Etiket: mehmet özer

  • Dersim Tertelesi’nin 88. yılında Ankara’da anma yapıldı -VİDEO

    Dersim Tertelesi’nin 88. yılında Ankara’da anma yapıldı -VİDEO

    PİRHA-Ankara’da, Dersim Tertelesi’nin 88. yılında yaşamını yitirenler anıldı. Yapılan açıklamada, ”Katliamı yapanlardan hesabı sorulmadı. Aksine bütün siyasi iktidarlar, inkâr ve imha siyasetiyle katliamın sürdürücüsü oldular” denildi.

    Ankara Dersimliler Derneği ve Dersim 37/38 Ortak Bellek Platformu, Dersim Katliamı’nın 88’inci yıldönümünde “kefensiz yatanlarımızı unutmuyoruz” diyerek anma programı düzenlendi. Anma, çerağ uyandırılmasın ardından dara duruş ile devam etti.
    Basın metnini, Ankara Dersimliler Derneği Başkanı Çiğdem Camkıran okudu.

    “DERSİM’DE ÖTEKİLEŞTİRMENİN EN ÖNEMLİ ÖZELLİKLERİNDEN BİRİSİ ALEVİ-KIZILBAŞLIKTIR”

    Dersim Tertelesi ‘nin Cumhuriyet tarihin en karanlık olaylarından birisi olduğunu belirten Çiğdem Camkıran şunları kaydetti:

    ” O gün devletin en üst mercileri tarafından verilen kararlarla kentin, köylerin, dağların isimleri değiştirilmiş, sosyal ve kültürel kırımla sürdürülmüştür ve halen de sürdürülmeye devam etmektedir. Katliamın yapılmasına kadar devlet otoriteleri tarafından hazırlanan hemen bütün raporlarda açıkça görülmektedir ki Dersim’de sorun ya da düşman olarak kodlanan kimlik, yani ötekileştirmenin en önemli özelliklerinden birisi Alevi-Kızılbaşlıktır. Dersim’in etnik, inançsal ve sosyal konumu dikkate alındığında, onlarca insanın öldürülmesiyle, kız çocuklarının askerlere küçük yaşta verilerek jenerasyonun devamının engellenmesiyle, kalanların zorla başka yere sürgün edilmesiyle, günümüze kadar gelen travmasıyla bu katliamdır.”

    “KATLİAM İLE YÜZLEŞİLMEDİ”

    “Dersim’de 37- 38 yıllarında, Birleşmiş Milletlerin 1948’de tanımını yaptığı soykırım kriterleri uygulanmıştır” diyen Camkıran şunları ekledi:

    “Bu sözleşme bakımından, ulusal, etnik, ırksal veya dinsel bir grubu, kısmen veya tamamen ortadan kaldırmak amacıyla işlenen fiillerden her hangi biri, soykırım suçunu oluşturur ve bu fillerin her biri Dersim 37-38 da yaşanmıştır.
    Bu acıyla yüzleşilmedi. Katliamın üzerindeki sis perdesi kaldırılıp gerçeklerin gün yüzüne çıkarılması sağlanmadığı gibi, sorumlulardan hesabı da sorulmadı. Aksine bütün siyasi iktidarlar, inkâr ve imha siyasetiyle katliamın sürdürücüsü oldular. Dersim halkı ve kurumları yıllardır bu katliamın bütün yönleriyle aydınlatılması ve hesabının sorulması için mücadele ediyorlar ve mücadelelerini sürdürmeye devam edecekler.”

    “SEYİT RIZA İLE ARKADAŞLARININ MEZAR YERLERİ AÇIKLANSIN”

    Katliamda yaşamını yitirenleri saygı ile anarak taleplerini sıralayan Çiğdem Camkıran, “Bozulan adaletin sağlanması için devlet arşivlerinin açılarak yüzleşilmesini, 4 Mayıs’ın Dersim Tertelesi günü olarak kabul edilmesini, Dersim isminin iade edilmesini, sürgünler, kayıplar ve evlatlık alınan çocukların listesinin ve Seyit Rıza ile arkadaşlarının mezar yerlerinin açıklanmasını talep ediyoruz. Yüzleşmeyle bir daha aynı olayların yaşanmaması için alınacak önlemlerle iyileşmesi mümkün olduğunu hatırlatıyoruz” dedi.

    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Mamak İlçe Başkanı Mustafa Kartal, sadece anmalar ile yetinmeyerek ötekileştirilenlerin bir araya gelerek öz savunmalarını oluşturmalarının önemine vurgu yaptı. Kartal, “Osmanlı Dönemi’nde de, Yavuz Dönemi’nde de Alevilere katliamlar yapılmıştır. Ancak Cumhuriyet Dönemi’nde katliam defalarca kez yapılmıştır. Biz öz savunmamızı oluşturmak zorundayız. Bunu başaramazsak yeniden katliamlar yaşarız. Demokratik toplumu inşa edebilmek için bizim, yani ötekileştirilmişlerin kendi öz yönetimlerini, öz savunmalarını oluşturmaları gerekiyor” diye konuştu.

    “ÇOK İNSANSI TALEPLERİMİZ VAR”

    Ankara Dersimliler Derneği Eş Başkanı Hüseyin Arat, “Amacımız kim tazelemek değil, hafızaları yenilemektedir. Seyit Rıza’nın yaşı küçültülerek, oğlunun ise yaşı küçültülerek idam ediliyor. Üstün koru özürler duyduk. Biz berrak bir şey istiyoruz. Dersim’in adının iade edilmesi, köylerimizin isimlerinin iade edilmesi ve kaybettiğimiz canlarımızın yerlerini öğrenmek istiyoruz. Çok insanı taleplerimiz var” diye konuştu.

    “KATLİAMLARI ENGELLEYECEK OLAN BİZİM ÖRGÜTLÜLÜĞÜMÜZDÜR”

    Dersim 37/38 Ortak Bellek Platformu adına konuşan Bülent Akdağ ise şunları ifade etti:

    “Bu katliamın gelecekte tekrar etmemesi ve hafızamızı yenilemek için bir araya geldik. Dersim Soykırım Kanunu’nun kabul edilmesi gerekiyor. Bu katliamları engelleyecek olan bizim örgütlülüğümüzdür. Taleplerimizi daha güçlü bir dil ile anlatmamız gerekiyor.”

    “ACILARI ANLATABİLMEK GEREKİYOR”

    Şair Mehmet Özer de, “Dersimli değilim, Alevi de değilim ama kalbi Dersimli olan biri olarak konuşuyorum. Sayıların vicdanı yoktur, kalbimi yoktur. Dersim’de yüzbinler öldü demek hiçbir ifade etmiyor. Acıları anlatabilmek gerekiyor. Biz diğer hakların acılarımıza ortak olmasını da sağlayabiliriz” diyerek Dersim’e ilişkin okuduğu şiir ile konuşmasına son verdi.

    Anma, çerağın sırlanması ve lokmaların pay edilmesi ile sona erdi.

    PİRHA/ANKARA

  • 10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın 9. yılı anma programı açıklandı- VİDEO

    10 Ekim Ankara Gar Katliamı’nın 9. yılı anma programı açıklandı- VİDEO

    PİRHA-10 Ekim Barış Derneği, Ankara Gar Katliamı’nın 9. yılı kapsamında emek ve demokrasi güçleri ile birlikte hazırlanan anma programını açıkladı. Açıklamada, “Bu yıl yapacağımız anmalar anıt mücadelemizin, adalet mücadelemizin, barış mücadelemizin ne kadar sahici ve güçlü olduğunun da göstergesi olacak. Mücadelemiz büyüyerek, çoğalarak sürecek” denildi.

    10 Ekim Barış Derneği’nin Ankara Gar Katliamı’nın 9. yılı kapsamında emek ve demokrasi güçleri ile birlikte hazırlanan anma programı açıklandı. Açıklamanın ardından, Şair- Fotoğraf Sanatçısı Mehmet Özer tarafından hazırlanan, “Hatırladığın Kadar Güçlü, Unuttuğun Kadar Suçlusun. Unutma!” isimli serginin açılışı yapıldı. Etkinlikler, 1 Ekim’de başlayarak 20 Ekim tarihine kadar devam edecek.

    “DAVA, SİVAS KATLİAMI’NIN AKİBETİNE UĞRATILMAMASI İÇİN MÜCADELE VERDİK”

    Açılış konuşmasını, katliamda eşi Avukat Uygar Coşgun’u yitiren 10 Ekim Barış Derneği Eş Sözcüsü Avukat Mehtap Sakinci, mücadeleden vazgeçmeyeceklerinin altını çizdi.

    Sakinci, “10 Ekim Katliamı’nın üzerinden 108 ay geçti. Anma programımızı sizlerle paylaşacağız. Hiç şüphesiz 10. yıl 9. yıldan daha önemli olmayacak. Aslında bu sene bir sürü badireler atlatarak 108. aya geldik. Adalet mücadelemizle ilgili, 9 yıldır talep ede ede geldiğimiz 9. yılda Temmuz 2024’de verilen kararla birlikte 10 Ekim mücadelesi başka bir aşamaya evrilmiş durumdadır. Neye evrildiği ile ilgili geçmişten beri gelen birçok hafızamız var. 10 Ekim Katliamı’nı insanlığa karşı suç kabul etmediğiniz sürece adaletten bahsedilemeyeceğine dair defalarca söylemişizdir. Geldiğimiz noktada insanlığa karşı suç olarak başlatılan iddianame mahkeme heyeti tarafından kabul görmedi. Biz Sivas Katliamı’nın akıbetine uğratılmaması için verdiğimiz 9 yıllık mücadeleyi birkaç ay önce kaybetmiş bulunmaktayız. Bu bizi daha fazla öfkeli yaptığı kadar daha fazla bir arada kalmayı, sesimizi daha çok duyurmaya ihtiyaç duyduğumuzu da gösterir.”

    Mülkiyeliler Birliği’nde yapılan toplantıda 10 Ekim Derneği Eş Sözcüsü İshak Kocabıyık, basın açıklamasını okudu.

    “KATLİAMI İNSANLIĞA KARŞI İŞLENMİŞ SUÇ SAYMADILAR”

    10 Ekim Ankara Garı Katliamı’nın üstünden 9 yıl geçtiğini hatırlatarak, “Adaletsiz, barışsız, eşitsiz, haksızlıklarla dolu 9 yıl… Acımızın, yasımızın, öfkemizin azalmadığı 9 yıl…
    Bu 9 yılda bütün çabamıza, mücadelemize, inadımıza rağmen siyasi iktidar, yargı bizim taleplerimize, bizim istemlerimize kulak tıkadı, görmezden, duymazdan geldi. 9 yılın sonunda Cumhuriyet tarihinin en büyük sivil katliamlarından birinin yargılamasını sıradan bir yargılamaya dönüştürmek için ellerinden geleni yaptılar.
    2 IŞİD’li katil, canlı bombanın devlet güçleri tarafından kollanarak, gözetlenerek 104 kişiyi katletmesini, 500’den fazla insanın yaralamasını ‘insanlığa karşı işlenmiş suç’ saymadılar. Hukuksuzluğa adaletsizliğe IŞİD seviciliğine devam ettiler” dedi.

    “ANIT TALEBİMİZDEN VAZGEÇMEYECEĞİZ”

    10 Ekim Katliamı anıtının yapı konusunda zorluk çıkarıldığını belirten Kocabıyık şunları kaydetti:

    “Aylarca yıllarca katliamın yapıldığı meydana bir anıt yapılmasını talep ettik. Merkezi Yönetim bu taleplerimizi yok saydı. Bu yöndeki girişimlerimizi engelledi.
    Yerel yönetim ise (Ankara Büyükşehir Belediyesi) mevzuat açısından imkan olmasına rağmen 8 yıl hiç adım atmadı. Yaklaşık bir sene önce bu yönde başlayan adımlar ise bürokrasinin çarkları arasında merkezi idarenin zorluklarıyla boğuşuyor. Bizi adaletsizlikle, haksızlıkla, zulümle, eziyetle terbiye etmek isteyenler şimdi de anıtsızlıkla, hafızasızlıkla terbiye etmek istiyorlar. Bu konuda asla geri adım atmayacağız. Anıt talebimizden vazgeçmeyeceğiz. Bunun bilinmesini istiyoruz. Yani sözümüz daha bitmedi. Mücadelemiz sürüyor. 9. yıl programımız işte bu sözümüzün bitmediğini, mücadelemizin sürdüğünü ispat etsin istedik.”

    “MÜCADELEMİZ BÜYÜYEREK ÇOĞALARAK SÜRECEK”

    İshak Kocabıyık, emek ve demokrasi güçleri ile hazırladıkları programın, 1 Ekim 2024 itibariyle başlayacak olan programın 20 Ekim 2024 tarihine kadar süreceğini altını çizdi.

    Kocabıyık, “Burada yer almamış olsa bile ülkenin her yanında anmalarımız olacak. Bu yıl yapacağımız anmalar anıt mücadelemizin, adalet mücadelemizin, barış mücadelemizin ne kadar sahici ve güçlü olduğunun da göstergesi olacak. Mücadelemiz büyüyerek çoğalarak sürecek. Gerçek adalet sağlanıncaya, barış gelinceye, demokratik kardeşçe bir yaşam kuruluncaya kadar devam edecek” diye ekledi.

    “YOLDAŞLARIMIZIN ADLARINI, DÜŞLERİNİ VE YÜZLERİNİ UNUTMUYORUZ”

    Basın açıklamasının ardından serginin açılısında konuşan Şair-Fotoğraf Sanatçısı Mehmet Özer de “Bizler yoldaşlarımızın adlarını, düşlerini ve yüzlerini unutmuyoruz. Unutmaya karşı açılan bir sergidir bu. Biz, kanatan bir sergidir bu ve yeniden acıyı çağırarak sınıf öfkemizi, sınıf düşmanlarımıza bileyeceğimiz bir sergidir. Onlar için yaşamaya söz veriyoruz” dedi.
    Sergi, 1 Ekim ile 10 Ekim tarihleri arasında Mülkiyeliler Birliği’nde yer alacak.

    10 EKİM KATLİAMI ANMA PROGRAMI

    10 Ekim Programı boyunca farklı tarihlerde ve şehirlerde mezar ziyaretlerinin yanında yapılacak etkinlikler şöyle:

    “*2 Ekim, Çarşamba söyleşisi, “Adaletsizlikle dolu 9 yılda nelere tutunduk”, Mülkiyeliler Birliği, 19.00
    *3 Ekim, “İsmail Kızılçay şahsında 10 Ekim ölümsüzleşenleri”, Adakale Sokak, 18.30
    *4 Ekim, “Bu toprakların sesi sözü” dinletisi, Mülkiyeliler Birliği, 18.00-19.00
    *5 Ekim, “Adalet Kürsüsü, Adalet İsteyenler Konuşuyor”, Mülkiye Kültür Merkezi Oral Sander Salonu, 13.30-17.30
    *6 Ekim, Mezar ziyareti ve “Adalet mücadelesi ile geçen 9 yıl”, Maski Toplantı Salonu, Manisa, 14.00-17.00
    *7 Ekim, “Adalet, Katliamlar ve Mültecilik” söyleşisi, Halkevleri Genel Merkezi, 19.00-21.00
    *8 Ekim, Belgesel Gösterimi ve Söyleşi, Yılmaz Güney Sahnesi, 18.30-21.00
    *9 Ekim, 10 Ekim Katliam Anıtı açılışı, Ankara Garı Önü, 12.30 – “İnsanlığa Karşı İşlenen Suç” paneli, Doğan Taşdelen Çağdaş Sanatlar Merkezi, 14.30-17.30
    *10 Ekim, 9’uncu yıl anması, 09.00, Ankara, İzmir, Malatya, İstanbul
    *20 Ekim, 2’inci Likya 104 Korkmaz İnsan Barış Yürüyüşü, Adrasan/Antalya, 09.30”

    PİRHA/ANKARA

  • Özer: Abdal Musa Anması’nda yeni cumhurbaşkanımızı ağırlamak istiyoruz- VİDEO

    Özer: Abdal Musa Anması’nda yeni cumhurbaşkanımızı ağırlamak istiyoruz- VİDEO

    PİRHA- Abdal Musa Kültürünü Araştırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Mehmet Özer, Abdal Musa Anma Etkinliği’ne dünyanın dört bir yanından katılımların olduğunu hatırlatarak, Cumhurbaşkanlığı seçimini Kılıçdaroğlu’nun kazanması halinde anmayı kendisiyle birlikte taçlandırmak istediklerini ifade etti.

    Abdal Musa Kültürünü Araştırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Mehmet Özer, 23-24- ve 25 Haziran’da yapılacak olan 18. Uluslararası 39. Ulusal Abdal Musa Anma Etkinliği’nin hazırlık çalışmalarına ilişkin bilgi verdi. Özer, “Önümüzde 14 Mayıs seçimi var. Bu seçimde sandıktan Türkiye için iyi bir sonuç çıkarsa bunu anma etkinliğimiz ile taçlandırmayı düşünüyoruz” dedi.

    ANMAYA DÜNYANIN DÖRT BİR YANINDAN KATILIM

    Mehmet Özer, anma etkinliğine dünyanın dört bir yanından katılımların olduğunu söyleyerek, “Abdal Musa felsefesini öğrenmek isteyen, Abdal Musa’yı tanımak isteyen bütün canlar burada oluyor. Biz bütün canlara aynı nazarda bakarak, toplumla bu şekilde kucaklamak istiyoruz. Etkinliklere bütün canlarımızı, bütün dünyayı davet ediyoruz” şeklinde konuştu.

    “SEÇİMDEN YANA UMUTLUYUZ”

    “Büyük bir katılımla yeni cumhurbaşkanına ev sahipliği yapmaktan gurur duyacağız” diyen Özer, seçim sonuçlarından yana umutlu olduklarını sözlerine ekledi.

    Programın içeriğine ilişkin de bilgi veren Mehmet Özer, “Tiyatro sanatçılarımız, deyişlerimiz, semahlarımız, aşık yarışmalarımız olacak” dedi.

    Cebrail ARSLAN/ANTALYA

  • Özer: Bakanlığa da  Diyanete de bağlanmak istemiyoruz, eşit yurttaşlık hakkı istiyor -VİDEO

    Özer: Bakanlığa da Diyanete de bağlanmak istemiyoruz, eşit yurttaşlık hakkı istiyor -VİDEO

    PİRHA- Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulmasına tepki gösteren Abdal Musa Kültürünü Araştırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Mehmet Özer, “Alevilik bir kültür değil bir inanç. İnancımızı yaşıyoruz biz. Cemimizi yapıyoruz ibadethanemizde. Bunun kültürle ilgisi yok. Kültür ayrı bir olay. Aleviliğin Kültür Bakanlığına da Diyanete de bağlanmasını istemiyoruz” dedi.

    Abdal Musa Kültürünü Araştırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Mehmet Özer, Kültür ve Turizm Bakanlığı bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı kurulmasına yönelik çalışmalara ilişkin konuştu.

    Hükümetin yürüttüğü çalışmaların Alevilerin taleplerini karşılamadığını söyleyen Özer, Alevi kurumlarının temsilcileriyle bu tür çalışmaların yürütülmesi gerektiğini belirtti.

    “DAYATMALARLA DEĞİL, ALEVİLERİN TEMSİLCİLERİYLE ÇALIŞMALAR YÜRÜTÜLMELİ”

    Cemevlerinin Alevilerin ibadethanesi olduğunu vurgulayarak sözlerine başlayan Özer, “Bunu hükümetinde kabullenmesi lazım. Üstelik biz Alevi canlar olarak devlete vergimizi ödüyoruz. Karşılığını illaki alacağız ama bu şekilde bastırmayla, dayatmayla değil. Alevi dedelerinin, Alevi kurum temsilcilerinin karar vereceği bir şekilde ortak bir yolla çalışmalar yapılması lazım. ’11 üyeyi biz seçeriz’ şeklindeki dayatmalar kabul edilemez. Bizim kurumlarımız var, başkanlarımız var, federasyonlarımız var. Bunların ortak aklıyla çalışmaların yürütülmesi lazım” diye konuştu.

    “KÜLTÜR BAKANLIĞINA DA DİYANETE DE BAĞLANMAK İSTEMİYORUZ”

    Alevi yurttaşların da vergi verdiğini ve devletin bu vergilerin karşılığını vermesi gerektiğini belirten Özer, sözlerini şöyle sürdürdü:

    “Biz de hakkımızı almak isteriz devletten. Çünkü vergi veriyoruz. Buralara yaptığımız inşaat bazında, çalışanlarımız bazında devletin de yardımını istiyoruz. Şimdiye kadar almadık ama bu saatten sonra yardımlarını almak isteriz. Nasıl Sünni vatandaşlar her türlü yardımlarını devletten alıyorsa biz de almak isteriz. Alevilik bir kültür değil bir inanç. İnancımızı yaşıyoruz biz. Cemimizi yapıyoruz ibadethanemizde. Bunun kültürle ilgisi yok. Kültür ayrı bir olay. Aleviliğin Kültür Bakanlığına da Diyanete de bağlanmasını istemiyoruz.”

    “ESAS OLARAK EŞİT YURTTAŞLIK HAKKIMIZI İSTİYORUZ”

    Alevilerin en önemli talebinin eşit yurttaşlık olduğunu anımsatarak sözlerine devam eden Özer, son olarak şunları aktardı:

    “Tabii ki biz esas olarak eşit yurttaşlık hakkı istiyoruz. Hocanın okuduğu hutbe gibi eğer dedemizin eline bir kâğıt tutuşturup da bunu size biz gönderdik okuyun derlerse bu bize ters olur. Bizim inancımıza uymaz çünkü biz Aleviler olarak öncelliğimiz özgürlüğümüzdür. Bizim önce inancımızı yaşamamız lazım. Onların söylediği gibi değil, kendi ritüellerimize göre kendi inancımıza göre bunları düzenlememiz lazım.”

    Cebrail ARSLAN/ ANTALYA

     

  • ‘Ben sadece Artvinli Mehmet Özer değilim; Sivas’ta yakılmak istenmiş bir devrimciyim’-VİDEO

    ‘Ben sadece Artvinli Mehmet Özer değilim; Sivas’ta yakılmak istenmiş bir devrimciyim’-VİDEO

    PİRHA-Fotoğraf sanatçısı Mehmet Özer, sosyal medya paylaşımları sebebiyle 1 yıl 3 ay hapis cezası aldı. Özer, mahkeme kararına dair “Görsel tarih yazıcısıyım ve bu ülkenin mazlumlarının direnme öykülerini yazmaya çalışıyorum. Elbette ki 10 Ekim’i, Sivas’ı, Diyarbakır’ı, 1 Mayıs’ı anlatmayı sürdüreceğim” dedi.

    Fotoğraf sanatçısı Mehmet Özer, Utanç Müzesi’nde çektiği fotoğrafları sosyal medya hesaplarından paylaştığı gerekçesiyle 1 yıl 3 ay hapis cezası aldı. “Örgüt propagandası yapmak” suçu ile yargılanan Özer, dosyanın istinaf mahkemesine taşınacağını belirtti.

    “BU HALKIN FOTOĞRAFINI ÇEKMEYE DEVAM EDECEĞİM”

    Yaklaşık 40 yıldır Ankara’da yaşayan Mehmet Özer’in, hakkında verilen hapis cezasına dair ilk yorumu “Van’dan Kırklareli’ne kadar bütün alanda, hak mücadelesi yürütenlerin yanında olmak, bir fotoğrafçı-yazar olarak yeniden itiraz dillerini oluşturarak hayata ve okuyucuya sunmak gibi sorumluluğum var” şeklinde oldu. Özer, önceki yıllarda da mesleği gereği hakkında dava açılıp beraat ettiğini belirterek şunları söyledi:

    “Bu son açılan dava usulü bakımından hukuka aykırı. Çünkü dosyayı Jandarma hazırlıyor, savcılık da dosya üzerinden ‘terör örgütü propagandası yapmak’ suçu isnat esiyor. Herhangi bir savcının talimatı ile olmuş değil; tamamıyla bir devlet birimi, hakkımda açık sosyal medya hesaplarıma girerek, paylaşımlardan suç üretmeye çalıştı.

    Şahsıma yönlendirilen suçlamanın üç ayağı var. Birincisi, Devrimci 78’liler Federasyonu üyesi ve yöneticisi olduğum 2006-2014 yılına kadarki dönemde birçok ilde ‘Utanç Müzesi’ adlı müze açıyorduk. Cumhuriyet tarihi dönemindeki hak ihlallerini, faili meçhul cinayetleri, devrimcilerin hayatlarını müzeye taşıyarak hem 12 Eylül darbecilerini yargılamak istiyorduk hem de tarih bilincimizi güncelleyerek insanların unutmasını engellemeye çalışıyorduk. Öncelikle şahsıma isnat edilen ilk suçlama, müzedeki devrimci önderlerin fotoğraflarının paylaşılması oldu.

    İkinci suçlamada ise Yüksel ve Sakarya Caddesi’nde yapılan etkinlik ve anmalarda çektiğim fotoğrafları ‘çekip paylaştı’ diye bir ifade var. Bunlardan biri İbrahim Kaypakkaya’nın anmasıydı.

    Suçlamaların üçüncü ayağı ise sendika.org’ta yayınlanan bir haberi paylaşmak oldu. Bu haber IŞİD terör örgütünün, Ortadoğu haklarına yönelik kanlı savaşta peşmergelerin Türkiye sınırından geçerek Urfa’dan Kobani’ye girmeleri idi. Ki zaten bu geçiş de şimdiki hükümet izniyle olmuştu. Oysa izni veren sizdiniz. Ben sadece verilmiş izni paylaşmıştım.

    “SAFINI BELİRLEMİŞ BİR SIRA NEFERİYİM”

    Yani bir bahane bulunması gerekiyordu ve buradan da indirimlerle birlikte 1 yıl 3 ay ceza aldık. Yaptığım işleri yeniden yapmayı da sürdüreceğim. Çünkü ben bir tarih yazıcısıyım. Görsel tarihi yazıyorum. Bu ülkenin mazlumlarının, işçilerin, LGBT bireylerinin direnme öykülerini yazmaya çalışıyorum. Çünkü ben bu hayata onların safından sesleniyorum. Elbette ki 10 Ekim’i Sivas’ı, Diyarbakır’ı ve 1 Mayıs katliamlarını anlatacağım. Elbette ki kadınlara yönelik şiddete karşı çıkacağım. Yani bir anlamda fotoğraf makinesi ve sözcükleri ile safını belirlemiş bir sıra neferiyim. Bunu tamamen kendi özgür irademle yapıyorum. Çünkü ben bu halka borçluyum. Bu halkın fotoğrafını çekmeye devam edeceğim.”

    “ÖLENLERLE ÖLMEDİĞİMİZ İÇİN BİR HESAPLAŞMA İÇERİSİNDEYİM”

    Aynı zamanda Sivas Madımak Katliamı’nda sağ kurtulan isimlerden biri olan Mehmet Özer, “Ben sadece Artvinli Mehmet Özer değilim. Bingöl’de bir Aleviden ahlak dersi almış, Sivas’ta yakılmak istenmiş, 1 Mayıslarda öldürülmek istenen bir devrimciyim. Ermeniyim, Kürdüm, Türküm, Yahudiyim, Çerkezim. Bu nedenle kendini ötekileştirilmiş insanlara karşı sorumlu hissediyorum” diyerek şunları aktardı:

    “Aslında Kur’an kurslarında büyüyen bir çocuğum. Ta ki Sivas’taki o büyük yangınla karşılaşana kadar bir devrimci olsam bile kafamın kenarında çocukluğumun bana armağan etmiş olduğu hikayeler vardır. Mesela ben Selahattin Eyyübi hayranıyım. Çocukluk kahramanım odur. Arkadaşlarım ‘Zagor, Tombiks’ derken ben de ‘Selahaddin Eyyubi’ derdim. Çünkü kahraman, adil ve adaletli bir savaşçı.

    Sivas’a bir aydın olarak gittim. Bir fotoğraf ve şiir gösterisi için orada olacaktım. Pir Sultan Abdal, Alevilerden daha önce hayatıma girerek bize, adaletsizliğe karşı boyun eğmemeyi, o damardan şiirimizi beslemeyi seçtiğimiz bir tarihsel kahramandı. Ben de vefa borcu çağrısı ile Sivas’a gitmiştim. İki günde yaşadıklarımızı 28 yıldır bir türlü bilincimize çıkaramadık. Çok yakın zamanda o anı yaşayanların ne kadar derin bir travma yaşadıklarını anlatayım.

    Zerrin Taşpınar, edebiyatçı bir ablamızdır. İki sene önce bir trafik kazası geçirdi. Hastaneye kaldırıldığında kalbi durmuştu ama doktorların müdahalesi sonucu yaşama dönüyor. Ve ilk sözleri ‘beni otele götürün, arkadaşlarım beni bekliyor’ oluyor.

    Biz 28 yıldır bu acıyı taşıyarak yaşıyoruz. Belki de ölenlerle ölmediğimiz için bir hesaplaşma içerisindeyiz. Alevi arkadaşlara ‘Siz Alevi doğdunuz ama ben yola girdim’ derim. Yani yolu seçenlerdenim. Osmanlı tarihinden bu yana Alevi halkı haricinde başka toplumlara yapılan hukuksuzluk olsaydı inanç özgürlükleri savunmak için aynı fedakarlığı gösterirdim. Bu topraklarda Aleviler yüzlerce yıldır hep yok edilerek ötekileştirildi. Çevremde kim mazlumsa, kim adaletsizliğe uğramışsa onun sesi olmayı, onun görsel metinlerini üretmeyi seçmiş birisiyim.”

    Eren Güven/ANKARA

  • Abdal Musa Derneği Başkanı Özer: Kurslar açıp, öğrencilere burs vermeyi düşünüyoruz-VİDEO

    Abdal Musa Derneği Başkanı Özer: Kurslar açıp, öğrencilere burs vermeyi düşünüyoruz-VİDEO

    PİRHA-Abdal Musa Kültürünü Araştırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Mehmet Özer, dernek faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Özer, “Bu yıl pandemiden dolayı yapamadığımız Abdal Musa Şenlikleri’ni önümüzdeki yıl yapacağız. İlerleyen tarihlerde semah ekibi oluşturmak için kurs ve yanı sıra saz kursu açmayı düşünüyoruz” dedi. 

    Abdal Musa Kültürünü Araştırma ve Yaşatma Derneği Başkanı Mehmet Özer dernek faaliyetleri hakkında bilgi verdi. Özer pandemiden dolayı yapmak istedikleri birçok etkinliği hayata geçiremediklerini belirterek, 1 Temmuz itibariyle normalleşmeye geçilmesiyle birlikte faaliyetlerini arttırdıklarını anlattı. Özer, Abdal Musa anmasını önümüzdeki yıl yapacakalarını belirterek, semah ve saz kursları açacaklarını, öğrencilere burs vereceklerini sözlerine ekledi.

    “ABDAL MUSA ŞENLİKLERİ’Nİ ÖNÜMÜZDEKİ YIL YAPACAĞIZ”

    Pandeminin, gerçekleştirmek istedikleri birçok faaliyeti olumsuz yönde etkilediğini ifade eden Özer şunları dile getirdi:

    Derneğimiz 1984 yılında kuruldu. O günden bugüne etkinliklerimiz hep devam etti. Ancak pandemiden dolayı izin verilmediği için anma etkinliklerimizi uzun bir süre yapamadık. Abdal Musa Şenliklerimiz Haziran ayının son haftasında yapılıyordu. Pandemiden dolayı 1 Temmuz itibari ile normalleşmeye geçildiği için etkinlik tarihimizde geçtiğinden dolayı bu şenliğimizi seneye gerçekleştireceğiz. 36’ncısı düzenlenecek olan etkinliğimiz perşembe günü sabah başlar ve konuşmacılarla, konserlerle, türbe ziyaretleriyle devam eder. Pazar günü öğleden sonra da sonlandırılır. Tüm halkımızın katılmasını isteriz. Etkinliklerimizi kalabalık bir şekilde yapmak isteriz. Umarım bu hastalık da biter.”

    “KURSLAR AÇIP, BURS VERMEYİ DÜŞÜNÜYORUZ”

    Pandemiden dolayı hiçbir etkinlik gerçekleştiremediklerinden bahseden Özer, “Ancak pandemide rahatlama başladıktan sonra aş evimizde yemek pişirme, lokma çıkarma, kurban kesme işlemlerimiz devam ediyor. İlerleyen tarihlerde semahçılar oluşturmak için kurs ve yanı sıra saz kursu açmayı düşünüyoruz. Ayriyeten üniversitede okuyan ve onun dışında dışarıda okuyan lise öğrencileri için burs vermeyi düşünüyoruz. Dernek olarak köyümüze bütün etkinliklerde yardımcı olmaya çalışıyoruz. 21-23 Ağustos tarihleri arasında Hacı Bektaş Veli şenliklerine güçlü bir şekilde katılmayı düşünüyoruz.”

    Cebrail ARSLAN/Elmalı-ANTALYA

  • Sivas Katliamı tanığı Özer: Yoldaşlarımızın düşlerini yaşatacağız

    Sivas Katliamı tanığı Özer: Yoldaşlarımızın düşlerini yaşatacağız

    PİRHA – Sivas Katliamı’nın 27. yılında PİRHA’ya konuşan katliam tanığı Mehmet Özer, katliamı, sistemin doğrudan Alevilere ve devrimcilere saldırısı olarak nitelendirdi. Özer, “Sistem ve devlet Sivas katillerini ödüllendirip saklıyor. Sadece tek tek insanların fiili gibi görmek değil sistemin doğrudan doğruya bu ülkenin aydınlarına, devrimcilerine, Alevilerine yönelik bir saldırı olduğunu söylemek isteriz” dedi. 

    2 Temmuz 1993’te Pir Sultan Abdal Şenlikleri sırasında yapılan Sivas Katliamı’nın bugün 27. yılı. Asker ve polisin gözü önünde binlerce gerici kalabalığın Madımak otelini yakması sonucu 2’si otel çalışanı 33’ü aydın, sanatçı, ozan, semah dönen gençler ve çocuklar olmak üzere toplam 35 insan hayatını kaybetti.

    Şair, fotoğraf sanatçısı Mehmet Özer, Sivas katliamdan şans eseri kurtulmuştu. Sanatçı Özer, ‘Sivas’ın Işığı Sönmeyecek’ ve ‘Hasretiniz Sel, Acınız Öfke, Öfkeniz İsyan Olsun’ sergileriyle objektifinden günümüze kareleri taşımıştı. Özer aynı zamanda ‘Sesini Yitiren Şehir Sivas’ belgesel fotoğraf kitabı ile de Sivas’ta yaşanan insanlık suçunu gözler önüne sermişti.

    “SİSTEMİN DOĞRUDAN DEVRİMCİLERE, ALEVİLERE YÖNELİK BİR SALDIRISIDIR”

    Katliamın 27. yılında PİRHA’ya konuşan Mehmet Özer, “Katliamı aslında süregelen ve örgütlü bir gücün gerçekleştirdiğini daha net olarak görebiliyoruz. Hem katiller kaçırılıyor hem saklanıyorlar. Katillerin avukatları da yakınları da ödüllendiriliyor. Sistem ve devlet Sivas katillerini ödüllendirip saklıyor. Sadece tek tek insanların fiili gibi görmek değil sistemin doğrudan doğruya bu ülkenin aydınlarına, devrimcilerine, Alevilerine yönelik bir saldırı olduğunu söylemek isteriz” ifadelerini kullandı.

    “KATİLİ ‘HOŞGELDİN AMCA’ DİYEREK SELAMLADILAR”

    27 yıl sonra geri dönüp bakıldığında birçok şeyin daha net görülebildiğini ifade eden Özer, “Bütün cinayetlerde olduğu gibi bu katliamın da faillerini sakladılar. Dün bu katliama çağrı yapanlar, örneğin Bizim Sivas Gazetesi yaş nedeniyle serbest bırakılan Sivas katillerinden birisini ‘Hoşgeldin amca’ başlığı atarak selamlamıştı” dedi.

    “ALEVİLER DOSTLARINA YASLANMAK DURUMUNDADIR”

    Alevilerin gerçek dostlarını bilmek, gerçek dostlarıyla yola girmek zorunda olduğunun altını çizen Özer, “Bu ülkede Alevilerin başına bir iş gelmiş olsa Alevilerin yanında olmayı göze alan yalnızca devrimciler ve komünistlerdir. Alevi halkı bu gerçekliği bilmek zorundadır. Bu Çorum’da da, Sivas’ta da, Maraş’ta da böyle oldu” diye konuştu.

    Özer şöyle devam etti:

    “Oysa şöyle bir yanılsama var; öncelikle sanki Sivas Katliamı’nda yitirdiklerimizin anılarını demokrasiye bir kan gibi görüyorlar. Demokrasiye karşı bir şeymiş gibi görüyorlar, Aleviler bin yıldır katlediliyor. Aleviler kendi yaralarına sahip çıkmıyorlar, kendi yaralarına bakıp sarmıyorlar. Sistemin getirmiş olduğu cami-cemevi ikilemi içerisinde duruyorlar. Aleviler, dostlarına yaslanmak durumundalar.”

    “YOLDAŞLARIMIZIN DÜŞLERİNİ YAŞAMIMIZDA GÖRMEK ZORUNDAYIZ”

    “27 yıl, 127 yıl geçse bile Alevi halkı şunu söylemelidir: Biz vicdanımızda bu katilleri beraat ettirmedik. Sistem ya da devlet ne kadar gizlese de Alevi halkının, sosyalistlerin vicdanında bunlar Sivas Katliamı sanıklarıdır. Bunu söylemeye devam edeceğiz” diyen Özer, şunları kaydetti:

    “33 yoldaşımızın anılarını yaşam pratiğimizde çağırdığımız sürece ancak biz bunun hesabını sorabiliriz. Yoldaşlarımız, biz onların hatıralarını, düşlerini çağırmadığımız zaman ölürler. Biz onları yaşanır kılabilmek için onların düşlerini kendi hayatımızda görmek zorundayız.”

    PİRHA/ İSTANBUL

  • PSAKD, 2 Temmuz fotoğraf sergisi düzenledi-VİDEO

    PSAKD, 2 Temmuz fotoğraf sergisi düzenledi-VİDEO

    PİRHA – PSAKD Genel Merkezi tarafından 2 Temmuz şehitleri adına HBVAKV Genel merkezinde bir fotoğraf sergisi açıldı. Fotoğrafçı Mehmet Özer’in arşivinden oluşan fotoğrafların yer aldığı sergide fotoğrafların herkesin hafızası olduğu vurgusu yapılarak serginin unutmaya karşı bir sergi olduğu belirtildi.

    2 Temmuz haftası nedeniyle Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Genel Merkezi, Dikmen Sokullu’da bulunan Hacı Bektaş Veli Anadolu Kültür Vakfı’nda 2 Temmuz şehitlerinin Fotoğrafçı Mehmet Özer’in arşivinden oluşan fotoğraflarının yer aldığı bir sergi düzenledi.

    Şehit aileleri kurum temsilcilerinin katılım gösterdiği sergide 2 Temmuz şehitleri adına bir dakikalık saygı duruşundan sonra ilk sözü alan Mehmet Özer, bu sergiyi hazırlayan olarak diyerek başladığı konuşmasında, “Tam 25 yıldır göğsümün üzerinde bir alevden değirmen taşı var. Onu taşır dururum. Anladım ve gördüm, zaman acıları silmiyor, zaman acıları azaltmıyor, aksine zaman acıları katlayarak öfkeye dönüşüyor. 25 yıl önceki bu sergiyi bugün hazırlarken bedenimizin yandığını, genzime yanan yoldaşlarımız et kokularının geldiğini hissediyor ve biliyorum. 25 yıldır önce bizi yakanların bugün iktidar olduğunu biliyorum. 25 yıldır bizi yaktınız diye meydanlarda seslenerek hayata dostlarımızın hatıralarını bugüne taşımaya çalışıyoruz. Bu sergi unutmaya karşı bir sergidir” ifadelerini kullandı.

    “33 ARKADAŞIMIZIN DAVASI DİVANA KALMASIN”

    “Bir insan adı unutulduğunda ölür. Düşleri için bir gelecek hayal eden adları unutulmasın yüzleri unutulmasın, katilleri unutulmasın, yüzleri unutulmasın diye bu sergiyi PSAKD Genel merkezi ile birlikte Sivas Madımak otelinde yakılarak katledilen 33 arkadaşımızın davası divana kalmasın, divandan önce çözülsün hesap sorulsun diye ona bir nebze su taşımak amacı ile yapılmıştır” diye konuşan Özer, şunları kaydetti:

    “Siz de biliyorsunuz ki acılar katlanarak sürüyor. Biz 25 yıl öncesinin Madımak’ını anlatırken hemen yanı başımızda Roboski’yi hemen yanı başımızda Ankara Gar Katliamı’nı hatırlıyoruz.

    Örgütsüz toplum olmanın bedelini çok ağır ödüyoruz. Hem de sayıları onlarca olan çok sevgili oğullarımızın, dostlarımızın, sevgililerimizin bu sevgiyi anımsayıp sürdürme, hesap sorma bilinciyle hepinize hoş geldiniz diyorum.”

    “FOTOĞRAFLAR 25 YILLIK ACIYI ANLATIYOR”

    Daha sonra söz alan PSAKD Genel sekreteri Onur Şahin, şunları söyledi:

    “Değerli şehit ailelerimiz, değerli dostlarımız PSAKD adına hepinizi selamlıyoruz. Sivas Madımak Katliamı’nda yitirdiğimiz canlarımızın 25. yılı fotoğraf sergisi düzenledik, destek verdiniz, buraya kadar geldiniz. Evet fotoğraflar sadece donmuş karelerden ibaret değildir. Bu fotoğraflar bize çok şey anlatıyor. Bize 25 yıldır dinmeyen bir acıyı anlatıyor, bu fotoğraflarda dinmeyen bir ateş var. Bu katliam halkımıza karşı bin yıllık inkar ve imha politikalarının bir parçasıydı. Biz daha önce defalarca katliam yaşadık. Cumhuriyet döneminde de Dersim’de Maraş’ta, Çorum’da katliam yaşadık Sivas’ta Gazi’de yetmedi Ankara Garı’nda Roboski’de, Cizre’de bu katliamlar devam etti. Çünkü birlikte olamadık, yeterince örgütlü olamadık. Yüzlerce yıldır toplum olarak acısını çektik. Fotoğraflar bizi, 25 yıllık bir acıyı anlatıyor, her biri ayrı, ayrı.”

    “ASIL BİZ UNUTURSAK ONLAR ÖLÜR”

    Şahin, “Fotoğraflar bizim hafızamızdır, biz unutmamak için buradayız. Şehitlerimiz burada yaşıyorlar, tam da buradalar. Ama asıl biz unutursak onlar ölürler 2 Temmuz şehitlerimizi unutturmamak için burada toplandık. Bu etkinlikleri yapıyoruz. Şehitlerimizi asla unutmayacağız, onları anmaktan ve hatırlamaktan asla vazgeçmeyeceğiz. Onlar bizim mücadelemizde, anılarımızda yaşayacaklar. Hepsinin devr-i daim olsun, ışıklar içinde uyusunlar” diyerek sözlerini tamamladı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA

  • Mustafa Suphi ve 80 Darbesi’nde idam edilen devrimciler Ankara’da anıldı

    Mustafa Suphi ve 80 Darbesi’nde idam edilen devrimciler Ankara’da anıldı

    PİRHA – Mustafa Suphi ve 12 Eylül Askeri Cunta rejimi tarafından idam edilen devrimcilerin anması Ankara Mülkiyeliler Derneği’nde gerçekleşti. Etkinliğe İHD Ankara Şube Yönetim Kurulu, Yüksel direnişçilerinden Perihan Pulat ve Mehmet Özer katıldı.

    Etkinlik slayt gösterimi sonrası hazırlanan ortak metin, Ankara 78’liler Derneği Başkanı Hüseyin Esentürk tarafından okundu.

    Esentürk, TKP kurucularından Mustafa Suphi ile arkadaşları ve 1980 Askeri Darbesi’nde idam edilen devrimciler hakkında şu bilgileri verdi:

    “Türkiye devrimci hareketinin önderi Mustafa Suphi ve on dört arkadaşının burjuvazi tarafından Karadeniz sularında katledilmesi ile Ömerlerin 12 Eylül askeri cuntası tarafından idam edilmeleri 62 yıl arayla aynı güne denk geliyor. Her ikisi de Türkiye’nin çok önemli dönemlerine rastladı.

    İlki Kurtuluş Savaşı yıllarında oldu. TKP liderleri Mustafa Suphi, Ethem Nejat ve arkadaşları Azerbaycan’ın Bakü şehrinde Türkiye Komünist Partisi’ni kurduktan sonra Türkiye’de yükselen ulusal kurtuluş savaşına katılmak için Kemalistlerle görüşerek ülkeye geldiler. Kurtuluş Savaşı’na yurt dışından 1500 kişilik bir kuvvetle katılmayı planlıyorlardı. Türkiye’de de örgütlülük vardı. Fakat daha karaya ayak basar basmaz burjuvazinin tertiplediği linç girişimleriyle karşılaştılar. On beşler, burjuvazinin hizmetindeki çeteler tarafından Karadeniz sularında boğularak katledildiler.

    Türkiye solu için büyük bir darbe olan bu olay Türkiye’nin kaderini değiştirdi. Kurtuluş Savaşı’nda sosyalistlerin öncü bir rol oynama hamlesi bu darbeyle boşa çıktı. Sol hareket altmışlı yıllara kadar etkili bir varlık gösteremeyecektir.

    Ömerler 12 Eylül döneminde askeri cuntaya karşı bir devrimci direniş gösterme çabaları sırasında tutsak düştüler. 17 Ocak 1981 yılında giriştikleri eylemde Ali Aktürk ve Metin Toraman adlı arkadaşlar öldürüldüler. Ömer Yazgan, Ramazan Yukarıgöz, Mehmet Kanbur ve Erdoğan Yazgan eylemde tutsak edildikten 2 yıl sonra 1983 yılında idam edildiler. Onlarla birlikte eyleme katılan İsmail Gökalp ise yaş küçüklüğü nedeniyle idam cezası almaktan kurtulmuştu.”

    “TÜRKİYE DEVRİMCİ HAREKETİNİN BÜTÜN TARİHİNİ ETKİLEDİ”

    Esentürk, “Mustafa Suphilerin katledilmesi Türkiye devrimci hareketinin ve Türkiye’nin bütün tarihini etkileyen bir olaydır. Ömerleri yitirmemiz ise Hareketimiz içinde bir dönüm noktasıdır” diyerek şunları kaydetti:

    “Aldığımız darbenin ve ve soldaki genel yenilgi ve umutsuzluğun sonucu içimizde çok insan mücadeleyi bırakacaktı. Polisin hareketimize karşı operasyonları yoğunlaştı ve tutuklamalar arttı. Koşulların çok elverişsiz olduğu, umutsuzluğun ve sol içi tasfiyeciliğin kol gezdiği bu süreçte gösterdiğimiz direnişçilik Türkiye solunun devrimci tarihine katıkıdır. Değil bir program yazılı görüşlere hatta bir isme bile sahip olmayan küçük bir gruptuk. O koşullarda askeri cuntaya direnişe kalkışmak ve alınan darbelerden sonra mücadeleyi ısrarla sürdürmek devrimci cesaret ve irade örneğiydi. Arkadaşlarımız darağaçlarında biz ise dışarıda direndik. Avrupa’ya çıkan arkadaşlar mürtecileşme denilen çürümeden uzak durdu. 1988 yılında kurulan hareketimiz bu direnişin ürünüdür.”

    “ERDOĞAN REJİMİ YENİLGİNİN ÜRÜNÜDÜR”

    Açıklama şöyle devam etti:

    “Türkiye solunun 12 Eylül darbesine karşı etkili bir direniş gösterememesi tesadüf değildi. Çünkü sol hareket devrimci bir örgütlülükten yoksundu. Nasıl ki Mustafa Suphi ve arkadaşları, 15’lerin katli Türkiye’nin kaderini kötü yönde değiştirdiyse 12 Eylül yenilgisi de bugün Erdoğan iktidarına varan sürecin önünü açtı. Erdoğan rejimi, o yenilginin ürünüdür.

    Bugün Mustafa Suphilerin ve Ömerlerin katledildikleri dönemlerdeki gibi çok kritik bir dönemdeyiz. Şimdi öyle kritik bir dönemdeyiz ki bu mücadeleyi kaybedersek Türkiye Ortadoğu’yu yakıp yıkmış olan dinci iktidara teslim olacak. İçinde bulunduğumuz durum aynı zamanda özgür bir ülke kurmak için muazzam bir olanak sağlıyor. Önümüzde diktatörlüğe karşı bütün güçlerin birleşmesinin olanağı var. Eğer inisiyatif geliştirilebilirse büyük devrimci başarılar işte böyle zor dönemlerde gerçekleşebiliyor. Bu dönemde Mustafa Suphilerin ve Ömerlerin devrimci cüretiyle davranmalıyız.”

    Esentürk, “Mustafa Suphiler ve Ömerler nezdinde yaşamını devrimci mücadele kaybetmiş bütün devrimcileri saygıyla anıyoruz. Onların devrimci örneğine çok ihtiyacımız var” diyerek sözlerini tamamladı. Sonrasında ise Mehmet Özer’in okuduğu şiirle etkinlik tamamlandı.

    Cebrail ARSLAN/ANKARA