaşıyor. Zengini daha zengin, yoksulu daha yoksul yapmak için dönen bu düzene bir son verelim. Başta Dersim olmak üzere, tüm ülkede ve dünyada barış, eşitlik, özgürlük, ekmek ve adalet mücadelesini sürdürmeye devam edeceğiz. Zamlara hayır demek, savaşa karşı barışı savunmak, kıdem tazminatımıza dokundurmamak, insanca yaşamak ve çalışmak için her günümüzü 1 Mayıs’a çevirme zamanıdır” diye ifade etti.

    TAKSİM MEYDANI’NA GİTMEK İSTEYEN DİRENİŞÇİLERE SELAM OLSUN”

    Umudu büyütmek için 1 Mayıs’ta bir araya geldiklerini söyleyen Dersim Belediye Eş Başkanı Birsen Orhan ise “Devleti yönetenler bizim meydanlarımızdan korkuyorlar. Dersim’den Taksim Meydanı’na gitmek isteyen direnişçilere selam olsun. Savaşa, sömürüye ve yoksulluğa karşı yaşasın 1 Mayıs” dedi.

    “1 MAYIS MÜCADELE VE DAYANIŞMA GÜNÜDÜR”

    1977 yılında Taksim Meydanı’nda katledilenleri anarak sözlerine başlayan Dersim Belediye Eş Başkanı Cevdet Konak şunları kaydetti:

    “1 Mayıs mücadele ve dayanışma günüdür. Türkiye tarihine baktığımızda 1 Mayıs’ta kan, baskı, katliam ve zulüm var. 4 Mayıs 1937 Dersim Soykırımı fermanının yazıldığı bir gündür. 40 bin canın soykırıma uğradığı bir gündür. 6 Mayıs yaşasın Kürt ve Türk haklarının bağımsızlık, özgürlük ve demokrasi mücadelesi diyen Deniz Gezmiş ve yoldaşlarının katledildiği bir gündür. 18 Mayıs İbrahim Kaypakkaya ve yoldaşlarının direnme günüdür. Mayıs ayı aynı zamanda Kürt halkının özgürlük ve demokratik taleplerini savunan, bu uğurda toprağa düşenlerin filizlendiği bir aydır. İbrahimlerin, Denizlerin, Mahirlerin, Mazlum Doğanların, Sakine Cansızların ve Aysel Doğanların ruhunda dayanışma günü olarak görüyoruz, yaşasın 1 Mayıs.”

    PİRHA/DERSİM

  • Aşkın: Okullara müftü istemiyoruz, veliler dilekçeyle okullara başvurmalı-VİDEO

    Aşkın: Okullara müftü istemiyoruz, veliler dilekçeyle okullara başvurmalı-VİDEO

    PİRHA- Dersim’de Milli Eğitim Müdürlüğü’nün Müftülükle imzaladığı protokol gereği liselerde öğrencilere Kudüs’le ilgili seminer verilmek istendiği ortaya çıktı. Buna karşı durduklarını belirten Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, “Veliler bir dilekçeyle okul müdürlüklerine başvurdukları zaman bu çalışmanın da önüne geçmiş olabilirler. Bu şekilde sorunun Dersim özelinde büyük bir oranda çözüleceğini düşünüyoruz” dedi.

    AKP iktidarında eğitim politikaları, büyük oranda dini eğitim ve ‘tek din-tek mezhep’ öncelenerek oluşturuldu. Öğrencilerin, velilerin, öğretmenlerin tercihlerini görmezden gelen hükümetin politikaları nedeniyle dini eğitimin ağırlığı hemen her yıl katlanarak arttı.

    Kamuoyunda büyük tepki çeken “Çevreme Duyarlıyım, Değerlerime Sahip Çıkıyorum” (ÇEDES) adı altında okullara imam atanması projesi, eğitimin daha da dinselleştirilmesi tartışmaları devam ediyor.

    Dersim’de Milli Eğitim Müdürlüğü’nün müftülükle beraber, Kudüs’le ilgili bir çalışma yapıp, bunu liselerde öğrencilere seminer halinde sunmak istedikleri ortaya çıktı.

    Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, buna karşı durduklarını belirterek, Dersim’deki dincileştirme çalışmalarını ve buna karşı velilerin yapabileceklerini PİRHA’ya değerlendirdi.

    “MÜFTÜLÜĞÜN OKULLARA GİRMESİNİ İSTEMİYORUZ”

    Milli Eğitim Müdürlüğü ile il Müftülüğü arasında bir protokol yapıldığını ve buna göre müftülüğün okullarda öğrencilere ilgili alanlarda seminer verebildiğini belirten Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, “Bu protokoller tamamen zora dayalı, hiçbir şekilde rızaya dayalı olmayan öğrencinin, velinin, idarenin, öğretmenin, hiç kimsenin fikri, onayı ve izni alınmadan tepeden inen direktiflerle yapılan bir çalışmaydı. Bu yüzden biz de Eğitim-Sen olarak bunun karşısında durduk. Çünkü müftülüğün okullara girmesini istemiyoruz” dedi.

    “ÖĞRENCİLERİMİZİ CAMİLERE GÖTÜRMEK İSTİYORLAR”

    İktidarın amacının eğitimi tamamen dinselleştirmek olduğunu, bu dinselleştirmeye karşı Eğitim-Sen olarak mücadele edeceklerini ifade eden Aşkın, Dersim’deki ÇEDES faaliyetlerini şöyle anlattı:

    “Gördüğümüz en büyük faaliyetleri, her lise için bir Kudüs programı, semineri hazırlamışlardı ve bunu çok hızlı bir şekilde kimseye duyurmadan mümkün olan en kısa şekilde yapmaya çalıştılar. Tabii bunun tarafımızdan duyulması da zaman aldı. Farkına vardığımız zaman zaten okulların birkaçına uğramışlardı. Ondan sonra ancak bundan haberimiz oldu ve buna karşı bir çalışma yürütebildik. Liselerde özellikle Kudüs’le ilgili iktidarın kendi propagandasını, öğrenciye ulaşma propagandasını yaptıklarını gördük. Biz de buna karşı Eğitim-Sen olarak bir karşı duruş sergiledik. Velilerimizi, öğrencilerini bu tür çalışmalara katmamaları konusunda uyardık.

    Bize ulaşan bilgilere göre, şu an basit bir şekilde başlıyorlar. Öncelikle din öğretmenleri sayesinde öğrencileri kütüphaneye götürme planları var. Bundan sonraki amaçları da okul dışı geziler ve biz bu okul dışı gezilerin en başında öğrencilerin camilere götürülmek istendiğini zaten duyuyoruz ve biliyoruz.”

    “DERSİM’DE VELİLERİN DİLEKÇEYLE BAŞVURMALARI YETERLİDİR”

    Öğrenci velileriyle şu an henüz tam anlamıyla bir koordinasyon sağlayamadıklarını ama okul idarelerine verilmek üzere velilere yönelik bir dilekçe hazırladıklarını söyleyen Mehmet Aşkın, velilerin ÇEDES’e karşı yapabileceklerini şöyle dile getirdi:

    “’Öğrencimin bu tür çalışmalara, ÇEDES faaliyetlerine katılmasını istemiyorum’ şeklinde bir dilekçe var. Bu dilekçeyle okul müdürlüklerine başvurdukları zaman bu çalışmanın da önüne geçmiş olabilirler. Bu şekilde sorunun Dersim özelinde büyük bir oranda çözüleceğini düşünüyoruz. Bizim çalışmamız bu yönde. Çalışmayı veli üzerinden yürütmek zorundayız. Öğretmen ya da idare üzerinden bu çalışmayı yürütemiyoruz. Sonuçta resmi bir protokol var ellerinde. İktidar gücünü bu şekilde kullanarak öğretmeni, idareyi mecbur kılıyor. Ancak veli üzerinden hareket edersek bu sorunun çözülebileceğini düşünüyoruz.

    “VELİ İZİN VERMEDİĞİ SÜRECE ÖĞRENCİYİ DERS DIŞI FAALİYETLERE KATAMAZLAR”

    Normal koşullarda öğrencinin ders dışı faaliyetlere katılmasının velinin iznine bağlı olduğunun altını çizen Eğitim-Sen Dersim Şube Başkanı Mehmet Aşkın, şunları kaydetti:

    “Veli bu izni vermediği sürece öğrenciyi bu tür faaliyetlere katamazlar. ÇEDES, iktidarın Milli Eğitim alanındaki dinselleşmede büyük bir adımıdır. Bunu velilerin bilmesi gerekiyor. Protokolün amacı veliyle, öğrenciyle Diyaneti bir araya getirmek, buluşturmaktır. Dersim’de bunu okul dışında yapamazlar. Yapabilmenin tek yolu Diyanet’in müftülüğün okula gitmesidir. Bu protokolle de bunun yolu açılmıştır.

    “BU PROTOKOLLE DİYANET VE ÖĞRENCİ ARASINDA ARTIK BİR ENGEL KALMADI”

    Bu vesileyle Diyanet okullara gidip istediği çalışmayı yürütebilir, seminerler verebilir, manevi danışmanlık yapabilir. Velilerimizin şunun farkında olması gerekiyor. Bu protokolle Diyanet ve öğrenci arasında artık bir engel kalmadı. Artık Diyanet öğrenciye istediği gibi ulaşabilir. Dolayısıyla veliye de görev düşüyor. Veli bunu bilmeli ve buna göre de öğrencisinin bu tür faaliyetlere katılmasını istemiyorsa dilekçeyle müdürlüklere başvurup tavrını net bir şekilde ortaya koymalıdır.”

    Dilekçe Örneğini indirmek için tıklayınız…

    PİRHA/DERSİM