Etiket: menşure doğan

  • ‘Bütün Aleviler birleşerek katliamın durdurulması için Suriye’ye bir ses göndermeli’-VİDEO

    ‘Bütün Aleviler birleşerek katliamın durdurulması için Suriye’ye bir ses göndermeli’-VİDEO

    PİRHA-Alevilerin geçmişten bugüne katliamlara uğradığını belirten Derviş Cemal Ocağı evladı Menşure Doğan, “Yeni Suriye cumhurbaşkanı olarak kendini gösteren kişi bir dönemde IŞİD’de değil miydi?” diye sorarak, bütün Alevilerin birleşerek katliamın durdurulmasıiçin Suriye’ye bir ses göndermesini istedi.

    Suriye’deki Aleviler uzun süredir katliamlarla karşı karşıya ve bu durum son günlerde daha da derinleşti. Alevi toplumu ise birçok merkezde yaptığı açıklamalarla, ulusal ve uluslararası kuruluşları ile devletleri soykırıma karşı harekete geçmeye çağırıyor.

    Derviş Cemal Ocağı evladı Menşure Doğan, Suriye’deki Alevi katliamına ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “AVRUPA ÜLKELERİ, COLANİ’NİN GEÇMİŞİNİ NE ÇABUK UNUTUYOR”

    Alevilerin geçmişten bugüne katliamlara uğradığını belirten Menşure Doğan, “Kendilerinin inançlı olduğunu söyleyenler hiç kimseyi katletmez. Bizler Aleviler olarak hiç kimsenin inancına karışmayız ve saygı duyarız. Hiç kimse başkasının inancına karışma hakkı verilmedi ama bugün Suriye’de Alevi oldukları için insanlar öldürülüyor. Onlar farklılığı kabul etmiyorlar ve herkesin aynı olmasını istiyorlar. Aleviler olarak hiçbir zaman bizi katledenleri biz de katledelim diye bir düşünce dahi aklımızdan geçmez, vicdanımıza sığmaz” dedi.

    “Yeni Suriye cumhurbaşkanı olarak kendini gösteren kişi bir dönemde IŞİD’de değil miydi?” diye soran Menşure Doğan, Türkiye ve Avrupa’daki ülkelerin Suriye’deki katliamdan Colani’yi sorumlu tutup, uyarılarda bulunması gerektiğinin altını çizdi.

    “BÜTÜN ALEVİLER BİRLEŞEREK SURİYE’YE SES GÖNDERMELİYİZ”

    ABD’nin Colani’yi durdurabileceğini ama hiçbir şey yapmadığını vurgulayan Doğan, şunları ifade etti:

    “Maalesef demek ki dünya seyretmeye devam ettikçe biz bu zulmü görmeye devam edeceğiz. Ama ne yapmalıyız? Biz o kadar güçlü değiliz o yüzden katliamı durdurma konusunda dayanışmanın önemi ortaya çıkıyor. O yüzden bilinçli ve örgütlü olmamız. Dünyanın gidişatına göre kendimizi savunma gücümüz olmalı. Bütün Aleviler birleşerek katliamın durdurulması ve Colani’yi saraylarında ağırlayanların utanması için Suriye’ye bir ses göndermeli. Eğer bütün Aleviler birleşerek güçlü bir ses verirsek diğer devletler de sesimizi duyar. Şimdi sanki nabız yokluyorlar gibi. Biz Alevileri şurada katledersek bakalım öbürleri seyirci mi kalıyor? Sesini yükseltiyor mu diye. Yani bunun denemeleri yapılıyor.”

    PİRHA/DERSİM

  • Analar Çalıştayı: Bu yol kaybolmayacak, kadınlar ile yürüyecek-VİDEO

    Analar Çalıştayı: Bu yol kaybolmayacak, kadınlar ile yürüyecek-VİDEO

    PİRHA-DAD Kadın Meclisi tarafından düzenlenen Analar Çalıştayı, “Raa/Rêya Heq Alevi inancında kadın” başlığıyla devam etti. Hakikat topraklarına geldiklerini ifade eden Alevi analardan Baba Mansur Ocağından Ana Fidan Yıldız, “Bu yol kaybolmayacak, bu yol yürüyecek. Bu yapı yeniden kadın yapısı ile inşa edilecek” dedi.

    Demokratik Alevi Dernekleri (DAD) Kadın Meclisi, tarafından düzenlenen Analar Çalıştayı “Raa/Rêya Heq Alevi inancında kadın” başlıklı konuda konuşmalarla devam etti.

    “OCAKLARI AYAKTA TUTAN KADINDIR”

    Alevi inancının özü, dili, kadının yeri ve tarihsel dönüşümüne vurgu yapan Kureyşan Ocağı evladı Edibe Şahin, “Evlerimizdeki üç taşlı ocakları ayakta tutan kadındır. Dolayısıyla inancın sürdürücüsü, toplumun örgütleyicisi de kadındır. Ocaklar sadece inançsal değil, toplumsal örgütlenmenin de temelidir. Geçmişte cemlerin sadece ibadet değil, aynı zamanda toplumsal meclis işlevi görüyordu. Kadın, erkek, çocuk; herkes o mecliste temsil edilirdi. Sorunlar dile getirilir, birlikte çözüm aranırdı. Bu, toplumun ortak vicdanıydı. Bugün güncel siyasal dille öz eleştiri dediğimiz şeyin temeli o cemlerde atılmıştı. Herkesin birbirinden razı olduğu bir toplumda, adalet ve vicdan kendiliğinden oluşur” dedi.

    “ERKEKLER BİZİ GERİ PLANA İTTİ”

    Hakikat topraklarına geldiklerini ifade eden Baba Mansur Ocağından Fidan Yıldız, “Bu yol kaybolmayacak, bu yol yürüyecek. Bu yapının yeniden kadın yapısı ile inşa edilecek. Biz kadınlar bu yolu şekillendireceğiz. Ocaklardayız, pir evlerindeyiz. Ama erkekler bizi geri plana itti her zaman. Yaşamı var eden annedir” diye belirtti.

    Seyit Derviş Cemal Ocağı Ana Cevahir Altunok, “Kendi köylerimizi kurmamız ve durmamız gerekiyor. Bu kadim inanç tarihten bugüne gelen rêya heqî biz dağıttık, sahip çıkmadık. Kendi ocaklarımıza ve inancımıza sahip çıkalım” şeklinde konuştu.

    “YOLUMUZ BARIŞ, KARDEŞLİK VE SEVGİ YOLUDUR”

    Derviş Cemal Ocağı evladı Menşure Doğan ise konuşmasında şunları dile getirdi:

    “Biz çocuklarımıza göre şanslıyız. Çünkü büyüklerimizin ritüellerine tanıklık ettik ve şanslıyız. Ama çocuklarımız bu ritüellere tanıklık edemiyorlar. Bizim yolumuz güzel yoldur. Barış ve kardeşlik ve sevgi yoludur.”

    Analar olarak yüzlerini ziyaretlerine dönme çağrısı yapan Baba Mansur Ocağı evladı Elif Hurustan, “Bu yol kadınlarla yürünür. Eskiden kavga olduğunda kadınlar araya girer barıştırırdı. Düşmanlığı kaldırırdı, ama şimdi biz kadınlar bu rolümüzü unutmuşuz. Bizim bu rolümüz önemlidir. Yolumuz hakikat yoludur, ana Fatma’nın yoludur. Ama şuan herkes pirlerden bahsediyor. Kimse analardan bahsetmiyor” dedi.

    PİRHA/DERSİM

    İLGİLİ HABERLER:
    -Dersim’de Analar Çalıştayı başladı: Alevi inancı bugüne kadar anaların direnciyle taşındı-VİDEO

  • Seyit Rıza ve yol arkadaşları, Dersim’de ağıtlarla anıldı; çerağlar uyandırıldı-VİDEO

    Seyit Rıza ve yol arkadaşları, Dersim’de ağıtlarla anıldı; çerağlar uyandırıldı-VİDEO

    PİRHA-İdam edilişlerinin 86. yılında Seyit Rıza ve arkadaşları Dersim’de Seyit Rıza Meydanı’nda anıldı. Ağıtların yakıldığı, çerağların uyandırıldığı anmada konuşan DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Onların hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz” dedi.

    Bundan tam 86 yıl önce Dersim’in önde gelenleri, seyitleri, Seyit Rıza, Wusênê Seydi, Aliye Mirzê Sili, Hesen Ağa, Findik Ağa, Resik Uşen ve Hesenê Ivraimê, Ankara’dan özel görevle gönderilen İhsan Sabri Çağlayangil’in denetiminde yapılan yasadışı bir mahkeme neticesinde Elazığ Buğday Meydanı’nda idam edildiler.

    Seyid Rıza ve arkadaşları Dersim’de Seyit Rıza Meydanı’nda anıldı. Anmada çerağlar uyandırılıp, ağıtlar söylendi.

    Anmaya Dersim’deki siyasi parti ve sivil toplum örgütleri temsilcileri, Demokratik Alevi Derneği Eş Başkanı (DAD) Musa Kulu, Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Eş Genel Başkanı Çiğdem Kılıçgün Uçar, Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (HEDEP) Dersim Milletvekili Ayten Kordu ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “86 YIL ÖNCE İDAM EDİLEN SEYİTLERİMİZ İÇİN BİR ARADAYIZ”

    86 yıl önce idam edilen seyitler için bir arada olduklarını söyleyen DAD Eş Genel Başkanı Musa Kulu, “Onların hatırası önünde saygıyla eğiliyoruz. Dünyada ve ülkemizde barışın olması için çerağ uyandıracağız” dedi.

    Dersim Katliamı’nda yaşamını yitirenleri anarak sözlerine başlayan Derviş Cemal Ocağı evladı Menşure Doğan da, “Seyit Rıza ve yoldaşları şahsında Dersim’de katledilen on binlerce masum için çerağlarımızı uyandırıyorum. Bize bu katliamı yapanlar bizden özür dilesinler biz de onları affedelim” diye konuştu.

    Dersimli müzisyenler Raber Diler ve Erdoğan Emir ağıt okuduktan sonra çerağlar uyandırılıp, lokmalar pay edildi.

    PİRHA/DERSİM

  • Menşure Doğan: Dünyanın neresinde olursa olsun zulümün karşısında duralım-VİDEO

    Menşure Doğan: Dünyanın neresinde olursa olsun zulümün karşısında duralım-VİDEO

    PİRHA-Kimden gelirse gelsin zulümün zulüm olduğunu vurgulayan Derviş Cemal Ocağı’ndan Menşure Doğan, “Kendi yaşadığımız zulümleri de unutmayalım ama benzer zulümler dünyanın neresinde olursa olsun zulümün karşısında duralım” dedi.

    Muharrem ayı Aleviler için yas ayıdır. Muharrem ayı, 680’de Kerbela’da Yezit tarafından katledilen İmam Hüseyin ile 71 kişi için tutulan oruç bir yas ayıdır ve İmam Hüseyin şahsında bütün mazlumlara adanır.

    Aleviler, Kerbela Katliamı’nın yası nedeniyle 3 gün Masum-u pak, 12 gün ise Muharrem orucu tutuyor. Matem süresince bıçağa ve kesici aletlere el sürülmez, kurban kesilmez ve et yenmez, hiçbir canlıya eziyet edilmez. Eğlenceden uzak durulur.

    Derviş Cemal Ocağı evladı Menşure Doğan, Muharrem orucuna ilişkin PİRHA’ya konuştu.

    “KERBELA YAŞAMIN HER ALANINDA YAŞANAN ZULÜME ÖRNEK GÖSTERİLEBİLİR”

    Nenesinin ‘Biz 1938 Dersim Katliamı’nı yaşadıktan sonra Kerbela’yı unuttuk, daha beteri oldu’ sözlerini hatırlatarak sözlerine başlayan Menşure Doğan, “Şimdi de gençlere yönelmişler zindanlarda, işkencelerde zulüm devam ediyor. Zulüm kimden gelirse gelsin zulüm zulümdür. Kerbela, yaşamın her alanında yaşanan zulüme örnek gösterilebilir. Zulüm nereden gelmişse kabul etmeyip karşı çıkmışız. O dönemde Hz. Hüseyin’in karşı çıkışı bizi öyle bir etkilemiş ki geleneklerimize yerleştirmişiz ve günümüze kadar sürdürüyoruz. Eskiden siyahlar giyilirdi, banyo yapılmazdı, sakal tıraşı olunmazdı ama günümüzde şehir yaşamında daha toplumsal bir alandayız ve kurumsal yerlerde görevli olanlar var o yüzden geleneksel olarak yaptığımız bazı ritüeller maalesef uygulanmıyor. Onlar o kadar bedel ödeyerek inancımızı bugüne kadar getirdiler, o bedellere saygısızlık yapmayalım. Kendi yaşadığımız zulümleri de unutmayalım ama benzer zulümler dünyanın neresinde olursa olsun zulümün karşısında duralım. Zaten her şey artık Kerbela olmuş” dedi.

    Cihan BERK-Nuray ATMACA/PİRHA

  • Doğan: Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanı olduğunda umarım ülkede adaleti sağlar-VİDEO

    Doğan: Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanı olduğunda umarım ülkede adaleti sağlar-VİDEO

    PİRHA- Derviş Cemal Ocağı evladı Menşure Doğan, “Kemal Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı olduğunda dünyayı kurtaramayacak ama en azından yaşadığımız sorunları telafi edecek diye düşünüyorum” dedi. Doğan, “Kemal Kılıçdaroğlu, daha olgun ve mütevazı davrandığı için halkın gönlünü kazanacağına inanıyorum. Seçimlerden sonra umarım yeni seçilecek cumhurbaşkanı ve yeni kurulacak parlamentoda adalet sağlanır” ifadelerini kullandı. 

    Türkiye 14 Mayıs’ta yapılacak Cumhurbaşkanı ve Milletvekili Genel Seçimi’ne kilitlenmiş durumda. Derviş Cemal Ocağı’na bağlı Menşure Doğan, 14 Mayıs’ta yapılacak seçimler ve sonrasında nelerin değişmesi gerektiğini PİRHA’ya konuştu.

    “KILIÇDAROĞLU’NUN HALKIN GÖNLÜNÜ KAZANACAĞINA İNANIYORUM”

    Siyasetin ülkedeki sorunları ince bir sanatla çözme işi olduğunu ifade eden Menşure Doğan, “Ancak şu anda yapılan siyaseti sanata benzetmek mümkün değil. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, kibriyle kadınlara ve gençlere hakaret edebiliyor ama Kemal Kılıçdaroğlu daha olgun ve mütevazı davrandığı için halkın gönlünü kazanacağına inanıyorum. Sebepsiz yere cezaevinde yatan siyasetçiler var. İnsanları korkutmak için iktidarın karşısında kim varsa cezaevine atılıyor. Cezaevinde hasta tutsaklar var. Devletin büyüklüğü ve adaleti yurttaşına davranışıyla belli olur. Devletin savunmasız durumda olan yurttaşları korumaması devleti yönetenlerin ayıbıdır. Seçimlerden sonra umarım yeni seçilecek cumhurbaşkanı ve yeni kurulacak parlamentoda adalet sağlanır” diye belirtti.

    “KÖY BOŞALTMALA İKİNCİ BİR 1938 KATLİAMI’YDI”

    1994 yılı köy boşaltmalarının ikinci bir 1938 Katliamı olduğunu söyleyen Doğan, “Hesabı verilmeyen yüzleşilmeyen ve insanlık dışı vahşetin uygulandığı 1938’deki soykırımın farklı bir versiyonuydu bana göre. Ormanların talanını, yakılışını da ona benzetiyorum. İnsanın doğasının yakılması, belki başka yerlerde yalnız doğa olarak bakılıyor ama bizim inancımızda doğamız kutsal olduğu için doğanın talanı bizi ayrıca inanç olarak da yaralıyor. Alevi inancı insani değerler, vicdan ve onur taşıyan bir inanç olduğundan takdir edilecek bir inanç olmasına rağmen, devlet inancımızı ötekileştirmeye çalışıyor. Alevilik milyonlarca insanın inancıysa anayasada güvence altına alınması lazım. Halen seni öldürmeme rağmen neden bana biat etmiyorsun diyorlar. Eğer yaşanılan katliamlarla yüzleşilseydi bugün günümüzde köylerimiz yakılıp boşaltılmaz, ormanlarımız yakılmaz, inancımız asimile edilmezdi” dedi.

    “DEVLETİN BASKISINI HATIRLATAN KALEKOLLAR VAR”

    Menşure Doğan, konuşmasının devamında şunları dile getirdi:

    “Dersim’de her dağda, her tepede mutlaka devletin baskısını hatırlatan kalekollar var. Demek ki yıllarca bize bu baskıyı sürdürecekler. Ana dilimiz zorunlu olarak eğitim dili olmalı başka yabancı dillerin eğitim dili olduğu gibi. Annelere ve babalara çağrım, evlerinde çocuklarıyla kendi ana dilleriyle konuşsunlar ki dilimiz unutulmasın. Kemal Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanı olduğunda dünyayı kurtaramayacak ama en azından insani yanı ve onuru kırılmış yanlarını bilerek, yaşadığımız sorunları telafi edecek diye düşünüyorum.”

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Aleviliği derneklere sığdıramayız, yozlaştırır’-VİDEO

    ‘Aleviliği derneklere sığdıramayız, yozlaştırır’-VİDEO

    PİRHA-Cemevlerinin günümüzdeki durumuna ilişkin PİRHA’nın sorularını yanıtlayan Derweş Cemal Ocağı’ndan Menşure Doğan Ana, derneklerin inancı yaşatamayacağının altını çizerek, “İnancımızı yozlaştırmadan kendi mütevazi halimizle yaşamalıyız. Farkımız bu zaten, bunca yıl böyle geldik” dedi.

    Alevilik, bin yılların birikimiyle beslenerek günümüze kadar taşınmış bir inanç. Alevi inancının ibadethanesi dağ, taş, ağaç, akarsu, çeşme, hane (ev) kısacası tüm coğrafya olsa da  günümüz dünyasında insanların bir araya geleceği, sorunlarını konuşacağı, sosyal ve kültürel aktarımların yapılacağı alanlar oluşturulmaya başlandı.

    Köylerde köylünün bir araya geleceği evde cem erkanları yürütülürken, şehirlere yerleşen Alevi toplumu inançlarının gereğini yerine getirmek için cemevleri inşa etmeye başladı.

    1990’lı yıllarda Alevi yurttaşlar kendi imkanlarıyla aldıkları arsalarda daha sonra cemevleri yaptı. Günümüzde ise daha çok belediyeler veya merkezi hükümetlerin desteğiyle cemevleri inşa ediliyor.

    Belediyelerin cemevleri yapılırken verdikleri maddi desteğin sonuçları da ağır olabiliyor. 25 Eylül 2021 tarihinde Isparta Cemevi’nin açılışında, belediye başkanının “Bu cemevini ben yaptım” diyerek provokasyon yapması belediyeler ve Alevi kurumları ilişkisinin yeniden gözden geçirilmesi gerektiği tartışmalarını beraberinde getirdi.

    Peki cemevleri; asimilasyonun kıskancında olan, inanç merkezlerine ‘cümbüş evi’, ‘sosyal tesis’, ‘kültür evi’ denilen Alevi toplumunun; inançsal ve toplumsal ihtiyaçlarını karşılıyor mu?
    Hükümet ve belediyelerle doğru bir ilişki kuruluyor mu? Alevi kurumları ve inanç önderleri cemevlerini inancın gereklerini yerine getirecek noktaya taşıyor mu?

    Tüm bu soruları ve daha fazlasını Alevi kurum başkanlarına, inanç önderlerine ve yazarlara sorduk.

    “İNANCI PARAMPARÇA ETMEK İÇİN KÖYLER BOŞALTILDI”

    Derweş Cemal Ocağı’ndan Menşure Doğan Ana, cemevlerinin günümüzdeki durumuna ilişkin sorularımızı yanıtladı.

    PİRHA: Cemevlerinin yapılma fikri nasıl doğdu? Cemevlerinin tarihsel arka planını aktarabilir misiniz? 

    MENŞURE DOĞAN: Cemevi ihtiyaçlardan doğdu tabii. Eskiden cemevleri yoktu. Ama köylerde mevsimine göre kimin evi büyükse, Pir gelir o evde cem bağlardı. Ama şimdi şehirdeki ev bu durumu karşılayamaz.

    Burada köy boşaltmalarının altını çizmek istiyorum. Dersim başta olmak üzere köy boşaltmalarının nedenlerinden biri inancı paramparça etmek ve insanları çaresiz bırakmak içindi. Doğasından kopartmak da var. Çünkü cem olmasa olur ama doğamız olmazsa inancımızla yaşayamayız. Bu kadar bağlıyız. Doğanın herhangi bir köşesi de bize ziyarettir. Su kenarıdır, dağdır, taştır, kayadır. Nereye mumunu yaktıysan bir dilekle orası senin için ziyarettir.

    YILDA BİR KEZ MUHAKKAK PİR’İN AYAĞI TALİBİNİN EVİNE GİRMELİ

    Fakat kentleşince şehirde herkes birbirini kaybetti. Adres bulamaz, yol bulamaz. Nerede birleşsinler? Ölüsünü nerede defnetsinler? Bu tip şeyler çözüm bekledi. Biraz aklı başında çözüm olarak cemevi düşünüldü. Şunu da söylemek gerekiyor. Aleviler her yerde ibadet edemez ve bunu gösterişle yapamaz. İnanmayan biri semah dönemez. Cemlerde oturulur Pir konuşur, küsler kimdir dile getirilir. Bütün sorunlar konuşulur. Musahipler Pir huzurunda birleşir. Bu ihtiyaçlar için cem tutulur. Yılda bir kez muhakkak Pir’in ayağı talibinin evine girmeli.

    “ŞATAFATLI BİNALAR VEYA CEMEVİ BİZE GEREKMİYOR”

    -Belediyeleri katmadan cemevleri yapılabilir mi?

    Cemevleri için belediyelerden arsalar alınıyor. Bence bu zaten belediyelerin sorumluluğunda olmalıdır. Belediye başkanı bu sorunu çözmelidir. Arsa verebilir, cem yeri verebilir.

    Şehirlerde büyük ihtiyaçtır. Bizde inanç da gizlilik gerektirir. Şatafat olsun, gösteriş olsun, laf olsun diye lokma dağıtılmaz. Zaten inananda bilir o zaman “lokmam kabul olmadı” der. Ama biz çocukluğumuzda büyüklerimizden görerek inancımızı öğreniyoruz. İlla bir kitaptan, bir dua öğrenerek ve ezberletme alışkanlığımız yok. Gerek de yok. Çünkü kendiliğinden o duyguları yaşıyorsun. Nasıl ki bir kitapta okuduğumuz aşkı öğrenip öyle aşık olmuyoruz. Bu da öyle bir duygu kendimiz öğreniyoruz. Pirimize aşk ile bağlıyız.

    Şehirde bunu birebir yaşayamıyorsun maalesef. Pirler dağıldı, insanlar dağıldı. Şehirde kurulan cemevleri bir arada olmak, “Biz de varız” demek ve buradan umut bulma adına önemlidir. Ancak belediyelerin yapacağı çok büyük bir binalar gerekmiyor. Doğa diyoruz. Biz doğal olan her şeyden duygulanıyoruz. Öyleyse şatafatlı bina veya cemevi bize gerekmiyor. Fakat tek katlı mütevazi bir şekilde ister kendi lokmanla ister belediyenin katkısıyla yapılabilir. Belediyenin katkısı olunca belediyenin denetiminde demek istemiyorum. Vatandaşının ihtiyacını karşılaması açısından söylüyorum. Yoksa “Bana bağlı, ben töreninde söylerim.” gibi bir şey asla yok. Bu büyük bir saygısızlıktır.

    Isparta Cemevi’ndeki olayı gördük. Kendi Alevisini yaratma, hükumetin paralelinde fikir ileri sürerek katkısını başa vurmaya kalktı. Asla kabul edilemez. Ama şatafatlı bir bina da gerekmiyor. İnancı karşılayacaksa şu yapılabilir, cem haricinde muhabbet günleri olabilir. Çocuklarla birlikte yapılır ve o çocuklara bu duygular da aşılanabilir. Cemevlerinde böyle hizmet verebilir. Yoksul insanların, mazlum insanların ihtiyacı edep erkan içinde karşılanabilir. İster kendi halkımız olsun ister yedi yabancı olsun tabii ki. Bizim inancımız gereği asla duyarsız kalamayız.

    “HİÇBİR OTORİTE BENİM İBADET ALANIMA DAHİL OLAMAZ”

    -Yasal statüye kavuşmamış cemevleri gerçekliği var. Değişik adlar altında açılan bu cemevlerinin büyük çoğunluğu yerel yönetimler veya merkezi hükümetler tarafından yapılıyor. Bunu, yönetimsel ve inançsal yansıması bakımından nasıl okuyorsunuz?

    Beni soğutuyor bu durum. Devletin istediği ve tanımladığı şekilde Alevilik dayatılıyor. Orası bir rant kapısı haline getiriliyor. Bu da çok ayıp ve yadırganan bir durum. Kendini bilmez talip ve ocakzadeler de var maalesef. Devlete itaat etmek için ön basamak gibi görülüyor. “Kanuna böyle uyulur, devlete böyle itaat edilir…” Ben hayret ediyorum. Pirlerden çok yönetimdeki üst düzey kim varsa bunları post yerine koyabiliyorlar. Onlar bizi seyretsin otursunlar diyebiliyorlar. Oysa biz semah dönerken “Seyirlik olmasın Hak için olsun” deriz. İçinden gelmeli. Kimin içinden gelirsen kendini meydana koyar. Sıradan insan ceme girmez, oraya alınmaz. Onlarda sonra bize dönüp diyorlar ki “cümbüş evi”. Kendi hatalarımızdan. Kendi gizliliğimizi, sırrımızı içimizde yaşamalıyız. Beni resmen tanımazken cumhurbaşkanı olsun, belediye başkanı olsun hangi hakla cemime girebilir? Oturamaz zaten. İnanç farklıdır. Saygı duyarız makamı vardır, farklı bir diyalog kurulur ama başka bir anda. Hiçbir otorite benim ibadet alanıma dahil olamaz, Pir haricinde.

    “ALEVİLİĞİ DERNEKLERE SIĞDIRAMAYIZ”

    -Alevilik aleviler üzerinden belediyelerle yeniden dizayn edilmek isteniyor Sizce Alevi kurumlarının yerel yönetimlerle ilişkilenme boyutu nasıl olmalıdır?

    Denetiminde olmamalı. Ama bana vatandaş olarak kolaylıklar sağlamak zorunda. onun görev ve sorumluluğu olmalı. Her kültürü, her inancı yaşatma sorumluluğu tabii ki başta gücü olan iktidarındır. Tabii ki onun hizmetinden yararlanmak istiyorum. Çünkü vatandaş olarak görevimi yaparken benden vergimi kesiyor, benim diyanetle hiçbir ilgim olmadığı halde diyanete gidiyor verdiğim vergi. Onun şatafatına katkıda bulunuyorum oysa ben kendi fakirlerim var. Kendime yetecek kadar. Benim isteğimle almıyor ki. O zaman bana emeğimin karşılığı, sadaka istemiyorum, beni denetiminde tutma şartı olmaksızın; sorumluluk olarak görecek tabii ki bana hizmet sunacak. Ben aynı zamanda vatandaşım.

    Dernekler inancı yaşatamaz. Hatta şu var ki, dernek vasıtasıyla yaşatmaya çalışırsak ayağa düşer. Madem cemevi yok dernek olsun demek yanlış. İhtiyaç halinde açılabilir dernek. Ancak asla Aleviliği derneklere sığdıramayız. Yozlaştırır bu. Keza istenilen de budur. Belediyeden ne istenebilir? Cemevlerimize ulaşım istenebilir. Zaten her mahalleye bir cemevi de gerekmiyor. Her gün de cem tutulacak diye bir şey yok. Yılda bir kez Hızır cemi tutsan yeter. Bir de muhabbet cemi tutulur. Çoluk çocuk bilen kişilerle çağa uygun şekilde inancı konuşabiliriz. Her gün ibadet etme, ibadette yarışmaya gerek yok. Şatafatta kayboluruz. Kibirlenmek günahtır. Günahı öbür dünyaya da devretmiyoruz. Biz öldü de demiyoruz. “Hakka yürüdü” diyoruz.

    “NASIL İNANIYORSAN ÖYLE YAŞAMALISIN”

    Cemevleri yapılırken mimari tarzına yönelik bir tartışma yürütülüyor mu? Yapılan cemevlerinin mimarisini nasıl görüyorsunuz? Nasıl olması gerektiğini düşünüyorsunuz?

    Bizimkisi düz ve basit bir hayat olmalı. Toprak ne kadar basit. Çok mütevazi olmalı. Ben inancımı asla başkasının inancından ne üstün görürüm ne de küçümserim. Herkesin inancı kendine. İnancımızda yayılmacılık yok. Farkımız birazda budur. Reklamını yapıp birkaç kişiyi de Alevilere kazandırayım diye bir şey yok. Başka inançtaki kişi de yeter ki dürüst olsun bizim için değerlidir. “366 evliya çağırarak” diyoruz. Herkesin evliyasına saygılıyız. Ama gözümüzle gördüğümüz bir şatafat zulümdür. Yoksul mazlum duracak sen de altından kürsüde oturacaksın. Tabii ki bunu reddederim.

    İnancımızı yozlaştırmadan kendi mütevazi halimizle yaşamalıyız. Farkımız bu zaten, bunca yıl böyle geldik. İnsanlığın ve doğanın varlığıyla varız diyoruz. Yani bu inanç var ve insanlıktır, hakikattir, gerçekliktir. İlimden de ayrılmıyoruz, yobazlık yapmıyoruz.

    Cemevi de o şekildedir. Ama piyasaya, pazara da çıkmayalım. Herkese ricam budur. Biz kimseye işte ‘biz böyleyiz’ savunma durumuna geçmeyelim. Biz inancımızı içimizde yaşayalım; samimiyetle, rızalıkla, ikrarla. Düşüncemizi yaşamımıza uygulayalım. Kendimizi öyle gösterelim. Dürüstlükten bahsediyorsan önce kendin dürüst ol, öyle değil mi? Bizim inancımız aynı zamanda bir yaşam tarzımız olmalıdır. Nasıl inanıyorsan öyle yaşamalısın.

    “KENDİNİ BİLEN İNSAN ÖLÜSÜNÜ GÖTÜRÜP DİLİNİ BİLMEDİĞİ KİŞİYE TESLİM ETMEZ”

    Cemevinin görevi sanki cenaze kaldırma mekanı. Bir de ‘hoca’ denilen birinin cenaze kaldırma ritüeli çok belirgin nasıl değerlendiriyorsunuz?

    Hocalarımız kendi içimizden çıkmalı. Bir şiir şekilde ezberlenmiş duayı aynı biçimde okumak zorunda değiliz. Cami imamı camideki gibi cenaze işlemini yapar. Kim engel olacak buna? Cenaze sahipleri. Cemevlerinde bunlar konuşulmalı. Eskiden böyle bir ihtiyacımız var mıydı? Herkesin kendi ağzı var. Eğer rızalık ve itikat yoksa bir otoritenin denetimi altında cemevi ölüme götürülüyor.

    İnsanlar bu cemevlerine gitmiyor. Çünkü biliyor, orada onların reklamı yapılacak. Onların paralelinde eleman yetiştiriliyor. Örneğin Hızır orucunda lokma dağıtılıyor. Vali, kaymakam yarışa giriyor. Bizim fakir lokmamızla yarışa giriyor ancak bizim inancımızda yarış yok. O yüzden ben komşumun küçük lokmasına bakarım. Bizim zaten gücümüz yetmez insanlarla yarışmaya.

    Cemevi cenazeler için evet gerekli oluyor. Fakat cemevinin görevi yalnız bu değil. Maalesef şimdi bir propaganda sanki siyasetin bir yankolu olmuş. İnsanları kendine mecbur ediyor. Kardeşim ben Arapça anlamıyorum. Arapça dili kötüdür diye bir laf da söylemiyorum. Herkesin dili kendini güzel, kendine kıymetlidir. Keşke bilsek de herkesin dilinden anlayabilsek. Ben ondan rızalık alıyorsun oraya toplanan insanlardan kendi bildiğin dinlen. O an Türkçe mi konuşuyorsun Kürtçe mi, keşke kendi dili ile olsa. Bunu arzu ediyorum, diliyorum. Kendi dilinde bu zor bir şey değil ki.

    Kendini bilen insanlar ölüsünü götürüp dilini bilmediği kişiye teslim etmez. Çünkü ruhu incinir bana göre. Yaşıyorken kendi duygularımdan kendi inancımdan yaşadım. Ölüm anında da götürün Arapça ile gömün. Hiç gerek yok. Öyle cemevine de ihtiyaç yok.

    Ulaş BERK-Nuray ATMACA/PİRHA

    İLGİLİ HABERLER:

    1-‘Alevi hareketi Alevilik ve siyaset ilişkisini belirlemeli; Alevi meclisi oluşturulmalı’
    2-‘İçinde talip olamadığımız cemevleri gerçekliği ile karşı karşıya kaldık’
    3-‘Türkiye’de bugün ne kadar cemevi varsa yasadışı ve gecekondu statüsündedir’
    4- ‘Aleviler sistemli bir politikayla kontrol altına alınmak isteniyor’
    5- ‘Neden bu kadar çok cemevi var, neden içinde Alevi az?’
    6-‘Alevilerin devlete olan hizmetlerinin iki torba çimentoyla eş tutulması zulümdür’-VİDEO
    7-‘Artık yönümüzü kendi öz gücümüz olan talip hanelerine çevirmeliyiz’
    8-‘Alevilerin kendi cemevlerini yapabilecek güçleri vardır’
    9-‘Alevilerin sorunu anayasaldır, çözümü de meclistir’
    10-‘Cemevleri koz haline geldi; Alevilerin özgürleşmesinin önü kesilmek isteniyor’
    11-‘Alevi kurum yöneticileri, Alevilerin menfaatini koruyan çizgide siyaseti kurmalıdır’
    12-‘Cemevleri binaları kutsanmamalı; hiyerarşiyi reddeden yatay örgütlenme yapmalıyız’
    13-‘Tekke ve Zaviyeler Kanunu kaldırılmadan Alevilik tanınmaz’

     

  • ‘Kadınlara ve çocuklara saldırılara toplumca rızalık göstermiyoruz’-VİDEO

    ‘Kadınlara ve çocuklara saldırılara toplumca rızalık göstermiyoruz’-VİDEO

    PİRHA – Dersim’de son süreçte açığa çıkan cinsel şiddet vakalarına ve kayıp öğrenci Gülistan Doku’ya ilişkin PİRHA’ya konuşan Menşure Doğan, Rahime Kızılkan ve Zeynel Kete, kadınlara ve masum-u pak olan çocuklara rızasız bir davranışta bulunulmasının kabul edilemeyeceğini belirttiler. 

    Haberin videosu

    Dersim’de son haftalarda açığa çıkan cinsel şiddet olaylarına ve kayıp üniversite öğrencisi Gülistan Doku’ya ilişkin PİRHA’ya konuşan analar ve pirler, duruma tepki göstererek “Nehaq zihniyetin kadına, masum-u pak olan çocuklarımıza rızasız bir davranışta bulunması Hakkın emri rızasına karşı gelmektir. Bunu Hakka yapılmış bir zulüm olarak görüyoruz. Yapılan her taciz tecavüz ve ötekileştirmeyle beraber Hak da bir daha ölüyor. Temelinde Hakka yapılmış bir zulüm olarak görüyoruz” diye konuştular.

    “YAŞANANLARA TOPLUMCA RIZALIK GÖSTERMİYORUZ”

    Derviş Cemal Ocağı’ndan Menşure Doğan, “İnancımızın reddettiği kötülükler, tecavüz, şiddet, istismar ve baskıdır. Eskiden hep kadın bedeni üzerineydi şimdi çocuklar da dahil oldu. Üstünü kapatırlarsa bebeklere kadar uzanan çirkin şeyler ortaya çıkıyor. Pertek’te ve Ovacık’ta çocuklara cinsel istismar vakaları açığa çıktı. Artık Türkiye’nin her yerinde de oluyor, bizde hiç olamaz diye bir gamsızlık göstermemeliyiz. Günümüze yaşanan bu çirkinlikleri eskiye takılarak unutuyor muyuz? Ders almamız gerekiyor. Bütün canları duyarlı olmaya çağırıyoruz. Bu son olsun desek bile korkuyoruz, çocuklara yönelinmiş. Toplumca rızalık göstermiyoruz. Yezitlik denilen şey, geçmişte yaşanan zulüm değildir sadece, yaşanan zulmü görmek zorundayız” dedi.

    “GÜLİSTAN’IN ARKADAŞLARINA YAPILAN SALDIRIYI KABUL ETMİYORUZ”

    Doğan, 5 Ocak tarihinden bu yanan haber alınamayan üniversite öğrencisi Gülistan Doku’ya ilişkin ise şunları söyledi:

    “Suçlu olduğu iddia edilen kim olursa olsun, madem bir iddia var onu elde tutması gerekirdi devletin. Evine kadar gitmişler ancak tedbir olarak gözaltına alınabilirdi ama şimdi öyle bir durum yok. Küçücük çocuklar zafer işareti yapsa bu sistem ceza veriyor.
    Arkadaşları kayıp olan öğrenciler tabi ki bu olaya itiraz edecekler. Sıra sana da gelecek, diye bir söz söylediler, ki yaşanıyor. Haklı olan bir duruma polisin bu şekil saldırması, susun konuşmayın demesi kabul edilemez. Arkadaşları kayıp, farklı şekilde telkinde bulunulmalıydı. Bu saldırıyı bir anne, bir kadın, bir insan olarak kınıyorum.”

    “TACİZ, TECAVÜZ, CİNSEL ŞİDDET VAKALARI, BİR POLİTİKA MIDIR?”

    Kureyşan Ocağı’ndan Rahime Kızılkan da son süreçte açığa çıkan cinsel şiddet vakalarına tepki göstererek, “Biz her duyduğumuzda şoke oluyoruz. Kadınlara çocuklara tecavüz, taciz, cinsel istismar bir politika mıdır? Dersim’de de bunların olması gerektiğine inananların yaptığı mıdır? Çok vahimdir. Dersim halkının bir bütün duyarlı olmasını istiyoruz. Ülkenin her yerinde çoğaldı bu” dedi.

    Kızılkan, “Bizim inancımızda düşüncemizde böyle bir şey olamaz. Dersim halkı bunlara gereken cevabı sokaklara inerek veriyor. Pertek’te de aynı şekilde halk sokaklara indi. İzin vermeyeceğiz halk olarak. Devletin her şeyi açığa çıkarması gerekiyor” diye konuştu.

    “YAPILANLARI HAKKA YAPILMIŞ BİR ZULÜM OLARAK GÖRÜYORUZ”

    Şıx Çoban Ocağı’ndan Zeynel Kete, “Yol kadınla başlar. Kadın mürşidi kamilullahtır. Biz bütün evrende bütün canlıda Hakkın varlığını görürüz. Bundan dolayı evrene, canlıya, kadına bütün cümle cana yapılan taciz, tecavüz, baskı, ötekileştirme Hakkın emri rızasına karşı gelen bir tavır davranış olarak görüyoruz. Kadın kainatı var eden kudretin ismidir. Hak en iyi şekilde kadının bedeninde ve ruhunda kendisini görünür kılar. Kadın kainatta kendisine benzeyen bir türü var eder” diyerek Alevilik inancında kadını aktardı.

    “Kimden gelirse gelsin, kimin yaptığı hiç önemli değil, bizim için önemli olan zulmün kendisidir. Zulmün kadına yapılması bizi daha fazla düşündürür. Hak aşkı Xızır gayretiyle bu yapılanlara karşı bir yol bulmamız gerekiyor. Bunlara bir dur dememiz gerekiyor” diyen Kete şöyle devam etti:

    “Kadına karşı yapılan her türlü rızasız eylem ne olursa olsun kadının rızası alınmadan kadına yönelik bir harekette bulunmak bizim için tacizdir, tecavüzdür, ne olursa olsun. Rızalık esastır. Nehaq zihniyetin kadına, masum-u pak olan çocuklarımıza, toprağımıza, dilimize, bizim rızalığımız olmadan bir davranışta bulunması Hakkın emri rızasına karşı gelmektir. Yapılan her taciz tecavüz ve ötekileştirmeyle beraber Hak da bir daha ölüyor. Temelinde Hakka yapılmış bir zulüm olarak görüyoruz.”

    “OLAY AÇIĞA ÇIKSIN, BU DURUMA RIZALIK GÖSTERMİYORUZ”

    Kayıp üniversite öğrencisine ilişkin sözlerine devam eden Kete, şunları kaydetti:

    “Gülistan canımız bu kutsal topraklarda mihmandır. Genç kadın demek inancın, itikatın, güzelliğin, bilgeliğin, barışın yeni kuşaklara aktarılması demektir. Muhtemeldir ki kendi rızası dışında başına bir şey gelmiştir. Kendi iradesi dışında bir sonuçla karşılaşmıştır. Biz bunu kabul etmiyoruz. Buna rıza göstermiyoruz. Bütün kamuoyuna, yol ulularına, pirlere, mürşitlere diyoruz ki; nasıl olmuş, bunun bilinmesi lazım. Gülistan canımız bir öğrenci olmaktan kaynaklı eğitim hakkına, vücut bütünlüğüne, kendi varlığını devam ettirmesi açısından yasal olarak hakları vardır. Bu konuda bir an önce devletin bütün yasama, yürütme, yargı erkinin hakkaniyetli bir akılla gereken neyse yaptırıp bir an önce yaşama sürecinin nasıl, nerede, kiminle olduysa gündeme getirip kamuoyuyla paylaşması gerekiyor ki bir daha benzer şeyler yaşanmasın.”

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Dersim’in acısının tarihidir Sılo Qız’-VİDEO

    ‘Dersim’in acısının tarihidir Sılo Qız’-VİDEO

    PİRHA – Hakka uğurlanan Sılo Qız’a ilişkin PİRHA’ya konuşan Dersimliler, “100 yıllık bir ağacın altında 100 yıllık bir çınardı, Dersim’in acısının tarihiydi Sılo Qız” ifadelerini kullandılar. 

    Haberin videosu

    Dersim 1938 Katliamı’nda tüm yakınlarını kaybeden ve keman çaldığı için “Bizi eğlendirir bunu öldürmeyelim” denilerek katledilmeyen Sılo Qız, Dersim’de ağıtlarla Hakka uğurlandı.

    Dersim’in acısının tarihi olan Sılo Qız’a ilişkin Yönetmen Caner Canerik, Derviş Cemal Ocağı’ndan Menşure Doğan, bağlama ustası Hüsnü Güngör ve Piri Sevdin Ocağı evlatlarından Ali Doğan ile konuştuk.

    “SILO QIZ; DERSİM’İN ACISININ TARİHİDİR”

    Sılo Qız’ın belgeselini çeken Yönetmen Caner Canerik, şöyle anlatıyor Sılo Qız’ı:

    “Köyde yaşadığı süreçte yalnızdı zor şartlardaydı ama mutluydu; kendi köyünde, toprağındaydı. Her gittiğimizde dut ağacının altında görürdük kendisini. Yüz yıllık bir dut ağacıydı o. Süleyman amcanın 100 yaşında olduğu dönemde kendisiyle tanıştım.”

    Sanatçı kimliğinin haricinde insanlığı çok güzeldi. Güler yüzle karşılayıp oturur sohbet ederdi bizimle. Dertleşmeye ihtiyacı vardı. Kayıt yapmadığım dönemler de çok oldu. O anlatırdı biz dinlerdik.”

    Sılo Qız’ın, geçmişle olan bir bağ olduğunu söyleyen Canerik, “Bugün Dersim tarihi sözlü olarak aktarılıyor. Bunun en büyük taşıyıcısı Sılo Qız’dı. Böyle bir önemi vardı ama ne kadar sahip çıkıldı bu tartışılır. Köyünde bir heykelinin dikilmesi, ona ithafen köyünde bir şenlik yapılması vs bunları yaptıramadık” dedi.

    Sılo Qız’ı anlatmak için Dersim’i anlatmanın gerekli olduğunu vurgulayan Canerik, şunları kaydetti:

    “38’i, 80’leri her şeyi anlatmak lazım. 100 yıllık bir ağacın altında 100 yıllık bir çınardı Sılo Qız. Ben kendisini böyle hatırlayacağım. Dersim’de herkesin evinde Sılo Qız’ın sesi vardır. Herkesin acılarına ortak olmuş bir insandır. Süleyman amca, Dersim’in acısının tarihidir.”

    “SESİYLE BİR DESTAN YARATTI”

    Derviş Cemal Ocağı’ndan Menşure Doğan ise toplum olarak Sılo Qız’a bir vefa borcu olduğunu söyleyerek Sılo Qız’ın yarattığı değerden söz ediyor:

    “İnancına ikrarına bağlı, onca çileye rağmen her şeyi dile getirmeye çalıştı. Sesiyle bir destan yarattı. Sözlü anlatımda ne yaşadıysa belge sundu Sıloq Qız. Sesiyle, ağıtlarıyla canlı bir belge oldu.

    Eskilerimizi, yaşadıklarımızı, canlı tanık olan insanlar, Sılo Qız gibi insanlar aktarabilir ancak. Devri daim olsun.”

    “İNSANLARIN FERYADININ SESİYDİ SILO QIZ”

    Bağlama ustası Hüsnü Güngör de Dersim’de Hakka yürüyen insanlar için klamları vardı Sılo Qız’ın. Dersim ulu bir çınarını yitirdi” dedi. Sılo Qız’ın klamlarıyla, insanlığıyla herkeste iz bırakacağını belirten Güngör, “Şimdi de biz onun klamlarını devam ettireceğiz. Onu her daim bu şekilde içimizde yaşatacağız” ifadelerini kullandı.

    Piri Sevdin Ocağı evlatlarından Ali Doğan ise, “Dersim, ulu çınarlarından birini daha kaybetti. Süleyman amca, Dersim’de inancıyla, itikatıyla bir çınardı. 38 katliamında, kurdun, kuşun, böceğin, ağacın, suyun, insanların feryadının sesiydi. Bunları söyleyerek, kendi ana diliyle insanların acılarına ortak oldu. Kültürümüz, inancımız, itikatımız açısından o bir üniversiteydi” diyerek söz etti Sılo Qız’dan.

    PİRHA/DERSİM

  • Dersimli Kadınlar, aşure lokmalarını pay ettiler-VİDEO

    Dersimli Kadınlar, aşure lokmalarını pay ettiler-VİDEO

    PİRHA – Dersimli Kadınlar, Muharrem ayı vesilesiyle Seyit Rıza Meydanı’nda aşure lokması pay ettiler. 

    Halkların Demokratik Partisi Kadın Meclisi çağrısıyla bir araya gelen kadınlar, Seyit Rıza Meydanı’nda aşure lokması pay ettiler.

    Aşure lokmasına Alevi dernekleri, siyasi parti ve kurum temsilcileri, HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, Dersim Belediye Başkanı Fatih Maçoğlu ve çok sayıda yurttaş katıldı.

    “TARİHTE KERBELALAR EKSİK OLMAMIŞTIR”

    Aşure lokmasında konuşan HDP İstanbul Milletvekili Ali Kenanoğlu, “Kerbelayı Kerbela yapan oradaki mazlumların yaşadıklarıdır. Kerbela’da iki isim var; birisi Yezittir, birisi Hüseyindir. Bunlar sadece yaşadıkları dönemde kalmamışlar, tarihten günümüze sembol olarak gelmişler. Yezit, Kerbela’dan bu yana zalimlerin ismi olarak anılmış, adı duyulduğunda lanet okunmuştur. Tarihte hiçbir zaman Yezitler eksik olmamış, Kerbelalar eksik olmamıştır. Dersim’de 38’de yaşananlar da Kerbela’dır” ifadelerini kullandı.

    “12 EYLÜL’Ü YAPANLAR YEZİT, ZİNDANLARDA OLANLAR HÜSEYNİ DURUŞU SERGİLEYENLERDİR”

    12 Eylül darbesine de değinen Kenanoğlu, “Bugün 12 Eylül. 12 Eylül de Kerbela’dır. 12 Eylül’ü yapanlar Yezit, 12 Eylül’ü yaşayanalar da Hüseyni duruşu sergileyenlerdir. Diyarbakır zindanlarında olanlar da Yezitlere biat etmeyenlerdir. 12 Eylül’ün yıl dönümünde yeni bir darbeyle karşı karşıyayız. Üç büyük şehir belediyemize atanan kayyımlar da siyasi darbedir. Bu darbeye karşı durmak meşru bir haktır” diye konuştu.

    Muharrem ayının sonunda yapılan aşureyi anlatan Kenanoğlu, “Aşure, tam da bizim savunduğumuz siyasetin, felsefenin, inancın, kültürün bir yansımasıdır. Aşure, 12 çeşit ürünün bir araya gelip oluşturduğu ortak tattır. Biz de toplumların, inançların, milletlerin tek olamayacağını, tek olursa bir tat vermeyeceğini savunanlardanız” diyerek sözlerini tamamladı.

    Konuşmanın ardından söz alan Derviş Cemal Ocağı analarından Menşure Doğan, Muharrem ayı ve aşureye ilişkin bilgiler aktardıktan sonra gülbeng vererek aşure lokmalarını pay etti.

    PİRHA/DERSİM

  • Menşure Doğan Ana: Kadın itikadı sürdürendir-VİDEO

    Menşure Doğan Ana: Kadın itikadı sürdürendir-VİDEO

    PİRHA – Alevi kadınlarına tarihsel olarak “Yolda kadına biçilen rol nedir?” ve “bu rol bugün yerine getirilemiyorsa nedenleri nelerdir? Nasıl aşılabilir?” şeklinde sorular sorduk. Dizi yazımızın ilk bölümünde sorularımızı Derweş Cemal Ocağı Anası Menşure Doğan yanıtladı.

    Haberin videosu

    Cemlerde, sohbetlerde “Yol kadındır, kadın mürşidi kamilullahtır” sözünü çokça duyarız. Yine “Alevilerde kadın erkek eşittir” sözü neredeyse her ortamda övünülerek dile getirilir. “Bizde kadın erkek yoktur herkes candır” sözlerini de çokça duyarız. Çoğunlukla da bu sözleri erkeklerin ağzından duyarız.

    Pratik gerçekten öyle midir? Öyleyse Alevi kadınları neden Alevi örgütlenmeleri içinde belirgin bir noktada değiller? Neden söz ve yetki kademelerinde yer alamıyorlar? Neden renkleri, karakterleri sahaya yansımıyor? Gerçeğe biraz daha yakından bakmak için bu kez mikrofonu Alevi kadınlara bıraktık.

    Başlattığımız bu yazı dizisindeki muradımız; konunun esas sahipleri kendi sözünü söylerken aynı zamanda tıkanan kanalların açılmasında yol almalarına hizmet etmektir.

    Bu nedenle Türkiye ve Avrupa’da Yol’a çeşitli düzeylerde hizmette bulunmuş kadınların görüşlerine başvurduk. Bu konuda elbette sözü olup da ulaşamadığımız isimler vardır ve bize ulaşmalarını dileriz.

    Bu yazı dizisi uzun bir süre önce planlandığı için bir kısım değerlendirmeyi oldukça gecikerek veriyoruz. İlgililerin bizi anlayışla karşılayacağını umut ediyoruz.

    Yazı dizimizin bu bölümünde sorularımızı Derweş Cemal Ocağı Anası Menşure Doğan’a sorduk.

    Doğan: Sahne deyince tabi özellikle okumuşların aklına bir mekan, bir boy gösterme ve çekilme gelir. Tiyatro sanatçıları gibi. Lokma sahibiyse eğer bir kadın, lokmayı pişiren, dağıtan, meydana getiren demek ki söz sahibidir. Aynı zamanda, itikadını yürütendir.

    PİRHA: Sayın Doğan tarihsel ve toplumsal olarak Alevilikte kadının yeri nedir? Nasıl bir seyir izledi bizim için biraz değerlendirebilir misiniz?

    Menşure Doğan Ana: Baştan açıklayayım; benim ezbere bildiğim ya da hafızamda olan sıralama şeklinde tarihsel diyebileceğim bir düzen yok. Pratikten, yaşamdan, köyümden, büyüklerimden öğrendiklerimi anlatabilirim. -Çünkü okullar vermiyor, ömrümüz okullarda geçmesine rağmen.- Onlardan aldıklarımdan şunları söyleyebilirim: Toplumsal diyebilmek için kendimce bireylerin haklarının bilincinde olarak bir araya gelmiş bireylerin tümüne toplumsal diyelim. Maalesef ki hakikaten sağını solunu tanımıyor. Kimseyi küçümseme anlamında değil ama; masum, saf, temiz fakat çağın gidişatına, teknolojisine ayak uyduracak bir bilgiden bilinçten mahrum. Nasıl yönlendirirsen öyle giden bir durumda. Toplumsallığın farkında olan bilinçli bireyler bir araya gelebilmeli ve bazı soruların cevabını aramalı.

    “BÜTÜN ZORLUKLARDAN SÜZÜLEREK BUGÜNE GELMİŞ”

    Kendi inançlarından, deyişlerinden, dile getirdiklerinden yola çıkarak diyebiliriz ki; insanlığın var oluşuyla, doğanın var oluşuyla bu inanç vardır. Çünkü zaten doğadan kopmayan bir inanç, doğayı kutsayan bir inanç, insana değer veren, insanı kutsayan, onun düşüncelerini, tabii ki insani değerleriyle, kamil, olgun, bilinçli haliyle insan kutsaldır inancımızda. Çünkü inancımız kendisini çevreden ayrı tutmaz, doğayla iç içedir, farklı ve renkli olana açıktır diye düşünüyoruz. Böyle olunca her dönemde yaşanan bütün zorluklardan süzülerek bugüne gelmiş.

    Toplumumuz bu farklılığa açık olan yanından dolayı itilmiş, ötekileştirilmiş, zulme uğramış, yok edilmek istenmiş ama filizlenmiş yeniden yeniden, küllerinden doğma gibi desek doğrudur.

    En yakın aile büyüklerimden anılarını dinleyerek, ağlayarak büyüdüm 38’i. Tümden silindi zannedildi. Ufacık bir çocuğun anasının ölüsünün altından sağ kurtuluşu bile; onun daha sonra bunu canlı tutup unutturmaması da bir ibadet şeklidir. Böyle olduğu için o kulağında küpedir. Büyüklerinin son nefesi o. Bu zulmü unutmayın. Unutmayın, zalimi tanıyın ki; biz gördük siz görmeyesiniz. Bu inançla bugüne gelmişiz. Sonradan öğrendiğim bir şey değil. Başka birinin etkisinde kalarak öğrendiğim bir şey olmadığı için yaratılışımdan var olan yaşamın akışı içerisinde bugüne kadar zorbalığa rağmen ayaktayız.

    “KİN BAĞLAMAYIN, KİN ELMASINI YİYEN KURT GİBİDİR”

    Menşure Doğan Ana, yolun sürüp gelmesinde kadının rolünü anlatırken hayatında derin izler bırakan ninesinden örnekler vererek devam ediyor.

    Kadın rolünün en yakın şeklini nenemden anlatabilirim. Uzun yıllar yaşadı. Bütün çoluk çocuğunu, ailede erkek bırakmadılar. Nenem kalan çocuklarla birlikte sürgüne gönderiliyor. Sürgün hayatında kendisine zulmeden sistemin ‘bir lokmasını dahi kabul etmedim’ derdi. ‘Emeğimle birinin kapısında çalışırım, ekmek verdiğim kişiden aldığım lokmayla geçinirim’ derdi. Öyle de yapmış gerçekten.

    Nenem hümanist bir insandı. Bütün canlara saygılıydı. Yaratılmış her şeye karşı bir saygısı vardı. Irkçı ya da kinci yaklaşmamış. Bir nasihati vardır; ‘kin bağlamayın, kin elmasını yiyen kurt gibidir’ derdi. Ve yine,  ‘tesadüfen birkaç kişi kurtulduk, kurtulmuşsak bizim bir görevimiz var; bu yaşatılanları unutmama. Onların inadına tekrar yaşama, inancımızı, dilimizi yaşatmak gibi bir görevimiz var.’ Tünellerde, ormanlarda saklandılar. Ölülerin altında kurtulan çocukları alarak sürgüne gidiyor. 7 yıl boyunca sürgünde kalıyor. ‘Diline lanet okudum’ diyor, ‘bir tek kelime Türkçe bu dilimle telaffuz edersem bu dilime lanet olsun’ derdi ve ölümüne kadar kullanmadı.

    Biz çocukken çok fark etmezdik. Okullarda Türkçe öğrendik. Kitap okuyoruz, şiir okuyoruz derken nenemi önce anlayamamıştık. Fakat onun bir bakışı, insanlara davranışı, insanların ona olan sevgisi bizi ona ilgi duymaya çekti. Derdi ki; ‘bana bu zulmü yapan dilimi ve inancımı önce yok etti.’ Çünkü dil bilmeden başka bir kültüre gidiyorsun, kendi kültürünü orada yaşatma imkanın yok.

    ‘Dilimi ve inancımı yok eden bir zihniyetin dilini lanetledim’ derdi. Bu kinden değil onu anlamamız lazım. Sana özgürlük tanımayan bir zihniyetle mücadele ediyor. Bu karakterde bir insan, 7 yıl tek kelime Türkçe konuşmadan, lokmasını kabul etmeden yaşıyor.

    Hacı Bektaş Veli’nin 7 göbekten torunu olan Ulusoyların tekkesinde çalışıp getirir çocuklarıyla paylaşır. Çocukları dışarı bırakmaz. Kimsenin gözü değmesin, evlilik gibi bir şey olmasın diye o zihniyetle. Dedim ki ‘Nene sen taş mısın, bu kadar acı yaşamışsın?’ Son kurtulan annemdi çocuklarından. Diyordu ki ‘ben öyle bir direnişle ayaktayım ki, ailemden, köyümden kurtulan, -Seyit Rıza’nın yeğenidir çünkü- bir kedi bile kurtulduysa onu korumak benim görevimdir. Bu benim dileğimdir, bana verilen bir görev onu yerine getirmek için kendi canımın doktoru oluyorum. -Size de yük etmesin diyerek nasihatlerde bulunurdu. Onun için ayaktayım.’ 366 evliyayı çağırırdı. Her sabah her güneş doğumunda dileklerde bulunurdu.

    “LOKMAYI PİŞİREN KİMSE İTİKADI YÜRÜTEN DE ODUR”

    Peki ne oldu da Alevi kadınlar sahneden çekildi?

    Menşure Doğan Ana: Sahne deyince tabi özellikle okumuşların aklına bir mekan, bir boy gösterme ve çekilme gelir, tiyatro sanatçıları gibi. Lokma sahibiyse eğer bir kadın, lokmayı pişiren, dağıtan, meydana getiren demek ki söz sahibidir. Aynı zamanda, itikadını yürütendir. Erkekler ona bağlıdır. Onun lokmasına el uzatıyor. Demek ki hakikaten söz sahibiymiş, itikadı, sorumluluğu yüklenmiş.

    Fakat inancımızda bir gerileme olduğundan değil, inancımız insanlığın varoluşuyla ilgili varsa yeni bir şeyler ekleyebilirsin. Ama kendi inancı değiştiğinden değil teknolojiyi getirmiş, televizyonlar vs, öyle olunca kadını etkileyen, gerileten sadece erkek baskısı değil. Televizyonda farklı görüyor veya büyük betonlaşma, şehirler, köyden şehre geliyor. Bunları görünce kendini geri çekiyor. ‘Binalar çok yüksek’ diye kızardı nenem. Ama çaresiz, küçük kalıyor. Gelişen her şey, yeni olan her şey kadını kendine zamanında görmediği şeyler etkiliyor geri kalmada. Yetmiyor tabii ki erkekler biraz daha imkanları olmuş okumuşsa -bilinç anlamında demiyorum. Bilinçli bir insan asla şiddet uygulamaz.- Ama kabalaşabiliyorsa demek ki biraz özentidir, bir şeye sahip olamamamın telaşıdır. İnancımızın etkisi değildir. Toplumda yaşananlardan kaptıklarıdır. Ailesine de taşıyabilmiştir. Cinayetler, şiddettir, telaffuz etmek bile istemiyorum. Hep dua ederim, memleketimden uzak olsun, bütün masumlardan uzak olsun ama son dönemin çocuk ölümleri, katliamları, ölüm demeyeyim katliam ve cinayetleri zihniyetleri, uygulanan şeyler kadını uzak durmaya zorlamış. Elinden gelse çocukları da alıp yanına erkeğin sahnesinden geri duracaklar. Bu kadar korkunç şeyler bunlar.

    İnancımızda kadın erkek diye bir deyim yoktur. Can vardır. İbadet anında can diye tarif ediliyor. Ama oradaki uygulama kişilerin bilincine bağlı olarak geri çekme baskısı olmuş, olabilir, her şeyde etkiliyor.

    “BİZ GÖREREK İNANDIK, ÖĞRENDİK”

    Bütün bunlardan hareketle şunu soralım: Sizce Alevi kurumlarında kadının yer alması neden önemli?

    Menşure Doğan Ana: Kadın lokma sahibidir. Bizim inancımızda illa bir hayvanı keselim daha kutsaldır diye bir şey tanımlanmaz. Önemli olan samimiyetle meydana gelen, dualar ve dileklerle meydana gelen o lokma dediğimiz hem yoğurarak yaptığın var, ayrıca hazır alınır çarşıdan ama emekten yana olduğumuz için genelde evinde hazırlarlar lokmayı. Diyelim ki hazır aldın, o da değerlidir. Uzattığın bir avuç şey kurbanla eş değerdir. Bunun sahibi kadınsa, bu işin sorumluluğunu almışsa o zaman örgütlenmelerde kurumsal mekanlarda mutlaka yer alması onun en doğal hakkıdır.

    Zaten bu örgütlenme nereden geliyor, her insan topluluğunda gerekli olan bir durum. Biz görerek inandık, öğrendik. Büyüklerimiz lokmayı nasıl verdiler, omuzdan omuza. İnancımızda Allah’ı birbirimizin vicdanında, gönlünde arıyoruz. Ben senin omzuna eğilerek Allah sendedir, tokalaşma çok resmi ve bize ait olmayan bir şeydi. Kültürümüzde yoktu. Yeni yeni öğrenmişiz. Ama omuzdan omuza, erkek kadın fark etmiyor, yaşlı büyük fark etmiyor. Çok küçüklerin başından öpülür. Yüzden öpme diye bir kültürümüz yok. Çocuğun nurunu kirletmesin diye büyük kendi nefesini çocuğa vermez.

    Omuz omuza birbirimizi kutsamamız insana değer katıyor, bir sorumluluk yüklüyor. Bu çok güzel bir şey. Bunu en güzel yine kadın yapıyor; evin, ocağın sahibi olarak. Ateşi söndürmeme gibi bir görevi vardır kadının aynı zamanda. Yanan ateşi külle besleyeceksin o bir görevdir. O ocak külle temizlenmiş olur. Sabah o ateşi yeniden canlandırıyorsun. Kadına biçilen şey çok önemli.

    “EŞİTLİK, İNSANA YAKIŞAN NE İSE ODUR”

    Hangi dernek olursa olsun önce samimiyet. Özü sözü bir olmalı insanın. Kadınlarımız değerlidir önde olmalıdır diyorsak; yaşamda pratiğiyle gösterelim. Hiç kadın da görünmüyor. Demek ki biz sözümüzü ağızdan söylüyoruz ama yerine getirmede eksik kalıyoruz. O zaman gençlere de örnek gösteremiyoruz.

    Eşitlikten insanın ne anladığı önemlidir. Kılık kıyafet aynı olmayacağına göre; kültürümüzde şalvar var. Değiştirdim diye de bir şey olmuyor. Giysi fazla bir şey de katmıyor. Kız kardeşimin işkencede bir sözü vardır; “kolumu incittiniz, kesebilirsiniz, o benim karakterim değil, karakterim benim zihnimdedir. Bedenimi yiyin.” Aynen böyle söylemiş. Eşitlik deyince erkeklerle yarışa gireyim diye yanlışa kapılan gençlerimiz var. Bu anlayışı doğru bulmuyorum. Eşitlik, insana yakışan ne ise odur. Bu yaşamın içinde her konuda haktır. Kadın erkek önce kendini bilmeli. Kendini biliyorsa bilinçlidir. Hakkını da bilinçli olarak bilir. Emeğe saygılı olur.

    “ÖRGÜTLENMEDE SAMİMİYET ÖNEMLİDİR”

    Peki Alevi kadınları için bir örgütlenme modeli öneriniz var mı?

    Menşure Doğan Ana: Kadın yaratıcıdır, beceriklidir, seni yüceltir. Çünkü kendini bilen insan önce kendini yüceltir, yüceltme üstünlük anlamında değil değerleri yüceltmek canlı tutmaktır. Böyle olunca da eksiğin neresinden dönülse kar diyelim.

    Kişinin kendi ayağı üzerinde durabilmesi için önce eğitim. Eğitim de dayatmayla olmuyor. Her çeşit örgütlenmeye de bilinç ve samimiyet diyorum. Ne çeşit örgütlülük olursa olsun samimiyet önemlidir. Bir araya gelirsek, bilinçli ve samimi olarak. Zihniyeti, inancı ve kültürüyle, bölge sorunlarıyla nasıl ilgileneceksin, birey olarak bilinçli bir örgütlenme içinde herhalde daha yararlı olunur topluma.

    (HABER MERKEZİ)

    İlgili Haberler:
    1-Menşure Doğan Ana: Kadın İtikadı Sürdürendir-VİDEO
    2-‘Pratikte Erkekle Eşit Değiliz’-VİDEO
    3-‘Kadın, Hem Yol’un Sonu Hem De Başıdır’-VİDEO
    4-‘Erkekleri Yol’a Verdikleri İkrarı Tutmaya Davet Ediyorum’-VİDEO
    5-‘Sıra Posta Oturmaya Gelince Kadının Yeri Yok; Kurumlar Erkek Egemen-VİDEO
    6-‘Biz Alevi Kadınlar Eşitsizliği Kabul Etmiyoruz’-VİDEO
    7-‘Alevi Kadının Kurtuluşu Aleviliğin Kurtuluşudur; Çünkü Yol Anadır’
    8-‘Kurumlarda Canla Başla Çalışan Kadınlarımız Yönetimlerde Yok’-VİDEO
    9-‘Kadının Bir Eli Beşik, Diğer Eli Dünyayı Sallar’-VİDEO
    10-‘Alevi Kurumlarında Kadın Yoksa, Aleviliği Konuşmanın Da Ciddiyeti Yok’
    11-‘Talip Kadınlar Da Ana’yı Aramaz Oldu’-11-VİDEO
    12-‘Kadınlar Aktif Olup “Ben De Varım” Desinler’
    13-‘Meydanda Gönül Birlemeye Gelenler Hep Kadınlar’-13 VİDEO
    14-‘Karar Alıcıların Erkeklerden Oluşması Alevilik Için Büyük Tehlike’-VİDEO
    15-‘Dedelerimiz Bencil Davranıyor; Anaları Ceme Çağırmalılar’-VİDEO
    16-‘Alevi Kurumlarındaki Yapı Kadınları Çok Dışlıyor’-VİDEO
    17-‘Alevi Kadınların Sahnesi Erkeklerce Işgal Edildi’-VİDEO

  • Dersim’de Maraş anması: Bu katliamı unutmadık ve unutturmayacağız-VİDEO

    Dersim’de Maraş anması: Bu katliamı unutmadık ve unutturmayacağız-VİDEO

    PİRHA – Dersim’de düzenlenen Maraş anmasında, “Maraş Katliamı 40 yıl geçmesine rağmen hala içimizde bir acı olarak devam etmektedir. Alevilere bu acıyı yaşatanları lanetliyoruz ve bu katliamı unutmadık ve unutturmayacağız” denildi. 

    Demokratik Alevi Dernekleri Genel Merkezi ve Pir Sultan Abdal Kültür Derneği Dersim Şubesi, Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenleri andı. Demokratik Alevi Dernekleri’nde yapılan açıklamaya İHD, HDP, sendika temsilcileri ve sivil toplum örgütü temsilcileri katıldı.

    Mumlar yakılarak Maraş Katliamı’nda yaşamını yitirenler anısına dar duruşunda bulunuldu.

    Anmada konuşan Baba Mansur Ocağı Piri Nesimi Genlik, Alevilerin var oluştan bu yana katledildiğini belirtti.

    “KATLİAM GÜNLÜK BOYUTA İNDİRGENMİŞ DURUMDA”

    Derviş Cemal Ocağı Analarından Menşure Doğan ise, “Bizim davamız bir kan davası değil insanlık davasıdır. Bu insanlık davasında herkes bir arada olabilmeli. Maraş ile bitseydi Sivas yaşanmazdı. Kerbela’nın cevabı verilmiş olsaydı 38’deki katliam olmazdı. 38’in cevabı verilmiş olsaydı Maraş olmazdı. Katliam şekil boyut değiştirse bile devam ediyor. Dilimiz yok oluyor, inancımız yok oluyor. Katliam günlük boyuta indirgenmiş durumdadır” dedi.

    Ana Doğan, “Yaşayan ölüler gibi olmuşuz. Dirilmemiz lazım. Öleceksek onurumuzla ölmemiz gerek. Seyit Rıza da dik duruşuyla gitti dar ağacına” diyerek topluma çağrıda bulundu.

    Maraş Katliamı tanığı olan Latif Beyaztaş ise, yaşananları anlatarak yaşamını yitirenleri andı. PSAKD Dersim Şube Başkanı Ekber Kaya ise Alevi toplumun eşitlikçi, özgürlükçü ve boyun eğmeyen bir toplum olduğu için katliamlara uğradığını belirterek “Yüzlerce katliamdan geçmiş Aleviler, bu yaşam biçimlerini devam ettirdiyse yine mücadele ederek böyle yaşayacaktır” ifadelerini kullandı.

    “BASKI VE ZULÜM YAŞAMIMIZDA DEVAM EDİYOR”

    Basın metnini okuyan DAD Genel Merkez Eski Eş Genel Başkanı Dursun Demirtaş, “Alevi toplumu tarihin her döneminde baskıya, züllüme, katliama uğrayarak günümüze kadar gelmiştir. Maraş katliamı da bunlardan bir tanesidir. Katliam sistemli, örgütlü ve organize bir şekilde Alevi olan herkes hedef seçilmiştir. Kadın, erkek, çocuk, ihtiyar ayrımı yapılmadan herkesi katletmişlerdir. Bu katliam bir tesadüf veya bir istisna değildir. Bunun gibi sayılamayacak kadar bir çok örnek vardır. Nedeni ise tekçi, ırkçı, ne Haq zihniyettir. Kendi dışındaki farklılıklara düşman oluşudur. Bu günün de dünden farkı yoktur. Yine tekçi ırkçı zihniyet Alevi inanç ve kültürünü ve yaşamını yok saymakta, görmemezlikten gelerek baskı ve zulüm yaşamımızda devam etmektedir” ifadelerini kullandı.

    “MARAŞ KATLİAMI’NI UNUTMADIK UNUTTURMAYACAĞIZ”

    Demirtaş, “Toplumumuzun inanç mekanları , ziyaretleri kutsal bildiğimiz alanları yıllardır bombalanarak yerle bir edildi. Buradan soruyoruz bombalanan yerlerde kaç ziyaret, kaç kutsal mekan var biliyor musunuz? Ama bu halk ziyaretlerini ve kutsal mekanlarını bombalanan alanlardan biliyor. Toplumumuzun asırlardan beri kutsal mekan olarak kullandığı yerlerin üstüne kalekollar yapılarak bu alanlar yasak bölge yapıldı.  Yetkililerin yaptığı açıklamalardan böyle bir şey yok diyorlar. Bir örnek verilmesi gerekiyorsa Marçik’in karşı tarafında sinan tepesi üzerinde yapılan kalekol yeri asırlardan beri yöre halkının Xızır Nişangesi olarak ve Zel ana, Düzgün Baba nişangelerine karşı olup yöre halkınca kutsal sayılmaktadır. Burası kurban, lokma ve niyazların dağıtıldığı bir mekandır. Şimdi de bu mekanların üstüne kalekollar yapılmıştır” dedi.

    “Alevi inanç, kültür ve yaşamı önündeki engellerin kalkmasını beklerken aksine bu yok ediş çabası daha da yoğun şekilde devam etmektedir. Barajlarla, Maden ocakları ile onlarca kutsal mekan yok oldu. Bu da gösteriyor ki bu gün dünden farklı değildir. Bu gün hala alevi inanç ve kültürü üzerindeki asimilasyon, inkar ve göçertme politikaları devam etmektedir” diye konuşan Demirtaş, “Maraş katliamı kırk yıl geçmesine rağmen hala içimizde bir acı olarak devam etmektedir. Alevilere bu acıyı yaşatanları lanetliyoruz ve bu katliamı unutmadık ve unutturmayacağız” diyerek sözlerini tamamladı.

    Anma yaşamını yitirenler için yapılan lokmaların pay edilmesiyle sona erdi.

    PİRHA/DERSİM

  • ‘Lokmalarla kurulan TV10’un çalışanları hukuksuzca zindanda tutuluyor’-VİDEO

    ‘Lokmalarla kurulan TV10’un çalışanları hukuksuzca zindanda tutuluyor’-VİDEO

    PİRHA – KHK ile kapatılan TV10’un Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, programcı Veli Haydar Güleç ve kameraman Kemal Demir aylardır tutuklu bulunuyor. Konuya ilişkin PİRHA’ya konuşan Ana Menşure Doğan ile DAD Ankara Şube Başkanı Murat Işık, Alevi toplumunun üzerinde bir şekilde çeşitli gerekçe ve bahanelerle cezaevi ve baskı süreci işletmek istenildiğini ifade ettiler. 

    KHK ile kapatılan TV10’un Yönetim Kurulu Başkanı Veli Büyükşahin, programcı Veli Haydar Güleç ve kameraman Kemal Demir aylardır tutuklu bulunuyor.

    Tutuklu TV10 çalışanlarına ilişkin PİRHA’ya konuşan Derviş Cemal Ocağı’ndan Ana Menşure Doğan, “Böyle güzel zihniyetlerin duvarların arkasında tutulması; sosyal hukuk devleti olsa değil duvarların arkasında tutmak bu insanlardan yararlanmayı öğrenir. Bu insanların güzel hizmetleri oldu sadece. İçeride olmaları beni çok üzüyor” dedi.

    “Alevi dernekleri, sivil toplum örgütleri dayanışma içerisinde, içeri giren her güzel cana, haklarını ve emeklerini göz önünde tutarak onlara sahip çıksaydı, daha çok dillendirseydi belki bir etkisi olurdu, olmalı da” diyen Ana Doğan, “Tutsaklar özgür olmadıkça kendimi asla özgür görmüyorum. Çağrım bütün insanlığadır; daha insani bir temelde bir araya gelerek, ortaklaşarak dayanışmayı güçlendirmeli. Daha çok sağlam örgütlülük, samimiyet, fedakarlık diyorum” ifadelerini kullandı.

    “ALEVİ TOPLUMUNA CEZAEVİ, BASKI SÜRECİ İŞLETİLMEK İSTENİYOR”

    Demokratik Alevi Derneği Ankara Şube Başkanı Murat Işık ise, “Her şeyden önce Alevi örgütlülüğüne, Alevi toplumuna yönelik sistematik bir baskının olduğunu söyleyebiliriz. Alevi toplumu bir tecrite, bir baskı sürecine maruz bırakıldı. Aleviler, yüz yıllardır bu baskının muhatabı oldular. Ancak günümüzde daha sinsi politikaların yürütüldüğünü söyleyebiliriz. Hak ve hakikatin sesi, Alevilerin lokmalarıyla kurduğu TV10’un ellerinden alındığı gibi yöneticileri ve çalışanları hukuksuzca aylardır zindanda tutuluyorlar. Bunu kabul edilir görmüyoruz. Canlarımızın herhangi bir suçu olduğunu düşünmüyoruz” diye konuştu.

    Veli Büyükşahin’in Alevi ocakzadesi olduğunu belirten Işık, şunları kaydetti:

    “Nasıl bir yasadışı bir şeye neden olmuştur ki 8 aydır içeride tutuluyor. Bütün bunlara bakıldığı zaman aslında Alevi toplumuna bir şekilde çeşitli gerekçe ve bahanelerle cezaevi süreci, baskı süreci işletilmek isteniyor. Makbul Alevilik yaratmak isteniyor. Gri pasaportlu dedeler, okullar, bugün küçükten büyüğe kadar her türlü asimilasyon politikası üzerimizde yürütülüyor. Eğitim sistemindeki duruma bakın. Her şekilde Aleviler asimile ediliyor. Buna karşı çıkan kurumlar, yöneticileri baskı altında tutuluyorlar. Nahaq anlayışın, zulüm iktidarının son bulması gerekiyor.”

    DERSİM/PİRHA

  • Dersim’de Munzur Akademi Kültür Sanat Derneği açıldı-VİDEO

    Dersim’de Munzur Akademi Kültür Sanat Derneği açıldı-VİDEO

    PİRHA – Dersim’de Munzur Akademi Kültür Sanat ve Turizm Derneği, Derviş Cemal Ocağı’ndan Ana Menşure Doğan ile Kureyşan Ocağı’ndan Pir Kadir Bulut’un çerağlar yakması ve dua vermesiyle açıldı. Derneğin yönetim kurulundan Dilek Kızıldağ açılışta derneğin hedeflediği çalışmaları aktardı.

    Munzur Akademi Kültür Sanat ve Turizm Derneği, açılışını gerçekleştirdi. Birçok kurum temsilcisi ve yazarın katıldığı açılışta Ana Menşure Doğan ve Pir Kadir Bulut çerağlar yakarak dua verdi.

    Ana Menşure Doğan kadınların açtığı akademinin hayırlı olmasını dileyerek “Başaralım, mahcup olmayalım. Kadınlarımız köyde kendine güvenerek yola çıkarlar. Ama şehirleştikçe genç nesil fazla benimsemiyor ama anne ağırlıklı olursa olur çünkü doğal bir şeye herkes geri dönüş yapar. Bu işe kalkışan annelerin, kadınların yolu açık olsun, yolumuz aydınlık olsun” dedi.

    Sonrasında Pir Kadir Bulut, çerağ yakarak dua verdi.

    “HERKESİN KATILIP TARTIŞABİLECEĞİ BİR MEKAN OLSUN İSTEDİK”

    Açılışta konuşan derneğin yönetim kurulundan Dilek Kızıldağ, kurumun hedeflerini ve kuruluş amacını şöyle aktardı:

    “Toplumun, kentin önde gelen sanatçısı, yazarları, edebiyatçıları, herkesin bir araya gelip konuşabildiği, tartışabildiği bir şey yapmaya çalıştık Dersim’de. Bunun eksikliğini gördük açıkçası. İstedik ki; halk doğrudan katılsın. Burada dersler, seminerler olacak, paneller düzenleyeceğiz. Özel olarak Dersim bölgesi, kültürü, inancı konuları daha ağırlıklı olacak ilk etapta. Tabi ki dünyayı ilgilendiren akademik, bilimsel, yerel, kültürel konular bizim gündemimize girecek.

    Derslerimiz ve seminerlerimiz tamamen ücretsiz olacak. Şehirde yapılacak organizasyonlarda olacağız. O tür etkinlikleri finansman olması için dışarıdan buraya aktaracağız.”

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM

  • Nadire Yoslun, memleketi Dersim’de sırlandı-VİDEO

    Nadire Yoslun, memleketi Dersim’de sırlandı-VİDEO

    PİRHA – 8 Mart akşamı geçirdiği kalp krizi sonucu Hakka yürüyen kadın aktivist Nadire Yoslun’un cenaze erkanı Dersim’de bulunan cemevinde gerçekleşti. Cenaze erkanına Yoslun’un ağabeyi sanatçı Ferhat Tunç, HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, kurum temsilcileri ve yüzlerce Dersimli katıldı. Yoslun, erkanın ardından Paxe Havig köyüne bağlı Tulık mezrasında sırlandı. 

    8 Mart akşamı Almanya’nın Rüsselsheim kentinde kalp krizi sonucu Hakka yürüyen Dersimli kadın aktivist Nadire Yoslun’un naaşı memleketi Dersim’e getirildi. Merkezde bulunan cemevinde gerçekleşen cenaze erkanında konuşan ağabeyi sanatçı Ferhat Tunç, kardeşinin Dersim sevdalısı olduğunu belirterek “Bizim yaşam serüvenimiz ölüm ve yaşam üzerindedir. Ölüm de yaşam için bir o kadar cezadır. Beklenmedik ölümler her zaman için acımızı çok acıtmıştır” dedi.

    Geçtiğimiz günlerde Hakka yürüyen Tunceli Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Yusuf Cengiz’i de anan Tunç, “Saygıyla anıyorum, bu acılı günümüzde olacaktı. Bacımı almak için Almanya’da olduğumdan Yusuf abiyi uğurlamaya gelemedim” dedi.

    “RUHU DERSİM’DE, ROJAVA’DA, AFRİN’DEYDİ”

    Kardeşinin doğduğu topraklarda dinlenmesini istediğini dile getiren Tunç, “Duygusal ve vicdanlıydı benim bacım. Yitip giden her can için gözyaşı akıtırdı. Bedeni Almanya’daydı ruhu Dersim’de, Rojava’da ve son süreçte Afrin’deydi. Dersim Kanoğlu Mahallesi’nde başlayan devrim ve sosyalizm aşkı gittiği Almanya’da hiç eksik olmadı ondan. Emekçiydi benim bacım, ne acıdır ki Emekçi Kadınlar Günü’nde, 8 Mart’ta ayrıldı; çocuklarından, bizden, sizden. Dersim’den diyemeyeceğim burada olacak bundan sonra. Can bedeni terk etse de bedenin Dersim’i terk etmesin diye alıp seni uzaklardan buraya getirdik. Bak Dersim seni uğurlamaya gelmiş” diye konuştu.

    Tunç, “Dersim’i ve devrimi seven bacım biz de seni çok sevdik. Mücadele aşkınla gurur duyduk. Seni doğup büyüdüğün topraklara, sevdalısı olduğun Dersim’e getirdik. Uğurlar olsun” diyerek sözlerini tamamladı.

    “KADIN MÜCADELESİ VEREN, YOLUNDAN VAZGEÇMEYEN NADİRE”

    Cenaze erkanında konuşan HDP Dersim Milletvekili Alican Önlü, Yoslun’un yaşama erken veda ettiğini belirterek Yoslun’un dilinden, inancından, yolundan vazgeçmediğini ekledi.

    Konuşma yapan Ana Menşure Doğan ise Dervişlerin yolunda kadın mücadelesi veren Yoslun’u anarak aileye başsağlığı verdi.

    Cemevindeki cenaze erkanının ardından Yoslun, doğup büyüdüğü Paxe Havig köyüne bağlı Tulık mezrasında sırlandı.

    Hüseyin Yaşar SEZGİN/DERSİM

  • Rayber’in torunu Doğan: Büyük dedem, Rayber’in sofrasına haram diye oturmazmış-VİDEO

    Rayber’in torunu Doğan: Büyük dedem, Rayber’in sofrasına haram diye oturmazmış-VİDEO

    PİRHA – Ailesi Dersim sürgünü olan Menşure Doğan, Seyit Rıza’nın oğlu İbrahim’in yanısıra Alişer ve Zarife’nin katledilmesinde rol oynayan Rayber’in torunu. Rayber, Seyit Rıza’nın kardeşinin oğlu. “Büyük dedem Seyid Ağa, Rayber’in sofrasına haram diye oturmazmış” diyen Menşure Doğan, aynı zamanda Seyit Rıza’nın yeğeni. Doğan, dedesi Rayber hakkında büyüklerinden duyduklarını PİRHA’ya anlattı. 

    Dersim direnişinin önderlerinden olan Alişer, devletin baş hedefleri arasındaydı. Devlet daha önceden satın aldığı Rayber’i bu arada devreye sokar. Rayber kendisini kanıtlamak ve güven oluşturmak için 15 gün boyunca direnişe katılır.

    Rayber direnişini Ağdat Tujik Dağı eteklerinde yöneten Alişer ile sık sık görüşüyordu. O bölgeyi terketmek üzere olan Alişer ve eşi Zarife, terketmeden bir gün önce, Rayber ve 8 kişi tarafından katledildi.

    Rayber, Seyit Rıza’nın oğlu İbrahim’in 1933’te Sin baskını sırasında öldürülmesinin şüphelisiydi aynı zamanda. Dolayısıyla, amcasının kendisinden bir gün mutlaka hesap soracağını bilerek yaşayan Rayber çıkış yolunu devletle işbirliği yapmakta bulmuştu. Devlet de bu zorunluluğu para ve övgülerle destekleyerek Rayber ve Zeynel Top gibilerini devletin muhbiri ve milisi haline getirmişti.

    Zeynel ve Rayber, çiftin kesik başlarını ve Alişer’e ait kitap, yazı ve şiir tomarını ve değerli eşyalarını Alpdoğan Paşa’ya teslim edip, ödüllerini aldı.

    Zeynel Top’un daha sonra devletle işbirliğinden vazgeçtiği, ancak Rayber’in göreve devam ettiği, buna rağmen 1938’de parasal anlaşmazlık sonucu devlet güçleri tarafından hem kendisinin hem de oğullarının öldürüldüğü tarihsel belgelerde yer alıyor.

    İSMİNİN TÜRKÇESİ MENŞURE, KÜRTÇE MENSUR…

    İsminin Türkçe Menşure Doğan olduğunu söyleyerek başlıyor. Kürtçe Mensur ya da Mensura olarak çağırdıklarını belirtiyor. “Bu ismi 38’de Çorum Sungurlu’da sürgüne giden annem orada tanıştığı arkadaşının ismini bana veriyor” diyor.

    Sonra dedesi Rayber’i anlatıyor Menşure Doğan. Duruşun önemine vurgu yapıyor: “Acı bakımından herkes yaşamış acısını ama duruş olarak duruş çok çelişkili. Örneğin dedem farklı bir duruşta oluyor ama son zamanda öyle oluyor, nenem daha farklı bir duruşta. Kadının duruşu önemli tabi ki toplumda. Yoksa herkes değerlidir, herkes önemlidir insanın olaylar karşısındaki, zulümler karşısındaki duruşu çok önemlidir. Zaten bu ehlibeyte düşkünlüğümüz, Kerbela’yı sürekli anmamız oradaki Hüseyni duruş diyoruz inancımızda, Hüseyin’in bir menfaat için boyun eğmemesi, doğru bildiğini savunması. Alınacaksa canım gitsin, hatta ailesi feda ediliyor. Buna rağmen itaat konusunda haksız gördüğü, zalim gördüğü bir insana itaat etmiyor. Bizim için Hüseyin’in bu duruşu önemlidir.”

    “RAYBER O DÖNEMDE AŞİRET KAVGALARI VE ZORBALIKLARININ BİR PARÇASI”

    “Kendi ailemdeki çelişki orada diyorum, ben aynı zamanda Rayber’in torunuyum. Qopo Rayber diye söyledikleri” diyen Doğan devam ediyor:

    “Tabii Rayber biraz yaptığıyla hakikaten bizim tarafımızdan da affedilmiyor. Dua ederken, rahmet okurken ‘dedemize bu çelişkide acaba affedilsin isteyelim mi? diye soruluyor.  ‘Hayır’ diyoruz. Nenem affetmemiş ise biz de affetmeyiz. Ama çok uyduruk şeyler de yükleniyor. Sanki Rayber gökten düşmüş bir canavar. Bunun bir ailesi var. Bu köyünde nasıl yaşamış? Köylüleri bunu sevmiş mi, itmiş mi? Sevmişler. Çok saygıyla bahsediyorlar hala kendi yaşadığı köyünde. Çünkü olayların bilincinde değiller. Yani tamam bir insan öldürtülmüş, Rayber’in eliyle, Rayber kazanılıyor devlet tarafından. Alişer Koçgiri’den gelen bir önder. Hem kendi milletinin okumuş aydın insanı. Hem inanç bakımından, hem etnik açıdan bu yörenin insanı. Bu toplumdan gitmeler zaten. Dersim üzerinde sayılıyor Koçgiri. O sevgisinden, o gönülden yol gösterici. O nitelikle geliyor ama devlet bunu Rayber’e nasıl gösteriyor ‘Rayber siz toplumunuzda sevilen insanlarsınız. Bu adam orada kötülükler yapmış, buraya size gelmiş ve size de sebep olacak. Koçgiri’ye sebep olmuş, Dersim’e de sebep olacak. Çünkü bu bir ajandır, devlete zarar veriyor. Sizin bu fakir fukaraya da zarar verecek. Seyit Rıza’yı ikna et bununla yoldaş olmasın’ gibisinden.

    Dedem önce Seyit Rıza’nın bir sözünü kırmaz asla. Saygısızlık yapmaz kendi amcasına. Seyit Rıza’nın ağabeyinin oğludur, Seyid Ağa’nın oğludur. Mesela hala ineğimiz bile yani bizim dönemimizin ineğidir köylüler söylerken “manga ke Rayber’ya” yani “Rayber’in ailesinin ineğidir” derler. Rayber çoktan gitmiş, kitaplar canavar olarak anlatıyor. Yaptığı hatayı kabul ediyorum aklamak için bunu söylemiyorum kesinlikle ben daha affetmemişim gönlümde. Ama önceki yaşamıyla kendini sevdiren saydıran birisi.”

    Menşure Doğan’a göre o dönemde aşiret kavgaları ve yapılan zorbalıkların bir parçası Rayber. Menşure Doğan Rayber’in o dönemde rahat yaşamanın zaafına düştüğünü kaydediyor ve ekliyor:

    “DERSİMLİLER KORUNMA AMAÇLI SİLAHLANIYORLAR”

    “Kendi olanakları buna yetmiyorsa sağa sola tabi biraz daha gözü açıklık yapıp daha refah yaşamak istiyor. Yaradılış olarak da öyle bir tipmiş. Babam da anlatırdı. Saçları, giyimi kendince öyle bir tip. Yani o dönemin ağalarından farklı bir yapı. Bunlar hakikaten bir ocak sahipleri. Bazıları da şey olarak kaydediyorlar. Seyit Rıza için bu son dönemde böyle laflar çıktı işte “tikmedir” falan “ocak sahibi değil” gibi. Oysa bunlar Şeyh Ahmed Dede Ocağı’ndan. Malatya’dan gelip yerleşiyorlar. Abasan Aşiretinin içine onların büyüğü gibi sayılıyor ama Abasanlı değildir. Aşira Babu denirdi. Ezbeta Babu denirdi. Şıx Amed’ten gelen böyle bir Rayberlik var. Laf olsun diye değil. Hakikaten Rayberlik var. İnanç yönüyle de ocak sahibi oldukları için kaç aşiretin rayberlikleri bunlarda.”

    Seyit Rıza’nın aydınlandıkça devletin onlara ne yapmaya çalıştığını anladığını ve köylerin kendini savunmak için silahlandığını söylüyor. “Ama nasıl silah öyle bir düzenli ordu gibi orduya karşı isyan edelim diye değil kendimizi koruyalım. Yani korunma amaçlı” diyor.

    İHANETİN HEDİYESİ: GRAMAFON

    Seyit Rıza’nın Atatürk’ün davetini kabul etmediğini hatırlatan Doğan, ” Dedem de Seyit Rıza için diyor ki ‘Bu kuru kafa. Buna biz uyarsak gittikçe yoksullaşacağız, hiçbir şeye sahip olamayacağız. Atatürk memleketin ağalarını, ileri gelenlerini çağırırken Diyap Ağasıdır, Mıçe Ağasıdır onlar hem mebus oluyorlar hem teklifi kabul ediyorlar. Dedem buna karşı çıkıyor. Diyorum ya paraya da zaafları var, lüks yaşama da var ve tabi ‘Neden başkası liderlik durumunda oluyor, ben geride kalayım?’ onun zaafları da var” diye belirtiyor. Atatürk’ün davetiyle gittiklerini ve onları oyaladıklarını ifade eden Doğan hediyelerle birlikte döndüklerini aktarıyor ve devam ediyor:

    “Hatta annem anlatırdı ‘biz çocuktuk, bilmezdik’ diyor. Gramafon ilk kez dedemin evinde. Hemen her şey diyebilirim o gönderilen hediyeler içerisinde. Oradaki ilk kez gördüğü şeyleri ilk kez Rayber’in evinde görüyorlar. Plakları, hoparlörleri bir ses çıkardı mı herkes önce korkarmış. Böyle hepsi birbirine duyuruyor millet bu hediyeyi görmeye geliyor. Velhasıl tabii bunlar cazip geliyor. Onun için Rayber’in neyle uğraştığının hangi ateşin içine düştüğünün farkında, bilincinde değildir. Çünkü Alişer’i önce Rayber’in evinde bir ay nenem diyor ‘biz ağırladık, misafir ettik’. Devlet ondan sonra yöneliyor. Bakıyor ki Rayber böyle şeylere düşkündür. “Rayber’i tarafımıza geçireceğiz” diyorlar. Nenem bunu fark eder etmez amcasına haber veriyor. Der ki “tanrı misafiri bir aydır buradadır.” Nenem Seyit Rıza’ya diyor ki ‘Durmadan bize paşalar gelip gidiyor. Biz bunu saklamak korumak zorundayız.’ Çünkü Rayber öyle ikna oluyor ki ‘Evet bu bize zarar veriyor. Yoksa biz paşalarla oturup kalkacağız. Paşalar çok sık geliyorlar ve Rayber’le konuşuyorlar. Seyit Rıza hemen çakıyor davayı ‘Evet demek ki Alişer için.’ Annem kendi çocukluk gözüyle Zarife hatunu da anlatır. Kibarlığını, nezaketini, sevgisini anlatır.”

    MENŞURE’NİN NENESİ…

    Menşure Doğan Nenesini ise şöyle anlatıyor:

    “Rayber’in babası Seyit Rıza’nın Ağabeyi Seyid Ağa’nın evinde 38’den çok önceleri cem tutulurmuş. Ama Rayber’in bu kelepir şeylerini duydukça onu haram kabul ediyor babası. Onun sofrasında yemez. Nenem Seyid Ağa’nın hizmetini bizzat kendi yapar. Rayber’in haramını yemez, haram kabul eder. Artık kendi taliplerine taraf gidiyor Hozat’ta Feratanlar içerisinde. Orada vefat ediyor orada kalıyor. Rayber kendi başına kalınca kendini daha rahat hissedince devletin bu paşalarıyla alış verişi de daha çoğalıyor. Nenem sadece amcası ne diyorsa ona itibar ediyor. Rayber’in kendisini inciten yanlarına çok rağbeti yoktur nenemin. Yani itici bakıyor ona. Sürekli kendi gözetiminde tutuyor ama Rayber’i. Öyle de güçlü bir kişiliği vardır. Köydeki köylülerin üzerinde de önemli bir saygınlığı var nenemin. Rayber’i atarlar nenemi atmazlar. Çünkü nenem 120 yıl yaşadı. Benimle yaşadı, çocukluğumuz onun kucağında geçmiş. Fakir fukara anası diye bahsederlerdi. Çünkü 12 ocağın insanları üç ay boyunca bu canın evinde kalıyor, hizmetini o yapıyor. O kadar çelişkili Rayber’le.”

    (HABER MERKEZİ)

     

  • O acı Dersim unutulmasın; bebeğini göğsünde boğan anneler var-VİDEO

    O acı Dersim unutulmasın; bebeğini göğsünde boğan anneler var-VİDEO

    PİRHA – Dersim’de bir söz vardır ‘Dersim’de her meşenin altında bir Rızo (Seyit Rıza) vardır. Asılsalar da yok edilseler de meşeler bitmez. Kökünü öyle bir geniş alana yayar ki yok olması imkânsız. 15 Kasım 1938’de Seyit Rıza düşerken esaretin ağına, yüreğinde ölümün korkusu değil ihanetin acısı vardı. Seyit Rıza’nın idamı ile Dersim’de 38’de Laç Deresi kahramanı kadınlar ile buluşmak, başı dik Halvori’de toprağa kefensiz düşenleri anmak…  

    Haberin Videosu

    Uçurumlar ile yarenlik yapan onurlu Dersim kadınlarının, ana rahminde süngülenmiş, yaşama merhaba diyememiş bebeklerin ağıtlarını anlatıyor bize Menşura Doğan. Menşura Doğan Seyit Rıza’nın yeğeni Rayber’in torunu. 38’i birebir yaşayan ninesinden dinlediği kadarıyla şöyle anlatıyor bize:

    HER TÜRLÜ KÖTÜLÜK YAPILIYOR KADINLARA 

    “Kadının bebeği var ağlıyor, gidecek yerleri yok. Dağlara sığınmışlar. Hani bunların silahı? Bebeğiyle, çoluk çocuğuyla dağlara kaçıyorlar. Tabi bunları koruyacak iki tane erkek eli silah tutacaksa elbette ki savaşacak. Ama onlara ulaşamıyorlar ki silahlı kişi gelsin bizi korusun diye. Derelerde boğuluyorlar, orada öldürülüyorlar, kayalardan atılıyorlar. Kötülüklere uğruyorlar. Her türlü çirkin kötülük yapılıyor kadınlara.

    “BİZ ZALİMLİK YAPMAYALIM”

    Dersim Katliamı’na ilişkin nasihatlar veren Nenem şöyle diyordu: Anne kurban, yabancılarla evlenmeyin. Haşa bu sonradan olanlara kastımız yok, biz onlar için öldürelim demiyoruz. Hak, zalimlik yapmayı bize nasip etmesin, biz zalimlik yapmayalım. Tamam, bunların suçu yok, dedeleri, babaları yapmış ama bu ‘acı Dersim’ unutulmasın.

    İNSANLAR KURTULSUN DİYE ÇOCUĞUNU FEDA EDEN ANNELER

    Bu acılar unutulmasın çünkü ölülerimize kast edilmiş. Küçük bebekleriyle dağlara sığınanlara. Hatta bazen bebekli olanlar ayrı bir yere girsin diyorlar, köylüler çoluk çocuk masum mazlum insanlar hepsi bir arada. Çocuklar ağlamasın diye anneler göğüslerine bastırıyor çocukların sesini; asker duyarsa bize yönelir diye. Oradakiler ‘başka bir yerlere gitsinler’ deseler de yine de kıyamıyorlar bebeklidir diye. Kadın bebeğiyle gidiyor ama bebeğini feda edebiliyor. Bebeğini göğsünde boğan anneler var. O bir katil anne olamaz. O, o insanlar kurtulsun diye çocuğunu feda ediyor.

    Kaç tane kadın… Bir değil iki değil. Hani asker geçiyor ya, bakıyor o kadar köylüsünü öldürecekler bebeğini göğsünde boğuyor. Kurtuluş yok öldürüyorlar. Dersimin dağı, taşı, talan viran!

    Rohat EMEKÇİ-Suay ABAK

    DERSİM