Etiket: mehmet çamur

  • Şahkulu Sultan Dergahının yeni yönetimi seçildi

    Şahkulu Sultan Dergahının yeni yönetimi seçildi

    PİRHA- Şahkulu Sultan Dergahı/Cemevinin Olağan Genel Kurulu yapıldı. Genel kurul ikinci kez halka açık gerçekleştirildi. Mehmet Çamur’un aday olmadığı kurulda Beyzade Kahraman başkanlığa seçildi. 

    İstanbul Kadıköy’de bulunan Şahkulu Sultan Dergahı/Cemevinin Olağan Genel Kurulu yapıldı. Dergahın 30 yıllık tarihinde kongre, ikincisi kez halka açık olarak gerçekleştirildi.

    25 üyenin tamamının katıldığı kongrenin divan başkanlığına Celal Fırat dede, Erdal Ahi ve Halit Ötün seçildi.

    Şahkulu Sultan Dergahı Genel Başkanı Mehmet Çamur’un bir konuşma yaptığı kongre, yönetim kurulu tarafından raporların okunması ile devam etti.

    Dergahın yeni yönetiminin seçimi yapıldı.

    Yönetime şu isimler seçildi:

    -Dr. Beyzade Özkahraman
    -Ali Yaman
    -Hasan Şahin
    -Hikmet Yılmazkaya
    -Cahit Sarıkaş

    Denetim Kurulu ise şöyle:

    -Hasan Hüseyin Kırmızıtoprak
    -Mukaddes Aslan
    -Şehriban Çiftçi

    PİRHA/ İSTANBUL

  • ‘Sürekli inşaat yapmak yerine zorunlu din dersiyle mücadeleye zaman harcamalıyız’-VİDEO

    ‘Sürekli inşaat yapmak yerine zorunlu din dersiyle mücadeleye zaman harcamalıyız’-VİDEO

    PİRHA-Zorunlu din dersleri ile 4-6 yaş grubundaki çocuklara din dersi verilmesi kararına tepki gösteren Şahkulu Sultan Dergâhı Başkanı Mehmet Çamur, zorunlu din derslerinin kaldırılma talebinin Alevi örgütlerinin gündeminde olması gerektiğini söyledi. Çamur, “Zorunlu din dersleri mevzusunu gündemde tutmak, dile getirmek zorundayız. Sürekli inşaat yapma isteği ve parasal konularla uğraşacağımıza, zamanımızın büyük bölümünü bu konuya harcayalım” dedi.

    İstanbul’da bulunan Şahkulu Sultan Dergâhı Başkanı Mehmet Çamur, zorunlu din dersleri ile 4-6 yaş grubundaki çocuklara din dersi verilmesi kararına ilişkin PİRHA‘ya değerlendirmelerde bulundu.

    Zorunlu din derslerini, “İnsan hak ve hürriyetlerine vurulan büyük bir darbe” olarak yorumlayan Çamur, “Zorunlu din derslerinin kaldırılması talebi Alevi örgütlerinin gündeminden düşmüş gibi. Bu konuda gerekli mücadele de verilmiyor. Anlaşılması zor bir durum. Sürekli inşaat yapma isteği ve parasal konularla uğraşacağımıza, zamanımızın büyük bölümünü bu konuya harcayalım” diye konuştu.

    “ZORUNLU DİN DERSİ, İNSAN HAK VE HÜRRİYETLERİNE VURULAN BÜYÜK BİR DARBEDİR”

    Çamur, zorunlu din derslerinin sürekli gündeme getirilmesi gerektiğini kaydederken; şunları söyledi:

    “Zorunlu din dersleri, insan hak ve hürriyetlerine büyük bir darbedir. Hiçbir laik ülkede, (tabi elde laiklikten bir şey kaldıysa) egemen inancın din derslerini başka inançtaki insanlara öğretmek, Anayasanın eşitlik ilkesine aykırıdır. İnsan hak ve özgürlüklerine saygısızlık, hiçe saymaktır. Ben bu toplumda yaşayan herkes gibi aynı şeyleri düşünmeyebilirim. Farklı düşünebilirim. Bu toplumda farklı inançlara mensup insanlar yaşamaktadır. Nasıl olur da, egemen dini inancın kurallarını çocuklarımıza zorla öğretebilirler? Çocuk okulda aldığı bilgileri, evinde annesi ile babasına soruyor; onlar ise yanıtlamıyorlar. Hatta o çocuk gördüğü din dersinin ardından annesinin elini dahi sıkmıyor. Niye? Günahtır diye… Böyle bir şey olabilir mi? Çok üzgünüm.”

    “ALEVİ ÖRGÜTLERİNİN GÜNDEMİNDEN DÜŞTÜ”

    “Zorunlu din derslerinin kaldırılması talebi Alevi örgütlerinin gündeminden düşmüş gibi” diyen Mehmet Çamur, “Bu konuda gerekli mücadele de verilmiyor. Anlaşılması zor bir durum. Bırakın zorunlu din dersini kaldırmayı, okul öncesi çocuklara din dersleri verilmeye kalkışılıyor. Milli Eğitim şurasında bu karar alındı. 4 yaşındaki çocuk nasıl algılayacak bunu? Bunu savunanlar, “Ağaç yaş iken eğilir” diyorlar. Doğrudur. Kendilerine biat eden, sormayan, sorgulamayan, araştırmayan, her denileni ‘Eyvallah’ deyip kabul eden nesiller yetiştirilmeye çalışılıyor” ifadelerini kullandı.

    Şahkulu Sultan Dergâhı Başkanı Mehmet Çamur, Alevi örgütlerine çok büyük bir görev düştüğünü belirterek, şunları kaydetti:

    “En azından cemevlerimizde kitapçıklar bastıralım. Aleviliği anlatan, temel ritüellerini, ulularını tanıtan kitapçıklar yayımlayalım. Zorunlu din dersleri mevzusunu gündemde tutmak, dile getirmek zorundayız. Sürekli inşaat yapma isteği ve parasal konularla uğraşacağımıza, zamanımızın büyük bölümünü bu konuya harcayalım. Zorunlu din dersleri derhal kaldırılmalıdır. En azından seçmeli duruma getirilmelidir.”

    Rıza ŞEKER – Barış KOP / İSTANBUL

    İLGİLİ HABERLER

    > Öker’den kampanyaya destek çağrısı: Şeriatın taşlarının döşenmesi hepimizi vuracak-VİDEO
    > Doç. Dr. Karakaya: Zorunlu din dersi kaba bir asimilasyon aracıdır, hak ihlalidir-VİDEO
    > AVF Genel Başkanı Doğan: Ana sınıfında din dersi çocukta korku ve kaygı yaratır-VİDEO
    > Kampanya 4. gününde: Milli Eğitim Bakanlığı kararını geri çekmelidir-VİDEO
    > Zorunlu din dersine karşı başlatılan kampanya 3. gününde-VİDEO
    > Demokrasi güçlerinden büyük kampanya: Ana sınıfında din eğitimi faciadır; asimilasyona hayır!
    > Kampanya 8. gününde: Zorunlu din dersleri ile asimilasyona hayır

  • Çamur: Dergahımızın kirası 15 bin 600 TL oldu; neden Alevilerden kira alınmaktadır?-VİDEO

    Çamur: Dergahımızın kirası 15 bin 600 TL oldu; neden Alevilerden kira alınmaktadır?-VİDEO

    PİRHA-Kadıköy’deki 700 yıllık Şahkulu Sultan Dergâhı’nın, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ödediği aylık kira 2 bin lira zamlanarak 15 bin 600 lira oldu. Şahkulu Sultan Dergâhı’nın yüzyıllardır Alevilere hizmet ettiğini belirten Mehmet Çamur, “Hangi cami, kilise, havra ve diğer inançlara mensup gruplar devlete kira ödemektedir? Neden bu kira sadece Alevilerden alınmaktadır? Çifte standart var burada” şeklinde konuştu.

    İstanbul Kadıköy’de bulunan 700 yıllık Şahkulu Sultan Dergâhı’nın, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ödediği aylık kira 2 bin lira zamlanarak 15 bin 600 liraya yükseltildi. Şahkulu Sultan Dergâhı Başkanı Mehmet Çamur, PİRHA‘ya yaptığı açıklamada dergâhın yüzyıllardır Alevilere hizmet verdiğini belirterek, “Hangi cami, kilise, havra ve diğer inançlara mensup gruplar devlete kira ödemektedir? Neden bu kira sadece Alevilerden alınmaktadır? Alevi toplumu ile laik, ilerici güçlere sesleniyorum: Lütfen, birlikte hareket edelim. Burası bir inanç merkezidir. Buradan kira alınmaması gerekmektedir” dedi.

    “KİRA, NEDEN SADECE ALEVİLERDEN ALINMAKTADIR?”

    2004 yılından beri 18 yıldır kira ödediklerini kaydeden Çamur, şunları söyledi:

    “1750 liradan başlayan kira bugün 15 bin 600 liraya çıktı. Burası Alevilere yüzyıllardır hizmet veren bir dergâh. Hangi cami, kilise, havra ve diğer inançlara mensup gruplar devlete kira ödemektedir? Neden bu kira sadece Alevilerden alınmaktadır? Yetkililere sorduğumuzda “1998 yılında çıkan yönetmelik gereği bu kirayı alıyoruz” diyorlar. Madem öyle, 1 lira da kiradır. Sembolik olarak kira alın. 100 lira da kiradır. Neden 15 bin 600 lira alıyorsunuz?”

    “EN AZINDAN SALGIN SÜRECİNDE KİRA ALMAYIN, DEDİK AMA KURUŞU KURUŞUNA ALDILAR”

    Çamur, Covid-19 pandemisi sürecinde ekonomik olarak yaşanan sıkıntılara da değindi. Salgın döneminde kira alınmaması için yaptıkları başvuruların kabul edilmediğini vurgulayan Çamur, “Salgın sürecinde insanlar buraya gelmedi. Bir buçuk yıl dergâhın geliri olmadı. Personelimizin maaşlarını ödedik. Öğrenci yurdumuza yatırım yaptık. Vakıflara başvurduk. Olağanüstü bir süreçten geçiyoruz. Salgın devam ediyor. İnsanlar kendilerini koruma çabasıyla toplu olarak bir yerlere gitmiyorlar. En azından bu süreçte kira almayın, dedik. İki kez dilekçe verdik. Dilekçemiz reddedildi. O dönem bizden kuruşu kuruşuna aylık 13 bin 600 lira kira aldılar. Bu senede kira 15 bin 600 liraya çıktı. Söylenecek bir söz yok.”

    “BURASI BİR İNANÇ MERKEZİ”

    Şahkulu Sultan Dergâhı Başkanı Mehmet Çamur, “Burası Alevi-Bektaşilerin 700 yıllık bir mekânıdır. Türkiye’de eğer başka inançlardan kira alınmıyorsa, bizden de alınmamalı. Çifte standart var burada. Devlete, elektrik ve su parası ödediğimiz gibi kira parası da ödüyoruz. Alevi toplumu ile laik, ilerici güçlere sesleniyorum: Lütfen, birlikte hareket edelim. Burası bir inanç merkezidir. Buradan kira alınmaması gerekmektedir.”

    Rıza ŞEKER – Barış KOP / İSTANBUL

  • 700 yıllık Şahkulu Dergahı 12 bin TL kira ödeyerek hizmet yürütüyor

    700 yıllık Şahkulu Dergahı 12 bin TL kira ödeyerek hizmet yürütüyor

    PİRHA- Göztepe Merdivenköy’de bulunan Şahkulu Sultan Dergahı  hizmet yürütebilmesi için Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne aylık 12 bin TL kira ödüyor. Şahkulu Sultan Dergahı Başkanı Mehmet Çamur, bunun haksızlık olduğunu belirterek ekliyor: “Hatta kiraya verdikleri mülkün sigortasını bile bize yaptırıyorlar. Yılda 7-8 bin lira da sigorta parası veriyoruz. Vakıflar Genel Müdürlüğü adına sigorta poliçesi keseceksiniz diyorlar.”

    İstanbul Göztepe’de bulunan Şahkulu Sultan Dergahı Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne 12 bin TL kira ödeyerek hizmet yürütüyor.

    Şahkulu Sultan Külliyesi, Mehmet Ali Hilmi Dede/Baba Eğitim ve Kültür Vakfı adına verilen kiraya ilişkin Şahkulu Sultan Dergahı Başkanı Mehmet Çamur, PİRHA’ya konuştu.

    Şahkulu Sultan Dergâhı’nın Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün malı olduğunu belirten Mehmet Çamur, “Vakıfların malı olduğu için biz kirayla bu hizmeti yürütüyoruz. Buradaki dergâh hizmetlerini kira vererek yürütüyoruz. Şahkulu Sultan Vakfı, Hilmi Dede/Baba Eğitim Kültür Vakfı adına Vakıflar Genel Müdürlüğü üzerinden kiralamışız. Her ay 10 bin 536 lira vakıf,  bin 500 küsür lira da otopark bölümüne Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne kira ödüyoruz” dedi.

    “1994-2004 ARASINDA KİRA ALINMADI”

    1994 yılından 2004 yılına kadar Bakanlar Kurulu Kararnamesi’yle dönemin iktidarı döneminde kira ödemediklerini söyleyen Çamur şöyle konuştu:

    “Çoğu zaman bakan Yıldırım Aktuna yardımcı oldu. 10 sene bizden kira almadılar, 2004 yılına kadar. 2004 yılından bu yana da kira ödüyoruz. Her sene TEFE, TÜFE oranında bu kiralar artıyor. Şu anda 12 bin lira civarında kira ödüyoruz, bir de otoparka kira ödüyoruz. Şahkulu Sultan Dergâhı’nın mülkiyeti vakıflara aittir. Ama eski bir vakıf vardı. Hilmi Dede Baba’nın kurduğu. Zaten o vakıftan dolayı alıyorlar. Yoksa ayrı bir vakıf var, 1910 yılında kurulmuş. 1925’te tekke ve türbeler kapatıldığı zaman da burası vakıflara geçiyor. Mülkiyeti, idaresi şu anda vakıfların elinde. Biz de gidiyoruz, tahsis yaptırıyoruz.”

    “Sonuçta burası bu vakfın malı değil, mülkü değil. Vakıflardan tahsis bedeli ödeyerek burada faaliyet gösteriyoruz” diyen Mehmet Çamur, Zeytinburnu’nda bulunan Erikli Baba Dergahı’nın da Vakflar Genel Müdürlüğü’ne kira ödediğini kaydetti.

    “KİRAYI PEŞİN ALIYORLAR”

    Karacaahmet Dergahı’nın da dergahın girişindeki türbenin bulunduğu yer için sembolik olarak Kültür Bakanlığı’na para ödediğini hatırlatan Çamur şunları kaydetti:

    “Azınlıkların bir takım değerlerini iade ettiler. Biz Aleviler sadece laf üretiyoruz. Olayların çözüm yoluna gidemiyoruz. Şu anda yapacağımız bir şey yok. Biz ilgili kurumlara başvurduk, bu kiranın en azından sembolik bir duruma düşürülmesi gerekir diye. Fakat olumlu yanıt alamadık. Onların bir kira komisyonu var. Onlar değerlendirip her sene bildiriyorlar. Aralık’ta bildiriyorlar, kirayı bizden peşin alıyorlar. Burada bir tadilat var, o binaları yıktılar yeniden yapıyorlar.

    PANDEMİ SÜRECİNDE BİLE KİRA ALMAYA DEVAM ETTİLER

    Pandemi nedeniyle ziyaretçilerin azaldı. Faaliyetler tamamen bitti. Başvurduk, dedik ki hiç değilse bu süreçte bizden bu tahsis bedelini almayın. Yazı geldi, biz almaya devam edeceğiz dediler.”

    Bunun haksızlık olduğunu dile getiren Çamur, dergahın yerinin zaten Hilmi Baba Vakfı’na ait bir olduğunu, 400 metrekare olan otopark olarak kullandıkları alanın ise Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün mülkü olduğunu kaydetti.

    “KANUNİ’NİN KIZININ BİLE VAKFİYESİ VAR”

    Çamur konuşmasına şöyle devam etti:

    “Burası Kanuni’nin kızı Mihrimah Sultan’ın 1550 yılında “Burası Şahkulu Dergâhı’nın hizmetinde kullanılsın” diye vakfiyesi var. Bir padişahın kızı bile kendi arazisini Şahkulu Dergâhı’nın hizmetinde kullanılsın diye vakfediyor ve siz burayı hayrat konumundan akar konumuna getirerek gelir getiren mülk olarak bizden kira alıyorsunuz.”

    “KİRACIYIZ, GİT DEDİKLERİNDE GİDECEĞİZ”

    Kiracı olduklarını vurgulayan Mehmet Çamur, “Bize yarın burayı boşalt dediği zaman da sadece demirbaşları masa sandalyelerini alıp gidersin. Yapılacak hiçbir şey yok” dedi.

    “KİRA VERDİĞİMİZ MÜLKÜN SİGORTASINI BİLE BİZE ÖDETİYORLAR”

    Şahkulu Dergahının 700 senelik bir dergah olduğunu belirten Çamur, “Şimdiye kadar Bektaşiler faaliyet göstermiştir. Daha sonra sahip Aleviler gelmiş burayı onarmışlar, ibadetlerini yapıyorlar. Daha önce buradaki tüm bakım, onarımlar dernek, daha sonra da vakıf tarafından yapılmış. Hatta kiraya verdikleri mülkün sigortasını bile bize yaptırıyorlar. Sene de 7-8 bin lira da sigorta parası veriyoruz. İşin ilginç tarafı o sigortayı da bizim mevcut vakıf adına yaptırmıyorlar. Vakıflar Genel Müdürlüğü adına sigorta poliçesi keseceksiniz. Parayı biz veriyoruz.”

    PİRHA/ İSTANBUL

     

  • ‘Sivas Katliamı sadece Alevilere yönelik değildi; demokrasiye saldırıydı’

    ‘Sivas Katliamı sadece Alevilere yönelik değildi; demokrasiye saldırıydı’

    PİRHA- İstanbul’da Şahkulu Sultan Dergahı’nda düzenlenen panelde, Sivas Katliamı’nda yaşamını yitiren 33 can anıldı. 

    2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal’ı anmak için düzenlenen şenlikler için Sivas’a giden ve kaldıkları Madımak Oteli’nde gerici güçler tarafından yakılarak katledilen 33 canı anmak için İstanbul’da Şahkulu Sultan Dergahı’nda bir panel düzenlendi.
    Panel başlamadan önce hayatını kaybeden 33 can için bir dakikalık dakikalık saygı duruşunda bulunuldu.

    Yazar Süleyman Zaman’ın moderatörlüğünü yaptığı paneldeki konuşmacılardan Sivas Katliamı davası avukatlarından Şenal Sarıhan, katliamın günler öncesinde planlandığını belirterek, polis tutanaklarının bu durumu kanıtladığını ifade etti.

    Sarıhan, “Polis tutanaklarında belirtildiğine göre birkaç yüz kişilik güruhun Madımak oteline yaklaştıkça on binlerce kişiye dönüştüğünü ve katliamın göz göre göre gerçekleştirildiği belirtiliyor. Saldırganların dini unsurları kullanarak attığı sloganlar da bunu gösteriyor” dedi.

    “BELLEĞİMİZDE DAİMA SUÇLU OLARAK KALACAKLAR”

    Yargı sürecine de değinen Sarıhan, davanın siyasi bir dava olduğunu vurguladı.

    “Sivas Katliamı 2 Temmuz’da oldu savcılar 18 gün sonra dava açtı” diyen Sarıhan, Sivas’tan sonra da katliamların bitmediğini söyledi. Sarıhan, “Adil bir yargılama ile sanıklar gerekli cezaları alamadılar, iddianameler gerekli şekilde hazırlanmadı” dedi.

    20’ye yakın siyasi ve dini gruplara mensup 157 kişinin yargılandığı duruşmada 30’dan fazla sanığın tahliye edildiğini belirten Av. Şenal Sarıhan, “Onlar bizim belleğimizde, yüreğimizde ve tarihte daima suçlu olarak kalacaktır” ifadelerini kullandı.

    “KATLİAM SADECE ALEVİLERE YÖNELİK OLMADI”

    Sonrasında söz alan Şahkulu Sultan Vakfı Başkanı Mehmet Çamur ise Sivas Katliamı’nın sadece Alevilere yönelik olmadığını, çünkü katliamı yapan saldırganların “Laik cumhuriyet burada kuruldu burada bitecek” diye sloganlar attığını hatırlattı. Çamur, asıl amacın  demokrasiyi yok etmek laik cumhuriyeti ortadan kaldırmak olduğunu ifade etti.

    Son olarak söz alan Yazar Ece Ataer ise tarih boyunca aydınların daima yakıldığına vurgu yaparak, tarihteki katliamları anlattı.

    Panel, zakirlerin söylediği deyişlerle son buldu.

    PİRHA/İSTANBUL 

  • ‘Bir tarafın çektiği acı diğer tarafı sevindiriyorsa oturup düşünmeli’-VİDEO

    ‘Bir tarafın çektiği acı diğer tarafı sevindiriyorsa oturup düşünmeli’-VİDEO

    PİRHA- “70 yaşındayım, Türkiye’de hiçbir bakanın istifa ettiğini görmedim. Toplumun bir kesiminin çektiği acı diğer tarafı sevindiriyorsa oturup düşünmeliyiz. Biz ya ortak sevineceğiz ya ortak üzüleceğiz.”

    Şahkulu Sultan Vakfı Başkanı Mehmet Çamur yerel seçimlere, Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırıya ve tecridin kaldırılması için 170 gündür açlık grevinde olan DTK Eş Başkanı ve HDP Hakkari Milletvekili Leyla Güven’in durumuna ilişkin Pir Haber Ajansı’na konuştu.

    Seçimlerde farklı sınıflardan, katmanlardan ve inançlardan olan insanların bir amaç uğruna bir araya gelebileceğini belirten Çamur, “İnsanların birbirine gereksinimleri var. Farklı amaçları olabilir. O amaca ulaşılana kadar belirli noktalarda birleşerek o amaca ulaşma olanağına daha çabuk sahip oluruz” dedi.

    “TOPLUM KORKMUŞ VE KORKUTULMUŞ”

    Seçim sonuçlarını sevindirici bulan Çamur, “Toplum korkmuş, korkutulmuş. Artık sandıkta bir şey çıkmaz çıksa da bunu çeşitli yöntemlerle kendi lehlerine çevirebilirler diye insanların son dönemlerde artık sandıklardan da umudu kalmamıştı. Çünkü seçim akşamı bir buçuk saatte tek bir ajansta verilen bilgilerle seçim sonuçlanıyor. Muhalefet tarafından yapılan itirazların hiçbiri ciddiye alınmıyor. Ama şimdi iktidar kanadından yapılan itirazların hepsi gündeme alınıyor, görüşülüyor” şeklinde konuştu.

    “DEMOKRASİ YAŞATILMALI”

    Örgütlülüğün olmadığı, sendikal hakların olabildiğince kısıtlandığı, özgür bir toplumsal sözleşmenin olmadığı bir ortamda asgari müştereklerde bir araya gelerek demokrasinin yaşatılması gerektiğinin altını çizen Çamur sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Dünyanın temel klasikleri, sosyalist klasikleri ve sosyalist dergileri özellikle 1960-70 yılları arasında yayınlandı. Bu toplum bir şeylere o zaman erişebildi. 1971 yılında o zamanın Genelkurmay Başkanı Memduh Tağmaç ‘Sosyal gelişmenin hızı ekonomik gelişmeyi aşmıştır öyleyse bu sosyal gelişme durdurulmalıdır’ demişti. O dönemin başbakanı Süleyman Demirel ise, ‘Bu Anayasa lükstür’ demişti. Ve  61 Anayasasını budadılar. Ama tamamen yok edemediler. Yine demokratik özler taşıyordu. Sonra bir takım terör örgütlerini devreye soktular, uluslararası istihbarat devreye girdi. Türkiye’de aynı silahla sabah bir solcu ve yine öğleden sonra aynı silahla bir sağcı öldürülmeye başlandı. Din sömürüsü olabildiğince arttı. Toplum her gün 30-40 ölü ile uyanıyordu. Korkunç bir şeydi. Bu elbette ki rast gele bir olay değildi. Bu uluslararası bir işti. Kenan Evren yetki istemişti bu olayları durdurmak için. Süleyman Demirel ‘Hangi yetkiniz eksik ise verelim’ dedi. Ama yetkide istemediler olaylara seyirci kaldılar. Sonra geldiler 61 Anayasasında ne varsa tümünü yok ettiler. Anayasayı rafa aldılar yeni bir anayasa yaptılar. O anayasalar bu topluma dar geldi. Açık ve net bir şekilde tekelci, uluslararası işbirlikçi sermayenin çıkarlarını esas alan işler getirdiler.”

    “ASKERİ DİKTA DÖNEMİNDE BİLE HUKUKUN OLDUĞUNU GÖRDÜM”

    Çamur, “Askeri dikta döneminde bile hukukun olduğunu gördüm. Tamamen mi? Tabi ki hayır. Ama bugünkü gibi değildi. İnsanlar savunmasını yapabiliyordu. Hakimler nispeten özgürdü. Tabi ki yanlış bir sürü karar verdiler. Örneğin Erdal Eren’in yaşını büyütüp 17 yaşındaki çocuğu idam ettiler. Ama genel olarak baktığımız zaman o zaman hakimler nispeten göreceli olarak özgürdü, çokta karışmıyorlardı. Askeri mahkemelerdeki hakimlerin çoğu sivil hakimlerdi. Savunmanın, hukukun misyonları dikkate alındığı mahkemelerdi. Kenan Evren döneminden bahsediyorum. Ama günümüz koşullarında bu yok” diyen Çamur şöyle devam etti:

    “90’lı yıllarda sevdiğimiz sevmediğimiz bir sürü Cumhurbaşkanı ve başbakan geldi geçti. Bunlardan nadir olanını sevdik. Ama yine o insanlar toplumu bugünkü kadar germedi. Demiri bu derece ısıtarak, toplumu kutuplaştırarak, birbirine düşman ederek sürekli bir gerginlik ortamı oluşturdular. Herkes terörist, herkes düşman, herkes zillet, herkes alçak, herkes şerefsiz söylemleri ile toplumu bu noktaya getirdiler.”

    “DEMOKRASİ BİR EMEK İŞİDİR”

    Demokrasinin bir emek işi olduğunu dile getiren Çamur, “Demokrasi toplumdaki farklı sınıfların çıkarlarını bir noktada dengelemeye dayanır. Elbette ki sonuçta burjuvazinin hükümleri geçer ama sen örgütlenmişsen o yasalardan kendine bir şey alabiliyorsun. 70’li yıllarda sendikalar gayet genel grev yapıyorlardı böyle sudan sebepler ile grevler ertelenmiyordu. Adamlar özgürce toplu sözleşmeler yapıyordu. Bu sendikal özgürlükleri getiren de bir askeri darbedir. 27 Mayıs Anayasası ile gelmiştir. Anayasa topluma bu hakları verdi. Ama inanın toplum bunu mücadele vererek almadı. Eğer gerçek anlamda toplum mücadele vererek bu hakları alsaydı kimse bu haklara dokunamazdı. Ancak tepeden verilen hak tepeden alındı. Bir askeri hareket bu hakları verdi bir askeri hareket o hakları tekrar senden aldı. Çünkü o haklara sahip çıkacak örgütlü gücün yok” diye konuştu.

    “TÜRKİYE’DE HİÇBİR BAKANIN İSTİFA ETTİĞİNİ GÖRMEDİM”

    Geçtiğimiz günlerde Ankara Çubuk’ta CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na yönelik yaşanan saldırılara ve linç girişimine tepki gösteren Çamur, şunları ifade etti:

    “Bizim gibi laik, Cumhuriyetçi, demokrat görüşlere sahip olanlar sesini nerede duyurabiliyor? Ne kadar insan bir araya gelerek bir şeyleri protesto edebiliyor ve bir hak talebinde bulunabiliyor? Kemal Bey kalkmış bir şehidin cenazesine katılmış. İçişleri bakanı daha önce bildiri yayınlıyor ve valilere talimat veriyor. ‘Muhalefet partilerini şehit cenazelerine almayın’ diyor. Kemal Kılıçdaroğlu’na saldırı gününden sonra savunma bakanı çıkıp ‘teşekkür ediyor’ ve ‘mesajlar alınmıştır’ diyor. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ise, ‘Sen orada 9.3 oy aldın niye gidiyorsun oraya?’ diyor. Ağır ithamlarda buluyorlar. Demokrasi ile yönetildiğini iddia eden bir ülkede böyle bir şey olmaz. Ana muhalefet liderine saldırı olacak ve buna çeşitli çeşitli gerekçeler uyduracaksın. Oysa hiçbir gerekçe uydurmadan evet bu ana muhalefet liderine yapılan saldırı topluma yapılmıştır. Onun İstanbul’da gösterdiği aday 4 milyon oy almış. Demek ki bir toplumsal tabanı var. Sen bunu yapamazsın buna. Burada sorumluların derhal istifa etmesi lazım. Ben 70 yaşındayım Türkiye’de hiçbir bakanın istifa ettiğini görmedim. Ama demokrasi olan ülkelerde en ufak bir tren kazasında bir kişi bile ölse oradan sorumlu bakan hemen istifa ediyor. Başbakan istifa ediyor. Bizde böyle bir şey göremedim.”

    “HER HAK TALEBİ ŞİDDETLE BASTIRILIYOR”

    Tecride karşı 170 gündür açlık grevinde olan Leyla Güven’in durumuna ilişkin de konuşan Çamur şunları dile getirdi:

    “Bir Fransız düşünür, ‘Senin düşüncene katılmıyorum ama senin düşünceni özgürce ifade edebilmeni savunuyorum’ diyor. Herkes bizim gibi düşünmek zorunda değil. İnsanlar farklı düşünür. Her hak talebi şiddetle bastırılıyor hiç kimseye göz açtırılmıyorsa ve herkesi hain, düşman görüyorsak nasıl bu toplumda yaşayacağız. Herkes birbirine hain, satılmış, zillet derse nasıl bu toplumda bir arada yaşama kültürünü edineceğiz. Bir ulus demek kederde veya sevinçte ortak olan insanların topluluğudur. Eğer bir tarafımız kederlenirken bir tarafımız seviniyorsa burada ortak yaşama kültürü bitmiştir. Yurt toplumun tüm kesimleri ile savunulur. İnsanları ortak müştereklerde buluşturarak onun sorunlarına çözüm bularak her şey silahla olmuyor. Oturup konuları müzakere edip bunun çözüm yolu yöntemi nedir bulacaksın ve bulmakla sorumlusun. Ancak insanlar kendini ifade edemiyorsa, sorunlarına çözüm üretilmesine izin verilmiyorsa ne olacağını gördük. Uygar ülkelerde olduğu gibi sorunları masaya yatıracaksın, çözüm yollarını bulacaksın, toplumun çeşitli kesimlerinden görüş alacaksın bunları sentezleyeceksin ve toplum huzura erecek. Bu benim gibi düşünmüyor diye aydını alınırken sesini çıkarmıyorsan, sendikacısı alırlarken sesini çıkarmıyorsan sıra sana geldiğinde sana sahip çıkacak kimse kalmayacaktır. Onun için aklımızı başımıza toplayalım. Toplumun bir kesiminin çektiği acı diğer tarafı sevindiriyorsa oturup düşünmeliyiz. Biz ya ortak sevineceğiz ya ortak üzüleceğiz. Ama sorunlarımızı silahla değil demokratik yöntemler ile çözmeye çalışacağız. Demokratik yöntemler uzun ve sorunludur ama başka da yol ve yöntemler yok.”

    PİRHA/İSTANBUL

  • Kütüphaneciler Haftası’nın son etkinliği Şahkulu Vakfı’nda yapıldı

    Kütüphaneciler Haftası’nın son etkinliği Şahkulu Vakfı’nda yapıldı

    PİRHA – 54. Kütüphaneciler Haftası’nın son etkinliği, geniş bir katılımcı eşliğinde Şahkulu Sultan Vakfı’nda yapıldı. Etkinlik kapsamında “Alevi Bektaşilikte Kütüphanelerin Rolü” alt başlığıyla yapılan panel kendi alanında bir ilki temsil ediyordu.

    Etkinlikte panel öncesinde “Şahkulu Alevi Bilgi Merkezi (Kütüphanesi) ve çalışmaları” üzerine çeşitli konuşmalar yapıldı.

    BİLGİNİN VE KÜTÜPHANENİN ÖNEMİNE DEĞİNİLDİ

    Şahkulu Alevi Bilgi Merkezi Kütüphane Sorumlusu Yusuf Karaman’ın moderatörlüğünü yaptığı etkinlikte, açılış konuşmasını Şahkulu Sultan Vakfı Başkanı Mehmet Çamur yaptı. Mehmet Çamur konuşmasında kitabın ve kütüphanenin önemi üzerine örnekler verdi. Arkasından da bilginin ve öğrenmede kütüphanelerin önemine dikkat çekti.
    Etkinliğe katılan CHP Genel Sekreteri Akif Hamzaçebi ise kitabın ve kütüphanenin hoşgörüdeki önemine dikkat çekerek, Yunus Emre’den, Hacı Bektaş’tan ve Hz. Ali’den örnekler vererek, aydınlanmaya hizmet eden çalışmalara verilen desteğin önemine vurgu yaptı.

    “KİTABIN OLDUĞU YERDE SAVAŞ OLMAZ”

    Şahkulu kütüphanesinin yeniden yapılanmasında görev yapan ekip adına konuşan Özlem Güneş ise çalışmaların daha büyütülmesini istedi.

    Şahkulu Sultan Vakfı’nda “Akademi, Kütüphane, Kitap Fuarı, Ozanlar Festivali” gibi projelerde danışmanlık yapan Necdet Saraç ise bilimde, demokraside ve barışta kitabın önemine vurgu yaparak, “bilimin, sanatın, kitabın olduğu yerde savaş ve kutuplaştırma olmaz” vurgusu yaptıktan sonra geleneksel çalışmaların yanı sıra esas itibariyle model çalışmaların büyütülmesinin önemine dikkat çekti. Ve 12-13 Mayıs’ta “2. Ozanlar Festivali”, Eylül’de “3. Alevi Kitap Fuarı”nın yapılacağını açıkladı.

    “KÜTÜPHANELER SOSYALLEŞME MERKEZLERİDİR”

    Açılış konuşmalarından sonra yapılan panelde, Şahkulu Kütüphanesi’nin ilk oluşum döneminde de yer alan Dr. Güssün Güneş, Türkiye’de genel olarak okuma ve kütüphane alışkanlıklarına vurgu yaparak, “kütüphaneler aynı zamanda sosyalleşme merkezleridir” dedi. Güneş, “Alevi Bektaşi araştırmalarında Şahkulu Kütüphanesi önemli bir merkezdir, bu çalışmayı daha da güçlendirmek ve büyütmek gerekir” diye konuştu.

    “NEFESLER OLMADAN ALEVİLİK OLMAZ”

    “Alevi nefesleri ve yazılı kaynakları” üzerine konuşan Muharrem Temiz de “Nefesler olmadan Alevilik olmaz” vurgusu yaptıktan sonra, örnekler de vererek, “Bu alanda kaybolmuş, kaybolmaya yüz tutmuş eserlerin yeniden ortaya çıkartılması ve dokümantasyonların oluşması için Alevi kurumlarına büyük görev düşüyor, ben bu çalışmada görev almaya hazırım” dedi.

    Muharrem Temiz konuşmasını bitirdikten sonra nefesleri kapsayan kısa bir dinleti yaptı, arkasından da kendisinin derlediği “Arguvan Deyişleri” başlıklı kitaplarını imzaladı. (HABER MERKEZİ)

     

  • Şahkulu Vakfı Başkanı Çamur: Öğrencilere imam hatiplerin dayatılması zulümdür-VİDEO

    Şahkulu Vakfı Başkanı Çamur: Öğrencilere imam hatiplerin dayatılması zulümdür-VİDEO

    PİRHA – Cemevlerinin halen bir inanç merkezi olarak resmi statüye kavuşmamış olması ve zorunlu din derslerinin kaldırılmamasına Şahkulu Vakfı Başkanı Mehmet Çamur’dan tepki geldi. Çamur, “Eğer zorla bir inanç bir başka inanca sahip olan bireye dayatılıyorsa bu bir zulümdür. Ve burada bir demokrasi yok demektir” dedi.

    HABERİN VİDEOSU

    Şahkulu Vakfı Başkanı Mehmet Çamur Alevilerin inanç yerleri olan cemevlerinin resmi statüye kavuşmamasına ve zorunlu din derslerinin kaldırılmamasına ilişkin Pir Haber Ajansına konuştu.

    Alevilerin ibadethanesinin cemevi olduğunu ve inanç ritüellerini orada yaptığını belirten Çamur, “Hangi inançtan olursa olsun kişi kendi ibadethanesini tayin etmiş ise burası benim ibadethanem, diyorsa hiçbir yetkili ona bir adres gösteremez. Senin ibadethanen burasıdır sen burada ibadet yapacaksın gibi bir yetki ve hakka sahip değildir. Eğer biz de laikliği savunuyorsak ve resmiyette de laik bir ülkeyse o devletin vatandaşları istedikleri yeri ibadethane olarak kabul eder” şeklinde konuştu.

    “HER SOKAĞA BİR CEMEVİ YAPILMASIN”

    Çamur, “Nerede ibadet edileceğine sadece yurttaş karar verir. Cemevleri, Alevilerin ibadethanesidir. Bu açık ve nettir. Bunun teolojik kökenleri de sağlanır, tarihsel kökenleri de sağlanır” diyerek şunları ekledi:

    “Cemevleri dün veya 3-5 yıl önce ortaya çıkmış bir olay değildir. Eskiden cemevlerine baba damı, cem meydanı gibi yörelere göre çeşitli isimler verilirdi. Çünkü eskiden çok cemevi yoktu. Bir köyde büyük bir odada bile cem yapılırdı. Ancak artık kentlere geldik. Ve köylerdeki o küçük odalar yetmiyor. Bundan dolayı daha büyük şehirlerde büyük cemevlerine ihtiyaç duyuldu. Ancak her sokağa bir cemevi yapılmasına karşıyım. Çünkü tek tek bireysel olarak hiçbir tabanı olmayan ve ellerine çanta alarak cemevi yapacağız diye yardım toplanmamalıdır. Eğer o bölgede toplumun cemevine ihtiyacı var ise toplum onu kendisi yapar zaten. Bir kilo metre ve iki kilo metre ara ile cemevi yapmak yanlıştır.”

    Estetiği olan, mimari özelliği olan içerisinde sosyal faaliyetlerin ve kültürel etkinliklerin yapıldığı cemevlerinin olması gerektiğine vurgu yapan Çamur, “Hiçbir ülkede kimsenin çocuğuna kendi dinini zorla öğretme hakkı yoktur. Eğer zorla bir inanç bir başka inanca sahip olan bireye dayatılıyorsa bu bir zulümdür. Ve burada bir demokrasi yok demektir. Ayrıca kişinin hak ve hukukuna saldırıdır” dedi.

    “SÜNNİ MEZHEBİN MİLİTANLIĞINI YAPANLAR OBJEKTİF OLAMAZ”  

    Şahkulu Vakfı Başkanı Mehmet Çamur, sünni mezhebin militanlığını yapanların çocuklara bilgileri objektif olarak aktaramayacağını belirterek, şunları dile getirdi:

    “Benim çocuğuma imam hatibi, ilahiyatı bitirmiş ve Sünni mezhebinin militanlığını yapacak kişi hangi yöntem ile olursa olsun öğreteceği şeyleri objektif olarak aktaramaz. Bugün tüm mahalle okullarına imam hatip yapıldı. Herkes çocuklarını bu okullara göndermek zorunda bırakılıyor. Bu açık ve net olarak insanlara yapılmış bir zulümden öte bir şey değildir. Türkiye’deki tüm ilerici, laik, demokrat ve yurtseverlerin güçlerini bir araya getirerek buna bir çözüm aramaları gerekiyor. Bu sadece Alevilerin sorunu değil ve Türkiye’de sadece Alevilerden ibaret değildir. Tüm laik, aydın, yurtsever kesimlerle diyaloğa geçerek en geniş şemsiye altında laik bir Cumhuriyet için çözüm arama zorunluluğumuz var. Küçük küçük mikro mitingler ile bu sorunlar çözülemez. Bu şekilde olmayacağının örneklerini gördük.”

    “HERKES KENDİ ÇOCUĞUNA  KENDİ İNANCINI ÖĞRETMELİDİR”

    Hiçbir ülkenin anayasasında din dersinin zorunlu olmadığına dikkat çeken Mehmet Çamur, “Bir tek Kenan Evren’nin çıkardığı 12 Eylül Anayasası’nda din dersinin zorunluluğu var. Terör örgütü lideri FETÖ, ‘Şu Kenan Evren’nin çok günahı var ama şu zorunlu din derslerini anayasaya koyduğu için cennetliktir’ diye konuşmuştu. Bunun kimin işine yaradığı da gayet açık. Ellerinde bu kadar yetki varken hükümet neden zorunlu din derslerini kaldırmadı veya böyle bir öneri getirmedi” diyerek şöyle devam etti:

    “Halen 12 Eylül Anayasası, yüzde 10 barajı kaldırılmadı, zorunlu din dersi dayatılıyor, sendikalar kısıtlanıyor ve siyasi partiler iktidarın cenderesinde. Ancak bu hükümet halen faşist 12 Eylül Anayasası’nın getirmiş olduğu ilke ve kurallara dört elle sarılmış ve bize demokrasi naraları atıyorlar. Biz bunlara inanmıyoruz. Tüm herkes kendi çocuğuna kendi inancını kendi vermelidir. Devlet dini finanse etmemelidir.”

    İsmet SEFER/İSTANBUL