Etiket: mehmet ekici

  • Munzur Çevre Koruma Derneği Çernobil felaketine ilişkin etkinlik düzenleyecek

    Munzur Çevre Koruma Derneği Çernobil felaketine ilişkin etkinlik düzenleyecek

    PİRHA- Munzur Çevre Koruma Derneği, Çernobil felaketinin 33’üncü yıldönümüne ilişkin Şişli Kent Kültür Merkezinde (Cemil Candaş Kültür  Merkezinde) ‘Doğanın Talanına İsyan Edelim, Çevre Mücadelesinde Birleşelim’ şiarı 20 Nisan Cumartesi günü konser etkinliği gerçekleştirecek.

    Munzur Çevre Koruma Derneği Çernobil felaketinin 33.’üncü yıldönümü için ‘Doğanın Talanına İsyan Edelim, Çevre Mücadelesinde Birleşelim’ şiarıyla 20 Nisan Cumartesi Günü saat 19:00-22:00 arası Şişli Kent kültür Merkezinde (Cemil Candaş Kültür Merkezi) bir etkinlik gerçekleştirecek.

    Düzenlenecek etkinlikte konuşmacı olarak Hatun Esen ve Gazeteci Pınar Demircan yer alırken, etkinlikte  sanatçı Pınar Aydınlar, Grup İsyan, Mehmet Ekici, Ümit Taşkıran, Bağımsız Kadın Birliği Ritim ve Tiyatro grubu sahne alacak ve sinevizyon gösterimi yapılacak. Etkinliğin sunuculuğunu ise Dost Berbati ve Ayten Toprak yapacak.

    (HABER MERKEZİ)

  • İzmir’deki şeftali üreticisi: Devlet zengin çiftçiye destek veriyor-VİDEO

    İzmir’deki şeftali üreticisi: Devlet zengin çiftçiye destek veriyor-VİDEO

    PİRHA- Çiftçileri zor durumda bırakan gübre, mazot ve ilaç fiyatlarına gelen zamlardan etkilenen şeftali ve mandalina üreticisi İsmail Erkoğlu, devlet desteğinin zengin çiftçiye sağlanmasına tepki göstererek, hayat pahalılığından şikayet etti. 

    Türkiye’de ekonomik kriz artarak devam ediyor. Özellikle son zamanlarda meyve ve sebze fiyatlarının artması tüketici kadar üreticiyi de zor durumda  bırakıyor.

    Mazot, gübre ve kullanılan ilaç fiyatlarının her geçen gün artması, tarlalarını ekmeye hazırlanan çiftçileri zorluyor. Bunlardan biri de İzmir’in Selçuk ilçesinde şeftali ve mandalina ağaçları olan 25 yıllık üretici İsmail Erkoğlu.

    25 yıllık üretici olan Erkoğlu, şeftali ve mandalina işleriyle uğraşıyor. Üretim için hazırlanan İsmail Erkoğlu budama işiyle başlıyor çalışmaya. Daha sonra gübre atıyor, tarlayı sürüyor, ilaçlanması, sulaması ve işçilik derken maliyet gittikçe artıyor.

    “GEÇEN SENE GÜBRE 80 TL BU SENE 120 TL OLMUŞ”

    Pahalılıktan şikayet eden Erkoğlu, kendi tarlaları olduğu için bir nevi mecburen bu işi yaptığını söylüyor. Erkoğlu, bir yıllık emek verdiklerini ancak bunun karşılığını kısmen alabildiklerini çünkü mazot, gübre, ilaç ve işçiliğin çok pahalı olduğunu belirtiyor.

    Devletin az da olsa mazot desteği verdiğini ancak yetmediğini belirten İsmail Erkoğlu, “Bu işi yapmasan olmuyor. Kendi malımız. Devlet biraz mazot desteği veriyor o da çok az. Geçen sene gübre 80 liraydı şimdi 120 TL olmuş. Mazot geçen sene kaç paraydı şu anda kaç para?” diyor.

    “DEVLET DESTEĞİ ZENGİN ÇİFTÇİYE GİDİYOR”

    “Seçimden önce çiftçilere herhangi bir vaat yok” diyen Erkoğlu, hükümetten çiftçiye destek gelmemesinden şikayet ederek, desteğin büyük çiftçiye gittiğini ekliyor. Erkoğlu, “Mesela devlet ‘süt ürünlerine destek yapıyoruz’ diyor. Bazı çiftçilerin beş ineği var, o almıyor. Zengin çiftçi, yüz ineği olanlar destekleniyor” diye konuşuyor.

    İsmail Erkoğlu, son olarak ürünlerini geç de olsa elden çıkardığını da belirtiyor.

    25 YIL ÖNCE EKMĞİNİN PEŞİNDEN GELEN ELİTOK AİLESİ

    25 yıl önce ekmeğinin peşinden Batman’dan İzmir’in Selçuk ilçesine göç eden Gülnaz Elitok‘u budanan şeftali ağaçlarının çalılarını toplarken görüntülüyoruz.

    “Ekmek peşinden buraya geldik. Batman’dan buraya geldik. 25 sene oldu” diyor Elitok ve çocuklarının fayans işiyle uğraştığını ekliyor.

    Budanan ağaçların çalılarını topladığını söyleyen Gülnaz Elitok, topladığı çalılarla tandır ekmeği pişiriyor. Elitok, topladıklarının ise dört kişilik bir aileye zor yettiğini söylüyor.

    “KÜRTLÜĞÜMÜZDEN KAÇMIYORUZ”

    Elitok, “Memlekette çiftçilikle uğraşıyorduk geçim olmadı buralara göç ettik. Orada da tarlamız yoktu burada da yok. Kendi emeğimizle uğraşıyoruz” diyor.

    “Türkiye’nin halini siz de görüyorsunuz” diyerek, “Buralarda geçiniyoruz. Türk, Kürt diye bir şey yok. Hepimiz kardeşiz. Biz Kürtlüğümüzden kaçmıyoruz, aslımızı inkar etmiyoruz. Hepimiz arkadaşız, kardeşiz” diyor.

    “KARIN TOKLUĞUNA ÇALIŞIYORUZ”

    42 yaşında olan Mahmut Ekinci ise 6 kişilik bir aile geçindiriyor. Ekinci de hayat pahalılığından şikayet ediyor. Ekinci, “Asgari ücretle çalışan biri geçimini nasıl yapabilir?” diye soruyor.

    Kiralık bir dairenin 800 liradan aşağı olmadığını belirterek, “Bir de iki çocuğun varsa okula gidiyorsa. Bu bin lira ile evin masrafını, mutfak masrafını giderebilir mi. İki çocuğun geleceğine 1000 lira yeter mi?” dedi.

    Asgari ücret alarak turizm işinde çalıştığını belirten Ekinci, “Bu çalıları tandır ekmeği için topluyorum. Senede bir kere topluyoruz. İki üç traktör götürüyoruz üç dört aileye yetiyor. Karın tokluğuna çalışıyoruz. Fırın ekmeği alamıyoruz tandır ekmeğiyle geçiniyoruz. Her şeyden kısarak geçiniyoruz” diyor.

    “ERKEN EMEKLİLİK HAKKI İSTİYORUZ”

    23 senedir Selçuk’ta yaşayan Ekinci, şeker hastası olduğunu belirterek devlete şu çağrıda bulunuyor:

    “Şeker hastasıyım. İki kere kalpten ameliyat oldum. Hipertansiyon, migren var bende. Benim devletten tek isteğim engelli olanlara biraz daha destek versin. Erken emeklilik hakkı istiyoruz. Ben tansiyon ve kalpten dolayı yüzde 58 raporum var.”

    Semra ACAR-Sevim KAHRAMAN / İZMİR

     

     

     

  • Dersimli yurttaşlar Munzur Festivali’nin yapılmasını istiyor-VİDEO

    Dersimli yurttaşlar Munzur Festivali’nin yapılmasını istiyor-VİDEO

    PİRHA-18’incisi düzenlenecek olan Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin programının açıklanmasının ardından festivale sayılı günler kalmasına rağmen Valilik izninin henüz çıkmamasına tepki gösteren Dersimli yurttaşlar ve esnaflar, festivalin yapılma gerekliliğine vurgu yaptılar.

    18’incisi düzenlenecek olan Munzur Kültür ve Doğa Festivali’nin programı açıklandı. 26 Temmuz’da başlayacak olan festival 29 Temmuz günü sona erecek. Festival programına göre 2 gün sonra düzenlenecek olan etkinlikler için Tunceli Valiliği’nden izin bekleniyor. İznin hala çıkmamış olması ve son iki yıldır OHAL nedeniyle yasaklanması insanlarda bu sene de yasaklanacağı ihtimalini uyandırıyor.

    Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Dersimli yurttaşlar, festivalin kültüre, inanca, yaşama olan katkılarını anlattı.

    “İNSANLARIN DERSİM’E DÖNÜŞÜNÜ İSTEMİYORLAR”

    Sanatçı Mehmet Ekici, Munzur Kültür ve Doğa Festivallerinin hepsine katıldığını belirterek şunları aktardı:

    “Festivalin, başta sanata, kültüre, dile çok büyük katkısı oldu. Çünkü ilk festivaller yapılırken 40-50 bin insan geliyordu buraya. Kültürü yerinde görmek, yerinde algılamak daha güzeldi. Onun dışında da Dersim, özellikle ilçeleri 6 ay kış 6 ay yaz oluyor; esnaflara, insanlara ekonomik katkısı da oluyordu. İnsanlar bundan çok mutlu oluyorlardı. Festival çok güzel bir süreçte ilerliyordu. Ama ne yazık ki insanların Dersim’e dönüşünü buradaki devlet yöneticileri kabul edemediler. İnsanların bu topraklara dönmesini, kültürün tekrar uyanmasını, korunmasını, ekonomik anlamda güçlenmesini istemedikleri için yasaklar koymaya başladılar. Şu an kurumlarımız valilikten haber bekliyor. Geçen sene de biz yapmayacağız siz yapacaksınız dendi. Biz bütün hazırlıklarımızı yapmıştık. Ama ne yazık ki bir iki gün kala iptal konusu geldi. Ama biz tekrardan belirli bölgelerde yaptık, yapılması gerekiyor. İzin verilmese de yapacağız.”

    Son dönemlerde yasaklar olduğu için insanlarda bir tedirginlik olduğunu ifade eden Ekici, halka şöyle çağrı yaptı:

    “İnsanlara bir algı yerleşti olacak mı olmayacak mı. Çağrımız; bütün herkesin Dersim’e gelmesini istiyoruz. İnsanların birleşmesini istiyoruz. Bir katılım sağlamaları gerekiyor. Yapılır mı yapılmaz mı diye düşünmesinler. Gelirlerse türkülerimizi, halaylarımızı, ağıtlarımızı okuruz.”

    “FESTİVAL ÖZGÜRCE OLMALI, İNADINA YAPILMALI”

    Dersim’de esnaflık yapan Hülya Aydoğdu ise festival ile ilgili görüşlerini şöyle aktardı:

    “Festivalin yapılmasını istiyorum. Çünkü burada esnafa katkısı var ve uzakta yaşayan arkadaşlar, dostlar hem ailelerini ziyarete gelecek, bu açıdan büyük bir katkısı olacağını düşünüyorum. Dersim cıvıl cıvıl oluyor. Dışarıdan gelen insanlar bizim çok şanslı olduğumuzu söylüyorlar burayı görünce. Festival geleneksel bir şey, yapılsın diyorum.”

    İstanbul’dan Dersim’e ziyarete geldiğini söyleyen Ardahanlı Resul Baysungur ise Dersim’deki izlenimlerini ve festival hakkındaki görüşlerini şöyle paylaştı:

    “Munzur Festivali’nin Dersim’e çok katkısı var. Buraya ambargo döneminde geldim. Yasaklarla, baskılarla bir şeye varılamaz. Özgür bir şekilde insanlar doğasına sahip çıkmalı. Munzur özgür akmalı. Bütün ana dillere, inançlara özgürlük tanınmalı. İnsanlar rahatça kitaplarını, kültürlerini, resimlerini sergileyebilmeli. Bundan daha doğal bir şey olamaz. Tekçilikle bir yere varamayız. Biz halklar kaynaşmalıyız. Birlikte yaşamalıyız. Bu ülke hepimizin ortak ülkesidir. Kültür olarak da bütün mozaikler bir arada olsun. Festival yapılmalı. Bunu yasaklayan, engelleyen nelerdir? Ben daha önce de festivale katıldım. İnsanlar doldu buraya. İnsanlar Dersim’i hem maddi hem manevi yüreklendiriyor. Mesela ben Ardahan’dan gelmişim. Saygı duyuyorum bu halkın inancına, kültürüne. Keşke her tarafta festival olsa.  Bu halk şiddet mi uygulayacak gelecek insanlara. Neden yasaklanıyor? Ben bunu kınıyorum. Özgürce olmalı, yapılmalı, inadına yapılmalı.”

    “RUHUNA VE ÖZÜNE BAĞLI BİR FESTİVAL İSTİYORUZ”

    Emekçi olan Agit Aral da, “Bölgenin insansızlaştırılmasına dair bir politika yürütülmüştü. Munzur Kültür ve Doğa Festivali insanların buraya akın etmesi adına gerçekleşiyor. Elbette ki ruhuna, özüne bağlı kalınacaksa, kültürel mirasa sahip çıkılacaksa festivalin gerçekleşmesini istiyoruz. Fakat dışarıdan gelenleri, misafirlerimizin buranın doğasına, mirasına, kültürüne sahip çıkması gerekiyor. Festivalde bu yönde bir temennimiz var” dedi.

    Özünden çıkıldığı an festival olmadığını, adına başka bir şey koymak gerektiğini ifade eden Aral, şöyle devam etti:

    “Buradaki siyasi partilere, derneklere, çevre kuruluşlarına büyük iş düşüyor. Burada bilinçlendirme noktasında sadece konserlerle, sadece panellerle ya da sadece alkol içmeyle sınırlı olmamalı bu işler. Mesela Ana Fatma Ziyareti’ne gidilecek, akşamdan çok alkol aldım gece konsere katılırım durumuna inildiği andan itibaren doğa ve kültür festivali olmaktan çıkmıştır. Ya da milli parka yapılan ziyaretlerde çöpümüzü bırakıp geldiysek o zaman bunun adı yine festival olmuyor.

    Bu sokaklarda bizler de çalışanlarız. Buradaki çöpleri topladığımızda bize biçilen değer de hiçe sayılmıştır. Ondan dolayı ruhuna ve özüne bağlı bir festival istiyoruz. Tüm katılımcıları 26 Temmuz’da beliyoruz.”

    “HER ŞEYİ YASAKLAMASINLAR, İNSANLARI ÖZGÜR BIRAKSINLAR”

    Yine emekçiler Zerif Bursugül ve Aslı Gül, “Doğamızı öldürmek istemiyoruz, yaşatmak istiyoruz. Munzur’u özgür bıraksınlar. Festivalle beraber doğamızı tanıtmak da istiyoruz. Neden yasak getiriyorlar ki? Neden korkuyorlar? Festivalden çekindikleri nedir, neden izin vermiyorlar? Festivalin kültürü ve doğayı tanıtma adına büyük katkısı oluyor. Festival kaç yıldır yapılıyor ama bu iki yıldır yapılmıyor. Buranın valisi neden izin vermiyor? Her şeyi yasaklamasınlar, insanları özgür bıraksınlar.” diye konuştular.

    Emekçi kadınlar “Kültürüne ve doğasına sahip çıksınlar” diyerek Dersimlilere çağrıda bulundular.

    Mustafa YÜKSEL/H.Yaşar SEZGİN
    DERSİM

  • Dersimli sanatçı Mehmet Ekici: Dersim 38 ile yüzleşilmeli-VİDEO

    Dersimli sanatçı Mehmet Ekici: Dersim 38 ile yüzleşilmeli-VİDEO

    PİRHA-4 Mayıs Dersim Tertelesi’nin 81. yılına ilişkin düşüncelerini paylaşan Dersimli sanatçı Mehmet Ekici, hükümetin Dersim Katliamı ile yüzleşmesini ve Dersimlilerden özür dilemesini istedi. 

    Bugün 4 Mayıs. Dersim Tertelesi’nin 81. yılı. 81 yıl önce bugün Dersim, Bakanlar Kurulu kararı ile abluka altına alınmış ve genç-yaşlı, çocuk-çocuk, kadın-erkek demeden insanlar katledilmişti. Sağ kalanlar ise ya sürgüne gönderilmiş ya da orada açlığa terk edilmişti. O günden sonra dünyanın ve Türkiye’nin dört bir yanına dağılan Dersimliler’den bazıları yıllar sonra memleketlerine geri döndü ve Dersimliler yaşadıkları acıları ağıtları, ezgileri ve türküleriyle tüm dünyaya anlatmaya çalıştılar. Dersimli sanatçı Mehmet Ekici de bunlardan biri.

    “YAŞLILARIMIZ AHLA KORKAN GÖZLERLE BAKAR”

    Atalarının acılarını, hüzünlerini ve sevinçlerini türküleriyle anlatmaya çalışıyor Ekici. Söylediği her bir türküde Dersim 1937-38’in etkileri görülebiliyor. 4 Mayıs Dersim Tertelesi’nin 81. yılının olduğu bugünde Mayıs ayının hep katliamlarla dolu bir ay olduğunu hatırlatıyor Ekici. Ancak 4 Mayıs’ın onun için daha bir önemli olduğunu vurgulayan Ekici, “Yaşlılarımıza o günlerini anlatmaları için gittiğimiz zaman hala korkan gözlerle bize bakar ve birçoğu gizlemeye çalışır. Çünkü onların yaşadıklarını biz yaşamayalım isterler.” diyor.

    “HALA KABUL ETMEDİLER”

    Yıllardır Dersim 37 ve 38’in katliam olduğunun resmi olarak bakanlar kurulunda kabul edilmesi için uğraş verdiklerini ifade eden Ekici şöyle devam ediyor:

    “Ama ne yazık ki bu konuda bir cevap alamıyoruz. Bunun için şimdi ülkeyi idare edenler biliyorsunuz yıllar önce muhalif bir parti olan CHP’nin genel başkanının Alevi olmasından ve Dersimli olmasından dolayı şöyle bir şey söylemişlerdi: ‘Korkuyorlar Dersimli olmasını söylemeye. Çünkü biz oraya Dersim diyeceğiz’ ve Dersim 38 harekatını da bir özür gibi kabul edecekler. Ama ne yazık ki hala onu da kabul etmediler.”

    “ÖZÜR BEKLİYORUZ”

    Atalarının orada kendi inançlarına ve yaşam alanlarına sahip çıkmak için direndiklerini söyleyen Ekici, “Artık bu ülkede Dersim 38 ile yüzleşmeleri gerekiyor ve bir özür bekliyoruz onlardan” diyor.

    (HABER MERKEZİ)

  • Sanatçı Mehmet Ekici: Can TV bize hayat verecek-VİDEO

    Sanatçı Mehmet Ekici: Can TV bize hayat verecek-VİDEO

    PİRHA- 1 Mayıs’ta yayın hayatına başlayacak olan Can TV için izleyiciler gün sayıyor. Bir izleyici adayı olarak PİRHA’ya konuşan sanatçı Mehmet Ekici, Can TV’nin 1 Mayıs’ın kanlı tarihini yok ederek insanları aydınlatacağını belirtti.

    1 Mayıs’ta yayın hayatına başlayacak olan Can TV, Alevi camiasında şimdiden adından söz ettirmeye başladı. İzleyiciler de gün sayıyor. Sanatçı Mehmet Ekici de onlardan biri. Can TV’ye ilişkin düşüncelerini bizlerle paylaşan Ekici, arkadaş çevresiyle otururken kendisine Can TV’nin açılmasıyla ilgili sorular sorulduğunu belirtti.

    “KENDİ TELEVİZYONUMUZUN OLMASI ÇOK ÖNEMLİ”

    “Türkiye’de güzel iki tane Alevi televizyonumuz vardı. Ne yazık ki kapatıldı. Böyle bir medya organına tabi ki ihtiyaç var” diyen Ekici, bazı televizyon kanallarının Alevilerle ilgili bir şeyler yapmaya çalıştıklarını ancak bunun yüzeysel ve dejenere edecek şekilde yapıldığını da ekledi. Ekici, “Kendi televizyonumuzun olması Alevilerin gerçek yaşamlarını, gerçek kültürünü yansıtması bizim için çok önemlidir” dedi.

    “BİZE HAYAT VERECEK BİR EKRAN OLMASI BİZİ MUTLU EDER”

    Can TV’nin 1 Mayıs’ta yayın hayatına başlayacak olmasına sevindiğini ifade eden Ekici, “4 Mayıs Dersim tertelesinin yıl dönümü, 6 Mayıs Denizlerin idamının yıl dönümüdür biliyorsunuz. Yani Mayıs’ta bir taraftan da kanlı bir tarih yazılmış Türkiye’de. Can TV’nin Mayıs’ta açılması o kanlı tarihi yok ederek, bir şekilde bize hayat verecek bir ekranın olması bizi mutlu eder” şeklinde ifade etti. Can TV’nin kuşkusuz Alevilerin sesi olacağına dikkat çeken Ekici, Alevilerle ilgili doğru haberler vereceğine ve halka gerçekleri yansıtacağına olan inancını da dile getirdi.

    “ALEVİLER ARASINDA KOPAN BAĞI TEKRAR SAĞLAMALI”

    TV10 ile birlikte Türkiye’de birçok farklı Alevileri tanıdıklarını söyleyen Ekici, “Kimin nasıl yaşadığını, ibadetlerini nasıl yaptığını anladık. Böyle bir zenginliğimizin olduğunu da TV10 sayesinde öğrendik. TV 10 dünyada ve Türkiye’de yaşayan Alevilerin arasında iyi de bir bağ kuruyordu. TV10 kapandıktan sonra bu bağ da biraz askıya alındı. Can TV’miz bu bağı tekrar sağlarsa çok mutlu oluruz” diye konuştu. (HABER MERKEZİ)

  • Nükleer santral meselesi siyasi bir meseledir, enerji meselesi değil-VİDEO

    Nükleer santral meselesi siyasi bir meseledir, enerji meselesi değil-VİDEO

    PİRHA-Munzur Çevre Derneği’nin “Yeni Çernobiller yaşanmaması için; Sinop’tan Munzur’a Mücadeleyi Dayanışmayla Büyütelim” şiarıyla düzenlediği dayanışma etkinliğinde konuşan Munzur Çevre Derneği Başkanı Hatun Esen, “Nükleer santralleri yapmayın biz mum ışığında kalmaya razıyız. ‘Yaşamın olmadığı bir yerde enerjiye ihtiyaç var mı?’ soruyorum size” dedi.

    Munzur Çevre  Derneği dünyanın en büyük nükleer kazalarından biri olan Çernobil faciasının 32. yılında “Yeni Çernobiller yaşanmaması için; Sinop’tan Munzur’a Mücadeleyi Dayanışmayla Büyütelim” şiarıyla dayanışma etkinliği düzenledi.

    Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde düzenlenen etkinlikte salona asılan “Nükleer değil yaşam, yaşam için isyan”, “Munzur özgür aksın, Sinoplu nükleersiz yaşasın”, “Dersim’de HES’lere, Sinop’ta nükleere geçit vermeyeceğiz”, “Ölüm değil yaşamak istiyoruz, nükleer enerjiye hayır…!” yazılı pankartlar dikkat çekti.

    Etkinliğe çeşitli yöre ve çevre dernekleri, doğaseverler, İstanbul çevre konseyi, siyasi oluşumlar ve sivil toplum kuruluşları destek verdi.

    Çevre ve yaşam mücadelesinde ölümsüzleşenler için saygı duruşuyla başlayan etkinlikte Munzur Çevre Derneği’nin Çernobil faciasıyla ilgili hazırladığı sinevizyon gösterildi.

    “RADYASYONLU BULUTLARIN TEĞET GEÇTİĞİNİ SÖYLEYEREK DALGA GEÇTİLER”

    Sinevizyonun ardından konuşan Munzur Çevre Derneği başkanı Hatun Esen, aradan 32 yıl geçmesine rağmen Çernobil faciasının etkilerinin hala devam ettiğine dikkat çekti. Diğer ülkelerin radyasyona karşı önlem aldığını kaydeden Esen, Türkiye’yi yönetenlerinse radyasyonlu bulutların teğet geçtiğini söyleyerek insanlarla insanlarla dalga geçtiklerini belirtti. Çernobil faciasından Karadeniz’in kıyı kentlerinin çok etkilendiğini ifade eden Esen, neredeyse her evden bir kişinin hayatını kaybettiğini de ekledi.

    “NÜKLEER YAPMAYIN MUM IŞIĞINDA KALMAYA RAZIYIZ”

    Çernobilden sonra gelişmiş ülkelerin kendi ülkelerinde nükleer santralleri durdururken Türkiye’ye yöneldiklerini hatırlatan Esen, ülkemizde enerjiye ihtityaç olduğu için yapılmak istenen üç nükleer santrale dikkat çekti. Esen “Nükleer santralleri yapmayın biz mum ışığında kalmaya razıyız. ‘Yaşamın olmadığı bir yerde enerjiye ihtiyaç var mı?’ soruyorum size” dedi.

    “ATIKLAR İÇİN TOROSLARI DÜŞÜŞNÜYORLAR”

    Türkiye’de insan ölümlerinin kolaylığına işaret eden Esen, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizim ülkemizde insan ölümleri o kadar kolay ki taş ocaklarında ölüyoruz, çöp konteynırı patlamalarında ölüyoruz. Bu da yetmiyormuş gibi Mersin’de, Sinop’ta nükleer santral yapıyorlar. Mersin’de kurulacak nükleer santral 60 yıl sonra işlevini yitirdiği zaman atıklarını nereye atacaksınız? Onun için de Torosları düşünüyorlar.”

    “BÜTÜN DERELERİMZE KELEPÇELER VURULUYOR”

    Türkiye’de doğal yaşam alanlarına saldırıların arttığını kaydeden Esen, “Kıyılarımız birilerine peşkeş çekiliyor, ormanlarımız yok oluyor. Akan bütün derelerimize kelepçeler vuruluyor. Vadilerimiz HES’lerle yok ediliyor. Sur, Hasankeyf, Dersim Sinop, Mersin her yer yok oluyor. Biz biliyoruz ki yolumuz uzun, mücadelemiz zor. Ama biz sesimizi yükselteceğiz, buna geçit vermeyeceğiz” ifadelerini kullandı.

    DİRENİŞE DEVAM VURGUSU

    Çevre mücadelesinde hayatlarını kaybeden Büyüknohutçu çiftini de unutmayarak onlara selam yollayan Esen, direnişe devam vurgusu yaparak sözlerine şöyle devam etti: “Bizler coplansak da gözaltına alınıp içeri atılsak da doğamıza, taşımıza, mahallemize, sokağımıza yönümüzü çevirerek yaşam alanlarımızı koruyacağız. Lokal direnişleri genel direnişlere çevirirsek kazanırız.”

    SİNOP’TA YAPILACAK MİTİNGE ÇAĞRI

    22 Nisan’da Sinop’ta nükleere karşı yapılacak mitinge katılımın önemli olduğunu söyleyen Esen, egemenlerin yarın öbür gün nükleer santralden sonra nükleer silah üretmek istediklerini söyleyebileceklerine de dikkat çekti.

    Esen’in ardından sahneye çıkan Musa Baki Zazaca ve Türkçe söylediği türkülerle katılımcılara keyifli anlar yaşattı.

    “GÖLGE ETME BAŞKA İHSAN İSTEMEZ”

    Baki’nin arkasından kısa bir konuşma yapan İstanbul Çevre Konseyi Başkanı Şeyma Dumrul, İğneada, Akkuyu ve İnceburun’da kurulmak istenen nükleer santrallere değindi. Bakanların nükleer santraller için mantıklı bir açıklama yapamadıklarını belirten Dumrul, amaç enerjide Türkiye’yi dış ülkelerden bağımsız hale getirmekse nükleer santrallerin değil güneş santrallerinin konuşulması gerektiğini kaydetti. “Yeşil Türkiye Projesi” adı altında Cumhurbaşkanının 23 milyon haneye mektup gönderdiği ve bunun maliyetinin de yurttaşların ceplerinden çıktığını belirten Dumrul, “Mektupta halka demişler ki ‘Çevreye daha duyarlı olun.’ Onlara şunu söylemek lazım ‘Gölge etme başka ihsan istemez.’ Siz olmazsanız bu halk yeterince çevreci, yeterince çevreye duyarlı.” ifadelerini kullandı.

    “BİZ BURADAYIZ ÇÜNKÜ TÜRKİYE BİZİM”

    Canlı ağaçların kiralanması kararının meclisten geçtiğini kaydeden Dumrul, havanın, suyun her geçen gün daha fazla kirlendiğini, ormanlık alanların her geçen gün sermayeye peşkeş çekildiğini hatırlattı. Dumrul hükümete şöyle seslendi: “Şuan buradaysak demek ki umut var. Her şeyden önce bu ülkenin kadınları var. Yaptığınız çevre kıyımlarına sessiz kalmayacağız. Biz buradayız çünkü Türkiye bizim.”

    “NÜKLEER SANTRAL BİR SİYASİ MESELEDİR ENERJİ MESELESİ DEĞİL”

    Dumrul’un arkasından söz alan Metalurji Yüksek Mühendisi Cemalettin Küçük, hazırladığı sunum ve görsellere nükleer santrallerin ne kadar zararlı olduğunu anlattı. Küçük, Türkiye’de zaten nükleerin var olduğunu vurguladı. Ortada OHAL, faşizm, baskı ve katliamların olduğunu söyleyen Küçük, OHAL’in demokratik haklar kullanılmasın ve insanlar fikirlerini söylemesin diye var olduğunu kaydetti. Sinop’ta bir salonda ÇED toplantısı düzenlenirken çevrecilerin alınmayarak taşımalı sistemle AKP’li köylülerin getirildiğini ve nükleerin etkilerinin anlatıldığını ifade etti. Bunu yaparken OHAL’den destek aldıklarını işaret eden Küçük, “Mersin’de yapılacak toplantıya katılım da böyle engellendi. Nükleer santral meselesi bir siyasi meseledir. Bir esir alma meselesidir. Enerji meselesi değil.

    Güneş enerjisi santralleri ile rüzgar tribünlerinin zararlarına da değinen Küçük, Hasankeyf’in üzerinin toprakla kapatıldığını ve bunu yapmak için de ekolojik bomba kullanıldığının söylendiğini kaydetti.

    Küçük’ün arkasından sahneye çıkan sanatçı Ayla Yılmaz türkülerini seslendirdi.

    “SİYASET SADECE ANKARA’DAN KARAR VERMEK DEĞİLDİR”

    Yılmaz’ın arkasından HDP MYK Üyesi Çilem Küçükkeleş söz alarak Mersin’de milletvekilliği yaptığı kısa dönemde nükleerle mücadeleye destek verdiğini belirtti. HDP’nin toplumun kendi siyasetini kurduğu bir siyaseti benimsediğini ifade eden Küçükkeleş, siyasetin sadece Ankara’dan karar vermek değil toplumun her alanında söz söylemek olduğunu vurguladı. İnsanların bu coğrafyada yaşayan canlılardan tek farkının konuşabiliyor olması olduğunu kaydeden Küçükkeleş, bu yaşamda eşit olmanın ve doğaya bakabilmenin başarılabildiği zaman daha yaşanılabilir bir dünyanın kurulabileceğine işaret etti.

    “İNSANLIK AYAKTA KALMAYA DEVVAM EDECEK”

    “Hiçbir yağmur, yağarken hangi insanın cebinde ne kadar parası olduğuna bakmadı. Hiçbir toprak, üzerinde gezen canlının ne kadar sarayı, ne kadar köşkü olduğuna bakmadı” diyen Küçükkeleş, insanlığın bir vicdanı olduğunu ve insanların ellerini vicdanlarına koyduğu takdirde vicdanlarının insanlığın doğru olduğunu söyleyeceğini ifade etti. Hayata ve vicdanlarına sahip çıktıklarını söyleyen Küçükkeleş, bu coğrafyada kurulan kalelerin bir gün yıkılacağını ancak insanlığın ayakta kalmaya devam edeceğini vurguladı.

    Küçükkeleş’in konuşmasının ardından sahneye çıkan Mehmet Ekici seslendirdiği türkülerle katılımcılara keyifli anlar yaşattı.

             

  • Munzur Çevre Derneği’nden Çernobil faciasının 32. yılına ilişkin dayanışma etkinliği

    Munzur Çevre Derneği’nden Çernobil faciasının 32. yılına ilişkin dayanışma etkinliği

    PİRHA- Munzur Çevre  Derneği dünyanın en büyük nükleer kazalarından biri olan Çernobil faciasının 32. yılına ilişkin “Yeni Çernobiller yaşanmaması için; Sinop’tan Munzur’a Mücadeleyi Dayanışmayla Büyütelim” şiarıyla dayanışma etkinliği düzenliyor.

    Munzur Çevre ve Kültür Derneği Çernobil faciasının 32. yılına ilişkin “Yeni Çernobiller yaşanmaması için; Sinop’tan Munzur’a Mücadeleyi Dayanışmayla Büyütelim” şiarıyla 13 Nisan Cuma saat 19:00’da Şişli Cemil Candaş Kent Kültür Merkezi’nde dayanışma etkinliği yapıyor.

    Munzur Çevre  Derneği’nin düzenleyeceği etkinlikte Sanatçı Mehmet Ekici, Sanatçı Pınar Aydınlar, Sanatçı Ayla Yılmaz ve Sanatçı Musa Bakı yer alacak.

    “İNSAN HAYATI İLE KUMAR OYNUYORLAR”

    Munzur Çevre Derneği yönetim kurulu sosyal medya üzerinden 32. yıl dünyanın en büyük nükleer kazalarından biri olan Çernobil faciasına ilişkin şunları ifade etti:

    “Ukrayna’da 32 yıl önce yani 1986’da tarihin en büyük nükleer patlaması yaşandı. Bu patlamada Avrupa’nın büyük bölümüne ve Türkiye’ye yayılan radyoaktif serpinti bugün bile yaşamlarımızı etkilemeye devam ediyorken, ülkemizin birçok yerine nükleer santral kurmayı planlıyorlar. 32 yıl önce bizden kilometrelerce uzaklıkta patlayan ve hala etkisini gösteren bu ölüm bombası bugün hayatımızın tam ortasına inşaa edilmek isteniyor. Daha fazla enerji ve kâr hırsı için milyonlarca insanın hayatıyla kumar oynuyorlar. Sessiz kalırsak Çernobil geleceğin Akkuyu’su ve Sinop’u olacak.”

    ÇERNOBİL FACİASI

    26 Nisan 1986 tarihinde, Ukrayna’nın Kiev kentine bağlı Çernobil, saatler 01:23’ü gösterdiğinde büyük bir sarsılmayla karşı karşıya kalmıştı. Bu, etkileri onlarca yıl sürecek olan ve gerçekleştiği yüzyılın en büyük nükleer kazası olan Çernobil faciasıydı. Ukrayna’da meydana gelen ve dünyanın en büyük nükleer kazalarından biri olan Çernobil faciasına, hatalı tasarım ve yetersiz güvenlik donanımı öncülük etmiştir. İyi kontrol edilemeyen nükleer güç reaktörünün 4. ünitesinin patlaması sonucu tarihin en büyük facialarından biri yaşanmıştır. Çernobil faciası, başta Ukrayna olmak üzere, Rusya, Beyaz Rusya ve bütün Avrupa’yı etkileyen geniş çaplı bir felaket olmuştur. Facianın ardından açığa çıkan radyoaktif maddeye en çok maruz ülke ise Bulgaristan’dır. İngiltere’nin Galler bölgesi de facianın etkilerini hissetmiştir.

    Çernobil faciası tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de etkisini oldukça hissettirmiştir. Coğrafi konum itibariyle Karadeniz’e komşu olan Türkiye, Çernobil’in olumsuz etkilerinden payını almıştır. Özellikle Karadeniz sahil şeridinde bulunan illerde sıklıkla rastlanan kanser vakalarının nedeni Çernobil faciası’na atfedilmektedir. O dönemde Karadeniz bölgesinde yetişen tarım ürünlerinin özellikle de çayın tüketilmesinin tehlikeli olduğu gündeme gelmiştir. Fakat Çernobil sonrasında hafızalara kazınan bir başka olay da, dönemin Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral’ın medyanın gözü önünde çay içerek çayda tehlike olmadığını vurgulamak istemesidir. (HABER MERKEZİ)

     

     

  • Pertekliler Derneği Hızır ayı dolayısı ile Hızır Kavut’u etkinliği yaptı-VİDEO

    Pertekliler Derneği Hızır ayı dolayısı ile Hızır Kavut’u etkinliği yaptı-VİDEO

    PİRHA – Hızır ayı dolayısı ile İstanbul Pertekliler Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Kültür Derneği’nin düzenlediği Hızır etkinliğinde konuşan Pertekliler Derneği Başkanı Ahmet Doğru, “Hızır lokması Dersim kültüründe çok önemli ve anlamlıdır. Dersim’de Hızır lokması verildiği zaman insanlar birbirine küskün ve dargın da olsa Hızır lokması götürüldüğünde geri çevirmez mutlaka alırlar” dedi.

    Haberin Videosu

    İstanbul Pertekliler Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Kültür Derneği Hızır ayı dolayısı ile geleneksel Hızır Kavutu (Qawutu) etkinliği yaptı. Hızır Kavutu  etkinliği öncesi panel düzenlendi. Panele Dersim Ovacık Belediyesi Başkanı Fatih Maçoğlu, HDP 25. Dönem Mersin Milletvekili Çilem Küçükkeleş, CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu veAlevi Bektaşi İnanç Kurulu Başkanı Hüseyin Güzelgül katıldı.

    Pertekliler Derneği Başkanı Ahmet Doğru yaptığı açılış konuşmasında, “Her yıl Hızır ayında geleneksel Hızır Kavutu (Qawutu) etkinliğimizi yapıyoruz. Hızır lokması Dersim kültüründe çok önemli ve anlamlıdır. Dersim’de Hızır lokması verildiği zaman insanlar birbirine küskün ve dargında olsa Hızır lokması götürüldüğünde geri çevirmez mutlaka alırlar” diye konuştu.

    Açılış konuşmasından sonra geçmişten günümüze Alevi inancı için mücadele vermiş ve katledilmişler için bir dakikalık saygı duruşu yapıldı.

    “ALEVİLER DARLIKTAN KURTULMAK İÇİN ŞUBAT AYINI HIZIR AYI OLARAK KABUL ETMİŞTİR”

    Saygı duruşundan sonra konuşan Pir Sultan Abdal Kültür Derneğinin Alibeyköy Şubesi Başkanı ve Alibeyköy Cemevi dedelerinden Hüseyin Güzelgül, “Çok zor bir süreçten geçiyoruz. Her zaman, her yerde Alevilerin görmek istediği Hızır zorda, darda, karda ve tipide hazır ve nazırdır. Biliyorsunuz Şubat ayı kış aynın en zor ayıdır. Şubat ayında köylülerin kışlıkları bitiyor. Alevi halkı işte o darlıkta kurtulmak için Şubat ayını Hızır ayı olarak kabul etmiştir” dedi.

    “ARALIK AYI BÜYÜK ÇİLE AYIDIR”

    Güzelgül’ün ardında konuşan HDP 25. Dönem Mersin Milletvekili Çilem Küçükkeleş ise, “Alevilik doğayı ve yaşadığı coğrafyayı dikkate alan bir inançtır. Hızır’ın da şubat ayında olması biz biliyoruz ki tesadüf değildir. Bizim için Hızır 10 Kasım Koç katımı ile başlar.  Koç katımı canlıların yeni baştan dünyayı kendinde var etmesi anlamına gelir. Koç katımından sonra 21 Aralığa kadar olan sürede ise kar yağmış, devlet kontrolü bitmiş ve dedeler köylere rahatça gidip cemlerde insanlarla bir araya gelerek inançlarını yaşarlar. Bütün doğanın bütün canlıların dara durduğu ve en uzun gece dediğimiz 21 Aralık ise Alevilerin aslında karanlık ile büyük bir mücadele verdiği büyük çile ayıdır. 21 Aralıktan sonra Şubat ayına kadar olan süreye ise küçük çile ayı deriz. Yine yoğunlaşmanın, insanın kendini dara çektiği, toplum ile yüzleştiği ve helalleştiği Şubat ayı ise Hızır ayıdır. Hızır doğanın darda olduğu, insanın artık yiyeceğinin tükendiği ve sıkıntılı bir halden çıkış dönemine denk gelir” diye konuştu.

    “MESELE EŞKIYALIK VE HENDEK DEĞİL…”

    Çocukluğunda kendilerine hep büyüklerinin Dersim 38 katliamın’a ilişkin yaşananları anlatıklarını belirten Küçükkeleş, “Bize hep Dersim’de eşkıyalık var derlerdi. Bizde çocuk olduğumuzdan inanırdık. Sonra aklımız erince eşkıyalık sadece Dersim’de mi vardı diye düşünmeye başladık. Eşkıyalık olduğu için mi kadınlarımız çocuklarımız tacize, tecavüze uğradı ve küçük yaşta öldürüldüler. Birleşmiş milletlerinin soykırım diye adlandırıldığı her şey Dersim’de uygulandı. Dersim’de yaşananları belki sözlü tarih ile duyduk, öğrendik ama bugün hepimiz Sur’da ve Cizre’de yaşananlara şahitlik ettik. Bizler bu yaşadıklarımızı anlatmaya devam edeceğiz. Çünkü o dönem Dersim’de eşkıyalık vardı diyenler bugün hendek var diyorlar. Aslında meselenin eşkıyalık ve hendek olmadığını sadece toplumların bir arada yaşamasına düşmanlık olduğunu anladık ve gördük” şeklinde konuştu.

    “DEVLETİ İDARE EDENLER HINZIR PAŞAYA DÖNÜŞMÜŞTÜR”

    Küçükkeleş’ten sonra konuşan CHP İstanbul İl Başkanı Canan Kaftancıoğlu ise “Bu ülkede insanlar kimlikleri, nedeni ile inançları nedeni ile ayrıştırılıp mağdur ediliyor. Sizin yaşadığınız bu haksızlığı size anlatmayı bir ayıp olarak görüyorum” dedi.

    Aleviler için kutsal olan Hızır ayı içerisinde olunduğunu belirten Kaftancıoğlu, “Bugün Hızır lokması için bir aradayız. Artık söz bitiyor ve inandığımız bu topraklarda yan yana durmamızı sağlayan insan sevgisi, hak sevgisi, emek için Hızır’ın yardım etmesini temenni ediyoruz. Çünkü bugün devleti idare edenler Hınzır paşaya dönüşmüştür. Devlet politikaları nedeni ile sorun haline gelen devletçi, ayrımcı ve kendinde olanı yanında tutan bakışın karşısında olacağız”dedi.

    “BU ÜLKEDE SİYASETİN NE KADAR ZOR OLDUĞUNU BİLİYORUZ”

    Son olarak konuşan Ovacık Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu, “Bizim bu yaşadığımız bölgelerde toplumun aydınlanmasını sağlayan katmanlar bizlerin siyasal ve yaşamsal alanlarını daha da geliştiriyor. Birçok dinde bulunmasına rağmen ülkemizde en çok Alevilik kültürü içerisinde yer alan hoşgörü kültürü bizim için önemlidir. Bu inanç içinde de siyaset yapmakta bizim için çok değerlidir” ifadelerini kullandı.

    “ Bütün dinlerin ve birçok halkın kendini bu ülkede var ettiğini” söyleyen Maçoğlu, “Aleviler, Sünniler, Kürtler, Türkler, Lazlar bizim renklerimiz ve değerlerimiz. Bugün kayyum ile 90 tane HDP’li belediye başkanın görevden alındığı bir ülkede yaşıyoruz. Yine onlarca milletvekilinin tutuklu olduğu bir ülkedeyiz. Bu ülkede siyasetin ne kadar zor olduğunu biliyoruz. Ama biz o yoldaşlarımızın omuzdaşı olarak bize bıraktıkları mirası Ovacık Belediyesi olarak üstleneceğiz” diye konuştu.

    Panelin ardından Alibeyköy Cemevi Piri Hüseyin Güzelgül lokması duası verdi. Lokma duasından sonra lokmalar pay edildi. Son olarak ise Dersimli Sanatçı Mehmet Ekici deyişler okudu ve etkinlik sona erdi.

    İsmet  SEFER/ İSTANBUL

     

  • Dersimli Sanatçı Ekici: Munzur Gözeleri, orada yaşayan halka bırakılmalı – VİDEO

    Dersimli Sanatçı Ekici: Munzur Gözeleri, orada yaşayan halka bırakılmalı – VİDEO

    PİRHA – Dersim Ovacık Munzur Gözeleri’ne yapılmak istenen ‘Munzur Gözeleri Peyzaj Projesi’ne tepki gösteren Sanatçı Mehmet Ekici, devletin şuana kadar Dersim’de yaşam alanlarını ve inanç yerlerini talan ettiğini belirterek, “Orada ne yapılması gerektiği orada yaşayanlara bırakılmalı”dedi. 

    Haberin Videosu

    Dersim Ovacık Munzur Gözeleri’ne yapılmak istenen ‘Munzur Gözeleri Peyzaj Projesi’ne tepkiler devam ediyor. Dersim Ovacık’lı olan Sanatçı Mehmet Ekici tepki gösterdi.

    Yöre halkının devletin gözelere yaptırımından kaygı duyduğunu söyleyen Ekici, “Şimdiye kadar inanç yerlerini ve yaşam alanlarını ne yazık ki hep talan ettiler. Onun için insanların böyle bir korkusu vardır” dedi.

    Munzur gözelerinin piknik alanı olmadığını dile getiren Mehmet Ekici, “İnsanların kötü sözler söylediği ya da bir haksızlık yaptığı zaman gidip arındığı yerdir” dedi.

    Oradaki çalışmaların yöre halkına bırakılması gerektiğinin altını çizen Ekici, yöre halkının orayı daha da güzelleştiren çalışmalar yapacağını söyledi.

    “MUNZUR GÖZELERİ SİT ALANINDAN ÇIKARTILMAK İSTENİYOR”

    Munzur Gözeleri’nin sit alanından da çıkartılmak istendiğine dikkat çeken Mehmet Ekici, “Oralara betondan yollar yapılmak isteniyor.  2500 kişilik bir anfi tiyatro yeri yapılmak isteniyor ve Munzur Gözelerinin tam üstüne yapılıyor. Bunlar da oranın doğa dengesini ve inanç değerlerini yok eder. Onun için buna tabi ki karşıyız” dedi.

    Devletin Munzur Gözeleri’nin orada yaşayan halka bırakması gerektiğini söyleyen Ekici, “Devlet orada iyi bir şey yapmak istiyorsa gidip oradaki sivil toplum örgütleriyle, kanat önderleriyle konuşarak daha iyi bir şeyler yapılabilir” dedi. (HABER MERKEZİ)    

  • 40. Haftada sanatçılar sazlarıyla TV10 için Adalet çağrısında bulundu-VİDEO

    40. Haftada sanatçılar sazlarıyla TV10 için Adalet çağrısında bulundu-VİDEO

    PİRHA – OHAL koşullarında KHK ile kapatılan TV10 çalışanlarının başlatmış olduğu eylem 40. haftada da devam etti. Her hafta olduğu gibi bu haftada da TV10 izleyicileri ve birçok sanatçı eylemi sahiplenip, türkülerin, kadınların, çevrecilerin ve inançların sesi olan TV10’u geri istedi. 

    Haberin Videosu

    Tv10’nun yeniden açılması için kanal çalışanlarının başlattığı eylem 40. haftasında Galatasaray Lisesi’nde devam etti. “Alevilerin sesi Tv10 susturulamaz” pankartının açıldığı eylemde  “Alevilerin sesi susturulamaz”, “Özgür basın susturulamaz” sloganları atıldı.

    Öte yandan eyleme katılan sanatçılar da ellerinde bağlamalarıyla eylemde yer aldı. Bu haftaki basın açıklamasına Güvenç Abdal Ocağı Dedesi Sefa Öztürk, Aziz Dede Derneği Başkanı Enver Can, Ağuçan Ocağı Pirlerinden Aziz Güler, Ali Yıldırım, Erdal Yıldırım, Şah Kulu Yöneticisi Atilla Taş, Yazar Mehmet Kabadayı, Hubyar Sultan Alevi Kültür Derneği Başkanı Aydın Deniz, Cumartesi Anneleri, F Oturumu insanları, Anadolu Tokat Gazetesi’nden Mahbip Dilek, Anadolu Erenler Cemevi Başkanı Ali Çiftçi, DAD Avcılar Eş başkanı Özgür Bulan, DAD Eyüp Şube Eş Başkanı İmam Balsever, HDP MYK Üyesi Çilem Küçükkeleş, Garip Dede Dergahı Yöneticileri, PSAKD Genel Başkan Yardımcısı Ersin Erdemir, PSAKD Genel Başkan Yardımcısı ve Tarsus Şube Başkanı Cuma Erçe, Karadolap Spor Kulübü Başkanı Çayan Dursun, PSAKD GYK Üyesi Gülizar Taşbilek, HDP Ataşehir Şube Eş Başkanı Yazar Ferhat Yıldız, Haber-Sen Eski Başkanı Cemallettin Yüksel, Sanatçılar Metin Karataş, Hasan Ali Sezer, Mehmet Ekici, Soner Soyer, Musa Baki, Taylan Yıldız, Dost Berbati, Ali Rıza Aksoy, Gülen Gül, MKM Sanat Atölyesi ve çok sayıda TV10 izleyicileri destek verdi.

    Açılış konuşmasını yapan TV10 Programcısı Hüseyin Kelleci, 40 haftadır seslerinin ekranda kesildiğini ancak alanlarda seslerinin devam ettiğini belirtti. Kelleci, “TV10 çalışanlarının başlatığı eylem aslında bir adalet arayışıdır” dedi.

    “TV10  KIRKLAR MECLİSİ ANLAYIŞIYLA KURULMUŞTUR”

    TV10 Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, Hakkın ve hakikatin sesi, demokrasinin, çevrecilerin, kadınların sesi olan TV10’nun kapatılmasını protesto etmek için 40 haftadır burada olduklarını söyleyerek, TV10’nun hikayesini anlattı:

    Aleviler için kırklar önemli bir kavramdır. O sebeple bugün ozanlarımız, sazlarımız, dedelerimiz, pirlerimiz olmasa olmaz dedik. Alevilerin bütün dualarında ve deyişlerinde kırklar, kırklar meclisi çok önemli bir yer tutmaktadır. Kırklar meclisinde kadın erkek eşittir. Birlikte deyiş söyler semah dönerler. Bir üzüm habbesi paylaşabilecek kadar eşitlikçi anlayışı benimserler. O sebeple biz de 40. haftada  bu kırklar söylencesine atıfta bulunduk.

    TV10 böyle bir düşüncenin, anlayışın ve inancın ürünü olarak ortaya çıktı. Alevilerin lokmalarıyla kurulan arkasında hiçbir sermaye gücü olmayan bir televizyondu. Altı yıllık televizyonumuzun girmediği Alevi köyü kalmadı. Stüdyoya sıkışmamış alanlarda Alevilerin ve diğer inançtan halkların sorunlarını ekrana taşıyan bir televizyondu. Bugüne kadar maalesef Alevilerin adına başkaları konuştu. İşte biz medya kuruluşlarımız ve Alevi örgütlerimiz aracılığıyla ne olduğumuzu, sorunlarımızı kendimiz anlattık.  Siz bize bir gömlek biçemezsiniz dedik ve iktidardan temel talebimizde bu oldu” dedi.

    Bir ülkede basın özgür değilse o ülkede demokrasiden ve özgürlüklerden bahsedilemez değerlendirmesinde bulunan Veli Büyükşahin, Adalet Yürüyüşünü, Cezaevinde olan HDP Eş Başkanlarını, KHK ile işlerinden edilen ve açlık grevindekileri selamladığını söyledi.

    “HAK VE ADALETTEN YANA OLACAĞIZ”

    TV10’nun halkın lokmalarıyla kurulduğunu belirten Sanatçı Metin Karataş, “Ozanlarımız, dedelerimiz, dağlara taşlara çıkarak mücadelelerini sürdürmüşlerdir. Dünya artık eskisi kadar zor değil, artık halk uyandı. Sanatçı dostlarımızı görüyorsunuz, sazlarıyla asfalta oturup çalıyorlar birde saray sanatçıları var altın kaşıklarla yemekler yeyip porselen tabaklarda yemekler yeyip sarayın kuklası olmuşlardır. Bizler halkın sanatçılarıyız, halkın sesini susturmak mümkün değil” dedi.

    Haktan, halktan ve adaletten yana olduğunu vurgulayan Karataş, “Bu yolda olmaktan ve mücadele etmekten çekinmeyiz hatta serimizi de veririz çünkü biz  Pir Sultan’ın çocuklarıyız” ifadesini kullandı.

    “MÜCADELEMİZE PİRLERİN DİRENCİYLE SÜRDÜRECEĞİZ”

    PSAKD Genel Başkan yardımcısı ve Tarsus Şube Başkanı Cuma Erçe ise TV10’nun aylardır sürdürdüğü bu mücadeleyi desteklediklerini belirtti.

    Erçe, “TV10 bizi tekrar toprağımızla buluşturan bir kanaldı. Bizleri birbirimizle buluşturan bir televizyondu. TV10 olmasaydı belki bir çoğumuz teroları, anmaları göremeyecektik. Bizler sadece hakikati söyleriz. Gerçekler acıdır, ortaya çıkması istenmez birileri hep rahatsız olur. Savunduğumuz bir düşünce var, biz mücadelemize kavgamıza, dedelerimizin, pirlerin direnciyle ve inancıyla sürdüreceğiz.”

    40. haftada yapılan TV10 eylemi Dost Berbati’nin okuduğu şiirle, eyleme katılan sanatçıların Pir Sultan Abdal’ın “Geçti Dost Kervanı” ve “Açılın Kapılar Şah’a Gidelim” deyişleri söylendi. Eylem Ağuçan Ocağı Piri Aziz Güler’in gülbang okumasıyla ve türkü söyleyenlerin ellerinde ki bağlamalarını havaya kaldırmasıyla son buldu.