Etiket: mehmet tural

  • Alevi hareketinin emekçilerinden Mehmet Tural, Mersin’de toprağa sırlandı-VİDEO

    Alevi hareketinin emekçilerinden Mehmet Tural, Mersin’de toprağa sırlandı-VİDEO

    PİRHA- 25 Nisan gecesi Hakk’a yürüyen Emekli Hakim Mehmet Tural, Mersin Cemevinde yapılan erkan sonrasında Mezitli Mezarlığı’nda toprağa sırlandı.

    Uzun yıllardır Alevi hak mücadelesine hukuki anlamda katkı sunan Mehmet Tural‘ın Hakk’a yürüme erkanına Alevi kurum başkanları, avukat arkadaşları ve sevenleri katıldı. Şahkulu Sultan Dergahı önceki başkanlarından ve emekli hakim Mehmet Tural’ın Hakk’a yürüme erkanı Mersin Cemevinde yapıldı.

    Mersin Cemevi İnanç Kurulu Başkanı Erdoğan Sevin Dede Mehmet Tural’ın yaşam öyküsü hakkında bilgi verdikten sonra Hakk’a yürüme erkanını yürüttü. Ayhan Danyeli, Rıza Aydın ve Yücel Balcı’nın okuduğu deyişlerin ardından Tural, Mezitli Mezarlığı’nda toprağa sırlandı.

    PİRHA/MERSİN

  • Emekli Hakim Mehmet Tural’ın Hakk’a yürümesi büyük üzüntü yarattı

    Emekli Hakim Mehmet Tural’ın Hakk’a yürümesi büyük üzüntü yarattı

    PİRHA- Emekli Hakim Mehmet Tural’ın Hakk’a yürümesi büyük üzüntü yarattı. Aleviler, sosyal medya hesaplarından Tural’ın Alevi Hak mücadelesine dikkat çekerek üzüntülerini dile getirdiler. 

    Uzun yıllar Alevi hak mücadelesine büyük katkılar sunan Emekli Hakim Mehmet Tural‘ın Hakk’a yürümesi Alevi toplumunda üzüntüye yol açtı.

    Ali Köylüce (Yazar): Şahkulu Dergahı’nda Alevilik hizmetindeki yöneticilik döneminden tanıdığımız bir Alevi aydını daha ışıklara akıp gitmiş.

    Alevi hak mücadelesinde ve Asimilasyonuna karşı ilkeli, akılcı ve örgütlü bir duruşu olan hukuk adamı, Alevi Yol akil insanı, Mehmet Turhal da Hakk’a nail olmuş.

    Devriyesi daim, ruhu şad olsun. Haktan rahmet diliyorum.

    Ayhan Aydın (Yazar): Bir dönem Şahkulu Sultan Dergahı Vakfı Başkanlığı da yapan değerli hukukçumuz, Mehmet Tural sonsuzluk alemine göçmüştür. Değerli büyüğümüzün devr-i daim, devr-i asan, menzili mübarek, yeri gönüller olsun. Alevi camiasının, tüm yakınlarının ve sevenlerinin başı sağ olsun. Cenaze erkanı yarın (27 Nisan) 14.00’te Merdin Cemevi’nde yapılacaktır.

    Musa Kazım Engin (Dede-Yazar): Bu yiğit adam dün gece yoruldu ve göçtü! Ara sıra telefonla görüşürdük. Fikir alışverişini çok severdi. Devri daim olsun. Işıklar içinde uyusun. Acınızı paylaşıyor ve sabır diliyorum.

    Sevim Yalıncakoğlu (Ana): 65 yıllık hukukçuluk yaşamımda hep adalet aramama rağmen bulamadım. 81 yaşındayım arayışım hala sürmekte ve gittikçe de uzağına düşmektedir.” Sevgili Mehmet Tural’ın kendini anlattığı bir cümle. Kendisine çok büyük hürmetim vardı. Alevi hak mücadelesinin içinde çok değerli bir emekli hakim ve hukuk insanıydı. Hakk’a yürümüş. Devri daim , toprağı gevher, ruhu handan olsun.”

    Mehmet Kabadayı (Yazar): Şahkulu Dergâhı Başkanı olduğu dönemde (2016) tanıdığım, can dostum, ağabeyim, değerli hukukçumuz, emekli hâkim, avukat Mehmet Tural’ın Hakk’a yürüdüğünü öğrendim. Çok üzgünüm! Avukat Mehmet Tural, büyük bir değerdi ve bilgeydi. Alevi hareketine ciddi katkıları oldu. Kendisi için değil, Alevi toplumunun kazanımları için mücadele etti. Kısacası Alevi hak mücadelesine önemli emekleri oldu.

    Naçizane ben de kendisinden çok şeyler öğrendim. Değerli abim seni daima sevgi ve saygıyla yâd edeceğim. Devrin daim, mekânın gönüller olsun.

    Tural ailesine, yakınlarına ve tüm sevenlerine sabır ve baş sağlığı diliyorum.

    Veli Haydar Güleç: Çok üzüldüm güzel bir dostumuzu kaybettik. Tüm sevenlerine sabır diliyorum.

    Erdal Kılıçkaya (Alevilerin Sesi Dergisi Yayın Yönetmeni): Sabırlar diliyorum. Mehmet Abi’nin devr-i daim olsun. Yattığı yer incitmesin.

    Zeynel Şahin(Okmeydanı Cemevi Başkanı): Devr-i daim yıldızlar yoldaşı olsun ışıklar içinde uyusun. Kendisiyle çok güzel çalışmalar yaptık güzel bir insandı her zaman kalbimizde yaşayacak.

    Veli Büyükşahin: Alevi hak mücadelesinde önemli emekleri olan, Şahkulu Dergahı eski Başkanı, Emekli Hakim sevgili dostum Mehmet Tural’ı kaybettik. Üzgünüm. Devri Daim, yeri gönüller olsun.

    HDP 27. dönem İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu: Mehmet ağabey de bu diyardan göçmüş. Menzili mübarek mekanı gülistan olsun..

    DEM Parti İstanbul Milletvekili Celal Fırat: Bugün çok önemli bir dostumuzu kaybettik. Mehmet Tural yolun açık, Devrin Daim olsun.Alevi Hak mücadelesinde yıllarca birlikte mücadele ettik. Mehmet Tural, Demokratik Alevi hareketinin örgütlenmesinde çok ciddi görevler üstlendi, emekler verdi. Şahkulu Dergahında başkanlık ve Alevi medyasında programlar yaptı. Mehmet Tural hakimlik yaptığı zamanlarda kimliğinden dolayı baskı görmüş, sıkıntılar yaşamış ve mobbinge uğramasına rağmen boyun eğmemiştir. Mehmet Tural’ın hem Türkiye’nin demokratikleşmesi hem de Aleviliğe dair yürüttüğü çalışmaları, emekleri hiçbir zaman bu toplum tarafından unutulmayacaktır. Dolu dolu bir hayat yaşadın uğurlar olsun güzel dostum.

    HDP geçmiş dönem milletvekili Kemal Bülbül: Hukuk duayeni 65 yıl avukatlık yaptı. İnsan hakları savunucusu demokratik Alevi hareketi öncülerinden, bir dönem İstanbul Şahkulu Sultan Dergahı Başkanlığı yaptı. İnsanlığa ve hakikate hizmetleri Hak katında delili olsun. Devri daim olsun.

    Ali Rıza Yurtsever: Anısına saygıyla. Varto’lu Emekli Hakim Mehmet Tural, Hakk’a yürüdü. Tural “12 Eylül’de hem Kürt, hem Alevi, hem Solcu bir hâkim olmak” adlı kitabında darbe döneminin hukuk zihniyetini, anıları ve yaşadıklarıyla belgeledi. Ebedi yolculuğunda yıldızlar yoldaşı olsun.Uğurlar olsun değerli insan.

    Gazeteci Recai Aksu: Başımız sağolsun, Hakk rahmet eylesin, ailesine ve sevenlerine sabır diliyorum. Aynı zamanda yazar olan Mehmet Tural, haram sofrasına oturmamış, kınalı keklik olmamış, hak için mücadele etmiş ve doğruluktan ayrılmamış insan. Hayatı boyunca inandığı değerler uğruna mücadele etmiş insan. Mehmet Abinin sıcak, samimi ve içten sohbetlerini özleyeceğim. Işıklar içinde uyusun, yıldızlar yoldaşı olsun, devr-i daim olsun…

    Gazeteci Sezgin Kartal: Alevilerin eşit yurttaşlık mücadelesinin değerli bir savunucusu, emekli hakim Mehmet Tural’ı maalesef kaybettik. Çok şey söylenebilir fakat Alevi hareketi ve toplumumuz kıymetli bir değerini kaybetti. Devrin daim olsun Mehmet ağabey, toprak incitmesin…

    Mehmet Tural, 27 Nisan’da saat 14.00’te Mersin Cemevi’nde yapılacak Hakk’a yürüme erkanı sonrasında Mezitli Mezarlığı’nda toprağa sırlanacak.

    (HABER MERKEZİ) 

    İLGİLİ HABERLER

    Alevi hak mücadelesinde emek veren Hukukçu Mehmet Tural Hakk’a yürüdü-VİDEO

     

  • Alevi hak mücadelesinde emek veren Hukukçu Mehmet Tural Hakk’a yürüdü-VİDEO

    Alevi hak mücadelesinde emek veren Hukukçu Mehmet Tural Hakk’a yürüdü-VİDEO

    PİRHA- Uzun yıllar Alevi hak mücadelesinde emek veren Emekli Hakim Mehmet Tural, dün gece Mersin’de Hakk’a yürüdü.

    Emekli Hakim Mehmet Tural, Hakk’a yürüdü. Tural, yarın (27 Nisan) saat 14.00’te Mersin Cemevinde yapılacak Hakk’a yürüme erkanı sonrasında Mezitli Mezarlığı’nda toprağa sırlanacak.

    Tural, uzun yıllardır Alevi hak mücadelesine hukuki anlamda katkı sunarak emek veriyordu. Ayrıca son dönemler Alevilik üzerine yazmaya başlayan Tural, birçok kez ajansımız PİRHA‘nın sorularını yanıtlamıştı.

    BASKILARA DAYANAMAYIP MESLEĞİ BIRAKTI

    Mehmet Tural, en düşük rütbeli askerin bile tutuklanmadığı 12 Eylül döneminde işkence taraftarı olan ve hukuka diklenen bir subayın cezasız kalmamasını istemişti. Bu tavrı nedeniyle önce tayin edildi sonra hakkında art arda soruşturmalar açıldı. Bir keresinde ‘Kendisinden başka kimsenin Kürtçe bilmediği Kavak’ta Kürtçe afiş asmakla suçlandı. Hatta bir soruşturma konusu, ‘Söz ve davranışlarınız ve tutumunuz itibariyle; çevrede sol görüşlü olarak tanındığınız…’ diye başlıyordu.”  ‘Vatan hainliği’ ile suçlandı, sonunda baskılara dayanamayıp mesleğini bırakmak zorunda kaldı.

    Yıllar sonra hem ‘hukuk sevdalısı’ hem de Türkiye’de bir ‘öteki’ olarak demokrasi mücadelesi veren Tural “12 Eylül’de hem Kürt, hem Alevi, hem Solcu bir hâkim olmak” adlı kitabında darbe döneminin hukuk zihniyetini, anıları ve yaşadıklarıyla belgeledi.

    PİRHA/MERSİN

     

     

  • Tural: Bu tablo dönülmez bir noktaya varmadan acil bir araya gelinmeli-VİDEO

    Tural: Bu tablo dönülmez bir noktaya varmadan acil bir araya gelinmeli-VİDEO

    PİRHA- 1980’li yıllarda yargıçlık da yapmış olan hukukçu Mehmet Tural, Diyanet İşleri Başkanı’nın yargı yılı açılışında dua etmesinin Türkiye’nin aydınlık geleceği açısından kaygı verici olduğunu söyledi. Tural, “Bu tablo dönülmez bir noktaya varmadan demokratların, ilericilerin, aydınların, özgürlükten yana olanların acil bir araya gelmesi gerekiyor” dedi.

    2021-2022 adli yılı açılışının Diyanet İşleri Başkanı tarafından dua ile yapılmasına dönük tepkiler devam ediyor. Yargıtay Başkanı Mehmet Akarca’nın da üzerinde cübbesiyle duaya katılması tartışma yaratırken, 1980’li yıllarda yargıçlık da  yapmış olan hukukçu Mehmet Tural, ortaya çıkan tablonun Türkiye’nin aydınlık geleceği açısından kaygı verici olduğunu belirtti.

    Tural, bir sonraki adımın mahkemelere imamların atanması olacağını ifade ederek, “Her tarafta Diyanet İşleri Başkanı boy gösteriyor. Kendi alanı içinde istediği duayı okuyabilir ancak yargı yılı töreninde böyle bir manzaranın olması, bu ülkede laiklikten, demokrasiden eser kalmamıştır demektir” dedi.

    “TÜRKİYE DAHA KÖTÜ BİR NOKTAYA GİDECEKTİR”

    Eşitliğe, demokrasiye, insan haklarına inanan herkesin bir araya gelip yasal ve meşru çerçevede eylemlikler hazırlaması gerektiğinin altını çizen Tural, “Dere sularını toplamış geliyor ve tam sel olmak üzere. Bu noktada durdurmalıyız ve bir takım önlemler almalıyız. Eğer alamazsak Türkiye daha kötü bir noktaya gidecektir” diye konuştu.

    “MUHALEFET NET BİR TAVIR ALMALI”

    Mehmet Tural, bugünkü hukuksuzluğun 12 Eylül’ün çok üstünde olduğuna dikkat çekerek, “Muhalefetin net bir çizgi çizmesi, dini yapılanmanın önüne geçecek net tavırlar göstermesi lazım. Bu tablo dönülmez bir noktaya varmadan demokratların, ilericilerin, aydınların, özgürlükten yana olanların acil bir araya gelmesi gerekiyor. Aksi halde iş işten geçtikten sonra ‘ah, vah’ etmenin anlamı kalmayacaktır. Çünkü ‘tek adam’ önüne bir hedef koymuştur ve ona doğru hızla ilerliyor” ifadelerine yer verdi.

    Diren KESER/MERSİN

  • ‘Alevi örgütleri nefret saldırılarına karşı ortak tavır geliştirmeli’-VİDEO

    ‘Alevi örgütleri nefret saldırılarına karşı ortak tavır geliştirmeli’-VİDEO

    PİRHA- Yazar- Eski Hakim Mehmet Tural, Alevilere dönük nefret suçunu değerlendirdi. Tural, iktidarın kendisi gibi inanan ve düşünen kişileri konsolide etmek ve farklı düşünen toplum ve kişileri de o konsolidasyonun hedefini göstermek suretiyle, düşmanlaştırarak nefret duygularını yükselttiğine dikkat çekti. Alevi örgütlerinin evrensel hukuk, demokrasi ve eşitlik başlıkları altında demokrasi güçleriyle güçlü bir işbirliği yapması gerektiğini belirtti.

    Nefret suçu; bir kişiye veya gruba karşı ırk, dil, din, cinsiyet ve cinsel yönelim gibi ön yargı doğurabilecek nedenlerden dolayı işlenen, genellikle şiddet içeren suçlardır.

    Nefret suçu, insanlığa karşı işlenmiş olarak görülüyor ve uluslararası hukukta karşılığı var. Ancak günlük yaşamda özellikle inancı, kültürü, yaşam biçimi, dili vb. farklı olan toplum ve topluluklar nefret diline, baskısına ve saldırısına maruz kalıyor.

    Türkiye’de geçmişten günümüze nefret saldırılarına maruz kalan toplumlardan biri de Aleviler. Alevilere yönelik nefret saldırıları artarak sürüyor. Devlet tarafından inancı ve ibadethanesi kabul edilmeyen Aleviler, okulda, sokakta, işyerinde, hastane, mahallede, yaşadığı apartmanda aşağılanıyor, hor görülüyor, hakarete uğruyor.

    Türkiye’de nefret suçları ile ilgili kapsamlı bir yasal düzenlemenin eksikliği sistematik bir biçimde bu saldırıların devam etmesine de zemin hazırlıyor.

    Peki nefret suçu kaynağını nereden ve nelerden alıyor? Yargı Alevilere dönük nefret suçuna karşı ne yapıyor? Demokrasiyi ve eşitliği savunan kurum ve kuruluşlar Alevilere dönük nefret suçlarına karşı ne yapıyor? Tüm bu soruları ve daha fazlasını akademisyen, yazar, tarihçi, hukukçu, insan hakları savunucularına sorduk.

    Hukukçu Mehmet Tural, sorularımızı yanıtladı.

    “TOPLUMUN GELECEĞİ AÇISINDAN ÇOK SAKINCALI VE TEHLİKELİ BİR SÜREÇ YAŞANIYOR”

    PİRHA: Türkiye’de ve dünyada nefret söylemi ve buna bağlı olarak da nefret söyleminin ortaya çıkardığı şiddet artıyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?  

    MEHMET TURAL: Dünyada insanlar kendilerini ki yasalar ve hukuk o kadar çaresiz ve korumasız hissettiler ki küçük küçük kümeler oluşturmaya başladılar ve o küçük kümelerin içerisinde kendilerini ifade etmenin yollarını aradılar. Öyle olunca da her küme bir başka kümeyi kendisine düşman olarak görmeye başladı. Bunun sonucu olarak da aşağılama, dışlama şeklinde karşımıza çıkıyor. Ama tabi insan sevgisi yani eşitlik ve kardeşliği bir tarafa bıraktığınız zaman, çıkar ön plana geldiği zaman yani herkes kendi gemisini kurtarmanın çabasına girdiği zaman bu nefret suçlarının olması gayet ‘doğal’. Niye? Çünkü kendi bulunduğunuz hücrede ya da sığındığınız o küçük grupta kendinizi nasıl ifade ediyorsanız, bu grubun içinden ayrılmamanın, bu grup içinde çok daha güçlü bir şekilde birlikteliği sağlayabilmenin yolu, karşınıza başka birisini koymak olacaktır. O karşı bazen etnik açıdan olur, bazen dinsel açıdan olur, bazen memleket açısından olur. Herkes bir diğerini aşağılayarak, horlayarak, kendisinin karşısındakine nefret uyandırmak suretiyle o kendi bulunduğu alanı güçlendirmeye çalışıyor. O bakımdan da ben toplumun geleceği açısından çok sakıncalı ve tehlikeli bir şey olduğunu düşünüyorum.

    İKTİDAR TOPLUMU AYRIŞTIRIP KUTUPLAŞTIRIYOR

    Türkiye’ye baktığınız zaman bunu en büyük ölçüde iktidar yapıyor. Bugün ülkede Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil eden bir cumhurbaşkanının diğer siyasi partilere karşı neler söylediğini hepimiz görüyoruz, biliyoruz. Mesela Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına ‘cibiliyetsiz’ sözünü geçtiğimiz günlerde söyledi. ‘Cibiliyetsiz’ kelimesinin anlamına baktığımız zaman soyu sopu belli olmayandır. Bunu belki toplum nazarında açıkça Alevi olduğunu söylemekten ziyade bu şekilde kamufle ediyor. Ya da hiç olmamış vakaları olmuş gibi ifade etmek suretiyle toplumun diğer katmanlarını sanki o olayları yaratmışlar onun müsebbibi olmuşlar gibi birtakım söylemlere giriyor. Dolayısıyla bunlar toplumu ayrıştırıp kutuplaştırdığı gibi toplumun bir kesiminin hedef gösterilen kesime karşı nefret duygularını körüklüyor. Bu bilinçli bir amaçla yapılıyor. Kendisi gibi inanan ve düşünen kişileri konsolide etmek farklı düşünen kişileri de o konsolidasyonun hedefini göstermek suretiyle, düşmanlaştırmak nefret duygularını yükseltiyorlar. Ben bunun ne dünya toplumu ne de Türkiye’deki toplumu bir yere getirebileceğini düşünmüyorum.

    “ALEVİLERE ŞİİLİK VE SÜNNİLİK DAYATILIYOR”

    Aleviler, Türkiye’de nefret söylemine en çok maruz kalan toplumsal kesimlerden biri. Alevi toplumuna dönük bu dil sizce kaynağını nereden alıyor?

    Türkiye’de tek bir sistem tek bir yapılanma anlayışı hakim. Türkiye Cumhuriyeti2nin kuruluşundan bu yana bu felsefe gelişmiş durumda. İnanç olarak her ne kadar resmi kayıtlarda devlet dini olarak geçmiyor ise de pratikte fiilen uygulanan Sünnilik egemen. Türkiye’de eğer Sünni İslam inancının dışında bir inanç tarzını bir yaşam tarzını bir felsefeyi ve düşünceyi savunuyorsanız veya inanıyorsanız siz bu toplumun dışındasınız. Nitekim Aleviler ibadet yeri olarak kendine cemevini seçmişlerdir. Ama yıllardır bu ülkeyi yönetenler hiçbir şekilde cemevlerini bir ibadet yeri olarak resmen kabul edip tanımadılar.

    Osmanlı’da, Selçuklu’da fetvalarla çıkarılarak zındık, öldürülmesi gerekenler, ‘çocuklarının katli vaciptir, malı mülkü helaldir’ şeklinde insanlıkla, ahlakla bağdaşmayan, bugünkü bu sistem ile hiç bağdaşmayan bir takım şeyler olmuş. Şimdi bunlar geçmişte açık açık resmi fetvalarla yapılıyordu ama bugün çok açıktan bu resmi fetvalarla yapmamakla birlikte farklı yöntemlerle yapılıyor. Aleviler şuna zorlanıyor; kardeşim ya geleceksin bizim inandığımız gibi Şii ya da Sünni inanç tarzını benimseyeceksin, ya da bunun dışındasın. Dolayısıyla ‘din dışısın, ahlaksızsın,’ gibi bir sürü şeyler söyleniyor.

    “ALEVİ KURUMLARI OTURUP ORTAK BİR STRATEJİ ÇİZMELİLER”

    Peki Aleviler bu konuda yeterli mücadele veriyor mu?

    Alevilerin yeterli mücadele ettikleri kanısında değilim. Yani Alevi örgütleri yapılan bu zulme karşı ortak bir tavır takınmıyor. Kendi toplumunda bir eğitim çalışması yok. Bugün çocuklarımızı götürüp de Aleviliğin temel felsefesi ve inancı konusunda bir eğitim vermiyor. Alevi üst kurumlarının oturup bu konuda ortak bir strateji çizmeleri lazım. Bu konuda devletin ya da devleti yönettiğini iddia eden kişilerin yürütmekte oldukları bu haksız ayrımcı politikalara karşı nasıl bir tavır takılacağını belirlemeliler.

    Bu sadece Alevi meselesi de değil, Sünnilerin, Arapların ve Kürtlerin de meselesidir. Dolayısıyla bizim bu konuda çok ciddi çalışma yapıp, demokrasiye, eşitliğe ve kardeşliğe inanan tüm sivil toplum kurumları ile siyasi yapılarla bir arada ortak mücadele vermemiz lazım.

    Devletler durup dururken kendi siyasal düşünceleri dışına çıkan kitlelere ‘ Ne istiyorsanız yapın’ diyecek bir mantaliteye sahip değiller. Bizim bu hak mücadelesini vermemiz lazım. O bakımdan bizim örgütlerimize bu konuda çok ciddi sorumluluklar çok ciddi çalışmalar düştüğünü düşünüyorum.

    Alevilerin belli kesimlerinin, asimilasyona direniş göstermemekle, örgütlenmemekle kendi inançlarını kendi soylarını ileri götürüp çocuklara öğretmek konusundaki eksikliklerinden dolayı ciddi katkıları olduğunu da düşünüyorum.

    ‘ANAYASAYI BEN TANIMIYORUM, UYGULAMIYORUM’ DİYEN BİR ANLAYIŞ VAR”

    Hukuksal anlamda nefret söylemine ve eylemine dönük yeterli bir mekanizmanın devrede olduğunu düşünüyor musunuz?

    Ülkenin cumhurbaşkanı çıkıp ‘anayasayı ben tanımıyorum, uygulamıyorum’ diyebiliyor, ya da Anayasa Mahkemesi kararlarına uymayan yerel mahkemeler var. Oysa Anayasanın 90. ve 104. maddeleri çok açık ve net bir biçimde diyor ki Anayasa mahkemesinin kararları devleti, yargıyı, kişileri yani herkesi bağlar. Aslında yapması gereken şu; Anayasa Mahkemesi, anayasanın emredici bu kuralına uymayan o yerel mahkeme üyeleriyle ilgili mutlaka bir soruşturma ya da görevi kötüye kullanma suçundan dolayı yargılanmaları lazımdı. En azından bir disiplin soruşturmaları gerekiyordu. Bunların hiçbirisi olmadı ve hatta siyasi iktidar bunun arkasında durdu. En tepedeki insanlar ya da kurumlar bu kurallara uyumadıktan sonra yereller de uygulamaz. Çorum, Sivas, Gazi gibi davalarda bir sonuç olmadı, insanlık suçu olmasına ve zamanaşımı söz konusu olmamasına rağmen. Devletin en tepe noktasındaki kişi Sivas Katliamı’ndaki kesin mahkumiyet giymiş kişilerden birini tutup affederse aşağıdakiler de ona göre karar verecektir.

    “HAKLARIMIZI DAYATMAMIZ LAZIM”

    Ben bunu Alevilerin kendi inancına, kültürüne ve hakkına sahip çıkmaması noktasına bağlıyorum. Yani bunu başkalarının lütfuna bıraktığınız zaman, ‘bugün bu kadarını veririm, yarın hiç vermem ve öbür gün hiç tanımam’ der. Dolayısıyla bizim haklarımızı dayatmamız lazım. Gerekirse sokak eylemlerine geçmemiz lazım. Gerekirse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne gitmemiz lazım. Bu ancak demokrasiye, insan haklarına, özgürlüğe inanan toplumların birlikte hareket etmeleri ve tavır almalarıyla mümkün olacaktır.

    “EVRENSEL İNSAN HAKLARI, EŞİTLİK VE KARDEŞLİK KONUSUNDA BİRLİKTELİK SAĞLAMALIYIZ”

    Alevi örgütleriyle, demokratik kurumları yeterli ilişki ortaya koyuyor mu?

    Bence yapılmıyor. Demokratik kitle örgütleri ile yola çıkarken biz sadece ‘Gelin kardeşim Alevilerin hakları yeniyor’ dersek yanlış yaparız ve kimseyi yanımızda bulamayız. Bizim evrensel insan hakları, eşitlik ve kardeşlik konusunda hangi inançtan, mezhepten, ırktan, coğrafi yapıdan olursa olsun haksızlık gördüğümüz zaman hep beraber buna karşı çıkmamız lazım. Böyle yaptığımız zaman toplumun geneli yanımızda olacaktır. O zaman da hiçbir siyasi güç bunun karşısında duramaz. Bunu hep beraber bir eylem birliği içinde yürütemediğimiz sürece herkesi tek tek alıp avlayacaklardır. Herkesin hakları elinden gidecek ve hiç kimsede başarıya ulaşamayacaktır.

    ALEVİ ÖRGÜTLERİ ARTIK CİDDİ BOYUTTA EĞİTİME BAŞLAMALI

    Alevilere yönelik nefret söyleminin ortadan kalkması için ya da en azından azaltılabilmesi için ne yapmalı?

    Alevi örgütlenmesinin kendine bir çeki düzen vermesi lazım. Eğer siz ya da ben bir örgütün yönetimine talip isek biz oradan kendimize dair bir beklenti olmayıp, yola, topluma nasıl hizmet sunacağımızı düşünmemiz gerekiyor. Demokrasi, insan hakları, özgürlük ve eşitlik konusunda tavizsiz oraya gelen insanlarımızı eğitmenimiz lazım. Sivil toplum, demokratik kitle örgütleriyle çok iyi bir diyalog ve temas kurmalıyız. Alevi örgütleri artık ciddi boyutta eğitime başlamalı. Çocuklarımızı sıfırdan alıp eğitmeliyiz. Bugün Alevi kurumlarının hiçbirisinde bir kreş, bir çocuk eğitim merkezi ve yaşlılarının gidip oturup, kalkacakları bir yerleri yok. Bunlar kusurumuz değil mi? Alevi inancında yer alan muhabbet cemlerine ağırlık vermeliyiz.

    Diren KESER-Diren SATI/PİRHA

    İlgili Haberler:

    1-Akademisyen Kaya: Alevilere yönelik nefret çok derinlerde, eskiye dayanıyor-VİDEO
    2-Avukat Eren Keskin: Alevilerin hakları birçok kez ihlal edildi-VİDEO
    3-Tarihçi-Yazar Erdoğan Aydın: Nefret suçu doğrudan rejimle bağlantılıdır-VİDEO
    5-‘Aleviler, tarih boyunca nefret suçuna maruz kaldı’-VİDEO
    6-‘Alevi düşmanlığı bu toplumun genlerinde var; iflah olmaz’-VİDEO

  • Tural: Alevilik evrensel değerlerin taşıyıcısıdır, sahip çıkmalıyız-VİDEO

    Tural: Alevilik evrensel değerlerin taşıyıcısıdır, sahip çıkmalıyız-VİDEO

    PİRHA- Cemevlerinin ibadethane olup olmayacağına ne hükumet ne devlet ne bakanlar kurulu ne belediyelerin karar verme hakkı ve yetkisinin olmadığını söyleyen Hukukçu Mehmet Tural, Alevi taban hareketi platformu oluşturduklarını ve yakın zamanda Alevilikle ilgili sözü olan herkesi bir araya getirip nasıl bir yol alacağız? sorusuna cevap bulmaya çalışacaklarını söyledi. 

    Haberin Videosu

    Hukukçu Mehmet Tural, belediye meclislerinde cemevlerinin ibadethane statüsüne alınmasına ve Alevilere yönelik asimilasyon politikalarına ilişkin PİRHA’ya değerlendirmelerde bulundu.

    “YARGI KARARLARI UYGULANMASI İÇİN ÇABA İÇİNDE OLMALIYIZ”

    Hukukçu Mehmet Tural, belediye meclislerinde cemevlerinin ibadethane statüsüne alınmasına dair, geçmiş dönemde imar planında yapılan değişiklikler sonucunda ibadet yeri tanımı yaparken cami, sinegog ve havra olarak belirlendiğini belirterek şunları söyledi;

    “Yasal bir düzenleme yapılmadığı sürece belediye meclisi kararları sadece iyi niyete yönelik kabul edeceğimiz bir karar olarak değerlendirmek mümkündür. Ancak geçerliliğini çok tartışma götürür olduğunu söylemek lazım. İşin özüne bakarsak da, cemevlerinin ibadethane olup olmayacağına ne hükümet, ne devlet, ne bakanlar kurulu, ne belediyelerin karar verme hakkı ve yetkisi yoktur. Aleviler benim cemevim, beni ibadethanemdir dedikten sonra hiç kimsenin bunu tartışmaya veya oylamaya açma hakkı yoktur. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin cemevleri ve zorunlu din dersi ile ilgili verdiği kararları Anayasanın 90. Maddesi ihlal edilerek uygulanmıyor. Alevi kurumlarının da bu konuda zorlayıcı olduklarını düşünmüyorum. Bireysel olarak bazı başvurular yapılıp kararlar aldırılmıştır, ancak toplu olarak bir direnç göstermediler. Göstermedikleri müddetçe de bu böyle gider.”

    Cemevlerinin özellikle Alevi çocuklarının inanç ve kültürü öğrenmesi konusunda çaba içinde olmadıklarına dikkat çeken Tural, “Çocuklarımız zorunlu din dersine tabi tutuldukları zaman ve bizler aile içinde bunu yeterince vermediğimizde çatışmalar yaşanıyor. ‘Biz Müslüman değil miyiz? Neden namaz kılıp, oruç tutmuyoruz?’ gibi sorularla karşılaşıp, yeterince cevap olamayınca çelişkiler artıp asimilasyona dönüşüyor. Cemevleri hakka uğurlama erkanı ve yemek vererek çocuklarımızı asimilasyondan kurtaramaz. Yapılan hizmetlerle beraber Alevi çocuklarının asimilasyonda kurtaracak yol ve yöntemler geliştirmek gerekiyor” dedi.

    “TAKİYE ORTADAN KALKMALIDIR”

    Alevi inancının bugünlere taşınmasında en büyük katkısı olan dedelik kurumu olduğunu vurgulayan Tural, şunları belirtti;

    “Maalesef bana göre bugün tamamı için olmasa da asimilasyonun aracı konumuna düştüler. Tamamen İslami ritüellere göre erkanlar yürütüyorlar. Mesela hakka uğurlama erkanları yürütülürken, Sünni insanlarda geliyor diyerek, inancımızın gereği yerine getirilmek yerine, sünnileştiriliyor. Ya kardeşim bir Sünni kardeşimizin cenazesine gittiğin zaman Alevi dostum da geliyor, biraz da Alevi öğretisini katayım demiyor, dememeli de. Bizim artık ne olduğumuzu ifade etmemiz lazım. Alevilik budur böyle inanıyorum, yolun yöntemin kuralları budur demeliyiz. Ben nasıl senin inancına saygı duyuyor müdahale etmiyor isem sen de benim inancıma karışma beni olduğum gibi kabul et demeliyiz. Maalesef bugün yola hizmet etmekten ziyade yoldan nasıl yararlanırım çabası içerisinde olunduğu için bu da bizi bu noktaya getirmiştir. Kendimize gelmemiz lazım.  Eğer bu takiye devam edecek olursa bir süre sonra Alevilerin isim dışında bir şey kalmayacaktır.”

    “ALEVİ KURUMLARI BİR ARAYA GELİP SESİNİ YÜKSELTMESİNDEN BAŞKA ÇARE YOK”

    Milli Eğitim Bakanlığı (MEB), başörtülü anne ve başı açık anne çizimleri nedeniyle tepki çeken ‘Psikososyal Önleyici Destek Programı’ kitabına tepki gösteren Tural, devamında şunları söyledi;

    “Alevilerden yeterince bir tepki görmedim ve duymadım. Bütün bu zulme, haksızlığa, hukuksuzluğa rağmen Alevilerde ciddi bir direniş yok. Gidip anayasa mahkemesi önünde yargı kararları uygulansın dediler mi? Gidip meclisin önünde bir direniş gösterdiler mi? Alevi kurumları tabanı örgütleyip çocuklarınızı zorunlu din derslerine sokmayın dediler mi? Birde devletin bir dini öğretmesi diye bir şey olamaz, olsa da devlet kendi dinin öğretiyor. Devletin de laik ve demokratik bir ülkede dini olmaması lazım.  Avrupa İnsan Hakları sözleşmesinin prensiplerine baktığımız zaman Alevilikle örtüşür, hatta bazı ilkeleriyle de onu aşan bir inanç sistemine sahiptir. Biz tüm bunları topluma anlatmamız ve benimsetmemiz gerekirken devlet kanalıyla ortadoks Sünni İslam bize dayatılıyor ve biz buna ses çıkarmıyoruz. O zaman bizim evrensel hukuk içinde de yeri olan meşru direnme hakkımızı kullanmalıyız. Şu zamanda hukuk sisteminin var olduğunu söylemek mümkün de değil. Alevi kurumlarının tamamı bir araya gelip sesini yükseltmesinden başka çare yok.”

    Tural son olarak “Alevi taban hareketi platformu oluşturduklarını ve yakın zamanda Alevilikle ilgili sözü olan herkesi bir araya getirip nasıl bir yol alacağız? sorusuna cevap bulmaya çalışacağız” diyerek yapılacak çalışmaya katılmaya çağırdı.

    Diren KESER/MERSİN

     

  • Tural: yaşananlar ihmalin sonucudur-VİDEO

    Tural: yaşananlar ihmalin sonucudur-VİDEO

    PİRHA- Elazığ Sivrice merkezli meydana gelen depreme dair konuşan Hukukçu Mehmet Tural, 66 Varto depremini yaşadığını, aradan geçen zamana rağmen hala yurttaşların derme çatma evlerde kaldığını belirterek “ depremin geleceğinin söylediği bir yerde yaşananlar ihmalin sonucudur” dedi.

    Haberin videosu;

    Hukukçu Mehmet Tural, Elazığ’da meydana gelen ve onlarca yurttaşın yaşamını yitirmesine, binlercesinin de yaralanmasına neden olan 6.8’lik depreme dair açıklama yaptı.

    Tural, Prof. Naci Görür’ün aylar öncesinde deprem alanlarını merkezine kadar söylediğini ancak önlem alınmadığına dikkat çekerek şunları ifade etti;

    “ Türkiye’de insanların yaşam hakkı tehlikedeyken, iktidar ‘kanal İstanbul’ diye tutturmuş ve isteseniz de istemezseniz de İstanbul’a kanal yapacağım diyor. 1966 Varto depremini yaşayan birisi olarak, aradan geçen zamana rağmen zararlar karşılanmamış ve hala yurttaşlar, derme çatma evlerde kalıyor. Bugün de yaşanan tablo ihmalin sonucudur. Önlem alınmış olsaydı, bu kadar olumsuz bir tablo ortaya çıkmayacaktı. Kızılay insanlara 10 lira bağışlayın diye mesaj atıyor. Gidip boğaz kenarında yer kiralayıp parayı yanlış kullanırsan, insanlar size nasıl ve neden güvensin. Ölen insanlarımız ışıklar içinde uyusun, yakınlarına da sabır, yaralılara da acil şifalar diliyorum.”

    PİRHA/MERSİN

     

     

  • Hukukçu Mehmet Tural: Alevi örgütlenmesi tepeden tırnağa yenilenmeli-VİDEO

    Hukukçu Mehmet Tural: Alevi örgütlenmesi tepeden tırnağa yenilenmeli-VİDEO

    PİRHA- Emekli Hakim  Mehmet Tural, Doğan Demir’in AKD Genel Başkanlığı görevini yürüttüğü dönemde Gelecek Partisi’nin kurucuları arasında yer almasını eleştirdi. Tural, “Alevi kurumlarında yer alanların büyük çoğunluğu kendi kariyer ve emelleri için yer alıyor. Bunun önüne geçecek bir örgütlenmeye ihtiyaç var. Bunun içinde Alevi örgütlenmesinin baştan sona yenilenmesi gerekiyor” dedi.

    Haberin videosu

    Eski AKD Genel Başkanı ve şimdi ise Gelecek Partisi kurucu üyesi olan Doğan Demir’e dönük tepkiler yükselmeye devam ediyor.

    “TEPEDEN TIRNAĞA YENİ BİR OLUŞUMA GİDİLMELİ”

    Emekli  Hakim Mehmet Tural, örgütler içerisinde yer alan kişilerin Yol’a hizmetten ziyade Yol’dan kendilerine çıkar sağlanmasına yönelik bir çalışma içerisinde olduğuna dikkat çekerek şunları belirtti:

    “Doğan Demir de diğer tüm insanlar gibi bir siyasi partinin kurucusu veya üyesi olabilir. Ama yıllardır Alevi örgütlerinin başında bulunan birisinin geçmişten beri içinde yer aldığı siyasi parti liderleriyle temasları, ilişkileri ya da bağlantılarını düşündüğümüzde Doğan Demir bu örgütü kendi siyasi çıkarları için kullanmıştır, diye düşünüyorum. Bu sorunu Doğan Demir meselesi olarak ele almaktan ziyade prensipler ve ilkeler meselesi olarak ele almak lazım. Ancak Doğan Demir bu adımları atarken bulunduğu görevlerden önceden istifa etmemesi, genel idari kurulun kendi içinde seçime gidip başkan seçmeleri yanlıştır. Dolayısıyla bence Alevi kurumları bundan çok ciddi bir zarar görmüştür. Bu zararın telafisi için artık Yol’da düzeltmekten öte yeni baştan, tepeden tırnağa yeni bir oluşuma gitmek gerektiğini düşünüyorum. Eğer birileri gelip de Alevi örgütlerini ekonomik çıkar ve kariyer için kullanıyorsa bunlara yer vermemiz gerekiyor. Yoksa gelip yol’a hizmet ediyorsa onu da başımıza tac etmemiz lazım. Alevi örgütlenmelerindeki en büyük sorun budur. Bugüne kadar Alevi örgütlerinin kadrolarında yer alanların büyük bir çoğunluğu kendi kişisel çıkarları için kullanmıştır. Bu yaklaşımların nedeni örgütlenmenin temelinde yapılan yanlışlardan kaynaklıdır. Bir tepki olarak, ya da kendini ifade etme aracı olarak kurulan kurumlar daha sonra o amaçlarından sapmıştır. Çünkü Yol’u ve süreği kavrayan kadrolar da mevcut değildir. Pirlik kurumunun zayıflaması da bu sorunları etkileyen nedenlerdendir.”

    “YOL VE SÜREKLERE HAKİM İNSANLARDAN OLUŞAN BİR ÜST MECLİS OLUŞMALI”

    Tural, Alevi kurumlarının geldiği nokta cemevlerinde yürütülen cenaze erkanı ve verilen yemeklerle sınırlı kaldığını, bunun da çok yanlış bir yaklaşım olduğunu ifade ederek şunları ekledi:

    “Çünkü Aleviliğe zarar veriyor ve kurumlar Alevilikten yararlanılan yerler haline dönüşüyor. Oysa biz orada çocuklarımızın bu kültürün içine girmesini sağlayamazsak, yaşlılarımıza orada rahat edebilecekleri yerler haline getiremezsek, gençlerin ve kadınların eğitim almalarını sağlamaz, dışlarsak geleceğimiz yer bu olur.”

    “ALEVİLİĞE BAKIŞLARI YETERLİ DEĞİL”

    ABF İnanç Kurulu’nu hatırlatan Mehmet Tural, kurulun işlevini yerine getirmediğini belirterek nedenlerini şöyle sıraladı:

    “Birincisi gerek yapısı gerek de kurum içinde yer alanların Aleviliğe bakışının yeterli olduğunu düşünmüyorum. İkincisi bu kurum içinde insanların dede sıfatını ve niteliğini taşımayan yüzlerce dedemiz vardır. Dedelik kurumunun Aleviliğin bugüne gelmesinde en önemli görevi üstlenmiştir. Çoğu, bırakın dedelik kurumunu, Aleviliğin temel düsturlarını bilmiyor ama dernek veya vakıf yönetim tarafından falan cemevine dede olarak atanıyor. öncelikle bu sorunu gidermemiz gerekiyor. Aleviliği bilecek, yol ve erkanını topluma aşılayacak dedelerin yetiştirilmesi lazım. Bunun için eğitim kurumumuzun olması lazım. Aynı zamanda sadece dedelerin yer almadığı, bu Yol’a katkı sunan, Aleviliğin yol ve süreklerine hakim insanlardan oluşan bir üst meclis oluşmalıdır. Bu üst kurulun da bütün Alevi kurumları tarafından tanınması ve kurumların bu meclisten çıkacak kararlara uyacaklarına dair taahhütte bulunmaları ve tüzüklerinde yer vermeleri gerekiyor.”

    Diren KESER/MERSİN

     

     

     

  • Aleviler tartışıyor: Alevi toplumunda örgütlenme ve inançta  ortak akıl ve duruş nasıl sağlanır?-VİDEO

    Aleviler tartışıyor: Alevi toplumunda örgütlenme ve inançta ortak akıl ve duruş nasıl sağlanır?-VİDEO

    PİRHA- Alevi Canlar Muhabbet Toplantısı’nın son oturumu ‘Alevi toplumunun siyasal, örgütlenme ve inançsal konularda ortak akıl ve duruş nasıl sağlanır, ne yapılmalı?’ konu başlığıyla devam ediyor.

    ‘Dava insanlık davasıdır’ başlıklı Alevi Canlar Muhabbet Toplantısı, Aydın’ın Kuşadası İlçesinde devam ediyor. Alevi Canlar Muhabbet Toplantısı’nın son oturumu ‘Alevi toplumunun siyasal, örgütlenme ve inançsal konularda ortak akıl ve duruş nasıl sağlanır, ne yapılmalı?’ konu başlığı ile yapılıyor.

    Moderatörlüğünü CHP geçmiş dönem milletvekili Necati Yılmaz’ın yaptığı oturuma, Alevi Dernekler Federasyonu Genel Başkanı Zeynel Şahan, Alevi Vakıflar Federasyonu Genel Başkanı Remzi Akbulut, ABF geçmiş dönem genel başkanı Selahattin Özel, Avukat Mehmet Tural, eğitimci Müjgan Gürbüz konuşmacı olarak katıldı.

    “ÖRGÜTLERİMİZDEN VE ÇABALARINDAN RAZI DEĞİLİM”

    Oturumda ilk söz alan CHP geçmiş dönem milletvekili ve PM üyesi Necati Yılmaz, demokratik Alevi hareketinin belli yol kat ettiğini belirterek, “Gerçekten de ortak geleceğimize, inancımıza, kültürümüze ve ülkemize dair kaygılarımızın olduğu bir dönem. Alevilik kaygısında ortak olduğumuz şüphesizdir ve topluma öyle yaklaşıyoruz. İnancımız kadimdir. Türkiye zorlu bir süreçten geçiyor. Bu mücadelede geçen süreç benim için önemlidir. Siyasi hayata mal ettiğimiz taleplerimiz var. Bu demokratik Alevi hareketinin başarısıdır. Şu anda örgütlerimizden , çabalarından razı değilim. İnancımız ile ortak taleplerimiz için ortak akıl ile yol almalıyız” dedi.

    “BİNALARA YERLEŞMEK ALEVİLİĞE ZARAR VERİYOR ”

    “Örgütlü yapı ile kaygılarımız var” diyen eğitimci Müjgan Gürbüz ise kurumlarının bir an önce tabanıyla birleşmesi gerekliliğine vurgu yaparak, “Örgütlü yapılarda hep aynı kişileri görüyorum. Kırıcılık var ve debeleniyoruz. Tabanımıza ve evdeki çocuklarımıza ulaşamadık. Binaya yerleşmiş her kurum Aleviliğe zarar mı veriyor diye düşünüyorum? Tabanımızı genişletmemiz lazım. Daha etkili ulaşabiliriz” diye konuştu.

    “ALEVİLERİN HAK VE TALEPLERİ KARŞILIK BULMUYOR”

    Alevi Vakıflar Federasyonu Genel Başkanı Remzi Akbulut ise şunları söyledi:

    “Her türlü zahmete rağmen bu inanç buraya kadar geldi. Kurumlarımızla ortaklaşa bazı eylemler yaptık. Alevilerin birlikteliği çok daha fazla ciddiye alınır oldu. Bizim farklı düşünceleri zenginlik kabul edip ortak hareket edelim. Bununla birlikte Sivas, Çorum, Maraş, Suruç ve Ankara’da katliamlar gördük. Hoşgörü diyerek dayak yemekten kaçamayız. Cemevlerinin yasal statüye sahip olup olmaması çok önemli değil. Aleviler vergi ödüyor, askere gidiyor ve ne yazık ki hak ve talepleri karşılık bulmuyor.”

    “ALEVİLERE MEŞRU DİRENME HAKKI DOĞMUŞTUR”

    Avukat Mehmet Tural da AİHM kararları ve evrensel hukuk kuralları ile Alevi toplumuna meşru direnme hakkının doğduğunu belirtti. Tural, sözlerine şöyle devam etti:

    “Köklerimizi bulduğumuz inancında değilim. Diğer inançlara bir türlü şekil verilmiş, Alevilik ise değiştirilmeye çalışılmış ve katliamla yüz yüze kalmıştır. Alevilik toplumsal olarak kendini örgütlüyor. AİHM kararları olması ve uygulanmasına rağmen eylemsellik gerçekleştiremedik. Evrensel hukuk kurallarında meşru direnme hakkı doğmuştur. Bunu çok rahatlıkla kullanabiliriz. Aleviler toplu bir karar ile çocuklarımıza din dersine sokmayabiliriz. Biz kendi üzerimize düşen görevlerini yerine getirebildik? Bunu dayatmadığımız sürece bundan ileri gidemeyiz. Alevilerin 3. bir tarafa ihtiyaç duymamalı. Aleviliğin temel ilkeleri etrafında dik durmamız gerekiyor. ”

    “İNANCIMIZ İÇİN SÖYLEMDE VE EYLEMDE BİR OLMALIYIZ”

    “Bu inanca sahip isek söylemde ve eylemde bir olmalıyız” diye belirten Alevi Dernekler Federasyonu Genel Başkanı Zeynel Şahan ise “Alevi örgütlenmesine bilinçli, planlı bir çalışma ile başlamadık. Şehirleşme ile Alevi toplumu bir çok değeri yitirdi. Pir -talip-mürşid ilişkisini, musahibini yitirdi. Bu örgütlenmeler belli hatalar getirdi ama bazı şeyler başarıldı. Örgütlenme, bir araya gelme ve beraber hareket etme sorunumuz var. Bu inanca sahip isek söylemde ve eylemde bir olmalıyız” dedi.

    Son olarak söz alan ABF geçmiş dönem genel başkanı Selahattin Özel, örgütlerin inancı belirleme hakkı olmadığını söyleyerek, “Katliam geleneği olan bu devlet Alevileri boş bırakmadı. Aleviliğe don biçmeye çalışıyoruz. İnanca ve kültüre dayalı örgüt kuramadık. Kentleşen Alevilik ile cemevleri yapıldı. Bu başkanlar kendini öğretinin de başkanı zannetmeye başladı” diye konuştu.

    Oturum konukların söz alarak konuşması ile devam ediyor.

    KUŞADASI / PİRHA

    PİRHA / KUŞADASI

     

  • Av. Tural’dan Alevi yöneticilere çağrı: İçişleri Bakanlığı önünde eylem yapın

    Av. Tural’dan Alevi yöneticilere çağrı: İçişleri Bakanlığı önünde eylem yapın

    PİRHA – Av. Mehmet Tural, İstanbul’da Armutlu Cemevi’ne yapılan polis baskınına ilişkin Alevi örgütlerinin üst yönetimlerine İçişleri Bakanlığı önünde fiili demokratik eylem yapma haklarını kullanmaları çağrısında bulundu. Tural, tüm kurumlar sonuç alınıncaya kadar bu protestoları sürdürmelidir” dedi. 

    Geçtiğimiz günlerde İstanbul’da Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Sarıyer Şubesi’ne bağlı Armutlu Cemevi’ne polis baskın yaparak, eşyaları dağıtmış, üç kişiyi gözaltına almıştı. Polisin ayrıca cemevinin koridoruna işemişti.

    Av. Mehmet Tural, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda Alevi örgütlerinin yeteri kadar tepki vermediğini belirterek, Alevi örgütlerinin üst yönetimlerine çağrıda bulundu.

    Tural, İstanbul’da Armutlu cemevine polislerin ayakkabıyla girdiklerini ve polislerin cemevi duvarına terbiye ve adap dışı yazılar yazdıklarını, daha sonra amirlerinin zorlamasıyla bu yazıların üstünü boyayla kapattıklarını, hatta polislerden birinin cemevi duvarına işediğinin söylendiğini hatırlattı.

    Ayrıca iki gün önce Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün mülkiyetine geçmiş olan Süryani ve Hristiyan Vakfı mallarının kendilerine bedelsiz olarak iade edildiği yazılı ve görsel basında yazılıp gösterildiğini hatırlatarak şu önerilerde bulundu:

    • Cemevi olayıyla ilgili olarak bazı kurum yöneticilerinin yazılı basın toplantısı dışında bir girişimde bulunduklarını duymadık. Ayrıca halen Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün elinde bulunan yüzlerce Alevi dergah ve vakıf malları bulunmaktadır.
    • Alevi örgüt yönetimleri vakit kaybetmeksizin; Armutlu cemeviyle ilgili olarak İçişleri Bakanlığı önünde fiili demokratik protesto hakkını mutlaka kullanmalı ve tüm kurumlar da sonuç alınıncaya kadar bu protestoları sürdürmelidir.
    • Devletin elinde bulunan Alevilere ait malların, Alevi kurumlarına bedelsiz devri konusunda aynı demokratik hakları kullanmalı, sonuç elde edilmezse ulusal ve uluslararası tüm yasal yollar denenmelidir.

    Av. Mehmet Tural, bu eylemli davranışlar ve yasal zorlamalar olmadan cılız seslerle iki söz söylemek sorunlara çözüm getirmeyeceği gibi ilerde olabilecek daha büyük hukuksuzluk ve haksızlıkların da önüne  geçilemiyeceğini söyledi.

    Tural, Alevileri temsil ettikleri iddiasında olan kurumların bunları yapmasının temel görevi olduğunu Alevilerin beklentilerinin de bu yönde olduğunu kaydetti. 

    İSTANBUL – PİRHA

  • Emekli hakim Mehmet Tural: İktidar elinde FETÖ fırçasıyla herkese FETÖ boyası vuruyor-VİDEO

    Emekli hakim Mehmet Tural: İktidar elinde FETÖ fırçasıyla herkese FETÖ boyası vuruyor-VİDEO

    PİRHA – Türkiye’de OHAL döneminde hukukun askıya alındığını söyleyen Şahkulu Sultan Dergahı önceki başkanlarından ve emekli hakim Mehmet Tural, hak ve hukuk mücadelesinde sonuna kadar direnmek gerektiğini belirtti. Tural, iktidarın kendisi gibi düşünmeyen insanları sindirmek için eline bir FETÖ fırçası alarak herkese FETÖ boyası vurduğunu, insanların bu FETÖ boyasını çıkarmak için uğraştıklarını vurguladı. Tural, Alevilerin geleceklerinin daha çok tehlike altında olduğunu kaydetti. 

    Haberin Videosu

    Şahkulu Sultan Dergahı önceki başkanlarından ve emekli hakim Mehmet Tural, Türkiye’deki hukuk sistemini ve Alevilere yansımasını PİRHA’ya değerlendirdi.

    Şu anda Türkiye’de bir hukuk devletinden bahsetmenin olanaksız olduğuna dikkat çeken Mehmet Tural, “1980 ihtilalinde fiilen hukukun uygulayıcılarından biri olarak şunu diyebilirim ki bugünkü  hukuksuzluk ve kanunsuzluk o dönemde dahi bu kadar olmamıştı” dedi.

    “İKTİDAR ELİNDE FETÖ FIRÇASIYLA İNSANLARA FETÖ BOYASI VURUYOR”

    Türkiye’de suçlu ile suçsuzun aynı potada yargılandığını söyleyen Mehmet Tural, iktidarın kendisi gibi düşünmeyen insanları sindirmek için eline bir FETÖ fırçası alarak herkese FETÖ boyası vurduğunu, insanların bu FETÖ boyasını çıkarmak için uğraştıklarını vurguladı.

    Bu hukuksuzluk nizamının böyle yürüyemeyeceğini düşündüğünü ifade eden Mehmet Tural, önünde sonunda insanların bu hukuksuzluğa karşı toplumsal anlamda bir başkaldırıda bulunacaklarını dolayısıyla bu hukuksuzluğun bir an evvel sonuçlandırılması gerektiğini vurguladı.

    “OHAL DÖNEMİNDE ÇIKARILAN KARARNAMELER ANCAK OHAL İLE İLGİLİ OLMALI”

    Konuşmasında OHAL uygulamalarına değinen Emekli Hakim Mehmet Tural, OHAL uygulamalarının tamamen hukuk dışı olduğunu belirterek şunları ifade etti:

    “Anayasa Mahkemesi bu hukuksuzlukları, OHAL döneminde çıkarılan KHK ve yasaları inceleme yetkisinin olmadığını söylüyor. Oysa Anayasa Mahkemesi’nin daha evvel vermiş olduğu iki tane içtihat kararı var. Bu içtihat kararlarına göre OHAL döneminde çıkarılan kararnameler ancak OHAL durumuyla ilgili kararnameler olabilir. Oysa bugün araba lastiğinin değiştirilmesinden tutun da kişilerin özlük haklarının ellerinden alınması, ikramiyelerinin ellerinden alınması, emekli maaşlarından yoksun bırakmaya varıncaya kadar bir sürü hukuksuz ve kanunsuz işlem yapılmaktadır.”

    “PARLAMENTO DEVRE DIŞI BIRAKILMIŞTIR”

    Özet olarak Türkiye’de şu anda kanundan ve hukuktan bahsetmenin mümkün olmadığını, her şeyin bir kişinin iki dudağı arasından çıkan söze bağlı olduğunu belirten Tural, “Kanun da odur, kanun hükmündeki kararname de odur, parlamento devre dışı bırakılmıştır. Bu nedende hukukun işlemesi mümkün değildir.” dedi.

    “ALEVİLERİN GELECEKLERİ DAHA ÇOK TEHLİKE ALTINDA” 

    Aleviler açısından hukuk uygulamalarının çok daha vahim olduğunu ifade eden Mehmet Tural, Alevi örgütlerinin KHK’lerle çıkarılan kurallar nedeniyle korkularından bir ses çıkaramadıklarını, bu nedenle Alevilerin geleceklerinin daha çok tehlike altında olduğunu vurguladı. Bu ülkenin aydınlık kesimini oluşturan Alevilerin gerekli eylemlilikleri yapamamış olmalarının hem Türkiye için hem de kendileri için kayıp olduğunu söyleyen Mehmet Tural, korkunun ecele faydası olmadığını, hak ve hukuk mücadelesinde sonuna kadar direnmek gerektiğini vurguladı. (HABER MERKEZİ)

     

  • Alevi Pirleri ve aydınlarından Hacıbektaş’ta ‘Alevi yol ve erkan’ bildirisi – Video

    Alevi Pirleri ve aydınlarından Hacıbektaş’ta ‘Alevi yol ve erkan’ bildirisi – Video

     PİRHA -Her yıl olduğu gibi bu yıl da Aleviler Sivas ve Çorum anmalarından sonra Hacıbektaş’a gitti. Burada bulunan Garip Dede Cemevinde gerçekleşen toplantıda altında birçok dede ve aydının imzasının bulunduğu Alevi yolu ve Erkanı üzerine hazırlanan geniş kapsamlı bir bildiri okundu. Alevilik yaşayan bir inançtır, Alevilik semavi dinlerden farklıdır, Alevilik tek bir millete ait değildir, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı ekolojik yaşamı önemser ve savunur, Barış talebimiz inancımız gereğidir gibi başlıkların olduğu bildiri metnini Araştırmacı/Yazar Abbas Tan okudu.

    Haberin Videosu

    Toplantı Mehmet Tural Dede’nin verdiği gulbang ile başladı.

    Açıklama öncesi divan başkanı Hatice Çevik kısa bir konuşma yaptı. Alevi yolu ve Erkanı üzerine bir çalışma yürüttüklerini ve 6 çalıştay sonrası burada sonucu paylaştıklarını belirten Çevik “Bu sunum cümle cana yazılmış. Tüm canlara ışık olsun” dedi.

    Açıklamaya İnanç Kurulu Başkanları ve üyeleri, ABF Genel Başkanı Muhittin Yıldız, AKD Genel Başkanı Doğan Demir, Britanya Alevi Federasyonu Başkanı İsrafil Erbil, Avrupa Alevi Federasyonu Başkanı Hüseyin Mat, Avusturya Alevi Federasyonu Başkanı Erdal Kılıçkaya, HDP MYK üyesi Çilem Küçükkeleş ve çok sayıda kurum temsilcisi katıldı.

    Abbas Tan, Ali Köylüce, Ali İnan, Aysel Kılavuz, Bekir Özgür, Bese Aslan, Cemal Şahin, Efe Engin, Erdoğan Sevim, Esat Korkmaz, Gani Pekşen, Hamza Takmaz, Hasan Kılavuz, Hasan Harmancı, Hatice Çevik, Haydar Arkovan, Haydar Selçuk, Hıdır Çam, Hüseyin Gazi Metin, Hüseyin Serdar Tanal, Mehmet Turan, Mehmet Tural, Nurettin Aksoy, Piri Er, Seval Şahin, Sevim Savunmaz, Süleyman Zaman, Süleyman Deprem, Tacım Taşdan, Yaşar Yılmaz, Yüksel Özdemir ve Zihni Çabuk’un altında imzasının bulunduğu bildiyi Araştırmacı/Yazar Abbas Tan okudu.

    Metnin tamamını olduğu gibi yayınlıyoruz.

    Değerli Canlar,

    Davetimizi kabul edip gelen tüm canlara aşkı niyaz olsun. Çağrımıza karşılık ses verenlere aşkı niyaz olsun..

    Alevilere yıllardır yapılan baskı ve yok etme politikaları karşısında suskun kalmanın, suç ortağı sayılacağı düşüncesi ile duyarlılık gösterme ihtiyacımız doğmuştur. Bu nedenle Alevilerin günümüzde yaşadığı ve gittikçe derinleşen sıkıntılara kayıtsız kalmayı reddeden pirler(ana-dede), araştırmacı, yazar, sanatçı ve aydınlar olarak bir araya geldik. Statü ve unvanlarımızdan bağımsız Alevi-Kızılbaş-Bektaşiler olarak ‘gönül kalsın yol kalmasın şiarıyla bir çalışma yürüttük. Birçok nedene bağlı olan asimilasyonun kaygı verici bir noktaya gelmesine ve sonucunda Alevilerin hızla özlerinden uzaklaşıyor olmasına dikkat çekmek ve özüne bağlanmaları için çözüm önerileri üzerine tartışmaların yapıldığı ve 3 yıla yakın bir zaman alan çalıştaylar gerçekleştirdik.

    Yüzyıllardır asimile edilmeye çalışılan, kadim ve özgün bir inanç olan Alevilik (“inanç, yol ve erkân”ı), son dönemlerde sadece dışarıdan değil, içeriden de başlatılan asimilasyon politikaları ile var olduğundan bu yana en tehlikeli süreci yaşamaktadır.

    Alevilik inancının; önce içini boşaltmaya, sonra başka bir inancın içinde eritip yok etmeye yönelik bu sinsi planın her gün biraz daha acımasızca hayata geçirildiğini ve bunun sonucu olarak da Alevilere her türlü baskı-zülüm -ayırımcılık yapıldığını görüp sessiz kalmak, suça ortak olmaktır.

    Bu nedenle dünden bugüne, gelmiş geçmiş tüm Analarımızın, Pirlerimizin, Ulu ozanlarımızın, Doğudan batıya tüm ocaklarımızın manevi ikliminde yaptığımız çalıştaylar sonucunda, mevcut büyük tehlike karşısında, susmak-seyretmek-kabullenmek yerine; haykırmak-direnmek-mücadele etmek yolunu seçiyoruz.

    Takiye yapmanın değil, gerçeği haykırmanın zamanı gelmiştir.

    Üç yılı aşkın bir sürede yürüttüğümüz tartışmalar sonucunda vardığımız sonuçları ve acil uygulanması gereken çözüm önerilerimizi tüm canlara sunuyoruz.

    ALEVİLİK YAŞAYAN BİR İNANÇTIR!

    Alevilik bir din değil inançtır, yaşam biçimidir.

    Bu yaşama biçimi Zahirde sır Batında ayandır. Ulu ozanlarımızdan geçmişten bugüne aktarılan nefes ve deyişlere bakıldığında  birlemenin nasıl olduğu açıkça görülmektedir.

    Alevilik Hakk ve hakikat yoludur.

    Aleviliğin inançsal, toplumsal ve kültürel boyutu vardır.

    Doğanın dilini çözen ve insan yaşamını bu bütünün içinde ele alan felsefeye sahip bir inançtır.

    Alevilik: Hak-Evren-İnsan birliğini, varlığın birliği temelinde bir bütün olarak gören, toplumsal yaşamı insan hakkı, eşitlik ve etno-kültürel çeşitlilik içinde birlik temelinde düzenleyen; tarihini, kültürel ve inançsal varlığını insanlık tarihi ve kadim uygarlıklardan alan, ekolojik sistemin sürdürülmesini öncelikli gören bir ekonomik ve felsefi düşüncesi ırklar üstü  nitelikli evrensel bir yaşama biçimidir.

    Bu nedenle Alevilik binlerce yıldır var olarak bugüne gelmiştir. Alevilik ve Aleviler geçmişten günümüze kadar semavi (ibrahimi) dinlerle etkileşim içerisinde olmuştur. Birçok din ve inançla yolu kesişmesine rağmen özünü korumuştur. Özellikle incelendiğinde birçok dine de katkı sağlamıştır.

    ALEVİLİK, SEMAVİ ( İBRAHİMİ ) DİNLERDEN FARKLIDIR!

    Semavi (İbrahimi) dinler olarak bilinen; Musevilik, Hıristiyanlık ve İslamiyet ile Aleviliğin temel kabulleri tamamen farklıdır.

    Semavi (İbrahimi) dinlerin 4 temel kitabına baktığımızda vahiye dayalıdır peygamberler aracılığı ile toplum üzerinde kendini buna göre tamamlar. Semavi (İbrahimi) dinlerin şartları ve cezaları vardır.

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi yaşam felsefesine, öğretilerine baktığımızda insana, akla ve doğaya dayalı olduğunu görüyoruz. Kamil insanı kendi içinde çıkaran bir inançtır. Okunulacak kitap olarak insanı görmüştür. Bu saz ve deyişlerle gelecek kuşaklara sözlü olarak aktarılmıştır. Alevi inancında insanı fiziki ve manevi anlamda yok edici, aşağılayıcı ve korkuya dayalı cezalar yoktur. Düşkünlük olduğunda toplumdan uzaklaştırılır ancak can’ın tekrar topluma geri kazanılması esastır.

    Tanrı, Evren ve İnsan tasarımı diğer inançlardan tamamen farklıdır. Bir varoluş felsefesi ile olayları değerlendirir.

    İSLAM ALEVİLİĞİN İÇİNE GİRMİŞTİR!

    Özellikle tarihsel süreçte Aleviliğin İslamiyet’le ilişkisi yoğun olarak gözlenmiştir. Aleviliğin İslam’la karşılaşması ile Alevi inancı ve Aleviler İslamlaştırılmaya çalışılmıştır. İslam’ın cihad, korku ile dayatmacı, yayılmacı politikası Aleviler için geçmişte de bugün de tehdit niteliğindedir. İslami unsurlar bugün Aleviliğin içine girmiş ve özünden uzaklaşmasına neden olmuştur. Bu değişim ve dönüşüm geçmişte korku vb. nedenlerle takiye olsa da bugün artık Alevliği kendi özünden uzaklaştırarak yok etme noktasına getirmiştir. İslami asimilasyon politikalarının bir ürünüdür. Bu İslami yayma süreciyle başlamış kimi zaman zorlama ve katliamlarla devam etmiştir. Aleviliğin tasavvuf üzerinden İslamiyet’e bağlanması bir zorlamadır. Bu zorlama bugün artarak devam etmektedir.

    Alevi inancını yok etmek için birçok söylence ve mit yaratılmıştır. Bu asimilasyon sadece devlet eliyle değil kimi Alevi dedeleri tarafından da yapılmaktadır. Alevilik İslam içinde gösterilerek dinsel bir unsur yaratılmaya çalışılmaktadır.

    ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCI

    Alevilik Hak ve Hakikat Yoludur.

    Bütün yönleri ile Aleviliğin (Yol ve Erkân’ı, felsefesi, kültürü, geleneği / yaşama biçimi, ile) kendine özgü temel ilkeleri ve kuralları vardır.

    Aleviliğin Tanrı tasarımı, Evren Tasarımı, İnsan tasarımı tamamen kendine özgüdür ve semavi dinlerden tamamen farklıdır.

    Evrendeki her şeyin (inançlar dahil) kemale ermesi için; değişimini, ilerleyişini, döngüsünü kabul eder. Aklidir, doğmayı ret eder.

    Alevilikte Devriye inancı vardır. Yani Ahiret (Cennet-Cehennem) olgusunu kabul etmez. Ölüm yoktur don değiştirme, devr-i daim vardır.

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancının temelinde; Cem, Semah, Bağlama, İkrar, Sorgu-Görgü, Musahiplik, Talip-Rehber(Rayber)-Pir-Mürşit ilişkisini belirleyen Erkân’lar vardır. Bağlama, semah ve deyişlerle erkanlar yapılır.

    4 kapı 40 makamdan geçip Kamil insan olmayı ve Rıza Şehrini kurmayı hedefler.

    Alevilikteki inanç ritüelleri, oruç günleri ve sayıları, toplantı mekânları ve adları, Kutsal kabul edilen mekân ve yerleri (ziyaret, türbe, dergâh, ocak vs) kendine hastır.

    Alevilikte kadın ve erkek eşittir, her insan bir CANdır.

    Cem, Semah, Bağlama, Musahiplik, Talip-Rehber(Rayber)-Pir-Mürşid ilişkileri, Hızır Kültü, 4 Kapı 40 Makam, Rıza Şehri, Kamil İnsan anlayışı gibi değerlere sahiptir.

    ‘’Dört Kapı Kırk Makamı’’n anlaşılır, öğretilebilinir ve yaşama taşınabilir olması konusunda Dergah ve Ocaklarımızda çalışma yapılarak, öncelikle Şeriat kapısındaki anlayışın yaşama taşınabilir bir şekilde anlatılması ve uygulanması sağlanmalıdır.

    Kadimden gelen ve kadim uygarlıklardan beslenerek yolculuğuna devam eden Aleviliği kendisinin dışında herhangi bir inancın ya da dinin şemsiyesi altına koyma çabaları, Aleviliğin asimilasyonuna ve yok edilme çabalarına hizmet eder. Bu kabul edilemez. Alevilik diğer din ve inançlarla çatışmadan yol öğretisi ile bugüne kadar var olmuştur, sonsuza kadar da var olacaktır.

    İnancımızın adı; Alevilik-Kızılbaşlık-Bektaşiliktir. Yaşadığımız topraklarda adımız; Alevi, Kızılbaş, Işık insanı, Ehli Hak, Şabak, Kakai, Yaresan, Aliilahi, Arap Alevisi, Torlak, Kalenderi, Haydari, Abdal, Tahtacı, Çepni, Bektaşi, Çelebi olarak anılmaktadır. İbadet yerimiz; Cemevidir. İbadetimiz şeklimiz; Cem ve Semahtır. Yaşam felsefemiz; cümle cana muhabbet, saygı ve sevgidir.

    ALEVİLİK TEK BİR MİLLETE AİT DEĞİLDİR!

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı Anadolu ve Mezopotamya kaynaklı olup Balkanlardan, Hindistan’a, Ortadoğu’da ve Alevilerin göç-göçertme sonucu gittiği dünyanın her yerinde hala yaşamaktadır. Hak Yolu olan Aleviliğin yürütülmesinde tarihi ve coğrafyanın özelliklerinden kaynaklı ritüeller farklılık gösterebilmektedir. Alevilikte yol bir, sürek bin birdir, bu nedenle Alevilik yüzyıllardır vardır. Alevilik 72 millete aynı nazarda bakmaktadır. Alevilik her türlü milliyetçiliği reddeder.  Hiç bir inancın ulus kimliği yoktur. Kadim inanç tek millete özgü değildir, Milli bir dili yoktur. Her halk Erkanlarını kendi anadilinde yapmaktadır ve yapmalıdır. Ortak dilimiz Alevi dilidir. Alevilik Osmanlı’da ittihat ve terakki ile başlayan ve cumhuriyet dönemi ile devam eden milliyetçi bir kimlikle anılmaya çalışılmıştır. Halklar ve inançlar arasında bir çatışma yaratılmak istenmiştir.

    Alevilik; Halkların birlikte yaşamasını esas alır, hiç birinin inancını, dinini ve dilini reddetmez. Diğer halklara ve inançlara baskı, dayatma uygulamaz. Bulunduğu coğrafyada halkların var olma ve yaşama hakkını tanır, birbirlerine üstün olarak görmez eşitliğini savunur.

    Uluslar arası düşünce ve etki kuruluşları ile iktidardaki hükümetlerin çok yönlü çalışmaları sonucunda Aleviler aleyhine oyunlar oynanmakta, bizler için karanlık projeler üretilerek yaşama geçirilmeye çalışılmaktadır. Aleviler tüm bu etki ve belirleyiciliğin yarattığı oyunların farkındadır.

    Alevilerin örgütlü kurum ve kuruluşlarının yanı sıra ülkenin tüm sisteme karşı muhalifleri bu karanlık oyunlar karşısında direniş ve dayanışma içerisinde olmalıdırlar.

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancı sadece ütopik bir dünya tezahürü ile hareket etmeyip dün olduğu gibi bugün de var olan hayatın sorunları ve çözüm yolları konusunda mücadele ederek kendini tarih sahnesinde göstermiştir. Bundan kaynaklı olarak coğrafyamızda dayatılan tek tipçi anlayışlara karşı bütün ezilenlerle ortak hareket etmeyi hedefleyerek hangi din, dil, etnik kimlik ve inanca sahip olursa olsun ayrım yapmadan, ötekileştirmeden, ezilenlerle ortak zeminde buluşarak, kendi ilkelerinden ödün vermeden dayanışma içerisinde yer alır.

    ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCI EKOLOJİK YAŞAMI ÖNEMSER VE SAVUNUR!

    Aleviler; dünyamızda yaşanan sağlık, çevre ve doğa sorunları konusunda Alevi öğretisinin sunduğu yaşama biçimine hızla adapte olmalıdır. Dünyamızın yaşanabilir olması için Alevi inancının öngördüğü biçimde insana, doğaya, bütün tabiat varlıklarına sahip çıkmak, koruyup kollamak inanç ve öğretimizin gereğidir.  Aleviler bu düşünceyi savunan, eylem ve söylemlerinde sahiplenen her kesimle dayanışma ve ittifak içinde olmalıdır. Biz Aleviler bu düşünceyi ibadetimizin bir parçası olarak kabul ederiz.

    Baraj ve Hes projeleri inancımızca kutsal kabul edilen ziyaret yerlerini ve yaşam alanlarını yok etmektedir. Bu ziyaret yerlerimizin yok edilmesine ve kıyımına karşı birlikte ses çıkartmalı ve dayanışma içinde olmalıyız. İnanç alanlarımızı sahiplenmek yolumuzun devamlılığı için önemlidir.

    HIZIR

    Hızır’la ilgili Cem ve ritüeller, doğayı ve insanı birbirinden ayırmadan güçlendiren ve insanlık için bereket yaratan düşüncemizdir. Hızır; hayat takvimimizde canlılığı başlatan, yoksulların carına yetişen ve “her an her yerde hazır ve nazır” olan yoldaşımızdır. Aleviler Tanrı misyonunu Hızır’a yüklemişlerdir.

    Hızır’la ilgili erkân ve uygulamalara dikkat çekilmesi, geliştirilmesi, hatırlanması ve yabancı inanç unsurlarından ayıklanması için çaba gösterilmelidir.

    RIZALIK

    Rıza Şehri, Alevilere göre toplumsal eşitliğin, barışın, kardeşliğin ortak üretim ve bölüşümün öne çıktığı bir dünya tasarımıdır.  Rıza Şehri ütopyamızın anlaşılması ve insanlığa örnek rol model olarak sunulması için çaba harcanmalıdır.

    Rızalık düşüncemizin, gelenek, ritüel, felsefe ve ahlaki değerlerimizin başta çocuklarımız ve gençlerimiz olmak üzere tüm canların eğitimi ve yetiştirilmesi amacıyla anlatılması ve canlandırılması için projeler hazırlanmalıdır.

    ALEVİLİK HAK VE HAKİKAT YOLUDUR VE YOLUN NASIL YÜRÜTÜLECEĞİ ERKÂNLARLA BELİRLENMİŞTİR.

    Yol ve Erkân, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının belirleyicisidir.

    Alevi inancı her zaman çağdaş ve kendini yenileyen bir inançtır, devamlılığı esastır. Günümüze kadar da bu şekilde devam etmiştir.

    Erkânname bir anlamda Alevi-Kızılbaş-Bektaşiler’in anayasasıdır.

    Doğumdan Hakka yürüyene kadar bir canın içinde bulunduğu toplum düzenini sağlayan Erkânlar, yol yürütücüsü pirlerin (ana-dede) ve taliplerin rehberi niteliğindedir.

    Bugüne kadar sözlü gelenek şeklinde uygulana gelmiştir, aktarımı da bu şekilde yapılmıştır. Bu nedenle Erkânname çağın gereksinimlerine göre yeniden düzenlenmeli, güncellenmelidir. Geçmişteki bazı ritüelleri bugün artık yürütmek mümkün değildir. Bazı Pirlerin kendini güncelleyememesi ve asimile edilmeleri nedeni ile Erkân konusunda farklılıklar yaşanmaktadır. Ayrıca İslami içerikli Erkânname Alevi inancında karşılık bulamaz, bulmamalıdır. Alevilik, evreni varoluşsal yapısı ve işleyiş düzeniyle toplumsal bir yaşam biçimi olarak kavratan inanç, öğreti ve ritüeller bütünüdür.

    Bugüne kadar yapılan; H.B.V.A.K.Vakfı, Hünkar Vakfı, ABF(Türkiye), AABF(Avrupa) ve Bağımsız Erkânname çalışmalarının olduğunu biliyor, bu Erkânnameleri önemsiyor ve değerli buluyoruz.

    Yürütülen tartışmalar sonucunda Alevi toplumunun elinde bulunan ve Alevilerin inancına ve yaşama tarzlarına yön veren “Erkânname”lerin, yaşadığımız zaman diliminin ihtiyaçlarını karşılamakta ve sorunlarını çözmekte bazılarının eksik kaldığı ve ya yetersiz olduğu görülmüştür. Bu tespitin gereği olarak; Erkânname’lerin ‘derlenmesi ve güncellenmesi’ ile ilgili çalışma ve yöntemlerinin belirlenmesi uygun görülmüştür.

    Erkânnamenin; Alevi inancına, felsefesine uygun ve Alevi dili esas alınarak güncellenmesi zorunlu bir ihtiyaçtır. Musahiplik, Kirvelik, Cem, Gulbanglar, Doğum ve Ad verilmesi, Evlenme, Görgü, Hakka yürüme vb konularda çağa uygun Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancıyla çelişmeyecek düzenlemeler gerekmektedir. Alevi inancının insana, doğaya, dünyaya bakışı ve sevgi anlayışı belirleyici olmalıdır.

    Erkânnameler; Pirler (ana-dede) ve Alevi araştırmacıları, aydınları, kuruluşlarından oluşacak komisyon ile bir araya gelerek ortak bir şekilde yeniden hazırlanmalıdır. Bu konuda çalışma yapan ve yapmak isteyen kurum ve komisyonlar var ise bunlar ile de temas kurularak çalışmaların ortaklaştırılması kararı alınmıştır.

    ERKÂNLARIN DİLİ ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ FELSEFESİNE UYGUN OLMALIDIR!

    Erkânların dili kesinlikle ALEVİCE olmalıdır. Erkânların Alevi dili, terminolojisi ve felsefesi temelinde aslına uygun olarak asimilasyonun etkilerinden arındırılarak yeniden yapılandırılması gerekliliği vardır.

    Bu çalışma toplumumuzda karşılığını bulacaktır. Gülbanglarda; Bismişah, Gerçeğe Hü, Gerçeğin Demine Hü terimlerinin başlangıç ve bitimde kullanılmasına özen gösterilmelidir.

    Alevi topluluklarının etnik farklılığı gözetilerek Hakk’a Yürüme Erkânı başta olmak üzere, Erkânların Alevi diline sadık kalarak farklı dil ve lehçelerde yazılması desteklenmelidir.

    KİRVELİK ERKÂNI

    Kirvelik, Alevilerin kutsallık yükledikleri en büyük sosyal kurumdur. Bu kurumun özü sulandırılmadan korunmalı ve yaşatılmalıdır. Toplum bireylerinin aralarındaki sevgi ve dayanışma bağı ikrar ile pekiştirilmeli, tıpkı yüzyıllardan beri geldiği özüne uygun korunmalıdır.

    Ancak sosyal bir kurum olarak sünnete bağlı bir İkrar erkânı olarak Kirveliğin özendirilmesi ve uygulanır olması sağlanmalıdır.

    NİKÂH ERKANI

    Nikâh Erkânı Alevi diline uygun bir şekilde gerçekleştirilmeli ikrar, rızalık olmalıdır.

    MUSAHİPLİK ERKÂNI

    Musahiplik, Alevi-Kızılbaş-Bektaşi edep-erkânının vazgeçilmez kurumudur. Alevilik inancı gereği canlar arasında öğretimize uygun yaşamı düzenleyen, toplumda barış, maddi ve manevi dayanışma, sevgi ve rızalık ilişkilerini denetleyerek farklı inanç ve modern yapılar karşısında özgünlüğümüzü sağlar. Bu nedenle Musahipliğin özendirilmesi, bu amaçla Cemlerde buna özen gösterilmesi, duyarlılığın arttırılması için çaba harcanması gerekmektedir.

    Musahiplik uygulamalarının günümüz gerçeği göz önüne alınarak, çiftler üzerinden yürütülmesi yanında, tek tek canların karşılıklı rızalıklarıyla Musahip olmaları yükümlülüğünün desteklenmelidir.

    Musahiplik kurumunun çağımızın toplumsal yapılanması içinde yaşatılmasını sağlayabilmek için, bu kurumun ‘yol kardeşliği’ temelinde geliştirilmesi, farklı inanç, etnik yapı ve kültürlerin bir arada yaşamasına katkı sağlaması özendirilmelidir. Alevi yaşamının önemli kurumsal geçişi olan “ikrar alma” ve “yol kardeşliği” geleneklerinin özendirilmeli, topluluğumuz bu konuda bilgilendirilmelidir.

    HAKK’A YÜRÜME ERKÂNI

    Bu konuda yapılan çalışmaların, diğer inançların etki alanından kurtarılarak Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının özgünlüğüne ve diline yaraşır nitelikte birleştirilmesi, geliştirilip ortaklaştırılması için çaba harcanması ve erkân uygulamalarının hayat bulması gerekmektedir.

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancında ölüm yoktur Hakk’a Yürüme vardır. Gömmek yoktur toprakla sırlamak vardır.

    Hakk’a Yürüme Erkânında öncelikle yıkama ve ritüel işlemlerine katılanlara hijyen ve bulaşıcı hastalıklar konusunda tıbbi bilgi ve destek sağlanmalıdır.

    Alevi Hakk’a Yürüme Erkânlarında yer almayan ve toplumumuzu yaşam tarzından uzaklaştıran erkân sırasında ve mezarlıkta ifade edilen dualar ve gulbanglar Alevi inanç ve ibadetin özüne uygun olmalı, konuşulan dil herkesçe anlaşılmalıdır.

    Alevi geleneklerinin bölgesel uygulamalarına bağlı olarak Hakk’a Yürüme Erkânlarında bağlama eşliğinde duruma uygun nefes, mersiye ve duazlar okunması konusunda, ailelerin de rızası alınarak, öncü olmak konusunda uygulamaların yaygınlaştırılması sağlanmalıdır.

    Yine bölgesel uygulamalar da dikkate alınarak, Hakk’a Yürüyen can’ın tabutla taşınmasına, tabutun başının batıya gelmesine, tabutla sırlanmasına, tabutlar üzerinde yer alacak örtülerde Yol’a uygun olmayan yazı ve simgelere fırsat verilmemelidir.  Bu amaçla hazırlanacak olan örtülerin üzerine Yol ulularımızın nefes, hikmet ve duruma uygun sözlerine yer verilmelidir. Bu halde sırlanmasına ya da döşek, sevdiği giysilerle uğurlanmasına özen gösterilmesine ve sırlama sırasında bölgesel uygulamalara bağlı olarak mezarlarda baş bölümlerinin kapatılması sırasında tahta ile kapatılmasına özen gösterilmelidir.

    Kapalı alanlarda Hakk’a Yürüme Erkânı düzenlenmesi sırasında erkân gereği çerağ/delil uyandırılmasına, açık alanda erkân yapılması sırasında koşula bağlı olarak çerağ uyandırılması uygulamasına sadık kalınmasına dikkat edilmeli, koşulun uygun olmaması durumunda zorlamaya gidilmemelidir.

    Türkiye’de uygulama sorunları yaşanması nedeniyle, dileyen canlarımızın bulundukları ülkelerde cesetlerinin yakılmasını isteyebilmesinin önü açılmalıdır.

    ORGAN BAĞIŞI TEŞVİK EDİLMELİDİR !

    Hakk’a Yürüyen Can’ın yaşarken organ bağışında bulunabilmesi, vasiyette bulunamaması durumunda ailesi tarafından organ bağışının gerçekleştirilmesi önemsenmelidir. Hakka yürüdükten sonra sırlama ile toprağa, havaya, suya karışmak nedir bilimsel olarak anlatılmalıdır. Canların yaşarken edindikleri bu bilinç organ bağışının önemsenmesini sağlayacaktır.

    ALEVİ-KIZILBAŞ-BEKTAŞİ İNANCINDA MEZAR

    Alevi mezar geleneğinin geçmişte olduğu gibi Alevi kültür ve inançlarını yansıtan ortak simge ve tasarımlarla yapılmasının özendirilmelidir.

    Aleviliğin varlık alanına karşıt olan ve felsefemizle zıt bir anlam içeren mezar taşlarına Fatiha sözü yerine Alevi Ulularının beyitleri ve dörtlükleri deyişleri yazılmalıdır.

    Mezar taşlarında ayak taşı ve baş taşına ayrı ayrı uygulamaya gidilmelidir. Ayak taşına genellikle servi ağacı (Can’ın Hakk’a kavuştuğunu simgeler) kabartması yapılmasına: Gerek görülmesi durumunda, uygun düşen bir şiir dörtlüğü veya hikmet anlamlı sözlere yer verilmesi; geleneklerimizde simge konumunda olan güneş, ay, yıldız, şamdan, nilüfer, lotus çiçeği, lale, çeşitli bitki dal ve yaprakları (akantus vb), buket çiçekler, kandil, açılmış gül (özellikle kadın mezar taşlarında), aslan, sarmaşık hayat ağacı, asa, kozmik diyagram, ibrik, kaz ayağı (Tahtacı, Çepni vb.), asma, üzüm salkımı, teslim taşı, çeşitli taçlar (Bektaşi mezar taşlarında), bağlama simgelerine yer verilmesi; yapılacak lahitlerde de benzer bezeme, işleme ve kabartmalara yer verilmesi, Taşlarda Hakk’a Yürüyen can’ın, doğum-ölüm tarihlerine, mesleğine, hayat gayesine, mizacına vs. yer verilmesi, mezar taşlarının çoğunlukla nefeslerle bezenmiş bir kitabe tarzında hazırlanması,  öte yandan bu tür simgesel ya da nesnel süslemelerin çağımıza göre yenilenebilme özelliği göz önüne alınarak genişletilmesi uygun olacaktır. Koşulları uygun olan ülke ve bölgelerde ALEVİ MEZARLIĞI oluşturulması teşvik edilmelidir.

    CEM ERKÂNI

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancının temelinde Cem olmak vardır. Canların bir araya gelmesi ile yapılan cemler, erkanların uygulanması olmakla beraber eğitim öğretimin gerçekleştiği ve inancın yaşatılmasında en önemli erkandır. Cem Erkanı kullanılan dil, uygulamalarda Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inanç ve yaşam felsefesine göre gerçekleştirilmelidir. İslami dua vb ritüeller uygulamamalıdır. Cemi yürüten Pir ve Analar uygulamalar hakkında açıklayıcı bilgiler vererek canların bilinçlenmesini sağlamalıdır. Yürütülen hizmetlerde rızalık esasına uygun davranılmalıdır. Cemde ve Cemevlerinde hizmet yürütenlere rehberlik hizmeti sağlanmalıdır.

    CEM EVLERİ NASIL OLMALIDIR ?

    Alevilerin Ocak ve Dergah, (Tekke, Zaviye, Hangah), Cemevi, modern dernek ve vakıfları kendilerini yenileyememeleri nedeniyle Alevilerin inançsal ve sosyal ihtiyacını karşılamaktan ne yazık ki uzaklaşmıştır. Bu nedenle ihtiyaç ve beklentilerimiz doğrultusunda yeniden yapılanarak  Alevice özgünlüğünden taviz vermeden günün koşullarına uygun hale getirilmelidirler. Aynı zamanda Ocak, Dergah, Dernek ve Vakıflarımızda hizmet yürüten canlarımızın kişisel beklenti, kariyer, statü kaygılarını bir kenara bırakarak Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancımızın özünü İslami dil ifade ve uygulamalardan korkusuzca arındırılmış, ilkeli bir şekilde savunmalı ve yaşatmalıdır.

    Dergâh, hangâh, tekke, cemevi, ziyaretgâh, kültür merkezi, dernek ve vakıflarımızda Alevi felsefesine uygun kitap, doküman, sancak, simge, hikmet ve söylemler dışında bulunan görsel ya da yazılı herhangi bir simge ve bilgiye yer verilmemesi için çaba harcanmalıdır.

    Bağımsız Cemevlerimizin yerel geleneklerin uygulanması konusunda özgünlük ve hassasiyet içinde olmalarının özendirilmesine ve desteklenmesine ancak, örgütlü Alevi dernek ya da vakıflarına bağlanmaları konusunda çaba gösterilmelidir.

    Cemevi mimari ve tasarımları açısından gözden geçirilerek Alevi geleneklerine uygun sanatsal ve simgesel düzenlenmesine destek olunmalıdır. Cami tarzı cemevi yapılmasının önüne geçilmelidir.

    Hiçbir semavi dinin ibadet yeri ile birlikte tasarlanıp inşa edilmemelidir.

    Cemevlerinin resmi olarak tanınması için; Anayasa ve uluslararası sözleşmelerden kaynaklı elde edilen hakların ihlalinin devam ettirilmesi nedeniyle Demokratik mücadelenin daha ileri bir noktaya taşınması gerekmektedir.

    ÂŞIKLIK,  ZAKİRLİK ve SÖZLÜ GELENEK

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi edebiyatının yarattığı düşünce ve sanatlar üzerinde durulması, farklı dil, yöresel lehçeler ve kültürler temelinde âşıklık ve ozanlık geleneklerinin sürdürülmesi, tarihsel boyutuyla ele alınarak kayıt altına alınması sağlanmalıdır.

    Zakirlik hizmetinin cemlerimizdeki yerinin ve öneminin güçlendirilerek, ihtiyacımız olan zakir yetiştirme programlarının projelendirilmesi teşvik edilmelidir.

    Zakirlik hizmetinin icrasına yönelik çalışmalar yapılmasına, bu yönde gelişmeye açık canlarımızın dernek, vakıf ve Yol ehillerine yönlendirilmesi ve desteklenmesine özen gösterilmelidir.

    Sözlü gelenek unsurlarının somut olmayan kültürel unsurlar çerçevesinde derlenmesi amacıyla tüm dernek, vakıf ve uluslararası projelerle acil olarak desteklenmeli, bu yönlü dernek ya da vakıf çalışmalarına destek verilmelidir.

    ALEVİLİK VE GENÇLİK

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancında insan hangi yaşta ve cinsiyette olursa olsun candır. İnancımızın ve varlık mücadelemizin sürdürülebilmesi için çocuklara ve gençlere özen gösterilmelidir. İnancımızı ve yaşam felsefemizi öğrenebilmeleri için dernek ve kurumlarımızda, çocuklara ve gençlere yönelik eğitim ve öğretim programları yapılmalı, özendirici projelerle desteklenmelidir. Özellikle gençlerin dernek ve kurumlarda temsiliyetine olanak verilmeli çalışmalara aktif olarak katılmaları sağlanmalıdır.

    ALEVİLİK VE KADIN

    Alevilikte kadının konumu kentleşme ile birlikte farklı inançların baskısı, inançsal etkisi altında kalmaya başlamıştır.  Erkek egemen yaşamın bu dinsel ilişki ve yaptırımlarla birlikte Alevi yaşamına da taşınmıştır.  Alevi yaşam biçimine uymayan bu toplumsal konumundan kaynaklı sorunların aşılabilmesi, Alevice hayata katılımı konusundaki çalışmaların cinsiyet ayrımı olmaksızın ancak kadınlar açısından pozitif ayrımcılık gözetilerek çalışmalar yapılması sağlanmalıdır. Alevi kadınının Ocaklardaki ve erkân hizmetlerindeki konumunun cinsiyet ayrımcılığına son verilerek,  Ocaklardaki Pir Ana/Dede statüsünün bir ve eşit olduğu, hizmetlerde cinsiyetlere göre hizmet düzenlenmesinin yapılamayacağına önemle dikkat çekilmelidir.

    Alevi inancının yürütüldüğü Cemevleri, kurumlar ve çeşitli alanlarda erkek dili ve hakimiyetinin cinsiyetçi, erkek egemen bir dilden eşitlikçi bir sınıra çekilerek kadınlarla hayatın her alanında öğretisel ilkeler gözetilerek Aleviliğin “Can” düsturuna uyulmalıdır.

    ALEVİ ÖRGÜTLERİNİN KONUMU ve YÖNETİCİLER

    Değerlerimizin yaşayabilmesi, mücadelemizin amacına ulaşabilmesi ile gerçekleşebilir. Bu amaçla insanlığa yaraşır, evrensel değerleri kabul eden, farklılıkları zenginlik sayan, adaletli ve özgürlükçü bir Anayasa’nın hazırlanabilmesi kurumlarımızın ortak hareket etmesi ile mümkündür. Bunun gerçekleştirilebilmesi amacıyla örgütlerimizin organize olarak harekete geçirilmesi ve ortak öneriler ile güç birliğinin önünü açacak çabalarda bulunulmalıdır.

    Bu amaçla evrensel güç birliğinin daha da yükseltilebilmesi amacıyla Avrupa ve Türkiye’deki Demokratik Alevi örgütlülüğünün içindeki dağınıklığın bir an önce giderilmesi, birlikte hareket etme potansiyelinin güçlendirilmesi, ilişkilerin belli bir protokole bağlanması gerekmektedir.

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşilerin kendi tarih, kültür ve doğa mirasına sahip çıkmaları, sosyal ve siyasal değerlerin korunabilmesi ve kimlik mücadelesinden vazgeçilmemesi için örgütsel sorunlarımızın öncelikle Alevi kurumları arasında tartışılması, ortak bir akıl ve irade oluşturulması sağlanmalıdır. Dergahlar ve Alevi mirası restorasyon adı altında inançtan uzaklaştırılmaya çalışılıyor buna karşı mirasımıza sahip çıkmalıyız.

    Alevi kurumlarına yönelik sözlü ve şiddet içerikli saldırılar son yıllarda bilinçli olarak örgütlenerek pratiğe dökülmekte ve Ortadoğu’da yaşanan vahşi din savaşlarının kurbanı olmamız için çaba harcanmaktadır. Bu şiddeti engelleyecek ya da tasfiye edecek herhangi bir caydırıcı etki görülmemektedir ve bulunmamaktadır. Yasaların bu tür şiddet ve baskı içinde bulunanları engelleyecek güçte olmadığı zaman zaman resmi devlet yetkilileri tarafından dile getirilmiştir. Bu nedenle örgütlerimizde bu tür durumlarda neler yapılabileceğinin üzerinde acilen durulmalıdır.

    Alevi kurumsallığında, eşitlik ilkesi değerlerimize uygun olarak başta Alevilikte varolan kadın-erkek ve genel olarak bütün insanların eşitliğinin güncel hayatımızda ve kurumlarımızda etkin hale getirilmesi, örgütlerimizde kadın temsiliyetinin genişletilerek özendirilmesi gerekmektedir.

    Farklı toplumsal kesimlerin şekillenmesinde, yaşam kalitelerinin belirlenmesinde, hak ve hukuklarının verilmesi ya da gasp edilmesinde temel işleve sahip olan şey, siyaset kurumudur. Bu sebeple Alevilerin siyasi mücadele alanında söz sahibi olmaları gerekli ve zorunludur. Fakat siyasette söz sahibi olmak – yer almak; siyasi alana malzeme olmak değil, siyaseti ve kurumlarını genelde; bütün ezilmişler, ötekileştirilmişler, yoksullar ve ezilenler lehine kullanmak, özelde de Alevilerin sorunlarının çözümü konusunda iyi değerlendirebilmektir.

    Alevilerin kendileri dışında, kendi düşünce ve inançları ile örtüşen siyasi kurumlar ile Demokratik kitle örgütleri ile Emek örgütleri ile, ötekileştirilmiş farklı toplumsal kesim ve inanç kurumları ile ilkeli işbirliklerini güçlendirmesi zorunlu görülmektedir.

    Alevi kurumları, partilerin içinde mücadele eden bireylerin peşine düşmek yerine, toplumun genel gelişimi üzerine siyasetler üretip, kendilerine uygun toplumsal gelişmelere hizmet edecek bir yol izlemelidirler. Demokratik kitle örgütlerinin bu anlamda milliyetçi politikalar izleyip buna göre bölünmesi yanlıştır, Aleviler bu oyuna gelmemelidirler.

    Dernek ve kurumlarda görev alan tüm canların Alevi-Kızılbaş-Bektaşi inancına göre İkrarlı olması gerekmektedir. Bu inancın felsefe öğretisini biliyor ve uyguluyor olmasına önem verilmelidir. Ayrıca dernek ve kurum seçimleri de Aleviliğe uygun şekilde yapılmalıdır.

    DEMOKRATİK ANAYASA TALEBİMİZ

    Demokratik anayasanın en kısa sürede oluşturularak toplumun tüm kesimlerinin hak arayışlarının karşılanmasına; etnik ve dini ayrımların son bularak, ülkemizde laikliğin geliştirilmesine ve insan haklarının evrensel seviyeye taşınmasına, parlamenter rejimin yoksulluk politikaları izleyerek insanımızın yaşam koşulunun yükseltilmesi için çaba harcanması sağlanmalıdır.

    Eşit bir yurttaşlık hakkı olan nitelikli eğitime erişimin önündeki engellerin kaldırılması, devletin en temel yükümlülüklerindendir. Örgün eğitimden başlayarak, tüm eğitim kademelerinde toplumun din ve inanç özelliklerinin farklılığı yok sayılarak  İslam eğitimi esas alınmaktadır. Din dersi saatinin arttırılması ve imam hatiplerin arttırılmasına odaklanan eğitim politikalarının sorunları gidermek bir yana daha da derinleştirdiği açıktır.

    Gerek ana dilde eğitimin önündeki engeller, gerekse eğitimin dini bir yapı kazanmaya zorlanmasının bir uzantısı olarak, zorunlu din derslerinin devam ediyor olması, Alevilerin eşit ve demokratik eğitim hakkı önündeki en temel engeller arasındadır.

    Öte yandan eğitimde, hükümetin “Müslüman muhafazakar bir nesil yetiştireceğiz” söylemiyle başlattığı uygulamalar ise farklı inançlardaki yurttaşların eğitim hakkı önünde dışlayıcı biçimler kazanmaktadır. Yapılan eşitsiz yatırımların sonucunda, İmam Hatip Liseleri var olan talebin çok ötesinde bir sayıya yükselirken, bilimsel-laik eğitim veren liselerin sayısı bilinçli olarak talebin altında tutulmaktadır. Bunun sonucunda Alevi vatandaşlarımız lise eğitimi almak üzere İmam Hatip Liselerine yönlendirilmek gibi bir durumla karşı karşıya bırakılmaktadırlar. Zorunlu din derslerinin devam ediyor olması; zorunlu-seçmeli “peygamber sevgisi” ve “Kuran-ı Kerim eğitimi” gibi derslerin müfredata sokulması gibi uygulamalar ise örgün eğitim içinde diğer inanç gruplarının tanınmadıklarının ve eşit yurttaşlar olarak algılanmadıklarının açık göstergeleridir.

    Bugün uygulanması gereken en temel politika zorunlu din derslerinin kaldırılması ve laik eğitim anlayışının tam olarak uygulamaya başlanması olacaktır.

    Bu nedenle tüm Alevi dernek ve kurumları, siyasetçileri, sanatçıları,  aydınları ortak mücadele yürütmelidirler.

    BARIŞ TALEBİMİZ İNANCIMIZ GEREĞİDİR!

    Alevi-Kızılbaş-Bektaşi İnancı ve felsefesi 72 millete bir nazarda bakar, toplumsal barış ve her cana duyulan sevgi yolumuzun belirleyicisidir.

    Bu nedenle biz Aleviler; coğrafyamızda yaşanan her türlü baskı, şiddet, katliam, adaletsizlik, sömürü ve ötekileştirmeye karşı toplumsal muhalefetin içinde etkin bir şekilde örgütlenmesinde yer alarak halklar arasındaki barış ve huzurun sağlanması için gerekli çaba ve çalışma içerisinde olduk ve daima olmak zorundayız.

    Sessiz ve örgütsüz kesimlerin yığınlaştırılarak sömürülmesine, kent, ilçe, köy ve mahalleler arasında politik ve ekonomik ayrımlar yapılarak sindirilmesinin önüne geçilmesine, halkımıza yönelik provokasyon ve katliam çabalarına karşı uyanık olunmasına, çok yönlü korunma yöntemlerinin ve stratejilerin geliştirilmesine ve uygulanmasına, yaşanan en küçük bir provokasyon ya da tehdit karşısında dahi güçlü ve örgütlü irade gösterilmesine çaba sarf etmeliyiz.

    Aşk İle

     

     

  • Avukat Mehmet Tural: Türkiye’de bir hukuksuzluk düzeni var

    Avukat Mehmet Tural: Türkiye’de bir hukuksuzluk düzeni var

    PİRHA-Hukukçu Mehmet Tural, Türkiye’de yaşanan OHAL’in hukuksuz bir şekilde işletildiğini belirtti. 

    Haberin Videosu

    Avukat eski yargıç ve Alevi örgütlerinde yöneticilik yapmış Muş Varto’lu Mehmet Tural darbenin ardından çıkarılan OHAL’i PİRHA’ya değerlendirdi.

    Türkiye’de bir hukuk sisteminin varlığından bahsetmenin abes olduğunu söyleyen Tural, “Şuanda Türkiye’de mevcut olmayan bir hukuksuzluk düzeninden bahsetmek lazım, çünkü ilkel toplumlarda bile kişilerin savunma hakkı kutsal sayılmıştır. Birisini bir şeyle suçluyorsanız yani birisine bir şey isnat ediyorsanız ona sormanız lazım yani hakkınızda böyle bir iddia var, ya da böyle bir suçlama var ne diyorsunuz demek lazım” dedi.

    Tural, ancak OHAL kararnameleri denilen dönemde bu bile yapılmadan insanların haberi olmadan işinden atıldığı, gözaltına alınıp tutuklandığını vurguladı.

    “ŞU ANKİ SİSTEMİN HUKUKİ BİR DAYANAĞI YOK”

    Şu anda uygulanan sistemin hiçbir hukuki dayanağının olmadığını söyleyen Tural sözlerini şöyle sürdürdü:

    “O nedenle bir hukuk sisteminden şu anda Türkiye’de bahsetmek söz konusu değildir. Geçmişten bu yana Türkiye’de Türkiye’yi yönetenler özellikle bu son 15 yıllık AKP iktidarı döneminde kendilerine yer açmak, kadro açmak devlet bürokrasisindeki kadroları tasfiye etmek, geçmişteki geleneksel Cumhuriyet rejimini tasfiyesine yönelik bir şey.  Ama onu tasfiye ederken onun yerine daha demokratik, daha laik, daha insancıl bir sistem getirme amacında değildir o tamamen kendi kafasında tasarladığı antidemokratik, anti laik, İslamcı sistemi yerleştirmesine yöneliktir. Yani biraz kendi düşüncelerini azıcık direnç gösterebilen ya da tam uyum sağlayamayanları tasfiye edip onların yerine bire bir kendilerine biat edebilen talimatlarını yerine getiren bir sistemi getirmeye çalışıyorlar.”

    “REFERANDUM SÜRECİNDE CHP VE HDP DE DOĞRU BİR SINAV VERMEDİ”

    Referandum sürecinde ‘Hayır’ cephesindeki CHP ve HDP’nin yanlış bir tutum sergilediğini düşünen Tural sözlerine şöyle devam etti:

    “Bu referandumda Hayır cephesi bileşenleri oldu. Burada sivil toplum örgütlerinin etkisi siyasi partilerden çok daha fazla oldu. Ancak siyasi partiler olarak yani muhalefet partisinde yer alan CHP VE HDP’nin çok doğru bir sınav vermediğini düşünüyorum. Partilerin orta düzey yöneticilerinde ya da yandaşlarında hep o geçmişteki farlılıkları ön plana çıkararak birbirlerini vurmaya çalışıyorlar, bu bence çok hatalı bir davranış. Geçmişte olmuştur mutlaka CHP’de de HDP de. Ama bugün onları, ayrışma noktalarını ön plana çıkarmak yerine birlikte nasıl bir demokrasi mücadelesi vereceğizin yolunu aramak lazım. Aksi iki tarafa da toplumun geneline çok büyük zarar verecektir.”

    “DEMOKRATİK BİR SİSTEM İÇİN ÇABALAMALIYIZ”

    Ayrılıkları öne çıkarmanın zamanı olmadığını söyleyen Tural, Türkiye’de demokratik bir sisteme nasıl geçilebileceğini birlikte aramak gerektiğini vurguladı.

    Tural, “Dolayısıyla hepimize çok büyük sorumluluklar düşüyor. Bunlar hukuksuzluk, haksızlık yapıyor, gereksiz yere gözaltına alıyor falan demenin ürkmenin bir anlamı yok. Mümkün olduğunca suç işlemeden uzak durarak toplumu bilinçlendirecek, aydınlatacak bu yanlışları toplumun gözü önüne serebilecek bir tutum sergilemek gerektiğini düşünüyorum’ dedi. (S.K/S.A)